Türk Milli-Kimliğinin İnşası ve Ulusal
Cemaat İçinde Alevi-Yurttaşın Müphem
Konumu
Kazım Ateş
Özet: Erken Cumhuriyet dönemi Türk milliyetçiliği, farklı etnik grupların irade beyanıyla ve yurttaşlık bağıyla oluşturdukları “politik-sivik” bir ulus kavrayışına sahip değildir. Bu kavrayışa göre, zaten bir Türk etnik grubu vardır. Bu grup, romantik özellikler (organik cemaat, otantik kültür, kültürel birlik vs) atfedilerek inşa edilmiş bir etno-kültürel kimliğe işaret eder. Dolayısıyla yurttaş olmanın koşulu “Türk dili ve kültürüne” sahip ya da dahil olmaktır. Ayrıca, etno-kültürel karakterin baskın olduğu anlayış dolayısıyla, yurttaş olmanız, Türk olmanız için yeterli değildir çünkü Türklük, tarihsel bir inşa değil, siyasal kimliği aşan, “doğal” bir kategoridir. Ancak, Aleviler söz konusu olduğunda durum karmaşık bir hal almaktadır. Etno-romantik bir milliyetçi tarih yazımı çerçevesinde, Türk milliyetçi seçkinleri (Baha Sait Bey, Fuad Köprülü, Y. Ziya Yörükan, Hasan Reşit Tankut gibi), bir yandan, “öz Türk” olarak ele aldıkları, otantik Türk kültürü ve dilinin taşıyıcısı saydıkları Alevileri, ulusal cemaate ve dolayısıyla Türk yurttaşlığına çağırmıştır. Diğer yandan, Alevileri homojen Türk etno-kültürel cemaatini bozacak, sadakatleri şüpheli “heretikler” olarak görmeye devam etmiş ve etnik ve dinsel Alevi kimliğini dışlamışlardır. Dolayısıyla, kimlikleri kamusal alandan dışlanan Aleviler, kararsız ve müphem bir yurttaşlık konumu içinde bırakılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Milliyetçilik, Yurttaşlık, Etno-romantik Türk yurttaşlığı, Aleviler.
GERİ