Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 4. Yasama Yılı
55. Birleşim 26/Ocak /2006 Perşembe

 

Formun Üstü

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati:15.08

26 Ocak 2006 Perşembe

BAŞKAN: Başkanvekili Ali DİNÇER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli)

------------0-------------

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55 inci Birleşimini açıyorum.

Y O K L A M A

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için 3 dakika süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin, oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini…

MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) - Sayın Başkan, yollar karlı, süreyi 5 dakika yapamaz mısınız?

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Dün dündür, bugün bugündür. Ne olacak kardeşim, gelen gelsin; nasıl geliyorsun sen?!

MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) - Çok kar var.

BAŞKAN - Tamam, tamam…

Yoklama için verdiğimiz süreyi 5 dakika olarak kararlaştırıyoruz.

Yoklama için 5 dakika süre vereceğim. Tekrar uyarıyorum, elektronik cihazla yapacağımız yoklamada süre 5 dakika.

Sayın milletvekillerinin, oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını, görevli personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, Osmanlı Devletinin Kuruluşunun 707 nci Yıldönümü münasebetiyle söz isteyen, Kütahya Milletvekili Alaettin Güven'e aittir.

Buyurun Sayın Güven. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

Arkadaşlar, aranızda konuşmayı bırakıp, hatip arkadaşımızı dinleyelim.

ALAETTİN GÜVEN (Kütahya) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; birkaç çadır, birkaç otağıdan beyliğe, beylikten devlete, devletten imparatorluğa ulaşan, Ertuğrul Gazi'nin annesi Hayma Ananın metfun bulunduğu…

BAŞKAN - Alaettin Bey bir dakika.

Arkadaşlar, lütfen yerlerinize oturalım, sükuneti temin edelim, arkadaşı dinleyelim.

Buyurun devam edin.

ALAETTİN GÜVEN (Devamla) -… "kuruluş ve kurtuluş kenti" diye adlandırdığımız Kütahya'nın Domaniç yaylalarında ve Bilecik'in Söğüt İlçesinde temeli atılan Osmanlı Devletinin, 27 Ocak 1299 tarihinde kuruluşunun 707 nci Yıldönümün münasebetiyle gündemdışı söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Meclisimizi ve yüce milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; tarihimize baktığımızda, dünya tarihi içinde çok önemli bir yere sahip olduğunu görürüz. Bu önemin kaynağının, dünyada devlet kurmuş ve bugün de çeşitli adlar altında devam etmekte olan birçok devletin tarihiyle çakışmış olmasından ileri geldiğini tespit etmek zor olmasa gerektir; çünkü, Türkler, farklı coğrafyalarda, farklı isimlerle devletler kurmuşlar, çağdaşları olan millet ve devletlerle siyasî ve kültürel ilişkilerde bulunarak onları etkilemişler ve onlardan etkilenmişlerdir.

Türklerin Anadolu'yla tanışmaları 5 inci Yüzyıla uzanmakla birlikte, köklü ve sürekli kalmak için gelmeleri 11 inci Yüzyıldadır. Selçuklular ve ardından kurulan Osmanlı Devleti, dünya tarihini etkilemiş en önemli olaylardan biri olup, Türkiye Selçukluları, Osmanlı Devletinin kuruluş zeminini hazırlama görevini yerine getirmişlerdir.

Osmanlı Devletinin kurulması, Rumeli'ye geçişleri, İstanbul'u alarak Doğu Romaya son vermeleri, Hıristiyan dünyasının yeni bir biçim ve anlam kazanmasına, coğrafî keşiflerin gerçekleşmesine, bir anlamda, Avrupa'nın Avrupa olmasına büyük katkı sağlamıştır.

1


Osmanlı arşivlerinde araştırma yapan yabancı araştırmacıların en çok dikkatini çeken konuların başında, Osmanlıların idarî yapısı ve yerel yönetimi ilk sırayı almaktadır. Özellikle bünyelerinde birden fazla etnik grup barındıran ülkeler, farklı din, dil ve kültüre sahip onlarca milleti, dış müdahaleler dönemine kadar barış içinde idare etmiş Osmanlı Devletini incelemek gereğini duymaktadırlar.

2006 yılında 707 nci yılını idrak ettiğimiz Osmanlı Devletinin varisi olarak bizlerin, 624 yıllık bir tecrübeyi gözardı etmeden faydalanmamız gerektiği bir kez daha vurgulanmaktadır; çünkü, tarih, milletlerin hafızasıdır, şuurudur. Milletler, tecrübelerinden faydalanarak yeni oluşumları programlamadıkları ve geleceğe yönelik yorum yapmadıkları takdirde, tarihin öznesi olmaktan çıkar nesnesi haline gelirler. Uluslararası siyasette 600 yıla damgasını vuran Osmanlı Devletinde bazı uygulamalar ve meydana gelen olaylar çeşitli spekülasyonlara yol açmıştır; kimi zaman ideolojik kimi zaman savunmacı bir biçimde kimi kesimler tarafından Osmanlılar hakkında kurtulunması gereken bir devlet ve tarih olarak değerlendirmeler yapılmıştır. Bütün bunlara karşılık, Osmanlı tarihi, iyi tarafıyla noksan tarafıyla, en başından en sonuna kadar bizimdir, bizim tarihimizdir, millet olarak bizim hafızamızdır.

Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Osmanlı Devletinin 624 yıllık bir ömre sahip olmasında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlayalım lütfen.

ALAETTİN GÜVEN (Devamla) - … aslî unsur olan Türklerle birlikte gayrîtürk ve gayrîmüslim olan nüfusun da önemli bir yeri olduğu muhakkaktır. Osmanlılar, mensup oldukları dinden olmayan pek de azımsanmayacak bu topluluğa uyguladıkları hukuk ve hoşgörülü yönetimle, beklendiğinden daha fazla genişleme imkânı bulmuşlardır. Nitekim, İspanya'da baskı altında kalan Yahudilerin Osmanlı topraklarına getirtilerek koruma altına alınması ve yerleştirilmesi, devletin farklı din ve kültürlere saygısını ve güçlü bir devlete mensup olmanın avantajını göstermiştir. Bunun sonucunda devlete olan bağlılık artmıştır. Devlete olan bağlılığı sağlayan esasların başında gelen insana insan olduğu için değer veren anlayıştır. Osmanlı Devletinin manevî mimarı olan Şeyh Edebali'nin Osman Gazi'ye "Ey oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz; şunu da unutma: İnsanı yaşat ki devlet yaşasın; insanı yücelt ki devlet yücelsin"

vasiyetiyle, devleti yönetenlerin beyinlerine, tarihin derinliklerinden gelen bir devlet felsefesini dantel dantel örmüş ve nakşetmiştir.

Fatih Sultan Mehmet de, İstanbul'u aldıktan sonra Ayasofya Vakfiyesinin hemen başına "kainatın özü insandır, bu vakfım insanlar içindir" demek suretiyle, insana verilen değer felsefesini sürdürmüştür.

Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Osmanlı Devleti 6 asır dünya siyasetine yön vermiş, insanlık tarihine önemli katkılarda bulunmuş, hükmettiği sahalarda Osmanlı barışını tesis etmiş bir devlettir. Bu barışı sürekli gündemde tutan Osmanlı, insana insanca muamele ederek, hoşgörüsü, tahammülü ve saygısıyla üç kıtaya hükmeden bir dünya devleti olmuştur. Çağın karanlığı içinde kalmış devletlerin, farklı dinler bir yana aynı dinden olanlara yaklaşımına karşı, İkinci Abdülhamit'in kurduğu darülacezede, camiyi, kiliseyi ve havrayı sırt sırta getiren bu anlayış ve uygulama ve insanı insan olarak gören, bunu adalet anlayışına ve hukuka da yansıtan mantık, Osmanlı Devletini, bugün bir barut fıçısı konumunda bulunan Balkanlarda, Kafkasya'da, Ortadoğu'da, beşyüz yıl barışı tesis etmesine sebep olmuş ve büyük devlet yapmıştır.

Şurası unutulmamalıdır ki, Osmanlı Devleti gibi zamanın süper devleti olan, insanlığa büyük hizmetler yapmış, dünya kültür ve medeniyetine önemli katkılarda bulunmuş, çağı açmış ve kapamış bir devlete sahip olmanın gururunu duymak, onun hafıza ve deneyimlerinden yararlanmak bize bir borçtur diye düşünüyorum.

Bize bu toprakları kazandırmış ve vatan yapmış ecdadımızı da bu vesileyle rahmetle anmak ve onlara layık olmak şuurunu taşımalıyız kanaatlerimi sizlerle paylaşırken, Âşık Paşazade'nin Osman Beye:

"Hidayet menzili nimet senindir,

Ezelî ta ebed devlet senindir,

Dualar, nesline erden senindir,

Döşenen sofralar, davet senindir,

Nesep ve nesil ile burhan senindir"

seslenişiyle sözlerime son veriyor; Yüce Meclisimizi ve Yüce Milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Gündemdışı ikinci söz, alternatif enerji kaynaklarıyla ilgili söz isteyen, İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü'ye aittir.

2


Buyurun Sayın Ülkü.

HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; alternatif enerji kaynakları ya da diğer bir tanımla yenilenebilir enerji kaynakları, güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi, su gücü içinde hidroelektrik enerji, jeotermal enerji, dalga enerjisi diye tanımlanabilir. Hatta buna, biyokütle enerjisini de ekleyebiliriz.

Bugün, yaygın olarak kullanılan petrol, doğalgaz ve kömür gibi fosil kaynaklara göre yenilenebilir enerji kaynaklarının sürdürülebilir, temiz, tükenmeyen, yerli ve ucuz olması dolayısıyla tüm dünyada üzerinde önemle durulmakta ve yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır.

Gelişmiş ülkeler için, yenilenebilir enerji kaynakları bir alternatif olmaktan çıkmış ve başlıca kaynaklar içinde yerini almıştır. Avrupa Birliğinin enerji politikalarının temel hedefleri içinde bu kaynaklardan elde edilen enerji miktarı 2010 yılında yüzde 22'ye çıkarılması amaçlanmaktadır.

Bu yıl, ülkemizde, 150 milyar kilovat elektrik üretimi yapılacağı tahmin edilmektedir; oysa, sırf hidroelektrik teknik potansiyelimiz 216 milyar kilovattır. Sadece rüzgâr enerjisinin teknik potansiyeli 83 000 megavat bulunmaktadır. Dünyada 7 nci sırada yer aldığımız jeotermal potansiyelimiz açısından ise, toplam elektrik enerjisi ihtiyacının ancak yüzde 5'ini, ısıtmada ise enerji ihtiyacının yüzde 30'unu karşılayabilecek kapasiteye sahibiz. Fakat, ne yazık ki, ülkemizde jeotermal kaynak potansiyelimizin yüzde 96'sı, rüzgârda 10 000 megavat olan ekonomik potansiyelimizin neredeyse tamamı, hidroelektrik kaynaklı 127 milyar kilovat enerji potansiyelimizin yüzde 57'si, sınırsız bir enerji kaynağı olan ve ülkemizin her bölgesinin sahip olduğu güneş enerjisi hiç kullanılmamaktadır. Bunun yerine, ülkemizde iktidar, gelecek kuşaklara karşı büyük bir ihanet içinde, vanası başkasının elinde, teknolojisi başkasının elinde bulunan doğalgaz ve nükleer enerjiden söz etmektedir. Yenilenebilir enerjiye gerekli yatırımlar yapılmamakta; devlet bu alanda hiçbir yatırım yapmadığı gibi, bu alanın tamamıyla özel sektöre bırakılmasını özellikle sağlamaktadır. Özel sektöre ise yenilenebilir enerji türlerinde ayrı ayrı sınıflandırma ve potansiyellere bakmadan, 5,5 sentten alım garantisi vererek kredi bulmayı ve kârlılığı engelleyen bir uygulamaya gitmektedir. Soner Aksoy arkadaşımız, Yenilenebilir Enerji Kanunundan sonra, ülke elektriğinin ¼'ünü karşılayacak bir yatırım talebi geldiğini söylüyor; ama, bunlar, sadece hidroelektrik üretime yönelik, yani, su enerjisine yöneliktir.

Bu arada, değerli arkadaşlar, enerji tarikatı gibi çalışan enerji lobilerini de unutmamak gerekiyor. Ülkemizde, 2005 yılı ilk sekiz ayı itibariyle, elektrik üretiminin yüzde 43,5'u ithal doğalgazdan, yüzde 6'sı ithal kömürden, yüzde 26'sı da diğer kaynaklardan üretilmektedir. Hidroelektrik ve hidrolik kaynakların oranı ise yüzde 25 civarındadır. Ülkemiz, elektrik üretiminde, doğalgazı satın aldığı Rusya'dan bile daha yüksek oranda doğalgaz kullanmaktadır. Tamamen yurt dışına bağımlı olduğumuz doğalgazın 1985 yılında yüzde 1 bile olmayan elektrik üretimindeki payının hızla yükselmesi enerjide dışa bağımlılığımızı daha da arttıracak, ortaya çıkabilecek muhtemel bir küresel enerji krizinde, tıpkı bugünlerde olduğu gibi, çok büyük yaralar almasına neden olacaktır. Nitekim, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Hilmi Güler de, yazılı bir sorumuza, önergeme vermiş olduğu cevapta, ülkemizin bugün yüzde 72 oranında enerjide dışa bağımlı olduğunu belirtmiştir. Sayın Bakan bu cevabın hemen ardından ise bu durumun bir ülke için büyük bir risk olduğunu belirterek, nükleer santrallar kurarak enerjide çeşitlilik yaratılmasının gereğinden söz etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlayalım lütfen.

HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Nitekim, Bakanlığın geleceğe dönük hedefleri içinde enerji ihtiyacımızın yüzde 20'sinin nükleer santrallardan sağlanması yer almaktadır. Bakanlığın bu öngörüleri, geleceğimizi karartmaya yönelik bir uygulama olacaktır; çünkü, bu, önce yoksulun üstünün yırtılması, sonra da borçla üst baş aldırması gibi bir durumdur. Oysa, Anadolu'da bir söz vardır; "yoksulu döv, ama, üstünü yırtma" derler; çünkü, dayağın acısı bir süre sonra geçer; ama, yırtılan üstün başın yenisini almak kolay değildir. Kaldı ki, doğalgaz konusunda karalar bağlayacak kadar çaresiz ve alternatifsiz de değiliz.

Bildiğiniz gibi, BOTAŞ'ın Marmara Ereğlisinde bir LNG tesisi var. LNG, bildiğimiz doğalgazın eksi 163 derecede soğutulup sıvı hale getirilmesiyle elde ediliyor. Bu tesisin kapasitesi yılda 5 milyar metreküp gaz üretecek büyüklüktedir. Cezayir ve Nijerya'dan gelen gemilerle, LNG, buradan gaza dönüştürülerek doğalgaz boru hattına basılmaktadır. Bunun yanında, İzmir'de Aliağa'da rafinerinin yanı başında, Ege Gaz adlı bir şirket, yılda 10 milyar metreküp doğalgazı ulusal boru hattına basabilecek kapasitede bir LNG terminali inşa etti. Bu tesis, BOTAŞ'ın Marmara Ereğlisindeki tesisin iki katı büyüklüğünde; fakat, üç yıl önce tamamlanan tesiste gaz üretilemiyor; çünkü, iktidar izin vermiyor.

3


BAŞKAN - Sayın Ülkü, toparlayalım lütfen.

HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Bitiyor efendim, teşekkür ediyorum.

İzin çıktığı gün, değişik alanlarda, değişik yerlerdeki satıcıların en ucuz fiyatı vereniyle anlaşma yapılacak, yılda 100 gemi LNG o civara getirilecek, doğalgaz üretilecek ve boru hattına 10 milyar metreküp doğalgaz basılacağından dolayı, şimdiki sıkıntı yaşanmayacaktır ve dolayısıyla, doğalgaz piyasasında özel sektörün hâkimiyetine kapı açılacak, bir yandan da, BOTAŞ'ın yüksek maliyeti de ortaya çıkacaktır. Belki de, bunun ortaya çıkmaması yönünde özel bir gayret sarf ediliyor olabilir.

Değerli arkadaşlar, Sayın Başkanım müsaade ederse, 1 dakikanızı daha almak istiyorum. Bugün, güneşle hiçbir ilgisi olmayan kuzey ülkelerinde güneş enerjisi panelleri çoğaltılırken, rüzgârla ilgisi olmayan ülkelerde rüzgâr enerjisine yönelik birçok parça üretilirken, ülkemizde, hem rüzgâr tarlaları çok büyük oranlarda varken hem de günün aşağı yukarı on saati güneş olan yerde güneşten ve rüzgârdan yararlanılmamasının, doğrusunu söylemek gerekirse, nedenini anlamakta güçlük çekiyorum.

Bir başka nedenini anlamadığım konu da, jeotermal enerjiyle ilgili Türkiye'de yeteri kadar lobi oluşturulamadığından dolayı ithal doğalgaza yönelik çalışmalar hızlandırılırken jeotermal enerjinin bulunduğu alanlarda yönetmelik olmasına rağmen, bu yönetmelikler atlanarak doğalgaz kullanılmakta ya da kullanılmaya mecbur edilmekte; ama, jeotermal enerji bir tarafa bırakılarak o alanda da bize zoraki döviz ödettirilmektedir. Bütün bunların önüne geçilebilmesi için, yeniden bu anlamda politikalar üretilmelidir diye düşünüyorum.

Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Sayın Başkana tolerans tanıdığı için teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Hükümet adına Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Hilmi Güler, biraz önceki gündemdışı konuşma için söz istedi.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bana bu konuşmayı yapma fırsatını sağladığı için de İzmir Milletvekili Sayın Hakkı Ülkü'ye teşekkürlerimi sunuyorum.

Şimdi, yenilenebilir enerji konusunda gerçekten güzel şeyler yapıyoruz ve bu yaptığımız çalışmaları da anlatma fırsatı tam olmadı. Bu bakımdan, Sayın Hakkı Ülkü'ye zamanlaması bakımından da teşekkür ediyorum; çünkü, doğalgaz konusunda da, dışa bağımlı bir yakıt olan doğalgaz konusunda da ülkemizin karşılaştığı durumla da bu denk düşüyor.

Önce şunu ifade edeyim: Biraz önce Sayın Ülkü birkaç kere anlayamadığı şeyleri ifade etmişti. Onların başında -sondan başlayarak söyleyeyim- nükleer enerjidir. Nükleer enerjiyi Anamuhalefet Partimizin Genel Başkanı da istemektedir; yani, kendi Genel Başkanı da nükleer enerji istemektedir. Herhalde, belki, onu da anlamakta zorluk çektiğini tahmin ediyorum; çünkü, kendisi de, yine, yakında, geçtiğimiz hafta bir yayın organına verdiği demeçte de bunu ifade ediyor, yıllar önce de benzer şeyleri vardı. Bu, memnuniyet verici bir şey; çünkü, akıl için yol bir.

Yenilenebilir enerjiye gelince… Aslında çok iyi şeyler yaptığımızı söyleyerek sözüme başlamak istiyorum; çünkü, en başta rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi olmak üzere yenilenebilir enerji yasasını çıkarmak hepimize kısmet oldu hem sizlere hem bizlere. Bu yasayı, biliyorsunuz, epey uğraştan sonra çıkarabildik ve bundan dolayı da büyük bir müracaat var. Bu müracaatlar hem su konusunda, hidrolik enerji konusunda hem de rüzgâr enerjisi konusunda, 500'e yakın müracaat var ve şu anda, herkes, Devlet Su İşlerinin ve Elektrik İşleri Etüt İdaresinin dışında, dağ taş, dere tepe bu suları araştırıyor, rüzgâr kaynaklarını tespit ediyor ve biz de bakanlık olarak, Elektrik İşleri Etüt İdaresi ve Devlet Su İşleriyle birlikte buna yardımcı oluyoruz ve rüzgâr haritalarını çıkardık bununla ilgili olarak. Rüzgâr haritalarını çıkarmakla kalmadık, ayrıca, arazilerin tiplerini, türlerini de tespit ettik. Kamuya mı aittir, sahibi kimdir, nerelerinde ne var, özellikleri nedir; hepsini tespit ettik ve yatırımcıların hizmetine amade kıldık. Bu bakımdan, rüzgâr enerjisi konusunda da güzel çalışmalar var; hem yerli hem yabancı yatırımcılar bunun peşindeler; iki tanesi de inşaata başladı Ege Bölgesinde. Ayrıca, Bozcaada'da büyük bir potansiyel var, Bandırma da aynı şekilde, İskenderun da aynı şekilde.

Sayın milletvekilimizin ben özellikle dikkatine sunuyorum. Buradaki sınırlı zamanımızda anlatma fırsatını yeterince bulamayabilirim; ben bu konuşmanın dışında da kendisini aydınlatmaya hazırım.

Diğer taraftan, jeotermal enerji konusunda geçen gün bir basın toplantısıyla MTA'nın hazırladığı Türkiye'nin jeotermal haritasını açıkladık. Bu bir devrimdir aslında; çünkü, Türkiye'nin altında bir soba var. Bu sobayı yeterince kullanmıyoruz; ancak, birkaç yerde -İzmir Balçova dahil olmak üzere- bundan faydalanılıyor. Şu anda biz bu yeraltındaki sobayı kullanıma sunmak üzere basın toplantısında izah ettik, 21 sahanın da ruhsatıyla beraber ihaleye çıkma hazırlığını yaptık.

HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Yasası yok. Yasayı bir türlü çıkarmıyorsunuz!

4


ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Çok yüksek, 100 derecenin üzerinde olanları elektrik üretmekte kullanacağız; sıcaklık düştükçe termal turizm yapmakta kullanacağız; daha da düştükçe, evlerin ve seraların ısıtılmasında kullanacağız ve suyu da ziyan etmemek niyetindeyiz; bunu reenjeksiyonla suyu tekrar yeraltına göndererek, tabiri caizce yeraltındaki sobada bunu ısıtmayı düşünüyoruz. Bunu yine değerli milletvekilimizin dikkatine sunmak istiyorum. Bu, devrim niteliğindeki haritayı ve MTA'nın yaptığı -şu kalınlıktaki- envanteri de yine bilgilerine sunmak isterim. İstedikleri anda bunu MTA'dan temin edebilirler. Arzu ediyorlarsa yatırım yapmak konusunda da biz onlara aynı şekilde yardımcı olabiliriz.

Bunun dışında, hidrolik enerjide çok büyük bir patlama var; 500'e yakın müracaat var. Bunları Devlet Su İşleri değerlendiriyor ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu da buna lisansını veriyor. Yeşil enerji olarak, kıymetli enerji olarak fiyatı da bunun yüksek, aynı zamanda saat farkından dolayı da Avrupa'ya satma imkânımız da var. Bunları da rakamlarıyla sizlere ifade edebilirim. Bu noktada da büyük bir avantaj sağladık.

Bir başka çalışmamız güneş enerjisi konusunda. Güneş enerjisinde güneş sobaları yaptık. Bu çok önemli. 100 adet şu anda hazır elimizde, Elektrik İşleri Etüt İdaresinde güneş sobası… Güneş sobalarını biz Anadolu'nun belli yerlerine göndermeyi düşünüyoruz. Mesela, bir köy meydanını düşünün, bu güneş sobasını oraya kurduğumuz takdirde, ki, MTA'da şu anda enerji parkı kurduk, orada bir tane örneği var ve orada köfte pişirdik, çay demledik, pilav pişirdik orada güneş enerjisiyle… Meydana koyuyorsunuz bunu. Şu çapta bir güneş sobası bu. Güneş enerjisini alıyor, belli bir noktaya odaklıyor. Bir de oraya bir sacayağı koyuyorsunuz, tencerenizi de koyuyorsunuz, güneş enerjisi olduğu sürece sıcak suyunuzu da alıyorsunuz. İster banyo yapın, ister yemek yapın. Bunlar da güneş enerjisinde kullandığımız kaynaklar. 100 tane… Fiyatını da söyleyeyim, 300 YTL. Almak isteyene de, şimdi, hemen burada pazarlayabiliriz.

Yani, böyle şeyler yapıyoruz; ama, dediğim gibi biz bunları anlatmayı beceremediğimiz için, yaptığımız işleri söze çevirmekte zorluk çekiyoruz. Sözü işe çeviriyoruz da, işi söze çevirmekte biraz zorluk çekiyoruz. Bunlar da…

YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) - Sayın Bakanım, Şanlıurfa'da falan… Çok güzel yani…

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Şanlıurfa'da verebiliriz… Yani, şöyle bir düşünce var, mesela, Erzurum'a herkes soğuk diyor. Doğru, soğuk; ama, güneş enerjisi bakımından da yılda 200 gün güneş var, bulutsuz. Soğuk olması önemli değil, güneşin olması önemli. Mesela, güneşli ısıtıcılar bakımından Erzurum ideal bir yer ve bu noktada da, Türkiye'de güneş kolektörleri konusunda, biz, Avrupa'da birinci durumdayız. Yani, bunu da memnuniyetle ifade edip, bunu da gene milletvekilimizin dikkatine sunuyorum.

Yani, kısacası, güzel şeyler yapıyoruz. Yani, bu yaptığımız çalışmalar içinde, mesela, rüzgârla ilgili olarak, halihazırda 21,2 megavatlık kurulu güç işletmede. Bunun yanında toplam 1 460 megavatlık kurulu güce sahip 39 proje için lisans alınmış. 2 750 megavatlık başvuru da değerlendirme aşamasında; bu, elektrik üretmek üzere rüzgârda.

Onun dışında, jeotermal enerjiyle ilgili rakam vereyim. Burada da, biz, Avrupa'da birinciyiz, dünyada yedinciyiz jeotermalde ve bunun da 200 derece alt sıcaklık sınırı kabul edilen toplam 1 000 dolayında sıcak ve mineralli su kaynağının varlığıyla ülkemiz Avrupa'da birinci durumdadır. Haritasını çıkardık…

HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Su akar Türk bakar; o da var ne yazık ki!

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Bakmıyoruz şimdi sayın milletvekilim, bakmıyoruz; yani, bu, memnuniyet verici bir şey.

HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Yasası yok efendim, daha yasası yok!

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - En azından biz bakmıyoruz; yani, bakın…

HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Jeotermalin yasası yok!

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Yok, jeotermal yasa tasarısını gönderdik buraya. Dolayısıyla, yasalaşacak.

Yenilenebilir enerjiyi çıkardık biliyorsunuz, petrol piyasasını çıkardık, diğerlerini çıkardık; fakat, doğalgazı tartışmaktan bunları ifade edemiyoruz. Doğalgazda da size şunu tekrar söyleyeyim; doğalgazda, biz, Mavi Akım dahil hepsini düşürdük; hem miktarını düşürdük hem fiyatını düşürdük; fakat, bilip de bilmezlikten gelenler, anlayıp da anlamazlıktan gelenler, menfaatına dokunanlar veya işbirliği halinde bazı şeylerle olanlar, bunu, maalesef, bu kadar basın toplantısı yaptığım halde, bu kadar açıkladığım halde, anlamamaktan veya anlamaz görünmekten demek ki bir şey umuyorlar ve biz, burada, arı kovanına çomak sokmadık sadece, arı kovanını aldık, baş aşağı çevirdik.

Bakınız, bu doğalgazda, bunu bilin; yani, bunu, lütfen… Ben size diyorum; bunu ben size saatlerce anlatmaya hazırım; bunları düzelttik biz. Eğer bunları düzeltmemiş olsaydık, bu indirimleri almamış olsaydık, şu artan petrol fiyatları karşısında halimiz duman olurdu. Bakın, neler yapılmış,

5


bakın… Biz, kucağımızda bulunan bir çocuğun hesabını veriyoruz. Bazen bu çocuk elimizi de ıslatıyor, bunu da temizliyoruz; fakat, size şunu söyleyeyim; Rusya'dan aldığımız gazı…

BAŞKAN - Sayın Bakan, mikrofona doğru konuşun ve Genel Kurula…

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Evet, tamam. Şöyle söyleyeyim; sayın milletvekilim söz attığı için söylüyorum.

BAŞKAN - Şöyle tüm Genel Kurulu karşınıza alarak, mikrofona…

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Tamam Sayın Başkanım.

Şimdi, burada, daha evvelden, bu doğalgazın parasını fındık, fıstıkla, narenciyeyle, mühendislik hizmetleriyle ödüyormuşuz. Offseti kaldırmışlar, offset kalkmış. Yani, bu doğalgazın parasını, biz, kendi ürünlerimizle ve hizmetlerimizle ödüyormuşuz, bu kalkmış. Onun dışında "al ya da öde" diye bahsettiğimiz miktarı güzel güzel ödemişiz; ama, karşı taraf eksik verdiği zaman, hesabını sormamışız. Bugün, doğalgazda içinde bulunduğumuz durumun sebebi budur.

Şimdi, biz, bu gazın parasını ödüyoruz; bunun da üzerimizdeki 40 milyar metreküplük kısmını sildirdik. Sildirdiğimiz için de üzerimizden bu yük kalktığı için, biz, kömür ve su santrallarına ağırlık verdik. Bugün, mesela, biz, şu doğalgaz sıkıntısından dolayı, İran'ın ve batıdan, Rusya'dan gelen gazın, Ukrayna üzerinden gelen gazın 20 000 000 metreküpünü elektrik üretmekte kullanırken, bunu durdurduk, bunun yerine kömür santrallarına, barajlara ağırlık verdik. Bu, bizim başarımızdır. Biz, bu krizi yönettik.

MEHMET IŞIK (Giresun) - Doğalgazı kaça alıyoruz Sayın Bakan?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Doğalgazda da… Sayın Başkan, sizlere de ifade edeyim. Bakınız, bunun karşılığında, anlaşmaya madde koymamışlar. Yani, eksik ödenirse veya gaz gelmezse veya kötü kompozisyonda gelirse, karşılığında hiçbir şey almamışız, bu iki.

Üçüncüsü, farklı fiyatlardan almışız, pahalı almışız. Bunun fiyatlarını düşürdük, Mavi Akım dahil. Mavi Akımı yükseltmedik; fakat, menfaatına dokunanlar "arttı" diyorlar. Bunun rakamlarıyla beraber ispatını yaptık. Biz, düzeltilmiş formüldeki fiyatı üçünde birden aşağıya çekerek, büyük bir avantaj sağladık; ama, bunu yaptığımız zaman, bunu yaptığımız için…

MEHMET IŞIK (Giresun) - Kaça alıyoruz Sayın Bakan?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Bakınız, burada da şunu ifade edeyim: Bu anlaşmaların fiyatını açıkladığımız zaman… Şu anda, biz, İran'la tahkim halindeyiz.

MEHMET IŞIK (Giresun) - Rusya açıklıyor!..

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Hayır, hayır… Bakın, bakın… Ama, sözüme lütfen dikkat edin.

İran'la tahkim halindeyiz. Fiyatımızı söylediğimiz zaman, ondan indirim almak için, biz uğraşıyoruz. Öbürünü açıkladığımız zaman, bu sefer Ruslardan alamama durumumuz var; ama, ben, gelin, sizin kulağınıza bunu fısıldayayım, söyleyeyim. Yani, milletten de sakladığımız için değil. Bunu, zamanında, yapanlar gizli yapmış; hesabı onlara sorun. Hesabı onlara sorun, deyin ki…

İSMET ATALAY (İstanbul) - Onlar yargılanıyorlar…

MEHMET IŞIK (Giresun) - Onlar hesabını verdiler…

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Offsetle bunun parası fındık, fıstıkla, narenciyeyle, gıda maddeleriyle ödenirken, niye bunu siz affettiniz, kaldırdınız diye, bunun hesabını onlara sorun,bana sormayın. Biz bunu düzeltmeye çalışıyoruz.

HALİL ÜNLÜTEPE (Afyon)- Siz sorumlusunuz; sorumlu bakan sizsiniz.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla)- İkinci olarak; eksik geldiği zaman, işte şu anda biz İran'a, Rusya'ya "gaz ver bize" diyoruz. Halbuki, mukavelede olsaydı ben onun hesabını soracaktım. Bunu niye koymadılar diye sorun. Turusgaz'ın hesabını sorun. Ben sizden bir defa dahi "Turusgaz" lafını duymadım. "Turusgaz" lafını hiç konuşmuyorsunuz. Sadece aldığımız gaz Mavi Akım mı?! Niye Turusgaz'ı söylemiyorsunuz?

Bakınız, ben size Turusgaz'la ilgili bir şey anlatayım, şöyle bir izah edeyim. Şimdi şu boru. Şurası Türk-Bulgar sınırı. Bulgaristan'tan gaz geliyor. Buradan geçiyor, buradan Türkiye'ye giriyor. 6 milyar metreküp gaz zaten bu borudan geliyor. 6 milyar metreküp. 8 için daha anlaşma yapılmış. Aynı gaz zaten bu borudan geçiyor. 8'i de ilave etmişler. Aynı borudan basınçla geliyor zaten. Fakat, bir şirket kurmuşlar, güya şuradan alıyor, buraya veriyor. 1,7 milyar dolar ilave yapıyor. 10'la 12 dolar fiyat farkı. Bunun hesabını sorun. (CHP sıralarından "Sen sor" sesleri)

İSMET ATALAY (İstanbul)- Sen sor!

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla)- Bunun hesabını ben soruyorum zaten. Sorduğum için ben bu firmayı ortadan kaldırdım. 1,7 milyar dolarlık farkı da kaldırdım.

6


İSMET ATALAY (İstanbul)- Yapan yetkililere de sorun.

BAŞKAN- Müdahale etmeyin.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla)- Bakınız, teşekkür de beklemiyoruz. Biz zaten görevimizi yaptık. Biz yolsuzlukla, usulsüzlükle zaten uğraşıyoruz. Zaten bunun hesabını sormak üzere geldik. Bunu yapıyoruz. Fakat, siz bize bunun hesabını soruyorsunuz. Ben bunu anlayamıyorum. En başarılı işimizi size anlatamamaktan dolayı ben sıkıntı çekiyorum. Bunu anlatamıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ATİLLA KART (Konya)- Gizliliği sürdürüyorsunuz.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla)- Yani, biz bundan dolayı fiyatları düşürdük, bundan dolayı elektriğin fiyatını düşürdük. Nerede görülmüş üç seneden fazladır elektrik fiyatı sabit kalacak, hatta, düşecek?! Nerede görülmüş bu?! Her bir aileye günde 5 ekmek demektir bu. Bu sosyal destek yerine de geçebilir. Biz bunları yaptık. Yani, her normal vatandaşın yapması gereken ödevimi yaptım ben. Ama, ben bir de burada hesap veriyorum. Yani, bu hiç görülmemiş bir şey.

HALİL ÜNLÜTEPE (Afyon)- Görev yapanlar hesap verir Sayın Bakan.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla)- Ben bunu basında açıkladım, basın toplantısı yaptım; ayrıca, açıklamalarını yaptım. Fakat, basında da enteresan bir şey… Toplam 54 köşe yazarından bana hücum edildi aynı anda. Bu reva mıdır yani?! Hakkaniyet açısından, dürüstlük açısından bu reva mıdır?!

Ben sayın liderlere bunu açıklayayım diyorum. Bir sürü rakamlar üşüşüyor. 10 milyar dolar zarar etmiş, 7 milyar dolara ulaşmış, işte 2 milyar dolar… Rakamlar da birbirini tutmuyor. Ya bunun aslını öğrenin, aslını anlatayım size ya da konuşmayın;yani, bu milletin kafasını karıştırmayın. Bakın, doğruluk konusunda hep beraber olalım. Doğruluk konusunda, dürüstlük konusunda hep beraber olalım. Ben sizin bu şekildeki desteklerinizi gördüm, bundan dolayı size teşekkür ederim.

N. GAYE ERBATUR (Adana) - Sayın Bakan, kürsüdesiniz, lütfen anlatın. Niye anlatmıyorsunuz Sayın Bakan?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - İşte anlatıyorum… Hepsini anlatıyorum, hepsi açık.

N. GAYE ERBATUR (Adana) - Bütün hesapları açın. Niye liderlere söylüyorsunuz? Biz milletvekiliyiz, öğrenmek istiyoruz. Anlatın Lütfen…

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Ben bir partinin avukatına açıklamalarını gönderdim. Halbuki, bakın…

N. GAYE ERBATUR (Adana) - Açıklayın… Şu an açıklayın…

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - İşte şu anda da açıklıyorum. Yaptığım açıklama değil mi!

N. GAYE ERBATUR (Adana) - Açıklayın Sayın Bakan, açıklayın.

BAŞKAN - Lütfen dinleyelim arkadaşlar.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Şu an yaptığım açıklama değil mi? Bakınız, bunları size açıklıyorum.

BAŞKAN - Sayın Bakan, Sayın Bakan, siz Genel Kurula hitap edin.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Sayın Başkanım, hep oradan geliyor cevap.

Memnuniyetle; ben bunu sabaha kadar da anlatırım; çünkü, yaptığımız doğru.

Sayın Başkanım, çok kişinin bu noktada kafası karışık. Basın, günlerce bu noktada yayın yaptı, televizyon kanalları yayın yaptı. Ben size burada doğrusunu anlatıyorum. Doğrusunu zaten… Eğer ben size yanlış söylüyorsam, ben bunun sonucuna katlanmaya da hazırım. Çünkü ben bu konuyu üstelik de biliyorum; yani, iyi bir ekiple çalıştık, onbir ay bunun tartışmasını yaptık. Bu tartışmalar içinde belli diplomasiler kullandık, belli millî menfaatlarımız açısından belli hassas noktalar vardı. Bunu biz bütün detayıyla yaptık; fakat, bunun şöyle bir kötü yansıması da oldu. Şimdi her konuya siz yolsuzluk gözüyle, bilmem ne gözüyle bakınca, insanın yanlış yapma hakkı da vardır ki, biz yanlış da yapmıyoruz. Bizim şu anda bürokratlarımızın çoğu imza atmaktan korkuyor, her konuya yolsuzluk gözüyle baktığınız için. Halbuki biz bu noktada, hem ülkemizi kâra geçirdik, hem rahatlattık, hem de yerli kaynaklarımıza, kullanılmak üzere imkân sağladık, kömür ve barajlarımızı. Bakınız, bu konuyu şöyle lütfen inceleyin; sadece olaya Mavi Akım, Turusgaz gözüyle bakmayın, doğalgaz politikası olarak bakın. Bu doğalgazda, belli bir yılda, artışlar birden zıplamış, ondan sonra devam etmiş. İşte bütün film, bütün fırıldak orada olmuş, bütün numara orada olmuş. O artışı nasıl yedirelim Türkiye'ye? Elektrik santrallarıyla yedirmişler. Elektrik santrallarında da al ya da öde var. Sadece doğalgazda al ya da öde yok, elektrik santrallarında da al ya da öde var. Yani, öyle bir şey ki; hava kurak geçse para ödüyorsunuz, doğalgaz gelmezse para ödüyorsunuz, kesilse para ödüyorsunuz, karşı taraf vermezse parasını ödüyorsunuz, ürettiği elektriği almazsa parasını ödüyorsunuz; böyle bir şey olmaz. Hepsi aynı

7


zamanda olmuş. Bakınız, o dediğim, biraz önce anlattığım 10-12 dolarlık fark da dahil, bu santralların kuruluşu da dahil, barajların engellenmesi de dahil, kömür santrlarının engellenmesi de dahil hep aynı zamana rastlıyor. Lütfen, ne olur… Bakın, bunu, size, tekrar tekrar istirham ediyorum; yani bunu, parti farkı gözetmeden, siyaset farkı gözetmeden gelin, bunun üzerine bir millî bir mesele olarak eğilelim. Ama, sadece -isim vermeyeyim ama- belli yerlerden itiraz gelince, insan üzülüyor doğrusunu söylemek gerekirse. Biz, bununla ilgili bütün açıklamaları yaptık; yani, gerçekten hassas bir konu. Öyle yapılmış ki, barajların önü kesilmesi üzerine yazı yazılmış ve buna süre vermişler, 2002'ye kadar yapılmadığı takdirde diğerlerine ağırlık verecek diye. Zaten, baraj, en az dört-beş yılda yapılıyor, beş-altı yılda yapılıyor. Bu kadar kısa zamanda yapılacak sadece doğalgaz santralıdır. Şimdi de, şu anda barajlara ağırlık verdik. İşte, biraz önce söylediğim jeotermal enerjiye, hidroelektrik enerjiye, yenilenebilir enerjiye ağırlık verdik; ama, Meclisin de belli bir temposu var, belli bir çalışma şeyi var…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Biz istedik… Bir sene bekledik…

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Haklısınız… Biliyorum, ben sizin hassasiyetinizi biliyorum ve zaten Maden Kanunu da dahil, çok konuda bana destek oldunuz; ben, size teşekkür borçluyum. Aynı konuyu, şu doğalgaz meselesinde ve diğer enerji konularında da yapalım. Ben, bir parti farkı şunu bunu görmüyorum, hassasiyetinizi de biliyorum. Şu anda yapmamız gereken şey, bizim, şu dışa bağımlılığımızı azaltmak. Bakınız, biz, 1987 yılında doğalgazla tanışmışız, yaklaşık yirmi sene olmuş. Bu yirmi sene içinde bir defa, depo yapılmamış. Bakınız, bu kadar gazı getiren deposunu düşünmemiş. Biz gelir gelmez Silivri'de, içinden gazı alınmış 1,6 milyar metreküplük hacmi doğalgaz deposu yapmak üzere hemen yatırımına başladık, haziran ayında, inşallah, bitecek bu, eğer ters bir şey olmazsa. En azından önümüzdeki yıl sıkıntıya uğramayacağız, birincisi bu.

İkincisi, Tuz Gölü var…

BAŞKAN - Sayın Bakan, süreniz dolmak üzere, size kolaylık olsun diye söylüyorum, toparlamaya çalışınız.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Haklısınız Sayın Başkanım.

Bir de Tuz Gölü'nü söyleyeyim: Tuz Gölü deposu, 2001 yılında, maalesef, yapılan mukavelelerde bir anlaşmazlık çıktığı için mahkemelik olmuş, oraya da bir madde düşmüşler "2004'e kadar elinizi süremeyeceksiniz" diye; biz bunun muhataplarıyla oturduk, anlaştık ve biz daha önceki bir tarihte başladık; projeleri belli bir şekle geldi mühendislik projeleri belirli bir noktaya geldi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Süratli bir şekilde gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Tabiî, bu, zaman alacak bir çalışma. Tuz Gölünün altındaki tuz donları eritilecek -700 metre derinlikte- Hirfanlı'dan su getireceğiz eriyecek, ondan sonra, o tuzlu suyu Tuz Gölüne boşaltacağız, boşluğa da doğalgaz basılacak; yani, bu zaman alacak bir çalışma.

Kısacası, bizim en önemli problemimiz arz güvenliği. Bence, sunî gündemlerle tartışmak yerine, enerjide arz güvenliğini konuşalım…

HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Kapalı oturum yapalım Sayın Bakan.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Bunu konuşalım…

Biz istiyoruz ki, bunu da birlikte görüşelim; bu bizim millî meselemiz, bekamızla ilgili bir mesele; yani, bu, bir siyasî çekişme, çatışma konusu değil. Biz, bu konuda elimizden geleni ve gerçekten görevimizi yaptığımıza inanıyoruz ve biz, bunun, kırk defa hesabını çek ettik, kazançlarımızı çek ettik; ama, öyle bir hale geldi ki, neredeyse, biz vatan haini olduk, biz şöyle yaptık, böyle yaptık, zarara uğrattık; ben de şaşıyorum; yani, ne yapmışız ne etmişiz diye.

Yaptığımız çalışmalar gayet açık ve net. Bunun dışında da, eğer, herhangi bir milletvekili arkadaşım, hatta beni dinleyen vatandaşlarımdan herhangi bir tanesi müracaat ettiği takdirde, bunu, onlara da detayıyla anlatmaya da hazırım; çünkü, bu nokta gerçekten üzerinde durulması gereken bir şey ve çok mükemmel hazırlanmış bir düzen bu, bunu da özellikle bilesiniz.

BAŞKAN - Sayın Bakan, bu konular uzun sürecek; ama, Millî Eğitim Bakanı da tasarısının görüşülmesi için bekliyor.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Haklısınız, tamam Sayın Başkan.

BAŞKAN -Siz sürenizi bayağı aştınız, toparlayın lütfen.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Haklısınız…

Yeri geldi diye söylüyorum; çünkü, bu, zaman zaman söz konusu olduğu, Sayın Hakkı Ülkü Bey de belli şeylerden bahsettiği ve bunu da bir fırsat kabul ettiğim için teşekkür ediyorum kendisine.

Hepinize saygılar sunarım. (AK Parti sarılarından alkışlar)

8


BAŞKAN - Gündemdışı üçüncü söz, Ermeni terörü ve Misakımillî hakkında söz isteyen, İzmir Milletvekili Hakkı Akalın'a aittir.

Buyurun Sayın Akalın. (CHP sıralarından alkışlar)

HAKKI AKALIN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yarın ve ondan sonraki gün yeniden hatırlayacağımız iki olay, Misakımilli'nin kabulü ve Ermeni terörü konularında görüşlerimizi açıklamak için söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Osmanlı Devletinin son döneminde ayrılıkçı Ermeni milliyetçileri ayaklanmışlar, başarılı olamayınca teröre yönelmişlerdi. 1896'da Galata'daki Osmanlı Bankasını basarak pek çok masum insanı katlettikten sonra, 1905 yılında Padişah Abdülhamit'e suikast düzenleyerek, 26 kişinin can vermesine neden olmuşlardı. Cinayetler bunlarla sınırlı kalmamış, 1921-1922 yıllarında eski Sadrazam Talat Paşayı Berlin'de, eski Dışişleri Bakanı Sait Halim Paşayı Roma'da, İttihat ve Terakkiden Dr. Bahattin Şakir ve Cemal Azmi Beyleri Berlin'de, eski Bahriye Nazırı ve Ordu Komutanı Cemal Paşa ile yaverleri Binbaşı Nusret ve Teğmen Süreyya Beyleri Tiflis'te katletmişler; 1922-1923'te Lozan'da İsmet Paşaya, daha sonra Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'e suikast planlamışlardı.

Ulusça bu cinayetleri pek hatırlamıyorduk, açıkçası unutmuştuk. Terörü kuşaktan kuşağa taşıyan Ermeni teröristler, uzun bir süre uykuya yattıktan sonra 27 Ocak 1973'te seri cinayetlere yeniden başladılar. 1973-1984 yılları arasında 42 diplomatımızı ve ayrıca pek çok masum insanı katlettiler. Önceki ve bugünkü Ermenistan bu cinayetlerden sorumludur. Katillerin bir kısmını halen topraklarında barındırıp Koruyan Ermenistan, bu katilleri Türkiye'ye teslim edip, şehitlerimiz için Türkiye'den özür dilemelidir. Dışişleri Bakanlığımızın bu seçkin evlatları, vatan için şehit oldular, Türk oldukları, devletimizi temsil ettikleri için öldürüldüler. Biz, bu cinayetlerin hepsini bir kenara yazdık, hiç unutmayacağız. Ermeni teröristlerin katlettiği bütün şehitlerimizin aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki gün sonra Misakımillînin kabulünü kutlayacağız. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün taslağını hazırladığı ulusal ant, Anadolu hareketinin alevi üzerine 12 Ocak 1920'de toplanan son Osmanlı meclisi mebusanında görüşülerek 28 Ocakta gizli oturumda oybirliğiyle kabul edilmiş, 17 Şubatta dünya kamuoyuna ilan edilmiştir, daha sonra Ankara hükümeti ve Meclisin ulusal tezi olmuştur. Ulusal kurtuluş mücadelesi, tam bağımsızlık, ulusal egemenlik ve Misakımillî temelinde yürütülmüş ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ulusal sınırlar içinde bir ulus devlet olarak kurulmuştur. Kanla çizilen bu sınırlar, Misakımillî ile belirlenen vatan topraklarının bütününü ifade eder. Osmanlı yıkılırken, esaret altında ulusal iradeyi temsilen milletvekillerinin ortaya koyduğu Misakımillî, o günün bağımsızlık bildirgesidir. Bugün bizim namusumuzdur, şerefimizdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ermenistan, terörle sözde Ermeni soykırımını dünyaya tanıtma, Türkiye'ye bunu baskıyla kabul ettirme, sonra tazminat ve sonunda Türkiye'den toprak elde etme şeklinde bir strateji uyguluyor. 4 000 000 kilometrekare olan vatan toprakları, sonunda 770 000 kilometrekareye inmiştir. Egemenliğimiz ve bağımsızlığımız için bu ağır toprak kaybına razı olduk. Bu kürsüden çok söylendi, bir kez daha tekrarlıyorum: Bu ulusun kimseye verecek bir karış toprağı yoktur. Kanımızla koruduğumuz bu son vatan topraklarının 1 santimetrekaresini bile kimseye vermeyiz, vermeyeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlayalım lütfen Hakkı Bey.

HAKKI AKALIN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugünlerde içeriden, dışarıdan birileri Lozan'ı ve ulusal sınırlarımızı tartışmak istiyor. Yaşadığımız ihanetleri, zilleti ve acıları unutmayalım. Ulusal kurtuluş mücadelesinde olduğu gibi yürek yüreğe verelim, kol kola girelim. Süleymaniye'de kafamıza geçirilen çuvalı çıkaralım ve ulus için, vatan için bağımsızlık için hep beraber ayağa kalkalım.

Saygılar. (SHP, CHP ve Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Hükümet adına, Millî Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik, biraz önceki gündemdışı konuşma hakkında söz istedi.

Buyurun Sayın Çelik.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; İzmir Milletvekili Sayın Hakkı Akalın'ın iki gün sonra Misakımillinin

9


kabul edilişinin yıldönümü olması münasebetiyle yapmış olduğu gündemdışı konuşmaya hükümet adına cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, biz, Ermenilerle birlikte asırlarca huzur ve barış içerisinde yaşadık ve İstanbul'un fethiyle beraber, bildiğiniz gibi, Fatih Sultan Mehmet İstanbul'da yaşayan bütün gayrimüslimlere tam anlamıyla özgürlük tanıdığı gibi, bahşettiği gibi Bursa'da bulunan Ermeni Piskoposu Hovakim'i İstanbul'a getirerek bizzat Ermeni Patrikhanesini Fatih Sultan Mehmet kendisi kurdurmuştur.

Daha sonraki yıllarda, asırlarda, Ermeniler, Osmanlı toplumu içerisinde, kendi dinlerini, kendi kültürlerini çok hür bir şekilde yaşadılar ve Osmanlı bürokrasisinde de çok önemli noktalara geldiler. Mimarbaşı koltuğuna oturan birçok Ermeni var. Balkan Savaşları devam ettiği zaman -bakın, burayı özellikle belirtiyorum- Balkan Savaşları devam ettiği sırada, bizim Dışişleri Bakanımız Noradonkyan Paşaydı, Ermeni asıllı Osmanlı vatandaşı Noradonkyan Paşaydı.

Bu, böyle devam ederken, 1890'lı yıllardan itibaren özellikle bazı ayrılıkçı Ermeni komitelerinin kurulmasından sonra, Hınçak ve Taşnaksutyun Cemiyetlerinin kurulmasıyla birlikte, bu millet içerisinde, bu insanlar arasında da, özellikle Osmanlı Devletine karşı isyanı teşvik eden, Osmanlı Devletine karşı bölünmeyi teşvik eden bazı hareketler başgösterdi. Birinci Dünya Savaşının başlamasıyla birlikte, Osmanlı Devleti, birçok cephede zorlu bir savaş içerisindeyken, bu ayrılıkçı örgütler, bunu fırsat bilerek, sivil halka karşı çok ciddî katliamlara giriştiler.

Bildiğiniz gibi, Osmanlı Devleti, gerek Birinci Meşrutiyetin ilanından sonra oluşan Mebusan Meclisinde gerekse İkinci Meşrutiyetin ilanıyla birlikte oluşan Osmanlı Mebusan Meclisinde bütün unsurlara yer verdiği gibi, Ermeni vatandaşlara, Ermeni temsilcilerine de yer vermişti ve onların o zamanki Mecliste, Osmanlı Mebusan Meclisinde temsilcileri vardı.

1860'lı yıllardan itibaren, bakın, İstanbul'da, 1867'de, 16 adet Ermenice gazete çıkıyordu; Ermeni harfleriyle Türkçe çıkan gazeteler vardı ve yine, Ermeni harfleriyle Ermenice yayınlanan gazeteler vardı. Okulları vardı. Her şey normal giderken, dediğim gibi, bu bölücü unsurların devreye girmesiyle birlikte, özellikle 1789 Fransız İhtilalinden sonra bütün Avrupa'yı saran, bütün dünyayı saran bu selfdeterminasyon dediğimiz "kendi kaderini kendin belirle" parolasıyla, onlar da milliyetçi akımlara teveccüh gösterdiler ve onlar da ayrılıkçı eğilimler içerisine, maalesef, girdiler.

Şüphesiz ki, o günkü zamanlarda da, Osmanlı Devletine bağlı olan, o bütünlük içerisinde yer alan ve sadakatini sonuna kadar sürdüren Ermeni vatandaşlar vardı; ama, bunun karşısında "Osmanlı Devletine sadıksınız" diye onları kesinlikle taciz eden, hatta, onlara suikastlar düzenleyen komiteler vardı.

1915'le birlikte… 1915 yılı bu iş için bir dönüm noktası olmuştur. Osmanlı Devletinin o günkü şartlarda gerekli görmesi üzerine uygulanan tehcire engel olmak isteyen Ermeni komiteleri ile Osmanlı kuvvetleri arasında çıkan çatışmalar esnasında, gerek Osmanlı Müslim unsurundan gerekse Ermenilerden birçok insanın öldüğü bilinmektedir. Ancak, değerli milletvekilleri, bütün dünyanın bilmesi gereken, herkesin bilmesi gereken şey şudur: Bugün, Ermeni diasporası tarafından; ama, üzülerek ifade ediyorum, aynı zamanda komşumuz Ermenistan tarafından, bunlar, bütün dünyaya bir soykırım olarak takdim edilmektedir, Türklerin Ermenilere uyguladığı soykırım olarak bütün dünyaya anlatılmaya, bütün dünya parlamentolarından bu konuda kararlar çıkarılmaya çalışılmaktadır. Hattı zatında, şüphesiz ki, o gün dediğim gibi, Müslüman unsurdan ölen birçok insan olduğu gibi, savaş şartlarında, çatışma ortamında ölen Ermeniler de vardır; ancak, bu öldürülen Ermeniler, Ermeni olduğu için, hassaten Ermeni olduğu için öldürülmemiştir; asi olduğu için, saldırgan olduğu için ve bölücü olduğu için öldürülmüştür; bunun, özellikle altının çizilmesi gerekir. Bizim tarihimizde, bu manada, soykırım olarak nitelenebilecek bir olay söz konusu değildir.

Birinci Dünya Savaşının bitimiyle birlikte, biraz önce Sayın Akalın'ın da ifade ettiği gibi, gerek Talat Paşa, Sait Halim Paşa, Bahattin Şakir, Cemal Paşa, vesair olmak üzere, Osmanlı Devlet adamlarına karşı maalesef, suikastlar düzenlediler. Daha sonra, Lozan'daki müzakereler esnasında da, yine, bu iddialarını sürdürdüler, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kendileri için bir bölge talebinde, bir yer talebinde bulundular; ancak, Lozan Anlaşmasıyla birlikte bu defter kapanmıştır, Türkiye'de yaşayan Ermeni vatandaşlarımız "azınlık" olarak kabul edilmiştir. O günden bu yana da, Lozan'ın kendilerine tanıdığı imkanlardan hür bir şekilde yararlanmaktadırlar ve bizim vatandaşlarımız olarak yaşamaktadırlar.

1973'ten sonra, 1973-1984 yılları arasında bizim özellikle, diplomatlarımıza yönelik ASALA Terör Örgütünün düzenlemiş olduğu suikastlar, maalesef çok dramatik bir boyut almıştır ve bütün Türk Milletini derinden yaralamıştır; geriye birçok babasız çocuklar, eşsiz kadınlar bırakmıştır ve bu, Türk tarihinde maalesef, ASALA Terör Örgütünün gerçekleştirdiği adeta, müsebbip olduğu kara lekeler olarak yerini almıştır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakanımız defalarca çağrıda bulundu. Biz, Türkiye olarak, uzun zamandır hep çağrıda bulunuyoruz ve "bizim başımız dik, anlımız açık, yüzümüz ak, bütün

10


arşivlerimiz ortada. Osmanlı'dan bize intikal eden bütün arşivlerimizi, Başbakanlık Arşivlerini açtık, bütün dünyanın araştırmacıları, bütün dünyanın tarihçileri buyurun araştırma yapın, eğer, soykırım anlamına gelebilecek bir şey bulduysanız, onu getirin, bize de gösterin, bizi de ikna edin" dedik; ama, bu arada Ermenistan da açsın. Özellikle, bu konuyla ilgili olan bütün arşivler açılsın ve bu konuda son sözü parlamentolar, siyasetçiler değil, tarihçiler söylesin, bilim adamları söylesin. Bu çağrımızı sürdürüyoruz.

Değerli milletvekilleri, bakın, bir başka problem -maalesef, komşumuz Ermenistan'dan kaynaklanmaktadır- biz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bütün komşularımızla yakın dostluk ilişkileri kurmak istiyoruz, Ermenistan da buna dahildir. Ancak, Ermenistan'la diplomatik ilişkilerimiz kesik vaziyettedir, diplomatik ilişki aramızda mevcut değildir. Sebebi, yine, Ermenistan'ın bizatihi kendisidir. Niçin; Ermenistan, 1921 yılında imzalanan Kars Antlaşmasını kabul ettiğini resmen deklare etmekten kaçınmaktadır; bu konuda, maalesef, kaçak güreşmektedir; bunu yapmaması gerekiyor.

Diasporanın iddiası olan soykırıma, Ermenistan, devlet olarak sahip çıkmaktadır, destek vermektedir; bunu, Ermenistan'ın yapmaması gerekiyor.

Misakımillî sınırlarımızı, maalesef, Ermenistan resmen tanımadığı için ve Doğu ve Güneydoğudaki topraklarımızda hâlâ iddiasını sürdürdüğü için, onlarla bizim diplomatik münasebeti başlatmamız bu aşamada mümkün görülmemektedir. Gerek Ermenistan anayasasında gerek Ermenistan bağımsızlık bildirgesinde, yine, bu iddialara yer verilmektedir ve Ermenistan, devlet armasında Ağrı Dağını bir sembol olarak kullanmaktadır. Bütün bunları topladığınız zaman, bir araya getirdiğiniz zaman, bizim Ermenistan'la, bunlar giderilmedikçe, diplomatik münasebet kurmamız çok zor görülmektedir.

Ayrıca, bildiğiniz gibi, Azerbaycan topraklarının yüzde 20'si şu anda Ermenistan'ın işgali altındadır. Ümit ediyoruz ki, Minsk süreci devam eder, önce Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki bu problem ortadan kaldırılır, bu iki ülke arasındaki problemler biter ve Ermenistan, biraz önce sıraladığım bu iddialarından vazgeçer ve biz de, Ermenistan'la olması gereken komşuluk münasebetlerimizi sürdürürüz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye birçok iyi niyet girişiminde bulunmuştur. Bildiğiniz gibi, Karadeniz Ekonomik İşbirliğine Ermenistan'ın dahil edilmesi, yine, Türkiye'nin rıza göstermesiyle olmuştur. Şu anda Erivan-İstanbul, İstanbul-Erivan arasında, yaz aylarında Erivan-Antalya arasında charter seferleri düzenli olarak yapılmaktadır ve Türkiye buna müsaade etmektedir.

Özellikle uluslararası havayollarının Türk hava sahasını kullanarak Ermenistan'a yapmış oldukları seferler Türk hükümeti tarafından engellenmemektedir. Bildiğiniz gibi, geçmişte, arada bunca yaşanan probleme rağmen, Türkiye'den Ermenistan'a insanî yardımlar yapılmıştır ve bütün bunlar kamuoyumuz tarafından bilinmektedir.

Değerli arkadaşlarım, özellikle bu soykırım iddiasıyla ilgili bir iki hususu yine belirterek huzurlarınızdan ayrılmak istiyorum. Hep şu iddia edilir: Osmanlı Devleti Ermenilere soykırım uyguladı.

Değerli arkadaşlarım, Kanunî Sultan Süleyman döneminde, Yavuz Sultan Selim döneminde, eğer, Türkiye'nin böyle bir arzusu olsaydı, eğer Türkiye böyle bir şeyi aklından bile geçirseydi, böyle bir şey yapsaydı, o günkü dünyada "bunu niçin yapıyorsunuz" diyebilecek bir güç yoktu. Eğer, düşmanınızı gerçekten düşman belleyip onu imha etmek isterseniz, en zor zamanınızda, en zayıf zamanınızda değil, en güçlü zamanınızda bunu yaparsınız. Kaldı ki, tekrar, özellikle altını çizmek istiyorum, böyle bir şey, böyle bir kara leke, asla ve kata, bizim tarihimizde mevcut değildir.

Bu konuda, bu konu üzerine kitap yazmış bir arkadaşınız olarak söylüyorum; bizim tarihimizde, soykırım anlamına gelebilecek kesinlikle bir iz bulamazsınız. Biz, en kötü zamanımızda, 7 cephede, 9 cephede savaşırken, bütün içerideki birliklerimiz, hatta redif birlikleri, hatta milisler bile cephelere sevk edilirken, biz, Ermenilere karşı kalkıp soykırım uygulamışız şeklinde bir iddiaya, gerçekten bir suçlamaya muhatap olmamız hakkaniyetle bağdaşan bir olay asla değildir.

Eğer, tarihin derinliklerinde, insanlar yaşadıkları topraklara geri dönme iddiasında bulunulurlarsa veya oralara sahip çıkma iddiasında bulunurlarsa, bugün için bu da çok komik bir iddia olur. O zaman, en başta Amerika Kıtasını ve Avustralya Kıtasını boşaltmamız lazım.

Bugün, artık -gerçekten, sınırlarıyla yetinmeyen bazı ülkelerin tavırları bir yana bırakılırsa- dünya haritası şekillenmiştir. Biz, misakımillî sınırlarının sahibiyiz. Biraz önce değerli milletvekilimizin de ifade ettiği gibi, misakımillî sınırları içerisinde olan topraklarımızdan bir karışının bile tartışma konusu yapılmasını, bizim, Parlamento olarak, hükümet olarak, millet olarak tartışma konusu yapmamız söz konusu değildir.

Ben, bu vesileyle, özellikle bütün bu terör olayları esnasında, gerek Osmanlı dönemindeki terör olayları esnasında hayatını kaybeden, şehit olan insanlarımıza gerekse Asala Ermeni terör örgütünün saldırıları sonucu hayatını kaybeden diplomatlarımıza bir kez daha Allah'tan rahmet diliyorum, onların hayatta olan yakınlarına başsağlığı, sabır diliyorum. Misakımilli sınırlarına sahip

11


olduğumuzu, millet olarak, Parlamento olarak, hükümet olarak bu konuda duyarlı olduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyorum ve Ermeni diasporası ile Türkiye'de yaşayan Ermeni vatandaşlarımızı, özellikle Türkiye aleyhinde faaliyet gösteren diaspora ile Türkiye'de yaşayan, bizim vatandaşlarımız olan ve bizimle huzur ve barış içerisinde yaşayan Ermeni vatandaşlarımızı kesinlikle ayırdığımızı da altını çizerek belirtmek istiyorum. O vatandaşların, bizim şu anda Türkiye'de yaşayan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, kendi kilisesinde ayinini yapan, kendi patrikhanesi tarafından dinî işleri organize edilen, Lozan'da azınlık olarak kabul edilen, okulları olan, gazetelerini çıkaran Ermeni vatandaşlarımızın da, Türkiye'de bizim öz vatandaşlarımız olarak huzur ve barış içerisinde yaşadıklarını ve bundan sonra da yaşayacaklarını ifade etmek istiyorum.

Bu vesileyle, bu konuyu gündeme getirdiği için Sayın Akalın'a da teşekkür ediyorum. Meclisi Mebusanın bütün değerli üyelerine rahmet diliyorum. Büyük Atatürk'ü ve millî mücadeleyi gerçekleştiren bütün büyük insanları huzurunuzda minnetle, rahmetle yâd ediyorum ve hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığına Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Bu sunuşları yapmadan önce, Divan Kâtibi arkadaşımızın oturduğu yerden okuması hususunu oylarınıza sunacağım.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.

BAŞKAN - Şimdi, karar yetersayısı arayarak oylama yapacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yetersayısı yoktur.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.17

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.27

BAŞKAN: Başkanvekili Ali DİNÇER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli)

- - - = - - -

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Kâtip Üyenin sunumlarını oturarak yapmasına ilişkin oylamada, karar yetersayısı istenmişti; bulunamamıştı.

Şimdi, oylamayı tekrarlayacağım ve karar yetersayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yetersayısı vardır; Kâtip Üyenin sunumunu oturarak yapması kabul edilmiştir.

Başbakanlığın Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 2-11 Aralık 2005 tarihlerinde Yeni Zelanda ve Avustralya'ya yaptığım resmî ziyarete ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulunun kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

Recep Tayyip Erdoğan

Başbakan

Liste:

Sait Açba (Afyonkarahisar)

Mehmet Semerci (Aydın)

İsmail Özay (Çanakkale)

Aziz Akgül (Diyarbakır)

İlhan Albayrak (İstanbul)

İsmet Atalay (İstanbul)

Egemen Bağış (İstanbul)

Dengir Mir Mehmet Fırat (Mersin)

Şaban Dişli (Sakarya)

Mustafa Cumhur (Trabzon)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

12


1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212)(S. Sayısı:305)

BAŞKAN- 1 inci sırada yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.

BAŞKAN - Bazı Kamu Alacaklılarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz

X-Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı:904)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Hükümet?.. Yok.

Ertelenmiştir.

Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Bağlı Okulların Millî Eğitim Bakanlığına Devredilmesi ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X - Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Bağlı Okulların Millî Eğitim Bakanlığına Devredilmesi ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1050)(S. Sayısı:1009)

BAŞKAN - Komisyon?.. Komisyon nerede? Hükümet burada; komisyon?.. Komisyon ağırdan alıyor.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Komisyon yok.

BAŞKAN - Birleşime 5 dakika ara veriyoruz, sonra devam edeceğiz.

Kapanma Saati: 16.31

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:16.42

BAŞKAN: Başkanvekili Ali DİNÇER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli)

------------0-------------

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Bağlı Okulların Millî Eğitim Bakanlığına Devredilmesi ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Bağlı Okulların Millî Eğitim Bakanlığına Devredilmesi ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1050)(S. Sayısı:1009) (x)

BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

17 nci madde üzerinde, şimdi, gruplar adına ikinci söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Yakup Kepenek'te.

Buyurun Sayın Kepenek.

Sizin, şahsınız adına da söz talebiniz var, ikisini birleştirdik, süreniz 15 dakika.

CUMHURİYET HALK PARTİSİ GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Bağlı Okulların Millî Eğitim

13


Bakanlığına Devredilmesiyle İlgili Tasarının yürürlük maddesi üzerinde, hem CHP Grubunun hem de kişisel olarak kendi görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Daha önce bu yasa tasarısının bir maddesi üzerinde görüşlerimi açıklarken, tasarını gerekçesinde yer alan temel felsefenin öğretimin birliği kavramından hareket ettiğini ve bu nedenle de tasarıyı olumlu bulduğumu vurgulamıştım. Ancak, bu çerçevede, sıra yürürlük maddesine geldiğinde, tasarının bütünü üzerinde, daha doğrusu millî eğitimin genel yapısı, bütünü üzerinde kimi önemli noktalara değinmek gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, eğitim yapımız, eğitimimiz, gelişmiş ülkelerdeki gelişmelere, ilerleyen giden ülkelerin eğitimine yaklaşacak bir atılımı, bir çabayı, bir beceriyi bir türlü gösteremiyor. Uluslararası karşılaştırmalar şunu kanıtlıyor ki: Eğitimin, gerek öğretmen başına düşen öğrenci sayısı, gerek

öğrenci başına yaptığımız harcama ve diğer bakımlardan ve özellikle de niteliği yönünden, gelişmiş ülkelerle kıyaslanması olanağı bulunmuyor.

Bakanlık, işbaşına geldiği günden bu yana, dünyadaki bilimsel ve teknolojik gelişmelere paralel olarak, Millî Eğitimimizin temel eğitim kısmını, yani zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarmak gibi bir programı ve mesleğe yönelme konusunu o çerçevede çözümlemek gibi bir programı bir türlü aklına getirmiyor ve çağımızın insangücü anlayışından, çağımızın eğitim anlayışından uzak duruyor ve böyle olunca da, eğitimin gelişmesi bir türlü istenilen düzeyde olamıyor ve sağlanamıyor.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz günlerde, Fatma Özcan adlı bir çocuğumuz, bir genç kız, 12 yaşında, kuş gribi diye bilinen bir hastalık nedeniyle yaşamını yitirdi. Fatma Özcan hiç okula gitmemişti. Bu eğitim-öğretim yılında da okula gitmemişti. Bakanımızın işbaşına geldiği günden bu yana, temel eğitime devam edemeyen, yani okula gidemeyen kaç öğrencimiz olduğunu, bunların kaçının kız çocuklarımızdan oluştuğunu, sayılarını ve bölgesel dağılımlarını sorduğum halde, hiçbir zaman bu soruya doğru yanıt alamadım. Şimdi, tekrar soruyorum Sayın Bakan: Üçüncü yılını tamamlayan, dördüncü yılına giren yönetiminiz döneminde, Türkiye Cumhuriyetinin kaç çocuğu okula gidememektedir. Gidenleri söylemeyin, o zaten, göreviniz icabı… Onlar, gitmek zorunda.

Yine bu bağlamda, eğitimin temel eksikleri bağlamında çok ciddî bir sorunla karşı karşıyayız. Bizim eğitim sistemimiz, üzülerek belirteyim ki, meslek insanı ya da nitelikli insangücü yetiştirilmesi konusunda tam anlamıyla başarısızdır. Türkiye'nin ekonomik yapısı, Türkiye'nin girişimcileri, Türkiye'nin toplumsal yapısı, yıllardır ara eleman, uzman, teknisyen arayışı içerisindedir. Kimi ülkelerde iki yılda çok daha önemli uzmanlık konularında eğitim verilebilirken, Türkiye'nin ara eleman yetiştirmede bu derece yetersiz kalması, doğrudan doğruya eğitimin bir başarısızlığıdır. Bir tarafta, ara eleman bekleyen, isteyen üretim birimleri, mal ve hizmet üretimi birimleri; bir tarafta da milyonlarca işsiz… Şimdi, Millî Eğitim Bakanlığı, bu sorunu çözme yönünde hemen hemen hiçbir adım atmamış ve meslekî ve teknik eğitimi geri bırakmış; bunun yerine, bunu, meslekî ve teknik eğitim kavramını, üzülerek belirtmek gerekir ki, imam-hatip liselerine feda etmiştir. Aslında, yapılan tam tersi olması gerekir. Aslında, imam-hatip okulları aracılığıyla, meslekî öğretim yok edilmektedir ve bu yaklaşım, bu tutum tamamıyla yanlıştır ve ülkemizin gelişiminde, ekonomik ve toplumsal gelişiminde çok büyük bir eksikliğin, büyük bir açığın, yetersizliğin süreklilik kazanmasına yol açmaktadır.

Değerli arkadaşlar, eğitim, süreklilik isteyen bir bütündür. Üzülerek belirteyim ki, Millî Eğitim Bakanlığı, fili yoklayan kör örneğinde olduğu gibi, bu bütünün tamamını görmekten çok uzaktır; işine gelen noktalarına, işine geldiği zamanlarda dokunmaktadır yalnızca.

Bakın, bir hafta sonra, 1 Şubatta üniversite girişleriyle ilgili yeni bir yarış dönemi başlıyor, ÖSS sınavı gündeme geliyor. Peki, ÖSS yoluyla bu ülkenin ailelerinin milyarlarca doları yok yere giderken; ÖSS, dershane sistemini güçlendirir, ortaöğretime büyük darbe vururken ve ortaöğretim öğrencilerinin yükseköğretime hazırlanmasında çok büyük eksikler yaşanırken -örneğin, tıpta, mühendislikte, hukukta- üniversiteler, liselerden gelenleri yeniden eğitmek zorunda kalırken ve üniversitelere giriş tam bir yarışmaya, gençlerin birbirini ezmesine dönüşürken, Millî Eğitim Bakanlığı, bu konuda da, dördüncü yılında da hiçbir yapıcı öneriyle gelmemekte, hiçbir sonuca ulaşamamaktadır.

Yine, bilimsellikten uzaklığın çok temel bir göstergesi, geçtiğimiz günlerde kurulan ve 10 yenisinin kurulacağı belirtilen üniversite kurulması olayıdır.

Değerli arkadaşlar, o konuda yeniden vurgulamak isterim ki, Türkiye'de üniversitelerin kurulması, yapılabilirlik, öğretim elemanı yeterliliği, diğer altyapı ihtiyaçları ve eğitimin bütünü içinde, tam bir yetersizlik içinde; yani, bu konularda Bakanlık ön hazırlıklarını tam olarak yapmamaktadır.

Bunun da ötesinde, üniversitelerin tıp fakülteleri, kamu kurumlarından, Emekli Sandığından, SSK'dan, Bağ-Kur'dan alacakları olan parayı alamamakta ve bu nedenle de çalışamaz duruma gelmekte, yatırım yapamamakta, araç gereç alamamaktadır.

14


Ben, şimdi Sayın Bakandan soruyorum: Anadolu'daki tıp fakültelerinin çalışamaz duruma gelmesi, hangi amaca hizmet etmektedir? Ne için yapılmaktadır? Oralardaki özel hastanelerin güçlenmesi isteniyorsa, onların güçlenmesine kimse karşı değil; ama, taşrada, Anadolu'da, üniversite hastanelerini yok etmenin, zayıflatmanın, bu topluma, bu ülkeye, bu eğitime hiçbir yararı olmaz.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakanımızın yönetimi döneminde, eğitim ve öğretim adım adım kamu hizmeti olma özelliğini yitirmekte ve gittikçe özelleşmektedir. Şimdi, hemen mal bulmuş mağribi gibi, CHP özel eğitime karşıdır demeyin. Orada durun.

HASAN KARA (Kilis) - Siz diyorsunuz, biz demiyoruz ki. Biz öyle bir kelime kullanmadık.

YAKUP KEPENEK (Devamla) - Bizim özel okullarla bir sıkıntımız yoktur, özel öğretimle bir sıkıntımız yoktur. Sıkıntı şuradadır, anlayış farkı -sayın vekilim, iyi dinleyin…

HASAN KARA (Kilis) - İyi dinliyoruz, hiç merak etmeyin.

YAKUP KEPENEK (Devamla) - … anlayış farkı şuradadır: Eğitim, A'dan Z'ye, baştan sona bir kamu görevidir, bir kamusal alandır. Bu kamusal alan, esas olarak devlet eliyle yürütülür. Bu alanı özele devretmek için, bir bakanın, bir bakanlığın çaba harcaması kadar çelişik, ters ve yanlış bir tutum olamaz.

Üzülerek belirteyim ki, Millî Eğitim Bakanlığı, ana işlevlerini özele devretmenin büyük çabası içindedir ve çocuklarımıza ve gençlerimize daha iyi eğitim verilmesinden başka bir şey düşünmeyen hepimiz için, bizler için