|
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul
Tutanağı 22. Dönem
4. Yasama Yılı 55.
Birleşim 26/Ocak /2006
Perşembe
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati:15.08
26 Ocak 2006 Perşembe
BAŞKAN: Başkanvekili
Ali DİNÇER
KÂTİP ÜYELER: Bayram
ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli)
------------0-------------
BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 55 inci Birleşimini açıyorum.
Y O K L A M A
BAŞKAN - Elektronik
cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için 3 dakika
süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin, oy düğmelerine basarak
salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik
sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik
personelden yardım istemelerini…
MAHMUT UĞUR ÇETİN
(Niğde) - Sayın Başkan, yollar karlı, süreyi 5 dakika yapamaz
mısınız?
HALİL TİRYAKİ
(Kırıkkale) - Dün dündür, bugün bugündür. Ne olacak kardeşim, gelen
gelsin; nasıl geliyorsun sen?!
MAHMUT UĞUR ÇETİN
(Niğde) - Çok kar var.
BAŞKAN - Tamam, tamam…
Yoklama için
verdiğimiz süreyi 5 dakika olarak kararlaştırıyoruz.
Yoklama için 5 dakika
süre vereceğim. Tekrar uyarıyorum, elektronik cihazla yapacağımız
yoklamada süre 5 dakika.
Sayın
milletvekillerinin, oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını
bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen
milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım
istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama
pusulalarını, görevli personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre
içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere
başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce
üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz,
Osmanlı Devletinin Kuruluşunun 707 nci Yıldönümü münasebetiyle söz
isteyen, Kütahya Milletvekili Alaettin Güven'e aittir.
Buyurun Sayın Güven.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
Arkadaşlar, aranızda
konuşmayı bırakıp, hatip arkadaşımızı dinleyelim.
ALAETTİN GÜVEN
(Kütahya) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım;
birkaç çadır, birkaç otağıdan beyliğe, beylikten devlete, devletten
imparatorluğa ulaşan, Ertuğrul Gazi'nin annesi Hayma Ananın metfun
bulunduğu…
BAŞKAN - Alaettin Bey
bir dakika.
Arkadaşlar, lütfen
yerlerinize oturalım, sükuneti temin edelim, arkadaşı dinleyelim.
Buyurun devam edin.
ALAETTİN GÜVEN
(Devamla) -… "kuruluş ve kurtuluş kenti" diye adlandırdığımız
Kütahya'nın Domaniç yaylalarında ve Bilecik'in Söğüt İlçesinde
temeli atılan Osmanlı Devletinin, 27 Ocak 1299 tarihinde kuruluşunun
707 nci Yıldönümün münasebetiyle gündemdışı söz almış bulunmaktayım;
bu vesileyle, Yüce Meclisimizi ve yüce milletimizi saygıyla
selamlıyorum.
Sayın Başkanım,
değerli milletvekili arkadaşlarım; tarihimize baktığımızda, dünya
tarihi içinde çok önemli bir yere sahip olduğunu görürüz. Bu önemin
kaynağının, dünyada devlet kurmuş ve bugün de çeşitli adlar altında
devam etmekte olan birçok devletin tarihiyle çakışmış olmasından
ileri geldiğini tespit etmek zor olmasa gerektir; çünkü, Türkler,
farklı coğrafyalarda, farklı isimlerle devletler kurmuşlar,
çağdaşları olan millet ve devletlerle siyasî ve kültürel ilişkilerde
bulunarak onları etkilemişler ve onlardan etkilenmişlerdir.
Türklerin Anadolu'yla
tanışmaları 5 inci Yüzyıla uzanmakla birlikte, köklü ve sürekli
kalmak için gelmeleri 11 inci Yüzyıldadır. Selçuklular ve ardından
kurulan Osmanlı Devleti, dünya tarihini etkilemiş en önemli
olaylardan biri olup, Türkiye Selçukluları, Osmanlı Devletinin
kuruluş zeminini hazırlama görevini yerine getirmişlerdir.
Osmanlı Devletinin
kurulması, Rumeli'ye geçişleri, İstanbul'u alarak Doğu Romaya son
vermeleri, Hıristiyan dünyasının yeni bir biçim ve anlam
kazanmasına, coğrafî keşiflerin gerçekleşmesine, bir anlamda,
Avrupa'nın Avrupa olmasına büyük katkı sağlamıştır.
1
Osmanlı arşivlerinde
araştırma yapan yabancı araştırmacıların en çok dikkatini çeken
konuların başında, Osmanlıların idarî yapısı ve yerel yönetimi ilk
sırayı almaktadır. Özellikle bünyelerinde birden fazla etnik grup
barındıran ülkeler, farklı din, dil ve kültüre sahip onlarca
milleti, dış müdahaleler dönemine kadar barış içinde idare etmiş
Osmanlı Devletini incelemek gereğini duymaktadırlar.
2006 yılında 707 nci
yılını idrak ettiğimiz Osmanlı Devletinin varisi olarak bizlerin,
624 yıllık bir tecrübeyi gözardı etmeden faydalanmamız gerektiği bir
kez daha vurgulanmaktadır; çünkü, tarih, milletlerin hafızasıdır,
şuurudur. Milletler, tecrübelerinden faydalanarak yeni oluşumları
programlamadıkları ve geleceğe yönelik yorum yapmadıkları takdirde,
tarihin öznesi olmaktan çıkar nesnesi haline gelirler. Uluslararası
siyasette 600 yıla damgasını vuran Osmanlı Devletinde bazı
uygulamalar ve meydana gelen olaylar çeşitli spekülasyonlara yol
açmıştır; kimi zaman ideolojik kimi zaman savunmacı bir biçimde kimi
kesimler tarafından Osmanlılar hakkında kurtulunması gereken bir
devlet ve tarih olarak değerlendirmeler yapılmıştır. Bütün bunlara
karşılık, Osmanlı tarihi, iyi tarafıyla noksan tarafıyla, en
başından en sonuna kadar bizimdir, bizim tarihimizdir, millet olarak
bizim hafızamızdır.
Sayın Başkanım,
değerli milletvekili arkadaşlarım; Osmanlı Devletinin 624 yıllık bir
ömre sahip olmasında…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen.
ALAETTİN GÜVEN
(Devamla) - … aslî unsur olan Türklerle birlikte gayrîtürk ve
gayrîmüslim olan nüfusun da önemli bir yeri olduğu muhakkaktır.
Osmanlılar, mensup oldukları dinden olmayan pek de azımsanmayacak bu
topluluğa uyguladıkları hukuk ve hoşgörülü yönetimle, beklendiğinden
daha fazla genişleme imkânı bulmuşlardır. Nitekim, İspanya'da baskı
altında kalan Yahudilerin Osmanlı topraklarına getirtilerek koruma
altına alınması ve yerleştirilmesi, devletin farklı din ve
kültürlere saygısını ve güçlü bir devlete mensup olmanın avantajını
göstermiştir. Bunun sonucunda devlete olan bağlılık artmıştır.
Devlete olan bağlılığı sağlayan esasların başında gelen insana insan
olduğu için değer veren anlayıştır. Osmanlı Devletinin manevî mimarı
olan Şeyh Edebali'nin Osman Gazi'ye "Ey oğul, sabretmesini bil,
vaktinden önce çiçek açmaz; şunu da unutma: İnsanı yaşat ki devlet
yaşasın; insanı yücelt ki devlet yücelsin"
vasiyetiyle, devleti
yönetenlerin beyinlerine, tarihin derinliklerinden gelen bir devlet
felsefesini dantel dantel örmüş ve nakşetmiştir.
Fatih Sultan Mehmet
de, İstanbul'u aldıktan sonra Ayasofya Vakfiyesinin hemen başına
"kainatın özü insandır, bu vakfım insanlar içindir" demek suretiyle,
insana verilen değer felsefesini sürdürmüştür.
Sayın Başkanım,
değerli milletvekili arkadaşlarım; Osmanlı Devleti 6 asır dünya
siyasetine yön vermiş, insanlık tarihine önemli katkılarda bulunmuş,
hükmettiği sahalarda Osmanlı barışını tesis etmiş bir devlettir. Bu
barışı sürekli gündemde tutan Osmanlı, insana insanca muamele
ederek, hoşgörüsü, tahammülü ve saygısıyla üç kıtaya hükmeden bir
dünya devleti olmuştur. Çağın karanlığı içinde kalmış devletlerin,
farklı dinler bir yana aynı dinden olanlara yaklaşımına karşı,
İkinci Abdülhamit'in kurduğu darülacezede, camiyi, kiliseyi ve
havrayı sırt sırta getiren bu anlayış ve uygulama ve insanı insan
olarak gören, bunu adalet anlayışına ve hukuka da yansıtan mantık,
Osmanlı Devletini, bugün bir barut fıçısı konumunda bulunan
Balkanlarda, Kafkasya'da, Ortadoğu'da, beşyüz yıl barışı tesis
etmesine sebep olmuş ve büyük devlet yapmıştır.
Şurası unutulmamalıdır
ki, Osmanlı Devleti gibi zamanın süper devleti olan, insanlığa büyük
hizmetler yapmış, dünya kültür ve medeniyetine önemli katkılarda
bulunmuş, çağı açmış ve kapamış bir devlete sahip olmanın gururunu
duymak, onun hafıza ve deneyimlerinden yararlanmak bize bir borçtur
diye düşünüyorum.
Bize bu toprakları
kazandırmış ve vatan yapmış ecdadımızı da bu vesileyle rahmetle
anmak ve onlara layık olmak şuurunu taşımalıyız kanaatlerimi
sizlerle paylaşırken, Âşık Paşazade'nin Osman Beye:
"Hidayet menzili nimet
senindir,
Ezelî ta ebed devlet
senindir,
Dualar, nesline erden
senindir,
Döşenen sofralar,
davet senindir,
Nesep ve nesil ile
burhan senindir"
seslenişiyle sözlerime
son veriyor; Yüce Meclisimizi ve Yüce Milletimizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Gündemdışı
ikinci söz, alternatif enerji kaynaklarıyla ilgili söz isteyen,
İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü'ye aittir.
2
Buyurun Sayın Ülkü.
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; alternatif enerji kaynakları
ya da diğer bir tanımla yenilenebilir enerji kaynakları, güneş
enerjisi, rüzgâr enerjisi, su gücü içinde hidroelektrik enerji,
jeotermal enerji, dalga enerjisi diye tanımlanabilir. Hatta buna,
biyokütle enerjisini de ekleyebiliriz.
Bugün, yaygın olarak
kullanılan petrol, doğalgaz ve kömür gibi fosil kaynaklara göre
yenilenebilir enerji kaynaklarının sürdürülebilir, temiz,
tükenmeyen, yerli ve ucuz olması dolayısıyla tüm dünyada üzerinde
önemle durulmakta ve yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır.
Gelişmiş ülkeler için,
yenilenebilir enerji kaynakları bir alternatif olmaktan çıkmış ve
başlıca kaynaklar içinde yerini almıştır. Avrupa Birliğinin enerji
politikalarının temel hedefleri içinde bu kaynaklardan elde edilen
enerji miktarı 2010 yılında yüzde 22'ye çıkarılması amaçlanmaktadır.
Bu yıl, ülkemizde, 150
milyar kilovat elektrik üretimi yapılacağı tahmin edilmektedir;
oysa, sırf hidroelektrik teknik potansiyelimiz 216 milyar
kilovattır. Sadece rüzgâr enerjisinin teknik potansiyeli 83 000
megavat bulunmaktadır. Dünyada 7 nci sırada yer aldığımız jeotermal
potansiyelimiz açısından ise, toplam elektrik enerjisi ihtiyacının
ancak yüzde 5'ini, ısıtmada ise enerji ihtiyacının yüzde 30'unu
karşılayabilecek kapasiteye sahibiz. Fakat, ne yazık ki, ülkemizde
jeotermal kaynak potansiyelimizin yüzde 96'sı, rüzgârda 10 000
megavat olan ekonomik potansiyelimizin neredeyse tamamı,
hidroelektrik kaynaklı 127 milyar kilovat enerji potansiyelimizin
yüzde 57'si, sınırsız bir enerji kaynağı olan ve ülkemizin her
bölgesinin sahip olduğu güneş enerjisi hiç kullanılmamaktadır. Bunun
yerine, ülkemizde iktidar, gelecek kuşaklara karşı büyük bir ihanet
içinde, vanası başkasının elinde, teknolojisi başkasının elinde
bulunan doğalgaz ve nükleer enerjiden söz etmektedir. Yenilenebilir
enerjiye gerekli yatırımlar yapılmamakta; devlet bu alanda hiçbir
yatırım yapmadığı gibi, bu alanın tamamıyla özel sektöre
bırakılmasını özellikle sağlamaktadır. Özel sektöre ise
yenilenebilir enerji türlerinde ayrı ayrı sınıflandırma ve
potansiyellere bakmadan, 5,5 sentten alım garantisi vererek kredi
bulmayı ve kârlılığı engelleyen bir uygulamaya gitmektedir. Soner
Aksoy arkadaşımız, Yenilenebilir Enerji Kanunundan sonra, ülke
elektriğinin ¼'ünü karşılayacak bir yatırım talebi geldiğini
söylüyor; ama, bunlar, sadece hidroelektrik üretime yönelik, yani,
su enerjisine yöneliktir.
Bu arada, değerli
arkadaşlar, enerji tarikatı gibi çalışan enerji lobilerini de
unutmamak gerekiyor. Ülkemizde, 2005 yılı ilk sekiz ayı itibariyle,
elektrik üretiminin yüzde 43,5'u ithal doğalgazdan, yüzde 6'sı ithal
kömürden, yüzde 26'sı da diğer kaynaklardan üretilmektedir.
Hidroelektrik ve hidrolik kaynakların oranı ise yüzde 25
civarındadır. Ülkemiz, elektrik üretiminde, doğalgazı satın aldığı
Rusya'dan bile daha yüksek oranda doğalgaz kullanmaktadır. Tamamen
yurt dışına bağımlı olduğumuz doğalgazın 1985 yılında yüzde 1 bile
olmayan elektrik üretimindeki payının hızla yükselmesi enerjide dışa
bağımlılığımızı daha da arttıracak, ortaya çıkabilecek muhtemel bir
küresel enerji krizinde, tıpkı bugünlerde olduğu gibi, çok büyük
yaralar almasına neden olacaktır. Nitekim, Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanı Sayın Hilmi Güler de, yazılı bir sorumuza, önergeme vermiş
olduğu cevapta, ülkemizin bugün yüzde 72 oranında enerjide dışa
bağımlı olduğunu belirtmiştir. Sayın Bakan bu cevabın hemen ardından
ise bu durumun bir ülke için büyük bir risk olduğunu belirterek,
nükleer santrallar kurarak enerjide çeşitlilik yaratılmasının
gereğinden söz etmektedir.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) -
Nitekim, Bakanlığın geleceğe dönük hedefleri içinde enerji
ihtiyacımızın yüzde 20'sinin nükleer santrallardan sağlanması yer
almaktadır. Bakanlığın bu öngörüleri, geleceğimizi karartmaya
yönelik bir uygulama olacaktır; çünkü, bu, önce yoksulun üstünün
yırtılması, sonra da borçla üst baş aldırması gibi bir durumdur.
Oysa, Anadolu'da bir söz vardır; "yoksulu döv, ama, üstünü yırtma"
derler; çünkü, dayağın acısı bir süre sonra geçer; ama, yırtılan
üstün başın yenisini almak kolay değildir. Kaldı ki, doğalgaz
konusunda karalar bağlayacak kadar çaresiz ve alternatifsiz de
değiliz.
Bildiğiniz gibi,
BOTAŞ'ın Marmara Ereğlisinde bir LNG tesisi var. LNG, bildiğimiz
doğalgazın eksi 163 derecede soğutulup sıvı hale getirilmesiyle elde
ediliyor. Bu tesisin kapasitesi yılda 5 milyar metreküp gaz üretecek
büyüklüktedir. Cezayir ve Nijerya'dan gelen gemilerle, LNG, buradan
gaza dönüştürülerek doğalgaz boru hattına basılmaktadır. Bunun
yanında, İzmir'de Aliağa'da rafinerinin yanı başında, Ege Gaz adlı
bir şirket, yılda 10 milyar metreküp doğalgazı ulusal boru hattına
basabilecek kapasitede bir LNG terminali inşa etti. Bu tesis,
BOTAŞ'ın Marmara Ereğlisindeki tesisin iki katı büyüklüğünde; fakat,
üç yıl önce tamamlanan tesiste gaz üretilemiyor; çünkü, iktidar izin
vermiyor.
3
BAŞKAN - Sayın Ülkü,
toparlayalım lütfen.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) -
Bitiyor efendim, teşekkür ediyorum.
İzin çıktığı gün,
değişik alanlarda, değişik yerlerdeki satıcıların en ucuz fiyatı
vereniyle anlaşma yapılacak, yılda 100 gemi LNG o civara
getirilecek, doğalgaz üretilecek ve boru hattına 10 milyar metreküp
doğalgaz basılacağından dolayı, şimdiki sıkıntı yaşanmayacaktır ve
dolayısıyla, doğalgaz piyasasında özel sektörün hâkimiyetine kapı
açılacak, bir yandan da, BOTAŞ'ın yüksek maliyeti de ortaya
çıkacaktır. Belki de, bunun ortaya çıkmaması yönünde özel bir gayret
sarf ediliyor olabilir.
Değerli arkadaşlar,
Sayın Başkanım müsaade ederse, 1 dakikanızı daha almak istiyorum.
Bugün, güneşle hiçbir ilgisi olmayan kuzey ülkelerinde güneş
enerjisi panelleri çoğaltılırken, rüzgârla ilgisi olmayan ülkelerde
rüzgâr enerjisine yönelik birçok parça üretilirken, ülkemizde, hem
rüzgâr tarlaları çok büyük oranlarda varken hem de günün aşağı
yukarı on saati güneş olan yerde güneşten ve rüzgârdan
yararlanılmamasının, doğrusunu söylemek gerekirse, nedenini
anlamakta güçlük çekiyorum.
Bir başka nedenini
anlamadığım konu da, jeotermal enerjiyle ilgili Türkiye'de yeteri
kadar lobi oluşturulamadığından dolayı ithal doğalgaza yönelik
çalışmalar hızlandırılırken jeotermal enerjinin bulunduğu alanlarda
yönetmelik olmasına rağmen, bu yönetmelikler atlanarak doğalgaz
kullanılmakta ya da kullanılmaya mecbur edilmekte; ama, jeotermal
enerji bir tarafa bırakılarak o alanda da bize zoraki döviz
ödettirilmektedir. Bütün bunların önüne geçilebilmesi için, yeniden
bu anlamda politikalar üretilmelidir diye düşünüyorum.
Hepinize sevgilerimi,
saygılarımı sunuyorum. Sayın Başkana tolerans tanıdığı için teşekkür
ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Hükümet adına
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Hilmi Güler, biraz önceki
gündemdışı konuşma için söz istedi.
Buyurun Sayın Bakan.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, bana bu
konuşmayı yapma fırsatını sağladığı için de İzmir Milletvekili Sayın
Hakkı Ülkü'ye teşekkürlerimi sunuyorum.
Şimdi, yenilenebilir
enerji konusunda gerçekten güzel şeyler yapıyoruz ve bu yaptığımız
çalışmaları da anlatma fırsatı tam olmadı. Bu bakımdan, Sayın Hakkı
Ülkü'ye zamanlaması bakımından da teşekkür ediyorum; çünkü, doğalgaz
konusunda da, dışa bağımlı bir yakıt olan doğalgaz konusunda da
ülkemizin karşılaştığı durumla da bu denk düşüyor.
Önce şunu ifade
edeyim: Biraz önce Sayın Ülkü birkaç kere anlayamadığı şeyleri ifade
etmişti. Onların başında -sondan başlayarak söyleyeyim- nükleer
enerjidir. Nükleer enerjiyi Anamuhalefet Partimizin Genel Başkanı da
istemektedir; yani, kendi Genel Başkanı da nükleer enerji
istemektedir. Herhalde, belki, onu da anlamakta zorluk çektiğini
tahmin ediyorum; çünkü, kendisi de, yine, yakında, geçtiğimiz hafta
bir yayın organına verdiği demeçte de bunu ifade ediyor, yıllar önce
de benzer şeyleri vardı. Bu, memnuniyet verici bir şey; çünkü, akıl
için yol bir.
Yenilenebilir enerjiye
gelince… Aslında çok iyi şeyler yaptığımızı söyleyerek sözüme
başlamak istiyorum; çünkü, en başta rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi
olmak üzere yenilenebilir enerji yasasını çıkarmak hepimize kısmet
oldu hem sizlere hem bizlere. Bu yasayı, biliyorsunuz, epey uğraştan
sonra çıkarabildik ve bundan dolayı da büyük bir müracaat var. Bu
müracaatlar hem su konusunda, hidrolik enerji konusunda hem de
rüzgâr enerjisi konusunda, 500'e yakın müracaat var ve şu anda,
herkes, Devlet Su İşlerinin ve Elektrik İşleri Etüt İdaresinin
dışında, dağ taş, dere tepe bu suları araştırıyor, rüzgâr
kaynaklarını tespit ediyor ve biz de bakanlık olarak, Elektrik
İşleri Etüt İdaresi ve Devlet Su İşleriyle birlikte buna yardımcı
oluyoruz ve rüzgâr haritalarını çıkardık bununla ilgili olarak.
Rüzgâr haritalarını çıkarmakla kalmadık, ayrıca, arazilerin
tiplerini, türlerini de tespit ettik. Kamuya mı aittir, sahibi
kimdir, nerelerinde ne var, özellikleri nedir; hepsini tespit ettik
ve yatırımcıların hizmetine amade kıldık. Bu bakımdan, rüzgâr
enerjisi konusunda da güzel çalışmalar var; hem yerli hem yabancı
yatırımcılar bunun peşindeler; iki tanesi de inşaata başladı Ege
Bölgesinde. Ayrıca, Bozcaada'da büyük bir potansiyel var, Bandırma
da aynı şekilde, İskenderun da aynı şekilde.
Sayın
milletvekilimizin ben özellikle dikkatine sunuyorum. Buradaki
sınırlı zamanımızda anlatma fırsatını yeterince bulamayabilirim; ben
bu konuşmanın dışında da kendisini aydınlatmaya hazırım.
Diğer taraftan,
jeotermal enerji konusunda geçen gün bir basın toplantısıyla MTA'nın
hazırladığı Türkiye'nin jeotermal haritasını açıkladık. Bu bir
devrimdir aslında; çünkü, Türkiye'nin altında bir soba var. Bu
sobayı yeterince kullanmıyoruz; ancak, birkaç yerde -İzmir Balçova
dahil olmak üzere- bundan faydalanılıyor. Şu anda biz bu
yeraltındaki sobayı kullanıma sunmak üzere basın toplantısında izah
ettik, 21 sahanın da ruhsatıyla beraber ihaleye çıkma hazırlığını
yaptık.
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) -
Yasası yok. Yasayı bir türlü çıkarmıyorsunuz!
4
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Çok yüksek, 100
derecenin üzerinde olanları elektrik üretmekte kullanacağız;
sıcaklık düştükçe termal turizm yapmakta kullanacağız; daha da
düştükçe, evlerin ve seraların ısıtılmasında kullanacağız ve suyu da
ziyan etmemek niyetindeyiz; bunu reenjeksiyonla suyu tekrar
yeraltına göndererek, tabiri caizce yeraltındaki sobada bunu
ısıtmayı düşünüyoruz. Bunu yine değerli milletvekilimizin dikkatine
sunmak istiyorum. Bu, devrim niteliğindeki haritayı ve MTA'nın
yaptığı -şu kalınlıktaki- envanteri de yine bilgilerine sunmak
isterim. İstedikleri anda bunu MTA'dan temin edebilirler. Arzu
ediyorlarsa yatırım yapmak konusunda da biz onlara aynı şekilde
yardımcı olabiliriz.
Bunun dışında,
hidrolik enerjide çok büyük bir patlama var; 500'e yakın müracaat
var. Bunları Devlet Su İşleri değerlendiriyor ve Enerji Piyasası
Düzenleme Kurulu da buna lisansını veriyor. Yeşil enerji olarak,
kıymetli enerji olarak fiyatı da bunun yüksek, aynı zamanda saat
farkından dolayı da Avrupa'ya satma imkânımız da var. Bunları da
rakamlarıyla sizlere ifade edebilirim. Bu noktada da büyük bir
avantaj sağladık.
Bir başka çalışmamız
güneş enerjisi konusunda. Güneş enerjisinde güneş sobaları yaptık.
Bu çok önemli. 100 adet şu anda hazır elimizde, Elektrik İşleri Etüt
İdaresinde güneş sobası… Güneş sobalarını biz Anadolu'nun belli
yerlerine göndermeyi düşünüyoruz. Mesela, bir köy meydanını düşünün,
bu güneş sobasını oraya kurduğumuz takdirde, ki, MTA'da şu anda
enerji parkı kurduk, orada bir tane örneği var ve orada köfte
pişirdik, çay demledik, pilav pişirdik orada güneş enerjisiyle…
Meydana koyuyorsunuz bunu. Şu çapta bir güneş sobası bu. Güneş
enerjisini alıyor, belli bir noktaya odaklıyor. Bir de oraya bir
sacayağı koyuyorsunuz, tencerenizi de koyuyorsunuz, güneş enerjisi
olduğu sürece sıcak suyunuzu da alıyorsunuz. İster banyo yapın,
ister yemek yapın. Bunlar da güneş enerjisinde kullandığımız
kaynaklar. 100 tane… Fiyatını da söyleyeyim, 300 YTL. Almak isteyene
de, şimdi, hemen burada pazarlayabiliriz.
Yani, böyle şeyler
yapıyoruz; ama, dediğim gibi biz bunları anlatmayı beceremediğimiz
için, yaptığımız işleri söze çevirmekte zorluk çekiyoruz. Sözü işe
çeviriyoruz da, işi söze çevirmekte biraz zorluk çekiyoruz. Bunlar
da…
YAHYA AKMAN
(Şanlıurfa) - Sayın Bakanım, Şanlıurfa'da falan… Çok güzel yani…
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Şanlıurfa'da
verebiliriz… Yani, şöyle bir düşünce var, mesela, Erzurum'a herkes
soğuk diyor. Doğru, soğuk; ama, güneş enerjisi bakımından da yılda
200 gün güneş var, bulutsuz. Soğuk olması önemli değil, güneşin
olması önemli. Mesela, güneşli ısıtıcılar bakımından Erzurum ideal
bir yer ve bu noktada da, Türkiye'de güneş kolektörleri konusunda,
biz, Avrupa'da birinci durumdayız. Yani, bunu da memnuniyetle ifade
edip, bunu da gene milletvekilimizin dikkatine sunuyorum.
Yani, kısacası, güzel
şeyler yapıyoruz. Yani, bu yaptığımız çalışmalar içinde, mesela,
rüzgârla ilgili olarak, halihazırda 21,2 megavatlık kurulu güç
işletmede. Bunun yanında toplam 1 460 megavatlık kurulu güce sahip
39 proje için lisans alınmış. 2 750 megavatlık başvuru da
değerlendirme aşamasında; bu, elektrik üretmek üzere rüzgârda.
Onun dışında,
jeotermal enerjiyle ilgili rakam vereyim. Burada da, biz, Avrupa'da
birinciyiz, dünyada yedinciyiz jeotermalde ve bunun da 200 derece
alt sıcaklık sınırı kabul edilen toplam 1 000 dolayında sıcak ve
mineralli su kaynağının varlığıyla ülkemiz Avrupa'da birinci
durumdadır. Haritasını çıkardık…
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) -
Su akar Türk bakar; o da var ne yazık ki!
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Bakmıyoruz şimdi
sayın milletvekilim, bakmıyoruz; yani, bu, memnuniyet verici bir
şey.
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) -
Yasası yok efendim, daha yasası yok!
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - En azından biz
bakmıyoruz; yani, bakın…
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) -
Jeotermalin yasası yok!
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Yok, jeotermal yasa
tasarısını gönderdik buraya. Dolayısıyla, yasalaşacak.
Yenilenebilir enerjiyi
çıkardık biliyorsunuz, petrol piyasasını çıkardık, diğerlerini
çıkardık; fakat, doğalgazı tartışmaktan bunları ifade edemiyoruz.
Doğalgazda da size şunu tekrar söyleyeyim; doğalgazda, biz, Mavi
Akım dahil hepsini düşürdük; hem miktarını düşürdük hem fiyatını
düşürdük; fakat, bilip de bilmezlikten gelenler, anlayıp da
anlamazlıktan gelenler, menfaatına dokunanlar veya işbirliği halinde
bazı şeylerle olanlar, bunu, maalesef, bu kadar basın toplantısı
yaptığım halde, bu kadar açıkladığım halde, anlamamaktan veya
anlamaz görünmekten demek ki bir şey umuyorlar ve biz, burada, arı
kovanına çomak sokmadık sadece, arı kovanını aldık, baş aşağı
çevirdik.
Bakınız, bu
doğalgazda, bunu bilin; yani, bunu, lütfen… Ben size diyorum; bunu
ben size saatlerce anlatmaya hazırım; bunları düzelttik biz. Eğer
bunları düzeltmemiş olsaydık, bu indirimleri almamış olsaydık, şu
artan petrol fiyatları karşısında halimiz duman olurdu. Bakın, neler
yapılmış,
5
bakın… Biz,
kucağımızda bulunan bir çocuğun hesabını veriyoruz. Bazen bu çocuk
elimizi de ıslatıyor, bunu da temizliyoruz; fakat, size şunu
söyleyeyim; Rusya'dan aldığımız gazı…
BAŞKAN - Sayın Bakan,
mikrofona doğru konuşun ve Genel Kurula…
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Evet, tamam. Şöyle
söyleyeyim; sayın milletvekilim söz attığı için söylüyorum.
BAŞKAN - Şöyle tüm
Genel Kurulu karşınıza alarak, mikrofona…
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Tamam Sayın
Başkanım.
Şimdi, burada, daha
evvelden, bu doğalgazın parasını fındık, fıstıkla, narenciyeyle,
mühendislik hizmetleriyle ödüyormuşuz. Offseti kaldırmışlar, offset
kalkmış. Yani, bu doğalgazın parasını, biz, kendi ürünlerimizle ve
hizmetlerimizle ödüyormuşuz, bu kalkmış. Onun dışında "al ya da öde"
diye bahsettiğimiz miktarı güzel güzel ödemişiz; ama, karşı taraf
eksik verdiği zaman, hesabını sormamışız. Bugün, doğalgazda içinde
bulunduğumuz durumun sebebi budur.
Şimdi, biz, bu gazın
parasını ödüyoruz; bunun da üzerimizdeki 40 milyar metreküplük
kısmını sildirdik. Sildirdiğimiz için de üzerimizden bu yük kalktığı
için, biz, kömür ve su santrallarına ağırlık verdik. Bugün, mesela,
biz, şu doğalgaz sıkıntısından dolayı, İran'ın ve batıdan, Rusya'dan
gelen gazın, Ukrayna üzerinden gelen gazın 20 000 000 metreküpünü
elektrik üretmekte kullanırken, bunu durdurduk, bunun yerine kömür
santrallarına, barajlara ağırlık verdik. Bu, bizim başarımızdır.
Biz, bu krizi yönettik.
MEHMET IŞIK (Giresun)
- Doğalgazı kaça alıyoruz Sayın Bakan?
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Doğalgazda da… Sayın
Başkan, sizlere de ifade edeyim. Bakınız, bunun karşılığında,
anlaşmaya madde koymamışlar. Yani, eksik ödenirse veya gaz gelmezse
veya kötü kompozisyonda gelirse, karşılığında hiçbir şey almamışız,
bu iki.
Üçüncüsü, farklı
fiyatlardan almışız, pahalı almışız. Bunun fiyatlarını düşürdük,
Mavi Akım dahil. Mavi Akımı yükseltmedik; fakat, menfaatına
dokunanlar "arttı" diyorlar. Bunun rakamlarıyla beraber ispatını
yaptık. Biz, düzeltilmiş formüldeki fiyatı üçünde birden aşağıya
çekerek, büyük bir avantaj sağladık; ama, bunu yaptığımız zaman,
bunu yaptığımız için…
MEHMET IŞIK (Giresun)
- Kaça alıyoruz Sayın Bakan?
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Bakınız, burada da
şunu ifade edeyim: Bu anlaşmaların fiyatını açıkladığımız zaman… Şu
anda, biz, İran'la tahkim halindeyiz.
MEHMET IŞIK (Giresun)
- Rusya açıklıyor!..
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Hayır, hayır… Bakın,
bakın… Ama, sözüme lütfen dikkat edin.
İran'la tahkim
halindeyiz. Fiyatımızı söylediğimiz zaman, ondan indirim almak için,
biz uğraşıyoruz. Öbürünü açıkladığımız zaman, bu sefer Ruslardan
alamama durumumuz var; ama, ben, gelin, sizin kulağınıza bunu
fısıldayayım, söyleyeyim. Yani, milletten de sakladığımız için
değil. Bunu, zamanında, yapanlar gizli yapmış; hesabı onlara sorun.
Hesabı onlara sorun, deyin ki…
İSMET ATALAY
(İstanbul) - Onlar yargılanıyorlar…
MEHMET IŞIK (Giresun)
- Onlar hesabını verdiler…
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Offsetle bunun
parası fındık, fıstıkla, narenciyeyle, gıda maddeleriyle ödenirken,
niye bunu siz affettiniz, kaldırdınız diye, bunun hesabını onlara
sorun,bana sormayın. Biz bunu düzeltmeye çalışıyoruz.
HALİL ÜNLÜTEPE
(Afyon)- Siz sorumlusunuz; sorumlu bakan sizsiniz.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla)- İkinci olarak; eksik
geldiği zaman, işte şu anda biz İran'a, Rusya'ya "gaz ver bize"
diyoruz. Halbuki, mukavelede olsaydı ben onun hesabını soracaktım.
Bunu niye koymadılar diye sorun. Turusgaz'ın hesabını sorun. Ben
sizden bir defa dahi "Turusgaz" lafını duymadım. "Turusgaz" lafını
hiç konuşmuyorsunuz. Sadece aldığımız gaz Mavi Akım mı?! Niye
Turusgaz'ı söylemiyorsunuz?
Bakınız, ben size
Turusgaz'la ilgili bir şey anlatayım, şöyle bir izah edeyim. Şimdi
şu boru. Şurası Türk-Bulgar sınırı. Bulgaristan'tan gaz geliyor.
Buradan geçiyor, buradan Türkiye'ye giriyor. 6 milyar metreküp gaz
zaten bu borudan geliyor. 6 milyar metreküp. 8 için daha anlaşma
yapılmış. Aynı gaz zaten bu borudan geçiyor. 8'i de ilave etmişler.
Aynı borudan basınçla geliyor zaten. Fakat, bir şirket kurmuşlar,
güya şuradan alıyor, buraya veriyor. 1,7 milyar dolar ilave yapıyor.
10'la 12 dolar fiyat farkı. Bunun hesabını sorun. (CHP sıralarından
"Sen sor" sesleri)
İSMET ATALAY
(İstanbul)- Sen sor!
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla)- Bunun hesabını ben
soruyorum zaten. Sorduğum için ben bu firmayı ortadan kaldırdım. 1,7
milyar dolarlık farkı da kaldırdım.
6
İSMET ATALAY
(İstanbul)- Yapan yetkililere de sorun.
BAŞKAN- Müdahale
etmeyin.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla)- Bakınız, teşekkür de
beklemiyoruz. Biz zaten görevimizi yaptık. Biz yolsuzlukla,
usulsüzlükle zaten uğraşıyoruz. Zaten bunun hesabını sormak üzere
geldik. Bunu yapıyoruz. Fakat, siz bize bunun hesabını soruyorsunuz.
Ben bunu anlayamıyorum. En başarılı işimizi size anlatamamaktan
dolayı ben sıkıntı çekiyorum. Bunu anlatamıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
ATİLLA KART (Konya)-
Gizliliği sürdürüyorsunuz.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla)- Yani, biz bundan
dolayı fiyatları düşürdük, bundan dolayı elektriğin fiyatını
düşürdük. Nerede görülmüş üç seneden fazladır elektrik fiyatı sabit
kalacak, hatta, düşecek?! Nerede görülmüş bu?! Her bir aileye günde
5 ekmek demektir bu. Bu sosyal destek yerine de geçebilir. Biz
bunları yaptık. Yani, her normal vatandaşın yapması gereken ödevimi
yaptım ben. Ama, ben bir de burada hesap veriyorum. Yani, bu hiç
görülmemiş bir şey.
HALİL ÜNLÜTEPE
(Afyon)- Görev yapanlar hesap verir Sayın Bakan.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla)- Ben bunu basında
açıkladım, basın toplantısı yaptım; ayrıca, açıklamalarını yaptım.
Fakat, basında da enteresan bir şey… Toplam 54 köşe yazarından bana
hücum edildi aynı anda. Bu reva mıdır yani?! Hakkaniyet açısından,
dürüstlük açısından bu reva mıdır?!
Ben sayın liderlere
bunu açıklayayım diyorum. Bir sürü rakamlar üşüşüyor. 10 milyar
dolar zarar etmiş, 7 milyar dolara ulaşmış, işte 2 milyar dolar…
Rakamlar da birbirini tutmuyor. Ya bunun aslını öğrenin, aslını
anlatayım size ya da konuşmayın;yani, bu milletin kafasını
karıştırmayın. Bakın, doğruluk konusunda hep beraber olalım.
Doğruluk konusunda, dürüstlük konusunda hep beraber olalım. Ben
sizin bu şekildeki desteklerinizi gördüm, bundan dolayı size
teşekkür ederim.
N. GAYE ERBATUR
(Adana) - Sayın Bakan, kürsüdesiniz, lütfen anlatın. Niye
anlatmıyorsunuz Sayın Bakan?
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - İşte anlatıyorum…
Hepsini anlatıyorum, hepsi açık.
N. GAYE ERBATUR
(Adana) - Bütün hesapları açın. Niye liderlere söylüyorsunuz? Biz
milletvekiliyiz, öğrenmek istiyoruz. Anlatın Lütfen…
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Ben bir partinin
avukatına açıklamalarını gönderdim. Halbuki, bakın…
N. GAYE ERBATUR
(Adana) - Açıklayın… Şu an açıklayın…
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - İşte şu anda da
açıklıyorum. Yaptığım açıklama değil mi!
N. GAYE ERBATUR
(Adana) - Açıklayın Sayın Bakan, açıklayın.
BAŞKAN - Lütfen
dinleyelim arkadaşlar.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Şu an yaptığım
açıklama değil mi? Bakınız, bunları size açıklıyorum.
BAŞKAN - Sayın Bakan,
Sayın Bakan, siz Genel Kurula hitap edin.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Sayın Başkanım, hep
oradan geliyor cevap.
Memnuniyetle; ben bunu
sabaha kadar da anlatırım; çünkü, yaptığımız doğru.
Sayın Başkanım, çok
kişinin bu noktada kafası karışık. Basın, günlerce bu noktada yayın
yaptı, televizyon kanalları yayın yaptı. Ben size burada doğrusunu
anlatıyorum. Doğrusunu zaten… Eğer ben size yanlış söylüyorsam, ben
bunun sonucuna katlanmaya da hazırım. Çünkü ben bu konuyu üstelik de
biliyorum; yani, iyi bir ekiple çalıştık, onbir ay bunun
tartışmasını yaptık. Bu tartışmalar içinde belli diplomasiler
kullandık, belli millî menfaatlarımız açısından belli hassas
noktalar vardı. Bunu biz bütün detayıyla yaptık; fakat, bunun şöyle
bir kötü yansıması da oldu. Şimdi her konuya siz yolsuzluk gözüyle,
bilmem ne gözüyle bakınca, insanın yanlış yapma hakkı da vardır ki,
biz yanlış da yapmıyoruz. Bizim şu anda bürokratlarımızın çoğu imza
atmaktan korkuyor, her konuya yolsuzluk gözüyle baktığınız için.
Halbuki biz bu noktada, hem ülkemizi kâra geçirdik, hem rahatlattık,
hem de yerli kaynaklarımıza, kullanılmak üzere imkân sağladık, kömür
ve barajlarımızı. Bakınız, bu konuyu şöyle lütfen inceleyin; sadece
olaya Mavi Akım, Turusgaz gözüyle bakmayın, doğalgaz politikası
olarak bakın. Bu doğalgazda, belli bir yılda, artışlar birden
zıplamış, ondan sonra devam etmiş. İşte bütün film, bütün fırıldak
orada olmuş, bütün numara orada olmuş. O artışı nasıl yedirelim
Türkiye'ye? Elektrik santrallarıyla yedirmişler. Elektrik
santrallarında da al ya da öde var. Sadece doğalgazda al ya da öde
yok, elektrik santrallarında da al ya da öde var. Yani, öyle bir şey
ki; hava kurak geçse para ödüyorsunuz, doğalgaz gelmezse para
ödüyorsunuz, kesilse para ödüyorsunuz, karşı taraf vermezse parasını
ödüyorsunuz, ürettiği elektriği almazsa parasını ödüyorsunuz; böyle
bir şey olmaz. Hepsi aynı
7
zamanda olmuş.
Bakınız, o dediğim, biraz önce anlattığım 10-12 dolarlık fark da
dahil, bu santralların kuruluşu da dahil, barajların engellenmesi de
dahil, kömür santrlarının engellenmesi de dahil hep aynı zamana
rastlıyor. Lütfen, ne olur… Bakın, bunu, size, tekrar tekrar
istirham ediyorum; yani bunu, parti farkı gözetmeden, siyaset farkı
gözetmeden gelin, bunun üzerine bir millî bir mesele olarak
eğilelim. Ama, sadece -isim vermeyeyim ama- belli yerlerden itiraz
gelince, insan üzülüyor doğrusunu söylemek gerekirse. Biz, bununla
ilgili bütün açıklamaları yaptık; yani, gerçekten hassas bir konu.
Öyle yapılmış ki, barajların önü kesilmesi üzerine yazı yazılmış ve
buna süre vermişler, 2002'ye kadar yapılmadığı takdirde diğerlerine
ağırlık verecek diye. Zaten, baraj, en az dört-beş yılda yapılıyor,
beş-altı yılda yapılıyor. Bu kadar kısa zamanda yapılacak sadece
doğalgaz santralıdır. Şimdi de, şu anda barajlara ağırlık verdik.
İşte, biraz önce söylediğim jeotermal enerjiye, hidroelektrik
enerjiye, yenilenebilir enerjiye ağırlık verdik; ama, Meclisin de
belli bir temposu var, belli bir çalışma şeyi var…
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) - Biz istedik… Bir sene bekledik…
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Haklısınız…
Biliyorum, ben sizin hassasiyetinizi biliyorum ve zaten Maden Kanunu
da dahil, çok konuda bana destek oldunuz; ben, size teşekkür
borçluyum. Aynı konuyu, şu doğalgaz meselesinde ve diğer enerji
konularında da yapalım. Ben, bir parti farkı şunu bunu görmüyorum,
hassasiyetinizi de biliyorum. Şu anda yapmamız gereken şey, bizim,
şu dışa bağımlılığımızı azaltmak. Bakınız, biz, 1987 yılında
doğalgazla tanışmışız, yaklaşık yirmi sene olmuş. Bu yirmi sene
içinde bir defa, depo yapılmamış. Bakınız, bu kadar gazı getiren
deposunu düşünmemiş. Biz gelir gelmez Silivri'de, içinden gazı
alınmış 1,6 milyar metreküplük hacmi doğalgaz deposu yapmak üzere
hemen yatırımına başladık, haziran ayında, inşallah, bitecek bu,
eğer ters bir şey olmazsa. En azından önümüzdeki yıl sıkıntıya
uğramayacağız, birincisi bu.
İkincisi, Tuz Gölü
var…
BAŞKAN - Sayın Bakan,
süreniz dolmak üzere, size kolaylık olsun diye söylüyorum,
toparlamaya çalışınız.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Haklısınız Sayın
Başkanım.
Bir de Tuz Gölü'nü
söyleyeyim: Tuz Gölü deposu, 2001 yılında, maalesef, yapılan
mukavelelerde bir anlaşmazlık çıktığı için mahkemelik olmuş, oraya
da bir madde düşmüşler "2004'e kadar elinizi süremeyeceksiniz" diye;
biz bunun muhataplarıyla oturduk, anlaştık ve biz daha önceki bir
tarihte başladık; projeleri belli bir şekle geldi mühendislik
projeleri belirli bir noktaya geldi…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Süratli bir şekilde
gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Tabiî, bu, zaman alacak bir çalışma.
Tuz Gölünün altındaki tuz donları eritilecek -700 metre derinlikte-
Hirfanlı'dan su getireceğiz eriyecek, ondan sonra, o tuzlu suyu Tuz
Gölüne boşaltacağız, boşluğa da doğalgaz basılacak; yani, bu zaman
alacak bir çalışma.
Kısacası, bizim en
önemli problemimiz arz güvenliği. Bence, sunî gündemlerle tartışmak
yerine, enerjide arz güvenliğini konuşalım…
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) -
Kapalı oturum yapalım Sayın Bakan.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Bunu konuşalım…
Biz istiyoruz ki, bunu
da birlikte görüşelim; bu bizim millî meselemiz, bekamızla ilgili
bir mesele; yani, bu, bir siyasî çekişme, çatışma konusu değil. Biz,
bu konuda elimizden geleni ve gerçekten görevimizi yaptığımıza
inanıyoruz ve biz, bunun, kırk defa hesabını çek ettik,
kazançlarımızı çek ettik; ama, öyle bir hale geldi ki, neredeyse,
biz vatan haini olduk, biz şöyle yaptık, böyle yaptık, zarara
uğrattık; ben de şaşıyorum; yani, ne yapmışız ne etmişiz diye.
Yaptığımız çalışmalar
gayet açık ve net. Bunun dışında da, eğer, herhangi bir milletvekili
arkadaşım, hatta beni dinleyen vatandaşlarımdan herhangi bir tanesi
müracaat ettiği takdirde, bunu, onlara da detayıyla anlatmaya da
hazırım; çünkü, bu nokta gerçekten üzerinde durulması gereken bir
şey ve çok mükemmel hazırlanmış bir düzen bu, bunu da özellikle
bilesiniz.
BAŞKAN - Sayın Bakan,
bu konular uzun sürecek; ama, Millî Eğitim Bakanı da tasarısının
görüşülmesi için bekliyor.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Haklısınız, tamam
Sayın Başkan.
BAŞKAN -Siz sürenizi
bayağı aştınız, toparlayın lütfen.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Haklısınız…
Yeri geldi diye
söylüyorum; çünkü, bu, zaman zaman söz konusu olduğu, Sayın Hakkı
Ülkü Bey de belli şeylerden bahsettiği ve bunu da bir fırsat kabul
ettiğim için teşekkür ediyorum kendisine.
Hepinize saygılar
sunarım. (AK Parti sarılarından alkışlar)
8
BAŞKAN - Gündemdışı
üçüncü söz, Ermeni terörü ve Misakımillî hakkında söz isteyen, İzmir
Milletvekili Hakkı Akalın'a aittir.
Buyurun Sayın Akalın.
(CHP sıralarından alkışlar)
HAKKI AKALIN (İzmir) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yarın ve ondan sonraki gün
yeniden hatırlayacağımız iki olay, Misakımilli'nin kabulü ve Ermeni
terörü konularında görüşlerimizi açıklamak için söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Osmanlı Devletinin son
döneminde ayrılıkçı Ermeni milliyetçileri ayaklanmışlar, başarılı
olamayınca teröre yönelmişlerdi. 1896'da Galata'daki Osmanlı
Bankasını basarak pek çok masum insanı katlettikten sonra, 1905
yılında Padişah Abdülhamit'e suikast düzenleyerek, 26 kişinin can
vermesine neden olmuşlardı. Cinayetler bunlarla sınırlı kalmamış,
1921-1922 yıllarında eski Sadrazam Talat Paşayı Berlin'de, eski
Dışişleri Bakanı Sait Halim Paşayı Roma'da, İttihat ve Terakkiden
Dr. Bahattin Şakir ve Cemal Azmi Beyleri Berlin'de, eski Bahriye
Nazırı ve Ordu Komutanı Cemal Paşa ile yaverleri Binbaşı Nusret ve
Teğmen Süreyya Beyleri Tiflis'te katletmişler; 1922-1923'te Lozan'da
İsmet Paşaya, daha sonra Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'e suikast
planlamışlardı.
Ulusça bu cinayetleri
pek hatırlamıyorduk, açıkçası unutmuştuk. Terörü kuşaktan kuşağa
taşıyan Ermeni teröristler, uzun bir süre uykuya yattıktan sonra 27
Ocak 1973'te seri cinayetlere yeniden başladılar. 1973-1984 yılları
arasında 42 diplomatımızı ve ayrıca pek çok masum insanı
katlettiler. Önceki ve bugünkü Ermenistan bu cinayetlerden
sorumludur. Katillerin bir kısmını halen topraklarında barındırıp
Koruyan Ermenistan, bu katilleri Türkiye'ye teslim edip,
şehitlerimiz için Türkiye'den özür dilemelidir. Dışişleri
Bakanlığımızın bu seçkin evlatları, vatan için şehit oldular, Türk
oldukları, devletimizi temsil ettikleri için öldürüldüler. Biz, bu
cinayetlerin hepsini bir kenara yazdık, hiç unutmayacağız. Ermeni
teröristlerin katlettiği bütün şehitlerimizin aziz hatıraları önünde
saygıyla eğiliyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; iki gün sonra Misakımillînin kabulünü kutlayacağız.
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün taslağını hazırladığı ulusal ant,
Anadolu hareketinin alevi üzerine 12 Ocak 1920'de toplanan son
Osmanlı meclisi mebusanında görüşülerek 28 Ocakta gizli oturumda
oybirliğiyle kabul edilmiş, 17 Şubatta dünya kamuoyuna ilan
edilmiştir, daha sonra Ankara hükümeti ve Meclisin ulusal tezi
olmuştur. Ulusal kurtuluş mücadelesi, tam bağımsızlık, ulusal
egemenlik ve Misakımillî temelinde yürütülmüş ve Türkiye Cumhuriyeti
Devleti, ulusal sınırlar içinde bir ulus devlet olarak kurulmuştur.
Kanla çizilen bu sınırlar, Misakımillî ile belirlenen vatan
topraklarının bütününü ifade eder. Osmanlı yıkılırken, esaret
altında ulusal iradeyi temsilen milletvekillerinin ortaya koyduğu
Misakımillî, o günün bağımsızlık bildirgesidir. Bugün bizim
namusumuzdur, şerefimizdir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Ermenistan, terörle sözde Ermeni soykırımını
dünyaya tanıtma, Türkiye'ye bunu baskıyla kabul ettirme, sonra
tazminat ve sonunda Türkiye'den toprak elde etme şeklinde bir
strateji uyguluyor. 4 000 000 kilometrekare olan vatan toprakları,
sonunda 770 000 kilometrekareye inmiştir. Egemenliğimiz ve
bağımsızlığımız için bu ağır toprak kaybına razı olduk. Bu kürsüden
çok söylendi, bir kez daha tekrarlıyorum: Bu ulusun kimseye verecek
bir karış toprağı yoktur. Kanımızla koruduğumuz bu son vatan
topraklarının 1 santimetrekaresini bile kimseye vermeyiz,
vermeyeceğiz.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen Hakkı Bey.
HAKKI AKALIN (Devamla)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugünlerde içeriden,
dışarıdan birileri Lozan'ı ve ulusal sınırlarımızı tartışmak
istiyor. Yaşadığımız ihanetleri, zilleti ve acıları unutmayalım.
Ulusal kurtuluş mücadelesinde olduğu gibi yürek yüreğe verelim, kol
kola girelim. Süleymaniye'de kafamıza geçirilen çuvalı çıkaralım ve
ulus için, vatan için bağımsızlık için hep beraber ayağa kalkalım.
Saygılar. (SHP, CHP ve
Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Hükümet
adına, Millî Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik, biraz önceki
gündemdışı konuşma hakkında söz istedi.
Buyurun Sayın Çelik.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
saygıdeğer üyeleri; İzmir Milletvekili Sayın Hakkı Akalın'ın iki gün
sonra Misakımillinin
9
kabul edilişinin
yıldönümü olması münasebetiyle yapmış olduğu gündemdışı konuşmaya
hükümet adına cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce
Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, bildiğiniz gibi, biz, Ermenilerle birlikte
asırlarca huzur ve barış içerisinde yaşadık ve İstanbul'un fethiyle
beraber, bildiğiniz gibi, Fatih Sultan Mehmet İstanbul'da yaşayan
bütün gayrimüslimlere tam anlamıyla özgürlük tanıdığı gibi,
bahşettiği gibi Bursa'da bulunan Ermeni Piskoposu Hovakim'i
İstanbul'a getirerek bizzat Ermeni Patrikhanesini Fatih Sultan
Mehmet kendisi kurdurmuştur.
Daha sonraki yıllarda,
asırlarda, Ermeniler, Osmanlı toplumu içerisinde, kendi dinlerini,
kendi kültürlerini çok hür bir şekilde yaşadılar ve Osmanlı
bürokrasisinde de çok önemli noktalara geldiler. Mimarbaşı koltuğuna
oturan birçok Ermeni var. Balkan Savaşları devam ettiği zaman
-bakın, burayı özellikle belirtiyorum- Balkan Savaşları devam ettiği
sırada, bizim Dışişleri Bakanımız Noradonkyan Paşaydı, Ermeni asıllı
Osmanlı vatandaşı Noradonkyan Paşaydı.
Bu, böyle devam
ederken, 1890'lı yıllardan itibaren özellikle bazı ayrılıkçı Ermeni
komitelerinin kurulmasından sonra, Hınçak ve Taşnaksutyun
Cemiyetlerinin kurulmasıyla birlikte, bu millet içerisinde, bu
insanlar arasında da, özellikle Osmanlı Devletine karşı isyanı
teşvik eden, Osmanlı Devletine karşı bölünmeyi teşvik eden bazı
hareketler başgösterdi. Birinci Dünya Savaşının başlamasıyla
birlikte, Osmanlı Devleti, birçok cephede zorlu bir savaş
içerisindeyken, bu ayrılıkçı örgütler, bunu fırsat bilerek, sivil
halka karşı çok ciddî katliamlara giriştiler.
Bildiğiniz gibi,
Osmanlı Devleti, gerek Birinci Meşrutiyetin ilanından sonra oluşan
Mebusan Meclisinde gerekse İkinci Meşrutiyetin ilanıyla birlikte
oluşan Osmanlı Mebusan Meclisinde bütün unsurlara yer verdiği gibi,
Ermeni vatandaşlara, Ermeni temsilcilerine de yer vermişti ve
onların o zamanki Mecliste, Osmanlı Mebusan Meclisinde temsilcileri
vardı.
1860'lı yıllardan
itibaren, bakın, İstanbul'da, 1867'de, 16 adet Ermenice gazete
çıkıyordu; Ermeni harfleriyle Türkçe çıkan gazeteler vardı ve yine,
Ermeni harfleriyle Ermenice yayınlanan gazeteler vardı. Okulları
vardı. Her şey normal giderken, dediğim gibi, bu bölücü unsurların
devreye girmesiyle birlikte, özellikle 1789 Fransız İhtilalinden
sonra bütün Avrupa'yı saran, bütün dünyayı saran bu
selfdeterminasyon dediğimiz "kendi kaderini kendin belirle"
parolasıyla, onlar da milliyetçi akımlara teveccüh gösterdiler ve
onlar da ayrılıkçı eğilimler içerisine, maalesef, girdiler.
Şüphesiz ki, o günkü
zamanlarda da, Osmanlı Devletine bağlı olan, o bütünlük içerisinde
yer alan ve sadakatini sonuna kadar sürdüren Ermeni vatandaşlar
vardı; ama, bunun karşısında "Osmanlı Devletine sadıksınız" diye
onları kesinlikle taciz eden, hatta, onlara suikastlar düzenleyen
komiteler vardı.
1915'le birlikte… 1915
yılı bu iş için bir dönüm noktası olmuştur. Osmanlı Devletinin o
günkü şartlarda gerekli görmesi üzerine uygulanan tehcire engel
olmak isteyen Ermeni komiteleri ile Osmanlı kuvvetleri arasında
çıkan çatışmalar esnasında, gerek Osmanlı Müslim unsurundan gerekse
Ermenilerden birçok insanın öldüğü bilinmektedir. Ancak, değerli
milletvekilleri, bütün dünyanın bilmesi gereken, herkesin bilmesi
gereken şey şudur: Bugün, Ermeni diasporası tarafından; ama,
üzülerek ifade ediyorum, aynı zamanda komşumuz Ermenistan
tarafından, bunlar, bütün dünyaya bir soykırım olarak takdim
edilmektedir, Türklerin Ermenilere uyguladığı soykırım olarak bütün
dünyaya anlatılmaya, bütün dünya parlamentolarından bu konuda
kararlar çıkarılmaya çalışılmaktadır. Hattı zatında, şüphesiz ki, o
gün dediğim gibi, Müslüman unsurdan ölen birçok insan olduğu gibi,
savaş şartlarında, çatışma ortamında ölen Ermeniler de vardır;
ancak, bu öldürülen Ermeniler, Ermeni olduğu için, hassaten Ermeni
olduğu için öldürülmemiştir; asi olduğu için, saldırgan olduğu için
ve bölücü olduğu için öldürülmüştür; bunun, özellikle altının
çizilmesi gerekir. Bizim tarihimizde, bu manada, soykırım olarak
nitelenebilecek bir olay söz konusu değildir.
Birinci Dünya
Savaşının bitimiyle birlikte, biraz önce Sayın Akalın'ın da ifade
ettiği gibi, gerek Talat Paşa, Sait Halim Paşa, Bahattin Şakir,
Cemal Paşa, vesair olmak üzere, Osmanlı Devlet adamlarına karşı
maalesef, suikastlar düzenlediler. Daha sonra, Lozan'daki
müzakereler esnasında da, yine, bu iddialarını sürdürdüler, Doğu ve
Güneydoğu Anadolu'da kendileri için bir bölge talebinde, bir yer
talebinde bulundular; ancak, Lozan Anlaşmasıyla birlikte bu defter
kapanmıştır, Türkiye'de yaşayan Ermeni vatandaşlarımız "azınlık"
olarak kabul edilmiştir. O günden bu yana da, Lozan'ın kendilerine
tanıdığı imkanlardan hür bir şekilde yararlanmaktadırlar ve bizim
vatandaşlarımız olarak yaşamaktadırlar.
1973'ten sonra,
1973-1984 yılları arasında bizim özellikle, diplomatlarımıza yönelik
ASALA Terör Örgütünün düzenlemiş olduğu suikastlar, maalesef çok
dramatik bir boyut almıştır ve bütün Türk Milletini derinden
yaralamıştır; geriye birçok babasız çocuklar, eşsiz kadınlar
bırakmıştır ve bu, Türk tarihinde maalesef, ASALA Terör Örgütünün
gerçekleştirdiği adeta, müsebbip olduğu kara lekeler olarak yerini
almıştır.
Değerli
milletvekilleri, Sayın Başbakanımız defalarca çağrıda bulundu. Biz,
Türkiye olarak, uzun zamandır hep çağrıda bulunuyoruz ve "bizim
başımız dik, anlımız açık, yüzümüz ak, bütün
10
arşivlerimiz ortada.
Osmanlı'dan bize intikal eden bütün arşivlerimizi, Başbakanlık
Arşivlerini açtık, bütün dünyanın araştırmacıları, bütün dünyanın
tarihçileri buyurun araştırma yapın, eğer, soykırım anlamına
gelebilecek bir şey bulduysanız, onu getirin, bize de gösterin, bizi
de ikna edin" dedik; ama, bu arada Ermenistan da açsın. Özellikle,
bu konuyla ilgili olan bütün arşivler açılsın ve bu konuda son sözü
parlamentolar, siyasetçiler değil, tarihçiler söylesin, bilim
adamları söylesin. Bu çağrımızı sürdürüyoruz.
Değerli
milletvekilleri, bakın, bir başka problem -maalesef, komşumuz
Ermenistan'dan kaynaklanmaktadır- biz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti
olarak bütün komşularımızla yakın dostluk ilişkileri kurmak
istiyoruz, Ermenistan da buna dahildir. Ancak, Ermenistan'la
diplomatik ilişkilerimiz kesik vaziyettedir, diplomatik ilişki
aramızda mevcut değildir. Sebebi, yine, Ermenistan'ın bizatihi
kendisidir. Niçin; Ermenistan, 1921 yılında imzalanan Kars
Antlaşmasını kabul ettiğini resmen deklare etmekten kaçınmaktadır;
bu konuda, maalesef, kaçak güreşmektedir; bunu yapmaması gerekiyor.
Diasporanın iddiası
olan soykırıma, Ermenistan, devlet olarak sahip çıkmaktadır, destek
vermektedir; bunu, Ermenistan'ın yapmaması gerekiyor.
Misakımillî
sınırlarımızı, maalesef, Ermenistan resmen tanımadığı için ve Doğu
ve Güneydoğudaki topraklarımızda hâlâ iddiasını sürdürdüğü için,
onlarla bizim diplomatik münasebeti başlatmamız bu aşamada mümkün
görülmemektedir. Gerek Ermenistan anayasasında gerek Ermenistan
bağımsızlık bildirgesinde, yine, bu iddialara yer verilmektedir ve
Ermenistan, devlet armasında Ağrı Dağını bir sembol olarak
kullanmaktadır. Bütün bunları topladığınız zaman, bir araya
getirdiğiniz zaman, bizim Ermenistan'la, bunlar giderilmedikçe,
diplomatik münasebet kurmamız çok zor görülmektedir.
Ayrıca, bildiğiniz
gibi, Azerbaycan topraklarının yüzde 20'si şu anda Ermenistan'ın
işgali altındadır. Ümit ediyoruz ki, Minsk süreci devam eder, önce
Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki bu problem ortadan kaldırılır,
bu iki ülke arasındaki problemler biter ve Ermenistan, biraz önce
sıraladığım bu iddialarından vazgeçer ve biz de, Ermenistan'la
olması gereken komşuluk münasebetlerimizi sürdürürüz.
Değerli
milletvekilleri, Türkiye birçok iyi niyet girişiminde bulunmuştur.
Bildiğiniz gibi, Karadeniz Ekonomik İşbirliğine Ermenistan'ın dahil
edilmesi, yine, Türkiye'nin rıza göstermesiyle olmuştur. Şu anda
Erivan-İstanbul, İstanbul-Erivan arasında, yaz aylarında
Erivan-Antalya arasında charter seferleri düzenli olarak
yapılmaktadır ve Türkiye buna müsaade etmektedir.
Özellikle uluslararası
havayollarının Türk hava sahasını kullanarak Ermenistan'a yapmış
oldukları seferler Türk hükümeti tarafından engellenmemektedir.
Bildiğiniz gibi, geçmişte, arada bunca yaşanan probleme rağmen,
Türkiye'den Ermenistan'a insanî yardımlar yapılmıştır ve bütün
bunlar kamuoyumuz tarafından bilinmektedir.
Değerli arkadaşlarım,
özellikle bu soykırım iddiasıyla ilgili bir iki hususu yine
belirterek huzurlarınızdan ayrılmak istiyorum. Hep şu iddia edilir:
Osmanlı Devleti Ermenilere soykırım uyguladı.
Değerli arkadaşlarım,
Kanunî Sultan Süleyman döneminde, Yavuz Sultan Selim döneminde,
eğer, Türkiye'nin böyle bir arzusu olsaydı, eğer Türkiye böyle bir
şeyi aklından bile geçirseydi, böyle bir şey yapsaydı, o günkü
dünyada "bunu niçin yapıyorsunuz" diyebilecek bir güç yoktu. Eğer,
düşmanınızı gerçekten düşman belleyip onu imha etmek isterseniz, en
zor zamanınızda, en zayıf zamanınızda değil, en güçlü zamanınızda
bunu yaparsınız. Kaldı ki, tekrar, özellikle altını çizmek
istiyorum, böyle bir şey, böyle bir kara leke, asla ve kata, bizim
tarihimizde mevcut değildir.
Bu konuda, bu konu
üzerine kitap yazmış bir arkadaşınız olarak söylüyorum; bizim
tarihimizde, soykırım anlamına gelebilecek kesinlikle bir iz
bulamazsınız. Biz, en kötü zamanımızda, 7 cephede, 9 cephede
savaşırken, bütün içerideki birliklerimiz, hatta redif birlikleri,
hatta milisler bile cephelere sevk edilirken, biz, Ermenilere karşı
kalkıp soykırım uygulamışız şeklinde bir iddiaya, gerçekten bir
suçlamaya muhatap olmamız hakkaniyetle bağdaşan bir olay asla
değildir.
Eğer, tarihin
derinliklerinde, insanlar yaşadıkları topraklara geri dönme
iddiasında bulunulurlarsa veya oralara sahip çıkma iddiasında
bulunurlarsa, bugün için bu da çok komik bir iddia olur. O zaman, en
başta Amerika Kıtasını ve Avustralya Kıtasını boşaltmamız lazım.
Bugün, artık
-gerçekten, sınırlarıyla yetinmeyen bazı ülkelerin tavırları bir
yana bırakılırsa- dünya haritası şekillenmiştir. Biz, misakımillî
sınırlarının sahibiyiz. Biraz önce değerli milletvekilimizin de
ifade ettiği gibi, misakımillî sınırları içerisinde olan
topraklarımızdan bir karışının bile tartışma konusu yapılmasını,
bizim, Parlamento olarak, hükümet olarak, millet olarak tartışma
konusu yapmamız söz konusu değildir.
Ben, bu vesileyle,
özellikle bütün bu terör olayları esnasında, gerek Osmanlı
dönemindeki terör olayları esnasında hayatını kaybeden, şehit olan
insanlarımıza gerekse Asala Ermeni terör örgütünün saldırıları
sonucu hayatını kaybeden diplomatlarımıza bir kez daha Allah'tan
rahmet diliyorum, onların hayatta olan yakınlarına başsağlığı, sabır
diliyorum. Misakımilli sınırlarına sahip
11
olduğumuzu, millet
olarak, Parlamento olarak, hükümet olarak bu konuda duyarlı
olduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyorum ve Ermeni diasporası
ile Türkiye'de yaşayan Ermeni vatandaşlarımızı, özellikle Türkiye
aleyhinde faaliyet gösteren diaspora ile Türkiye'de yaşayan, bizim
vatandaşlarımız olan ve bizimle huzur ve barış içerisinde yaşayan
Ermeni vatandaşlarımızı kesinlikle ayırdığımızı da altını çizerek
belirtmek istiyorum. O vatandaşların, bizim şu anda Türkiye'de
yaşayan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, kendi kilisesinde
ayinini yapan, kendi patrikhanesi tarafından dinî işleri organize
edilen, Lozan'da azınlık olarak kabul edilen, okulları olan,
gazetelerini çıkaran Ermeni vatandaşlarımızın da, Türkiye'de bizim
öz vatandaşlarımız olarak huzur ve barış içerisinde yaşadıklarını ve
bundan sonra da yaşayacaklarını ifade etmek istiyorum.
Bu vesileyle, bu
konuyu gündeme getirdiği için Sayın Akalın'a da teşekkür ediyorum.
Meclisi Mebusanın bütün değerli üyelerine rahmet diliyorum. Büyük
Atatürk'ü ve millî mücadeleyi gerçekleştiren bütün büyük insanları
huzurunuzda minnetle, rahmetle yâd ediyorum ve hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Gündeme
geçiyoruz.
Başkanlığına Genel
Kurula diğer sunuşları vardır.
Bu sunuşları yapmadan
önce, Divan Kâtibi arkadaşımızın oturduğu yerden okuması hususunu
oylarınıza sunacağım.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) - Karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.
BAŞKAN - Şimdi, karar
yetersayısı arayarak oylama yapacağım.
Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Karar yetersayısı yoktur.
Birleşime 5 dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 16.17
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 16.27
BAŞKAN: Başkanvekili
Ali DİNÇER
KÂTİP ÜYELER: Bayram
ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli)
- - - = - - -
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55 inci
Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Kâtip Üyenin
sunumlarını oturarak yapmasına ilişkin oylamada, karar yetersayısı
istenmişti; bulunamamıştı.
Şimdi, oylamayı
tekrarlayacağım ve karar yetersayısını arayacağım: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Karar yetersayısı vardır; Kâtip Üyenin sunumunu
oturarak yapması kabul edilmiştir.
Başbakanlığın
Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır;
okutup, oylarınıza sunacağım:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak
üzere bir heyetle birlikte 2-11 Aralık 2005 tarihlerinde Yeni
Zelanda ve Avustralya'ya yaptığım resmî ziyarete ekli listede adları
yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu
konudaki Bakanlar Kurulunun kararının sureti ilişikte
gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci
maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep Tayyip Erdoğan
Başbakan
Liste:
Sait Açba
(Afyonkarahisar)
Mehmet Semerci (Aydın)
İsmail Özay
(Çanakkale)
Aziz Akgül
(Diyarbakır)
İlhan Albayrak
(İstanbul)
İsmet Atalay
(İstanbul)
Egemen Bağış
(İstanbul)
Dengir Mir Mehmet
Fırat (Mersin)
Şaban Dişli (Sakarya)
Mustafa Cumhur
(Trabzon)
BAŞKAN - Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Gündemin "Kanun Tasarı
ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına
geçiyoruz.
12
1.- Çanakkale
Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin; Gelibolu
Yarımadası Tarihi Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212)(S.
Sayısı:305)
BAŞKAN- 1 inci sırada
yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon
raporu gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
BAŞKAN - Bazı Kamu
Alacaklılarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan
ve Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam
edeceğiz
X-Bazı Kamu
Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı:904)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yok.
Hükümet?.. Yok.
Ertelenmiştir.
Kamu Kurum ve
Kuruluşlarına Bağlı Okulların Millî Eğitim Bakanlığına Devredilmesi
ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
X - Kamu Kurum ve
Kuruluşlarına Bağlı Okulların Millî Eğitim Bakanlığına Devredilmesi
ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1050)(S. Sayısı:1009)
BAŞKAN - Komisyon?..
Komisyon nerede? Hükümet burada; komisyon?.. Komisyon ağırdan
alıyor.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) - Komisyon yok.
BAŞKAN - Birleşime 5
dakika ara veriyoruz, sonra devam edeceğiz.
Kapanma Saati: 16.31
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati:16.42
BAŞKAN: Başkanvekili
Ali DİNÇER
KÂTİP ÜYELER: Bayram
ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli)
------------0-------------
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55 inci
Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Kamu Kurum ve
Kuruluşlarına Bağlı Okulların Millî Eğitim Bakanlığına Devredilmesi
ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden
devam ediyoruz.
Kamu Kurum ve
Kuruluşlarına Bağlı Okulların Millî Eğitim Bakanlığına Devredilmesi
ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1050)(S. Sayısı:1009) (x)
BAŞKAN - Komisyon?..
Burada.
Hükümet?.. Burada.
17 nci madde üzerinde,
şimdi, gruplar adına ikinci söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına, Ankara Milletvekili Yakup Kepenek'te.
Buyurun Sayın Kepenek.
Sizin, şahsınız adına
da söz talebiniz var, ikisini birleştirdik, süreniz 15 dakika.
CUMHURİYET HALK
PARTİSİ GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Bağlı
Okulların Millî Eğitim
13
Bakanlığına
Devredilmesiyle İlgili Tasarının yürürlük maddesi üzerinde, hem CHP
Grubunun hem de kişisel olarak kendi görüşlerimi açıklamak üzere söz
aldım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Daha önce bu yasa
tasarısının bir maddesi üzerinde görüşlerimi açıklarken, tasarını
gerekçesinde yer alan temel felsefenin öğretimin birliği kavramından
hareket ettiğini ve bu nedenle de tasarıyı olumlu bulduğumu
vurgulamıştım. Ancak, bu çerçevede, sıra yürürlük maddesine
geldiğinde, tasarının bütünü üzerinde, daha doğrusu millî eğitimin
genel yapısı, bütünü üzerinde kimi önemli noktalara değinmek
gerekiyor.
Değerli arkadaşlar,
eğitim yapımız, eğitimimiz, gelişmiş ülkelerdeki gelişmelere,
ilerleyen giden ülkelerin eğitimine yaklaşacak bir atılımı, bir
çabayı, bir beceriyi bir türlü gösteremiyor. Uluslararası
karşılaştırmalar şunu kanıtlıyor ki: Eğitimin, gerek öğretmen başına
düşen öğrenci sayısı, gerek
öğrenci başına
yaptığımız harcama ve diğer bakımlardan ve özellikle de niteliği
yönünden, gelişmiş ülkelerle kıyaslanması olanağı bulunmuyor.
Bakanlık, işbaşına
geldiği günden bu yana, dünyadaki bilimsel ve teknolojik gelişmelere
paralel olarak, Millî Eğitimimizin temel eğitim kısmını, yani
zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarmak gibi bir programı ve mesleğe
yönelme konusunu o çerçevede çözümlemek gibi bir programı bir türlü
aklına getirmiyor ve çağımızın insangücü anlayışından, çağımızın
eğitim anlayışından uzak duruyor ve böyle olunca da, eğitimin
gelişmesi bir türlü istenilen düzeyde olamıyor ve sağlanamıyor.
Değerli
milletvekilleri, geçtiğimiz günlerde, Fatma Özcan adlı bir
çocuğumuz, bir genç kız, 12 yaşında, kuş gribi diye bilinen bir
hastalık nedeniyle yaşamını yitirdi. Fatma Özcan hiç okula
gitmemişti. Bu eğitim-öğretim yılında da okula gitmemişti.
Bakanımızın işbaşına geldiği günden bu yana, temel eğitime devam
edemeyen, yani okula gidemeyen kaç öğrencimiz olduğunu, bunların
kaçının kız çocuklarımızdan oluştuğunu, sayılarını ve bölgesel
dağılımlarını sorduğum halde, hiçbir zaman bu soruya doğru yanıt
alamadım. Şimdi, tekrar soruyorum Sayın Bakan: Üçüncü yılını
tamamlayan, dördüncü yılına giren yönetiminiz döneminde, Türkiye
Cumhuriyetinin kaç çocuğu okula gidememektedir. Gidenleri
söylemeyin, o zaten, göreviniz icabı… Onlar, gitmek zorunda.
Yine bu bağlamda,
eğitimin temel eksikleri bağlamında çok ciddî bir sorunla karşı
karşıyayız. Bizim eğitim sistemimiz, üzülerek belirteyim ki, meslek
insanı ya da nitelikli insangücü yetiştirilmesi konusunda tam
anlamıyla başarısızdır. Türkiye'nin ekonomik yapısı, Türkiye'nin
girişimcileri, Türkiye'nin toplumsal yapısı, yıllardır ara eleman,
uzman, teknisyen arayışı içerisindedir. Kimi ülkelerde iki yılda çok
daha önemli uzmanlık konularında eğitim verilebilirken, Türkiye'nin
ara eleman yetiştirmede bu derece yetersiz kalması, doğrudan doğruya
eğitimin bir başarısızlığıdır. Bir tarafta, ara eleman bekleyen,
isteyen üretim birimleri, mal ve hizmet üretimi birimleri; bir
tarafta da milyonlarca işsiz… Şimdi, Millî Eğitim Bakanlığı, bu
sorunu çözme yönünde hemen hemen hiçbir adım atmamış ve meslekî ve
teknik eğitimi geri bırakmış; bunun yerine, bunu, meslekî ve teknik
eğitim kavramını, üzülerek belirtmek gerekir ki, imam-hatip
liselerine feda etmiştir. Aslında, yapılan tam tersi olması gerekir.
Aslında, imam-hatip okulları aracılığıyla, meslekî öğretim yok
edilmektedir ve bu yaklaşım, bu tutum tamamıyla yanlıştır ve
ülkemizin gelişiminde, ekonomik ve toplumsal gelişiminde çok büyük
bir eksikliğin, büyük bir açığın, yetersizliğin süreklilik
kazanmasına yol açmaktadır.
Değerli arkadaşlar,
eğitim, süreklilik isteyen bir bütündür. Üzülerek belirteyim ki,
Millî Eğitim Bakanlığı, fili yoklayan kör örneğinde olduğu gibi, bu
bütünün tamamını görmekten çok uzaktır; işine gelen noktalarına,
işine geldiği zamanlarda dokunmaktadır yalnızca.
Bakın, bir hafta
sonra, 1 Şubatta üniversite girişleriyle ilgili yeni bir yarış
dönemi başlıyor, ÖSS sınavı gündeme geliyor. Peki, ÖSS yoluyla bu
ülkenin ailelerinin milyarlarca doları yok yere giderken; ÖSS,
dershane sistemini güçlendirir, ortaöğretime büyük darbe vururken ve
ortaöğretim öğrencilerinin yükseköğretime hazırlanmasında çok büyük
eksikler yaşanırken -örneğin, tıpta, mühendislikte, hukukta-
üniversiteler, liselerden gelenleri yeniden eğitmek zorunda kalırken
ve üniversitelere giriş tam bir yarışmaya, gençlerin birbirini
ezmesine dönüşürken, Millî Eğitim Bakanlığı, bu konuda da, dördüncü
yılında da hiçbir yapıcı öneriyle gelmemekte, hiçbir sonuca
ulaşamamaktadır.
Yine, bilimsellikten
uzaklığın çok temel bir göstergesi, geçtiğimiz günlerde kurulan ve
10 yenisinin kurulacağı belirtilen üniversite kurulması olayıdır.
Değerli arkadaşlar, o
konuda yeniden vurgulamak isterim ki, Türkiye'de üniversitelerin
kurulması, yapılabilirlik, öğretim elemanı yeterliliği, diğer
altyapı ihtiyaçları ve eğitimin bütünü içinde, tam bir yetersizlik
içinde; yani, bu konularda Bakanlık ön hazırlıklarını tam olarak
yapmamaktadır.
Bunun da ötesinde,
üniversitelerin tıp fakülteleri, kamu kurumlarından, Emekli
Sandığından, SSK'dan, Bağ-Kur'dan alacakları olan parayı alamamakta
ve bu nedenle de çalışamaz duruma gelmekte, yatırım yapamamakta,
araç gereç alamamaktadır.
14
Ben, şimdi Sayın
Bakandan soruyorum: Anadolu'daki tıp fakültelerinin çalışamaz duruma
gelmesi, hangi amaca hizmet etmektedir? Ne için yapılmaktadır?
Oralardaki özel hastanelerin güçlenmesi isteniyorsa, onların
güçlenmesine kimse karşı değil; ama, taşrada, Anadolu'da, üniversite
hastanelerini yok etmenin, zayıflatmanın, bu topluma, bu ülkeye, bu
eğitime hiçbir yararı olmaz.
Değerli arkadaşlar,
Sayın Bakanımızın yönetimi döneminde, eğitim ve öğretim adım adım
kamu hizmeti olma özelliğini yitirmekte ve gittikçe özelleşmektedir.
Şimdi, hemen mal bulmuş mağribi gibi, CHP özel eğitime karşıdır
demeyin. Orada durun.
HASAN KARA (Kilis) -
Siz diyorsunuz, biz demiyoruz ki. Biz öyle bir kelime kullanmadık.
YAKUP KEPENEK
(Devamla) - Bizim özel okullarla bir sıkıntımız yoktur, özel
öğretimle bir sıkıntımız yoktur. Sıkıntı şuradadır, anlayış farkı
-sayın vekilim, iyi dinleyin…
HASAN KARA (Kilis) -
İyi dinliyoruz, hiç merak etmeyin.
YAKUP KEPENEK
(Devamla) - … anlayış farkı şuradadır: Eğitim, A'dan Z'ye, baştan
sona bir kamu görevidir, bir kamusal alandır. Bu kamusal alan, esas
olarak devlet eliyle yürütülür. Bu alanı özele devretmek için, bir
bakanın, bir bakanlığın çaba harcaması kadar çelişik, ters ve yanlış
bir tutum olamaz.
Üzülerek belirteyim
ki, Millî Eğitim Bakanlığı, ana işlevlerini özele devretmenin büyük
çabası içindedir ve çocuklarımıza ve gençlerimize daha iyi eğitim
verilmesinden başka bir şey düşünmeyen hepimiz için, bizler için |