Türkiye Büyük
Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 3. Yasama Yılı
95. Birleşim 05/Mayıs /2005 Perşembe
Formun
Üstü
Formun
Altı
Tutanak toplam
66 sayfadır.
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
5 Mayıs 2005 Perşembe
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Mehmet
DANİŞ (Çanakkale), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 95 inci Birleşimini açıyorum.
(Y O K L A M A)
BAŞKAN - Elektronik
cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için 4 dakika
süre vereceğim.
Sayın
milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini,
bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda
hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme
giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını, görevli personel aracılığıyla, 4
dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
yoklama yapıldı)
BAŞKAN- Sayın
milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Konuşma süreleri 5'er
dakikadır. Hükümet bu konuşmalara cevap verebilir; hükümetin konuşma süresi 20
dakikadır.
Gündemdışı ilk
söz, Türkiye'nin demokratikleşme sürecine ilişkin olarak söz isteyen İstanbul
Milletvekili Berhan Şimşek'e aittir.
Sayın Şimşek, buyurun
efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
BERHAN ŞİMŞEK
(İstanbul)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 6 Mayıs 1972'de idam cezaları
infaz edilen Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının anısına ve Türkiye'nin
demokratikleşme sürecine ilişkin gündemdışı söz almış
bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Deniz Gezmiş, Yusuf
Aslan ve Hüseyin İnan'ın Anayasayı zorla değiştirme suçlamasıyla idamlarının
infazının 33 üncü yıldönümündeyiz. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının
yargılanmalarının bağımsız bir mahkeme tarafından yapılmadığı ve sonucun siyasî
bir karar olduğu hukukçular tarafından yıllardır dile getirilmektedir. Doğal
hâkim güvencesi ve evrensel hukuk kuralları gözetilmeden verilen bu haksız idam
kararı, alelaceleye, 6.5.1972 tarihinde infaz
edilmiştir.
Mahkemelerin idam
cezası vermesinde siyasî konjonktür etkili olmaktadır. İdamlar, darbe hukukunun
ve diktatörlerin bir cezalandırma yöntemidir. Mahkeme savcısının "onlar
mahkemeye iyi davransalardı, indirim uygulanır, cezaları müebbete çevrilirdi" şeklinde yıllar sonra söylediği sözler,
bu yargılama sürecinin ne kadar önyargılı, hukuk dışı olduğunu ortaya
koymaktadır.
Meclisin, idam
kararının infazına yönelik aldığı kararda büyük etkisi olan dönemin başbakanı,
cezanın infazından yıllar sonra yaptığı bir açıklamada, mahcup bir ifadeyle
"biz, bu cezanın infazına oy verdik, o günkü şartlar onu gerektiriyordu"
demiştir.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Deniz Gezmiş ve arkadaşları kimseyi öldürmemiş; Deniz Gezmiş ve
arkadaşlarının idam cezaları, maalesef, Meclis kararıyla infaz edilmiş ve
kesinleşmiştir. 1972 yılında, İsmet Paşa ve arkadaşları, Deniz Gezmiş ve
arkadaşlarının idam cezalarının infazına ilişkin Meclisin almış olduğu kararın
yürürlüğünün durdurulması ve iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuşlar, bu
çabalar da sonuç vermemiştir.
Deniz Gezmiş ve
arkadaşlarının kuşağı, daha iyiye ulaşmak için, memleketi, halkı uğruna kendini
hiçe sayabilen, şu anda sahip olduğumuz ve vazgeçemeyeceğimiz haklarımız için
kendilerini ateşe atabilmiş, haksızlığa isyan etmiş bir kuşaktır. Anayasayı
zorla değiştirmek
1
suçlamasıyla idam
edilen Deniz Gezmiş ve arkadaşları "bu anayasayla memleket yönetilemez" diyen
dönemin başbakanına karşı, anayasaya sahip çıkmak için, Samsun'dan Ankara'ya,
tam bağımsızlık ve Mustafa Kemal Atatürk yürüyüşünü düzenlemişlerdir. Mamak
Cezaevinde, 12 Mart muhtırası sonrası, özgürlükçü 1961 Anayasasının
değiştirilmesini protesto için ölüm oruçlarına gitmişlerdir.
Ulusal kurtuluş
mücadelesi vermiş bir ülkenin çocukları, maalesef, bu mücadeleden sonra, 50 yıl
sonra, tam bağımsız Türkiye istedikleri için idam edildiler. Tam bağımsız
Türkiye talebiyle, Türkiye'nin üslerinin kullanılmasına karşı çıkmışlar,
Türkiye'nin siyasal ve ekonomik bağımsızlığını talep etmişlerdir. Hırsızlığın,
yolsuzluğun, yoksulluğun, savurganlığın bitmesini istemişler, demokrasi ve
adalet talep etmişlerdir. Bu talepleri ve özlemleri nedeniyle idam edildiler.
Türkiye, bu idam
cezalarının infazıyla, bir kuşağı ve o kuşağın iddialarını yok etti. Bu idamlar,
aynı zamanda, bu özlemlerin idam edilmesiydi. Bir kuşağın bu özlemlerini yok
etmek, Türkiye'ye pahalıya mal oldu. Türkiye, hâlâ, o kuşağın iddialarını yok
etmenin acı bedelini ödüyor.
Ülkemizde,
yaşadığımız yoksulluğun, yolsuzluğun, vurgunların, siyasal ve iktisadî
bağımsızlığı savunan politikalardan uzaklaşılmasının
temelinde bu idamlar yatmaktadır.
Bu idam cezalarının
infazı için, merkez sağ partiler, maalesef, o dönem büyük çaba harcadılar ve 50
yıldır Türkiye'yi idare ediyorlar; Türkiye'nin geldiği şekil ve şemail de
ortadadır.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ölüm cezalarının yerine
getirilmesine dair kanunun yürürlükten kaldırılması için, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubunun vermiş olduğu kanun teklifi Adalet Komisyonu gündeminde adalet
beklemektedir.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Şimşek, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
BERHAN ŞİMŞEK
(Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bu kanun teklifi, bir
itibar talebi, bir itibar iadesi değildir, 2 Mayıs 1972 tarihinde Meclis
tarafından alınan yanlış bir kararın düzeltilmesi, geri alınması talebidir.
Anayasaya bağlılık ve tam bağımsızlık için Mustafa Kemal Atatürk yürüyüşü
düzenleyen Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının itibar iadesine ihtiyaçları yoktur.
Onların bu toplumda itibarları vardır ve yaşıyordur.
Sağ bir partiye
mensup bir milletvekili arkadaşımız, geçenlerde bir gazeteye vermiş olduğu
röportajda "solcuların çoğunu o zaman vatan hani görürdük, şimdi anlıyoruz ki,
vatansevermişler" diyor.
Bu teklifin
kanunlaşması, idam cezaları ve cezaların infazının toplumsal vicdanda yarattığı
tahribatı giderecek ve toplumsal barışa katkı sağlayacaktır. Madem idam cezasını
hukuk sistemimizden çıkardık, bu kanun teklifini tarihimizle barışmak adına,
demokratikleşmek adına kanunlaştıralım.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BERHAN ŞİMŞEK
(Devamla) - Birkaç cümlem kaldı, toparlıyorum.
BAŞKAN - Sayın
Şimşek, lütfen...
BERHAN ŞİMŞEK
(Devamla) - Savunma avukatı Halit Çelenk'in ifade
ettiği gibi, onlar genç yaşlarına rağmen, onlar küçük yaşlarına rağmen, hiçbir
zaman, küçük cari hesapların adamları olmadılar; büyük Türkiye, bağımsız Türkiye
talebinde bulundular.
Tarihin ölümsüzleri
arasında yer alan Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını, ülkemizin birliği, bütünlüğü ve
özgürlüğü için yaşamını feda eden tüm yurttaşlarımızı saygıyla, rahmetle
anıyorum.
Bu konuşmama fırsat
verdiği için Sayın Başkana çok teşekkür ediyorum.
Yüce Meclisi saygıyla
selamlarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Şimşek.
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, ülkemizi ziyaret etmekte olan Cezayir Adalet Bakanı
Sayın Tayeb Belaiz ve
beraberindeki heyet şu anda Adalet Bakanımız Cemil Çiçek Beyle beraber
Meclisimizi teşrif etmiş bulunuyorlar; kendilerine Yüce Meclisimiz adına hoş
geldiniz diyorum. (Alkışlar)
Gündemdışı ikinci
söz, Anneler Günü münasebetiyle söz isteyen Afyonkarahisar Milletvekili Reyhan Balandı'ya aittir.
Sayın Balandı,
buyurun.
2
REYHAN BALANDI (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8
Mayıs Anneler Günü dolayısıyla, Allah'ın, yüreklerini tarifsiz bir duygu ve
sınırsız bir sevgiyle doldurduğu annelerimizle ilgili konuşmaktan duyduğum
gururu ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum.
Türkiye gibi ülkeler
için tarihin her dönemi zor, her dönemi sıkıntılıdır. Bu coğrafya, uzun
yıllardır umut ile kaygı arasında gidip gelmektedir. Geçmişten bugüne, ekonomik
zorluklardan, eğitimdeki sıkıntılardan, toplumsal gelişmelere ve dışpolitikaya kadar sıkıntısı hiç eksik olmamıştır.
İnsanımız mutsuz, umutsuzdur. Oysa, dünyada eşi olmayan bir şekilde "Anadolu"
adıyla anılan, adını o kutsal varlıklardan alan bu topraklar, ne yazık ki, önce
analarımızın acılarına, analarımızın gözyaşlarına, analarımızın ağıtlarına,
itilip kakılmalarına sahne olmuştur.
Anaların hakkı kolay
ödenmez
Analara ne yakışmaz
ne denmez
Kan uykudan gece
kalkar gücenmez
Emzirdi, salladı,
uyuttu anam
Anam doğurdu beni
Sivas İlinde
Sivrialan Köyünde
tarla yolunda
Azığı sırtında orak
elinde
Taşlı tarlalarda
avuttu anam
Çocuğuydum anam bana
ders verdi
Okumamı çalışmamı
öngördü
Milletine bağlı ol da
dur dedi
Vatan sevgisini
büyüttü anam
Aşık Veysel'in bu
dizelerindeki gibi, kelimelerle anlatılmayan fedakârlık ve karşılıksız sevgiyi
tarif eden tek varlıktır anne.
"Bir erkeği eğitmek,
bir bireyi eğitmek, bir kadını eğitmek bir toplumu eğitmektir" sözünden yola
çıkarak, annelerimizin mutlu ve sağlıklı olması, sudaki halkalar gibi, toplumun
bütün fertlerinin ve gelecek nesillerin de mutlu ve sağlıklı olması demektir.
Anadolu, mutsuz
analarla dolu. Anadolu, mutsuz çocuklarla dolu. Anadolu, evladının karnı tok,
sırtı pek büyüsün diye, yarı aç, yarı çıplak gezen, şehit olan evladına ağıt
yakan analarla dolu. Anadolu, cahillik ve yoksulluktan annelerinden ayrı kalmış,
birtakım şartlar nedeniyle, hayat mücadelesi nedeniyle annesiz kalmış evlatlarla
dolu.
"Şuram acıyor işte
şuram demiştim de
Bir türlü
söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne
Bak şimdi söylüyorum
Şuram işte,
Sol yanım çok acıyor
anne.
Hem de her gün acıyor
anne her gün.
Dün sabah annesi
Ayşe'nin saçlarını örmüştü.
Elinden tutup okula
getirdi.
Yakası da danteldi.
Zil çalınca öptü
'hadi yavrum sınıfa' dedi.
Ben de ağladım,
Ağladım, hiç de
utanmadım.
Öğretmen 'ne oldu'
dedi.
'Düştüm, dizim çok
acıyor' dedim.
Yalan söyledim anne.
Dizim acımıyordu ama
sol yanım çok acıyordu anne.
Senin adın geçince
sol yanım acıyor anne.
Hiçbir şey
yutamıyorum.
Bazen de dayanamayıp
ağlıyorum.
Ben gidiyorum anne,
Toprağını öpeyim, sen
de rüyama gel, beni öp.
Mutlaka gel anne,
Sen rüyama gelmeyince
sol yanımın acısıyla uyanıyorum anne.
Sol yanım acıyor
anne."
Bedirhan Gökçe
annenin değerini ne güzel anlatmış şiirinde.
Günümüzde tüketim
çılgınlığı haline dönüştürülen böylesi özel günlerde, özellikle de Anneler
Gününde, evlatsız kalmış analara, anasız kalmış evlatlara, özellikle şehit
annelerine, yetiştirme yurdundaki evlatlarımıza maddî yardımda ya da manevî destekte bulunarak, annelerimize
3
en güzel hediyeleri
verebiliriz. Annelerimizin adına dikeceğimiz bir fidan, dünyadaki bütün
hediyelerden daha değerlidir.
Türkiye Büyük Millet
Meclisinin bu ülkeye adını veren analarımıza vereceği en büyük armağan, hatta,
ödemek zorunda olduğu borç ise "ülkemiz Anadolu, Meclisimiz baba dolu"
sözlerinden bu Parlamentoyu kurtarmaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisine, 85
yılda yakalayamadığı oranda bayan milletvekili girmesini sağlayan Ulu Önder
Atatürk'ün ve annesi Zübeyde Hanımın manevî
huzurlarında saygıyla eğiliyorum.
Türkiye Büyük Millet
Meclisini ilk fırsatta yüzde 4,6 kadın oranından kurtarmak, bu Meclisin
Atatürk'e ve Türk kadınlarına borcudur.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Balandı, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
REYHAN BALANDI
(Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan; teşekkür ediyorum.
Avrupa Birliği
raporlarında, ülkemiz, kadın hakları konusunda, 76 ülke arasında sondan üçüncü
sıradadır.
Şimdi, size, daha dün
gazetelere yansıyan bir annenin dramını kısaca okumak istiyorum:
"Çok Geziyor Diye
Burnunu Kestiler
Diyarbakır'da, üç yıl
önce, 12 yaşındayken tecavüze uğrayıp hamile kalan R.G. tecavüzcüsüyle imam
nikahıyla evlendirildi. Ancak, R.G.'nin nikahsız eşi,
iki yıl önce, 7 yaşındaki erkek çocuğa tecavüz etmek suçundan hapse girdi.
Eşinin ailesiyle birlikte yaşayan 15 yaşındaki R.G.'nin burnu, dışarıda fazla gezdiği ve kendi ailesine sık
gittiği gerekçesiyle, iddiaya göre, kayınpederi ve kayınbiraderleri tarafından,
el ve ayakları bağlanarak, ekmek bıçağıyla kesildi."
Sayın
milletvekilleri, bu ülkemizin büyük bir ayıbı ve dramı. Bu ne ilk haber bu
şekilde duyduğumuz...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Balandı, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız. Metinleri okuyorsunuz da... Lütfen
efendim.
Buyurun.
REYHAN BALANDI
(Devamla) - Bitireceğim efendim.
Sayın
milletvekilleri, bu konuda, özellikle, ben, Doğru Yol Partisi milletvekili
olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisinin bayan
milletvekillerine birer mektup gönderdim. Bu konular, kesinlikle, kadın
sorunları özellikle, partilerüstü bir durum olmakla
birlikte, elbirliğiyle bu ayıbımızı gidermek mecburiyetindeyiz. Bu mektupları
değerlendireceklerine ve elbirliğiyle, hep birlikte, bu konularda, kadına karşı
şiddetle ilgili araştırma komisyonu kurulacağına dair inancım tamdır. Bunu
özellikle söylemek istiyorum.
Bütün ilahî dinlerde,
Allah'a kulluktan sonra, en önemli davranış, anne ve babaya iyi muameledir.
Peygamberimiz Hazreti Muhammed "Allah'ın en çok sevdiği amel, vaktinde kılınan
namazdan sonra, anne ve babaya iyi davranmaktır" buyurmuşlardır. Ancak, dikkat
edilmesi gereken bir nokta vardır ki, anneler, çaresizlikten, eğitimsizlikten ve
hayat şartlarından dolayı fedakâr...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Balandı, sözünüzü ikinci defa uzattım. Eğer, elinizdeki bütün metinleri
okuyacaksanız, olmaz. Lütfen, teşekkürünüzü alayım.
Buyurun efendim.
REYHAN BALANDI
(Devamla) - Tamam, selam vereceğim ve ayrılacağım Sayın Başkan.
Bu duygularla,
hepinize teşekkür ediyorum. Öncelikle, devletin bekası için her gün dua eden
annelerimizin ve sevgili annemin de anneler gününü kutluyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Balandı.
Gündemdışı üçüncü
söz, Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesinin 120 nci kuruluş yıldönümü münasebetiyle söz isteyen, Kastamonu
Milletvekili Musa Sıvacıoğlu'na aittir.
Sayın Sıvacıoğlu, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MUSA SIVACIOĞLU
(Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; zaman baskısını
fazla sevmiyorum; ama, inşallah, süresi içerisinde bitirmeye çalışacağım.
Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesinin 120 nci
kuruluş yıldönümü nedeniyle söz almış bulunuyorum; Yüce Heyeti saygıyla
selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; Kastamonu'nun çok eskilere dayanan bir tarihi var.
Gaslar, Kimmerler, Sümerler,
Lidyalılar, Danişmentliler, Anadolu beylikleri ve
4
Osmanlılar olmak
üzere, birçok medeniyete beşiklik yapmış, o tarihten günümüze kadar da, tarihî
eserleri ve ilim adamlarının kültürünü hazinesinde barındırmıştır.
İlim ve kültür şehri
Kastamonu, Osmanlılar zamanında 35 medrese ve günümüze kadar gelen 4 medresesi
de, halen, şu veya bu şekilde, faaliyetine devam etmektedir.
İlk idadî, 1873
yılında İstanbul'da, daha sonra da Mora'da açılmış,
Kastamonu İdadîsinin temeli de 3 Mart 1885 tarihinde atılmıştır. İnşaatın temeli
Abdurrahman Paşa tarafından bizzat atılmış, istinaf
mahkemesi üyesi Ahmet Mahir Efendi dua etmiş, Rum Metropoliti Konstantin bir konuşma yapmış, halk, memurlar, diğer eşraf
olmak üzere, o gün, âdeta, sevinçlerine sevinç katılmıştır.
Okulun programına
baktığımızda, Arapça, Farsça, Fransızca gibi lisan dersleri, fizik, kimya, hesap
gibi pozitif bilimler, resim gibi güzel sanatlara yönelik dersler okutulmuştur.
Çok enteresandır, diplomalar da Osmanlıca ve Fransızca olarak düzenlenmektedir.
Müdürlerine
baktığımız zaman, ilk müdür Celal Beyden, günümüze kadar 40 müdür, 120 yıllık
tarihinde 40 müdür görev yapmış, son müdürün, şu anda, müdür olanın görev süresi
de 30 yıldır; yani, 1976 yılından bu yana görevini burada sürdürmektedir.
10 000 mezun vermiş,
bilimadamı, teknik adam, idareci, siyasetçi, hukukçu,
eğitimci, askeri erkân, işadamı gibi önemli şahsiyetleri bu lise yetiştirmiştir.
İsmail Habip Sevük, Ahmet
Talat Onay, İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Zeki Ömer Defne,
Abdülbaki Gülpınarlı, Hikmet
Dizdaroğlu gibi araştırmacı şair ve yazarlar
yetiştirmiştir. Yine, şairlerden "Bu vatan kimin" şiirinin yazarı "Bu vatan,
toprağın kara bağrında sıra dağlar gibi duranlarındır, bir tarih boyunca onun
uğrunda kendini tarihe verenlerdir" diye Orhan Şaik
Gökyay ve yine "Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
kızkardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü, ışık
ışık, dalga dalga Bayrağım,
senin destanını okudum, senin destanını yazacağım, sana benim gözümle bakmayanın
mezarını kazacağım, seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım" diyen Arif
Nihat Asya, bu okulun öğrencisi ve buranın mezunudur.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu yıl, lisemizin 120 nci yılı,
önceki yıllarda olduğu gibi, törenlerle kutlanmış, eğitim tarihine unutulmaz bir
sayfa daha ilave etmiştir.
Lisemizin Anadolu'da
kurulan ilk lise olması, ülkemizin kalkınmasına ve kültürüne, yetiştirdiği
şahsiyetlerle katkıda bulunması, Kastamonu'nun olduğu kadar, ülkemizin gözbebeği
haline gelmiş,
Kuvvet bizde, iman
bizim
İlim bizde, irfan
bizim
Yurda feda bu can
bizim
Âşıkız,
aşkımız bu vatan bizim
diyen lise marşındaki
mana, pratikte de mezun ettiği şahsiyetlerle Anadolu toprağı ve semalarında
yükselmiştir.
Sevinçle söylemek
istiyorum. Millî Eğitim Bakanımız da bu yıl bu törenlere katılmış, ayrıca,
Kastamonu'nun eğitimi âdeta bir check up'tan geçirilmiştir.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Sayın Sıvacıoğlu, konuşmanızı tamamlar mısınız.
MUSA SIVACIOĞLU
(Devamla)- Bitiriyorum Sayın Başkan.
Burada yeri
gelmişken... 120 yıllık tarihî olan eğitim binamız maalesef içler acısı bir
görüntü halindeydi. Yani, 1885'te ilk yapılan lise binamız. Bu bina 1956-57'de
Kız Öğretmen Okulu, 70-71 tarihlerinde Ticaret Lisesi, 1975 yılında da
defterdarlık binası olarak kullanılmış, daha sonra da terk edilmiş, metruk bir
vaziyetteydi. Üzerindeki kitabesi halen orijinal bir halde durmaktadır.
Buradan
huzurlarınızda Sayın Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcımız Abdüllatif Şener'e özellikle teşekkür etmek istiyorum. 2003
yılında buraya para ayrılmıştı. 600 milyar lira gibi bir parayla bu binanın
restorasyonuna Gazi Üniversitesi şu anda başlamıştır. Huzurlarınızda Gazi
Üniversitesi Rektörü hemşehrimiz Sayın Kadri Yamaç'a
da ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Tabiî ki, ilde görev yapan Valimiz, diğer
bürokratlarımız, sivil toplum örgütlerine...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
MUSA SIVACIOĞLU
(Devamla)- Teşekkür edeceğim Sayın Başkan.
BAŞKAN- Buyurun o
zaman.
HALUK KOÇ (Samsun)-
Mehmet Yıldırım'a yok mu?!
MUSA SIVACIOĞLU
(Devamla)- Evet, Muhalefet Partisine mensup Mehmet Yıldırım'a, diğer
milletvekili arkadaşlarıma, bu işte katkısı bulunan tüm Kastamonululara,
işadamlarına, sivil örgütlere, hepsine, bu işte tuzu, biberi olan, isimlerini
zikretmekte vakit bulamadığım tüm dostlarımıza, arkadaşlarımıza, hemşerilerimize
teşekkür ediyorum.
Kastamonu teşvik
kapsamına alınacağı için, ayrıca, tüm Kastamonulu işadamlarımızı da, oraya yatırım yapmaya çağırıyorum.
5
İlaveten, Sayın
Başkan, yarın, Kastamonu Evliyalarını Anma Kültür ve Turizm Haftası da başlamak
üzeredir; hepinizi davet ediyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi tekrar selamlıyor,
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Sıvacıoğlu.
Başkanlığın Genel
Kurula diğer sunuşları vardır.
Komisyondan istifa
önergesi vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Dilekçe Komisyonu
üyeliğinden istifa ediyorum. Gereğini arz ederim. 4.5.2005
Mücahit Daloğlu
Erzurum
BAŞKAN -
Bilgilerinize sunulmuştur.
Akaryakıt
Kaçakçılığının Ekonomiye, İnsan ve Çevre Sağlığına Verdiği Zararın Araştırılarak
Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan (10/238) Esas
Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, komisyonun görev süresinin
uzatılmasına dair bir tezkeresi vardır; okutuyorum:
3.5.2005
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Akaryakıt
Kaçakçılığının Ekonomiye, İnsan ve Çevre Sağlığına Verdiği Zararın Araştırılarak
Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan (10/238) Esas
Numaralı Meclis Araştırma Komisyonu;
16.2.2005 tarihinde
göreve başlamıştır. Anayasa ve İçtüzük gereği kendisine verilen 3 aylık süre
içerisinde çalışmalarını tamamlayamayan Komisyonumuz 16 Mayıs 2005 tarihinden
itibaren 1 aylık eksüre istenmesine karar vermiştir.
Gereğini
bilgilerinize arz ederim.
Vahit Kiler
Komisyon Başkanı
Bitlis
BAŞKAN - İçtüzüğün
105 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Araştırmasını üç ay içinde
bitiremeyen komisyona bir aylık kesin süre verilir" hükmü gereğince, komisyona
bir aylık eksüre verilmiştir.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup oylarınıza sunacağım:
4 Mayıs 2005
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruluna
Türkiye Büyük Millet
Meclisi ile Slovenya Parlamentosu arasında parlamentolararası dostluk grubu kurulması, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun
4 üncü maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet
Meclisi
Başkanı
BAŞKAN - Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Başbakanlığın,
Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş bir
tezkeresi vardır; okutup oyları-nıza sunacağım.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle
birlikte 9-10 Nisan 2005 tarihlerinde Cezayir'e yaptığı resmî ziyarete ekli
listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi, uygun görülmüş ve bu
konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim
Recep Tayyip Erdoğan
Başbakan
6
Liste:
Naci Aslan (Ağrı)
Ahmet İnal (Batman)
Nezir Nasıroğlu (Batman)
İbrahim Hakkı Birlik
(Şırnak)
Abdullah Veli Seyda (Şırnak)
Mehmet Kartal (Van)
BAŞKAN - Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır;
okutup oylarınıza sunacağım.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun,
5.5.2005 Perşembe günü (bugün) yapılan toplantısında siyasî parti grup-ları arasında oybirliği sağlanamadığından, Grubumuzun
aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu mad-desi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Prof. Dr. Haluk Koç
Samsun
CHP Grubu Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi gündeminin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Ge-len Diğer İşler" kısmının 182
nci sırasında yer alan 735 sıra sayısının, bu kısmın 4
üncü sırasına alın-ması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin
lehinde Samsun Milletvekili Haluk Koç.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) - Sonra da ben konuşacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Koç,
buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Gru-bu önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi
saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlarım,
dün de çok konuştuk, uyumlu bir Meclis çalışmasını, hepimizin ortak görevi
olarak, vücuda getirmek zorunda olduğumuzu söyledik ve değişik zamanlarda,
Cumhuriyet Halk Partisinin, Anamuhalefet Partisinin,
Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemiyle ilgili bazı teklifleri oluyor -bunları
üzülerek söylüyorum- hiçbirisinin, İktidar Partisinden Danışma Kuruluna katılan
grup başkanvekili arkadaşlarımız tarafından kabul
edilmediğini görüyoruz; yani, tamam, bir tanesi öyle, iki tanesi öyle, üç tanesi
öyle; peki, hiçbir tanesi de, acaba, gündemin önüne alınıp, görüşülmesi yönünde
bir destek verilemez mi diye, kendi kendime de düşünüyorum.
Peki, ne getirmişiz
bugün, gündemin 4 üncü sırasında görüşülmek üzere: Gündemin 4 üncü sırasında
görüşülmek üzere, Malatya Milletvekili Sayın Mevlüt
Aslanoğlu'nun ve 24 milletvekillinin, Muhtar Ödenek ve
Sosyal Güvenlik Kanununda yapılması gereken değişiklikle ilgili bir kanun
tasarısı getirmişiz. Bu, daha önce, hepinizin oybirliğiyle, 37 nci maddeden Genel Kurul gündemine alınan bir kanun
tasarısı. Tek bir şey; ne istiyoruz muhtarlarımız için?.. Değerli arkadaşlarım,
biz, muhtar deyince, genellikle, bizi dinleyen yurttaşlarımız bir kısmı da,
genellikle, büyük kentlerimizin gelişmiş ilçelerinin çok varlıklı semtlerinde
muhtarlık görevi yapan muhtar arkadaşlarımız geliyor. Anadolu'nun gerçeğinin
böyle olmadığını, bilhassa, Anadolu illerinden gelen milletvekili arkadaşlarım
-benim gibi- çok çok iyi biliyorlar. Muhtarlar, çok
yoğun bir şekilde, son dönemde, sıkıntı yaşıyorlar. Bunu, değişik kereler
paylaştık. Hatta, "torba yasa" olarak adlandırdığımız yasanın görüşülmesi
sırasında, 9 uncu madde görüşülürken, muhtarlarla ilgili, hiç olmazsa
kendilerine ödenen aylığın, ödedikleri Bağ-Kur primi düzeyine çıkması ve hatta,
asgarî ücrete endekslenmesi konusunda önergeler verdik. "Bunlara biz de
katılıyoruz" dedi sayın grup başkanvekili arkadaşım;
fakat, önerge geldiğinde, katılması, sözde kaldı, bir türlü olumlu oy noktasına
taşınmadı.
Değerli arkadaşlarım,
ben, muhtarlarımızın, bilhassa kırsal alandaki muhtarlarımızın, Anadolu'daki
muhtarların, ne koşullar altında çalıştığını sizlere anlatmayacağım; ama, şöyle
söyleyeyim: Bugün ülkemizde 35 000 köy muhtarlığımız var, 17 000 mahalle
muhtarlığı var. Bunların büyük çoğunluğu da, Anadolu'da bu Teşvik Yasasıyla
iyice bunalacak olan illerde, ilçelerde, merkez mahallelerde muhtarlık
yapıyorlar. Toplam 52 000 muhtarlık var. Bu 52 000 muhtarlığın, yaklaşık 47
000-48 000'i çok büyük sıkıntı altında.
Muhtar nedir?..
Köycülüğün varlığıyla birlikte, cumhuriyet yıllarında çok büyük görevler
yüklendi muhtarlara. Yani, kamu idaresinin kılcal damarı olarak yorumlayabiliriz
muhtarları, yaptıkları görevler bakımından. Hemen hemen her konu -bilhassa çok partili siyasî yaşama geçtikten sonra- muhtarlara çok daha farklı görev
nitelikleri yüklendi. Kalkınmanın öncüleri olarak
7
köylüye hizmete
özendirici rol oynadılar. Ayrıca, Türk demokrasisinin çok partili yaşamda
gelişmesi için büyük bir heyecanla, her biri çalıştılar. Yani, hem demokratik
yaşamın en alt noktalarında katılımcılığı sağladılar, demokrasinin
kurumsallaşması için büyük katkılar verdiler hem de değişik görevlerle kamu
adına donatıldılar.
Değerli arkadaşlarım,
peki, muhtarlarımız bizden ne istiyor. O kadar çok faks var ki, bunlar size de
geliyor, biliyorum, o kadar çok istek var ki. Mesela, muhtarlarımızın
istedikleri, hiç olmazsa, aldıkları ücretin Bağ-Kur primlerini ödeyebilme
durumu. Bugün -ben sayısını tam bilmiyorum ama, kendi seçim bölgemden biliyorum;
çünkü, geçen hafta boyunca 9 gün bütün ilçelerinde dolaştım ve muhtar
dernekleriyle her gittiğim ilçede toplantı yaptım- feryat ne biliyor musunuz
değerli arkadaşlarım -bunların aynısı sizin de başınızda- muhtarların yarısı
Bağ-Kur primini ödeyemediği için, şu anda kendisi ve ailesi sağlık güvencesinden
yoksun durumda. Ben bir hekimim, buradaki bireysel ilişkilerimle kendi bölgemden
gelen muhtarlarımın sağlık sorunlarını halletmeye çalışıyorum; ama, bireysel
çözüm, toplumsal çözüme hiçbir zaman katkıda bulunmuyor. Bunu, mutlaka halletmek
zorundayız. Eğer muhtarı, demin söylediğim gelişme çerçevesi içerisinde
konumlandırıyorsak, mutlaka muhtarların taleplerine dikkat etmemiz gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım,
biraz sonra çıkacak bazı arkadaşlarımız söyleyecek; biz bunu yapacağız, biz bunu
hazırlıyoruz, şu aşamada, bu aşamada diyecek. Ben çok açık söylüyorum; tıpkı
emniyet görevlileriyle ilgili, özlük hakları konusunda talepler dile
getirildiğinde, Sayın İçişleri Bakanımızın "daha ben iki senelik bakanım, daha
miadım çok yeni" dediği gibi "biz bunları hazırlıyoruz" dediği gibi, artık, hiç
kimse kuru laf istemiyor. Meclisiz, yasama yetkimiz var. Bunu muhalefet getirdi
demeyin. Siz de oy verirseniz yasalaşır, siz de oy verirseniz gündeme gelir.
Gelin, hep beraber yapalım ve bunun getirisini, bunun istediğimiz sonuçlara
ulaşmasını, tüm Meclis olarak sağlamış olalım. Bu, benim sizden talebim.
Peki, muhtarlar ne
istiyorlar? Bakın, bu hafta başında, çok sayıda muhtarımız, hem beni ziyaret
etti hem Sayın Eyüp Fatsa'yı ziyaret ettiler. Birtakım talepleri var ve
içlerinde ağlayanlar var. İçlerinde ağlayanlar var. Ben, öğlen yemeğine davet
ettim muhtarlarımızı "bugün, şu saatte görüşmemiz var, biz yarın da buradayız,
yarınki öğlen yemeğini hiç olmazsa burada yiyelim" dediler bunu muhtarlarımız.
Değerli arkadaşlarım,
bunun sosyal boyutunu yansıtmaya çalışıyorum. Yani, buraya gelen temsilciler,
bir öğlen yemek parasını dahi düşünebilecek durumdalar, bunu size arz etmek
istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
katılımcılık dedik. Muhtarların belediye meclislerinde, il genel meclislerinde,
temsilcilerinin -ki, kendileri seçimle derneklerinin başına geliyorlar- temsil
edilmesinin önünde bir engel olabilir mi? Bence olmamalı. Yani, bunu bir yasal
düzenlemeye kavuşturmak zorundayız, bu maddî hakların dışında.
Yine, aynı şekilde,
asgarî ücrete endekslenmesi maaşların. Bunu yapmak zorundayız. Eğer, biz,
muhtarı en uçta görev yapan, en uçta yük yüklenmiş bir kamu görevlisi olarak
görüyorsak, hele Anadolu'nun değişik yerlerinde, arazi anlaşmazlığından adlî
vakaya kadar her türlü sorunla muhtar uğraşıyorsa, muhtar, büyük kentlerdeki
gelişmiş mahallelerin muhtarlarının çok çok dışında iş
riskine açıksa -Anadolu'da böyledir- güvenlik sorunu yaşıyorsa birçok yerde,
muhtarlarımızın hak ettiği bir sosyal güvenlik şemsiyesi, biz onlara, bu Meclis
olarak açalım. Sayın Mevlüt Aslanoğlu'nun teklifi de, zaten bu içerikte.
Değerli arkadaşlarım,
bakın, muhtarların Bağ-Kur primlerinden dolayı icra takiplerinin kaldırılması
gerekiyor. Ben, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Başesgioğlu, şu anda Bağ-Kur primi ödemekte olan 6 milyon
küsur kişinin prim ödeyemediğinden ya da üzerindeki
prim faizi borcu yüzünden sağlık hizmetlerinden faydalanamadığını kendisi
açıkladı; resmî rakam bu. O zaman, muhtarların üzerindeki bu yükü, mutlaka
kaldırmamız gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım,
Muhtarlar Derneğinin -hep söylüyorum, katılımcı demokrasi diyoruz- mutlaka, kamu
yararına dernek olarak yapılandırılması için de adım atmamız gerekiyor. Sizler
de aynı şekilde, seçim bölgelerinize gittiğiniz zaman, ilçenizdeki, ilinizdeki
muhtarlar derneğini mutlaka ziyaret ediyorsunuz, muhtarlarımızla görüşüyorsunuz,
konuşuyorsunuz, bu talepler size de iletiliyor. Lütfen, bunları, bu kanun
tasarısının gündeme alınmasını hep beraber sağlayalım. Belki, oradakilere
söylediklerim, içeriğinde, önergelerle katkı da yapabiliriz; ama, gelin, bunu,
bu dönem yapalım.
"Efendim, bir
hazırlık aşaması var; o hazırlık aşamasından geçtikten
sonra biz bunu getireceğiz." Getirmiyorsunuz değerli arkadaşlarım. Bakın,
İçişleri Bakanı, sekiz ay oldu "hemen bir iki ay içerisinde emniyet
görevlilerinin özlük haklarıyla ilgili kanun tasarısını getireceğiz" demişti,
sekiz ay oldu. Ben tekrar bekliyorum Sayın Aksu'nun buraya oturmasını, tekrar
hatırlatacağım kendisine ve tutanaktaki tarihi de çıkartacağım, sözlerinin
cevaplarını da çıkartacağım.
8
Onun için, mutlaka,
bunun gündeme alınması konusunda, ne olur, bir de muhalefetin bir teklifini, bir
yasa teklifini, bir kanun tasarısı teklifini gündemde öne alalım, bu önergemizi
kabul edin. Bu önergemizi kabul edin; hep reddederek olmuyor bu konu.
Ben, bu konuda,
sizlerin mutlaka duyarlı davranacağınıza inanıyorum ve Genel Kurulu, olumlu oy
vereceğinizi umarak, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Koç.
Önerinin lehinde,
Malatya Milletvetvekili Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu; buyurun.
Süreniz 10 dakika.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) - Saygıdeğer Başkanım, saygıdeğer milletvekillerim; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu, Meclis
tutanakları, 5 Kasım 2003... 5 Kasım 2003'te, benim gündemdışı konuşmama Başbakan Yardımcım ve Devlet Bakanım
Sayın Mehmet Ali Şahin Beyin cevabını okuyorum: "Sayın Aslanoğlu, gündemdışı
konuşmasıyla, uzun süredir üzerinde çalıştığımız, Bakanlar Kurulu olarak ve
Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk etmeye karar verdiğimiz, Türkiye Büyük
Millet Meclisine gelmek ve intikal etmek üzere olan muhtarlarla ilgili olarak
açıklama yapma fırsatı vermiş olduğu için kendisine teşekkür ediyorum." 5 Kasım
2003 ve yine 2004 yılı bütçe görüşmelerinde yine bu konuyu dile getirdiğimde,
Sayın İçişleri Bakanım "hemen hazırlıyoruz, 3000 göstergeden 5000 göstergeye
-burada, aynen o da burada- Sayın Aslanoğlu'nun
değerlendirmesine aynen katılıyorum; gerçekten, biraz önce saymış olduğum
sorumluluklar karşısında muhtarlarımızın almış oldukları ödeneği yeterli görmek
asla mümkün değildir; işte, bu nedenle, İçişleri Bakanlığımız, yeni yasal
düzenlemeler amacıyla Maliye Bakanlığımıza bir yazı göndererek 3000 olan
göstergeyi en azından 5000 göstergeye yükseltilmesi yolunda öneride
bulunmuştur..." Tabiî, bunlar, 2003 yılının ve Sayın Bakanlarımın burada verdiği
cevaplar.
Daha sonra, yine, bu
konuyu gündeme getirdiğimizde, Yüce Meclisin -ben hepinize teşekkür ediyorum,
tüm milletvekillerime- oluruyla bu kanun teklifinin
direkt Meclis gündemine alınması yönünde Yüce Meclis karar verdi. Ben, herkese
teşekkür ediyorum, iktidar ve muhalefetiyle; ama, aradan yine altı ay geçti.
Altı aydır maalesef -defalarca söyledik- yine getirilmiyor. En son, yine burada
torba yasa görüşülürken muhtarlarla ilgili bir düzenlemede, özellikle
muhtarların özlük haklarının o yasada geçirilmesi için yine önerge verdik. Hiç
unutmuyorum; ben, bunun "en kısa sürede getiriyoruz, hazırlıkları bitti"
dediler; ama, yine iki ay geçti.
Tabiî, üç yıl oldu
arkadaşlar; yani, temmuz ayında Meclis kapandığında üç yasama yılını
geçireceğiz. Üç yıldır, ta ilk Meclis açıldığından itibaren hep aynı şeyleri
dinliyoruz. İnanın, eğer Yüce Meclisin bir bakanı, Türkiye Cumhuriyetinin bir
bakanı kalkıp "hemen getiriyoruz" diye söz veriyorsa, biz kime inanacağız
arkadaşlar?! Ama, aradan üç yıl geçiyor; olmaz...
Yani,Türkiye Cumhuriyetinin bakanına inanmayacağım kime inanacağım ben?! Kime
inanacak bu insanlar?! Çok bir şey istemiyoruz. Sağ olun, hepiniz kabul ettiniz.
Bunun iktidarı muhalefeti yok; ekmek... Muhtarlarımız bizden bir şey istemiyor.
Bizim cebimize, bizim ağzımıza bir lokma koyun demiyor. Sadece dedikleri
"cebimizden çıkan Bağ-Kur primini ödeyemiyoruz" diyorlar. 101 000 000 maaş veriyorsunuz, 160 000 000
Bağ-Kur primi, minimum, kestiriyorsunuz. İki, bir de cebimizden harcadığımız
para işin cabası. Ayrıca, herkes muhtar seçildiğinde Bağ-Kur'a üye olmak
zorunda. Şu anda, muhtarların yüzde 50'si Bağ-Kur'la icralık.
Saygıdeğer
milletvekilleri, siz hiç devlet hastanesine gittiniz mi? Kızım rahatsız olduğu
için birbuçuk aydır İstanbul'daki üniversite
hastanelerine gidiyorum. Allah kimseyi hasta etmesin. Herkese Allah sağlık
versin. Bu muhtarlarımız Bağ-Kur primi borçlarını ödeyemedikleri için, çoluğu çocuğu, hiç kimseyi, hiçbir sosyal güvenlik
penceresinden, çatısından hastaneye götüremiyor. Bir cc kan, bir torba kan kaç para biliyor musunuz; 300 milyon.
Bir ameliyatta kullanılan tıbbî aletin bedeli 3 milyar.
MEHMET YILDIRIM
(Kastamonu) - Geçinemiyorlar, geçinemiyorlar.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Devamla) - Peki, bu insanlarımız, bizim muhtarımız hasta olmuyor mu,
muhtarımızın çocukları hasta olmuyor mu? Bunlar bizim insanımız değil mi?!
Bunlar bizim insanımız değil mi?! Yani, bunun siyaseti olmaz, ekmeğin siyaseti
olmaz; ama, maalesef, kim getirirse getirsin, bu soruna kim çözüm bulursa bulsun
52 000 insan var. Bazı milletvekillerimiz, işte
"efendim Ankara, İstanbul, İzmir'de çok para alıyorlar." Efendim, onlara başka
bir pencereden bakalım, başka bir çözüm getirelim; ama, 52 000 muhtarın 50 000'i
geçinemiyor arkadaşlar.
MEHMET YILDIRIM
(Kastamonu) - Kastamonu'da alan yok.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Devamla) - Onun için, gelin, çok değerli milletvekilleri, bu bir
ekmek ve hastalık, Bağ-Kur primi icralık. Size bir şey daha söyleyeyim. Tabiî
devlet parasını alacak, nerede bulursa alacak da, en son muhtarların Bağ-Kur
prim alacakları için ödenen doğrudan gelir desteklerine, bankaya para
gittiğinde, ne kadar muhtar varsa hepsine icra kanalıyla bloke kondu, muhtarsa
eğer. Yazıktır!.. Yani, bunlar bizim insanımız, bizim her şeyimiz. Her yere
9
gittiğimizde saygıyla
eğiliyoruz önlerinde; saygıdeğer muhtarımız diyoruz. Üç yıl geçti arkadaşlar.
Ben, buradan, torba yasada yine bu konuda konuşurken ben geleceğine inanmıyorum
dedim de, Sayın Fatsa "inanmıyorsan, inanacaksın" dedi. Hakikaten üç ay geçti
yine; ama, bu dönem de geçiyor. Üç yıl biz bu
insanların sorununa çözüm bulamadıysak, ben öldükten sonra bana çözüm bulmuşsun
ne işe yarar?! Öldürmeyelim bu insanları. Üç yıl geçti arkadaşlar. Çok zor bir
konu değil. Ekmeğin ve bunların hastalık; bunun için arkadaşlar. Onun için, ben,
hepinizden, bir kez daha, istirham ediyorum. Yüce Meclis karar verdi, bunu
Meclis gündemine doğrudan alalım dedi. Eğer Yüce Meclis iradesine saygı
gösteriyorsak, neden bunu görüşmüyoruz?!
Benim, sizden,
hepinizden, istirhamım, bunlar bizim insanımız -muhtarın siyaseti olmaz
arkadaşlar- sadece Bağ-Kur prim borçları, hastane giderleri için rica ediyorum,
ceplerine bir şey koymayalım. Gelin, bu yasayı, bu Meclisten, hep birlikte... Bu
onur, tüm Meclisin olsun. Bu onur, tüm milletvekillerinin olsun ve oraya
gittiğimizde, en azından, karşılarına, önlerinde kafamızı eğmeyelim, kafamızı
dik tutalım, bu Yüce Meclis bunu yaptı diyelim arkadaşlar.
Ben, hepinizden, bir
kez daha... İşin asla bir siyasî boyutu olmaksızın, sadece ekmek için, sadece
muhtarların ve ailelerinin sağlık giderleri için, gelin, bu Meclis hep birlikte
bu soruna çözüm bulsun. Hepinize teşekkür ediyorum. Bu soruna hep birlikte
duyarlı olursak çok mutlu olacağım; aksi halde, bir türlü gelmiyor. Size de,
bak, burada okudum. 2003 yılı arkadaşlar, iki bakanım çıkıyor cevap veriyor.
Ben, bir kez daha, hepinizden, istirham ediyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum, teşekkür ediyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Aslanoğlu.
Önerinin aleyhinde,
Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa.
Buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
HALİL TİRYAKİ
(Kırıkkale) - Alkışlayın, yarın muhtarlar gelince görürsünüz.
AHMET IŞIK (Konya) -
Ne yapacağımıza siz karar veremezsiniz beyefendi. Davranışlarımızı siz ölçüp
tartamazsınız. Milletvekiliyim istediğim gibi davranabilirim.
BAŞKAN - Sayın Işık,
Sayın Tiryaki; lütfen...
Buyurun Sayın Fatsa.
AHMET IŞIK (Konya) -
Alkışlarımıza karışıyor.
EYÜP FATSA (Ordu) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun Danışma Kurulu önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuzun Danışma Kurulu talebi, Meclis Genel Kurulunun
bugünkü programını, gündemini yeniden düzenlemek ve Meclis Gündemin 182 nci sırasında bulunan Malatya Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun muhtarların
özlük haklarının yeniden düzenlenmesiyle ilgili kanun teklifinin, İçtüzüğün 37
nci maddesine dayanarak gündemin 4 üncü sırasına
alınmasıyla ilgili bir Danışma Kurulu teklifiydi. Tabiî, bizim de AK Parti Grubu
olarak bir Danışma Kurulu talebimiz oldu, aynı şekilde gündemin 4 üncü sırasında
yer almak üzere.
Başkanlıkta bir
mutabakat sağlanamadı; dolayısıyla, her iki grupta Danışma Kurulu önerisini
Genel Kurula getirdi. Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuzun bu konudaki
talebiyle ilgili, Danışma Kurulu talebiyle ilgili görüşmeleri yapıyoruz.
Değerli arkadaşlar,
üzerinde konuştuğumuz, yaklaşık 53 000 köy ve mahalle muhtarımızın yapmış olduğu
fedakâr hizmetlerin karşısında, gerçekten bulundukları köyde ve mahallede
vatandaşın 24 saat, her işiyle gece gündüz uğraşan, her konusuna koşan, yardımcı
olmaya çalışan bir akil adam pozisyonunda milletin işini halletmeye çalışan
muhtarlarımızın özlük haklarının yeniden düzenlenmesidir.
Elbette ki,
demokrasinin uçbeyleri gibi Türkiye'nin her tarafına kılcal damar gibi yayılmış,
gerçekten fedakârlık içerisinde görev yapan muhtarlarımızla ilgili, üzerinde
hiçbir siyasî polemiğe gerekçe duymadan -eğer böyle bir şey olsa, en azından, bu
fedakârlık içerisinde görev yapan insanlara, muhtarlara saygısızlık olur- hiç
kimsenin üzerinde siyasî polemik yapmaması gereken önemli bir konudur, hassas
bir konudur, en azından muhtarlarımızı rencide eder, incitir. Tabiî, daha önce
de, burada, Sayın Grup Başkanvekili Arkadaşımız Sayın
Koç, yine Malatya Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt
Aslanoğlu'nun da ifade ettiği gibi, değişik
gerekçelerle Meclisin gündeminde görüşülmüş, talepler gelmiş, istekler
konuşulmuş, buna karşılık, birtakım yasal düzenlemeler yapılacağına dair sözler
de verilmiştir.
Değerli arkadaşlar,
tabiî, takdir edersiniz ki, muhtarlarımızla ilgili sıkıntı, bu dönemde başlamış
bir sıkıntı değildir. Belki, muhtarlık müessesesinin ihdas edildiği tarihten
itibaren, bugüne kadar gündemde olan, herkesin çözülmesi noktasında çok şey
söylediği; ama, kimsenin çözme noktasında da bir adım atmadığı bir meseledir.
Daha, 827 sıra sayılı torba kanun olarak bildiğimiz -yürürlüğe de girdi- kanunun
9 uncu maddesinde, özellikle, muhtarlarımızın maddî sıkıntılarının giderilmesi
noktasında, en azından, almış oldukları ücretlerin 1 kat artırılması kadar,
10
Bakanlar Kuruluna bir
yetki verilmiştir. Tabiî, bu yeterli değildir. Muhtarlarımızın yapmış olduğu
hizmetlerin ve gayretlerin karşılığı olarak, bunu yeterli görmek mümkün
değildir.
Daha önce de, bir
vesileyle, bu Genel Kurulda ifade ettim, Sayın Koç da biraz önce ifade etti.
Geçtiğimiz hafta, Türkiye Muhtarlar Federasyonu
Başkanı, Yönetim Kurulu üyeleri, her bir bölgeyi temsilen bölgelerden gelmiş muhtar arkadaşlarımız -sayıları
yaklaşık 50'nin üzerinde- bu konuyla ilgili bir çalışmanın olup olmadığını,
özlük haklarıyla ilgili yaşadıkları sıkıntıların giderilip giderilmeyeceği
konusunda, bunun dışında da farklı taleplerle beraber geldiler, iktidar ve
muhalefet grubunu da ziyaret ederek, taleplerini illettiler. Ben, o gün de ifade
ettim, daha önce, Meclisin Genel Kurulunda da ifade ettiğim için, huzurlarınızda
bir kere daha ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
muhtarlarımızın özlük haklarını düzenleyen kanun tasarısı, Bakanlar Kurulumuzun
imzasındadır ve önündedir. Hükümetimiz, bununla ilgili bir çalışma yapmış, daha
önce de ifade ettiğim gibi, en az asgarî ücret esas alınmak suretiyle -en az
asgarî ücret esas alın-mak suretiyle- diğer, özellikle
Bağ-Kur prim borçlarından dolayı yaşadıkları sıkıntıların da... Ge-riye dönük borçların da bir
takvime bağlanması, iyileştirilmesini de ihtiva edebilecek şekilde ve
muhtarlarımızın diğer sıkıntı ve taleplerini de dikkate alan önemli bir çalışma
yapılmış, taslak, Bakanlar Kurulunun gündemine getirilmiş, inanıyorum ki,
önümüzdeki ilk Bakanlar Kurulu toplan-tılarından
birinde, bu, Bakanlar Kurulundan geçerek, Türkiye
Büyük Millet Meclisine gelecektir.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Burdur) - Bakanlar Kurulu, sizi de bizi de kandırıyor, 2 yıl oldu.
EYÜP FATSA (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, ben, olup bitenleri sizlerle paylaşıyorum.
Bakın, orada da ifade
edildiği gibi, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcımız Sayın Meh-met Ali Şahin'in, yine, İçişleri Bakanımız Sayın Abdülkadir Aksu'nun ifade ettikleri gibi, bu, bi-zim gündemimizdedir ve mutlaka,
bununla ilgili bir yasal düzenlemenin yapılacağı ifade edilmiş ve o yasal
düzenlemenin altyapısı hazırlanmış, taslak, tasarı olarak Bakanlar Kurulunun
gündemine gelmiştir. İnşallah, ilk Bakanlar Kurulu toplantısında imzalanarak,
Türkiye Büyük Millet Meclisi-nin gündemine de gelecek.
Ben inanıyorum ki, inşallah, Meclis tatile girmeden önce, yetiştirebilir-sek;
eğer yetiştiremezsek, mutlaka dördüncü yasama yılı içerisinde bunu
kanunlaştırarak, muhtarla-rımızın bu haklı
beklentileri ve yaşadıkları bu mağduriyet giderilecektir. Bunu, Sayın
Başbakanı-mız, Sayın İçişleri Bakanımız, yine
partimizin değişik kademelerinde görev yapan yetkililer ve Grup Başkanvekilleri olarak bizler de, hem Genel Kurulla hem de
kamuoyuyla paylaştık, bu sözü-müzün de arkasındayız.
İnşallah, en kısa zamanda -belki, yetiştirebilirsek- Meclis tatile girmeden
önce, muhtarlarımızın bu beklentilerine cevap verecek düzenleme Mecliste
kanunlaşmış olacaktır.
Sadece alacakları
ücretlerle ilgili değil, bu tasarı, muhtarların görev ve sorumluluklarını,
yetkilerini yeniden tarif eden bir yasa tasarısıdır. Yine, daha önce, Kamu
Reformu Yasa Tasarısı çerçevesinde, hatırlanacağı üzere, mahalle muhtarlarımızın
bulundukları belediyelerin meclislerinde, yine köy muhtarlarımızın da il genel
meclislerinde, kendi meselelerini, yapmak istedikleri hizmetleri ve öncelikleri
ifade edebilmeleri için de bu toplantılara katılmalarını da geçmişte yapılan
düzenlemelerle temin etmiştik. Elbette ki, bunlar da yeterli değildir. İnşallah,
geniş manada bir yasal düzenleme önümüze gelecek ve kısa zamanda kanunlaşmış
olacaktır. Bundan dolayı bir çalışma olduğu ve Bakanlar Kurulunun gündemine
geldiği için ve kısa zamanda da Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edileceği
ortada olduğu için, biz, bugün, Sayın Ferit Mevlüt
Aslanoğlu'nun vermiş olduğu bu teklifi -aslında,
özünde karşı olmadığımız, fevkalade iyi niyetle ve samimiyetle hazırlandığına da
inandığımız bu teklifi- eğer...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen Sayın
Fatsa, tamamlayınız konuşmanızı.
EYÜP FATSA (Devamla)
- Sayın Başkan, bitiriyorum.
...mümkünse, komisyon
geri çekip, öbür hükümet tasarısıyla beraber birleştirme imkânı olursa, orada
birleştirerek, yeniden Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde birlikte
görüşme imkânı olabilir.
Bundan dolayı, biz,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuzun bu teklifine bugün olumlu cevap veremiyoruz;
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür
ederim Sayın Fatsa.
Önerinin aleyhinde
Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman.
Sayın Akman, buyurun.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
11
YAHYA AKMAN
(Şanlıurfa)- Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin
Grup önerisinin aleyhinde söz aldım; bu vesileyle hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
gündeme alınması arzu edilen, Malatya Milletvekili Mevlüt Fırat Aslanoğlu'nun kanun
teklifiyle alakalı bir milletvekili olarak benim de bazı çalışmalarım oldu ve
komisyon olarak bazı çalışmalarım oldu; bunlarla alakalı Genel Kurula bazı
bilgiler arz etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
her şeyden önce, konuşmacı arkadaşlardan değinen olmadığı için ifade etmek
isterim ki, geçtiğimiz günlerde Genel Kurulda kabul
edilen ve "torba yasa" olarak adlandırılan yasanın maddelerinden bir tanesi
muhtarların sosyal haklarıyla ilgili bir düzenlemeydi ve burada getirilen
düzenlemenin evveliyatında da, elbette ki, muhtarlarımızın serzenişleri,
yakınışları ve bazı talepleriyle beraber, bir de, bizim Türkiye Büyük Millet
Meclisi tüzelkişiliği adına Komisyonumuza yapılan başvurular neticesinde,
Dilekçe Komisyonu olarak, bir gün taraflarla toplanarak, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkilileriyle ve
milletvekillerimizle beraber bu durumu enine boyuna
tartışıp, neticede vardığımız bir karardan sonra yapılan bir yasal çalışmaydı
bu.
Yapmış olduğumuz bu
çalışmada, biz, özetle şu sonuçlara vardık: Yaklaşık 52 000 köy ve mahalle
muhtarımızın bulunduğunu, bunların yaklaşık yarısının; yani, 26 142 kişinin
Bağ-Kur'la ilişkili olduğunu, ama, bunların dışındakilerin, yaklaşık 27 000
civarında muhtarın da ya Sosyal Sigortalar Kurumuyla
ya da emekli sıfatıyla Emekli Sandığıyla bir şekilde
ilişkili oldukları neticesine vardık.
Tabiî, takdir edilir
ki, bunun yanı sıra, muhtarlar arasında sosyoekonomik anlamda farklılığı meydana
getiren bir diğer kriter de, örneğin, büyük şehirlerimizde, İstanbul'da,
Ankara'da yaşayan, muhtarlık yapan; ki, bunlar bazen 30 000, 40 000, 50 000
nüfuslu mahalleleri idare eden muhtarlar olabiliyorlar ve muamele başına almış
oldukları ufak tefek de olsa paralar neticesi âdeta birer kurum haline
gelebiliyorlar. Yani, neredeyse bir döner sermaye düzeyinde parası olan birer
müessese haline gelebiliyorlar ve bu muhtarlarımızın da, ilaveten herhangi bir
ücrete filan da ihtiyaçları yok. Arzulandığı takdirde, yani, kendi sigorta
bedellerini de rahatlıkla yatırabilecek durumdalar.
Değerli arkadaşlarım,
Sayın Grup Başkanvekilimiz Eyüp Fatsa, Bakanlar
Kurulumuzda, ayrıca, muhtarların durumlarını etraflıca ele alan bir yasa
tasarısı çalışması olduğunu ifade etti; ben, şahsen, bundan yeni haberdar oldum.
Sayın Mevlüt Fırat Aslanoğlu'nun teklifini de almayı arzuladım; ama, basılıp
dağıtılmamış öğrendiğim kadarıyla.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Dağıtıldı, dağıtıldı.
BAŞKAN - Sayın
Akman...
YAHYA AKMAN (Devamla)
- Efendim.
BAŞKAN - Mevlüt Fırat değil, Ferit Mevlüt
Aslanoğlu.
YAHYA AKMAN (Devamla)
- Ferit Mevlüt Aslanoğlu,
özür diliyorum.
Onun kanun teklifine
de rastlayamadık. Yani, Mecliste basılıp dağıtılmamış, onun için, ne içerikte
geldiğini bilmiyorum; ama, ben, şunu ifade etmek istiyorum.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Burada, burada; Grubumuza geldi, size iletiyorum.
YAHYA AKMAN (Devamla)
- Teşekkür ediyorum.
Evet, görüldüğü
kadarıyla çok kısa, çok fazla detaylı bir şey değil, detaylı bir düzenleme
getirmiyor; ama, bizim, torba kanunda getirmiş olduğumuz düzenlemeyle, Maliye
Bakanlığının ve İçişleri Bakanlığının önerisiyle, muhtarlarımıza, şu anda almış
oldukları ücretin iki misline kadar ücretlerini artırma imkânı getirilmektedir;
bu, seyyanen bir artıştır. Yani, burada, muhtarlarımızın, çok detaylı bir yasal
düzenleme yapılmadan maaşlarının ve sosyal haklarının düzenlenmesinin belli
zorlukları vardır değerli arkadaşlarım. Yani, bunlar, hangi sigorta şirketiyle
ilişkilendirilecek, ne kadar kesinti yapılacak, toplamda ne kadar para ödenecek,
yani, bir devlet memuru gibi veya bir SSK'lı gibi özel bir düzenlemeye ihtiyaç
var. Diğer türlü düzenlemenin olabilmesi, ancak seyyanen bir artışın olmasıyla
mümkündür ki, bu, hüküm altına alınmıştır. Burada bizim yaptığımız çalışmalarda
edindiğimiz bilgilere göre, zaten, bu bakanlıklarımız, sosyoekonomik
gelişmişliklerini, şehir ve köy farklılıklarını da dikkate almak suretiyle,
muhtarlıklar arasında bir ayırıma gidecek ve yaptığı bu ayırımdan sonra da,
örneğin, ücra köylerdeki muhtarlarımız, eğer, herhangi bir sigorta şirketiyle de
özellikle ilişkili filan değillerse, bugünkü şartlarda yaklaşık 230 000 000 lira civarında bir maaşa kavuşmuş olacaklar ki, bu, şu
günkü şartlarda, hiç olmazsa, bu arkadaşlarımızın Bağ-Kur primlerini
karşılayabilecekleri bir rakamı ifade ediyor ve şu şartlarda da böyle bir
düzenleme yapılmıştır. Öyle zannediyorum, Bakanlıkta bu anlamdaki çalışmalar da
devam
12
ediyor; ama, daha
detaylı bir çalışma da var ise, elbette ki, muhtarlarımız adına da,
milletvekilleri olarak da hepimiz bundan memnuniyet duyarız. Ben, bu durumları
açıklamak ve açıklık getirmek maksadıyla söz aldım Değerli Başkanım.
Grup Başkanvekilimiz Sayın Eyüp Fatsa'nın da ifade etmiş olduğu
gibi, zaten Sayın Aslanoğlu'nun teklifine benzer
mahiyetteki bir teklif kanunlaştı.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Nerede kanunlaştı?!.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) - Nerede kanunlaştı?!.
YAHYA AKMAN (Devamla)
- Ayrıca, daha kapsamlı bir kanun tasarısının gelmiş olduğunu da öğrenmiş
olduğumuzdan dolayı, bunun bugünkü şartlarda gündeme alınmasına, ben de, şahsen,
ihtiyaç olmadığını düşünüyorum.
Biz de, elbette ki,
muhtarlarımızın durumuna hassasiyet gösteriyoruz, onların içerisinde
bulundukları zor durumların da farkındayız; ama, bu, yıllardır gelmiş olan bir
süreçtir.
İnşallah, birçok
sektörde, birçok alanda olduğu gibi, birçok kişinin, özellikle dargelirli insanlarımızın sorunlarına çözüm bulan AK Parti
Hükümeti, bu anlamda, dargelirli kabul edilen
muhtarlarımızın da sorununa bu iktidar dönemi içerisinde çözüm bulacaktır diye
temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Akman.
Sayın
milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisi üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Öneriyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.
Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır;
okutup, oylarınıza sunacağım:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun
5.5.2005 Perşembe günü (bugün) yapılan toplantısında, siyasî parti grupları
arasında oybirliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün
19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Eyüp Fatsa
AK Parti Grubu Başkanvekili
Öneri:
Gelen Kağıtlar
Listesinde yayımlanan ve bastırılarak dağıtılan "888 Sıra Sayılı 14.4.2005
tarihli ve 5333 sayılı Gelir İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince
Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresinin" 48 saat
geçmeden Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri İle
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler kısmının 4 üncü sırasına alınması önerilmiştir.
BAKAN - Önerinin
lehinde, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa.
Sayın Fatsa,
buyurun.(AK Parti sıralarından alkışlar)
EYÜP FATSA (Ordu)-
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Danışma Kurulu önerimizin
lehinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
bu önerimizle, Meclisin çalışma gününü ve saatlerini yeniden düzenlemiyoruz.
Sadece, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından bir maddesi bir kere daha görüşülsün
diye iade edilen Gelir İdaresi Kanununun 28 inci maddesinin, bugünkü gündemin 4
üncü sırasına alınmasını ve aynı saatler içerisinde de Meclisin, çalışma saatini
tamamlamasını teklif ettik.
Tabiî, Danışma
Kurulundan çıktığımız zaman Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Sayın Haluk Koç, haklı olarak "keşke, bunu Salı
günü getirseydiniz, gündemle alakalı bir itirazımız da yoktu, orada bunu gündeme
alır, bugün de böyle bir Danışma Kurulu önerisiyle bir araya gelmiş olmazdık"dedi. Elbette ki, ben, bunun haklı bir talep
olduğunu da ifade etmek istiyorum.
Ancak, Salı günü biz
Danışma Kurulu yaparken, henüz bu Gelir İdaresi Kanunuyla ilgili tasarı, Plan ve
Bütçe Komisyonunda görüşülememişti. Ne zaman görüşülebileceğini, nasıl, ne zaman
basılıp gündeme gelebileceğini, doğrusunu isterseniz, salı gününden de tespit
etme imkânımız yoktu. Ancak, dün, Plan ve Bütçe Komisyonumuz çalışarak bunu
görüştü, basımı tamamlandı ve dağıtıldı. Ancak, bugün, 48 saat geçmeden, işin aciliyetine,
özelliğine ve önemine binaen, gündeme alınmasını istedik.
Gelir İdaresi
Kanununun ilgili 28 inci maddesinin içeriğiyle ilgili zaten çok şey söylendi,
konuşuldu, yazıldı. Dün de, geniş geniş, Plan ve Bütçe
Komisyonunda görüşüldü, savunanlar, karşı çıkanlar görüşlerini ifade etti. Ben,
bunları bir kere daha tekrar etmek suretiyle huzurlarınızı işgal etmek
istemiyorum.
13
Gelir İdaresi
Kanununun, bugünkü çalışma takvimimizde gündemin 4 üncü sırasına alınmasıyla
ilgili Danışma Kurulu teklifimizin Yüce Heyetiniz tarafından kabulünü arz
ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Fatsa.
Önerinin aleyhinde,
İzmir Milletvekili Sayın Bülent Baratalı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
BÜLENT BARATALI
(İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin
Grup Önerisi aleyhinde konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım; bu nedenle, Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Az önce Adalet ve
Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili arkadaşımın da
ifade ettiği gibi, üzerinde konuşmak istediğim yasa, onun da konuştuğu yasa,
Gelir İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanundur.
Değerli arkadaşlar,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin iki önemli görevi var diğer görevlerinin
yanında. Bir tanesi yasaları yapmak, bir tanesi de denetimi yapmak. Bunları
yaparken, önce, iki tane yol gösterici metin var önümüzde. Bunlardan bir tanesi
Anayasa, diğeri de Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü.
Anayasada, yasama
meclisinin kuvvetler ayrılığından bir tanesi olan yasamanın, nasıl çalışacağı,
neleri yapacağı belli. Özellikle, bunları yaparken, hangi kurallara, hangi
kaidelere bağlı olacağı da belli.
Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası da, diğer anayasalar gibi, bir kurucu yasadır; constitution veya eski deyimiyle, esas teşkilat yasasıdır;
devletin temelini oluşturan, herkesin uyması gereken ve bundan sonraki yasaların
ve yasalara dayalı olarak çıkacak olan tüzüklerin, yönetmeliklerin ve
genelgelerin esas uyması gereken bir esas teşkilat kanunudur.
Şimdi, Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü de, yine Türkiye Büyük Millet Meclisinin faaliyetlerini
yaparken uyması gereken kurallar ve kaideler bütünüdür.
Şimdi iki gruptan
oluşmuş olan bir Meclisimiz var; yani, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ve ona
bağlı olarak da İçtüzüğe hem Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu uyacaktır hem de
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu uyacaktır.
Şimdi, özellikle,
İçtüzükte, 36 ncı ve 52 nci
maddelerde, yasaların, komisyonlarda ve burada, Genel Kurulda, nasıl
görüşüleceğine dair kaideler vazedilmiş. Ne deniliyor bu kaidelerde:
Komisyonlara sevk edilen herhangi bir şeyin, bir teklifin, bir tasarının veya
diğer kâğıtların görüşülebilmesi için komisyon üyelerine kırk sekiz saat önceden
bunlar dağıtılır.
Buna dayalı olarak
da, buna mümasil olarak da, yine, 52 nci maddesinde,
Genel Kurulda, bir teklifin, bir tasarının görüşülebilmesi için,
milletvekillerine bunların bastırılıp dağıtılması ve bu dağıtılma süresinden
itibaren de kırk sekiz saat geçmesi gerekmektedir.
Şimdi, bu kurallar,
hepimizin uyacağı kurallardır. Burada bu böyle olmamış, Adalet ve Kalkınma
Partisi, kendince önemli gerekçeler göstererek, özellikle İçtüzüğün bu 52 nci maddesine aykırı bir öneri getirmiş.
Biz buna karşıyız
değerli arkadaşlar. Zaten, ben, 36 ncı madde gereğince
de, komisyonlarda beklemesi gereken süre bu içinde, Plan ve Bütçe Komisyonu
üyesi olarak, pazartesi günü akşam geldiğimde, bu yasanın tekrar komisyonda
görüşüleceğini o zaman öğrenmiş bulunmaktayım.
Değerli arkadaşlar,
yani, hem komisyonlarda hem de Genel Kurulda bu yasalar görüşülürken, bütün
milletvekillerimizin bilgilerini, becerilerini ve
görüşlerini yansıtacak bir zaman kesitinin, bir zaman süresinin verilmediğini
görmekteyiz. Bunu son derece yanlış bulmaktayım.
Şimdi, diğeri de,
sanıyorum, biraz sonra görüşeceğimiz bu Gelir İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanunun 28 inci maddesinde de, Sayın Cumhurbaşkanının kanunu
geri gönderme; yani, taliki veto yetkisiyle bir kez daha Genel Kurula geri
gönderme gerekçeleri üzerinde de burada görüşmeler yapılacaktır.
Şimdi, diğer konu,
gelir idaresi kurulurken iyi bir gelir idaresi kurulmuş mudur, güçlü bir gelir
idaresi kurulmuş mudur, gelir idaresi siyasîlerin etkisinden uzak olarak mı
kurulmuştur veya siyasîlerin müdahalesine açık olarak mı kurulmuştur; bunu,
değerli arkadaşlarım, benden sonra tartışacaklar.
Burada, Sayın
Cumhurbaşkanı, geri gönderme gerekçesinde, özellikle 28 inci maddedeki
atamalardan; yani, başkanın yapacağı başkan yardımcıları ve diğer atamalardan
bahsederken... Aynen maddede olduğu gibi, şöyle okumak istiyorum: "Başkan
yardımcıları, daire başkanları, vergi dairesi başkanları ve gelirler
kontrolörleri, Başkanın önerisi üzerine Bakan tarafından; 23.04.1981 tarihli ve
2451 sayılı Kanun hükümleri dışında kalan diğer personelin atamaları Başkan
tarafından
14
yapılır. Başkan bu
yetkilerini gerekli gördüğü takdirde alt kademelere devredebilir" denilmektedir.
Sayın Cumhurbaşkanı, bu atamaların, yürütmenin başı olması nedeniyle, hani
Anayasanın 104 üncü maddesindeki yetkilerine dayanarak ve yürütmenin başı olması
nedeniyle, bunun bir kararnameyle olmasını istemektedir; yani, yürütmenin başı,
denetimi ve gözetimi yapacak olan Sayın Cumhurbaşkanı, burada, bu düzenlemenin;
yani, 28 inci maddenin birinci fıkrasındaki düzenlemenin, Anayasanın başta 8
inci maddesi olmak üzere, 104 üncü maddesine aykırı olduğunu ifade etmektedir.
Tam 4,5 sayfa,
değerli arkadaşlar, gerekçe yazmıştır ve dikkatleri ve itinaları üzerine
çekmiştir değerli arkadaşlarım. Şimdi, bu kadar önemli bir konuda, Sayın
Cumhurbaşkanının tam 5 sayfaya yakın bir gerekçeyle, bir kez daha görüşülmesi
için sayın Meclise gönderdiği bir kanun hakkında, bizler, ne komisyonlarda ne de
Genel Kurulda bekleme süreleri olan ve herkesin bağlı olması gereken 48 saatlik
süreleri beklemeden geçiriyoruz.
Değerli arkadaşlar,
buna, Cumhuriyet Halk Partisi karşı. Neden karşı; çünkü, Meclise olan saygınlığı
nedeniyle, Meclise verdiği değer nedeniyle ve milletvekillerine ayrı ayrı verdiği değer nedeniyle karşı. Hep beraber demiyor
muşuz, değerli arkadaşlar, 21 inci Yüzyıl bir katılım çağıdır. Nerede kaldı
milletvekillerinin veya nerede kaldı parti gruplarının katılımı, bilgilerini,
becerilerini, deneyimlerini ve tecrübelerini buraya yansıtması.
Sizler, bu önergeyle,
bu arkadaşlarımızın bilgilerini, becerilerini ve katkı koyma düşüncelerini ve
gayretlerini, değerli arkadaşlar, hiçe sayıyorsunuz. Niçin hiçe sayıyorsunuz;
nedeni belli değil; yani, bir an önce yasa çıksın diye. Peki, bu salı günü
çıkamaz mıydı, değerli arkadaşlarım, zaten bir maddelik bir yasa.
O nedenle, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu olarak, komisyonlarda ve Genel Kurulda beklemeden önümüze
getirilen bu yasanın, burada, süre geçmeden
konuşulmasını, tartışılmasını doğru bulmuyoruz değerli arkadaşlarım.
İkincisi, doğru
bulmadığımız bir konu ise, yasaların herkesi bağlayacağı konusudur.
Değerli arkadaşlar,
şu elimde gördüğünüz Anayasa 1982 tarihinde halkoyuna sunuldu ve ezici bir
çoğunluk alarak halk tarafından kabul edildi ve yürürlüğe girdi. Şimdi, bu yasa
herkes için geçerli. Bu yasa herkes için geçerliyken, bu yasanın sağından
solundan, arkasından dolanarak veya kafanızın arkasındaki düşüncelerle bu
Anayasaya dolanarak bir şeyler yapmak mümkün değildir değerli arkadaşlar.
Beğenseniz de beğenmeseniz de, Sayın Cumhurbaşkanını takdir etseniz de etmeseniz
de, Sayın Cumhurbaşkanı, Anayasanın 104 üncü maddesi gereğince, yetkilerini,
halkoyuna sunulmuş ve kabul edilmiş olan Anayasadan almaktadır. Hem Anayasayı
hem de Sayın Cumhurbaşkanını içimize sindirmek zorundayız değerli arkadaşlar.
BAYRAM ÖZÇELİK
(Burdur)- Ne alakası var!
BÜLENT BARATALI
(Devamla)- Çok alakalı bir olay değerli arkadaşlar. Hem Anayasayı hem de Sayın
Cumhurbaşkanını içimize sindirmek zorundayız. Eğer Anayasayı ve Sayın
Cumhurbaşkanını içimize sindirmiyorsak, bunun yolları vardır.
BAYRAM ÖZÇELİK
(Burdur)- Nerden çıkarıyorsunuz?! Durup dururken nerden çıkarıyorsunuz?!
BÜLENT BARATALI
(Devamla)- İsterseniz, gelin burada konuşun.
BAYRAM ÖZÇELİK
(Burdur)- Hayır, yani...
BAŞKAN- Sayın Özçelik...
Sayın Baratalı,
lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz.
BÜLENT BARATALI
(Devamla)- Siz konuşmak istiyorsanız, gelin burada konuşun.
HİKMET ÖZDEMİR
(Çankırı)- İstismar ediyorsunuz ama.
BÜLENT BARATALI
(Devamla)- İstismar etmiyorum, doğruları söylemeye çalışıyorum.
BAŞKAN- Sayın
Baratalı, lütfen Genel Kurula hitap ediniz.
HİKMET ÖZDEMİR
(Çankırı)- O makamı istismar etmemek lazım.
BÜLENT BARATALI
(Devamla)- Sizin için istismar olan konu, bizim için vazgeçilmez bir konu
olabilir. Bunu kabul edeceksiniz arkadaşlar. Uzlaşma, çoğulculuk, pülüralizm, katkı, beraber çalışma, bunları gerektirir. Siz
gelin buraya, başka bir şey söyleyin değerli arkadaşlar. Biz de sizi dinleyelim.
HASAN FEHMİ KİNAY
(Kütahya)- İtham ediyorsunuz.
BÜLENT BARATALI
(Devamla)- İtham etmiyorum.
RECEP KORAL
(İstanbul)- İçinize sindiremediğinizi...
BÜLENT BARATALI
(Devamla)- Sindiremezseniz, yapılacak şeyler var diyorum. Nedir yapılacak olan
şeyler; Anayasayı değiştirmektir. Yani, Anayasaya dolanarak, üzülerek, kırılarak
falan siyasî iktidar yürütülmez. Siyasî iktidar gereğini yapar; toplar Meclisi,
gücü varsa -ki, vardır- Anayasayı değiştirir ve yeri geldiği zaman da Sayın
Cumhurbaşkanıyla olan kozlarını paylaşır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Sayın
Baratalı, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.
15
Buyurun.
BÜLENT BARATALI
(Devamla)- Değerli arkadaşlar, bu duygu ve düşüncelerle bu öneriye
katılmadığımızı ifade ediyor, hepinize değerli milletvekilleri, saygı ve
sevgilerimi sunuyorum.
Teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür
ederim.
Önerinin aleyhinde,
Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan.
Sayın Kandoğan, buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN
(Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum; AK Parti Grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum.
Değerli
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmaları sırasında, her hafta
-salı, çarşamba, hatta, bazen artık, perşembe günleri de olmaya başladı-
grupların önerileri, önümüze, Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne geliyor.
Geçen hafta da, üç
kez gündem değişikliği söz konusu oldu ve ben, yine, o önerilerle ilgili, burada
geldim söz aldım, dedim ki: "Siz, cuma ve cumartesi günleri Türkiye Büyük Millet
Meclisini çalıştırmak istiyorsunuz ve bununla ilgili bir önerge getirdiniz;
ancak, ben burada iddia ediyorum ve diyorum ki, cuma ve cumartesi günleri
Türkiye Büyük Millet Meclisini çalıştıracak yeterli sayıda milletvekilini,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul Salonunda hazır bulunduramayacaksınız"
diye, tutanaklara geçmesi için konuşma yaptım ve cuma
günü...
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Yalan söyledin...
ÜMMET KANDOĞAN
(Devamla) - Lütfen, sayın hangi milletvekiliyse, "onu yalan söyledin" diyen
sayın milletvekili, tutanaklar buradadır.
Cuma günü, daha sizin
getirdiğiniz ilk gün, maalesef, burada, 30 kişi olmuş olması nedeniyle, Türkiye
Büyük Millet Meclisi cuma günü çalışmalarına ara vermek mecburiyetinde kaldı.
RECEP KORAL
(İstanbul) - Saat kaçta?
ÜMMET KANDOĞAN
(Devamla) - Saat 19.00'da, cuma günü... Daha çalışma süremizin tamamlanmasına
süre varken ve getirdiğiniz öneride de, "cumartesi günü de çalışalım"
demiştiniz.
RECEP KORAL
(İstanbul) - Kaldırmıştık.
ÜMMET KANDOĞAN
(Devamla) - Şimdi, çarşamba günü "cumartesi çalışalım" diyorsunuz, perşembe günü
kaldırıyorsunuz.
Ben şunu söylemek
istiyorum değerli milletvekilleri. Elbette, gruplar buraya önerileriyle
gelecekler, Danışma Kurulu toplanacak; Danışma Kurulunda uzlaşma olabilir veya
olmayabilir; ancak, ben, şunun altını çizmek istiyorum: Ne olur, bundan sonraki
Danışma Kurulu önerilerine sahip çıkın, getirdiğiniz önerinin arkasında durun.
Benim, burada Sayın Meclis Başkanvekilimizden de bir
istirhamım olacak, Meclis Başkanı adına burada bulundukları için: Bu Danışma
Kurulu önerilerini, toplantılarının neticelerini, lütfen, grubu olmayan siyasî
partiler de var, onlara da bu Danışma Kurulu önerilerinin neticelerini
bildirirseniz, bizlerin de, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde hangi konu
görüşülecek, hangi tasarı öncelikle ele alınacak veya grupların önerisi
nelerdir, bunu bilmemiz, öğrenmemiz lazım. Bunu niçin söylüyorum: Çünkü, Türkiye
Büyük Millet Meclisi üyelerinin Anayasadaki birinci görevi kanun koymak,
değiştirmek ve kaldırmak; milletvekillerinin aslî görevi bu. Böyle aslî bir
göreve sahip olan milletvekili, Danışma Kurulu önerisiyle ne getirilip ne
götürüldüğünü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul salonuna girdiğinde
öğrenirse, Anayasanın kendisine yüklemiş olduğu bu görevi, bihakkın yerine
getirmesinin mümkün olamayacağı inancındayım.
Melis Başkanımız,
Danışma Kuruluna başkanlık yapıyor, İçtüzüğün 14 üncü maddesinin 5 inci
fıkrasına göre ve yine -İçtüzüğün 52 nci maddesine
göre de- 48 saat geçmeden kanun tasarı ve
tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülebilmesine imkân sağlayan
İçtüzüğün bir 52 nci maddesi var. Elbette 52 nci maddeyi de zaman zaman
kullanmak, çalıştırmak gerekmektedir. Ancak, sık sık
buna başvurulursa, sık sık bu tür öneriler Meclis
gündemine gelecek olursa, her zaman söylüyoruz, çıkarılan kanunların Anayasaya
uygunluğu noktasında ciddî zaaflar ortaya çıkmakta ve bu nedenle, Türkiye Büyük
Millet Meclisi çalışmaları, maalesef, sekteye uğramaktadır. Şimdi, bu önerinin
lehinde olmak üzere Sayın Grup Başkanvekili geldiler
burada bir konuşma yaptılar. Dediler ki "işin aciliyetine ve önemine binaen 48 saat geçmeden bu kanun tasarısının, biz, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin gündemine gelmesini arzu ettik." Ben isterdim ki, Sayın Grup Başkanvekilinin, lehinde konuştuğu için, bu önerinin altında
imzası olduğu için, işin önemi ve aciliyeti nedir,
niçin 48 saat geçmeden bu Türkiye Büyük Millet
Meclisinde görüşülmesi gerekmektedir hususunu bizlere iyi bir şekilde anlatıp,
bizleri ikna etmesi gerekmekteydi. Ancak, saate de baktım, sadece 3 dakika
konuştu ve işin önemi ve aciliyetine binaen, biz, bunu
48 saat geçmeden burada görüşmemiz lazım...
Şimdi, değerli
milletvekilleri, bu kanun önemli bir kanun. Niye önemli bir kanun; çünkü, uzun
zamandan beri IMF'yle yapılacak olan stand-by görüşmeleri üç kanun
üzerinde kilitlendi; bunlardan birisi de, işte 48 saat geçmeden gündeme getirdiğiniz Gelir İdaresi Başkanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun. Bunu niye söylüyorum; çünkü, bu, aylarca,
kamuoyunda,
16
IMF'nin bir
isteğidir, stand-by
anlaşması imzalanmadan diğer üç kanun gibi bunun da mutlaka Türkiye Büyük Millet
Meclisinden geçirilmesi gerekmektedir şeklindeki düşüncelerden ortaya
çıkarıyorum.
Şimdi, değerli
milletvekilleri, elbette IMF'yle bir stand-by anlaşması yapabilirsiniz,
onlarla çeşitli görüşmeler yapabilirsiniz; ancak, Sayın Cumhurbaşkanı
tarafından, gerekçesini de dikkatle okuyacak olursak hakikaten çok ciddî
itirazların ileri sürüldüğü, çok ciddî gerekçelerin ileri sürüldüğü bir kanunu
48 saat geçmeden Meclis gündemine getiriyorsanız,
bunun sebeplerinin, öneminin, aciliyetinin,
zaruretinin, burada, bizlere, bütün milletvekillerine ve kamuoyuna, mutlaka dört
dörtlük izah edilme mecburiyeti vardır.
Şimdi, bu, Plan ve
Bütçe Komisyonunda görüşülürken, çok ilginçtir, Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Sayın Mehmet Ali Şahin'in de ifadeleri var; dün ve bugün gazetelerde
ayrıntılı olarak yer aldı. Şimdi, Türk Ceza Yasasının ertelenmesiyle ilgili
kanun 31 Mart günü saat 17.30'da, burada, görüşülürken ve 24.00'e kadar Sayın
Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmadığı takdirde, Türkiye'de, çok ciddî
sıkıntıların olacağı bir kanun görüşülürken, Cumhurbaşkanı, 5 saat içerisinde
bunu onaylayıp, Resmî Gazetenin mükerrer sayısında yayımlanıp yürürlüğe
girerken, Sayın Cumhurbaşkanı büyük bir görev yerine getiriyor, Türkiye'de,
ortamı, toplumu, büyük ölçüde rahatlatıyor, adlî teşkilatları, büyük bir kaos
içerisindeyken, onlar rahatlıyor; ancak, Gelir İdaresi Yasasıyla ilgili kanunu
veto ettiğinde, Sayın Mehmet Ali Şahin, çıkacak "Sayın Cumhurbaşkanı, bazen
yargıç, bazen cumhurbaşkanı olarak hüküm ifade ediyor, hüküm veriyor, kanunları
geri gönderiyor" şeklinde bir ifadede bulunursanız, öncelikle, o
Cumhurbaşkanlığı makamına karşı, bu bir haksızlık, bu bir yanlış yargılama
olacağını ifade etmek istiyorum.
Şimdi, değerli
milletvekilleri, biraz sonra, bu, sizin oylarınızla, mutlaka, buradan geçecek ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine
gelecek; ancak, biraz önce, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun da getirdiği bir
öneri vardı; hakikaten, 60 000 civarında muhtarımızı o kadar çok yakından
ilgilendiren bir konuydu ki, bunun da, mutlaka, Türkiye Büyük Millet Meclisinde
gündeme alınıp, ele alınıp, bu meselenin de çözüme kavuşturulması gerekmekteydi;
ancak, Gelir İdaresi Yasası çok önemli, acil; ama, iş muhtarlara geldi mi,
muhtarlar bu vaziyette devam etsinler, 110 000 000
lira maaş almaya devam etsinler, Bağ-Kur primlerini bile ödeyememekte sıkıntı
içerisinde devam etsinler düşüncesinin de doğru olmadığı inancındayım.
MEHMET ERGÜN
DAĞCIOĞLU (Tokat) - Değişti o; haberin yok senin!..
ÜMMET KANDOĞAN
(Devamla) - Şimdi, torba kadroyla da ilgili bir yanlış ifadede bulundu; elimde
torba kadro, onunla ilgili, hemen okuyorum: "Gösterge rakamını muhtarlıkların
bulunduğu yerleşim biriminin idarî yapısı ve nüfusu gibi kriterleri ayrı ayrı veya birlikte dikkate almak suretiyle, İçişleri
Bakanlığının görüşü ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine, 1 katına kadar
farklı olarak belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir."
YAHYA AKMAN
(Şanlıurfa) - Aynısını söyledi Sayın Bakan.
ÜMMET KANDOĞAN
(Devamla) - Evet, ben de aynısını söylüyorum; yani, yapılan iş, hangi yerleşim
birimlerinde, hangi muhtarlıkların göstergelerinin, ne şekilde olacağı, nasıl
tespit edileceği, kriterlerin neler olacağı, daha İçişleri Bakanlığı tarafından
tespit edilecek, Maliye Bakanlığına bildirilecek, daha sonra Bakanlar Kurulu
tarafından bu konu çözüme kavuşturulacak.
Değerli
milletvekilleri, ikibuçuk yıl geçti. Bakınız, süreler
çok hızlı ilerliyor. Yarın bakarsınız, bir anda seçimle de karşı karşıya
kalınabilir.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kandoğan, konuşmanızı tamamlar mısınız.
ÜMMET KANDOĞAN
(Devamla) - O nedenle, geliniz, böyle, toplumun geniş kesimlerini ve hayatî
önemi haiz olan kurumların başında olan insanların görev yaptıkları yerlerdeki
değerli vatandaşlarımızın da durumlarını rahatlatacak, onları maddî bakımdan
ferahlatacak tedbirlerin alınması noktasında hepimiz aynı duyarlılığı
gösterelim.
Bu duygu ve
düşüncelerle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Kandoğan.
AK Parti Grup önerisi
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, karar yetersayısı...
BAŞKAN - Öneriyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı
bulunamamıştır.
Birleşime 5 dakika
ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.41
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.57
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Ahmet
Gökhan SARIÇAM (Kırklareli), Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)
----- 0 -----
17
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 95 inci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
BAŞKAN - Adalet ve
Kalkınma Partisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verdiği önerisinin
oylamasında karar yetersayısı bulanamamıştı.
Şimdi, öneriyi tekrar
oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.
Öneriyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler...
Sayın
milletvekilleri, kâtip üyeler arasında ihtilaf olduğu için elektronik oylama
yapacağım.
Oylama için 3 dakika
süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, karar yetersayısı vardır; öneri kabul edilmiştir.
Gündemin "Seçim"
kısmına geçiyoruz.
BAŞKAN - İnsan
Haklarını İnceleme Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi
Grubuna düşen 1 üyelik için, Erzurum Milletvekili Mücahit Daloğlu aday gösterilmiştir.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
BAŞKAN - 1 inci
sırada yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu
gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
2 nci sırada yer alan 2 Esnaf ve Sanatkarlar Meslek
Kuruluşları Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi
ve Teknoloji Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- X Esnaf ve
Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji,
Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/969) (S. Sayısı: 851)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yok.
Tasarının görüşülmesi
ertelenmiştir.
3 üncü sırada yer
alan, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı
Kullanımına İlişkin Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar,
Bilgi ve Teknoloji Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam
ediyoruz.
3.- X Yenilenebilir
Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun
Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji
Komisyonu Raporu (1/846) (S. Sayısı: 646) (X)
BAŞKAN - Komisyon?..
Burada.
Hükümet?.. Burada.
Tasarının tümü
üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına yapılan konuşma tamamlanmıştı.
Şimdi söz sırası,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Tacidar Seyhan'a ait.
Buyurun Sayın Seyhan.
(Alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
TACİDAR SEYHAN (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
On aydır beklenen,
komisyonumuzun büyük önem verdiği bir kanun tasarısı. Bu kanun tasarısında emeği
geçen hem Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşlarıma hem Cumhuriyet
Halk Partili milletvekili arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum.
18
Tasarının bu haliyle
geçmesini umut ederek, biz bu tasarıyı, on ay önce
buraya indirdik; ancak, on aydır bekliyoruz. Gönül isterdi ki, Türkiye bir on ay
kazansın; Türkiye, geleceğe dönük enerji politikasını bir an önce yerine
getirmiş olsun; ama, on ay geçti, bugüne geldik.
Bugün, bizim
beklentimiz şudur değerli arkadaşlarım: Bu tasarının, Komisyonda kabul edildiği
gibi geçmesi; çünkü, biz, hem Adalet ve Kalkınma
Partili Komisyon üyeleri hem Cumhuriyet Halk Partili Komisyon üyeleriyle, bu
tasarı üzerinde bir uzlaşmaya vardık; fakat, bu uzlaşma, Meclise inecek bir
uzlaşma haline dönüşmedi. Bu süreçte farklı öneriler gelmeye başladı, bizim
dışımızda tartışılmaya başladı ve bugüne kadar uzadı.
Bakın, değerli
arkadaşlarım, bize gelen gerekçede, denildi ki, Hazine bu kanuna muhalif. Neden;
Hazineye yük getiriyor. Ben, şimdi, Hazine görevlilerine, orada, yetkili Bakana
dahi soruyorum: Bu kanun Bakanlar Kurulundan geçerken, gerçekten, siz, Hazineye
ne kadar yük getireceğini bilmiyor muydunuz?! Peki, biz Komisyonda görüşürken,
Hazinenin yetkilileri neredeydi değerli arkadaşlar?! Madem yük getirecekti,
orada görüş bildirmekten imtina edenler, daha sonra bu kanunun önünü on ay niye
tıkadılar; yazık değil mi bu ülkeye?! Mademki yenilenebilir enerji kaynakları bu
ülkenin vazgeçilmezi, mademki dünyanın vazgeçilmezi, mademki sürdürülebilir bir
kalkınma anlayışının gereği, neden farkında olmadınız?! Bunlar, hep, olmasını
istemediğimiz şeyler.
Şimdi, bunun
sonrasında gelişmeler de oldu. Sayın Bakanla ben görüşmemde "bunu çok yapmak
isterdik; ama, alelacele oldu" dendi. Şimdi, değişiklik önergeleri var
ellerinde; bizle, bu konuda bir uzlaşı içerisine
girmek istiyorlar. Komisyonda da bunun farkında olunabilirdi, orada olunmadı;
geldi, komisyonun altında bir komisyon oluşmuş gibi, ilgili Bakanlarla yeniden
toplantı yapıldı Türkiye Büyük Millet Meclisinde; denildi ki, teşvikini şöyle
düzenleyelim... Buradaki teşvik hazineyi yük altına sokar. Peki, komisyonda
uzlaşma aradığınız Cumhuriyet Halk Partisiyle, daha sonra Mecliste veya dışarıda
yaptığınız toplantılarda neden bir uzlaşmaya gitmek istemediniz, bizi oraya niye
almadınız? Bu, ulusal bir sorun değil mi, Türkiye'nin enerji sorunu? Bizim orada
da olmamız lazımdı. Bir eleştirimiz de odur arkadaşlar.
En önemli şeyi
sizinle paylaşmak istiyorum. Lütfen, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarım
dikkatle dinlesinler. Ben sizden de yardım istiyorum. Bu Meclis hepimizin.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, Sayın Maliye Bakanı Meclis ortamının huzurunu engelliyor; lütfen,
uyarın.
TACİDAR SEYHAN
(Devamla) - Biz, burada, bu kanunun dışında konuştuğumuz zaman bize diyorsunuz
ki: "Lütfen, maddeye gelir misiniz" diyorsunuz, bizi uyarıyorsunuz değil mi;
evet. Şimdi, biz, yenilenebilir enerji kanununu getirdik. Sayın Bakan bu kanuna
bir geçici madde ilave etmek istediğini bizimle paylaştı. Sağ olsun, tevazu
gösterdi. "Böyle bir şeye Türkiye'nin ihtiyacı var" dedi; ama, getirmek istediği
maddenin yenilenebilir enerji kanunuyla uzaktan yakından hiçbir alakası yok.
Şimdi, bizlere ve bana bu kürsüde "maddeye gelin" diyen arkadaşlarımı Sayın
Bakana "lütfen, kanuna gelin" demeye davet ediyorum. Kanuna gelsin, kanunun
içeriğini bozmasın. O madde Türkiye için gerekliyse -24 tane komisyon üyesi var-
verin kanun teklifinizi, haftaya komisyon başkanı burada toplasın komisyonu,
görüşelim. Kendi gruplarımızdan da rica edelim, haftaya yine görüşelim bu
Mecliste. Günübirlik, Türkiye için çok büyük önem arz eden konuları, biz, diğer
kanunun arasında şunu da geçiriverelim diyerek bir alışkanlık haline getirirsek,
bu Meclisin işlerliğinden söz edilebilir mi arkadaşlar?! Bunu yapmayalım. Biz
buna karşıyız. Desteklediğimiz bir kanunun içerisine henüz üzerinde mutabakata
varmadığımız bir geçici maddeyi koyarak her şeyi mahvetmeyelim. Burada
duyarlılığa çağırıyoruz.
Yenilenebilir enerji
kaynakları ve kanunu bu ülkenin vazgeçilmezidir, gurur kaynağıdır; bunun çıkması
lazım. Hidrolik santralların desteklenmesi lazım.
Yenilenebilir enerjideki rüzgâr enerjisinin, güneşin, jeotermalin desteklenmesi lazım; dünya buna yöneliyor.
Yaşanabilecek bir çevre isteyen herkes, gelecek nesli düşünen herkes, hazineye
getireceği yüke bakmaksızın, yatırım maliyetine bakmaksızın yenilenebilir
enerjiye bir vizyon koyuyor. Bizim vizyon koyan ülkelerden neyimiz eksik allahaşkına?! 2020'de 50 megavata kadar hidrolikler
yenilenebilir enerjiye alınıyor, öyle sayılıyor, kabul ediliyor. Üstündekilere
sayarsak, bizim oranımız çok yüksek; ama, onlar yenilenebilir enerji kapsamında
kabul edilmiyor; ama, o kapsamda kabul edilenleri yüzde 25'e çıkarmayı
hedefleyen ülkeler var. Orada şunu düşünmek lazım: Ya,
Sayın Seyhan, böyle söylüyorsunuz; ama, Türkiye'nin rüzgâr kapasitesi, güneş
kapasitesi, jeotermal kapasitesi, 50 megavatlık
hidrolik kapasitesi bu derece bir yenilenebilir enerji üretimine uygun mu, yüzde
25 kapasitemizi kaldırır mı derseniz, valla, bu konuda eğitim yapmış, liyakat
sahibi herkes, Türkiye'nin, Avrupa'nın en iyi rüzgâr alan üçüncü ülkesi olduğunu
söylüyor, en iyi jeotermal kaynakları olan
ülkelerinden biri olduğunu söylüyor, en iyi hidrolik kaynaklara sahip ülke
olduğunu söylüyor. Şimdi, dünyada söylenenlerin hepsini yok sayıp, ya, biz, enerji çeşitliliğinden yanayız, yenilenebilir
enerjinin de ülke ekonomisi çok iyi durumda değil, ekonomiye yük getirmesini de
göze alamıyoruz diyerek onu bir kenara itmek, hiçbir siyasî dönemde kabul
edilebilecek bir şey değildir.
19
Değerli arkadaşlar,
bakın, Hazineye de birkaç lafım var. Deniliyor ki, bu kanun, 300-400 milyon
dolar hazineye yük getiriyor. Yatırım maliyetine kadar 3-4 milyar dolar. 3-4
milyar dolarlık bir yatırımın hazineye getirdiği yük 300-400 milyon dolarsa, bu
devlet en başarılı projeyi gündeme getirmiş demektir. Teşvikin aslî unsuru
budur. Zaten en düşük limitle teşvik ediyorsunuz. Aldığınız karar siyasîyse
siyasî, ekonomikse ekonomik; bunun arkasında hiç düşünmeden durmak lazım. Açın
önünü, daha fazla verin, biz arkanızdayız; ama, engellemeyin.
Şimdi, bu kanun
çıkacak. Benim endişem şu: Önergelerle, kanun çıktığında yatırımcıyı hareketsiz
hale getirebilecek birtakım kısıtlamalar koyarsak, çıkardığımız kanunun bir
anlamı kalmayacak. Ben istiyorum ki, kanun işlerlik kazanır halde çıksın.
Elbette ki enerji politikalarına baktığımızda, artık mühendis olmasına gerek
yok, iki yıllık teknikere sor, diyor ki benim ülkemin enerjisi temiz olsun,
sürekli olsun, güvenilir olsun, ucuz olsun. Bunu herkes biliyor ve herkes şunu
çok iyi biliyor ki, bu ülkedeki enerji kaynaklarıyla ülkenin tamamının şu anda
elektrik enerjisini ve diğer enerjisini kontrol etmek mümkün değil. Enerjide
çeşitlilik için, dışalım yapmak gerekli. Bunu herkes kabul ediyor. "Bu kaynaklar
yetse de kullansak" diyen arkadaşlarımız çok; ama, yapmamız gereken şudur: Eğer
sizin elinizde ulusal kaynağınız varsa, maksimum düzeyde onu kullandıktan sonra
uluslararası kaynaklardan yararlanmak zorundasınız; aksi halde stratejik bir
hata yapmış olursunuz. Bu ülkenin rüzgârı var, bu ülkenin kömürü var. Olsun,
ısıl değeri açısından, temizlik açısından, yanma hızı açısından diğer kömürler
daha verimli olsa dahi, eğer ulusal kaynağımız varsa, maliyeti ne olursa olsun,
bizim ulusal kaynağı kullanmamız lazım; çünkü, o kaynağı kullandığınız zaman
istihdam yaratıyorsunuz; bir. Ülkedeki yerli kaynakları kullanıp oradaki yeraltı
zenginliklerimizin kapasitesini ve verimliliğini açığa çıkarıyorsunuz; iki. Ona
dönük teknolojiyi geliştirip bir ek istihdam ve katmadeğer yaratıyorsunuz; üç. Bunların hepsi herkes
tarafından biliniyor, herkesin eli kolu bağlı. Biz dayamışız kendimizi aldığımız
doğal gaza. Deniliyor ki, bir kere aldık; yap-işlet-devretler var, yap-işletler var;
bunların hepsini yok sayıp, ulusal anlamda kendimizi niye malî bir krize
sokalım; o da doğru, sokmayın; ama, bu ülkenin yeni enerji ihtiyacı var, bu
enerji ihtiyacını hiç değilse ulusal kaynaklara dayandırın, o projeyi, o vizyonu
ona yükleyin. Yeniden doğalgaz alım anlaşmaları yaparak ülkeyi dışalım yükü
altına sokacağınıza, yerel kaynaklarınızı doğru tespit edip, hiç değilse
elektrik enerjisinde o kaynaklarınızı kullanın; ama, vizyona bakıyorsunuz...
MEHMET KARTAL (Van) -
Atatürk Barajında 8 türbinden sadece 1 tanesi çalışıyor.
TACİDAR SEYHAN
(Devamla) - Yine, vizyona bakıyorsunuz, vizyonda böyle bir şey yok. Nasılsa
doğalgaz alıyoruz, hidrolik santralların performansını
düşürün, buradan aldığımız doğalgaza ek para ödemeyelim diye maksimum kullanma
düzeyinde kullanmayı sağlayın... Peki, Türkiye'nin geleceğe dönük vizyonu ne
olacak değerli arkadaşlar?!
Şimdi, bir
özelleştirme çıktı. BOTAŞ'ın elindeki hisseler
özelleştirilecekti. Pardon, daha açık anlatayım. Yapmış olduğu doğalgaz
anlaşmaları devredilecek. Gelecek önerge de bunun üzerine. Doğalgaz Piyasası
Kanununda da zaten bununla ilgili bir madde var, satış yetkisi. Bu olay
tıkanmış, satamıyorlar, yasal bir engel var onu kaldırmak istiyorlar; kabul.
Ülkedeki kontratların bir kısmı devredilebilir; çok doğru; ama, arkadaşlar,
bakın, biz, bir kere, alırken hata yaptık. Bu ülkenin yüzde 60'ını götürdük
Rusya'ya dayadık doğalgazının. En büyük stratejik hata. Hiçbir Avrupa Birliği
ülkesinde dışalım doğalgazda yüzde 30'un üstüne çıkmamıştır, bizde yüzde 60. Siz
yapmamış olsanız dahi, bu böyle, bu gerçek. Vanayı kapadı mı, topla, tüfekle,
tankla bu ülkeye girmesine gerek yok; doğalgazla beslenen enerji tesisleriniz
durdu ve sanayi tesisleriniz durdu, hiçbir şey yapamazsınız, kesildiği zaman
İstanbul'un yarısı elektriksiz kaldı.
Peki, devrettiniz
doğalgazı, özel sektör anlaşamadı, onlar devleti kendilerine garantör almışlardı
veya yürütemedi. Siz yeni doğalgaz anlaşmalarında özel sektörü teşvik edin,
onlar ülkeye getirsinler, serbest piyasayı hareketlendirsinler, ben bu ülkede
bir anlaşmazlık olduğunda devreye girebilecek yeni doğalgaz tesislerini göreyim,
bu kanunu önce ben imzalayayım; ama, önümü görmeden, bu kontrat devirlerinin
hepsine gönül rahatlığıyla evet diyemiyorum. O sorumluluğu alamam ben. Bu
ülkenin sanayisi durursa, bu ülkenin askeri, vatandaşı, sanayi tesisi
elektriksiz kalırsa biz bunun altından kalkamayız. Alternatif kaynaklar gelir,
bu iş onunla yapılır.
Stratejik rezervini
BOTAŞ koruyor... Devletin stratejik rezervi koruma hakkı vardır, bunun böyle
olması lazım zaten. Ancak, değerli arkadaşlarım, stratejik rezervi bloke altında
tutmanız, ülkedeki sanayi alanında veya enerji alanında yapılmış tesislerin
sürgit bir şekilde sorunsuz gideceği anlamına gelmez. Arkasında şimdilik devlet
olmak zorunda. Onun için, burada kontrat devirlerinde çok dikkatli olması lazım
değerli arkadaşların.
Anlıyorum ki
kararlılar, bunu böyle yapacaklar. Ne kadar yapacaklarına dikkatli olsunlar
lütfen. Bu ülke hepimizin, bu ulus hepimizin. Biz buna gönül rahatlığıyla evet
diyemeyiz; çünkü, alternatifi oluşturulmamıştır; ama, bu ülkenin başına kontrat
devrinden dolayı bir sorun gelirse, hiçbir iktidar bunun altından kalkamaz.
Değerli arkadaşlarım,
geliyorum yenilenebilir enerjiye. Çok kısa bir zamanım kaldı; ama, diğer
maddelerde konuşacağım. Teşvik deniyor... Enerji Bakanımıza, Sayın Bakanımıza
bir şey
20
daha hatırlatmak
istiyorum. Yahu Allah aşkına, şu Türkiye'yi teşvik cenneti yapacağız dediniz,
öyle şeyleri teşvik eder oldunuz ki, ne teşvik teşvike benzedi, ne sektör
sektöre benzedi, ne ne yaptığımızı bilir hale geldik.
Yazıktır!
Dün Meclise bir
kararname yollanmış. 24 kişi çalıştık, komisyonda Maden Kanununu çıkardık,
özellikle biz 2 nci, 3 üncü grup madenleri ayırıp nelere teşvik vereceğimizi belirledik. Allah'tan
korkun! Kuma, çakıla ve taş kırmaya teşvik geliyor Meclise. Böyle bir anlayış
olur mu?!
HALUK KOÇ (Samsun) -
Taş kırma ocakları da Samsun'da kapatıldı.
TACİDAR SEYHAN
(Devamla) - Yani, biz duble yol yapılıyor diye, oraya kırılan taşa da teşvik mi
vereceğiz?! İnanın bana, diğer madenciler toplanıp çakıla verdiğimiz teşvikten
doğan parayla çakıl alır, kafamıza atarlar! Böyle madencilik anlayışı olur mu?!
Böyle teşvik olur mu?! Aralarında denge yokmuş! Mağduriyet oluyormuş bazı
sektörlere! Arkadaşlar, olacak... Sizin, öncelikli sektörünüz yok mu?! Öncelikli
sektörü olmayan bir tane ülke örneği verin, hepiniz buradasınız. Dünyada bir
ülke verin, öncelikli sektörü olmayıp sektörlerinin tamamına teşvik veren.
Üçüncü dünya ülkelerinde bile bulamadım ben. Yok böyle bir şey. Nereden
çıkardınız?! Biri kulağınıza güzel söyleyince, hoş mu geliyor, anlamıyorum.
Bakın, burada, yine,
yenilenebilir enerjiye teşvike ses çıkıyordu ya,
-Komisyon Başkanına da verdim, Hazine bunu görmüyor herhalde, bazılarına
bakıyor- turizmde, inşa halinde olanlar dahil, geriye dönük sekiz aylık teşvik
veriliyor! Maliyetini, oturup kendileri hesaplasınlar. Turizmi teşvik edin; bu
"geriye dönük" alışkanlığından vazgeçin. Her şeyi geriye dönük işletmeye
başladık. Kimin yararlandığı çok önemli. Bunun faturasını, Türkiye pahalı öder.
Eğer teşvik edecekseniz, önce aslî sektörleri edin.
Geliyoruz, bu rüzgâr,
güneş, jeotermal enerjiye. 3 dakikam kaldı... Bunları
destekleyelim arkadaşlar, yalnız ayakta dursunlar. Sayın Yıldız, dün, güzel bir
konuşma yaptı; ama, katılmadığımız yerler var; birim maliyetinin, nükleer
enerjiye yakın olarak 2 000-2 500 civarında olduğunu söyledi. İkimizden birinin
hesap makinesinde bir hata var; biz, 900 ilâ 1 300 civarında görüyoruz dünyada.
Neyi örnek aldı, neyi ortalama aldı, bilmiyorum; böyle değil. Hidrolik konusuna
gelince, kendisiyle de mutabakata vardık. Yatırım maliyetleri açısından da,
performansları açısından da, hidrolik ile rüzgâr arasında farklılık vardır;
yaklaşık yüzde 31 kapasite farklılığı oluşur, her zaman böyle kabul edilir.
Şimdi, böyle bir kapasite farklılığı varken, hidrolik ile rüzgârı aynı kefede
değerlendiremezsiniz, rüzgârı korumanız lazım. Eğer yapacaksanız, yük mü
getirecek; getirsin, hidrolik temiz midir; temizdir. "Türkiye'deki ortalama
satış fiyatını baz alıyoruz" deniliyor. İşte, elimde, Yüksek Denetleme Kurulunun
Meclise sunduğu rapor var. "Hidrolikler hesaplanırken, gerçek maliyetlerle
hesaplanmamıştır" diye, bütçe görüşülürken Sayın Bakana verilmiş. "Kömür
hesaplanırken, çevresel etkenler, filtrelizasyon bunun
içerisine alınmamıştır" diye Bakana sunulmuş. O zaman, ortaya çıkardığınız
maliyetler -Yüksek Denetleme Kurulu size bu raporu verdiğine göre- doğru
maliyetler değil. Bu maliyetler üzerinden yola çıkıp, siz bir baz alırsanız,
Türkiye yanılgıya düşer. Gerçeği görmek lazım, doğru teşvik vermek lazım.
Daha önce, bir öneri
vardı "yüzde 26, yüzde 20 üstü" deniliyordu. Ne etti arkadaşlar? Yüzde 40 alım
garantisi için. "Ortalama satış fiyatının yüzde 20 eksiği, yüzde 20 fazlası
olabilir" deniliyordu. Bu ne demektir biliyor musunuz; bu ülkede yüzde 40'lık
bir istikrarsızlık bekleniyor, olabilecek istikrarsızlığa göre, yüzde 20 aşağı
inebiliriz, yüzde 20 yukarı çıkabiliriz.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) - "Gelişmelere" doğru olabilir "istikrarsızlık" demek doğru değil.
TACİDAR SEYHAN
(Devamla) - Arkadaşlar; yani, hangi gelişme yüzde 40'ı kaldırır? Ya-ni, bir adama, kredi alacağınız
yere diyorsunuz ki "bana bir kredi ver, benim alım garantim, ya 80 lira ya 120 lira" adamı
kapıdan kovarlar. Böyle bir planlama olur mu; mümkün değil.
Geliyoruz ortalama
satış fiyatına: "Ortalama satış fiyatı, TETAŞ satış fiyatı" diyorlar, Sa-yın Yıldız da öyle dedi. Doğru,
şimdi öyle görünüyor, aşağı yukarı. Peki, 5 yıl sonra bu özelleş-tirme olduğunda, devredildiğinde ne olacak; neyi baz
alacaksınız; yatırımcıyla devleti karşı karşı-ya mı
getireceksiniz, böyle şey olur mu? Daha önemli bir bazın alınması. En azından
rüzgâr için iletim masraflarının -Almanya'da yüzde 5 alınır, İsviçre'de sıfır
alınır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Seyhan, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
TACİDAR SEYHAN
(Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.
İsviçre'de yüzde
sıfır alınıyor. "İletim maliyetlerinin yüzde 20'sini öder" diyebilmelisi-niz. Peki, yenilenebilir enerji kaynakları arasında
ayrımcılık olmuyor mu? Eğer bu kaynakları isti-yorsanız, birbirleriyle rekabet
gücünü oluşturabilmek için, sektörler arasında maliyet farklılığı varsa maliyeti
dengelemek zorundasınız. Hani, siz, doğalgaz kullanan seramikçiler ile
diğerlerini dengelemediniz mi teşvik verip, şimdi niye rüzgâr ile hidroliği
dengelemiyorsunuz? Bu çelişkiyi kimseye anlatamayız.
21
Rica ediyorum, eğer
önerileriniz varsa Sayın Bakanım, bizimle onları paylaşın, mümkünse bu kanuna
geçici madde eklemeyin, gönül rahatlığıyla biz oy verelim ve ülkemize bir kanun
kazandıralım.
Beni dinleyen ve bu
kanuna destek veren bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ediyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Seyhan.
Komisyon adına,
Komisyon Başkanı Kütahya Milletvekili Sayın Soner Aksoy.
Buyurun Sayın Aksoy.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
SANAYİ, TİCARET,
ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY
(Kütahya) - Muhterem Başkan, çok değerli milletvekili kardeşlerim; sözlerime
başlarken hepinize en derin sevgiler ve saygılar sunarım.
Komisyon olarak söz
almaktaki maksadım, yasanın ehemmiyetine binaendir. Hakikaten, ülkemizde, bu
konuda çok yeterli bilgi birikimleri olmadığı gibi, farklı anlayış ve kavram
karmaşası da söz konusu. Bu itibarla, bir birliğe, beraberliğe girmek ve
özellikle son derece önemli olan bu noktada, enerji noktasında Parlamentomuzda
belli bir konsensüsün de olması gerektiğine inanıyorum. Bu düşünceyle söz almış
bulunuyorum.
Yenilenebilir Enerji
Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun
Tasarısı, enerji politikamız açısından, bence, gururla, iftiharla getirilebilen
en önemli yasalarımızdan biridir; çünkü, millî kaynaklarımızı değerlendirme
noktasında ve enerji politikasında çok ciddî bir adımı işgal etmektedir.
Biliyorsunuz, enerji
politikaları, ülkelerin gelecekleriyle alakalı olan bir hadisedir. Kalkınma
sürecini başlatmış bir ülke için de, çok önemli bir politikadır. Enerjide arz
güvenliği dediğimiz çok önemli bir hadise söz konusudur. Arz güvenliğini
sağlayabilmek, sürekli, ucuz, devamlı ve kaliteli enerjiyi sanayicimize,
halkımıza takdim edebilmek, bir hükümetin, bir iktidarın en önemli görevlerinden
biridir. Bunun için de, iktidarların, bu fonksiyonu en iyi şekilde yerine
getirebilmesi için enerji kaynaklarını çeşitlendirmesi gerekir, enerji
kaynaklarını güvenilir kaynaklara doğru götürmesi ve alternatifleri artırması
gerekir. Bütün dünya bu istikamette cereyan etmektedir ve çalışmalarını buna
göre planlamaktadır. Özellikle, 1973 petrol krizinden sonra meydana gelen yüksek
fiyat, enerjide çok ciddî bir arz güvenliğinin her zaman olabileceğini ortaya
koymuş ve ülkelerin, bu istikamette ciddî tedbirler almasını gerektirdiği ortaya
çıkmıştır. Bunun için, bütün ülkeler, enerjiyle alakalı, özellikle fosil
kaynakların egemenliğine son verecek bir çalışma çerçevesine girmişlerdir.
1973 yılına kadar,
çok bol bulunan, çok kolay temin edilen fosil kaynaklar, enerjide egemenliğini
sürdürmüş; fakat, 73 kriziyle bu egemenlik, ülkeleri krize sokması itibariyle,
sanayii ve insanları müşkül duruma düşürmüş ve bunun
üzerinde çok ciddî düşünülmesi gerektiği daha bilinçli bir şekilde
anlaşılmıştır. Arkasından, çevrecilerin fosil enerji aleyhine yapmış oldukları
girişimler de bir çevre bilincini oluşturmuştur. Bunlar bir araya gelince,
insanlar, yenilenebilir dediğimiz kendi özgün değerlerine dönerek elektrik
üretmeye, enerji üretmeye karar vermişlerdir ve bu istikamette çok ciddî
politikalar ortaya koymuşlardır. Mesela, bununla alakalı dünyadan çeşitli
örnekler verebiliriz. Bunların başında, bizim entegre olmayı düşündüğümüz AB
ülkeleri gelmektedir. AB ülkelerinde yenilenebilir enerjinin sadece enerji
olarak payı 2030 yılında yüzde 12, elektrik olarak da payı yüzde 26
mertebelerinde olacaktır. Elektrikteki payını yüzde 26'ya 2030 yılında çıkarmayı
hedeflemişlerdir ve bu istikamette çalışmaktadırlar.
Arkadaşlar, bu
yenilenebilir enerjiler, bildiğiniz gibi, küçük su kaynaklarının harekete
geçirilmesi, çok büyük hidrolik santrallerin dışında, 50 megavata kadar olan, 10
ve 50 megavat civarında olan su kaynaklarıdır ki, Türkiye'de bu imkânlar
değerlendirildiği takdirde, biz, 10 000 megavat gücünde bir enerjiyi 2010 yılına
kadar veya önümüzdeki yıllarda teşvik etme imkânımız olursa, formaliteleri ve
bürokrasiyi uygun bir hale getirebilirsek, küçük su kaynaklarından, 10 000
megavat gücünde bir güç potansiyelini harekete geçirebiliriz. 10 000 megavat
güç, bugün Türkiye'nin şu anda kullanmakta olduğu gücün üçte 1'i
mertebesindedir. Bu, sadece küçük su kaynakları için söylenmiş olan bir
husustur. Yani, bizim, ayrıca, hidrolik potansiyelimiz vardır, o da bir temiz
enerjidir; ama, biz, onu konuşmuyoruz burada, küçük hidrolik su kaynaklarını
konuşuyoruz.
Muhterem kardeşlerim,
bunun ötesinde, yıllardır, yüzyıllardır hatta, Anadolu'nun üzerinden esmekte
olan rüzgâr vardır. Bu rüzgâr, çok önemli bir potansiyeldir. Son zamanlarda,
Batılılar, bu rüzgârdan çok büyük enerji elde etmişler ve kullanmaktadırlar. Bu
enerjiyle alakalı,
22
rüzgâr enerjisiyle
alakalı birtakım dedikodular vardır, çok ses yapıyor, kuşları öldürüyor vesaire;
bunların hepsi fosil yakıt kullananların lobisinin söylemiş olduğu laflardır.
Bunların hiçbirine itibar etmeyiniz muhterem kardeşlerim. Asıl olan, bizim,
esmekte olan rüzgârımızı ticarileştirmektir, esmekte olan rüzgârımızdan enerji
üretmektir ve yararlanmaktır.
Batılılar, sinekten
yağ çıkarmayı hesap eden, 1 kuruşu bile lüzumsuz harcamayı düşünmeyen insanlar,
bugün, kalkmışlar, denizin ortasında metrelerce, kilometrelerce ileriye giderek
off-shore'da rüzgârdan
enerji üreten tarlalar üretmişlerdir. Bir kanadın uzunluğu 32 metre olan bir
rüzgâr türbini döndüğü zaman, meydana gelen alanın her 4 metrekaresinden bir
hanenin enerjisini bir yıl içerisinde temin etmek mümkündür. Dolayısıyla, bu
rüzgârdan enerji üretme meselesi son derece temizdir, son derece güzeldir ve
yararlıdır.
Demektedirler ki,
rüzgâr bazen esiyor bazen esmiyor, enterkonnekte
sistemde problemler çıkarıyor. Arkadaşlar, bunun için teknik düzenekler vardır.
Ayrıca, bir yere bir tane rüzgâr türbini koymuyorsunuz, bir tarlaya koyuyorsunuz
veya başka yerlere de kuruyorsunuz. Bir yerde esmiyorsa rüzgâr öbür yerde
esiyor. Zaten, rüzgâr haritaları var, yıl içerisinde rüzgâr esim saatlerini
gösteren rüzgâr haritaları yapılmış; bu haritalar çerçevesi içerisinde bu
yatırımlar yapılıyor. Bunları yapan insanlar, dağların başına tırmanıp
milyonlar, milyarlar döken bu insanlar herhalde akılsız insanlar değildir.
Rüzgâr enerjisi
ötesinde, başka enerji türleri de var, mesela, jeotermal enerji. Bugün, Türkiye, jeotermal enerji yönünden de dünyanın sayılı, yerküre
içerisindeki yüzde 5'lik alan içerisinde yer alan bir ülkedir. Böyle konumda
olan bir ülkede, jeotermal enerji olarak... Türkiye,
sadece geleneksel yöntemler itibariyle jeotermal
enerjiden yararlanmaktadır. Bunun yanında, bizim, sanayi mamulü üretiminde,
soğutmada, ısıtmada, elektrik üretiminde, kurutmada, seracılıkta ve balıkçılıkta
jeotermal enerjiyi kullanabilecek pek çok geniş
sahalarımız mevcuttur ve buna ait potansiyelimiz de vardır.
Muhterem kardeşlerim,
bu potansiyelleri çıkarmak ve bunlardan yararlanmak niçin teşvik edilmesin?
Birisinin şuraya gelip ayakkabı fabrikası kurmasını, salça fabrikası kurmasını
teşvik ediyoruz da, bütün sanayiin ana maddesi, ana
girdisi olan elektriği, enerjiyi üretecek olan ana tesiste teşvikte neden
çekimser davranıyoruz, niye birtakım tereddütler ve istifhamlar oluşuyor?
Arkadaşlar, fosil
üreticilerinin egemenliği yine devam etsin istiyor birtakım düşünce sahipleri.
Biz, zaten fosile bir noktada muhtacız; ama, bir yönden de, kendi özkaynaklarımızı almak suretiyle, dövizden tasarruf etmek
istiyoruz. Kendi kaynaklarımızı almak istiyoruz.
İşte, biraz önce
Sayın Tacidar Bey bahsetti "yarın, vanaları
kapattığınız zaman ne yapacaksınız" dedi. Arz güvenliği diye bir hadise var.
Grev oldu ne yapacaksınız? Lokavt oldu ne yapacaksınız? Yenilenebilir enerjide
böyle şeyler yok arkadaşlar; kesilmesi yok, lokavtı yok, grevi yok, vanası yok,
geldisi yok, gittisi yok,
kullandığın maddenin maliyeti yok... Bu, kendi özdeğerlerimiz, kendi özvarlığımız. Enerji Bakanlığımız, değerli uzmanlarla
beraber düşünmüşler taşınmışlar, bir sene uğraşmışlar ve bunun teşvik edilmesini
öngören, mükemmele yakın bir yasayı hazırlayıp getirmişler, Başbakanlıktan
geçirmişler. Başbakanlıkta koordinasyon toplantısı yapılmış, bütün müsteşarlar
toplanmış; lehte, aleyhte konuşmalar yapılmış, maddeler süzülmüş gelmiş,
komisyonumuza intikal etmiş. Bu, bir teklif de değil. Bir kardeşimizin kıymetli
bir görüşü de olabilir; o da değil. Bu, hükümetimizin bir tasarısıdır ve
hükümetimizin tasarısı görüşülürken, biz, komisyonumuzda, herkese açık olarak
bunun görüşmesini yaptık; herkesi de davet ettik. Herkes, eteğindeki taşı
döksün, varsa bildiği, gelsin anlatsın dedik. Geldiler; anlattık, konuştuk; ama,
maalesef, bir sene önce, bu yasa, Meclise geldikten sonra, bazı kişiler
tarafından durduruldu. Komisyon olarak bu noktada üzüntü içerisinde olduğumuzu,
şahsım ve arkadaşlarım adına ifade etmeden geçemeyeceğim. Doğrusu, bundan sonra böyle hadiselerin
olmasını da gönlüm istememektedir. Onun için, burada, bu ifadeyi izhar etmek
zorunda kaldım.
Arkadaşlar, eğer, bir
fikrimiz, bir düşüncemiz varsa, bunları yasa tasarısı hazırlanırken ortaya
koyalım; olmadı; komisyonlar açıktır, özgürce her şey orada tartışılabilir.
Hele, hükümetten gelen yasayı -biz, iktidar milletvekilleri olarak- komisyondaki
arkadaşlarımız, çok daha dikkatli bir şekilde değerlendiriyorlar, çok daha
özenle ele alıyorlar. Bu bakımdan, yenilenebilir enerjinin bir senelik bir
inkıtası olmuştur. Bunun da memlekete faydasını olduğunu söylemek mümkün
değildir. Bunlar şahsî kanaatlerimdir.
Fakat, her şeye
rağmen, şu anda böyle bir tasarıyı getirmiş olmanın gururu ve mutluluğu
içerisindeyim; çünkü, milletimize ait, milletimizin denizini, havasını, suyunu
kirletmeden, insanını kirletmeden, temel insan hakkı olan çevreden etkilenmeden
temiz enerji üretme yolunu açmış bulunuyoruz. Denizini, suyunu, havasını,
rüzgârını, jeotermal kaynaklarını, artıklarını
ticarileştirmek, enerji gibi bir değere ulaştırmak istiyoruz
Bu bakımdan, şu anda
yapmış olduğumuz yasanın son derece önemli olduğuna inanıyorum. Biliyorsunuz,
çevrecilerin iddialarında da büyük haklılık payı vardır. Türkiye, dünyada, sera
gazları dediğimiz bir hadise, emisyon değerlerinin artışı, bütün dünya için çok
önemli bir ekolojik felaket halinde değerlendirilmektedir. Bugünkü bilim
adamları, çevre şartları itibariyle, bunu,
23
ekolojik bir felakete
gittiğimizi ifade etmektedirler. Ben, bu yaşıma kadar, Türkiye'de, 50 metre
yüksekliğindeki hortumun bir kamyonu alıp da bir yerden bir başka yere
götürdüğünü hiç görmemiştim; ama, geçen sene, Çubuk'ta bu hadiseyi yaşadık ve
Senirkent'te, Hatay'da, Bartın'da, Rize'de, Antalya'da
beklenmedik sel hadiseleri meydana geldi.
İklim değişmelerinin
olduğunu artık bilim kabul etmektedir ve şu ana kadar, dünya sıcaklığında yarım
derece bir yükselme olmuştur. Eğer, önlemler alınmazsa, 2020 yılında sıcaklık
artışının daha fazla olacağı, 1 derece daha artış göstereceği ve dünyadaki su
seviyesinin 1 metre yükseleceği ifade edilmektedir. Su seviyesinin 1 metre
yükselmesi pek çok şehrin sular altında kalması demektir. Gelecekle alakalı olan
bu konuya karşı asla duyarsız olamayız.
Ayrıca, biz, AB'yle
yapmış olduğumuz müzakerelerde de yenilenebilir enerjiye özen göstereceğimiz
hakkında taahhütlerde bulunuyoruz ve 24 Mayıs 2004 tarihinde de İklim
Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine imza atmış bir ülkeyiz.
Bir diğer husus,
Kioto Anlaşmasının devreye girmesidir. Kioto Protokolü, Rusya'nın imza atmasıyla, yüzde 55'i
tamamladığı için, uygulamaya geçme noktasına gelmiştir
ve önümüzdeki yıllarda, biz imzalamasak da, Amerika imzalamasa da, yaptırımlara
başlayacaktır arkadaşlar. Bunu da yakinen bilmek
zorundayız.
Şimdi, bununla
alakalı küçük bir misal arz etmek istiyorum. Sadece rüzgâr enerjisiyle alakalı
çok ciddî bir potansiyele sahibiz, 40 000 megavatlık bir güce sahibiz, bunu
meydana getirebiliriz. Bu, potansiyel olarak gözüküyor; ama, teknik olarak bunu
10 000 megavat ürettiğimizi düşünelim, 10 000 megavat da hidrolikten enerji
ürettiğimizi düşünecek olursak, farz edelim 2010 yılında bu iki kaynağı; yani,
küçük su kaynağını ve sadece rüzgârı 20 000 megavat olarak devreye soktuğumuz
takdirde, bakınız, çevreye salınan gazlardan ne kadar büyük, atmosferimiz
yararlanmış, insanlarımız yararlanmış olacaktır.
Arkadaşlar, bunu,
şunun için söylüyorum: Bilim adamları iddia etmektedirler ki, kanser, bir çevre
hastalığıdır. Biz, atalarımızdan, dedelerimizden kanser diye bir hastalık
duymadık. Kanser bir çevre hastalığıdır. Bilim adamları da bu istikamette
kanıtlı beyanlarda bulunuyorlar.
Sera gazı emisyon
değerleri itibariyle, eğer bu söylediğim enerjileri, yenilenebilir enerjiden
üretebilecek olursak, 2010 yılında, sadece karbondioksit yoluyla, bir yılda, 260
000 ton kükürtdioksit çevreye salmamış olacağız;
ayrıca, azotdioksit olarak da bir yılda 144 000 ton
azot çevreye salmamış olacağız; karbondioksit gibi zararlı bir emisyon değerini
de 36 000 000 ton olarak salmamış olacağız.
Bütün bunları
toplayın ve on yılla çarpın, yirmi yılla çarpın, işte, şu kadar milyon ton sera
gazını siz salmamış olacaksınız ve geleceğiniz, nesliniz daha sağlıklı bir
ortamda yaşayacak.
Eğer bunlar
yapılmadığı takdirde, zaten, 2008 yılında, Türkiye enerjisi arz ve talep
itibariyle balans oluyor ve 2009 yılında, güvenilir bir enerji kaynağı desteği
kalmıyor. Mecburen, yeni enerji kaynaklarına ihtiyaç vardır. Hatta, 2009
yılında, bugün lisans almış olan yatırımlar yapılmış dahi olsa, güvenilir bir
destek kalmamış oluyor. O zaman ne olacak; 2012 yıllarında nükleer enerji
kullanmak zorunda kalacağız.
Bakınız, geçen gün,
İsviçre Sanayi Komisyonu, 16 kişi olduğu gibi bize geldi ve İsviçre'de 11
nükleer santral merkezinin bulunduğunu ifade ettiler ve nükleer santrallerin
hepsini kapatmaya karar verdiklerini ifade ettiler.
Size, bununla
alakalı, dünyadaki çeşitli gelişmeleri ve bu istikametteki çeşitli değerleri
açıklamam mümkündür; ama, çok az bir vaktim kaldı. Sadece şunu söylemek
istiyorum: Enerji üretiminde kömür kullanımı, sadece Avrupa'da, 2030 yılına
kadar, sadece yüzde 0,6 bir artış gösterecektir. Yine, 2030 yılına kadar,
petrolden enerji üretimi, yüzde eksi 4 olarak azalmaya devam edecektir. AB
ülkeleri, artık, petrolden elektrik üretiminden vazgeçmiş durumdadırlar. Sadece
doğalgazdan enerji üretimi her yıl yüzde 3,7 oranında artacaktır. Nükleer
santral olarak da, AB ülkeleri, 2030 yılına kadar, her yıl yüzde 2 oranında
azaltma yapacaklar ve bugünkü nükleer enerji güçlerini yarı yarıya
indireceklerdir.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Aksoy,
lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.
SANAYİ, TİCARET,
ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY
(Devamla) - Sayın Başkanım, 1 dakika daha rica ediyorum.
BAŞKAN - 1 dakika
ilave ettim şu anda.
Buyurun.
SANAYİ, TİCARET,
ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY
(Devamla) - AB ülkelerinde, hidrolik enerji, biyomas,
biyokütle, rüzgâr ve diğer enerjilerin 2030 yılına
kadar yıllık artış ortalaması yüzde 9 mertebesindedir ve burada, 2030 yılında,
AB ülkelerinde elektrik üretiminin yüzde 26 olduğu ifade edilmektedir. Dünya
Enerji Ajansının yapmış olduğu çok sağlıklı bir araştırmanın sonuçlarıdır.
24
Muhterem kardeşlerim,
vaktimiz dolmuştur. Çok önemli olan bu yasa tasarısına karşı çok büyük alaka ve
destek göstereceğiniz inancıyla, hepinize en derin sevgiler, saygılar sunuyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Aksoy.
Tasarının tümü
üzerinde, şahsı adına, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Eraslan; buyurun.
Süreniz 10 dakika.
MEHMET ERASLAN
(Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Yenilenebilir Enerji
Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun
Tasarısı hakkında söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabiî ki, gerçekten,
ülkemizin enerji politikasına ilişkin çok önemli bir kanunu, şu an, görüşüyoruz
ve kanunun genel hatlarına baktığımız zaman, bu kanun tasarısı, özel sektör
tarafından üretilecek olan, özel sektör tarafından üretilen yenilenebilir enerji
kaynaklarından; yani, rüzgâr, su, güneş enerjisi, hidrolik ve benzeri
yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektrik enerjisini satın alma
garantisini getiriyor. Yedi yıl veya on yıl özel sektör ürettiği elektrik
enerjisini devlete satacak, devlet de, o elektrik enerjisini alma garantisini bu
kanunla vermiş olacak. Tabiî ki, tasarı, Türkiye Büyük Millet Meclisine,
28.6.2004 tarihinde geldi, aradan 11 ay geçti; yani, gerçekten, bu kadar önemli,
hassas bir mevzuu, niye Türkiye Büyük Millet Meclisinde 11 ay bekledi diye
düşünmek lazım; fakat, Hazineden sorumlu Bakan Ali Babacan, ilk önce, bu kanun
tasarısına karşı çıktılar ve "eğer, bu tasarıyı yasalaştırır ve Türkiye Büyük
Millet Meclisinden geçirirsek, bu hazineye çok büyük yükler getirecektir. Bu
yükün altından kalkamayacağız" şeklinde ifadeleri olmuştu ve 11 aydan beri
Türkiye Büyük Millet Meclisinde -ne yapıyor- kanun bekliyor.
Aynı zamanda, kanun
ne getiriyor; beraberinde işte rezervuarlı tesislerin,
barajlı tesislerin, hidroelektrik santrallerinin kamulaştırma bedelini yine
Hazine öder deniliyor 13 üncü maddede. Ona biraz sonra geleceğim ama...
Bugün bu tasarı, 11
ay sonra kanunlaşmak üzere, Meclisten geçmek üzere
önümüze geldi. Şimdi, değerli arkadaşlar, verilere bakıyoruz, Türkiye'nin şu an
kurulu elektrik gücü 36 000 megavat ve Türkiye'nin ihtiyaç anında tükettiği
maksimum enerji miktarı da 22 000 megavat. Türkiye'nin şu an elektrik enerjisi
konusunda 14 000 megavat elektrik enerjisi fazlası var. Çok şükür, iyi bir şey.
Ve bazı ülkelere elektrik de ihraç ediyoruz, elektrik enerjisi de satıyoruz. Bu
da çok güzel bir şey. Fakat, yani, stand-by anlaşması yapıyoruz, IMF'den 10
milyar dolar borç para alacağız, birtakım iç borçlanmalara ve dış borçlanmalara
gidiyoruz ve maalesef, Enerji Bakanlığı, Hazineden sorumlu bakanlık, durduğu
yerde, böyle alım garantileri, elektrik enerjisi alım garantisi vererek kendi
kendini sıkıntıya sokuyor, parasal açıdan, kaynak açısından kendini riske atıyor
diye düşünüyorum.
Tabiî ki,
desteklenmeli midir; desteklenmelidir. Yenilenebilir enerji kaynaklarından
elektrik üretimi desteklenmelidir. Bunlar, ülkenin çıkarları doğrultusunda ele
alınan meselelerdir. Bunlar, bizim özkaynaklarımızdır,
Türkiye'nin kaynaklarıdır. Bu kaynakların kullanılması gerekmektedir. Fakat,
vergi muafiyeti şeklinde olabilir bu, KDV indirimi şeklinde olabilir, bedelsiz
arsa tahsisi şeklinde olabilir, vergi indirimi şeklinde olabilir. Avrupa Birliği
ülkeleri böyle yapıyor; yani, desteklerken, özel sektöre bu noktada yardımcı
olurken, yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimine ilişkin
destekleri bu şekilde veriyor; ama, hiçbir Avrupa ülkesi, yenilenebilir enerji
kaynaklarından üretilecek olan elektrik enerjisine alım garantisi getirmiyor,
alım garantisi vermiyor; özel sektöre, ben senden bunu yedi yıl süreyle
alacağım, ben senden bunu on yıl süreyle alacağım şeklinde bir yükümlülüğün,
ekonomisini de, hazinesini de sıkıntıya sokacak bir yükümlülüğün de altına
girmiyor; bunu da ifade etmek istiyorum.
Şimdi, bakıyoruz,
kamunun, devletin elektrik santralları zaten verimsiz
çalışıyor, yüzde 60 kapasiteyle çalışıyor. Şu an, kamuya ait elektrik santrallarımızın, yani, fosil kaynaklardan üretim yapan
-kömür, petrol, doğalgaz gibi kaynaklardan- fosil kaynaklardan elektrik enerjisi
üreten, kamunun, kendi malımızın kapasiteleri yüzde 65 oranında, yüzde 65
kapasiteyle çalışıyor.
Eğer, hazinenin çok
parası var ise, eğer para ve kaynak sıkıntımız yok ise, gelin, bunların
rehabilitasyonunu yapalım. Gelin, daha etkin bir şekilde çalışmalarını
sağlayalım. Onları, yüzde 60 veya yüzde 65 kapasiteyle değil, yüzde 100
kapasiteyle çalışan duruma getirelim.
Bunlar, bizim kamunun
kaynakları, kendi kaynaklarımız, kendi elektrik santrallarımız; ama, bir taraftan, bakıyorsunuz, kamunun
elektrik santralları yüzde 60, yüzde 65 kapasiteyle,
atıl kapasiteyle, düşük kapasiteyle çalışırken; ama, bir de bakıyorsunuz,
yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilecek elektrik enerjisine uzun vadeli
alım garantisi getirerek, ekonomik ve parasal açıdan kendimizi sıkıntıya
sokuyoruz. Bu da ayrıca bir çelişki; bunu da bilgilerinize arz etmek istiyorum.
Tabiî ki, hükümetten
gelen kanun tasarısında, bakıyoruz, 13 üncü madde yok. Ben, bunu Tamer Beyle de
görüştüm, konuştum, verdikleri bilgilere teşekkür ediyorum, ifade ediyorum,
dolayısıyla, onlara inandığımı, güvendiğimi teyit etmek istiyorum. Fakat, biz,
kamulaştırma bedelini öderken, rezervuarlı, sanırım,
Türkiye'de Yamula Barajından başka yok. Yani, herhalde, sadece,
25
kamulaştırmasını
ödeyeceğimiz rezervuarlı baraj Kızılırmak üzerinde
kurulu olan Yamula Barajı, onun dışında kamulaştırmasını ödeyeceğimiz, 13 üncü
maddeyle... Komisyona tasarı geldiğinde 13 üncü madde yoktu, komisyondaki
görüşmeler esnasında 13 üncü madde konulmuş ve rezervuarlı, barajlı su havzası şeklinde elektrik enerjisi
üreten elektrik santralimize kamulaştırma bedelini ödüyoruz; ama, Sayın Bakanıma
soruyorum, kaç tane barajın veya Türkiye'de kaç tane rezervuarlı barajın kamulaştırma bedelini ödüyoruz, bunların
Hazineye yükü ne kadar, Yamula Barajına ödeyeceğimiz paranın 55 milyon dolar
veya 80 milyon dolar civarında Hazineye yük getireceğini biliyorum; ama, bunun
dışında Türkiye'de bu şekilde kaç tane barajımız var, kaç tane barajın
kamulaştırma bedelini ödeyeceğiz ve kaç 100 milyon dolar Hazineye yük getirecek,
bu da bizim merak ettiğimiz, Sayın Bakanımızdan öğrenmek istediğimiz ayrı bir
konu.
Biz, geçen yıl Sayın
Enerji Bakanımızın yanına gittik, dedik ki "Sayın Bakanım, biz, Amik Ovasında Reyhanlı Barajını çok arzuluyoruz. Reyhanlı
Barajı 1995 yılında projelendirilmiş ve devlet yatırım programına alınmış bir
proje, bu barajı hayata geçirelim, temellerini atalım." Amik Ovasında çiftçi şu an tarlasını, ürününü, arazisini
sulayacak suyu bulamamaktadır. Yeraltı suları tükenmiştir, daha önce 30
metreden, 40 metreden su çıkarırken, bugün, 250-300 metre derinlikten enerjiyle
su çıkarmaktadır ve dolayısıyla, enerji maliyetleri çiftçinin belini
kırmaktadır; bize bu noktada yardımcı olun, on yıldan beri beklenen Reyhanlı
barajının temelini atalım ve bu hizmet de iktidarın hizmeti olsun...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Eraslan, konuşmanızı tamamlar mısınız; buyurun.
MEHMET ERASLAN
(Devamla) - Amik Ovasındaki milyonlarca çiftçiyi suyla
buluşturalım, onlar araziden topraktan bir iki ürün daha fazla alabilsinler
dedik; ama, bu noktada, maalesef, bırakın Amik
Ovasındaki Reyhanlı barajına para alabilmeyi, Tarım Bakanımıza -Hazine arazileri
var Amik Ovasında- Reyhanlı barajını yapacağımız
bölgedeki şahıs arazileri ile oradaki TİGEM'in ve
Hazine arazilerinin takasını yapalım, en azından kamulaştırma sorununu böyle
çözelim, kamulaştırma sorununu çözmek işin yarısını, yüzde 50'sini bitirmek
anlamına gelir dedik; ama, Tarım Bakanımızdan da bu barajın başlatılması ve
yapılmasına ilişkin hiçbir destek alamadığımızı ifade etmek istiyorum. Maalesef,
10 yıldan beri, Reyhanlı barajının yapılması büyük bir özlemle, büyük bir
hasretle beklenmektedir.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Eraslan, Genel Kurula teşekkür eder misiniz; buyurun.
MEHMET ERASLAN
(Devamla) - Değerli arkadaşlar, yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik
üretimini destekleyelim; ama, Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu gibi
destekleyelim; Hazineyi, ekonomiyi, kaynaklarımızı parasal açıdan sıkıntıya
sokacak şekilde olmasın diyorum ve beni dinlediğiniz için hepinizi saygıyla
selamlıyorum ve hepinize teşekkür ediyorum, sağ olun. (DYP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Tasarının tümü
üzerinde, şahsı adına, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan; buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN
(Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz
kanun tasarısının, ülkemize ve milletimize hayırlara vesile olmasını temenni
ediyorum. İnşallah, bu kanun tasarısı burada kanunlaştıktan sonra, Türkiye'nin
çok büyük bir potansiyele sahip olduğu kaynaklarını harekete geçirip, hem ülke
ekonomisine hem de ülke insanına büyük faydalar getirir.
Değerli
milletvekilleri, bu başlangıçtaki güzel temennilerden sonra, şunu da ifade
etmekten kendimi alamıyorum: Bu kanun, 15.6.2004 tarihinde Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına sunuluyor ve 28.6.2004 tarihinde de komisyonlara havale
ediliyor. Yaklaşık onbir ay öncesinde Türkiye Büyük
Millet Meclisinin gündemine gelen bir kanun tasarısı, bugüne kadar, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin gündemine getirilemedi. Bunun sebeplerini de, burada,
mutlaka tartışmamız lazım. Genel gerekçeye bakınca, hakikaten, son derece iyi
niyetle, güzel duygularla, üzerinde çalışılmış, hazırlanmış bir kanun tasarısı;
ancak, ne gariptir ki, bu kadar güzel genel gerekçelere sahip olan ve
uygulandığında da, ülkeye, hakikaten büyük katkılar sağlayacak olan bir kanun
tasarısı, hangi gerekçeyle, hangi nedenle, onbir
süreyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirilememiştir?
Tabiî, bu konuyla
ilgili, basında, televizyonda, yalanlanmayan, inkâr edilmeyen birçok sözler yer
aldı. Mesela, Sayın Ali Babacan'ın şu sözleri, basında ve televizyonda, çeşitli
kereler yer aldı; Sayın Babacan'ın ifadelerinin şu olduğu söylendi: "İşte, ben,
uluslararası petrol şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle görüştüm. Amerikan
Enerji Ajansıyla da görüştüm. Yenilenebilir enerji olayı çok önemli bir şey
değil Türkiye için. Daha önemli yatırımlar var. Buna öncelik vermeye gerek yok."
Ben, bu sözlere
inanmak istemiyorum; ancak, bunlar, aylar öncesinde Türkiye'nin gündeminde yer
alan sözler. Eğer bir Sayın Bakan, Türkiye için çok yararlı olacak bir kanun
26
tasarısının,
uluslararası petrol şirketlerinin arzusu istikametinde, onların yönlendirmesi
neticesinde Türkiye için faydalı olamayabileceğini ifade ediyorsa, bunun
üzerinde çok ciddî ölçüde durmamız gerektiği inancındayım. Elbette, uluslararası
petrol şirketleri, bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de yenilenebilir enerji
kaynaklarından istifade etmemizin önüne geçmek için
bir gayret içerisinde olabilirler. Bunu yapmaları, kendileri açısından son
derece tabiî, doğal; ancak, bir Sayın Bakanın, bunu, bu şekilde ifade etmiş
olması... Ülke menfaatlarını savunma noktasında en ön
sırada olması gereken bir Bakanın bu ifadelerinin söylenmemiş olduğunu, yanlış
olduğunu, yanlış değerlendirmeler olduğunu kabul etmek istiyorum.
Niye bunu söylüyorum;
çünkü, yenilenebilir enerji kaynakları açısından, Türkiye, hakikaten, son derece
büyük bir potansiyele sahip. Yaklaşık 2 600 saat civarında güneş enerjisinden
istifade eden bir ülke. Rüzgâr enerjisi bakımından, Avrupa'da, İrlanda'dan sonra
ikinci sırada olan bir ülke ve çok çarpıcı bir örnek, örneğin Norveç, petrol
ihraç eden bir ülke; ancak, elektrik üretiminin yüzde 100'ünü hidrolik santrallardan elde ediyor. Kendisi petrol ihraç ediyor,
petrol rezervleri son derece fazla olan bir ülke; ancak, petrol ihraç eden bir
ülke, elektrik enerjisini hidrolik santrallardan
sağlıyor. Mesela, Danimarka, elektrik üretiminin yüzde 20'sini rüzgâr
enerjisinde sağlıyor ve yine Yunanistan'da, komşumuzda, bu rakamlar son derece
yüksek oranlarda.
İşte, şimdi, Türkiye,
böyle bir potansiyel yakaladı. Böyle bir güce sahip olan bir ülke, getirilebilen
bir kanun tasarısıyla da ayaklarını sağlam olarak yere basmak üzere; ancak, bu
konuyla ilgili eleştireceğimiz, eksik gördüğümüz bazı hususların olduğunu da
ifade etmek istiyorum. Mesela, Almanya, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla
ilgili kanunu yürürlüğe koyduktan sonra, bunun toplam enerji içerisindeki payını
yüzde 8'lere ulaştırmıştır.
Dünya ve Türkiye
kirleniyor, çevre açısından hiç arzu etmediğimiz neticelerle karşı karşıyayız.
Çevremiz, geleceğimiz, gelecek nesillere emanet olarak bırakacağımız bir şey
değil, onlardan emanet olarak tertemiz onlara bırakmamız gereken bir çevre.
Öyleyse, biz de ülke olarak, Türkiye olarak güneş enerjisini, rüzgâr enerjisini,
jeotermalimizi, hidrolik kaynaklarımızı, eğer ciddî
bir şekilde harekete geçirebilirsek, bunlardan azamî ölçüde yararlanmanın
yollarını bulabilirsek, ben, öyle inanıyorum ki, önümüzdeki 15-20 yıl içerisinde
bu sahada çok ileri gitmiş olan bir Türkiyeyle karşı
karşıya kalacağız.
Değerli
milletvekilleri, şimdi, bu kanun tasarısı, eğer arzu ettiğimiz şekilde buradan
geçer ve eleştirdiğim hususlar burada değerlendirilir, ele alınacak olursa,
bunun neticesinde Türkiye'nin enerji noktasında dışa bağımlılığı azalacak. İşte,
kıt kaynakların nerelere, nasıl harcandığını hepimiz biliyoruz. İşte, petrol
fiyatları 50 doların üzerine çıkınca, enflasyondaki bir miktar yükselmeyi,
petrol fiyatlarındaki artışla izah ediyoruz; ancak, hemen şunun da altını çizmek
istiyorum: Bakınız, dünyadaki petrol fiyatları, reel
olarak, hâlâ 1980'deki fiyatların çok altındadır değerli milletvekilleri. 1980
yılındaki petrol fiyatlarının, reel olarak hâlâ
altındayız ve 1980 yılındaki petrol fiyatlarını reel
olarak 2005 yılına yuvarlayacak olursak, buna tekabül eden rakam 85 dolar
civarındadır.
Değerli
milletvekilleri, işte, dışa bağımlılığın azalacağı, kaynak çıkışının azalacağı
ve sera gazı emisyonlarının azalacağı bir Türkiye'yle karşı karşıya kalacağız ve
bunun neticesinde, eğer bu kaynakları harekete geçirecek olursak, Türkiye'deki
istihdamın artacağını da, hep beraber büyük bir mutlulukla göreceğiz ve her
şeyden önemlisi, fosil rezervlerinin de eğer bu kaynaklar harekete geçirilecek
olursa, bunların muhafazası ve ileride çok acil ihtiyaçlar ortaya çıktığında
bunların kullanılması da son derece olumlu olacaktır.
Sayın Tacidar Seyhan da bahsettiler, bu artı eksi 5 (euro) sent meselesi hakikaten son derece önemlidir, üzerinde
ciddî bir şekilde durulması gerekmektedir. Ben, Sayın Bakanımdan da, özellikle
bu konunun üzerinde yoğunlaşmalarını kendilerinden istirham ediyorum. Bu
şekildeki bir belirsizliğin, Türkiye'ye yatırım yapacak olanların önünü
keseceğini ve yatırım açısından bir belirsizlikle ülkemizi karşı karşıya
bırakacağına inanıyorum. Yine, bununla ilgili iletim ve dağıtım katkı
paylarının, bu yatırımları yapanlar tarafından muaf tutulmasının da son derece
yararlı olacağını ifade ediyorum.
Dün, Sayın Taner
Yıldız'ın konuşmalarındaki bazı rakamlarda da, tabiî, birçoğu son derece doğru;
ama, bir iki rakamda mutabık olmadığımızı da ifade etmek istiyorum ve şunu da
ifade etmeden geçmek istemiyorum: Bu son düzenlemeyle,
Devlet Su İşlerine ait olan barajların, herhangi bir ödeme yapılmadan, Elektrik
ve Üretim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğüne devri meselesinin de...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kandoğan, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN
(Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.
Bu konuyla ilgili
olarak, buna niye ihtiyaç duydukları, niçin böyle bir düzenleme getirdikleri
hususunda, hem bizleri aydınlatma hem de kamuoyunu aydınlatma noktasında Sayın
27
Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanımızdan bir bilgi istirham ediyor, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (Bağımsızlar sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Sayın
milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Karar
yetersayısını arayacağım Sayın Koç.
Tasarının maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı yoktur.
Birleşime 5 dakika
ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.12
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.25
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Ahmet
Gökhan Sarıçam (Kırklareli), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
-----0----
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 95 inci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
646 sıra sayılı kanun
tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
4.- X Yenilenebilir
Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun
Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji
Komisyonu Raporu (1/846) (S. Sayısı: 646) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Tasarının maddelerine
geçilmesi oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştı.
Şimdi, maddelere
geçilmesini tekrar oylarınıza sunacağım ve karar
yetersayısını arayacağım.
Tasarının maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
YENİLENEBİLİR ENERJİ
KAYNAKLARININ ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ AMAÇLI KULLANIMINA İLİŞKİN KANUN
TASARISI
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam,
Tanımlar ve Kısaltmalar
Amaç
MADDE 1. - Bu Kanunun
amacı; yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı
kullanımının yaygınlaştırılması, bu kaynakların güvenilir, ekonomik ve kaliteli
biçimde. ekonomiye kazandırılması, kaynak çeşitliliğinin artırılması, sera gazı
emisyonlarının azaltılması, atıkların değerlendirilmesi, çevrenin korunması ve
bu amaçların gerçekleştirilmesinde ihtiyaç duyulan imalat sektörünün
geliştirilmesidir.
BAŞKAN - Tasarının 1
inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mehmet Ali Arıkan Eskişehir Milletvekili; şahısları adına Hasan Anğı Konya, Hasan Ali Çelik Sakarya, Mehmet Ali Arıkan Eskişehir Milletvekilleri...
Sayın Anğı, konuşacak mısınız tasarı üzerinde?
Sayın Çelik?..
HASAN ALİ ÇELİK
(Sakarya) - Konuşacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN - İlk söz,
Mehmet Ali Arıkan, Eskişehir Milletvekili...
Sayın Arıkan, buyurun.
Süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA
MEHMET ALİ ARIKAN (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
646 sıra sayılı yenilenebilir enerji kaynakları kanunu tasarısının 1 inci
maddesinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Toplumların
kalkınmasında başlıca unsurlardan birisi enerjidir. İçinde bulunduğumuz yüzyıl
içinde yaşam düzeyinin sürekli yükselmesi, kişi başına enerji tüketimini de
artırmıştır.
28
Günümüzde, güvenilir,
ucuz ve temiz enerji temini, bütün ülkeler için enerji politikasının vazgeçilmez
unsurları arasında yer almaktadır. Bununla beraber, önümüzdeki yıllarda enerji
temininde çevresel etkinlikleri de mutlaka göz önünde bulundurmak
mecburiyetindeyiz. Sürdürülebilir enerji politikalarının en önemli enerjisinin
verimli kullanımı ve çevreye zarar vermeyen enerji teknolojisini tercih
etmeliyiz.
Bugün, dünya
nüfusunun yüzde 80'i, az gelişmiş bölgelerde yoksul bir yaşam sürdürmektedir.
Dünyada üretilen enerjinin yüzde 70'i, dünyanın yüzde 20'sini kapsayan
endüstrisi gelişmiş ülkelerce tüketilmektedir. Dünyanın ihtiyaç duyduğu
enerjinin büyük bir kısmı fosil yakıtlarından elde edilmektedir. Kömür, petrol
ve doğalgaz gibi fosil yakıtlar, işletim maliyetlerinin yüksek olmasına rağmen,
ilk yatırım maliyetlerinin ucuzluğu ve üretim teknolojilerinin gelişmiş olması
nedeniyle yaygın olarak kullanılmaktadır. (Gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Arıkan, bir beş saniyenizi rica edebilir miyim...
Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, lütfen, sohbetlerimizi kesersek hatibi dinleme
imkânımız hâsıl olacaktır. İstirham ediyorum...
Buyurun Sayın Arıkan.
MEHMET ALİ ARIKAN
(Devamla) - Ancak, özellikle son yıllarda, dünya ülkelerinde, tek enerji
kaynağına bağlı kalmamak gerektiği düşüncesi hâkim olmuş ve enerji güvenliği
kavramı ortaya çıkmıştır. Yine, son yıllarda ortaya çıkan çevre bilinci, fosil
yakıtlara dayalı enerji üretimi ve tüketiminin bölgesel ve küresel seviyede
çevreye zararlı olduğunun anlaşılmasını sağlamıştır. Yenilenebilir enerjide
böyle bir problem yoktur ve çevre dostu bir enerjidir.
Avrupa Birliği
ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletlerinde yenilenebilir enerji kaynakları
hidrolik, rüzgâr, elektrik enerjisi üretiminde yaygın olarak kullanılmaktadır.
Özellikle 20 nci Yüzyılda, batı toplumlarında,
kullan-at anlayışı nedeniyle fazla miktarda enerji tüketilmekte, bunun karşılığı
olarak da çevre kirliliği yaratılmaktadır. Bugün, dünyada, sürdürülebilir enerji
kullanımı, gıda üretimi, ormancılık ve demografi modellerine doğru ilerleme,
geniş kapsamlı toplumsal sorunları yaratmaktadır.
Politik ve sosyal
değişimlerin yanı sıra, ekonomik sistemlerin de radikal şekilde elden
geçirilmesi gerekmektedir. Ekonomik göstergelerden çıkan sonuç ne olursa olsun,
yoksulların sayısının arttığı bir dünya ekonomisine başarılı demek mümkün
değildir. Dünyada ticaret politikalarının çevre üzerindeki etkilerine yakın
zamanlara kadar yeterince ilgi gösterilmemiştir. Artık, günümüzde, çevre
açısından sürdürülebilir bir dünya kurmak gerektiği ortaya çıkmıştır. Tarım
ya da sanayi devrimi gibi çevre devrimi de kaçınılmaz
olmuştur. Aslında, dünyada, sürdürülebilir yaşam hedefine ulaşılması, ekonomik
kalkınma yönünden değiştirilmesine bağlıdır. Sürdürülebilir bir yaşam için
gerekli olan şartlardan birisi de, çevrenin mutlaka korunmasıdır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; Avrupa Birliği, çevrenin korunması ve sürdürülebilir
enerjiye katkıları, arz güvenliği ve yerel istihdam yaratarak sosyal
bütünleşmeye katkı sağlaması nedeniyle yenilenebilir enerji kaynaklarının
öncelikli olarak geliştirilmesini gerekli görmektedir. Orta dönemde ise,
yenilenebilir enerji üretiminde bu hedefe ulaşılmanın sağlanması için Avrupa
Birliği Komisyonu iç elektrik piyasasında yenilenebilir enerji kaynaklarından
elektrik üretimini teşvik eden bir direktif yayınlamıştır. Söz konusu direktif
2010 yılına kadar topluluğun tamamında yenilenebilir enerji kaynaklarından
üretilen elektriğin toplam elektrik tüketiminin yüzde 22,1'ine ulaştırılmasını
hedeflemektedir. Yine, bu direktifi de, 2020 yılına kadar genel enerji üretimi
içinde yenilenebilir enerji payının yüzde 12'ye ulaşması hedeflenmiştir.
Dünyamızda meydana
gelen çevre kirliliğinin atmosferde önemli değişikliklere yol açması sebebiyle
Birleşmiş Milletler öncülüğünde 1992 yılında İklim Değişikliği Çerçeve
Sözleşmesi imzaya açılmıştır. Türkiye de 2003 yılında bu sözleşmeyi
imzalamıştır.
Yine, Avrupa
Birliğine girmeye çalıştığımız bugünlerde yenilenebilir enerji ülkemiz için
büyük önem taşımaktadır. Gerek enerjide ithalat bağımlılığının azaltılması
gerekse arz güvenliğinin sağlanması bakımından yenilenebilir enerji kullanımı,
ülkemiz ulusal enerji politikası açısından son derece önemlidir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; ülkemizin yenilenebilir enerji kaynakları,
hidroelektrik enerjisi, jeotermal enerji, güneş
enerjisi, rüzgâr enerjisi, deniz dalgası enerjisi ve biyomas enerjileridir. Ülkemiz 126 milyar kilovat/saat;
yani, ekonomik olarak yapılabilir potansiyeli ile Avrupa ekonomik potansiyelinin
yaklaşık yüzde 15'ine sahip bulunmaktadır. Ülkemizde hidroelektrik santrallar yenilenebilir olmaları, yerli doğal kaynak
kullanımları, işletme bakım giderlerinin düşük olması, fizikî ömürlerinin uzun
oluşu, en az düzeyde olumsuz çevresel etki oluşturmaları, kırsal kesimlerde
ekonomik ve sosyal yapıyı canlandırması gibi nedenlerle diğer enerji üretim
tesislerine göre daha üstündür.
Türkiye, jeotermal kaynaklar ve mineralli sular açısından oldukça
zengindir; ancak, daha çok, bu kaynaklar geleneksel olarak kaplıca ve içmece
olarak kullanılmaktadır. Son yıllarda, bu kaynaklarımız, il ve ilçelerimizde
konut ısıtmacılığında kullanılmaktadır. Ülkemizde zengin olarak
29
bulunan jeotermal kaynaklarla aynı jeolojik sistem içerisinde
bulunan mineralli sulardan mutlaka daha fazla yararlanmamız gerekmektedir. Bu
alanda, gerek kaynağın değiştirilmesi gerekse mevzuat bakımından yatırımcılara
daha iyi çalışma ortamı sunulması için hazırlanmış olan kanun tasarısının da bir
an önce kabul edilmesi gerekmektedir.
Ülkemiz, coğrafî
konumu nedeniyle sahip olduğu güneş enerjisi potansiyeli açısından diğer birçok
ülkeye göre daha şanslı bulunmaktadır. Ülkemizde güneş enerjisi kullanımı,
yaygın olarak güneş enerjisi sıcak su sistemleri ve bir miktar da güneş pili
uygulamaları şeklinde kullanılmaktadır. Dünyada ise, düşük sıcaklıkta ısı
enerjisi üreten birçok sistem uygulamaya konulmuştur. Hindistan, Çin gibi bazı
ülkelerde yemek pişirmek için güneş enerjisi yaygın olarak kullanılmaktadır.
Birçok ülkenin rüzgâr
potansiyelinden yararlanmaya yönelik yoğun çalışmaları bulunmaktadır. Dünya
kurulu güç sıralamasında ilk sıralarda yer alan Almanya, İspanya, Amerika
Birleşik Devletleri ve Danimarka'nın yanı sıra, Hindistan, Hollanda, İngiltere
ve İtalya'da rüzgâr türbinleri ticari olarak etkinliklerini sürdürmektedir. Bu
ülkelerden Danimarka, elektrik enerjisinin yüzde 10'unu rüzgâr enerjisinden elde
etmekte olup, 2030 yılında bu oranı yüzde 50'ye çıkarmayı hedeflemiştir.
Yapılan ölçümlere
göre ülkemizde rüzgâr enerjisi potansiyeli, Ege, Marmara, Doğu Akdeniz
bölgelerinde yüksek seviyededir. Ülkemizin bugünkü koşullarında rüzgâr enerjisi
teknik potansiyelin 88 00 megavat, ekonomik potansiyelin ise 10 000 megavat
civarında olduğu tespit edilmiştir.
Bugün, dünyada,
hidrojen en çok umut vaat eden bir enerji kaynağıdır. Hidrojenin, fosil ve
nükleer yakıtlar dışındaki imkânlarla, özellikle yeni ve yenilenebilir enerji
kaynakları kullanılarak sudan üretimi üzerinde durulmaktadır. Hidrojen, emin ve
kontrol edilebilir bir yakıttır; dünyada teknolojiyi kullanan düzeyine
ulaşmıştır.
Amerika Birleşik
Devletleri, 2005 yılında, ülke genelinde, toplam enerji tüketiminin yüzde
10'unun hidrojenle karşılanmasını planlamıştır. Hidrojene 21 inci Yüzyılın
yakıtı olarak bakılmaktadır. Bazı gelişmiş ülkelerce, hidrojen enerjisine dayalı
araçların seri üretimine geçileceği yönünde
açıklamalar yapılmaktadır. Yine, gelişmiş ülkelerde, ticarî ve endüstriyel
boyutta hidrojen enerjisi kullanımını öngören proje kamuoyuyla paylaşılmaktadır.
Ülkemizde hidrojen
üretimi konusunda yeterli bir faaliyet yoktur. Aslında, ülkemizde bulunan zengin
bor mineralleri, bu enerjinin üretimi için bir fırsattır. Bor minerali,
kendisinden enerji üretilebilen elementler içerisinde litre başına 92,7 megajul
yanma enerjisinde birinci sırada yer alan bir enerjidir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; fosil esaslı enerji kaynaklarının kullanımı, kaçınılmaz olarak,
çevrede ve atmosferde kirlilik meydana getirmektedir. Yenilenebilir enerji
kaynaklarının kullanımının ise, bu kirlilikleri yok denecek kadar azdır. Bu
enerji kaynakları temizdir; atmosferi kirletmez; yakıt maliyetleri yoktur;
ithale dayalı diğer fosil kaynaklara karşı temin güvenliği ve avantajına
sahiptir; kırsal alanda oluşturduğu iş ve altyapı imkânları sayesinde
sosyoekonomik gelişmeye katkı sağlamaktadır.
Yenilenebilir enerji
kaynaklarının yatırım maliyetleri, fosil kaynaklı teknolojilere göre daha
yüksek; ancak, işletme maliyetleri son derece düşüktür. Dünya üzerinde fosil
kökenli enerji kaynaklarının tükenmekte olması...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Arıkan, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
MEHMET ALİ ARIKAN
(Devamla) - Fosil ve nükleer enerji kaynaklarının çevre üzerindeki olumsuz
etkileri nedeniyle, yenilenebilir enerji kaynaklarının mutlaka kullanılması
gerekmektedir.
Öte yandan, Avrupa
Birliği, genel enerji tüketimi içerisindeki ortalama yenilenebilir enerji
kaynakları payının 2010 yılına kadar iki katına çıkarılarak yüzde 12 seviyesine
ulaşmasını hedeflemektedir.
Yenilenebilir enerji
kaynaklarının bir an önce geliştirilip gerçekleştirilmesi, ülkemiz açısından da
büyük önem taşımaktadır. Ülkemizde yenilenebilir kaynaklarımızın büyük
potansiyeline rağmen bundan yeterince faydalanamamaktayız. Bugüne kadar
yeterince değerlendirilemeyen bu kaynakların, gerek ülkenin özkaynakları olması ve enerji bağımlılığının azaltılması
gerekse çevrenin korunması, istihdam ve yerli teknoloji oluşturulmasına katkı
sağlaması ve yenilenebilir kaynakların mevcut piyasa şartları içinde diğer
enerji üretim sistemleriyle rekabetinin zor olması nedeniyle, yenilenebilir
enerji kaynaklarımızın ulusal bir politika oluşturularak desteklenmesi
gerekmektedir. Bunları yapabilmek için kanunî bir düzenleme yapmak zorundayız.
Bu kanunla, yenilenebilir kaynak alanlarının belirlenmesi...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
30
BAŞKAN - Sayın Arıkan, mikrofonunuzu açıyorum; lütfen, bu arada
teşekkürünüzü yapınız.
Buyurun.
MEHMET ALİ ARIKAN
(Devamla) - Özellikle bu kanundan sonra, hükümetin, yenilenebilir enerji
konusunu öncelikle ele alıp ulusal politika haline getirmesini bekliyoruz.
Bu vesileyle,
hepinize saygı ve sevgilerimi sunar; kanunun, milletimize ve memleketimize
hayırlı olmasını diliyorum.
Teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Arıkan.
Madde üzerinde,
Hükümet adına, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Mehmet Hilmi Güler. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Devrim niteliğinde
bir yasa daha çıkarıyoruz. Bu kanunun ülkemiz için, insanlarımız için hayırlı
olmasını diliyorum; çünkü, yenilenebilir enerji, gerçekten, hem çevre dostu
olarak hem de girdilerinin herhangi bir şekilde karşılığının olmaması, havayı
kirletmemesi, bilhassa karbondioksit açısından son derece önemli. Bu bakımdan,
bu yasa çıktığı zaman, gerçekten, ülkemiz devrimci nitelikte bir yasaya, yine,
bizim vasıtamızla, kavuşmuş olacak Maden Yasası, Bor Araştırma Enstitüsü, Petrol
Piyasası Yasası, LPG Yasası gibi.
Bu bakımdan, biz,
gördüğünüz gibi, bilim ve teknoloji ne diyorsa, ekonomi ve maliye ne diyorsa,
çevre şartları neyi gerektiriyorsa bunları yapıyoruz. Bunu yaparken de, gayet
sessiz, sakın, sunî gündemlerle oyalanmadan, tam hedefe vuran çalışmalar
yapıyoruz. Zaten bundan dolayıdır ki, zaman zaman
birtakım reaksiyonlarla da karşılaşıyoruz.
Yenilenebilir enerji,
bütün dünyanın kabul ettiği ve birtakım lobilerin engellemeye çalıştığı -şu veya
bu şekilde- bir yasa. Ancak, biz burada kararlı tutumumuzu gayet cesurca ve
bilinçli bir şekilde sürdürdük ve geç de olsa bu yasayı çıkarıyoruz.
Şimdi, bunu
yaptığımız zaman ülkemiz çok şey kazanacak. Bu sadece bir enerji değil, aynı
zamanda bir yatırım, aynı zamanda bir yabancı sermayenin ülkemize gelişi;
işsizlikle mücadele için, bölgesel farklılıklar için son derece önemli. İcabında
bir dağın başında kuracağımız bir rüzgâr santralıyla veya en azından türbiniyle
çok rahatlıkla o bölgedeki üretimi yapmak mümkün, seracılık yapmak mümkün.
Sırasında -Karadenizi düşünün- adam tepede, dağda
tekne yapıyor bir tek keseriyle beraber, icabında orada elektrik enerjisini hiç
değilse kendi tesisi için kullanması mümkün. Enterkonekte sisteme de bağlayarak, bunu mevcut ulusal
hatlarımızda da millî bir kaynak olarak kullanmamız da tabiî ki mümkün ve zaten
bu yasa da büyük ölçüde bunu gerçekleştirecek.
Bu enerji -yanlış
anlaşılmasın diye de- sadece bir rüzgâr enerjisi gibi kabulleniliyor, aslında bu
bir rüzgâr enerjisi yasası değil. Orada bile 3-4 tane dernek bu işi takip etti;
ama, şunu gördük ki, orada bile farklı görüşler oluşabilmekte. Bundan dolayı da
gecikmeler oldu şu veya bu sebepten. Ancak, yenilenebilir enerji, aslında
hidrolik enerji başta olmak üzere, küçük hidroelektrik santralları, HES'ler başta olmak
üzere, güneş, jeotermal, biomass, akıntı dahil olmak üzere, bu enerjilerden
faydalanılan son derece faydalı bir üretim kaynağı.
Şimdi, bunu biz tabiî
ki çok önemsiyoruz; çünkü, bizim birincil enerji kaynağımız olan -ihtiyacımızın
da yüzde 12'si ki- 10 000 000 petrol eşdeğerine karşı,
biz bu yenilenebilir enerjiden yararlanıyoruz. Bu bakımdan önemli ve bütün
dünyada da Avrupa Birliğinde de teşvik edilen bir yasa bu, enerji türü.
Dolayısıyla, bu enerji türünü, biz de, gayet tabiî ki, teşvik edeceğiz ve
bununla sadece enerji ihtiyacımızı değil, karbondioksit emisyonuna karşı da
ciddî bir adım atmış olacağız.
Biraz önce, sunî
gündemlerden bahsettim.
Beyler, arkadaşlar,
değerli milletvekilleri; dünyanın en önemli meselelerinden bir tanesi, hiç
şüphesiz enerji. Bunun için harpler oluyor, bunun için çatışmalar oluyor, bunun
için birliktelikler oluyor. Biz ise, sunî gündemlerle vakit kaybediyoruz,
ülkemizin geleceğini kaybediyoruz. Bu, aynı zamanda, ülkemizin bekası için de
son derece önemli. Bugün, öyle bir akıntıyla, bir yerlere doğru gidiyoruz ki,
yarın bizim kömür santrallarımızı bile bize
kullandırmayabilirler, Kyoto Protokolü, vesaire bahane
edilerek.
Büyük hidrosantralların, büyük barajların yapılmasına karşı
korkunç bir akım var dünyada; çünkü, bunlar, unlarını elemişler, eleklerini
asmışlar. Şu anda, 50 megavatın üzerindeki barajların yapılmasına karşı, korkunç
bir temayül var ve biz, geçen sene, Almanya'daki toplantıda, bu oyunu bozduk;
başı biz çektik, Hindistan'la, Brezilya'yla, diğer üçüncü dünya ülkeleri de
başta olmak üzere, hepsiyle ortak harekete girdik ve bu oyunu bozduk. Ne yazık
ki, bunları, esas, karbondioksitle filan mücadele etmesi gereken çevreciler
yapıyor. Yani, biz, çevreye son derece saygılıyız; ama, çevreye saygılı olmak
ile bu yatırımlara karşı çıkan insanların kullandığı kavram olan çevreciliği çok
iyi ayırt etmemiz lazım. Bu barajları bize yaptırtmama noktasında, böyle bir
gayret var; ama, biz, burada, tabiî ki, doğru bildiğimizde gideceğiz. Dosdoğru
giden insan, mutlaka
31
eğrileri keser. Bizim
de burada esas amacımız eğrileri kesmek değil. Biz, dosdoğru gidiyoruz; ama,
önümüze eğri çıkan kim varsa da, bunları kesip biçiyoruz. Burada da böyle
yapacağız; çünkü, kalkınmakta olan ülkelerin enerji ihtiyacında, mutlaka yerli
kaynaklarına çok ağırlık vermesi lazım ve biz de, bunu yapıyoruz ve
yenilenebilir enerjiyle ilgili, hükümetimiz döneminde, 200 000 000 dolarlık da ayrıca teşvik çıkardık. Bu, Türkiye Sınaî
Kalkınma Bankası vasıtasıyla veriliyor. Yani, bu yasa çıkmadan önce de, biz,
yenilenebilir enerjiyle ilgili parasını hazır ettik. Zaten, en önemli şey,
parayı temin etmektir, bunu yaptık. Şimdi de, bunların projelendirilmesiyle
beraber, bu yasanın çıkmasıyla beraber, büyük bir patlama olacağına inanıyoruz,
özellikle yatırımlar konusunda ve bu noktada da, dediğim gibi, kararlı bir
şekilde çalışmaları sürdürüyoruz.
Tabiî, burada, biz,
bütün bunları yaparken, bizden önceki Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının
dışında bir politika uyguluyoruz. Eskiden, Bakanlıkla ilgili zam filan
kararlarını Hazine alırmış, birtakım yatırım konularını DPT üstlenmiş, petrolle
ilgili zam ve fiyat ayarlamalarını da Maliye Bakanlığı yapmış. Şimdi, biz,
Bakanlığa sahip çıktık ve bir bütün halinde olayı ele alıyoruz. Bizim, bakanlık
anlayışımızda, Türkiye Kömür İşletmeleri, Türkiye Taş Kömürü İşletmeleri, DSİ,
Elektrik İşleri Etüt İdaresi, Maden İşleri Genel Müdürlüğü, hepsi bir bütün.
Ondan dolayı da, biz, enerjiye bir sistem bütünlüğü içinde bakıyoruz. Bu sistem
bütünlüğü içinde baktığımız zaman da, işte, enerjide, özellikle elektrik
enerjisinde, yaklaşık otuz aydır, elektrik fiyatlarında, enflasyonu da eğer göz
önüne alırsak, devamlı indirim yaptık; fiyatın sabit kalması da indirimdir;
sanayi de ise ayrıca yaptık. Dolayısıyla, her hafta, her ay otomatik elektrik
zamları vardı hatırlarsınız. Hatta, bir ara, karanlıkta kalmaktan filan
bahsediliyordu. Hepimiz, jeneratör aldık hatırlarsınız ve kullanmadığımız
jeneratörler. Ben bile 2 tane jeneratör aldım ve hiç kullanmadım; çünkü, böyle
bir karanlık hiçbir zaman gerçekleşmedi. Mobil santrallar kuruldu. Biz, o mobil santralları durdurduk ve oradan dolayı da kazançlarımız
oldu.
Şimdi, ben, size bir
grafik göstereceğim. TEFE dediğimiz Toptan Eşya Fiyat Endeksi, normal olarak,
tarım fiyatları, maden fiyatları, imalat fiyatları ve enerji fiyatlarıyla tespit
edilir. Enerji fiyatıyla ilgili şu grafiğe bakınız: Normal TEFE'nin eğrisi şudur. Enerji fiyatları yükseldikçe, TEFE'yi yukarıya itiyor. Enerji fiyatları düştükçe TEFE'yi aşağı indiriyor; sadece enerjideki böyle. Tarımın
içerisinde de yine, enerji var, imalatda da yine,
enerji var, maden içinde de yine, enerji var. Dolayısıyla, enerji burada
enflasyonun düşmesindeki en önemli etkenlerden bir tanesi; ama, biz bunları pek
anlatmıyoruz, bunu, sadece sizlere hitap ederken söyleme imkânımız oluyor;
çünkü, kömür dağıtıyoruz 1,5 milyon ton, onu valilik dağıtıyor zannediyor
halkımız. Halbuki, o, Türkiye Kömür İşletmelerinin kömürleri tek tek çıkarılıyor, kırılıyor, yıkanıyor, paketleniyor ve geçen
sene 7 500 000 kişiye dağıtıldı; bu seneki hedefimiz, 10 000 000 kişidir ve işte, olayın sosyal boyutu, şu anda, yani,
geçtiğimiz kış 7 500 000 kişi soğuktan etkilenmeden,
sıcak odalarında oturdular ve bizim yerli kömürümüzü kullandılar. 13 000 kişi
ilave istihdamdan yararlandı, kömür fiyatları 50 dolar düştü. Bu, böyle.
Diğer taraftan, yerli
elektrik enerjisiyle ilgili; çünkü, biz, olayı bir bütün olarak görüyo-ruz. Biz gelmeden önce,
yine, grafiği burada yerli enerjinin oranı yüzde 38'di, ithalin 62'ydi; şu anda,
her ikisini de 50, 50 yaptık.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Bakanım, lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI HİLMİ GÜLER (Devamla) - Bu, son derece ö-nemli bir şeydir ve
biz, bunu, dediğim gibi, çok bilinçli, sistematik, bilimsel ve teknik çalışmalar
yaparak yaptık. Şimdi, yenilenebilir enerjide de bunu yapacağız. Zaten, bizim
enerjimizin büyük bir kısmı hâlâ yenilenebilir; ama, bu yenilenebilir enerji
diye bahsettiğimiz barajlar, suyumuzun, hâlâ, yüzde 35'ini kullanıyor; ama, biz,
cumhuriyetin 100 üncü yıldönümünde yüzde 100'ünü de, inşallah, kullanmış
olacağız.
Biraz sonra, sırası
gelince, diğer çalışmaları da sizlere biraz sonra...
Arkadaşlarımızın
sorduğu sorular var, Sayın Başkan, onlara cevap verebilir miyim; yoksa, bana
fırsat verir misiniz?
Bir tanesi, DSİ'nin barajlarının EÜAŞ'a
parasız verilmesiyle ilgili soruydu.
HARUN AKIN
(Zonguldak) - Parası ödendi mi Sayın Bakan?
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI HİLMİ GÜLER (Devamla) - Şimdi, "neticede bunu biz parasız
verdik" derken, burada DSİ'nin barajı, yine, milletin
barajıydı; EÜAŞ da milletin barajı. Dolayısıyla, biz, bunu eğer parayla vermiş
olsaydık, bir para konacaktı oraya, o da maliyete yansıyacaktı; dolayısıyla,
orada verilen şeyin, her ikisi de kamu kuruluşu olduğu için, bir farkı yok diye
düşünüyoruz.
Tacidar Beyin
taşocaklarıyla ilgili bir sorusu vardı.
BAŞKAN - Sayın
Bakanım, sorularla ilgili olarak tekrar milletvekili arkadaşlarımız cihaza
girmişler, soru-cevap kısmında onları cevaplayabilirsiniz.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Peki, tamam; teşekkür ederim.
32
Saygılar sunarım. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Bakanım.
Madde üzerinde şahsı
adına Konya Milletvekili Hasan Anğı.
Buyurun Sayın Anğı. (AK Parti sıralarından alkışlar)
HASAN ANĞI (Konya) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 646 sıra sayılı
Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına
İlişkin Kanun Tasarısı hakkında kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz almış
bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Tasarının geneli
üzerinde yapılan konuşmalardan da net bir şekilde gördüğümüz gibi böyle bir yasa
düzenlemesine ülkemizin ihtiyacı vardı. Komisyonumuzdaki görüşmeleri geçtiğimiz yıl temmuz ayında tamamlanan; ama, bugüne kadar
görüşülemeyen bu tasarının bugün Meclis gündemine gelmiş olması oldukça önemli.
Dünyadaki
uygulamaları, Türkiye'nin, yenilenebilir kaynaklarını öncelikli sıraya almasında
AK Parti İktidarının millî kaynaklara öncelik vermesi başlığı, bugünkü bu
tasarının da gündemimize gelmesini gerçekleştirmiştir. Böyle bir tasarının
hazırlanıp önümüze gelmesine emek veren bütün bürokrat arkadaşlarımıza, sivil
toplum örgütü üyelerine ve başta Enerji Bakanımız olmak üzere bütün kabine
üyelerine ve Başbakanımıza teşekkür ediyoruz.
Hem uluslararası
yükümlülüklerimizin yerine gelmesine hem de Türkiye'nin mevcut bu potansiyelinin
en iyi şekilde kullanılabilmesine fırsat verecek bu tasarının hepimize, ülkemize
hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Anğı.
Şahsı adına Sakarya
Milletvekili Hasan Ali Çelik.
Buyurun Sayın Çelik.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
HASAN ALİ ÇELİK
(Sakarya)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün görüştüğümüz kanun
tasarısını, esasında, ben, ismiyle bir ifade etmek istiyorum. "Yenilenebilir"
tekrarlanabilir, yeşil veya temiz, çevre yönüyle de önemsenebilen ve hayatımız
için, geleceğimiz için daha fazla kullanmamız gereken bir enerji türünün
elektrik enerjisi amaçlı kullanımına ilişkin bir kanun tasarısı üzerine
konuşuyoruz; yani, bu enerji kullanılıyor. Yenilenebilir enerji hayatımızda var;
ama, bu tasarı, elektrik enerjisi kullanımına yönelik bir amacı içeren ve bunu,
ülkemiz kaynaklarının daha verimli kullanımını ortaya koymaya çalışan bir kanun
tasarısıdır.
Amaç, gerek hükümet
tasarısında gerekse komisyonumuzda yaptığımız katkılarla, çok açık ve çok etkin
biçimde, anlaşılır biçimde ortaya konulmuştur. Ben, amaçla ilgili madde üzerinde
konuştuğum için bunları ifade etmek istiyorum. Aynen, hükümet tasarısındaki
ifadesiyle: "Bu kanunun amacı, yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik
enerjisi üretimi amaçlı kullanımının yaygınlaştırılması, bu kaynakların
güvenilir, ekonomik ve kaliteli biçimde ekonomiye kazandırılması, ayrıca, kaynak
çeşitliliğinin artırılması." Dünyada birçok enerji türü elektrik enerjisi
kullanımı amaçlı vardır; nükleer enerji bunlardan birisidir, doğalgaz bunlardan
bir tanesidir, fosil yakıtlar, yenilenebilir enerji bunlardan bir tanesidir.
Ama, baktığımız zaman, Türkiye'de bir kolun veya bir iki kolun eksik olduğunu
görüyoruz. Yenilenebilir enerji de bunlardan bir tanesidir. Dolayısıyla, kaynak
çeşitliliğinin artırılması da söz konusudur ve burada bu ele alınmıştır.
Ayrıca, uluslararası
sözleşmelerden doğan bir yükümlülüğümüz var bizim. Uluslararası sözleşmelerde
demişiz ki, biz, kirletici bileşenler, emisyonların çevreye atılması çok doğru
değildir. Artık, hayatımızı bizler kontrol altına almalıyız. Ülkelerin ve
insanlığın güvenliğini, daha rahat yaşamasını bir teminat altına almalıyız. Bunu
için de, çevreye sera gazı atımı, yani, fosil yakıtların yakılmasından elde
edilen gaz yoğunluğunun minimize edilmesini ortaya koymaya söz vermişiz
uluslararası bir anlaşmayla. Bu, Kyoto Sözleşmesi diye
ifade ettiğimiz, Japonya'nın bir kentinde 1997 yılında yapılan bir sözleşmede
vardır ve biz de bunların içerisinde beraberce olmuşuz, biz de buna katılacağız
demişiz. Dolayısıyla, çevreyi kirletmeme sözü vermişiz. O yüzden, biraz da,
yenilenebilir kaynaklardan, temiz kaynaklardan enerji üretme mecburiyetimizi de
ortaya koyuyoruz ve bunu da, bu kanunun getirilmesiyle, bu tasarıyla beraber
daha da zenginleştireceğiz.
Aynı zamanda,
hayatımızda kullandığımız atıkların, her türlü atığın, evsel atıkların, çeşitli
ağaçların, çeşitli bitkilerin atıklarının da kullanılması ve bunlardan enerji
elde edilmesi; elde
33
edilen enerji türünün
de elektrik üretiminde kullanılması söz konusu hale getirilmiştir; ki, ileriki
maddelerde özellikle bu konuda çok vurgulanması gerekir. Ben, şahsen,
detaylandırmayacağım bu amaç maddesinde bunu; ama, bu da, ar-ge harcamalarında, özellikle biyokütle enerjisinin üretilmesinde yapılacak ar-ge harcamaları, bu kanunun kapsamında cidden etkili biçimde
ele alınmıştır. Aslında, tarifini bu amaç maddesinde söyledim; ama, bakıyoruz,
tasarı, yine, bütünüyle bu enerjinin elde edilmesiyle dışa bağımlılığı azaltacak
diyor. Bu tasarının bize kazandırdıklarıyla, ülkemizin dışa bağımlı elektrik
üreten bir ülke olması da kısmen azalacak. Bakıyoruz ki, doğalgaz kullana kullana yüzde 44'lerin üzerine çıkmışız, para ödeye ödeye elektrik üretiyoruz; ama, kendi özkaynaklarımızdan, gerek bitkisel gerek güneş gerekse jeotermal, rüzgâr, hidrolik gibi birçok küçük hidrolik
enerji kaynağımız var. 15 kilometrekareden küçük rezervuarlı hidrolik santrallerden enerji elde etmek, bu
tasarıyla bir avantaj elde edici hale getirilmiştir. Bunlardan, enerjinin daha
6-7 yıl sürekli alınabilir müşterisi vardır. Bu tasarıyla buna bir fiyat
teminatı getirilmiştir kısmen.
Yine, beraberinde, bu
tasarıyla, bizim enerjimizde, örneğin, söylemek istiyorum, birçok dere
yataklarımız var, boşa akan sularımız var, biz, bunları da enerjiye katıp,
üretimde, insanlığın hizmetinde, ülkemizin hizmetinde kendi özkaynaklarımızı değerlendirip kullanmayı amaçlıyoruz.
İnşallah, bu kanun, kısa zamanda çıkar.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çelik,
buyurun, konuşmanızı tamamlayınız.
HASAN ALİ ÇELİK
(Devamla) - Ülkemiz insanına, ülkemize yerli kaynakların daha fazla fayda
getireceğine inanıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Çelik.
Sayın
milletvekilleri, madde üzerinde 10 dakika süreyle soru-cevap işlemini
gerçekleştireceğiz.
Sayın Koç, buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Öncelikle, bu yasaya,
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, başka bir değişiklik önergesi, aleyhte
olabilecek bir unsur eklenmediği sürece destek olduğumuzu ifade etmek istiyorum.
Arada yoklama isteyişimin nedeni, yasama organının, yasama faaliyetine saygıyı
aramaktan dolayıdır. Onu, bir kere ifade edeyim ve Sayın Bakana şu soruyu
yöneltiyorum...
SONER AKSOY (Kütahya)
- Soru nedir?
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, soruya geçiyorum. Bir cümle konuşmama müsaade
etmiyorsunuz.
Sayın Bakana şu
soruyu yöneltmek istiyorum. Sayın Bakan, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı
Deniz Baykal da sordu bu soruyu, tarihini söyleyeyim 19 Nisan ve ben, basın
toplantısında da sordum ertesi gün, 20 Nisan. Bugüne kadar kamuoyuna bu sorulara
dönük bir açıklamanız olmadı, ama, bugün Meclis huzurundasınız, sorum şu: Mavi
Akımdan Türkiye'ye gelecek olan doğalgazla ilgili olarak fiyatlandırma modelini
değiştirdiniz mi Sayın Bakan? Bu, bir -müsaade edin- ve bu model değişikliğinden
dolayı Türkiye ciddî oranda bir kayba uğradı mı?
Eğer bu sorulara
yeterli cevap olmazsa, sonraki maddelerde daha detaylı sorular gelecek.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Koç.
Sayın Özdoğan, buyurun.
İBRAHİM ÖZDOĞAN
(Erzurum) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Sayın Başkanım,
aracılığınızla, Sayın Bakana şu soruları yöneltmek istiyorum: Türkiye'de, rüzgâr
enerjisinden elektrik üretimi genelde denizden karaya ve karadan denize doğru
olan rüzgârlardan istifade edilerek düşünülmüş ve dolayısıyla, rüzgâr
çiftlikleri deniz kenarında olan bölgelerde kurulmuştur; fakat, dağlık
bölgelerde rüzgâr enerjisi potansiyelinin varlığı da ihmal edilmiştir. Şimdi,
dağlık bölgelerde rüzgâr enerjisinden faydalanmak için, büyük potansiyel olup,
rüzgâr enerjisi ekonomisi rüzgâr çiftliğinin üreteceği enerjiye bağlıdır. Bu
nedenle, yüksek rüzgâr enerjisine sahip konumların çok iyi belirlenmesi gerekir.
Erzurum yöresinde yüksek rüzgâr hızına sahip alanların varlığı da bilinmektedir.
Bu bağlamda şu soruyu soruyorum: Dağlık bölgelerde ve Erzurum'da rüzgâr çiftliği
kurmayı düşünüyor musunuz? Birinci sorum bu.
İkinci sorum da,
Türkiye'de, kaç adet rüzgâr çiftliği projesi bulunmaktadır? Bu projelerin toplam
kapasitesi kaç megavattır?
Teşekkür ediyor,
saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Özdoğan.
Sayın Altay, buyurun.
ENGİN ALTAY (Sinop) -
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Aracılığınızla, Sayın
Bakana iki soru sormak istiyorum.
Sayın Bakanım, Erfelek Karasu Barajı, 2005 yılı içerisinde bitirilmesi
öngörülen projelerinizden; teşekkür ediyorum; ancak, bu, çok büyük bir baraj,
sulama amaçlı bildiğiniz gibi.
34
Bu barajda elektrik
türbini ilavesiyle ilgili bir proje çalışması var mıdır, olabilir mi ya da niye olmasın? Birinci sorum budur.
İkinci sorum şu: 19
yıl önceki Çernobil nükleer felaketinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen, özellikle seçim bölgem Sinop'ta ve
Karadeniz Bölgemizin bütün illerinde ve ilaveten Trakya yöremizde bu felaketin
acıları yeni yeni, maalesef, meyvesini veriyor ve
neredeyse, her gün, Ankara'dan Sinop'a, kanser vakasından ölen kişinin
cenazesini gönderiyoruz. Bakanlığınızın, Sinop İli İnceburun mevkiinde ve Mersin İli Akkuyu mevkiinde bir nükleer santral kurulmasına yönelik bir
çalışması, bir hazırlığı var mıdır? Sinop İlinde yürütülen 4 baraj inşaatından
sadece Erfelek Karasu Barajının ödeneğinin olması,
diğer Boyabat, Saraydüzü, Durağan Barajlarımıza ödenek
verilmemesi de, bu nükleer santral için gerekli olan tatlı suyun bu barajdan
sağlanacağı yönünde söylentilere yol açmıştır. Sinop halkı, buradan, sizin
ağzınızdan Sinop'a nükleer santral yapılmayacağını duymak istiyor.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN- Sayın
Bakanım, buyurun.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) -Şimdi, birinci soruya, Sayın Koç'un
sorusuna cevap vereceğim; eğer, dinlerse tabii; Sayın Koç dilerse, cevap
vereceğim.
NAİL KAMACI
(Antalya)- Dinleyecek de Grup Başkanvekili arkadaşınız
bırakmıyor, izin verirse dinleyecek.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) -Artık bilemiyorum; yani karşılıklı
saygı meselesi olduğu için.
Şimdi, Sayın Koç, ben
bu bilgileri Sayın Genel Başkanınıza sunmak üzere kendisinden randevu istedim.
Eski bir Enerji Bakanı olarak ve işin de nezaketi icabı ve merak ettiği için
bunu kendilerine sunmak istedim. Ancak, nedense, o mümkün olmadı. Sonra, sayın
birkaç milletvekiliyle, sizin Cumhuriyet Halk Partisinden, onlarla yine
irdeledim bunu. Kendilerine bu işin inceliğini, detaylarını, sadece Mavi Akımda
değil, diğer anlaşmalardaki birtakım karışıklıkları, zor anlaşılan meseleleri
-buna yolsuzluk da diyebilirsiniz, usulsüzlük de diyebilirsiniz- onları anlatmak
istedim. Ama, Sayın Genel Başkanınız bu cevap alma, en azından bilgi alma
şansını bana tanımadı; bu bir.
HALUK KOÇ (Samsun)-
Genel Başkan, kamuoyuna açıklayın diye soruyor size, kendisine değil ki,
kamuoyuna
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Evet, şimdi önce kendilerine izah
edin; çünkü, bu işin içinde hassas birtakım noktalar var, en azından, bu
bakanlığa emeği geçmiş saygıdeğer bir bakan olarak da, eski bir Enerji Bakanı
olarak da kendilerine bunu arz etmek istedim; ama, fırsat olmadı.
Size şunu söyleyeyim;
bu görüşmeler, BOTAŞ ile Gasprom arasında Gasexport arasında olan ilişkilerdir. Görüşmeler olmuştur,
en ufak bir zarar olmamıştır; tam tersine, belki sizin anlamakta zorluk
çektiğiniz, belki de izah etmeye fırsat olmadığı için...
HALUK KOÇ (Samsun)
-İzah edecek fırsatı siz yaratacaksınız.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu)- Bundan dolayıdır ki, bakınız, biz 30
aydır elektriğe zam yapmayarak, indirim yapmamızın sebebi de, kömüre filan bir
bütün halinde baktığımız için, doğalgaza, Mavi Akım'a, Turusgas'a...
Dikkat ederseniz, hiç
Turusgas'ı konuşmuyorsunuz, Turusgas'a ne olup bittiğini hiç merak etmiyorsunuz. Sizin
elinize verilen o dokümanlar... Pek çok kaynağı dolaşarak bize de o bilgiler
geldi; ama, onların iltifat etmediği bir kaynaktı. Ancak, siz bunu aldınız ve
bunu, belli bir şekilde, belki de, bizim pek tasvip etmeyeceğimiz siyasî bir
malzeme olarak kullanmak istediniz; ama, ben orada da sizleri uyarmak için
görüşme talep ettim; fakat, dikkat ediniz, hep Mavi Akım konuşuluyor, Turusgas konuşulmuyor, diğer, batı yakasından gelen gazlar
konuşulmuyor, orada çok farklı gelen şeyler konuşulmuyor. Ben size bunların
hepsini açıklamaya hazırım.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, kürsü burada...
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Bunu zaten yapacağız. Belki, bunu,
sizden kapalı bir oturum isteyerek de yapabilirim; çünkü, burada, ülkemizin,
milletimizin çıkarları da söz konusudur.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Kapalı oturuma gerek yok.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Tabiî ki, halkımız için gizlilik
açısından söylemiyorum; onu her şekilde zaten açıklayacağız.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Kürsü burada... Kürsü burada...
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Zaten açıklayacağız, kesin
kararlıyız. Biz hiçbir şeyin gizli kalmasını istemiyoruz. Bizim alnımız açık.
Üstelik, biz, başarıyla yaptığımız bir çalışmanın millete anlatarak zevkini
tatma fırsatını bile siyasî bir menfaat olarak görmedik, ülkemizin çıkarını
gördük Sayın Koç. (AK Parti sıralarından alkışlar)
35
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, kürsü burada...
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Geçen sefer de, siz, burada,
mikrofonu... Sizin kendi üslubunuz var, bir tarzınız var, o üslupla burada
konuştunuz, ben ona dahi cevap vermek istemedim.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, cevap verin...
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - En sonunda, grup başkanvekilimiz, gayet nazik bir şekilde, size gereken
cevabı verdi.
Size ben şunu
söylüyorum...
HALUK KOÇ (Samsun) -
Kürsü burada efendim, kürsü burada...
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Bakınız Sayın Koç, istediğiniz
yerde, istediğiniz şekilde sizinle konuşmaya hazırım.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Kürsü burada... Ben çıkacağım, biraz sonra konuşacağım.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - İstediğiniz gibi konuşun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Siz de hemen çıkın, bana cevap verin.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Bakınız, biz bu işi çok iyi
biliyoruz.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sinirlenmeyin, sinirlenmeyin...
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Hayır, kesinlikle ben sinirlenmem.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sinirlenmeyin efendim.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Ben, sizin yaptığınız haksızlığa
karşı normal tepkimi gösteriyorum.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, bilgi verin. Bilgi istiyoruz.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Bakın, veriyorum size.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sinirlenmeyin... Çıkın, bilgi verin.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Bakın, sizin en büyüğünüz Genel
Başkanınız; ben onu seçtim, tamam mı; çünkü, siz bu konuları anlayabilecek bir
kimse değilsiniz; anlatabildim mi. (CHP sıralarından gürültüler, AK Parti
sıralarından alkışlar)
NAİL KAMACI (Antalya)
- Olmadı bu...
ÜMMET KANDOĞAN
(Denizli) - Bu konuşma olmadı Sayın Bakan...
OSMAN ÖZCAN (Antalya)
- Özür dilesin...
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Bunu özellikle söylüyorum size;
çünkü, siz, daha çok, işi demagojik boyuta sokmaya çalışan birisiniz.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan... Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın
Bakanım...
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Ama, ben size Zeynep Hanımın
yaptığını da yapmak istemem.
BAŞKAN - Sayın
Bakan... Sayın Güler... Sayın Bakanım...
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan...
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Kaldı ki, ikinci bir şey daha
söyleyeyim size...
BAŞKAN - Sayın
Bakanım, müsaade eder misiniz...
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Sayın Başkan, bu konunun...
BAŞKAN - Bir 5 saniye
müsaade eder misiniz.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Sayın Başkan, bakınız, ama, bu konu
yenilenebilir enerjiyken... Bunun için, ben, zaten, bir hazırlık içinde
olduklarını biliyorum. Zaten, ben, onun gereken cevabını, o gün, gereken dozajda
vereceğimi de biliyorum; ama, şimdi, bayram değil seyran değil...
Sayın Koç, yani,
tarzınız bu zaten sizin! (CHP sıralarından "Oo"
sesleri) Anlatabildim mi; sizin tarzınız... Şahsınız olarak söylüyorum; Grubu
tenzih ederek söylüyorum. Mesele bu. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Müsaade eder
misiniz...
NAİL KAMACI (Antalya)
- Hakaret etmek alkışlanacak bir şeyse, mesele olmaz; yani, öyle olacaksa,
bundan sonra böyle olsun.
BAŞKAN - Sayın
Kamacı, lütfen...
36
Sayın Bakanım,
konuşmalarınız sırasında, bazı kelimelerin, belki, farkında olmadan, sürçülisan
olarak, incitici bir şekilde olduğu kanaati vardır; mesela, anlayamamak,
bilememek gibi. Tahmin ediyorum, onlar, herhalde, kazaen çıkmış olsa gerek. O
hususu da bir tashih ederseniz...
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, estağfurullah... Ben incinmedim Sayın Başkanım.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Sayın Başkan, ben, bunun teknik bir
konu olduğunu söyledim. Ben de onun tıp konusunda söylediklerini anlamakta
zorluk çekebilirim. Mesele budur.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, ben, hiçbir zaman alınmadım; sadece, bir cevap hakkı doğdu, onu
kullanmak istiyorum efendim; gayet açık.
BAŞKAN - Sayın
Bakanım, tamamlandı mı efendim?
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Hayır, daha, sorulara cevaplar var;
eğer müsaade ederseniz, vereceğim.
BAŞKAN - O zaman,
diğer maddede devam edelim; çünkü, süre doldu, o bakımdan söylüyorum; 10
dakikalık süreyi tamamladık ya...
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Ama, yani, dikkat ederseniz, bu
konu, Türkiye'nin geleceğini karartan anlaşmalardır. Bunu, böyle, bir dakikada,
iki dakikada geçiremeyiz; bir dakikada, iki dakikada, ayaküstü, böyle, ara
sorularla geçiremeyiz. Bunun hesabını herkesin vermesi lazım. Anlatabildim mi?!.
Bunu özellikle söylüyorum.
MEHMET VEDAT YÜCESAN
(Eskişehir) - Sinirlenme, sinirlenme...
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Sinirlenme!..
BAŞKAN - Sayın
Bakanım... Saygıdeğer arkadaşlarım...
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Ben, icabında, mizahla da cevap
veririm size; ama, bu konu, sinirlenilecek bir konu. Bu, millî bir tepkidir.
Tamam mı?!.
BAŞKAN - Sayın
Bakanım... Saygıdeğer arkadaşlar...
Sayın Koç,
oturursanız... Lütfen...
Sayın Bakanım, her
madde üzerinde, hükümet adına 10 dakikalık konuşma hakkınız vardır;
memnuniyetle, o hakkınızı kullanabilirsiniz. Ayrıca, eğer, milletvekili
arkadaşlarımız sizlere soru sormak isterlerse, 5 dakikasını soru, 5 dakikasını
cevap olarak kullanma durumumuz vardır, orada da cevap verebilirsiniz veyahut da
sorulara yazılı cevap da verebilirsiniz; Bu tamamen sizin takdirinizde olan bir
husustur, biz, o hususta, herhangi bir şey demiyoruz.
Evet, Sayın Koç...
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, ben, Sayın Bakana hiçbir zaman kızmıyorum, alınmıyorum da; ama,
konuşmasının üslubunu bütün arkadaşlarımız dinledi. Ben, bir cevap hakkı
doğduğunu düşünüyorum. O cevap hakkını kullanmak istiyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - O zaman, o
konuyla ilgili olarak, mikrofonunuzu açayım, yerinizden açıklama yapın Sayın
Koç. Lütfen...
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, gayet rahatım, hiçbir şekilde alınmıyorum. Parlamentodayız ve
cevap hakkımı kullanmak istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Koç,
Sayın Bakan, oturduğunuz yerden bu konuşmaları...
ÜMMET KANDOĞAN
(Denizli) - Yaa...
BAŞKAN - Sayın Kandoğan...
ÜMMET KANDOĞAN
(Denizli) - Sayın Başkan, ne yaptım?!..
BAŞKAN - Lütfen...
ÜMMET KANDOĞAN
(Denizli) - Sayın Bakan oturuyorsa, Sayın Koç'da mı
oturarak konuşmak zorunda efendim?..
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, müsaade ederseniz, en doğal hakkımı kullanmak istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Koç,
lütfen, oturduğunuz yerden açıklamanızı yaparsanız, memnun olacağım, lütfen.
Daha sonraki konuşmalar sırasında, yine, size, söz hakkı vereceğim.
Mikrofonunuz açık
Sayın Koç; buyurun efendim:
MEHMET IŞIK (Giresun)
- Anladığını anlatacak işte!..
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Gülümseyerek sözlerime başlamak istiyorum.
Sayın Bakanın, çok kısa bir soru karşısında; yani, alışılagelmedik şekilde bir
hiddet gösterdiğine tanık oluyorum. Böyle masaya vurma ya da karşısındaki insanı yaralayıcı birtakım sözlerle
Parlamentoda konuşma adabına ben hiç alışkın değildim Sayın Bakan için. Bu, bir
sıkıntısı olduğunu gösteriyor bu konuda. Ben, şimdi, o sıkıntıya cevap vermek
istiyorum.
Şimdi, bakın...
BAŞKAN - Sayın Koç,
şahsınızla ilgili olan konuşmaya cevap verirseniz, çok memnun olacağım.
Lütfen...
37
HALUK KOÇ (Samsun) -
Tabiî ki, şahsımla ilgili ve konuyla ilgili Sayın Başkan.
BAŞKAN - Ama, konuyla
ilgili çok konuşulacak, biraz sonra grup adına konuşabilirsiniz, diğer
açıklamalar olabilir.
Çok kısa şekilde
buyurun:
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, bakın, en doğal hakkımı kullanmak istiyorum ve gayet de rahatım...
BAŞKAN - Biz de,
kullanın diyoruz zaten, mikrofonunuz açık.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Bakanın bu kadar sinirlenmesini gerektirecek bir şey olmadığını
düşünüyorum, sorularım çok net ve açık.
Bakın, şimdi, Mavi
Akım dosyasıyla ilgili ciddî bir tablo olduğu ortada, Sayın Bakanın hiddetinden
bu anlaşılıyor. Şimdi, burada, soruyoruz; Mavi Akımdan Türkiye'ye gelecek olan
doğalgazla ilgili olarak -soru çok açık- fiyatlandırma modelini değiştirdiniz mi
ve bu model Türkiye'yi bir zarara uğrattı mı? Yani, bunda sinirlenecek bir şey
yok. Eğer, haklılığınız varsa, buyurun çıkar, benim gibi gülümseyerek bir iki
cümleyle anlatırsınız. Bu bir.
Şimdi, bakın, Sayın
Enerji Bakanı diyor ki: "Ben özel görüşme talep ettim." Bu soruyu Sayın Genel
Başkan Deniz Baykal da, ben de, ertesi gün basın toplantısında Sayın Enerji
Bakanına soruyoruz ve kamuoyuna açıklamasını istiyoruz. Yani, özel bilgi
istemiyoruz kendisinden. Kamuoyu bu bilgileri paylaşsın istiyoruz, bilsin
istiyoruz. Yani, şimdi burada -özür dileyerek söylüyorum- özel bir görüşme
talebimiz olmadı Sayın Bakanla. Kamuoyu bilgilensin istiyoruz.
Şimdi bakın, bu
hükümet geldikten sonra, kendisinden önce hazırlanmış olan Mavi Akım
Projesindeki fiyat modelini değiştirdi mi değiştirmedi mi Sayın Bakan? Değişen
bu modelden dolayı Hazine kaybı oldu mu olmadı mı Sayın Bakan?
İki soru. Bakın, özel
bilgi değil. Lütfen çıkın kürsüye, bunları söyleyin. Gizli oturumdan
bahsediyorsunuz. Ne oluyor Allahaşkına yahu?! Hangi
gizli oturum?!
AHMET YENİ (Samsun)-
Enerji Kanununda var Sayın Koç.
BAŞKAN- Sayın Koç...
HALUK KOÇ (Samsun)-
Efendim, müsaade edin.
BAŞKAN- Hayır.
Bakınız, bu hususlarda, sataşma gerekçesiyle çok kısa bir açıklama hususu
vardır.
HALUK KOÇ (Samsun)-
Efendim, daha bitmedi. Müsaade edin.
BAŞKAN- Sayın Koç,
maddeler devam edecek. Grup Başkanvekili bir
arkadaşımızsınız. Hem kürsüde bu konuları konuşabilirsiniz hem de ayrıca soru
sorabilirsiniz. Çok kısa olarak tamamlarsanız...
HALUK KOÇ (Samsun)-
Efendim, kürsüde değil, burada sorayım. Sayın Bakan belki o sırada biraz daha
rahatlar, biraz daha sakinleşir, ona göre cevap verir. Ben çok rahatım; ama,
müsaade edin, tamamlayayım.
BAŞKAN- Hayır, zaman
tamamlandı. Çok kısa bir açıklamaydı, yaptığınızı tahmin ediyorum. İzninizle
diğer maddelere devam edelim.
HALUK KOÇ (Samsun)-
Bakın, şunu da söyleyeyim, bitireyim.
BAŞKAN- Buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun)-
Bakın, eğer model değiştiyse... Değişmesi için önceden tahkime gitme kararı
almış olan BOTAŞ, Sayın Bakan, Gazprom yetkilileriyle
oturup anlaştıktan sonra tahkime gitmekten vazgeçtiğini ilan etti. Peki, BOTAŞ
kendi kararını kendisi alacak. Değil mi?.. "Tahkime gitmekten vazgeçtik" dediler
ve sonra da bu modeli kabul ettiler. Sayın Bakan, ne oluyor Allahaşkına?! Sayın Bakan, hiç sinirlenmeden anlatın. Bakın,
biz çok rahatız. Özel bilgi de istemiyoruz. Kamuoyuna bunu açıklayın. Ve şu anda
Yüce Divanda görülen davalardan bir tanesinin buna benzer bir dava olduğunu
hatırlatmak istiyorum size.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN- Sayın Koç,
teşekkür ediyorum.
RECEP KORAL
(İstanbul)- Kanunla ne alakası var bunun?!
HALUK KOÇ (Samsun)-
Ben soruyorum. Hakkım benim.
RECEP KORAL
(İstanbul)- Soru önergesi verirsiniz, gelir gündeme.
BAŞKAN- Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, 1 inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
1 inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
Kapsam
MADDE 2. - Bu Kanun;
yenilenebilir enerji kaynak alanlarının korunması, bu kaynaklardan elde edilen
elektrik enerjisinin belgelendirilmesi ve bu kaynakların kullanımına ilişkin
usul ve esasları kapsar.
38
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Zonguldak Milletvekili Harun Akın
ve şahsı adına Kayseri Milletvekili Taner Yıldız.
Zonguldak
Milletvekili Sayın Harun Akın, konuşmanızı birleştirerek size söz veriyorum;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA HARUN
AKIN (Zonguldak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; görüşülmekte olan 646 sıra sayılı Yenilenebilir Enerji
Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun Tasarısının 2
nci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
özünde, ülkemiz için önemli ve faydalı bir kanun görüştüğümüzü ifade ederek,
Yenilenebilir Enerji Kanun Tasarısının bugüne kadar neden geciktiğini, önemini
ve endişelerimizi içeren bir hazırlığım olduğunu ifade ederek konuşmalarıma
devam etmek istiyorum.
Avrupa Birliği
ülkeleri, Kyoto Protokolü çerçevesinde, 2002/358 EC AB
direktifiyle, karbondioksit emisyon oranını 2012 yılına kadar mevcut duruma göre
yüzde 8 düşürmeyi hedeflemektedir. Herhangi bir önlem alınmadığı takdirde, 2010
yılında karbondioksit emisyon oranının mevcut duruma göre yüzde 50 daha fazla
olacağı bildirilmektedir. Bu nedenle, AB ülkelerinde, yenilenebilir enerji
kaynaklarından üretim yapılması teşvik edilmektedir.
Avrupa Birliği
Komisyonu, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğin teşvik
edilmesi konusunda Avrupa Birliği Yenilenebilir Direktifini yayımlamıştır. Söz
konusu direktif, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğin, 2010
yılına kadar, ülke bazında tüketiminin yüzde 12'isine, AB genelinde tüketimin
yüzde 22.1'ine ulaşılmasını hedeflemektedir. Yani, AB hedefi yüzde 22,1'dir.
Türkiye'nin mevcut durumuna bakıldığında, 2003 yılı değerleriyle yenilenebilir
enerji kaynaklarının üretilen elektrik enerjisinin tüketimindeki payı yüzde 25
civarındadır. Yani, Türkiye'de, bugün itibariyle, 2010 yılı AB hedefi aşılmış
bulunmaktadır. Bu durum göz önüne alındığında, AB 2010 yılı hedefinin aşılmış
bulunduğu, bu değerin üzerinde bulunulması ve yine 4628 sayılı Elektrik Piyasası
Kanunuyla getirilen rekabetçi ortama dayalı liberal elektrik piyasasının
oluşturulması hedeflenmiş iken, bugün Yüce Meclis gündemine getirilen bu teşvik
kanununun acil gerekliliğini takdirlerinize bırakıyorum.
Bilindiği üzere söz
konusu kanun tasarısı geçtiğimiz yasama döneminde
Meclis gündemine getirilmiş, Genel Kurulda görüşülmekteyken Hükümet tarafından
geri çekilmiştir.
Ülke elektrik
enerjisi üretiminin dışa bağımlılıktan kurtarılarak yerli kaynaklarla üretime
yönelinmesi elbette ki desteklenecek bir uygulamadır.
Ancak, bu politika ve hedefler belirlenirken ülke elektrik enerjisi talebinin
kesintisiz, güvenilir, sürekli ve ucuz maliyetlerle karşılanması, yani arz
güvenliğinin sağlanması ve kaynak çeşitlendirilmesi gözardı edilmeyecek önemli bir husustur.
Kanunun, Meclis
gündeminde olmasına ve Genel Kurulda görüşülüyor olmasına rağmen, Hükümet
tarafından geri çekilmesi nedeni hakkında aylarca basında çeşitli haberler yer
almıştı.
Daha önce Meclis
gündemindeyken geri çekilen kanun tasarısının geri çekilme nedeni, verilmesi
öngörülen alım ve fiyat garantisidir. Geçen süre zarfında fiyat garantisi
verilmeme yönünde Hazine Müsteşarlığı Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığını ikna
etmiş gözükmekteydi.
Elbette ki yerli
kaynaklarla üretim yapılması ve elektrik enerjisi üretiminde dışa bağımlılığın
azalması için yerli kaynaklar olan kömür, hidrolik, rüzgâr, jeotermal ve güneş enerjisinin desteklenmesi önemlidir.
Ancak, bu destek, fiyat garantisi verilerek yapılmamalıdır. Zira, 4628 sayılı
Elektrik Piyasası Kanunuyla rekabetçi ve liberal, şeffaf bir elektrik
piyasasının oluşturulması hedeflenmiştir. Verilecek her fiyat garantisinin,
oluşturulması hedeflenen bu piyasanın oluşumunu olumsuz etkileyeceği aşikardır;
ancak, görünen odur ki, fiyat garantisi konusunda hükümetle yatırımcı arasında
pazarlıklar ve lobiler aylarca sürmüştür. Bundan önceki siyasî iktidarlar
döneminde alım ve fiyat garantisi verilerek yaptırılan yap-işlet-devret,
yap-işlet ve işletme hakkı devri projeleri konusunda, Cumhurbaşkanlığı Devlet
Denetleme Kurulu, Sayıştay Başkanlığı tarafından hazırlanan raporlar varken,
yine, geçmiş dönemlerde 4628 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden o günün mevzuatına
göre yapılan ve alım garantisi verilen projeler eleştirilmekteyken, Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığının, bugünün şartları ve mevzuatına rağmen 4628 sayılı
Kanunla rekabetçi ortama dayanan liberal bir elektrik piyasasının oluşturulması
39
hüküm altına
alınmışken getirilen kanun tasarısında fiyat garantisi verilmesini istemesi
anlaşılabilir ve izah edilebilir değildir.
Yerli kaynakların
teşvik edilebilmesi için projelere finansman sağlanmasını teminen belirli bir süreyle ve yatırım geri dönüş süresini
geçmemek kaydıyla alım garantisi verilmesi makul
görülmekle birlikte belirli bir fiyat üzerinden fiyat garantisi verilmesi uygun
değildir. Hükümet tarafından getirilen kanun tasarısında fiyat garantisi
verilmesi yönünde hükümler bulunmasını yadırgadığımı belirtmek isterim.
Bu kanunla getirilen
düzenlemelerden birisi de rüzgar santrallerinin de teşvik edilmesidir.
Yenilenebilir enerji kaynaklarına arz güvenliği açısından bakıldığında dengesiz
üretim yapan, yenilenebilir kaynaklardan, yani rüzgar ve hidroelektrik santral,
HES'lerden elektrik enerjisi üretilebilir olmakla
birlikte programlanamayan bu tür üretim tesisleriyle elektrik enerjisi tüketim
talebinin güvenilir olarak karşılanması mümkün değildir. Şöyle bir benzetme
yapmak gerekirse değerli arkadaşlar, diyelim ki, 11 kişiden oluşan bir futbol
takımında 2 oyuncu rüzgardan oluşuyor, bu 2 oyuncunun sahaya girip çıkmaları
belirsiz olduğu için, yani bu 2 oyuncu istediği zaman maça girip istediği zaman
oyundan çıktığı için, siz, saha kenarında 2 adet yedek oyuncu bulundurmak
zorundasınız, yani sıcak yedeğinizin olması zorunludur. Bu nedenlerdir ki,
sistem içerisinde yer alacak rüzgâr santrallarının
olması gerektiği ölçüde planlanması, yatırım maliyetleri ve sistem güvenliği
açısından önem arz etmektedir. İletişim sisteminin arz güvenliği ve kalite
kriterleri sağlanarak işletilebilmesi için, maksimum talebin konvansiyonel üretim santrallarından karşılanacak şekilde yedeklenmesi
zorunludur. Bunun için de, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretim yapan
santralların tamamına yakın miktarın konvansiyonel üretim santrallarıyla yedeklenmesi gereklidir. Özellikle rüzgâr
enerjisi santralları, yapıları gereği, sisteme
bağlandıkları noktada elektrik enerjisi kalitesi üzerinde gerilim değişimi,
fliker harmonik gibi bazı
bozucu etkiler yapmaktadır. Bu etkilerin, aynı noktadaki müşteriler için izin
verilen limitler içinde kalmasını sağlayabilmek amacıyla, bağlantı
kapasitelerine bazı kısıtlar getirilmesi zorunluluğu vardır. AB ülkelerinde, bu
kısıtlara ilişkin belirli bir standart belirlenmemiş olup, her ülkede değişik
uygulamalar bulunmaktadır.
Diğer bir teknik
husus ise şudur: Rüzgâr santralları, çoğunlukla asenkron rüzgâr türbinlerine sahip olduklarından, gerilim
regülasyonuna katkıda bulunamadıkları gibi üretim
yaparken ihtiyaç duydukları reaktif enerjiyi de şebekeden çekerek, gerilim
düşümüne neden olmaktadırlar. Enterkonekte sisteme
rüzgâr santrallarının bağlanmasında bozucu etkilerin
yanı sıra, diğer bir unsur da, bağlantı noktalarındaki iletim kapasitesinin
yetersiz kalabilmesidir. Rüzgâr potansiyelleri, yerleşim merkezlerinden uzak
bölgeler olup, bu bölgeler iletim şebekesinin en zayıf olduğu noktalardır.
Ülkemiz iletim şebekesi, bu bölgelere başka noktalardan, bölgenin tüketim
ihtiyacı kadar güç ve enerji taşıyabilecek şekilde tasarlanmıştır. Bu nedenle,
iletim sistemine büyük güçte rüzgâr santralı bağlanması durumunda, üretilecek
elektrik enerjisini sistemin güçlü tüketim noktalarına taşıyabilmek için yeni
iletim tesisi gerekecektir. Bu durumda, kamu tarafından işletilen iletim
hatlarında büyük yatırım ihtiyacı doğmaktadır.
Kısaca özetlemek
gerekirse, sistemde ani gerilim ve frekans dalgalanmalarını önlemek amacıyla,
sistem döner yedeğini aşmayacak kadar kurulu güçte rüzgâr santralının tersine
izin verilmesi gereklidir. Ancak, getirilen kanun teklifinde, bu uygulamanın
esas ve usul ve sınırları hükmü altına alınmamıştır. Bakanlığın, ilgili
kuruluşların kanunla aldıkları yetkiyi kullanma kriterleri belli değildir.
Elektrik sistemi,
içerisinde dengesiz ve değişken üretim olan yenilenebilir enerji kaynaklı üretim
tesisleri arttıkça, kontrolsüz ve programlanmayan üretim de artacağından, bu
konuya ilişkin verilen yan hizmetlerin kullanımı maliyeti de yükselecektir.
Bu ilaveye gelen
maliyet artışlarında nedenlerinin sorgulanması ve bu maliyetin kimler tarafından
üstlenileceği de hüküm altına alınmalıdır. Daha açık ifade etmem gerekirse, bu
maliyet artışlarının tüketiciden değil "sebep olan öder" prensibi içerisinde
santral yapımcılarından ve işleticilerinden alınması gerekmektedir.
Kanunda bununla
ilgili de bir düzenleme mevcut değildir. Özellikle UCTE enterkonneksiyonunun ağının ortasında olmayan ve güçlü enterkonneksiyon hatlarıyla bağlanarak senkron paralel
çalışma imkânı bulunmayan ülkemizde, rüzgâr santralları ile barajsız HES'lerle
yapılacak üretimin kontrolsüzce artması durumunda, elektrik enerjisinin arz
güvenliğinin ve kalitesinin sağlanması için gerekli sıcak yedek maliyeti
karşılanmaz derecede yükselebilecektir.
Ayrıca, arz
güvenliğinin ve kalitesinin sağlanmasına neden olan çok önemli teknik sorunları
da, kamu tarafından işletilen iletim sistemine yükleyecektir.
Ulusal çıkarlarımız
göz önüne alınarak yapılacak üretim projeksiyonlarında en ekonomik ve en
güvenilir tüketim tesislerine öncelik tanınması gerekmektedir. Arz güvenliği ve
kalite kriterlerini sağlamayı engelleyecek kontrolsüz üretim tesislerinin
kurulmasının teşvik edilmesi yerine, ülkemizdeki hızlı talep artışı da dikkate
alınarak, talebi güvenli karşılayabilecek üretim tesislerine öncelik verilmesi
gerekmektedir.
40
Getirilen kanun
tasarısıyla, yenilenebilir üretim tesislerine enerji alım garantisi
öngörülmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu durum, 4628 sayılı Elektrik
Piyasası Kanunuyla getirilen rekabetçi ortama dayalı serbest piyasanın oluşması
hedefiyle çelişmektedir.
Ayrıca,
özelleştirilmesi düşünülen dağıtım şirketlerine yap-işlet-devret, yap-işlet ve
işletme hakkı devri enerjilerinin alım zorluğu yanında, bir de yenilenebilir
enerji kaynaklarından alım zorunluluğu getirilmektedir. Bu, liberal bir elektrik
piyasasının oluşumunda ve dağıtım tesislerinin özelleştirilmesinde önemli bir
engel teşkil edecektir. Oysa ki, yatırımlar, arz ve talebe bağlı olarak
piyasadaki oluşan fiyatlara göre yatırımcılar tarafından karar verilerek
yapılmalıdır; serbest ve liberal bir piyasanın gereği de budur. Siz de, her
zaman, bunu böyle söylüyorsunuz. Siz, liberal ekonomi demiyor musunuz, neden
devlete ve vatandaşa yük oluyorsunuz?!
Sadece elektrik
enerji değildir; kömür de enerji değil midir?! Ben, kömür bölgesi
milletvekiliyim; Zonguldak'ta ve ülkenin birçok bölgesinde bulunan kömürümüze
bir tek kuruş yokken, bu kanunla sadece elektrik enerjisine katkı sağlanması,
bizlere, yine dost işi yapıyorsunuz gibi geliyor. Acaba, alım garantisi verme
mücadeleniz, sadece rüzgâr santrallarına destek
sağlama arzunuz, şahsen beni kuşkulandırıyor Sayın Bakan. Zonguldak kömürüne
destek denildiği zaman "yük" diyorsunuz, rüzgâr santrallarına "evet" diyorsunuz.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; biz, santrallara karşı değiliz.
Sayın Bakanım, sizin
bu konudaki iştahınız gerçekten bizleri kuşkulandırıyor.
Değerli arkadaşlar,
son olarak şunları söylemek istiyorum: Enerji Bakanlığında işler karışık; gerçi,
Sayın Bakan, bu karışıklığa son zamanlarda pek itibar etmiyor; ama, bugün,
Parlamentodaki Sayın Grup Başkanvekilime olan
cevabındaki gerginliği, beni endişelerimde daha da haklı hale getirmiştir. Santralları kimlerin kuracağını ve bu santralları araştırdığımı, değerli arkadaşlarım, bu Yüce
Meclis çatısı altında ifade etmek istiyorum. Bu işin sonuna kadar, gerek
Cumhuriyet Halk Partisi olarak gerekse şahsım, Zonguldak Milletvekili olarak
takipçisi olacağımı beyan etmek istiyorum. Bunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi
çatısı altında kayıtlara geçsin diye söyleme gereği duydum.
Konumuzla ve
konuşmalarımla ilgili değil; ama, Sayın Bakanın konuşmasından esinlenerek
kendisine bir konuda daha cevap vermek istiyorum. Biraz evvel, Sayın Bakan,
fakir ailelere kömür dağıtımıyla ilgili... Başbakan da, her zaman, hatta AK
Parti kurultayında dahi, gitti her yerde özenle "fakir ailelere kömür dağıtımı"
diyor; bu, doğru bir proje, bunun karşısında durmak mümkün değil. Ben, TKİ'nin
denetimini yapan bir milletvekiliyim. Geçen hafta, KİT Komisyonu olarak TKİ'nin
denetimini yaptığımızda Sayın Genel Müdürün de bize söylemek istemediği; ama,
bizim, ısrarla öğrenip, ortaya çıkardığımız bir konu vardı. Bu fakir ailelere
dağıtılan kömür parası karşılığı, hazinenin, TKİ'ye 135 trilyon borcu var. Sayın
Bakan, bu mücadeleden, bu hizmetten geri kalmayın; ama, hazineden de, TKİ'nin
parasını, lütfen, bir an önce ödeyin. Bir tarafta, binlerce, evine kömür giden
fakir aileler, bir tarafta da, bir ay sonra maaşını alamamayla karşı karşıya
kalan TKİ'nin personeli. TKİ'nin, 40 trilyon, piyasaya borcu var Sayın Bakanım;
müteahhitlere iş yaptırmış, borcu var. 135 trilyon, sizin söylediğiniz bu
çalışmadan, sırtına yük bindirmişsiniz; EÜAŞ'tan da
190 trilyon alacağı var; böyle olursa, TKİ...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Akın,
lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
HARUN AKIN (Devamla)
- TKİ, 190 trilyon EÜAŞ'tan, 135 trilyon da fakir
ailelere dağıtılan kömürden gelecek parayı alamadığı takdirde, önümüzdeki ay,
belki de, işçisine, binlerce işçisine, maaş ödeyememekle karşı karşıya
kalacaktır. Bu durumu, Sayın Bakan söylediği için söyleme gereği duydum; bu
konudaki takdiri, Yüce Türk Milletine bırakıyorum.
Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Akın.
Madde üzerinde, şahsı
adına, Kayseri Milletvekili Taner Yıldız; buyurun.
TANER YILDIZ
(Kayseri) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; iktidarıyla, muhalefetiyle, bütün
partilerin mutabık olduğu bir kanun tasarısı üzerinde görüşüyoruz. Bu, Meclis
adına, aslında, çok sevindirici bir şey. Ülke menfaatlarının önplanda tutulduğu
önemli kanun tasarılarından bir tanesi.
Tabiî, geneli
üzerinde konuşulurken, çok ciddî katkılar koydu arkadaşlar. Özellikle, ben,
doğalgazla alakalı konuların, mutlaka, enerjiyle alakalı her konu, burada, tabiî
ki, gündeme gelebilecek; ister sorular safhasında ister konuşmalar safhasında;
ama, zannediyorum, yine, şu anda, Meclis Genel Kurul gündeminde olan, 4646 ve
4628 sayılı Kanunlarla alakalı yapılacak değişiklikler şu anda Meclis
gündeminde. Bu, aslında doğalgazla alakalı detaylı konuların, o kanun
tasarısında bütün yönleriyle, burada hem Enerji Bakanımız açısından hem de diğer
arkadaşlar açısından rahatlıkla gündeme getirilebilecek bir yasa tasarısı.
Zannediyorum önümüzdeki haftalarda görüşülecek.
41
Şimdi, özel sektör,
özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarıyla alakalı yatırım yaparken, bir
yatırım süresi var, bir de işletme süresi var. Bizim Bakanlık olarak, hükümet
olarak sübvanse edeceğimiz rakam, yatırım süresince
yapacakları harcamalarla alakalı, amortisman sürelerini, amortisman miktarlarını
itfa edecekleri süreyle alakalı kısımdır; yani, hem ürettikleri malı, enerjiyi
hazır pazara satabilecekleri ve alım garantisinin olduğu, aynı zamanda fiyat
garantisiyle beraber olduğu bir noktadır.
Şimdi burada şunu çok
iyi ayırt etmemiz lazım arkadaşlar: Özel sektör ile devletin makul oranda kâr
paylaşımıyla alakalı bir konudur dedik. Makul oranda paylaşmak ne demek
dediğimizde; TETAŞ'ın ortalama satış fiyatından
bahsediyoruz.
Şimdi yatırım
süresince finanse ettiğiniz bir yatırımcı, işletme süresinde ne yapıyor diye
merak edenler için şu tabloyu öne sürmek zorundayız: Takribi yedi yıl
içerisinde, yapılan yatırımı geri aldığını düşünelim. Şu anki rakamlarla 5,40
sent civarında ürettiği enerjiyi satıyor ve devlet de bunu alıyor. Peki, yedi
yıl sonra ne oluyor; yatırımcılar, hemen hemen -gerek
rüzgârda gerek hidroda gerek jeotermalde- yaptıkları yatırımların 1,5 sent civarında
maliyetiyle beraber baş başa kalıyor. Niye peki bunu devlet paylaşmıyor? Yani,
özel sektör tabiî ki desteklenecek. Bakın, altını çizerek söylüyorum, bizim,
yenilenebilir enerji kaynaklarını sonuna kadar desteklememiz lazım, kendi öz
kaynaklarımızdır burada. Hem yatırım açısından hem istihdam açısından hem ülke
dışına çıkan para açısından; burada herhangi bir sıkıntı yok, hepimiz mutabıkız;
ama, özel sektör 7 nci yılın sonunda 1,5 sente mal
ettiği elektriği 4,5 sente satarken, devlet onun kârına ortak olmuyor. Bunları
da açık yüreklilikle konuşabilmemiz lazım. Bu, külfet, zahmet ve kar bölüşümü
ise, bu yatırımcının bir un değirmeni yapıcısıyla bir enerji sektörünün
içerisindeki yatırımcının bir farkının olması lazım. Yani, yatırımcı, seçtiği
sektör üzerinde risk alacak. Şu anda bütün sektörlerde, tekstilde risk alan
yatırımcı gibi. O yüzden, fiyatlar üzerinde niçin daha fazla olmuyordur
sorusunun cevabıdır diye düşünüyorum. Devlet, özel sektörün yaptığı yatırımların
kârına ortak olmuyor; ama, yaptığı yatırımların riskine ortak oluyorsa, bu,
bence yatırımcının adına çok büyük şanstır diye düşünüyorum.
Tabiî, Sayın Seyhan,
CHP Grubu adına yaptığı konuşmada çok güzel noktalara değindi, birçoğuna da
katılıyoruz, bunda herhangi bir şüphemiz yok; ancak, ülke riski olarak gördüğü,
artı-eksi yüzde 20 fiyatın finanse edilmesiyle alakalı rakamı bir ülke riski
olarak tanımladı. Hayır arkadaşlar, bunun kesinlikle ülke riskiyle alakası yok.
Ülke riski, dört yıl öncesine göre düşürülmüştür. Bunu, kredibilitesinin yükselmesinden çok rahat anlıyoruz,
uluslararası para fonlarının bizi, her ülkede olduğu gibi, derecelendirmesinden
çok rahat anlıyorum.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Affedersiniz
Sayın Yıldız; buyurunuz.
TANER YILDIZ
(Devamla) - Sayın Başkan, tamamlıyorum.
Ama burada çok daha
önemli bir nokta vardır, bu ülkenin ekonomik seyrinden bağımsız konulardır,
tamamen tekniktir, o da şudur: TEDAŞ'ın ortalama satış
fiyatının içerisinde ve bu havuza atılacak bu projelerin içerisinde
yap-işlet-devretler vardır, yap-işletler vardır, işletme hakkı devirleri vardır, dışarıdan
aldığımız özel sektör üretimleri vardır. Bu portföy zamanla değişebilecek. Bunu
regüle edebilmek için, o fiyat esnekliği tercih
edilmiştir.
Bugün, Hamidabat Santralı özelleştikten sonra, Yatağan Santralı
özelleştikten sonra, 6,10 sentler civarından havuza atılan rakam ortadan
çekildiğinde 5,40'tan daha yüksek olduğu için ortalama fiyat düşecektir. Bunlar,
zamanla alakalı konulardır ve yedi yıl içerisinde gerçekleşebilecek konulardır.
O yüzden, ben,
tamamen teknik olan konunun, ülke risklerine taşınmaması konusunu özellikle
istirham ediyorum.
Bir arkadaşımız,
tabiî, katkı koydu; termik santralların
rehabilitasyonunun devam etmesi lazım geldiğini söyledi ve bu rehabilitasyon
dururken niçin bunları yapıyoruz denildi. Evet, hem rehabilitasyon devam
etmelidir hem de yenilenebilir enerji kaynaklarının yatırımına devam etmek
gerekir. Biri diğerini kesmiyor, biri diğer çalışmayı bölmüyor, her iki yararlı
çalışmayı da, hatta belki 7 tane çalışmayı da bir arada yapmak gerekir diye
düşünüyorum.
Hepinize saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Yıldız.
Sayın
milletvekilleri, madde üzerinde, 10 dakika süreyle soru - cevap işlemini
gerçekleştireceğiz.
İlk 5 dakikayı soru
sormak isteyen arkadaşlar kullanacaklardır.
Ben sırasıyla söz
vereceğim; yalnız, arkadaşlarımız, süreyi, uygun bir şekilde, düzenli bir
şekilde kullanmazlarsa diğer arkadaşların söz hakkı kaybolacaktır. Takdirlerine
sunuyorum.
Sayın Altay, buyurun.
ENGİN ALTAY (Sinop) -
Teşekkür ediyorum.
42
Ben, demin Sayın
Bakanın cevaplayamadığı ya da cevaplamadığı sorumu
yineliyorum. Cevap verirse, Sinop halkı da bu endişe içindedir. Ancak, tekraren belirteyim, Sinop Halkının böyle bir projeye çok
karşı olduğunu bilmenizi diliyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Altay.
Sayın Güyüldar, buyurun.
HASAN GÜYÜLDAR
(Tunceli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Bakanım, Munzur Çevre Derneğiyle zatıâlinizi ziyaret ettiğimizde,
Tunceli'de bitme aşamasında olan Uzunçayır Barajıyla
ve Ovacık'taki Mercan Hidroelektrik Santralı tamamlanmak üzeredir; ancak,
Tunceli, Munzur Vadisi üzerinde, Türkiye'nin en büyük,
dünyanın ikinci büyük millî parkı bulunmaktadır. Endemik doğa zenginliğine sahip Munzur Vadisi üzerinde Konaktepe
barajı projesi yapılması söz konusudur.
Sayın Bakanım, Munzur Vadisi üzerindeki millî parkın ve Munzur kültürünün yok olmaması için, Konaktepe barajı yerine, rüzgâr enerjisi projesiyle bu
enerjiyi karşılamayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Güyüldar.
Sayın Işık.
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Vasıtanızla, Sayın
Bakanımıza şu soruyu yöneltmek istiyorum: Avrupa Birliğinin müktesebatının
üstlenilmesine ilişkin Türkiye Ulusal Programı da, Avrupa Birliğine katılım
sürecinde kısa ve orta vadede gerçekleştirilmesi öngörülen çalışmaları
içermektedir. Ulusal Programda, enerji kaynaklarından sağlanan enerji üretiminin
artırılması, Bakanlığımızın öncelikleri arasında ne kadar yer almaktadır?
Gerek enerjide
ithalat bağımlılığının azaltılması gerekse arz güvenliğinin sağlanması amacıyla,
yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanım artırımının Türkiye'nin enerji
politikasındaki yeri nedir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Sayın Akdemir...
DURSUN AKDEMİR
(Iğdır) - Sayın Başkan, aracılığınızla, Sayın Bakanımdan sorularım şunlardır:
Bugün, dünyada ve
Türkiye'de, enerji açısından, tabiî ki hesaplamalar yapılmaktadır ve halen,
çevremizde, enerji yüzünden, belki, gelecekte de savaşlar beklenmektedir. Bu
nedenle, Türkiye'nin 2004 yılındaki toplam elektrik üretim ve tüketim miktarı ne
kadardır? Üretim ve tüketim miktarı bakımından, dünya ortalamasına ulaşabilmiş
miyiz?
İkinci sorum:
Hükümetinizin enerji politikasında öncelikleriniz nelerdir; önem sıralarını
açıklar mısınız?
Üçüncü sorum:
Türkiye'de gelecekteki enerji sıkıntısı bekleniyor mu? Bekleniyorsa ne zaman
olabilir? Türkiye'nin Avrupa Birliğine uyum sürecinde uyum kriterlerinizi
açıklar mısınız?
Bu arada,
müsaadenizle, Sayın Bakanımdan beklemediğim, Sayın CHP Grup Başkanvekili hekim olması ve öğretim üyesi olması ve benim
de hekim olmam dolayısıyla, Sayın Bakanıma, bence...
BAŞKAN - Sayın
Akdemir, o zaman, buradaki bütün hekim olanlar Sayın Koç'u savunmaya kalkışırsa
biz bitiremeyiz.
DURSUN AKDEMİR
(Iğdır) - Sayın Bakanı ben çok seviyorum.
BAŞKAN - Efendim,
sorunuz bittiyse...
DURSUN AKDEMİR
(Iğdır) - Sayın Başkanım, müsaade ederseniz...
BAŞKAN - Sorunuz
bitti mi Sayın Akdemir?
DURSUN AKDEMİR
(Iğdır) - Tutanaklarda kalmasın o lafı. Bakan o lafını değiştirir diye
düşünüyorum ben. İyiniyetle konuya girdim. Bakanımızın
amacını aşacak şekilde bu kelimeyi kullanmasını tıp camiası adına ben kabul
etmek istemiyorum. Sayın Bakanımız da kabul etmeyecektir ve bunu düzelteceğini
sanıyorum. Ben, ancak söz hakkımı burada kullanabildim Sayın Başkanım ve
Bakanımızın da çok çalışkan bir Bakan olduğunu biliyorum. Niyetini aşan bir
kelimeydi. O kelimeyi, öyle sanıyorum, düzeltecektir.
Çok teşekkür ediyorum
Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Sayın İnce, bu süre
içinde sorunuzu sorunuz.
MUHARREM İNCE
(Yalova) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan az önceki
konuşmasında, geçen yıl bütün fakir fukaraya, garip gurebaya kömür dağıtıldığını, onları üşütmediklerini ve bu
kişilerin 7,5 milyon kişi olduğunu söyledi. Gelecek yıl ise 10 000 000 kişiye, 10 000 000 fakir
fukaraya kömür dağıtılacağını söyledi. Buradan
43
şu sonuç
çıkarılabilir mi? İktidarınız döneminde bir yılda 2,5 milyon kişiyi daha fakir
fukara, garip gureba yaptığınız anlamına gelir mi?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın İnce.
Sayın Bakanım,
buyurun efendim.
MEHMET KÜÇÜKAŞIK
(Bursa) - Benim sorum vardı.
BAŞKAN - Ama, soru
sorma süresi doldu. Sayın Bakan, cevap verecek. 5 dakikalık süre bitti,
bakarsanız...
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Sayın Başkan, şimdi, Sinop ve
nükleer enerjiyle ilgili düşüncelerimi söyleyeyim. Bizim yaptığımız çalışmalar
içinde, biz, Türkiye'nin her tarafını inceliyoruz ve orada da neler yapılması
gerekiyorsa; ki, dünyada özellikle yükselen petrol fiyatları ve teknolojideki
gelişmeler şu anda, belki, istesek dahi sıraya gireceğiz; size onu söyleyeyim;
yani, o kadar büyük bir nükleer enerjiye akım var ki ve bunun içinde ayrıca
karbondioksit de emisyonu yapmadığı için, sera etkisi de yok...
Bu bakımdan, başta
İskandinav ülkeleri olmak üzere, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği
dahil olmak üzere, İsveç dahil olmak üzere, yeni programlar hazırlıyorlar. Ben,
size bunun bilgisini sunmuş olayım.
Sinop meselesine
gelince... Özel bir çalışma yapmıyoruz Sinop için; ama, Türkiye genelinde...
ENGİN ALTAY (Sinop) -
Biz istemiyoruz, sağ olun. Biz almayalım...
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Hayır; bu, yok anlamına gelmez.
Biz, orada, neresi gerekiyorsa, teknik neyi gerektiriyorsa riskini alırız,
siyasî riskini ve kârını da alarak yaparız.
Şimdi...
ENGİN ALTAY (Sinop) -
Sinop halkı nükleer santral yaptırmaz.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - O, ayrı mesele.
O takdirde,
elektriği, petrol fiyatları belli noktaya gelirse, o zaman, ya biz doğalgaz almaya devam ederiz ya kömür ithal ederiz ya elektrik
satın alırız; onu da millete sorarız, millet ne derse, onu yaparız.
ENGİN ALTAY (Sinop) -
Rüzgâr... Rüzgâr...
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - O sizin şahsî fikriniz olarak
kalır yine.
ENGİN ALTAY (Sinop) -
Benim şahsî fikrim değil.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Şimdi, gelelim ikinci konuya.
Özellikle rüzgârla
ilgili, Erzurum'la ilgili olarak söyleyeyim. Biz, Türkiye'nin -bu yasa biraz geç
çıkıyor ama- bütün her yerinin rüzgâr haritalarını çıkardık; nerelerde, hangi
hızla esiyor, potansiyeli nedir, çıkardık. Dolayısıyla, gerek Munzur olsun gerekse Erzurum olsun -buralarda soru soran
sayın milletvekilimiz yok herhalde- onlar için biz rüzgâr haritalarını da
çıkardık. Hatta, tapulu mu, arazi hazineye mi ait, onları da tespit ettik; o
bakımdan bir problem yok.
Onun dışında,
sorduğunuz sorular içinde Sayın Işık'ın yenilenebilir enerjiyle ilgili
sorduklarında zaten biz buna ağırlık verdiğimizi ifade ediyoruz; bütün dünyada
da buna ağırlık veriliyor, teşvik ediliyor. Bazı rakamlar yanıltıcı.
Bakınız, eğer, biz,
bu işi yaparsak Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı olarak 2020 yılına kadarki
enerji talebini çıkardık; bunun da hangi kaynaklardan olduğunu tespit ettik.
Biz, mutlaka buna ağırlık vereceğiz ve yapılacak yatırım da yaklaşık 4 milyar
dolar olacak. Bizim teşvikte verdiğimiz para, bunun yanında yüzde 4-5 civarında.
Halbuki, böyle büyük bir yatırımın bizim mutlaka teşvik etmemiz lazım. Ancak,
dediğim gibi, bazı gruplar rüzgâr enerjisinden, güneş enerjisinden, jeotermal enerjiden, nedense, korkuyorlar. Korkunun da ecele
faydası yok. Biz, bu yenilenen enerjiyi yaygınlaştıracağız; çünkü, hem tıp
açısından hem çevre bilinci açısından son derece önemli bir yatırımdır. Zaten bu
konuyu konuşuyoruz; zaten bu kanunu çıkaracağımızın ifadesidir.
Rüzgârla ilgili zaten
haritaları da çıkarttık; bundan sonrası artık yatırımcıya kalacak iştir.
Bunun dışında,
kömürle ilgili olarak şunu söyleyeyim. Biz, üç senedir bu kömür dağıtımını
yapıyoruz; birinci yılda 680 000 kişiye dağıttık; fakat, bunları hemen sene
içinde dağıttığımız için bazılarının haberi olmadı. Geçen sene 1 050 000 ton
dağıttık. Ayrıca, 800 000 tonla da piyasaya girdik, ithali önledik. Türk yerli
kömürünün, Türk yerli işçisinin emeğiyle bunlar çıktı. Bu sene de bunu 1,5
milyon tona çıkaracağımızı ifade ediyorum; ama, bu 1,5 milyon dağıtılacak
anlamında değil. Ama, biz, 1,5 milyon tonu dağıtacakmış gibi hesabımızı
yapıyoruz. Şimdiden almak isteyenler var. Eskiden almaktan çekinenler vardı.
Şimdi, biz, bunları tespit ettik, onlara da
44
vereceğiz. Bunların
içinde, özellikle sosyal bir proje olduğu için de çok da tutuldu bu; fazla bir
yük de getirmiyor. Biz, TKİ'ye yük olmuyoruz, hazineye yük olmuyoruz. Biz,
TKİ'yi kâra geçirdik.
Biraz önce Sayın
Koç'un sorduğu soruya da paralel olarak söyleyeyim. Eğer doğalgazda o
anlaşmaları BOTAŞ yapmamış olsaydı, TKİ belki de kapanacaktı. Şu anda TKİ'nin
harekete geçmesinde, bizim enerjiyi bir bütün olarak
ele almamızda çok büyük bir yarar var; faydası o oldu. Eskiden bunlar hep ayrı
ayrı idare ediliyordu; bir genel müdürlüğün diğerinden
haberi yoktu. Biz, şimdi, TTK'yı da, TKİ'yi de, DSİ'yi de bir bütün halinde çalıştırıyoruz. Hepsinin ortak
proje gruplarını oluşturduk. Kaynakları ortak değerlendiriyoruz. Mesela, Türkiye
Petrolleri Anonim Ortaklığını düşünün, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı
aslında petrolle ilgilenir, doğalgazla ilgilenir; ama, sondaj yaptığı zaman eğer
2 000 metreyi deliyorsa, kestiği yerde kömüre rastlıyorsa, kömürü hemen TKİ'ye
haber veriyoruz; eğer suya rastlıyorsa hemen DSİ'ye
haber veriyoruz ve bundan dolayı çok kârlı, çok verimli bir sistem kurduk. Bunu
özellikle ifade etmek istiyorum.
Diğer sorulara da
yazılı olarak cevap vereceğim.
BAŞKAN - Sayın Bakan,
diğer soruları yazılı cevaplayacaksınız.
Sayın
milletvekilleri, 2 nci madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
Tanımlar ve
kısaltmalar
MADDE 3. - Bu Kanunda
geçen;
1. Bakanlık : Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığını,
2. EPDK : Enerji
Piyasası Düzenleme Kurumunu,
3. DSİ : Devlet Su
İşleri Genel Müdürlüğünü,
4. EİE : Elektrik
İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğünü,
5. TEİAŞ : Türkiye
Elektrik İletim Anonim Şirketini,
6. MTA : Maden Tetkik
ve Arama Genel Müdürlüğünü,
7. TETAŞ : Türkiye
Elektrik Ticaret ve Taahhüt Anonim Şirketini,
8. Yenilenebilir
enerji kaynakları (YEK) : Hidrolik, rüzgar, güneş, jeotermal, biyokütle, biyogaz, dalga, akıntı enerjisi ve gel-git gibi fosil
olmayan enerji kaynaklarını,
9. Biyokütle : Organik atıkların yanı sıra bitkisel yağ
atıkları, tarımsal hasat artıkları dahil olmak üzere, tarım ve orman
ürünlerinden ve bu ürünlerin işlenmesi sonucu ortaya çıkan yan ürünlerden elde
edilen katı, sıvı ve gaz halindeki yakıtları,
10. Jeotermal kaynak : Yerkabuğundaki doğal ısı nedeniyle
sıcaklığı sürekli olarak bölgesel atmosferik ortalama sıcaklığın üzerinde olan,
erimiş madde ve gaz içerebilen doğal su, buhar ve gazlar ile kızgın kuru
kayalardan elde edilen su, buhar ve gazları,
ll. Bu
Kanun kapsamındaki yenilenebilir enerji kaynakları: Rüzgâr, güneş, jeotermal, biyokütle ile kanal
veya nehir tipi veya rezervuar alanı onbeş kilometrekarenin altında olan hidroelektrik üretim
tesisi kurulmasına uygun elektrik enerjisi üretim kaynaklarını,
12. Türkiye ortalama
elektrik toptan satış fiyatı: Yılı içerisinde ülkede uygulanan ve EPDK
tarafından hesap edilen elektrik toptan satış fiyatlarının ortalamasını
İfade eder.
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekilleri, 3 üncü madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
Haluk Koç, şahısları adına Musa Uzunkaya (Samsun),
Hasan Ali Çelik (Sakarya).
Sayın Çelik?..
HASAN ALİ ÇELİK
(Sakarya) - Konuşmayacağım...
BAŞKAN -
Konuşmuyorsunuz...
Şahsı adına da Sayın
Haluk Koç'un talepleri vardı. Sayın Koç'un şahsı ve Grubu adına olan taleplerini
birleştiriyorum.
Buyurun Sayın Koç.
(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA HALUK
KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun
tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde, Grubum ve şahsım adına söz aldım; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Aslında bu maddede
benim konuşmam yoktu, bir başka arkadaşımız konuşacaktı; fakat, ilk bölümde,
Sayın Bakanın şahsıma yönelttiği birtakım ifadeler ve açıkta kalan bazı
soruların, tekrar, milletin kürsüsünden karşılık bulmasını umut ederek söz almış
bulunuyorum; tekrar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Önce, söz aldığım
konuya ihanet etmemek için, bu yenilenebilir enerji kaynaklarının tanımının
yapıldığı bu maddede, ülkemizde elektrik enerjisi üretiminde ihtiyaç duyulan
biyokütle,
45
orman ürünlerinden ve
bu ürünlerin işlenmesi sonucu ortaya çıkan yan ürünlerden elde edilen katı, sıvı
ve gaz halindeki yakıtları; jeotermal kaynaklar,
rüzgâr, hidrolik, biyogaz, dalga, akıntı enerjisi ve
gelgit gibi fosil olmayan yenilenebilir enerji kaynakları tanımlanmış; bakanlık
ve yetkili kurumların hangilerinin olduğu açıklanmıştır. Söylediğim gibi,
yasanın tümünde, daha sonradan gelecek, farklı bir yorum getirecek bir önerge
olmadığı sürece, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bunun, ülke yararına olduğunu
düşünüyoruz ve desteğimizi de açıkça ifade ediyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
deminki konuşmalar sırasında üzülmedim değil, üzüldüm. Üslubum farklı olabilir;
ama, şu şekilde söyleyeyim: Zaman zaman, grup başkanvekili olarak bu kürsüde söz alıyorum. Benim bir
arkadaşımı bilerek ya da doğrudan hedef alarak
incittiğim olmuştur; ama, çok nadirdir. Üslubuma azamî özen gösteren bir
milletvekiliyim.
MUSTAFA BAŞ
(İstanbul) - Hakkımızı helal ediyoruz.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Estağfurullah, daha ölmedim. Merak etmeyin, uğraşacağım çok konu var. Hakkınızı,
siz, yakın vadesi gelenlere helal edersiniz.
RECEP KORAL
(İstanbul) - Allah uzun ömürler versin.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Evet, hepimize. Teşekkür ederim.
Sayın Bakanın
"demagoji yapıyor" suçlamasına katılmıyorum. Ben Anamuhalefet Partisinin Grup Başkanvekiliyim. Dün de ifade ettim, belli konuların
üzerinde durma görevimiz var. Bunları milletin vekili olarak yapma görevimiz
var, demokrasinin muhalefete verdiği görevler çerçevesinde yapma durumumuz var.
Burada herkesi memnun edecek bir üslubu bulabilmek çok zor. Benim üslubum, eğer
bu üsluptan rahatsız olacakları rahatsız ediyorsa, demek ki, o konuda
alınganlığı doğuracak ya da oradan o anlamı çıkaracak
birtakım sıkıntılar var ki, o üslup karşılığını buluyor demektir.
Değerli arkadaşlarım,
sen hekimsin bunlardan anlamazsın... Sayın Bakan, siz belki bir tek enerji
konusuna yoğunlaştınız; ama, ben üç senedir sosyal konulardan hukuka, sağlıktan
sosyal güvenliğe, değişik konularda dersimi çalışıyorum ve bu Meclise öyle
geliyorum. Buna iktidar partisindeki arkadaşlarımız da tanıktır. Dersimi
çalışmadığım zaman, hazır olmadığım zaman genellikle geride duruyorum. Dersimi
çalıştığım zaman da onun gereğini yerine getirecek bir birikimle buraya
geliyorum; bunu bilmenizi isterim.
Şimdi bu birikimler
doğrultusunda, bakın, tekrar ediyorum, bu çok açık, milletin kürsüsünden
soruyorum, hiç kızmaya gerek yok. Şimdi, Mavi Akımdan Türkiye'ye gelecek olan
doğalgazla ilgili olarak bu fiyatlandırma modelini değiştirdiniz diyoruz ve bu
model değişikliğinden dolayı, formül değişikliğinden dolayı Türkiye ciddî bir
kayba maruz kaldı, Hazine kayba maruz kaldı diyoruz. Peki, biz, bu zarar oldu
diyoruz devlete; siz, "devlet bundan kazançlı çıktı" diyebiliyorsunuz; bunu
açıklayın Sayın Bakan. Bunun için ulusal güvenliği ilgilendiren, devlet sırrı
olmasını gerektiren bir konu varsa, gelin, onu da açıklayın. Açık, şeffaf bir
rejimdeyiz.
Gizli oturum
isteyeceğim diye bir talebiniz oldu; ben, bunu da yadırgadım. Mecliste gizli
oturumlar çok nadir yapılır; geçen dönem üç defa yaptık, üç tezkere öncesinde
yaptık. Ben ona da karşıydım, ben ona da karşıydım; yani, burada devletin
güvenliğini, ulusal güvenliği ilgilendiren, devlet sırrı olabilecek ne var allahaşkına?! Eğer bizim bilmediğimiz böyle bir şey varsa,
lütfen, demokratik bir rejimdeyiz, açık bir rejimdeyiz, sağından solundan
bazılarının gölgelemek istediği bir rejimdeyiz. Bunun böyle olmadığını,
demokratik kurumların size verdiği tüm imkânları kullanarak lütfen gelin burada
açıklayın; milletin kürsüsünde cevap verin. Kızmayın, hiddetlenmeyin, masaya
vurmayın, demagoji gibi birtakım insanı küçük düşürecek sözler etmeyin. Ben
alınmadım, hiçbir konuda, o konuda da bir alınganlığım yok. Siz, belki arkanızı
dönüp bakın bürokratınızla konuşabilirsiniz; ama, sizi rahatlatacak sözler
söylüyorum.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, bakın, hükümetin değiştirdiği bu modelle Türkiye belli bir miktar, hatta
belirli bağımsız hukuk firmalarının da ifade ettiği gibi 8,5 milyar dolar bir
zarara uğratıldığı iddia ediliyor ve bunu da muhalefet olarak dile getiriyoruz
ve soruyoruz. Şimdi, eğer uluslararası tahkime gidilmiş olsaydı, Türkiye'nin
belki bu konuda taraf olan haklılığı kabul edilecekti; ancak, hükümet tek
taraflı olarak aldığı kararla buraya gitmekten vazgeçti. Biz bunları söylüyoruz.
Böyle olmadığını söyleyin Sayın Bakan. "Böyle olmadığını siz bilmiyorsunuz, bu
şekildedir" deyin.
Sonra, Cumhuriyet
Halk Partisi Sayın Genel Başkanı Deniz Baykal'dan özel randevu istiyorsunuz.
Sayın Deniz Baykal bunları grup toplantısında sorduğu zaman kendisine özel bilgi
aktarılsın diye sormadı, bunların ayyuka çıktığını, belki sizin Grubunuz içinde
de konuşulduğunu; ama, bunun sayın muhatabı olarak sizi görüyor ve "lütfen bu
konuda kamuoyunu bilgilendirin" diyor Deniz Baykal. Yani, özel bir bilgi
istemiyor, "toplumla paylaşın bu bilgileri; böyle olmadığın çıkın, ifade edin"
diyor. Başka bir şey yok bunda; sinirlenecek hele hiçbir şey yok. Değerli
arkadaşlarım, şimdi, hükümetin aldığı ve benim dediğim süreçte yaşanan olay, bu
karar hâlâ geçerli mi?
Bir başka soru:
Enerji Piyasası Denetleme Kurulu hükümetin talebine şarta bağlı onay vermişti.
Hükümetin görevi, attığı adımın, modele yaptığı değişikliğin Hazineyi zarar
sokup
46
sokmayacağını bilmek.
Bunu değerlendirmek hem hükümetin hem de Enerji Piyasası Denetleme Kurulunu
görevi. Şimdi, hem Kurul hem de hükümetin görevi gerçekleri görüp, kamu yararını
korumak, Hazinenin belki de daha fazla zarara uğramasını önlemek.
Değerli arkadaşlarım,
Cumhuriyet Halk Partisi adına Sayın Erbaşar Özsoy -hukukçu- Enerji Piyasası Denetleme Kuruluna
başvurarak, onları göreve çağırmıştır. Ülke hazinesine ilave malî yük getirmemek
koşulunun ortadan kalkması nedeniyle bu anlaşmalardaki onayın yok sayılması
gerektiğini onlara yazıyla bildirmiştir. Şimdi, Enerji Piyasası Denetleme
Kurulundan, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak yanıt bekliyoruz: Koşullu olarak
verdiğiniz onay devam ediyor mu etmiyor mu? Siz de, 3 üncü maddede tanımı
yapılan kuruluşların üstünde bakansınız Sayın Bakan.
Evet, değerli
arkadaşlarım, bakın 19 Nisan 2005 tarihinde Sayın Baykal grup toplantısında
soruyor ve devam ediyor: "Model; yani, bu formül, değişti mi değişmedi mi?
Önceden tahkime gitme kararı almış olan BOTAŞ, Sayın Bakan, Gazprom yetkilileriyle oturup anlaştıktan sonra tahkime
gitmekten vazgeçtiğini ilan etti" diyor. "BOTAŞ kendi kararını kendisi alacak.
Bakan gazetelere demeç verdi, ertesi gün 'tahkime gitmekten vazgeçtik' dediler
ve daha sonra da bu modeli, bu formülü kabul ettiler." Yani, hazine zararına yol
açan bu formül kabul edilmiş oldu. Peki, bunun yürürlüğe girmesi için Enerji
Piyasası Denetleme Kurulunun onayı lazım. Enerji Piyasası Denetleme Kurulu onay
verdi mi? Konuyu inceledi ve inceledikten sonra, herhalde, şöyle dedi: "Hazine
zararına yol açmamak kaydıyla buna onay verebilirim" ve bunu da, Sayın
Başbakana, bu Kurulun Başkanı, Sayın Başbakanlıkta yüzüne söyledi ve Sayın
Başbakan sinirlenip sizi aradı mı Sayın Bakan? "Ne oluyor" diye Sayın Başbakan,
bu bilgi kendisine ulaştıktan sonra, size geriye dönüş oldu mu?
Bakın, olay
söylüyorum, yer söylüyorum, kişiler söylüyorum. Sayın Bakan, bunların gizli
toplantıda ne işi var? Bana kızacak ne hakkınız var? Milletin kürsüsünden,
milletin vekili olarak soruyorum ve birçok soramayan insan adına da soruyorum.
Bunların hesabını vereceksiniz, bunları açıklayacaksınız.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, şunu söylüyorum: Yapılan bu anlaşmanın, fiyat değişikliği modelinin,
hazine zararına yol açıp açmayacağını Türkiye'de söyleme hakkına, yetkisine
sahip E-nerji Piyasası Denetleme Kurulundan başka bir
otorite var mı? O kime havale ediyor, neye havale ediyor? Yani, öyle bir şarta
bağlıyor ki, o şartın varit olup olmadığını söylemesi gereken kendisi, kendisi
bunun için var; kuruluşunun gereği o. "Yarın, hazine kaybı ortaya çıkabilir."
Aslında bu bir itiraftır değerli arkadaşlarım "yani, zarara uğramazsa ben bunu
kabul ederim" bu ne demek; zarara uğruyor demek.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, buna hayır diyecek siyasî güç gerekli. Şimdi, geçen gün söy-lediniz; çok doğal, çok
doğal... Tekrar söylüyorum Sayın Bakan, bakın, bakanlığınızda fırtınalar
kopuyor, bakanlığınızda kasırgalar esiyor. Hiçbir şey olmamış gibi, ben,
kamuoyunda buna dönük hiçbir açıklamanızı bilmiyorum. Yani, burada "ben, size
cevap vermedim, o gün ayrıldım." Keşke bana cevap verseniz, işte, kürsü Sayın
Bakan. Çıkın; hükümetin konuşma yetkisi var, maddelerin arasında istediğiniz
kadar konuşun, cevap verin. Gizli oturuma gerek yok. Sorular çok net ve açık,
cevabı da net ve açık olmalı. Vatan, millet, Sakarya'yla değil Sayın Bakan,
karşılıklı, net, sorulana cevap; zarara uğratıldı mı uğratılmadı mı?..
Evet, şimdi, tabiî,
burada, siyaset kurumu tekrar sorgulanır hale geliyor değerli arkadaşlarım.
İşte, onun için son birbuçuk yıldır nefes tüketiyoruz.
İşte, onun için nefes tüketiyoruz. Onun için "milletvekillerinin kürsü
dokunulmazlığı kalsın; ama haklarında eğer bir iddia varsa, bu sorgulanabilsin"
diyoruz. "Eğer o iddia bir mahkeme sürecine giderse, yargılanabilsin" diyoruz.
"Ama, görevini yapsın, görevini yapsın, ona bir engel olmasın. Ama, bu
mahkemenin sonunda hüküm netleştikten sonra, eğer milletvekilliği ya da bakanlık yapmasına engel bir sonuç ortaya çıkmışsa,
onun gereği yerine getirilsin" diyoruz.
Şimdi, bakın,
yaşadığımız şu olayda ne kadar net karşımıza çıkıyor. Bunu, bütün millet
bekliyor bizden. Bütün millet bekliyor... Yani, bir şeyleri örtmeye çaba
göstererek daha fazla yarayı derinleştirmiş oluyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, peki, bu işi siyaset ne kadar taşıyor; sorunun bir kısmı o. Siyaset ne
kadar taşıyor? Şimdi, bütün bunların arkasındaki siyasî iradenin rolünü inkar
edebilir misiniz?.. Elinizi vicdanınıza koyun değerli arkadaşlarım, bu süreçler
yaşanıyor. Kurul yetkilileri şartlı ifadeler veriyorlar, onaylar veriyorlar ve
bunun arkasında, bu sürecin yaşanmasına siyasî irade etkili mi, değil mi; sonuna
kadar etkili. Sonuna kadar etkili. Peki, o siyasî irade kim? Siyasî iradenin
adresi belli; siyasî irade, şu anda hükümetteki Adalet ve Kalkınma Partisinin
Sayın Başbakanı ve Sayın Bakanı. Bunu söylemek zorundayız, bunu bilmek
zorundayız ve bunu, gideceği yere uzandırmak zorundayız.
Değerli arkadaşlarım,
8,5 milyar dolarlık bir zarar hesaplanıyor; böyledir, böyle değildir, yanılmış
olabiliriz, eksik bilgimiz olabilir; ama, bunu dile getirme görevimiz var, sizin
de çıkıp yanıtlama durumunuz var. Böyle olmadığını veya böyleyse, geçen seferki
gibi, hiç karşınızdaki kişiye galiz sözler söylemeden, çok net, sessizce bu
Meclisi terk etme hakkınız var, o da bir
47
cevaptır. Yani, ben
bunun altında eziliyorum, konuşamıyorum, cevap veremiyorum, kendi milletvekillerime karşı da boynum ezik kalıyor, onun için
ben sessizce gideyim buradan, onu da kullanabilirsiniz Sayın Bakan, geçen gün
yaptığınız gibi ve bugüne kadar yaptığınız gibi. Peki, biz, sizi nerede
yakalayalım Sayın Bakan?! Yani, bunları soruyoruz kamuoyuna, cevap
vermiyorsunuz. Arada, bakanlığınızı ilgilendiren bir kanun tasarısı geldiğinde,
sizi hükümet sırasında gördüğümüz zaman sorma şansımız var; çünkü, daha önce
yanıt vermediniz. Şimdi soru sormayacağız da ne zaman soracağız size Sayın
Bakan. Telefonla ek bilgiler de alabilirsiniz tabiî bu arada yanıtlamak için.
Değerli arkadaşlarım,
bu konularda hiç sinirlenmemek gerekiyor. Karşımızdaki insana, onun sıfatını,
kimliğini, o alandaki uzman olup olmamasını dikkate alarak küçümseyici sözler
söylememek gerekiyor; çünkü, siyasetin çok basit bir kuralı var, saydam siyaset,
temiz siyaset, hesap verebilir bir siyaset. Konuyla hiç bilgim olmasa dahi,
hiçbir ilgim olmasa dahi, temiz siyaset konusunda, hesap verebilir siyaset
konusunda, şeffaf siyaset konusunda herhalde sizden çok daha öndeyim Sayın
Bakan.
Teşekkür ediyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Koç.
Hükümet adına, Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler.
Sayın Bakanım
buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Şimdi, tabiî, artık
işin neresinden başlayayım bilemiyorum; ama, Sayın Koç, konuştuğu madde üzerinde
bile, tabiî, çok iyi ders çalıştığını biliyorum, ama, 5 defa farklı şey
kullandı; o da, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu. Onu, denetleme olduğunu ifade
etti, hem de konuştuğu madde üzerinde. Ben, sadece, sizin takdirinize
bırakıyorum. Şimdi, gelelim ikinci konuya. Yani, konuştuğu konuda bile, bir
konuda 5 defa...
ERDAL KARADEMİR
(İzmir) - Konu anlaşılıyor değil mi sonuçta?
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Hayır hayır, ben, sadece bir şaka yapıyorum.
RASİM ÇAKIR (Edirne)
- Biz, şaka değil, ciddî cevaplar bekliyoruz.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Evvelden çünkü kızıyordum ama,
şimdi artık gülmek durumundayım. Bunu bilesiniz.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Mesajı aldınız yani...
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Şimdi, gelelim diğer konulara...
Neresinden başlayayım, hani demişler ya...
NAİL KAMACI (Antalya)
- Başla bir yerden.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Ben, size önce bir fıkra
anlatayım, bir Amerikan fıkrası. Belki sinirleri yatıştırmak bakımından iyi
olur, çünkü, çok kızdınız.
Şöyle söyleyeyim: Bir
Amerikalının arabası bozulmuş, tamirciye gitmiş. Tamirci bir çekiçte düzeltmiş
arabayı. Borcum ne kadar demiş. Borcun 101 dolar demiş. Ya, ne yaptın ki demiş, bir çekiç vurdun, düzelttin. Olsa
olsa 1 dolar eder demiş, o 100 dolar da ne oluyor?.. O
100 dolar da nereye vuracağının bilgisi demiş.
Dolayısıyla, şimdi,
biz, burada nereye vuracağımızı iyi biliyoruz. Yaptığımız çalışmalar da böyle.
Anlaşmalar da o şekilde. Dolayısıyla, belki o çekiç 1 dolar ediyor ama, nereye
vuracağını bilmek 100 dolar ediyor. Bu da, tabiî, senelerle kazanılan bir
şeydir.
Netice itibariyle biz
de dersimizi iyi çalışıyoruz, emin olun, birkaç doktora yapacak kadar konuların
içine girdik. Aslında, normal olarak bakanların detaya o kadar girmemesi lazım
modern yöneticilikte; ancak, olayların içine çok ciddî olarak girmezsek,
maalesef, gözden kaçırdığımız çok ciddî noktalar oluyor.
Bunlardan bir
tanesini söyleyeyim size; şu meşhur doğalgaz eğrisi. Özellikle şu mavi grafiğe
bakın. Normal olarak şöyle gitmesi gereken bir talep, birden, belli bir yılda
zıplamış ve ondan sonra böyle gitmeye başlamış ve 94-95 yıllarındaki talep 33
milyar dolar civarında olması gereken rakam, biz şu anda 2005 yılındayız, 2005
yılındaki rakam daha henüz 25 milyar metreküpe gelmedi. Burada, işte, biz, bunun
üzerine gitti Bunların içinde, aynı tarihli, aynı sayılı iki farklı anlaşmalar
çıktı karşımıza. Bunların üzerine gitmemeli miydik? Bunların detayına indiğimiz
zaman, çok değişik tablolar çıktı ortaya ve gerekirse diye bahsettim ben onu.
Gerekirse, eğer Meclis de uygun görürse, ben bunu o şekilde anlatırdım; ama,
bunu milletten gizlemek... Millete bunları zaten açıklayacağız.
Burada yapılanlar,
maalesef, çok detaylı incelemeyi gösteriyor. Aynı tarihli, aynı sayılı iki
farklı anlaşmalarla karşılaştık biz arkadaşlar. Bu anlaşmalarla, ülkemizin
geleceği karartıldı. Benim asabiyetimin sebebi bu. Yoksa, biz, devamlı... Benim
soyadım da Güler; ben, çok gülerim, gülünecek şeylere çok gülerim, biraz önce
olduğu gibi; ama, kızılması gereken yere de, tabiî bir
48
insan tepkisi olarak
da kızarım. Çünkü, burada, fahiş hatalarla beraber, usulsüzlükler, yolsuzluklar
var ve bunu açıkladığımız zaman, çok yeri de etkileyebilir. Birincisi bu.
İkinci olarak size
şunu ifade etmek istiyorum. Biz, biraz önce... Bir de, o kelimeyi de
söyleyeyim... Ben "demagoji" kelimesini de kullanmadım ayrıca; onu da
söyleyeyim. Yani, hele de burada oturan değerli bir arkadaşıma karşı -kim olursa
olsun- o kelimeyi kullanmayacak kadar da...
HALUK KOÇ (Samsun) -
Ben, tebessümle karşıladım...
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Üstelik, galiz kelimesine
sığacak bir şey de söylemediğimi biliyorum; çünkü, hakikaten, nezaket
kurallarına çok dikkat eden biriyim. Olsa olsa,
söylediğim şey, teknik bir konu olduğu için söylemişimdir. Gerçekten, o
formüllerin içine, biz, matematikçilerle, fizikçilerle, hatta kimyacılarla
birlikte girdik. O formüllerin tariflerinde, bir katsayının, payın paydaya
bölümünün matematiksel anlamda, fiziksel anlamda ne anlama geldiğini...
Petrolün, ağır petrolün, kükürtlü petrolün fiyatlarının, baz fiyatlarının
hepsinin detayına girmek durumunda kaldık.
Ben, size bir şey
söyleyeyim. Sadece şunu incelemenizi tavsiye edeceğim size, detayına daha sonra
gireriz. Mademki her şey anlaşılmıştı da, neden tahkime gidildi? Bu sorunun
cevabını lütfen açıklayınız. Mademki bir anlaşma var; bu anlaşmada, mademki
taraflardan biri tahkime gitmek istedi; demek ki, orada, üzerinde anlaşılmayan
çok bariz bir konu vardı; biz, onun üzerine çok ciddî olarak gittik; bunu,
özellikle dikkatinize sunuyorum. O zaman şunu yapın, tahkime gidenlere sorun:
Hangi formül üzerinde anlaştınız, gelin bize anlatın bunu, yanınıza kimleri
alırsanız da alın; gelin de, bize, şu üzerinde anlaştığınız formülü bir anlatın;
bunu bir anlatın ki, neden tahkime gittiğinizi bir anlayalım sizin. Bu soruyu
temel bir soru olarak sizlere soruyorum. Size o dosyaları getirenlere de sorun.
O dosyalarla, beraber, aslında, aynı kareye giriliyor. Birileriyle beraber,
ister istemez aynı fotoğraf karesine giriliyor. Ben, orada, sizlere bunu layık
görmediğim için özel görüşme istedim. (AK Parti sıralarından alkışlar) Onun için
istedim sizden bunu ben; çünkü, bir eski Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı, bir
genel başkanın, bazı suçlamalarla suçlanılan kişilerle aynı çerçeveye
girmemesini istedim, gönlüm buna razı olmadı. Bunun için ben onu istedim. Yoksa,
aynı şekilde...
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, biz, kamu zararı var mı, yok mu onu soruyoruz.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Ben, bazı milletvekillerine de
bunu ifade ettim ve Sayın Elekdağ da bu işleri iyi
bilen biridir. Sayın Elekdağ da bu işin iyi
uzmanlarından biridir.
Dikkat ederseniz
Turusgaz neden hiç konuşulmuyor? 4,4 niye
konuşulmuyor?
FERİDUN FİKRET
BALOĞLU (Antalya) - Buyurun, konuşun.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Onun dışında başka rakamlar da
geldi bizlere, sadece 4,4 değil. Olayı ben size şöyle ifade edeyim: Diyelim ki
Turusgaz'la gelen gazın tamamına yüz deseniz, şöyle
bir boru yapsanız, 4,4'ü de şu çapta bir boru olsa veya başka orandakileri
diyelim. Ne idüğü belirsiz, nama yazılı birtakım
hisselerden falan bahsedildi, hamilineydi, sonra nama döndü. Oradaki o boru, 24
saat boyunca, yatarken, uyurken, yemek yerken, acaba, nerelere gidiyordu?
Bunların, tabiî, hepsinin izahını iyi yapmak lazım.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Siz açıklayacaksınız Sayın Bakan, biz nereden bileceğiz, açıklayın
lütfen.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Bunlar, tabiî, teknik konular
olduğu için, bunlar...
HALUK KOÇ (Samsun) -
Biz nereden bilelim Sayın Bakan, siz açıklayacaksınız.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Şu anda, bakınız, bizim bir
özelliğimiz var, biz, hukuka saygılı insanlarız. Biz, şu anda yargı süreci süren
konularda yüce Türk yargısına bu işi bırakıyoruz.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - O zaman niye söylüyorsun.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Aynı, bizim Bakanlıkta olan
meseleler gibi... Şu anda Sayın Savcının iddianamesinde bahsedilen konular da
iddianamedir. Bir yargı süreci devam ediyor; ama, siz, bizim gösterdiğimiz
saygıyı ve hassasiyeti aynı noktalarda göstermediniz; bu, nasıl oluyor?! Yani,
belli bir süreç devam ettiği sürece, o konuda bana ne soruluyorsa, ben, bunları
hiçbir zaman konuşmam; ama, siz, kürsülerde, Grubunuzda, basında... Biraz önce,
yine, arkadaşımız hafif bir dokundurdu; ama, biz, belli bir duruşla, belli bir
ciddiyetle bunun üzerine gidiyoruz.
Bakınız, biz,
yemeyiz, yedirmeyiz; yemek isteyen de varsa anasını ağlatırız; onu da size
söyleyeyim! (AK Parti sıralarından alkışlar)
FERİDUN FİKRET
BALOĞLU (Antalya) - Kaldıralım dokunulmazlıkları da görelim!
RASİM ÇAKIR (Edirne)
- Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz!
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Bunu da size söyleyeyim. Bu, çok
kesindir.
49
Şimdi, gelelim diğer
konulara: Bizim yaptığımız çalışmalarda her şeyimiz açık seçik, net, bu kadar
açık; yani, bunu da, biz, zaten görevimiz diye yapıyoruz. Başka türlü, 30 ay
elektriği... Eğer, biz...
ATİLLA KART (Konya) -
Sayın Bakan, İGDAŞ'ın açıklamasını yapın?
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Bakınız, eğer, bu anlaşmalarda
büyük avantajlar sağlamasaydık, elektrikte şu anda her bir abonenin cebine 500
000 000-600 000 000 lira para girdi. Biz, bunları,
şapkadan tavşan çıkararak yapmadık Sayın Koç.
ATİLLA KART (Konya) -
Sayın Bakan, sorulara cevap verin sorulara!
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - İki soruya da kısa cevap
veriyorum, ikisini de söyleyeyim: En ufacık bir zarar olmamıştır, tam tersine,
çok yüklü bir kârımız olmuştur. Bu rakamları... Hepiniz matematik
biliyorsunuz...
HALUK KOÇ (Samsun) -
Haşa!..
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Sizler de iyi matematik
biliyorsunuz, bunları size açıklarız.
Bakın, başka türlü
olsaydı...
HALUK KOÇ (Samsun) -
Öğrendik; lisede, üniversitede biraz öğrendik!
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Biliyorsunuz tabiî, eminim;
yani, ondan kesinlikle eminim. Ben, onu, teknik bir konu olduğu için söyledim;
ama, dediğim gibi, sizin de sinirlenmenize hiç gerek yok. Biz, burada, neticede,
bu yüce binada, bu yüce salonda doğruyu bulmak için uğraşıyoruz. Bunun için
de...
Ben size şunu
söyleyeyim: Başka türlü olsaydı bir ÇEAŞ-Kepez operasyonunu yapamazdınız, eğer,
bu cesaret, o yürek olmasaydı. Başkaları da bunu becermek istedi; ama,
halledemedi.
İkincisi:
Bulgaristan'dan elektrik alınıyordu, biliyor musunuz bir zamanlar, ucuz diye.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Ben Bulgaristan'a bir şey söylemedim.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Bugünkü fiyatla 4 sente
geliyordu; biz, onu da kestik ve oradan da büyük avantajlar sağladık. Rakamları
vermeyeceğim.
Mobil santraller...
Gittik üzerine, kestik; hem hava kirliliğine sebep oluyordu hem de pahalıya mal
oluyordu.
Rusya doğalgaz
görüşmelerinin tamamından son derece büyük avantaj elde ettik.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Zaten şu anda TKİ'nin de kâr
etmesinin sebebi... İşte bu kömürleri dağıtmamızın sebebi budur; ama, ne
elektrikte yaptığımızı vatandaş biliyor... Çünkü, anlatmıyoruz, bizim bunları
anlatacak zamanımız yok çalışmaktan.
Kömür... Şu anda 10
000 000 kişiye vereceğiz. Bakın, bunları bilesiniz.
İkincisi, TTK'nın... Bakın, TTK'dan
bahsediyorum. Zonguldaklı arkadaşım... Geçen de biri geldi, anlattım, size de
anlatayım.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Çok net, açık söyleyin.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Şu anda 18 sahada, özel sektörde
Zonguldaklı işletmeciler çalışıyor, 4 tane büyük sahanın da ayrıca ihalesini
yaptık. Yanı başında Ereğli var. Ereğli Güney Afrika'dan...
ATİLLA KART (Konya) -
Siz sorulara cevap verin Sayın Bakan.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - İkisine de verdim.
En ufak bir zarar yok
ve bu çalışmaları, zaten, BOTAŞ ile Gazprom ve Gazeksport yaptı. Bir değişiklik olmadı. Eğer değişiklik
olmuş olsaydı tahkim meselesi olmazdı. Konuyu biraz daha iyi incelemenizde yarar
var. Gerekiyorsa ben size uzman arkadaş da göndereyim, gerekiyorsa ben de
geleyim anlatmaya. Ben buna hazırım. Bunu özellikle bilin.
FERİDUN FİKRET
BALOĞLU (Antalya) - Uzman uzmana benzemez...
HALUK KOÇ (Samsun) -
Millete anlatın.
BAŞKAN - Sayın
Bakanım, konuşmanızı tamamlar mısınız.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Millete de zaten... Zaten, şu
millete değil mi?! Şu anda zaten birsürü millet
televizyondan seyrediyor bunu.
Bakanız, sadece
konuştuğunuz bir maddede, belki de yorgunluğunuzdan, belki de hiddetinizden
olduğunu tahmin ediyorum... Yani, bunu yapan kişi bu formüllerde de hata
yapabilir; lütfen, bir inceleyin. Ben yine teklifimde kararlıyım, ne zaman
emrederseniz, ben gelir bunları anlatırım size; tamam mı?
HALUK KOÇ (Samsun) -
Estağfurullah... İşte kürsü, orada anlatın efendim.
50
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Ayrıca, bakın, elektrik
üretiminde doğalgaz yerine kömür ve su kullanımından elde ettiğimiz rakamlar
var. Bunlar milyarlarca dolarlıktır.
Ayrıca, size şunu da
tavsiye edeyim: Bakınız, bu anlaşmalar yapılırken yirmibeş yıllık hesap yapılmaz. Her üç yılda bir bunlarla
görüşülüyor. Şu anda, Viyana'da BOTAŞ'ın elemanları
Ruslarla fiyat görüşmesi yapıyor, anlatabildi mi. Böyle basit, aritmetik...
Yani, ilkokul üçüncü sınıftaki çocukların yaptığı gibi, yirmibeş yıllı bir yıllık rakamla çarpıp da bu rakamlar
çıkmaz. Bunların hepsinin ayrı hesapları var, ayrı standartları var.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Bir eksiğiniz var mı öğretimde?
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Hayır, hayır, yok. Bunu
özellikle bilin.
Ayrıca, bakınız,
bundan sonra yapacağımız operasyonlar var, çalışmalar var. Biz, dediğim gibi,
şöyle yapıyoruz, onu açıkça söyleyeyim: Biz dosdoğru gidiyoruz. Önümüze hangi
eğri çıkıyorsa, hangi yanlış çıkıyorsa, onu, ister istemez, kesip biçiyoruz.
Yaptığımız bu ve bunda da kararlıyız. (AK Parti sıralarından "Yolunuz açık
olsun" sesleri) Bunun için de hiç darılmayın, küsmeyin; yani, bu, hem cesaret
işidir hem bilgi işidir hem çalışkanlık işidir hem konuya hâkimiyet işidir. O
bakımdan, bunu özellikle bilesiniz. Tamam mı?.. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Ne zaman isterseniz,
24 saat -geceyarısı da, sabah da, ne zaman isterseniz-
bunları, rakamlarla, hem de bütün millete, 70 000 000'a da, tek tek, gerekirse ev ev, gidip,
anlatırım; onu da size söyleyeyim, bunu da bilesiniz.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Allah selamet versin size.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Hepinize teşekkür ediyorum.
Saygılar sunarım. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Bakanım.
Madde üzerinde, şahsı
adına, Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya; buyurun.
Süreniz 5 dakika.
MUSA UZUNKAYA
(Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 646 sıra
sayılı yenilebilir enerji kaynaklarıyla alakalı yasa tasarısının 3 üncü maddesi
üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
müsaadenizle, ben, maddeye geçmeden önce, bir şeyin
tavzihi açısından, affınıza sığınarak... Bir yerde, dünle alakalı bir konu; ama,
dün dün değildir siyasette, dün bugündür ve yarındır.
Dün, talep ettiğim
gündemdışı konuşmamda, Ermeni soykırım iddiasıyla
alakalı konuşmamda, Sayın Başkan, beni anons ederken, daha açığı, kürsüye davet
ederken "Gündemdışı ikinci söz, sözde Ermeni soykırım
iddiaları hakkında söz isteyen Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'ya aittir" diyor. "Buyurun" diye davet ediyor ve
ardından "Sayın Uzunkaya, sürenizi uygun bir durumda
kullanmanızı istirham ediyorum" diyor ve onu müteakiben, Sayın Haluk Koç "Aslına
dönüyorsun herhalde; öyle bir konu seçmişsin" diyor.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Ulusal duruşu sahipleniyorsun, eski millî görüşe dönüyorsun dedim; hâşâ...
MUSA UZUNKAYA
(Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, ben, tabiî, bu cümlenin, bir hatibin
kürsüye çıkmadan... Ben on yıldır bu kürsüye çıkar inerim, on yıldır ben bu
kürsüyü tanırım; yani, ben, Sayın Koç'un
HALUK KOÇ (Samsun) -
Millî görüşe tekrar geri dönüyorsunuz, ulusal konuları dile getirmekle demek
istedim Sayın Uzunkaya.
MUSA UZUNKAYA
(Devamla) - Yani, bu benim Partime hakaret olur; yani, bugün, AK Parti, bu
ulusal konuda duyarsız bir parti midir? Ne demek istiyorsun? Böyle bir şey
olabilir mi? Mümkün mü?
HALUK KOÇ (Samsun) -
Yani, sizi şimdiye kadar böyle bir tartışmada görmedim.
51
MUSA UZUNKAYA
(Devamla) - Hayır, böyle bir şey olabilir mi, mümkün mü? Yani, Adalet ve
Kalkınma Partisi, Ermeni terörüyle alakalı, duygusuz, duyarsız, sadece millî
görüş damarı olunca hareket eden... Yani, ulusalcılık sevdasıyla nereye
gidildiğini millet çok iyi fark ediyor, hangi amaçla bunların kullanıldığını,
Türkiye'de belli çevrelerin...
FERİDUN FİKRET
BALOĞLU (Antalya) - Her akşam buraya çıkıp, bizim asabımızı bozuyorsun, bizi
tahrik ediyorsun. Ne amaçla konuşuyorsun?
MUSA UZUNKAYA
(Devamla) - Bakın, Türkiye'de belli çevrelerin, özellikle söylüyorum; ama,
bununla beni...
NAİL KAMACI (Antalya)
- Enerjiye gel.
FERİDUN FİKRET
BALOĞLU (Antalya) - Tahrik etme! Disiplini bozuyorsun.
MUSA UZUNKAYA
(Devamla)- Bakın, ben enerjiye geleceğim de...
BAŞKAN - Sayın Baloğlu... Sayın Kamacı... Sayın Uzunkaya...
MUSA UZUNKAYA
(Devamla) - Ben enerjiye geleceğim de...
ERDAL KARADEMİR
(İzmir) - Konuya gel.
MUSA UZUNKAYA
(Devamla) - Ben enerjiye geleceğim de, bizim enerjimizi lüzumsuz yere
harcatanlara hesap sormak lazım. Niye, böyle bir sataşma var? (AK Parti
sıralarından alkışlar) Böyle bir sataşmanın mahallî var mı? Var mı bunun örneği;
yok.
Değerli arkadaşlar,
eğer, aslımda kastedilen -dediğim gibi- böyle bir millî görüş ise, ben geçmişte
sahip olduğum bu değerlerden de yüksünen birisi değilim, onunla da onur
duyuyorum, bu milletin millî değerleriyle; ama, bir şeyi söylüyorum: Adalet ve
Kalkınma Partisi, Ermeni konusunda, ilk defa Türkiye Cumhuriyetinin 59 hükümeti
arasında, hele hele son hükümetler döneminde, Ermeni
konusunu enine boyuna gündeme alarak her zeminde tartışmak ve bu konuda da Sayın
Başbakana, bütün değerlendirmelerini, hem Türkiye içerisinde hem Türkiye dışında
görüştüğü tüm diplomatik temas kurduğu kişilere, Ermenilerle olan, bu konudaki,
diğer ülkelerin duygusal temaslarını kesmek, yanlıştan vazgeçilmesi için, daha
bugün Almanya Başbakanına, Türkiye'de dün ve bugün, aynı konudaki ikazlarını
dikkate alırsanız, böyle bir değerlendirmeyi yine yapma şansınızın olmadığını
düşünüyorum Sayın Koç...
NAİL KAMACI (Antalya)
- Vaktin doldu.
MUSA UZUNKAYA
(Devamla) - Ama, amacınızın ne olduğunu doğrusu merak ettim. Amacınız sadece
buysa -ben bu cümleyi anlayamadığım için soruyorum- cümlenin düzeltildiğini
varsayıyorum, maksadını bilemediğim için.
HALUK KOÇ (Samsun)-
Tabiî, çok mutlu oldum bu konuda.
MUSA UZUNKAYA
(Devamla)- Değerli arkadaşlar, enerjiye gelince. Sizin değerlendiremeyeceğiniz
kadar geniş bir değerlendirme imkânım olduğunu da söyleyeyim.
AHMET YENİ (Samsun)-
Enerjileri bitmiş!
MUSA UZUNKAYA
(Devamla)- Değerli arkadaşlar, tabiî, Sayın Bakanımız az önce birkısım sataşmalar üzerine söz aldı. Ben o konulara girmek
istemiyorum.
3 üncü maddede,
bilindiği gibi... Hakikaten artık Türkiye, alternatif enerji kaynaklarını
-sadece Türkiye değil dünya kullanıyor- kullanmalıdır. Türkiye bu konuda geç
kalmıştır.
Dahasını
söyleyeyim. Değerli arkadaşlar, Ermeni terörünü bu ülke yaşadı. Aslında 86
yılında da bir Çernobil terörü yaşadı. Ermenistan'daki bugün gayri sıhhî olan
nükleer santrallerin, Bulgaristan ve çevremizdeki ülkelerin bağımlılığı göz
önüne getirilirse...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET YENİ (Samsun)-
Tam enerjiye geçeceğiz, şey oldu!
HALUK KOÇ (Samsun)-
Bir dahaki maddeye!..
BAŞKAN- Sayın Uzunkaya, lütfen...
MUSA UZUNKAYA
(Devamla)- Bir 5 dakika da enerji için verirseniz memnun olurum Başkanım.
BAŞKAN- Hayır. Başka
kanunlarımız var, diğer işler var.
MUSA UZUNKAYA
(Devamla)- Tamam, ben toparlayacağım Sayın Başkanım.
BAŞKAN- 1 dakika
içinde toparlayınız.
MUSA UZUNKAYA
(Devamla)- Toparlayacağım Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlar,
aslında Enerji Bakanlığımızın bütün değerlendirmesini ve bir anlamda enerjisini,
bugün Fransa'da olduğu gibi, Avrupa ülkelerinin birçoğunda olduğu gibi...
Lyon'dan Marsilya'ya kadar giderken dizi dizi nükleer
santralleri Fransa'da seyreder görürsünüz. En son teknolojiyle yapılmış, sızması
ve benzeri tehlikeleri olmayan nükleer enerji, Türkiye'nin yarınki
sorunlarını... Elbette burada biyokimya, jeotermal
kaynaklar ve diğer, rüzgâr, güneş, deniz dalgalarından elde edilecek enerjilerin
mutlaka değerlendirilmesi lazım. Ben mesela merak ederim. Sinop'ta zaman zaman tartışıldı nükleer enerji santrali. Ama, Sinop
Kalesine, daha açığı, daha önce Amerikalıların radar olarak kullandığı o tepeye
çıkarsanız, günün 24 saatinde ve yılın 12 ayında müthiş bir rüzgârın, işte,
Hollanda'da daha havaalanlarına inerken bile gördüğünüz o rüzgârla elde
edilen...
52
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Sayın Uzunkaya, çalışma süremiz çok kısıtlı ve yapacağımız çok
işler var. Lütfen konuşmanızı tamamlayınız. İstirham ediyorum.
MUSA UZUNKAYA
(Devamla)- Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN- Buyurun.
MUSA UZUNKAYA
(Devamla)- Dolayısıyla, bu enerjileri, mutlaka alternatif ve olması gereken
enerjiler olarak ele almamız gerektiğini düşünüyorum; ama, Bakanlığımız ve
bürokratlarının yoğunlaşması gerektiği konu ve alan, nükleer enerji santralleri
En sağlıklı hale gelecek; eğer Türkiye'yi dışa bağımlılıktan kurtarmak
istiyorsak, Türkiye'nin, gerçekten geleceğine mütedair ciddî adımlar atmak
istiyorsak, mutlaka, nükleer enerji; ama, her türlü yalıtımı sağlanmış...
Dediğim gibi, Ermenistan'daki şu andaki sağlıksız nükleer santrallara müdahale edebiliyor muyuz?! Allah vermesin, bir
Çernobil vakası meydana gelirse, Türkiye'de nasıl bir soykırımın
yaşanabileceğini -değişik anlamda bunu ifade ediyorum; yoksa, böyle bir şeyi
kabul ettiğim anlamında değil- bir felaketin yaşanabileceğini varsaymamak mümkün
değil...
DURSUN AKDEMİR
(Iğdır) - Hükümet bu konuda ne yapacak?..
MUSA UZUNKAYA
(Devamla) - ...çünkü, 1986'daki Çernobil'den, hâlâ Karadeniz Bölgesinin ve
ülkenin çektiğini biliyoruz. Dolayısıyla, nükleer santrala geçilmeli ve hatta,
komşularımızın da bu konuda sıhhî bir yapılanmaya geçmesi konusunda, ülkemiz, diplomatik açıdan gerekli ikazı
yapmalıdır diye düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Sayın
milletvekilleri, madde üzerinde 10 dakika süreyle soru-cevap işlemi
gerçekleştireceğiz.
Sayın Küçükaşık, buyurun.
MEHMET KÜÇÜKAŞIK
(Bursa) - Sayın Bakan, 1995 yılından beri yapımı devam eden Çınarcık Barajı ve
Uluabat Kuvvet Tüneli ve Hidroelektrik Santralıyla
ilgili sormak istiyorum.
Buradaki lisans devri
anlaşması, biliyorsunuz, ihale edildi ve Akenerji
aldı. Proje başlangıçta, sadece sulama suyu ve elektrikle bağlı idi. DSİ'nin su kullanım anlaşmasını imzalamadı; fakat -Sayın
Bakanım, bakıyorsanız, buradayım- Uluabat Kuvvet
Tüneli ve Hidroelektrik Santralı, enerji şirketi lisansı alan şirkete
verilecekti; fakat, şimdi, gittikçe öğrenmeye başladık ki, "baraj ve tüm baraj
yapımı da, hidroelektrik santral yapımını üstlenen firmaya verilecektir"
deniliyor. Bu doğru mu değil mi?
Eğer bu yapılacaksa,
su kullanım anlaşması nasıl yapılacak? Eğer, santralı ve kuvvet tünelini alan
firma baraja sahip olacaksa, tarıma yönelik sulamaları ve içmesuyunu oradan nasıl temin edeceksiniz; çünkü, DSİ'den bana henüz 28.4.2005 tarihinde gelen yazıda aynen şu
var, deniliyor ki: "Firma, Uluabat Kuvvet Tüneli ve
HES'i kendi imkânlarıyla inşa edilecek olup, ortak
tesislere, Çınarcık Barajı enerji hissesi oranında katılarak genel müdürlüğümüze
geri ödeme yapacak olup, projenin tamamlanma süresi 1 200 gündür. Bu doğru
mudur?
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Küçükaşık.
Sayın Karademir...
ERDAL KARADEMİR
(İzmir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Bakana sormak
istiyorum: Sayın Bakan, bir hafta önce GAP Bölgesinde Atatürk Barajını gezdik.
Bugün de yenilenebilir enerji kaynakları üzerine konuşuyoruz. Atatürk Barajının
8 tane elektrik ünitesi var üretimde; ama, gördük ki 1 tanesi çalışıyor. Yani,
yüzde 12,5 seviyesinde elektrik enerjisi üretiyor. Sizlere soruyorum: Hem
yenilenebilir enerji kaynaklarının Türkiye'de yaygınlaşmasını istiyoruz, bunu
uygun hidrolik santrallerimiz de mevcut; ama, bunun en azından yüzde 12,5
nispetinde kullanılmış olmasının nedeni, Türkiye'deki uygulanan enerji
politikaları mıdır? Özellikle, doğalgaz kaynaklı ve satış garantisini verdiğimiz
santrallerin enerjisini tüketmek öncelikli olduğundan mıdır; merak ediyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Karademir.
Sayın Işık...
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanıma şu
sorularımı yöneltmek istiyorum: Avrupa Birliği ülkelerinde ve Amerika Birleşik
Devletlerinde yenilenebilir enerji kaynaklarından olan hidrolik ve rüzgâr,
elektrik enerjisi üretiminde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu kaynakların
kullanımına ülkemiz açısından bakıldığında, yenilenebilir enerji kaynakları
açısından potansiyelimiz nedir? Potansiyelimize göre kullanım oranımız ne
kadardır?
53
Diğer sorum:
Yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretim ve tüketiminin
yaygınlaştırılması, yerli kaynak olmasıyla dışa bağımlılığın ve yurtdışına
gereksiz kaynak çıkışının azaltılması, yerel istihdam ve sosyoekenomik bütünleşmeye katkı sağlaması, kaynak
çeşitliliği oluşturularak enerjide arz güvenliğine olumlu etkinin yaratılması,
sürdürülebilir kalkınmaya ve çevreye olumlu katkılar sağlaması gibi konularda
tasarının etkisi ne olacaktır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Işık.
Sayın Yıldırım,
buyurun.
MEHMET YILDIRIM
(Kastamonu) - Sayın Başkan, izninizle Sayın Bakana iki soru yönelteceğim.
1. Kastamonu Kırık ve
Oyrak barajlarını ne zaman programa alacaksınız?
Bunlar sulama amaçlı.
2. Taşköprü Oprucak, Taşköprü Gökırmak
üzerinde kurulacak Gökçeağaç Barajı hem sulama hem
enerji barajlarıdır; bunları programa almayı düşünüyor musunuz?
Yenilenebilir enerji
türlerinden Kastamonu'da hangi projeleri uygulamaya koyacaksınız ve hangi
türleri desteklemeyi düşünüyorsunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Yıldırım.
Sayın Akdemir,
buyurun.
DURSUN AKDEMİR
(Iğdır) - Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakanıma bir sorum var.
Enerji Piyasası
Düzenleme Kurumunun dahil olduğu üst kurulların tek bir yapıya bağlanmasını
öngören bu üst kurullarla ilgili çerçeve yasası Plan ve Bütçe Komisyonunda rafa
kaldırıldı. Görüşülmekte olan bu kanunla da Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu
ya da yeni yetkiler verilirken söz konusu görevlerin
eksiksiz olarak görülebilmesi için Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu teşkilat
kanununda bir değişiklik yapmayı düşünüyor musunuz?
İkinci sorum: Hükümet
sözcüsü Sayın Uzunkaya gündeme getirdiği için, eğer
Enerji Bakanlığının bilgisi varsa almak isterim. Türkiye'ye komşu olan
Ermenistan'ın Metsramor Santrali eğer bir kazaya
uğrayacaksa en çok etrafına ve bu arada Iğdır bölgesi çok etkilenecektir; çünkü,
16 kilometre mesafede. Sürekli bu konuda teşebbüs içinde olduğumuz halde bugüne
kadar oranın riskinden hükümetin hangi düzeyde bir çalışma içinde olduğu
konusunda ben bilgi edinemedim; eğer bilginiz varsa, bu konuda aydınlatırsanız
hem bölge halkı hem de Türkiye'nin komşuları ve Türkiye rahatlamış olacaktır.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Akdemir.
Sayın Bakanım,
buyurun efendim.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Şimdi, sonuncudan başlayayım. Iğdır
nükleer, özellikle Ermenistan'la olan santral, biz orayı çok yakın takip
ediyoruz. Sadece orayı değil, Türkiye'de 70'in üzerinde merkez var ve bunlar,
bütün dünyada ne oluyor ne bitiyor, 24 saat takip ediyorlar; buna, tabiî ki,
doğu sınırlarımız da dahil. Yalnız, bu nükleer santrallar -dünyada 441 tanesi çalışıyor şu anda, 31 tanesi
de inşa halinde- giderek de yaygınlaşıyor; yalnız teknoloji çok gelişti; bu
noktada en ufak bir problem yok. Eminim, Ermenistan'daki de, yine, Uluslararası
Enerji Ajansı tarafından ve Atom Enerjisi tarafından da kontrol ediliyor.
DURSUN AKDEMİR
(Iğdır) - Ama yerine getirilmedi.
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Yok, takip ediliyor; bilesiniz diye
söylüyorum.
Onun dışında, üst
kurullarla ilgili çalışmalar var. Bu çalışmalar hükümetimiz tarafından
yürütülüyor. Tabiî, şu yenilenebilir enerji bile istediğimiz zaman da gündeme
gelmedi; o da belli bir kaymayla... Çünkü, yoğun bir çalışma içindeyiz. Zaten,
bu tip konuşmalar, biraz önceki ilgili ilgisiz konuşmalar da çok zaman kaybına
sebep olduğu için, bu tip çok önemli yasalar da maalesef geç çıkıyor. Burada,
üst kurullarla ilgili düzenlemeler o şekilde.
Bunun dışında,
Atatürk Barajıyla ilgili kısma hemen cevap vereyim.
DURSUN AKDEMİR
(Iğdır) - Sorularımla ilgili yazılı cevap mı alacağım?
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Vermediğim kısmı yazılı vereceğiz.
BAŞKAN - Sayın
Bakanım, süremiz doluyor; lütfen efendim.
ERDAL KARADEMİR
(İzmir) - Yüzde 50 kapasitenin ideal olduğunu biliyoruz ama...
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Şimdi, bakınız, Atatürk Barajı, iki
yıldır rekorlar kırıyor her barajımızda olduğu gibi. Fakat, bu barajlar yüzde
100 kapasiteyle 24 saat çalışmaz. Belki sizin gezdiğiniz zaman puan saate göre,
yani, pik saate göre ayarlanmış olabilir. Yani, gece, çok kullanılan zamanlar
ile az kullanılan zamanlarda suyu ziyan etmemek için bazılarını durduruyoruz. Bu
arada, biraz önce bahsettiğiniz gibi,
54
doğalgazdan dolayı da
bu ayarlamaları yapıyoruz. Günlük eğrileri çizdiğiniz zaman yukarıda pikler
olur, ortada ise, eğer, piklerin altını çizerseniz dikdörtgen alanı gibi bir şey
çıkar. O dikdörtgen alanı, genellikle, yirmidört saat
çalışabilecek baz yükü oluşturacak santrallar
tarafından yürütülür.
Mesela, bunların
içinde biraz önce tenkit ettiğimiz nükleer santrallar
da bunun içine girer, kömür santralları aynı şekilde;
ama, baraj, çok kolaylıkla ayarlanabilen üniteleri olduğu için, suyu ziyan
etmemek için otomatik olarak devreye girer veya çıkar. Biz, bunda çok hassasız
ve bir damla suyu dahi ziyan etmek istemiyoruz ve özellikle de barajlardan elde
ettiğimiz; Atatürk Barajı da dahil olmak üzere... İki senedir rekor kırdık ve
suyu da, hatta, ziyan etmemek için, belli bir emniyet payı içinde en üst
seviyesine kadar elimizde tuttuk. Bundan dolayı da, zaten, elektriğe otuz aydır
zam yapmadığımız gibi indirim yaptık. Şu anda bizim elektrik sudan da ucuz...
BAŞKAN - Sayın
Bakanım, süremiz...
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Çınarcık Barajıyla ilgili kısmı da
yazılı olarak cevap vereyim.
Orada da uygulama
yaptık, ilanla ihale ettik. DSİ'nin bu yeni
uygulamaları, önümüzdeki günlerde daha da yaygınlaşacak. Aksi takdirde...
Sayın Başkan,
aslında, benim zamanımdan çok alındı farkındaysanız.
Şimdi, bu barajları,
biz, özel sektöre, yapmak isteyenlere açıyoruz. Bunlar, gerekli ihaleye girerek,
şeffaf bir şekilde ihaleye girip alabilirler. Aksi takdirde, DSİ'nin bu ödemelerle, bunu, on onbeş senede bitirmesi mümkün değil. Onun için, biz, (A)
planından (B) planına geçmiş olduk ve bunu da uyguluyoruz.
Kastamonu'daki rüzgâr
enerjisini, bundan sonra, artık, özel sektör yapacak, devlet bu tip yatırımları
yapmayacak. Biz, dağıtımı da özelleştiriyoruz -Özelleştirme İdaresi- üretim de
özelleşecek. Sadece iletim kamunun elinde olacak. Buna göre kendimizi
ayarlayalım. Paramızı da elimizde tutup, bu tip yatırımlara kullanalım. Bunlar
cazip şeyler ve teşvik ediyoruz.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Bakanım.
Sayın
milletvekilleri, madde üzerinde bir adet önerge vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 646
sıra sayılı kanun tasarısının 3 üncü maddesinin 11 nolu bendindeki "biyokütle"
ibaresinden sonra gelmek üzere aşağıdaki ibarenin eklenmesini arz ve teklif
ederiz.
Eyüp Fatsa Ünal Kacır Taner Yıldız
Ordu İstanbul Kayseri
Hamit Taşcı Mehmet Çiçek
Ordu Yozgat
"biyogaz dalga, akıntı enerjisi ve gel-git"
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
SANAYİ, TİCARET,
ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY
(Kütahya) - Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet?..
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Katılıyoruz.
EYÜP FATSA (Ordu) -
Gerekçe okunsun Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
3 üncü maddenin 8
inci bendiyle paralellik sağlanması amaçlanmıştır.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge
istikametinde 3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Birleşime 5 dakika
ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.41
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 19.50
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL