Türkiye Büyük
Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 2. Yasama Yılı
116. Birleşim 15/Temmuz /2004 Perşembe
Formun
Üstü
Formun
Altı
Tutanak toplam
135 sayfadır.
DÖNEM : 22 CİLT : 57
YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
116 ncı Birleşim
15 Temmuz 2004
Perşembe
İ Ç İ N D E K İ L E R
Sayfa
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - YOKLAMA
IV. - BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI
KONUŞMALAR
1.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt'ün, canlı hayvan kaçakçılığının ekonomimiz üzerindeki
olumsuz etkilerine ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
2.- Sakarya
Milletvekili Süleyman Gündüz'ün, Marmara depreminin 5 inci yıldönümüne ilişkin
gündemdışı konuşması
3.- İstanbul
Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in, Hacı Bektaş Veli'yi anma, kültür ve sanat
etkinliklerine, Hacı Bektaş Dergâhı çevre düzenlemesinin altyapı çalışmalarının
tamamlanması için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
B) GENSORU, GENEL
GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Ankara
Milletvekili Yakup Kepenek ve 23 milletvekilinin, ülkemizde tarım sektörünün
yapısal sorunlarının dışticaret açısından araştırılarak, ABD ve AB ülkelerinin
uygulamalarına koşut tarımsal destekleme politikalarının belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/208)
2.- Ankara
Milletvekili Yakup Kepenek ve 25 milletvekilinin, kütüphanelerin durumunun ve
eksikliklerinin saptanması ve sorunlara çözüm yollarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/209)
3.- Afyon
Milletvekili Halil Ünlütepe ve 21 milletvekilinin, Eber Gölünde meydana gelen
kirliliğin ve çevresel etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/210)
1
C) ÇEŞİTLİ İŞLER
1.- Genel Kurulu
ziyaret eden Yakutistan Tarım Bakanı Aial Stepanov ve beraberindeki heyete
Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denilmesi
V. - ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU
ÖNERİLERİ
1.- Gündemdeki
sıralama, çalışma gün ve saatleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatile
girmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
VI. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı : 146)
2.- Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı : 152)
3.- Çanakkale
Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî
Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale
Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı : 305)
4.- Kamu Yönetiminin
Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri,
Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.Sayısı : 349)
5.- Bazı Kanunlarda
ve 178 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/840) (S. Sayısı : 645)
6.- Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/825) (S. Sayısı : 635)
VII. - AÇIKLAMALAR VE
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- İstanbul
Milletvekili Onur Öymen'in, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali
Şahin'in şahsına sataşması nedeniyle konuşması
2.- Denizli
Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali
Şahin'in şahsına sataşması nedeniyle konuşması
VIII. - SORULAR VE
CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE
CEVAPLARI
1.- Isparta
Milletvekili Mevlüt COŞKUNER'in, Teşvik Yasasının uygulamasına ilişkin sorusu ve
Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2673)
2.- Adana
Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Kıbrıs'ta el değiştiren arazilere ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in
cevabı (7/2774)
3.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir Meclis araştırması komisyonu raporunda yer alan
TMSF ve BDDK ile ilgili bazı konulara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2850)
4.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir Meclis araştırması komisyonu raporunda tespit
edilen bazı konulara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2898)
5.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, kıyı bankacılığının yarattığı riskler konusunda
Merkez Bankasının sorumluluğu olup olmadığına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2899)
6.- Adana
Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, sokak çocuklarının sorunlarının çözümüne
yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Güldal AKŞİT'in cevabı
(7/2939)
7.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Marmara Bölgesinde olası bir deprem için alınan
tedbirlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/2952)
2
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 11.00'de açılarak yedi oturum yaptı.
Denizli Milletvekili
V. Haşim Oral'ın, Türkiye'nin dışpolitikası ve Türkiye'ye dış dünyanın
uyguladığı politikalara ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.
Bursa Milletvekili
Ertuğrul Yalçınbayır'ın, "Kadastro Yenileme Harcı" adı altında gayrimenkul
sahiplerinden alınan harcın hukuka aykırılığına ilişkin gündemdışı konuşmasına,
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan,
Tekirdağ Milletvekili
Erdoğan Kaplan'ın, buğday üreticilerinin sorunlarına ve buğdaya bölgesel taban
fiyat uygulamasının yarattığı sıkıntılara ilişkin gündemdışı konuşmasına, Tarım
ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü,
Cevap verdi.
Genel Kurulu ziyaret
eden Nijerya Parlamentosu üyelerinden oluşan heyete Başkanlıkça "Hoşgeldiniz"
denildi.
Genel Kurulun
15.7.2004 Perşembe günü saat 11.00'de toplanmasına ve bu birleşimde kanun tasarı
ve tekliflerinin görüşülmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında
bulunan, Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin
Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının (1/521) (S. Sayısı :
146),
2 nci sırasında
bulunan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Tasarısının (1/523) (S. Sayısı : 152),
3 üncü sırasında
bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin
(2/212) (S. Sayısı : 305),
Görüşmeleri, daha
önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;
4 üncü sırasında
bulunan, Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında
Kanun Tasarısının (1/731) (S. Sayısı: 349) görüşmeleri, ilgili Komisyon
yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;
Ertelendi.
5 inci sırasında
bulunan, Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde (1/827) (S. Sayısı: 618),
14 üncü sırasında
bulunan, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Çeşitli Kanunlarda
(1/848, 2/175) (S. Sayısı : 641),
Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarılarının, görüşmelerini müteakiben elektronik cihazla
yapılan açıkoylamadan sonra;
6 ncı sırasında
bulunan, Ölüm Cezasının Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanun Tasarısının (1/831) (S. Sayısı : 624),
7 nci sırasında
bulunan, Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının
(1/830) (S. Sayısı : 623),
8 inci sırasında
bulunan, Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının (1/744) (S. Sayısı : 636),
9 uncu sırasında
bulunan, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanuna Bir
Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/306) (S. Sayısı : 638),
10 uncu sırasında
bulunan, Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart
Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısının (1/832) (S. Sayısı : 642),
11 inci sırasında
bulunan, Devlet Memurları Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında
Kanun Teklifinin (2/211, 2/221) (S. Sayısı : 637),
12 nci sırasında
bulunan, Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile
Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının (1/849) (S. Sayısı : 640),
13 üncü sırasında
bulunan, Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu Tasarısının (1/847)
(S. Sayısı : 644),
Görüşmelerini
müteakiben;
Kabul edilip
kanunlaştıkları açıklandı.
15 inci sırasında
bulunan, Bazı Kanunlarda ve 178 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının (1/840) (S. Sayısı: 645) görüşmelerine
devam olunarak 25 inci maddesine kadar kabul edildi, birleşime verilen aradan
sonra, ilgili Komisyon yetkililerinin Genel Kurulda hazır bulunmadıkları
anlaşıldığından, müzakereleri ertelendi.
Mersin Milletvekili
Mustafa Özyürek, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın yapmış olduğu konuşmada, ileri
sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle bir
açıklamada bulundu.
15 Temmuz 2004
Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 11.00'de toplanmak üzere, birleşime
02.34'te son verildi.
Yılmaz Ateş
Başkanvekili
3
Mehmet Daniş Mevlüt
Akgün
Çanakkale Karaman
Kâtip Üye Kâtip Üye
Enver Yılmaz
Ordu
Kâtip Üye
No. : 170
II. - GELEN KÂĞITLAR
15 Temmuz 2004
Perşembe
Cumhurbaşkanınca Geri
Gönderilen Kanun
1.- İl Özel İdaresi
Hakkında 24.6.2004 Tarihli ve 5197 Sayılı Kanun ve Anayasanın 89 ve 104 üncü
Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme
Tezkeresi (1/856) (Anayasa ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.7.2004)
Tasarılar
1.- Özel Öğretim
Kurumları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/857) (Millî
Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2004)
2.- Kadastro
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/858) (Adalet ve
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
8.7.2004)
Teklif
1.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin'in; 2108 Sayılı Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik
Yasasının 1. Maddesinin 1. Fıkrasının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi
(2/310) (İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
8.7.2004)
Rapor
1.- Organik Tarım
Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum ile Tarım, Orman ve Köyişleri
Komisyonları Raporları (1/841) (S. Sayısı: 653) (Dağıtma tarihi: 15.7.2004)
(GÜNDEME)
Sözlü Soru Önergeleri
1.- Adıyaman
Milletvekili Şevket GÜRSOY'un, Atatürk Barajı ve Çamgazi Barajı göletleri için
yapılan kamulaştırmadaki ödemelere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
sözlü soru önergesi (6/1201) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
2.- Adıyaman
Milletvekili Şevket GÜRSOY'un, Tütün, Tütün Mamülleri ve Alkollü İçkiler
Piyasası Düzenleme Kurumu Personeline ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Abdullatif ŞENER) sözlü soru önergesi (6/1202) (Başkanlığa geliş
tarihi : 29.6.2004)
3.- Balıkesir
Milletvekili Sedat PEKEL'in, Gönen-Bandırma karayoluna ilişkin Bayındırlık ve
İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/1203) (Başkanlığa geliş tarihi :
29.6.2004)
4.- Bursa
Milletvekili Mehmet KÜÇÜKAŞIK'ın, Bursa-Karacabey Subaşı'ndaki hazine arazisinin
satışına ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1204) (Başkanlığa
geliş tarihi : 29.6.2004)
5.- Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt ASLANOĞLU'nun, Türk Hava Yolları personelinin çalışma
koşullarına ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1205)
(Başkanlığa geliş tarihi : 30.6.2004)
Yazılı Soru
Önergeleri
1.- Manisa
Milletvekili Hasan ÖREN'in, Genel Kurul ve komisyon çalışmalarında
bulunacakların kıyafetlerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından
yazılı soru önergesi (7/3107) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
2.- İzmir
Milletvekili Oğuz OYAN'ın, İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısının Devlet
Memurları Kanuna göre disiplin suçu işlediği iddialarına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/3108) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
3.- İstanbul
Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, 5018 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinin
uygulanmadığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3109)
(Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
4.- Mardin
Milletvekili Muharrem DOĞAN'ın, TDK'ca iki kelimenin eşanlamlı olup olmadığı
konusunda yapılan araştırma sonuçlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/3110) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
5.- Ankara
Milletvekili İsmail DEĞERLİ'nin, Kızılay Derneği Genel Başkanına ve Kızılay'ın
iş yaptığı şirketlerle ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/3111) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
6.- Antalya
Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya Büyükşehir Belediyesinde yapılan görev
değişikliği ve atamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3112)
(Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
4
7.- Afyon
Milletvekili Halil ÜNLÜTEPE'nin, NATO Zirvesi sırasında bir bakanın üzerinin ABD
Başkanının korumalarınca arandığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/3113) (Başkanlığa geliş tarihi :1.7.2004)
8.- Antalya
Milletvekili Osman KAPTAN'ın, NATO Zirvesi sırasında ABD gizli servis
ajanlarının bazı bakanlarımıza yönelik bir uygulamasına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/3114) (Başkanlığa geliş tarihi :1.7.2004)
9.- Iğdır
Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, Adana-Yumurtalık-Kaldırım Belediyesindeki iş
makinelerine ve dolu afetinden zarar gören çiftçilere ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/3115) (Başkanlığa geliş tarihi :1.7.2004)
10.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattıyla ilgili bir iddiaya
ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/3116)
(Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
11.- Iğdır
Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, kaçak elektrikle mücadele çalışmalarına ilişkin
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/3117) (Başkanlığa
geliş tarihi :1.7.2004)
12.- Konya
Milletvekili Atilla KART'ın, bir turizmciye hükümetçe özel uygulamalar yapıldığı
iddialarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/3118)
(Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
13.- Antalya
Milletvekili Nail KAMACI'nın, bakanlıkça yapılan turizm tahsislerine ilişkin
Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/3119) (Başkanlığa geliş
tarihi : 29.6.2004)
14.- Denizli
Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, Ankara'daki Noterler Birliği İlköğretim Okulu
ile ilgili bazı iddialara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3120 ) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
15.- Şanlıurfa
Milletvekili Mehmet Vedat MELİK'in, Şırnak-Kumçatı Beldesinin lise ihtiyacına
ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3121) (Başkanlığa geliş
tarihi : 29.6.2004)
16.- Antalya
Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya Millî Eğitim Müdürünün mevzuatın öngördüğü
koşulları taşıyıp taşımadığına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3122) (Başkanlığa geliş tarihi : 1.7.2004)
17.- Iğdır
Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, gençler arasında görülen kötü alışkanlıklarla
ilgili çalışmalara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3123)
(Başkanlığa geliş tarihi :1.7.2004)
18.- Şanlıurfa
Milletvekili Mehmet Vedat MELİK'in, Şırnak İlindeki sağlık kuruluşlarına ve
personeline ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3124) (Başkanlığa
geliş tarihi : 29.6.2004)
19.- Bursa
Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bakanlığın Türkiye'ye Özgü Beslenme Rehberi adlı
yayınına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3125) (Başkanlığa
geliş tarihi : 29.6.2004)
20.- Antalya
Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya Devlet Hastanesi bahçesindeki 7 ağacın
kestirilip kestirilmediğine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3126) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
21.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Pamukbank'ın başka bankalarla birleşmesi halinde
kamuya maliyetine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdullatif
ŞENER) yazılı soru önergesi (7/3127) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
22.- Adana
Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Vergi Barışı uygulamasının süresine ve
uygulanan faiz oranına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/3128)
(Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
23.- Ankara
Milletvekili Yakup KEPENEK'in, Ankara'da kamulaştırılması düşünülen bir parsele
ilişkin Millî Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/3129) (Başkanlığa geliş
tarihi : 29.6. 2004)
24.- Şanlıurfa
Milletvekili Mehmet Vedat MELİK'in, Şanlıurfa'da süne zararlısı ile mücadeleye
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3130) (Başkanlığa
geliş tarihi : 29.6 .2004)
25.- Muğla
Milletvekili Ali Cumhur YAKA'nın, Göcek Tüneli inşaatına ilişkin Bayındırlık ve
İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/3131) (Başkanlığa geliş tarihi :
1.7.2004)
26.- Konya
Milletvekili Atilla KART'ın, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı ve EGO Genel
Müdürlüğü yetkilileri hakkındaki iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/3132) (Başkanlığa geliş tarihi : 1.7.2004)
Meclis Araştırması
Önergeleri
1.- Ankara
Milletvekili Yakup Kepenek ve 23 Milletvekilinin, ülkemizde tarım sektörünün
yapısal sorunlarının dış ticaret açısından araştırılarak, ABD ve AB ülkelerinin
uygulamalarına koşut tarımsal destekleme politikalarının belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/208) (Başkanlığa geliş
tarihi:13.7.2004)
2.- Ankara
Milletvekili Yakup Kepenek ve 25 Milletvekilinin, kütüphanelerin durumunun ve
eksikliklerinin saptanması ve sorunlara çözüm yollarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve
105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/209) (Başkanlığa geliş tarihi:13.7.2004)
5
3.- Afyon
Milletvekili Halil Ünlütepe ve 21 Milletvekilinin, Eber Gölünde meydana gelen
kirliliğin ve çevresel etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/210) (Başkanlığa
geliş tarihi : 14.7.2004)
6
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 11.00
15 Temmuz 2004
Perşembe
BAŞKAN : Başkanvekili
Yılmaz ATEŞ
KÂTİP ÜYELER : Mehmet
DANİŞ (Çanakkale), Mevlüt AKGÜN (Karaman)
BAŞKAN- Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116 ncı Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı
vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden
önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz,
kaçak hayvancılıkla ilgili söz isteyen Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt'e
aittir.
Buyurun Sayın Öğüt.
(Alkışlar)
IV. - BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI
KONUŞMALAR
1.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt'ün, canlı hayvan kaçakçılığının ekonomimiz üzerindeki
olumsuz etkilerine ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan)
- Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; kaçak hayvancılıkla ilgili olarak söz
almış bulunuyorum; ancak, ondan önce, Türkiye'deki 51 000 muhtarın mağduriyetini
dile getirmek istiyorum.
Türkiye'de bizi
yöneten 51 000 muhtarımızın büyük bir mağduriyeti var; 108 000 000 lira maaş
alıyorlar, 158 000 000 lira Bağ-Kura prim ödüyorlar.
BAŞKAN - Sayın Öğüt,
sürenizin 5 dakika olduğunu biliyorsunuz değil mi?
ENSAR ÖĞÜT (Devamla)
- Biliyorum.
Ben, hükümetten rica
ediyorum; muhtarlarımıza, hiç olmazsa, asgarî ücret düzeyinde maaş ödesin; onlar
da Bağ-Kur primlerini ödeyerek tedavilerini yaptırmış olsunlar.
Değerli arkadaşlar,
elimdeki bu resme lütfen iyi bakın; bu, kutsal hayvan, kutsal inek;
Hindistan'dan geliyor...
ÜNAL KACIR (İstanbul)
- Tövbe estağfurullah!..
ENSAR ÖĞÜT (Devamla)
- Tövbe estağfurullah demeyin; burada dursun isterseniz.
ÜNAL KACIR (İstanbul)
- Bizim için kutsal değil.
ENSAR ÖGÜT (Devamla)
- Bu hayvan Hindistan'dan geliyor ve bu hayvan, şu anda Türkiye'nin de her
yerinde var. Özellikle gittim, kendi bölgemde bu hayvanın resmini çektirdim. Bu
hörgüçlü olan hayvan, belli olan hayvan, sınırlarımızdan o kadar rahat geçiyor
ki, hörgüçsüz hayvanın ne kadar rahat geçeceğini siz düşünün!
Nüfusumuzun yüzde
40'ı hayvancılıkla geçiniyor; inanın, bu insanlarımız, köylümüz, şu anda sıfır
noktasında; ölme noktasına gelmiş, bitme noktasına gelmiş.
Ben, geçen hafta
Ardahan'da idim. Ardahan'da Göle Muhtarlar Derneğimiz bir imza kampanyası
başlattı. İmza kampanyasında hükümete şunu sesleniyorlar: "Kaçak hayvan
getirmeyin, köylümüzü öldürmeyin. Kaçak hayvancılık bitmezse, biz de hükümeti
bitiririz." İmza kampanyasını bu sloganla, Göle'de, Ardahan'da başlattık; ben de
oradaydım.
Ben muhtarlarıma
teşekkür ediyorum; ama, Ardahan ve Türkiye geneline baktığınız zaman, inanın,
korkunç derecede kaçak hayvan geliyor. Burada, Tarım ve Köyişleri
Bakanlığımızın, belki, suçu yok; çünkü, sınırları, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
kontrol etmiyor; ama, doğu ve güneydoğudan korkunç derecede hayvan giriyor ve
bunun tedbirini güvenlik görevlilerinin alması lazım.
Şimdi, bugün manşette
"ikinci Susurluk Van'da" deniliyor. Bu hayvan kaçakçılığı ve eroin kaçakçılığı,
Van'daki ve diğer doğu ve güneydoğu illerindeki olaylar 5 tane Susurluk'a bedel!
Onun için, hayvancılığımız... Şu anda, insanların hayvanları para etmiyor
değerli arkadaşlar. Bu hayvanlar, aksine, hastalık saçıyorlar. Sıcak bölgeden
geldikleri için soğuk bölgeye alışamıyorlar, hemen hastalanıyorlar ve
hastalandıkları için de, biz, hastalıklı et yiyoruz, sucuk yiyoruz. Ben, buradan
sesleniyorum bütün vatandaşlarıma: Lütfen, et yerken yerli hayvanın etini alın,
bu çok önemlidir, kasabınıza tembih edin. (AK Parti sıralarından "Nereden
bilecek" sesleri)
Nerelerden
alınacağını hükümet belirlesin.
Şimdi, değerli
arkadaşlar, hayvan, Doğu Anadoluda yaşayan insanın her şeyidir. Hayvanın
dışkısını, tezeği kışın yakarak ısınır; sütüyle, peyniriyle, yağıyla, etiyle
beslenir; danasını satar çocuğunu okutur, kendisini tedavi ettirir, hastalığını
giderir. Yani, hayvan, bizim oradaki sanayimiz, insanımızın yaşam tarzı. Bunun
için, kaçak hayvancılığın önlenmesi gerekiyor.
Ben buradan
sesleniyorum; bir çiftçi dostu olarak, bir Türkiye milletvekili, bir Ardahan
milletvekili olarak, mutlak surette bunun peşini bırakmayacağım. Bugün, Sayın
Bakanla da görüştüm, sağ olsun kabul ettiler, Sayın Bakanım da titizlikle
duruyor
7
üzerinde. Bu kaçak
hayvan girişini mutlak surette önleyeceğiz. Önleyeceğiz, köylümüzü ve çiftçimizi
kurtaracağız. Başka bir yolu yoktur.
Değerli arkadaşlar,
sürem de bitiyor; ama, şunu söyleyeyim: Bugün, Türkiye'ye Afganistan ve
Hindistan'dan, İran ve Irak üzerinden bu hörgüçlü hayvan geliyor. Bu hörgüçlü
hayvan, kutsal inek; bu hörgüçlü hayvan, kutsal; bu hörgüçlü hayvan hastalıklı.
İnanın, şu anda -bugün, bir arkadaşım söyledi- İzmir'de dahi var; bu kadar
serbest, kaçakçılığa nasıl müsaade edilir; anlayamıyorum. Bizim sınırımızda
güvenlik görevlileri yok mu, ne iş yapıyorlar?
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Konuşmanızı
tamamlar mısınız...
ENSAR ÖĞÜT (Devamla)
- Ben şimdi hükümetten rica ediyorum; sınırdaki güvenlik görevlilerinin derhal
araştırması yapılsın, cezalandırılsın, kaçak hayvan girişi durdurulsun. Eğer
kaçak hayvan girişi durdurulmazsa, Meclis tatile giriyor; ama, Meclis açıldığı
zaman Türkiye'deki kaçak hayvanları getirip Meclisin bahçesinde toplayacağım.
(CHP sıralarından alkışlar)
Net konuşuyorum;
hükümet kaçak hayvan girişini durdurmazsa, ekim ayında Meclis açıldığı zaman
kaçak hayvanları getirip Meclisin bahçesine bağlayacağım kardeşim; başka çaresi
kalmadı. Altı aydır ben bunları takip ediyorum, kimse dinlemiyor. Şimdi rica
ediyorum... Burada Tarım Bakanının da suçu yoktur; onu da söyleyeyim, iyi
niyetli bir arkadaşımızdır Sayın Bakan; ama, güvenlik açısından sınırlarımız
delik deşik olmuştur; kaçak hayvanları sınırdan geçiren güvenlik yetkilileri
hakkında, validen jandarmasına kadar, soruşturma açılıp cezalandırılması lazım
ve Türk köylümüzü kurtarmamız gerekiyor.
Buna inanıyor,
hepinize güveniyor, saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Öğüt.
Gündemdışı konuşmaya
cevap vermek üzere, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Sami Güçlü; buyurun.
TARIM VE KÖYİŞLERİ
BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Ardahan Milletvekili
Sayın Ensar Öğüt'ün kaçak hayvancılık konusunda gündemdışı yaptığı konuşmaya
cevap vermek istiyorum; öncelikle kendisine teşekkür ediyorum.
Gerçekten de bugün
ülkemizde, sektörümüzle ilgili önemli bir soruna temas etmiştir; bize de
yaptığımız çalışmaları ve bu konuyla ilgili düşüncelerimizi ifade etme fırsatı
doğmuştur. Dolayısıyla, bilgilerimizi paylaşmakta ve aldığımız tedbirleri
sizlere duyurmakta fayda görüyorum.
Efendim, ülkemizde,
son zamanlarda, özellikle 2003'ün sonundan itibaren, hayvan kaçakçılığı
konusunda kamuoyunda yoğun bir gündem oluşmuştur. Dolayısıyla, bununla ilgili
bizim yaptığımız çalışmalarda, bu konuda, bu iddiaları doğrulayacak gelişmelerin
olduğunu ortaya koymuştur. Tabiî, bu kaçakçılık hadisesinin hem hayvancılık
sektörümüze hem de bunun ekonomik cephesine oldukça önemli zararlar verdiğini;
fakat, olayın, sosyal, ekonomik, siyasî, güvenlik boyutunun bulunduğunu
biliyoruz.
Hayvan
kaçakçılığının, ülkemizde, özellikle iki yönde olumsuz etkisi vardır; bunlardan
birincisi, bu sektörde faaliyet gösteren üreticilerimizin faaliyetlerini
sürdürülebilir olmaktan çıkarmasıdır. Dolayısıyla, bu, en başta bizim karşı
çıkmamız, önlememiz gereken yöndür.
İkincisi ise, belki,
bunun kadar önemli olan bir başka husus; hayvan hastalıklarının kontrol
edilememesidir. Bugün, sınırlarımızdan kolayca geçtiğini zaman zaman ifade
ettiğimiz ve sağlıklı olup olmadığı konusunda bilgi sahibi olmadığımız bu
hayvanlarla yeni hastalıklar ülkemize girebilmekte. Nitekim, 1990'lı yıllarda,
kaçak hayvan hareketi yüzünden, ülkemizde görülmeyen sığır vebası hastalığıyla
karşı karşıya kaldık. Uzun yıllar, tüm teşkilatımız, bu hastalıkla mücadele
etmek zorunda kaldı ve büyük kaynaklar ayırdık.
Bu itibarla, hayvan
sağlığı bakımından da, hadise, kesinlikle önlenmesi gereken bir husus olarak
karşımıza çıkmaktadır. Nitekim, şap hastalığıyla teşkilatımızın mücadelesi ülke
çapında devam etmektedir; henüz arzu ettiğimiz sonucu da almış değiliz.
Bununla ilgili
olarak, elbette, sınır güvenliği için, jandarma, emniyet ve tarım teşkilatı
aktif olarak rol alan kurumlardır ve her bir kurumun konuyla ilgili işbirliği,
koordinasyonu şarttır. Bu olay fiilen vuku bulduğu takdirde de, bu
kurumlarımızın birkısım eksikliklerinin olması kaçınılmazdır. Yalnız, bu konunun
önemli olduğunu hepimiz biliyoruz ve önlenmesi konusunda saydığım iki sebep,
dikkatimizi buraya çekmek için yeterlidir; birincisi, bu sektörde faaliyet
gösterenlerin üretimini sürdürebilmesi açısından; ikincisi, hayvan hastalıkları
açısından.
Dolayısıyla, bununla
ilgili tedbirler almak zorundayız. Örneğin, hayvan hareketlerinin ve hayvan
hastalıklarının etkin olarak kontrolünü sağlamak amacıyla, hayvancılık
işletmelerinin belirlenmesi, hayvanların kimliklendirilerek kayıt altına
alınması ve hayvan hareketlerinin takibi önem arz eder. Bu yıl içinde kimlik ve
kayıt işlemlerini bitirme konusunda bir karar aldık. Bu sisteme girmeyen hiçbir
büyükbaş hayvanın yurtiçi hareketine izin vermememiz gerekiyor; ama, bunun
kamuoyunda doğuracağı birkısım olumsuzluklara da birlikte göğüs germemiz lazım.
Mezbahanelerde, kesimhanelerde bu hayvanların kesilmesini önlemek zorundayız.
Bazı yetersizlikler nedeniyle küpeleme yapamayan çiftçilere, Bakanlık olarak,
ücretsiz küpe temin edilecek ve bunu tamamlayacağız.
8
Özellikle konunun
Doğu Anadolu Bölgesindeki yönüne geliyorum. Aylardır bölge ve sınırda yapılan
inceleme ve alınan tedbirlere ilave olarak, geçen hafta, benim de dahil olduğum
bir ekip, Van, Hakkâri, Şırnak, Batman, Siirt, Bitlis ve Diyarbakır İllerinde,
sırf birinci öncelik olarak bu konuyla ilgili çalışmalar yapmak üzere gitti.
Ben, Hakkâri ve Şırnak'a gitmedim; bu illere iki genel müdürümüz ve bir daire
başkanımız gitti. Diğer illerin valileriyle, sınır güvenlik komutanı, jandarma
komutanı, emniyet müdürü ve kaçakçılıkla ilgili emniyet birimindeki sorumlu
arkadaşlarla beraber toplantılar yaptık. Bu toplantılarda, Van İli Başkale,
Hakkâri İli Şemdinli, Çukurca ve Yüksekova, Şırnak İli Beytüşşebap ve Uludere
İlçelerimiz, kaçak hayvan girişi için hassas yerler olarak tespit edildi.
Bölgede sınırlarımızın uzunluğu ve coğrafî yapısı nedeniyle, kontrolünün zorluğu
biliniyor. Komşu ülkelerde sınır güvenliğine gerekli önemin verilmemesi, burada,
bizim açımızdan aleyhte bir durumdur. Sınırdan herhangi bir şekilde yurda giren
hayvanlar için muhtardan menşe belgesi alınması, tarım müdürlüklerinden de
sağlık ve hayvan sevk belgesi alınarak millîleştirilmesi, yani
legalleştirilmesi, kanunlaştırılması hadisesi en büyük problemdir. Hatta, Ankara
ve diğer illerimize bile, yabancı orijinli hayvanların bu şekilde getirilerek
piyasaya sunulduğuna şahidiz. Biz, Ankara'da, bu yöntemle gelen, bu şekilde
gelen hayvanlara el koyduk, bu hayvanları karantinaya aldık, hukukî süreci
başlattık ve en son, kesip, bu hayvanların etlerini satıp, bunu sahibi olan
şahsa iade edeceğiz; yani, konuyla ilgili olarak, legalleşme hadisesinin de
hukuken geriye dönmesini sağlamalıyız. Kaçak olduğu apaçık belli olan -biraz
önce Ensar Beyin bahsettiği- bu topraklarda yetişmeyen bir hayvanın, menşe
şahadetnamesi, sağlık belgesi alarak legalleşmesinin de bir bakıma iptal
edilmesi gerekiyor. Dolayısıyla, burada, kamunun, etkin bir şekilde hareket
etmesi gerektiğine inanıyorum.
Görevli bazı
personelin zaafları, feodal yapıyla olan ilişkileri nedeniyle kontrol ve denetim
işlerinin aksadığını, yasal mevzuatımızın yeterince caydırıcı olmadığını,
sorunun, güvenlik, ekonomik ve yasal yönleri de bulunduğunu, yurtdışından
oldukça düşük fiyatla hayvan temin edilebildiğini -yani, bir ekonomik yönü de
var, ülkemizdeki fiyatların yüksekliği bunu teşvik edici bir mekanizmadır- Irak
sınırımızdaki kaçakçılık faaliyetlerinde terör örgütünün de rolü olduğunu ifade
ediyoruz.
Tedbirlere gelince,
Bakanlığımızca, sınırlarımızda kaçak hayvan ve hayvansal ürünlerin girişlerinin
önlenmesine yönelik, idarî, istihbarî ve güvenlik tedbirlerinin alınması için,
kurumlar arasında gerekli girişimleri yaptık. Bu bağlamda, Genelkurmay
Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Gümrük Müsteşarlığı ve
sınır ili valiliklerimizle işbirliği halinde yapılan çalışmalar sonucu, kaçak
hayvan hareketlerinin engellenmesinde olumlu gelişmeler sağlanmıştır. Biraz önce
saydığım illerden bazıları sınır illeri değildir; ama, sınırlardan geçmişse,
kontrol noktalarında, valilerimize verdiğimiz uygulama planına göre kontrollerin
çok derli toplu yapılması ve dolayısıyla, Anadolu'ya intikalinin kesinlikle
önlenmesi gerekmektedir.
Ülkemiz genelinde,
teşkilatımız tarafından alınması gereken tedbirler artırılmaktadır. Bu kapsamda,
bütün hayvan pazarlarında ve taşıma sırasında yapılan kontrol ve denetimler
sıklaştırılacaktır ve emniyetin yanında, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına mensup
uzmanlar da bulunacaktır. Diğer taraftan, sınırlarımıza giren hayvanların
yurtiçinde sevklerinin ve pazarlanmasının engellenmesi için, Hayvan Sağlığı ve
Zabıtası Kanunundaki cezalar artırılacaktır. Sınır illerimizde personel
takviyesi başlamış olup, görevini gereği gibi yapmayanlar hakkında yasal işlem
başlatılacak ve bu konuda ihmali bulunan personel, özverili çalışmayan
personelin kesinlikle görev yerlerini değiştirmek zorundayız. Bakanlık, emniyet
teşkilatı, askerî birlikler ve yerel idarelerle sağlanan işbirliği ve
koordinasyonla bölgede denetimler yoğunlaştırılmıştır, bazı il ve ilçelerden
hayvan sevklerine sınır getirilmiştir.
Arkadaşlar, bir
müddet sonra bu bölgedeki milletvekillerimiz bize çok yoğun bir taleple
gelecekler. Kaçakçılığın bir müddet önlenebilmesi için, o bölgeden hayvan
çıkışını durdurmak zorunda kaldık. Eğer önlemek istiyorsak, burada, belki o
bölgenin kendi malı olan hayvanların da kendi il sınırlarının dışına çıkması
konusunda çok da doğru olmayan, onlar için bir engel teşkil edecek bu
uygulamanın bir müddet katlanılması gereken bir yönü vardır.
Mezbahane ve
kombinaların kontrollerini yoğunlaştıracağız.
Efendim, son sözler
olarak şunu söylüyorum: Hayvancılık sektörünün geliştirilmesi konusundaki
gayretimize şahitsiniz. Ülkenin içinde bulunduğu malî yapı içerisinde
aktarılabilecek kaynaklar büyük ölçüde aktarılıyor. Şu anda, 2004 yılında bu
sektöre 500 trilyonluk bir teşvik uygulaması var. Bu, ülkedeki hayvancılığı
geliştirme ve ıslah etme konusundaki bir gayretin sonucu. Biz, kaçakçılığa, önem
verdiğimiz bu sektörün ve ihtiyacımız olan sağlıklı nesillerin yetişmesi için
ihtiyaç duyduğumuz en temel besinleri sağlayacağımız bu sektörün üreticilerinin
üretimden vazgeçmesine, hayvan hastalıklarının yaygınlaşmasına ve ekonomik
kayıpların olmasına mâni olmak zorundayız. Bu konuda sizlerden destek
bekliyoruz, yasal düzenlemeler, idarî düzenlemelerle ilgili hazırlıklarımızı
yapıyoruz; ama, özellikle idarî tedbirler konusunda, bölgelerimizden gelecek
baskılar konusunda da lütfen bize yardımcı olun. Bunu önlemek zorunda olduğumuz
bir gelişme olarak ifade ediyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Güçlü.
Gündemdışı ikinci
söz, 17 Ağustos Marmara depremiyle ilgili söz isteyen, Sakarya Milletvekili
Sayın Süleyman Gündüz'e aittir.
Buyurun Sayın Gündüz.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
2.- Sakarya
Milletvekili Süleyman Gündüz'ün, Marmara depreminin 5 inci yıldönümüne ilişkin
gündemdışı konuşması
SÜLEYMAN GÜNDÜZ
(Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla
selamlıyorum.
Meclis tatilde
olacağından, 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin 5 inci yıldönümünün yaklaşması
münasebetiyle gündemdışı söz almış bulunuyorum.
9
Depremi yaşamak ve
anlatabilmek ne kadar zor. Her şey, bir gece ve 45 saniyede oldu. Gündelik
hayatın dilinde anlamsız; ama, felaketin içinde ne kadar da uzun ve bitimsiz...
Depremi anlatabilmek
ne kadar zor. Bunun tanımlanmasını, var edenin diline bırakmak gerekir. Yer
sarsılışıyla ve yer ağırlıklarını çıkardığında ve insan, buna "ne oluyor"
dediğinde, o gün, yer, öyküsünü anlatacak.
Yunus Emre şöyle der:
"Yıkılmış sinleri
dolmuş
Hep evleri harab
olmuş
Kamu endişeden kalmış
Ne düşvar halleri
gördüm"
Cemal Süreyya, belki
de, yaşadıklarımızı en iyi anlatabilenlerden birisiydi. Depremden sonra, depremi
yaşamış olan çocuklardan, depremi anlatmaları için birer resim yapmalarını
istediğimizde, bizlere, hep, gökyüzünü yerde gösteren ve yıldızların yere
döküldüğü resimleri yapmışlardı. Cemal Süreya, bunu şöyle anlatır:
"Büyük bir ihtimalle
ölmüştük
Şehir kan kıyametti
ayaklarımızda
Gökyüzünü katlayıp
bir köşeye koymuştuk
Yıldızlar
kaldırımlara dökülmüştü bütün"
Marmara depremi,
başta Adapazarı, İzmit, Yalova, Düzce, İstanbul olmak üzere 7 büyük ilimizi
etkilemişti. Geniş bir coğrafyayı etkilemiş olması, ülke insanlarımızın
üzüntüsünü kat kat artırmıştır ve defeatle anılmasına sebebiyet vermektedir.
Depremin en büyük
ekonomik katmadeğer üreten Marmara Havzasında meydana geldiğini düşünürsek, o
günkü verilere göre depremin maliyeti yaklaşık 13 milyar dolar olarak tespit
edilmiştir. Yüreklerde derin yaralar açan 17 Ağustos depreminin üzerinden beş
yıl geçmesine karşın, belleklere kazınan büyük acı, hâlâ, ilk günkü acılığını ve
tazeliğini korumaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; önümüzdeki ay, 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin beşinci yılı;
ne kadar da hızlı geçiyor zaman. Ben, depremi Adapazar'ında yaşadım. Buradan,
Meclis kürsüsünden o günün tekrar tekrar hatırlanmasında yarar olduğuna
inanıyorum. Eğer yaşananları tekrar gözümüzün önüne getirirsek, ders almış
oluruz.
Marmara depreminde,
resmî verilere göre 17 127 vatandaşımız hayatını kaybederken, 43 953 yaralı
bulunmaktadır. Daha düne kadar hiç yıkılmayacağına inanılan devasa binalar
depremde âdeta yerle bir olurken, binlerce insan için de mezara dönüştü. Oysa,
depremle gündelik hayatını sürdüren Japonya'da depremlerin şiddeti daha büyük
olmasına rağmen can kaybı olmazken, minimal düzeyde mal kaybına rastlanmaktadır.
Bu durum, bize kabuk devletten teknik devlete geçmemiz gerektiğini
göstermektedir. AK Parti İktidarı bunun için de bir fırsattır.
Sakarya'da depremde
10 000 işyeri, 24 723 konut yıkılmış, 60 000'e yakın konut oturulamayacak hale
gelmiştir. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Dünya Bankası ile çeşitli hibeci
kuruluşların Camili ve Karaman Mahallesi ile Ferizli İlçesinde toplam 8 228
kalıcı konut yaptırma imkânı olmuştur. Bu bağlamda, devletimiz tarafından
Sakarya İlimize toplam 401 trilyon yardım yapılmıştır. 17 Ağustos 1999 Marmara
depreminin ardından bölgedeki depremzedelerin konut, altyapı ve çeşitli
ihtiyaçlarının da karşılanması amacıyla, bugüne kadar toplam 1 katrilyon 523
trilyon 254 milyar lira harcama yapılmıştır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ülkemiz dünyanın en aktif deprem kuşağında bulunmaktadır.
1900'lü yıllardan bugüne kadar 5,5'ten büyük olmak üzere toplam 89 deprem
felaketi yaşanmıştır. Bu deprem felaketlerinde 82 139 vatandaşımız hayatını
kaybetmiştir. Geçen yıl Bingöl'de, birkaç ay önce Erzurum'da, en son Doğubeyazıt
İlçemizde 2 Temmuz 2004 tarihinde 5,1 büyüklüğünde orta şiddette bir deprem
meydana gelmiş ve can kaybına sebebiyet vermiştir. Buradan, deprem
felaketlerinde ölenlerin yakınlarına başsağlığı ve yaralılara şifalar diliyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bilindiği gibi, 17 Ağustos tarihinde yaşanan ve asrın felaketi
olarak tanımlanan deprem felaketine maruz kalan iller, ekonomik ve sosyal açıdan
büyük kayıplara uğramıştır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Gündüz; konuşmanızı tamamlayın.
SÜLEYMAN GÜNDÜZ
(Devamla) - Hükümetlerin özverili çalışmasına rağmen, travmanın büyüklüğü
nedeniyle sorunlar gerektiği gibi giderilememiştir. Deprem riski nedeniyle bu
illere yapılan yatırımlar durma noktasına gelmiş, işsizlik had safhaya
ulaşmıştır.
Sakarya İlimiz de, bu
mağduriyeti yaşayan illerin başında gelmektedir. Sakarya İlimiz, sosyoekonomik
yönden gelişme gösteren illerden birisiydi. Deprem, Sakarya sanayii ve
ticaretini büyük zararlara uğrattı. Ayrıca, yaşanan derin ekonomik krizin
piyasalarda neden olduğu daralma, üretimin düşmesine sebep olmuştur. Kalkınma ve
refah seviyesi son derece düşük ve 50 000'i aşkın işsizi olan Sakarya İlimizin
içerisinde bulunduğu durumdan kurtulabilmesi için, sosyoekonomik açıdan özel bir
kalkınma modeli uygulanmasına ivedilikle ihtiyaç duyulmaktadır. Sağlıkta,
eğitimde ve diğer altyapı sorunlarında ciddî yatırımlar gerekmektedir.
10
Serbest bölgelere
ilişkin yapılması düşünülen ve ülkemizi, bulunduğumuz coğrafyanın lider ülkesi
yapma iddiasına sahip olan ve en büyük serbest bölgenin de Sakarya İli sınırları
içerisinde gerçekleştirilmesi planlanan İpek Yolu Vadisi Projesinin hayata
geçirilmesi durumunda, ilimiz kalkınmasına ve ulusal ekonomiye büyük katkı
sağlanacak ve büyük bir istihdam potansiyeli yaratmış olacağız.
17 Ağustosta,
depremin beşinci yılını idrak edeceğiz.
Bir çalışma dönemini
daha geride bırakırken, çalışmalarımızın, ülkemiz ve insanlık için hayırlara
vesile olmasını dilerim.
Allah, bir daha bu
millete felaket yüzü göstermesin.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Gündüz.
Gündemdışı üçüncü
söz, Hacı Bektaş Veli'yi anma törenleriyle ilgili söz isteyen, İstanbul
Milletvekili Sayın Ali Rıza Gülçiçek'e aittir.
Buyurun Sayın
Gülçiçek.
3.- İstanbul
Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in, Hacı Bektaş Veli'yi anma, kültür ve sanat
etkinliklerine, Hacı Bektaş Dergâhı çevre düzenlemesinin altyapı çalışmalarının
tamamlanması için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
ALİ RIZA GÜLÇİÇEK
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her yıl 16-17-18 Ağustos
tarihlerinde, Hacıbektaş İlçesinde düzenlenen Hacı Bektaş Veli'yi anma törenleri
ve kültür, sanat etkinlikleri nedeniyle gündemdışı söz almış bulunmaktayım; Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
12 nci ve 13 üncü Yüzyılın savaş ve kargaşa ortamında, barışın ve mazlumun
simgesi olan bir güvercin donuyla Horasan Nişabur'dan Anadolu'ya gelen Hacı
Bektaş Veli, savaş yerine barışı, düşmanlık yerine dostluğu, kin yerine sevgiyi
ve hoşgörüyü temel ilke edinen bir hümanist ve bu ekole farklı dillerden, farklı
kökenlerden ve kültürlerden gelen insanları bir çatı altında toplayan, ceylan
ile aslanı, zayıf ile güçlüyü dost olarak kucaklayan bir halk önderiydi.
Büyük bilgin Ahmet
Yesevî'nin yetiştirdiği Lokman Perende tarafından eğitilen ve onun ekolünden ve
öğretisinden esinlenen Hacı Bektaş Veli'nin, 13 üncü Yüzyılda Anadolu'da
uyardığı bu bilim ışığı, savunduğu düşünceler ve başlattığı yenilikçi
hareketler, sadece Avrupa'daki hümanizm ve rönesans hareketlerini değil, aynı
zamanda, 17 nci ve 18 ini Yüzyılda gelişen sivilleşme hareketlerini de
andırıyordu.
Değerli arkadaşlarım,
Hacı Bektaş Veli, bundan yaklaşık yediyüz yıl önce, Alevîlik-Bektaşîlik yaşam
görüşü adına, bütün günlerin aydınlığa, bütün canların ermişliğe kavuşmasını
dileyen bir yürek vuruşuyla seslendi gönül yoldaşlarına: "Gelin canlar, bir
olalım."
Mustafa Kemal
Atatürk, cumhuriyeti kurmadan önce, Kurtuluş Savaşı sürecinde, sosyal yaşamın en
büyük kültürünün inanç merkezi Hacıbektaş'ı 21 Aralık 1919'da ziyaret etti,
Türkiye'deki çağdaşlaşma, aydınlanma hareketinde laik ve demokratik hukuk
sisteminin yerleşmesinde ve cumhuriyet temelinin atılmasında, bu öğretinin
önemli katkıları vardır.
"İlimden gidilmeyen
yolun sonu karanlıktır" diyen Hacı Bektaş Veli ile "hayatta en hakiki mürşit
ilimdir" diyen Atatürk arasında düşünce paralelliği vardır. Onun için, Hüdaî
Ozanın şu dizeleri çok anlamlıdır:
"Balık susuz olmaz,
insan vatansız
Gönlüm Hacı Bektaş,
elim Atatürk
İlim nihayetsiz,
bilim hatasız
İlim Hacı Bektaş,
bilim Atatürk.
Hünkâr ruhumdaki
yeşeren daldır
Atam o daldaki
yetişen güldür
Tıpkı buna benzer,
buna misaldir
Dalım Hacı Bektaş,
gülüm Atatürk."
Değerli arkadaşlarım,
onbin yıllık Anadolu kültürü, Anadolu Alevîliği ve yediyüz yıllık Bektaşî
inancının harman olduğu Anadolu topraklarında, bugün, sevgi, barış ve hoşgörüye
daha fazla ihtiyaç duymaktayız. İnsanların birbirleriyle savaştığı, insanların
inancına, rengine, cinsine göre sınıflandırıldığı bugünkü dünya düzeninde,
yetmişiki ulusa aynı gözle bakan ve "hiçbir ulusu ve insanı ayıplamayın" diyen,
insanı merkez alıp "okunacak en büyük kitap insan" diyen bir felsefeye tüm
insanlığın ne kadar ihtiyacı olduğunu bir kez daha düşünmemiz gerekir. Bugün
Hacıbektaş İlçemizde cezaevinin kapalı olması bu öğretinin bir göstergesidir.
Değerli arkadaşlarım,
Hacı Bektaş Veli, tanrısal gerçeğe ancak sevgi yoluyla varılacağını, bütün
insanların kardeş olduklarını, kişi ile Tanrının özdeşliği ve bu nedenle,
kendisini sevenin Tanrıyı da sevmiş olacağını, dinî ayrılıkların gereksiz
olduğunu savunan ve herkesi kucaklayan bir insandı. Hacı Bektaş Veli "Allah'ı
özümüzde, özümüzü Allah'tan bildik", "yaratılanı severim Yaradandan ötürü" ve
"düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayın" sözleriyle, bunu, en güzel şekliyle
ifade etmiştir.
11
Değerli arkadaşlarım,
Hacı Bektaş Veli, savaşların, saldırıların yoğun olarak yaşandığı, yoksulun daha
yoksul, azgının daha azgın olduğu bir ortamda Anadolu halkının kolektif
belleğinin, toplu eyleminin, söyleminin bir simgesi olarak bu topraklara ayak
bastı. Hacı Bektaş Veli, özlemlerin, umutların kucağında beslenerek, önce kendi
nesnel yaşamının sınırlarını aşarak, sonra da, doğa, insan yaşamının sınırlarını
aşarak evrenin sonsuzluğuna uzanan bir davranışın taşıyıcısı oldu.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; Hacı Bektaş Dergâhı, barışa, sevgiye ve hoşgörüye ışık tuttu.
Binlerce yıldır, dünyamız, uygarlıklar ve dinlerarası çatışmalara ve amansız
savaşlara sahne oldu; ancak, Anadolumuzun pirleri, düşünürleri, manevî
önderleri, Mevlânâ, Hacı Bektaş, Yunus, hep barışı, bağımsızlığı ve bağışlamayı
öğrettiler.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Konuşmanızı
tamamlar mısınız...
Buyurun.
ALİ RIZA GÜLÇİÇEK
(Devamla) - Yunus Emre, hoşgörüsünü şöyle ifade ediyor:
"Evvel benim, ahir
benim.
Canlara can olan
benim.
Bir nazarda dünya
düzen,
Dört kitabı doğru
yazan,
İncil benim, Kur'an
benim."
Değerli arkadaşlarım,
Hacı Bektaş Veli, biz takipçilerine "ara, bul" tavsiyesinde bulunurken, kendisi
bizi aradı buldu ve ışığıyla bizi aydınlattı. Kendisi incinse de insanları
incitmedi, düşmanının bile insan olduğunu bize hatırlattı. Hiçbir milleti ve
insanı ayıplamadan, ışığın aydınlığına çağırdı. Nefsine ağır geleni kimseye
tatbik etmemeyi tavsiye etti. Eline, beline, diline sahip olmanın erdemini
insanlığa öğretti.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; eğer Hacı Bektaş Veli sevgi ve hoşgörüsü öğretilip insanlarımıza
anlatılsaydı, 2 Temmuz 1993'te Sivas'taki vahşeti yaşamazdık.
Hacı Bektaş Veli'nin
yaşadığı topraklar olan ve bugün Nevşehir İli sınırlarında yer alan Hacıbektaş
İlçemizde, ülkemizin eğitim, bilim ve kültür dünyasına büyük katkılar
sağlayacağına inandığımız, "Hacı Bektaş Veli" ismiyle üniversite kurulması için
vermiş olduğum kanun teklifinin, bir an önce, hükümet tarafından, gündeme
alınmasını ümit etmekteyim.
Değerli arkadaşlarım,
Hacı Bektaş Dergâhının, Alevî-Bektaşî toplumu inanç merkezi olduğu gerçeğini
kabul edelim, inançlarının gereğini yerine getirmek isteyen vatandaşlarımıza
gerekli özeni gösterelim. İnancının gereğini yerine getirmek için dergâha gelen
vatandaşlarımızdan ücret alınmaması gereklidir. Hacı Bektaş Dergâhı, müzeden
öte, bir inanç merkezi olarak görülmeli; ziyaret, bakım ve onarım, ona göre
düzenlenmeli ve bu yetki, Hacıbektaş Belediyesine verilmelidir. Hacıbektaş
İlçemiz sıradan bir ilçe olarak görülmemeli, önemine ilişkin gerekli hassasiyet
gösterilmelidir.
Yüzbinlerin gittiği
Hacıbektaş İlçesinde kültürel etkinliklerde öncülük eden Hacıbektaş
Belediyesine, çevre düzenlemesi ve altyapı için ilgili bakanlıklar tarafından
gerekli desteğin verilmesi bir zorunluluktur, devletin görevleri arasındadır.
Özellikle Hacı Bektaş Veli anısına düzenlenen etkinliklerle ilgili çalışmaların
yapıldığı şu günlerde, gerekli bakım ve restorasyonların yapılması için ilgili
bakanlıktan ayrıldığı söylenen ödeneğin bir an önce gönderilmesi gerekmektedir.
Sayın Bakanımıza, burada, bunu bir kez daha duyurmak istiyorum.
Bu duygularla, Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Gülçiçek.
Başkanlığın Genel
Kurula diğer sunuşları vardır.
Sunuşları, Divan
Üyemizin oturduğu yerden Genel Kurula arz etmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 adet Meclis
araştırması önergesi vardır; okutuyorum:
B) GENSORU, GENEL
GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Ankara
Milletvekili Yakup Kepenek ve 23 milletvekilinin, ülkemizde tarım sektörünün
yapısal sorunlarının dışticaret açısından araştırılarak, ABD ve AB ülkelerinin
uygulamalarına koşut tarımsal destekleme politikalarının belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/208)
12 Temmuz 2004
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Türkiye ekonomisi,
sanayileşme sürecinin, uygun deyimiyle, yarı yolundadır. Bu durum, ülkenin çoğu
kez "tarım ülkesi" sayılmasına neden olmaktadır. İşgücünün yüzde 35 gibi bir
bölümünün doğrudan geçim kaynağı olan, ulusal üretime yalnızca yüzde 14
dolayında katkı yapabilen tarım kesimi, son yıllarda, çok büyük olumsuzluklar,
giderek yıkımlar yaşamaktadır.
12
Son yıllarda,
tarımsal üretim azalmakta, toplumun gıda güvenliği yok olmakta, tarıma dayalı
sanayiin hammaddesi giderek artan oranda dışarıdan sağlanmakta ve Türkiye "net"
tarım ürünleri dışalımcısı özelliği kazanmaktadır.
TBMM'nin bu
gelişmeleri yakından araştırması ve gerekli yasal önlemleri alması önemli bir
toplumsal zorunluluk durumuna gelmektedir.
Bu bağlamda:
1. Türkiye'nin son
yıllarda tarım ürünlerinde net dışalımcı durumuna gelmesinin nedenlerinin
araştırılması,
2. Tarım ürünlerinin
dışticaret oranlarındaki kötüleşmenin nedenlerinin ortaya konması,
3. Ülkemizin, buğday,
şekerpancarı, pamuk ve yağlı tohumlar başta olmak üzere temel tarım ürünlerinde
görülen üretim düşüşlerinin nedenlerinin saptanması,
4. Dünya tarım
ticaretindeki olası gelişmeler, özellikle de Dünya Ticaret Örgütü görüşmeleri
çerçevesinde ve Avrupa Birliğine uyum ve üyelik sürecinde tarım sektörünün ne
yönde etkileneceğinin belirlenmesi,
5. Tarım ürünlerinde
uluslararası rekabet gücünün ve ihracatın artırılması için alınacak önlemlerin
belirlenmesi, ABD ve AB ülkelerinin uygulamalarına koşut tarımsal destekleme
politikalarının belirlenmesi ve yasal düzenlemelerin yapılabilmesi,
Amacıyla, Anayasanın
98 inci ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması
açılmasını istiyoruz.
Saygılarımızla.
1. Yakup Kepenek
(Ankara)
2. Şevket Arz
(Trabzon)
3. Mehmet Yıldırım
(Kastamonu)
4. Mustafa Erdoğan
Yetenç (Manisa)
5. Necati Uzdil
(Osmaniye)
6. Özlem Çerçioğlu
(Aydın)
7. Tuncay Ercenk
(Antalya)
8. Mevlüt Coşkuner
(Isparta)
9. Osman Coşkunoğlu
(Uşak)
10. Ramazan Kerim
Özkan (Burdur)
11. Nuri Çilingir
(Manisa)
12. Mehmet Mesut
Özakcan (Aydın)
13. Erdal Karademir
(İzmir)
14. Rasim Çakır
(Edirne)
15. Gürol Ergin
(Muğla)
16. Tacidar Seyhan
(Adana)
17. Uğur Aksöz
(Adana)
18. Muhsin Koçyiğit
(Diyarbakır)
19. Mesut Değer
(Diyarbakır)
20. Ali Oksal
(Mersin)
21. Bayram Ali Meral
(Ankara)
22. Şevket Gürsoy
(Adıyaman)
23. Ali Dinçer
(Bursa)
24. Ahmet Küçük
(Çanakkale)
Gerekçe:
1- Tarım, geçmişte,
hemen tüm hükümetlerin özel önem verdikleri bir sektör olma özelliği taşıyordu.
Ancak, küreselleşme sürecine koşut olarak dünya mal ve hizmet dolaşımının
artması, tarım sektörünü de olumsuz yönde etkilemektedir.
2- Ekonomide devletin
yerinin daraltılması doğrultusundaki küresel saldırının en çok yıkıma
sürüklediği sektörlerin başında tarım gelmektedir. Bu çerçevede, 1990'lı
yıllarda yaşanan ekonomik bunalımların da katkısıyla, tarım sektörü büyük ölçüde
gözden çıkarılmış bulunmaktadır.
3- IMF istikrar
programları, ısrarla, tarımsal desteklemeyi neredeyse yasaklama noktasına
çekerken, ABD ve AB gibi gelişmiş ülkeler, tarım ürünlerini desteklemeyi
sürdürmektedir. O kadar ki, en son verilere göre, birim fiyat içinde destek
payı, ülkemizde yüzde 15-20 arasında dolaşırken, OECD ortalaması olarak yüzde 35
dolayındadır.
13
4- ABD ve AB
ülkeleri, Türkiye gibi ülkelerin tarımsal gereksinmelerini de, destekledikleri
için piyasada daha ucuz görünen kendi ürünleriyle karşılanmasını istemektedir.
Dünya Ticaret Örgütünü bu amaçla kullanma çabaları, bilindiği gibi, geçen yıl
yapılan Cancun toplantısında başarısızlıkla sonuçlanmış, Türkiye gibi gelişmekte
olan ülkeler için yeni olanakların doğması tartışılır olmuştu. Türkiye, bu
süreçten nasıl yararlanacağını saptamalıdır.
5- Türkiye tarımının
net dışalımcı duruma gelmesinin önemli bir nedeni de, tarımsal üretimde ileri
teknolojilerin kullanımında yaşanan yetersizliklerdir. Ek olarak, bölgesel
teknolojik gelişmişlik farkları da çok ileri boyutlardadır.
Ülkemizin tarım
mühendislerinin yarıya yakını ya mesleğinin dışında bir işte çalışmaktadır ya da
işsizdir. Tarımsal işgücü, işgücünün göreli olarak niteliği en alt düzeyde olan
bölümüdür. Ayrıca, kamunun elinde bulunan ve sayıları 80'in üzerinde olan
araştırma enstitüsü ya da birimlerinin etkin ve verimli kullanımının ne ölçüde
sağlandığı da saptanmalıdır. Hükümetin gerek nitelikli işgücü gerek makine
donanım ve diğer girdiler bakımından neler yapması gerektiği de üzerinde
çalışılması gereken önemli bir konudur.
Kısaca, önergemizin
benimsenmesiyle, Türkiye tarımının yapısal sorunlarının dışticaret açısından
araştırılması ve gerekli yasal önlemlerin alınmasının temeli oluşturulacaktır.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önerge, gündemde
yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme,
sırası geldiğinde yapılacaktır.
İkinci önergeyi
okutuyorum:
2.- Ankara
Milletvekili Yakup Kepenek ve 25 milletvekilinin, kütüphanelerin durumunun ve
eksikliklerinin saptanması ve sorunlara çözüm yollarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/209)
12 Temmuz 2004
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Toplumsal gelişmenin
en önemli göstergelerinden biri, kültürel gelişme düzeyidir. Okuma alışkanlığı
ve bu bağlamda halkın kütüphanelerden yararlanma derecesi, kültürel gelişmenin
temel taşıdır.
Oysa, ülkemizde
halkın ortak kullanımında olan kütüphane sayısı çok azdır. Var olan kütüphaneler
de her bakımdan yokluklar içindedir. Halk kütüphanesizdir ve bu durumun,
eksiklerin giderilmesiyle hızla düzeltilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle ve ekli
gerekçelerimizle:
1.- Kütüphanelerin
fiziksel altyapı ve nitelikli insangücü durumlarının saptanması, sorunlara çözüm
yollarının belirlenmesi ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılabilmesi,
2.- Kütüphanelerin
yaygınlaştırılması, halka tanıtımı ve okuma alışkanlığının özendirilmesi için
yapılması gerekenlerin belirlenmesi,
3.-
Kütüphanelerimizin koşullarının iyileştirilmesi, çağdaş teknolojinin
gerektirdiği şekilde düzenlenmesi ve etkinliğinin artırılması için yapılması
gerekenlerin saptanması,
4.- Bireylerin bilgi
gereksinimlerine ve aydınlanmalarına yönelik olarak düşünce ve sanat ürünlerinin
çeşitlendirilmesi ve güncellenebilmesi,
Amacıyla, Anayasanın
98 inci ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması
açılmasını istiyoruz.
Saygılarımızla.
1.- Yakup Kepenek
(Ankara)
2.- Mehmet Şerif
Ertuğrul (Muş)
3.- Ahmet Küçük
(Çanakkale)
4.- Şevket Arz
(Trabzon)
5.- Mehmet Yıldırım
(Kastamonu)
6.- Necati Uzdil
(Osmaniye)
7.- Mustafa Erdoğan
Yetenç (Manisa)
8.- Özlem Çerçioğlu
(Aydın)
9.- Tuncay Ercenk
(Antalya)
10.- Mevlüt Coşkuner
(Isparta)
11.- Ramazan Kerim
Özkan (Burdur)
12.- Mehmet Semerci
(Aydın)
14
13.- Osman Coşkunoğlu
(Uşak)
14.- Mehmet Mesut
Özakcan (Aydın)
15.- Nuri Çilingir
(Manisa)
16.- Erdal Karademir
(İzmir)
17.- Gürol Ergin
(Muğla)
18.- Rasim Çakır
(Edirne)
19.- Tacidar Seyhan
(Adana)
20.- Mesut Değer
(Diyarbakır)
21.- Ali Oksal
(Mersin)
22.- Uğur Aksöz
(Adana)
23.- Muhsin Koçyiğit
(Diyarbakır)
24.- Bayram Ali Meral
(Ankara)
25. - Şevket Gürsoy
(Adıyaman)
26.- Ali Dinçer
(Bursa)
Gerekçe:
1.- Ülkemiz,
kütüphane sayısı açısından birçok ülkenin gerisindedir. Türkiye'de 50 000 kişiye
bir halk kütüphanesi düşerken, bu sayı İngiltere'de 4 100, Avusturya'da 2 451,
Hollanda'da 1 750'dir. 1 436 halk kütüphanemizin 150'den fazlası, personel
eksiği, binasının olmaması gibi nedenlerden dolayı kapalıdır.
2.-
Kütüphanelerimizden yararlanan okuyucu sayısı hızla azalmaktadır. Kütüphaneler
Genel Müdürlüğü istatistik bilgilerine göre, 1996 yılında 22 523 449 olan
okuyucu sayısı, 2000'de 19 903 256'ya düşmüştür. Kayıtlı üye sayısı da 1996'da 1
004 681 iken, 2000'de 386 790'dır. Nüfusumuzun yalnızca yüzde 1'i kütüphanelere
üyedir. Bu oran İngiltere'de yüzde 57'dir.
3.- Kütüphanelerimiz
kitap sayısı ve çeşidi açısından yetersizdir ve kütüphanelerimizde derlenen
kitap ve süreli yayın, satın alınan kitap ve abone olunan süreli yayın sayısı
giderek azalmaktadır. 70 000 000'a yakın nüfusumuz için kütüphanelerimizde
yaklaşık toplam 12 000 000 kitap vardır. Ülkemizde 6 kişiye bir kitap düşerken
(kişi başına 0,16) Bulgaristan'da kişi başına 5, İngiltere'de 6, İsviçre'de 101
kitap düşmektedir.
4.-
Kütüphanelerimizde hizmet veren personel sayısı yetersizdir. 1996'da 1 260
kütüphanemizde 3 285 personel hizmet verirken, 2000 yılında 1 403 kütüphanemizde
çalışan personel sayısı 2 923'e düşmüştür. Kütüphane başına çalışan sayısı dört
yılda yüzde 23 azalarak 2,61'den 2,08'e düşmüştür.
5.- Tüm dünya
ülkeleriyle bilgisel, bilimsel ve kültürel işbirliğinin geliştirilmesi ve
bireylerin bilgiye ulaşım yollarının kolaylaştırılması, günümüz kütüphanelerinin
en önemli gereksinimidir. Oysa, 2002'de, 9'u İstanbul'da olmak üzere tamamı
Marmara Bölgesinde yalnızca 20 kütüphanenin internet bağlantısı vardır.
Bu veriler ışığında,
ülkemizde halk kütüphanelerinin durumun araştırılması, eksiklerinin saptanması
ve bu konuda gerekli yasal önlemlerin alınması, Türkiye Büyük Millet Meclisi
için kaçınılmaz bir görev sayılmalıdır.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önerge, gündemde
yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme,
sırası geldiğinde yapılacaktır.
Üçüncü önergeyi
okutuyorum:
3.- Afyon
Milletvekili Halil Ünlütepe ve 21 milletvekilinin, Eber Gölünde meydana gelen
kirliliğin ve çevresel etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/210)
12.7.2004
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Afyon İli Bolvadin
İlçesinde bulunan Eber Gölünde meydana gelen kirliliğin ve çevresel etkilerinin
araştırılması, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını
arz ederiz.
Saygılarımızla.
1. Halil Ünlütepe
(Afyon)
2. Engin Altay
(Sinop)
3. Hasan Ören
(Manisa)
4. Şevket Gürsoy
(Adıyaman)
15
5. Mehmet Işık
(Giresun)
6. Hasan Aydın
(İstanbul)
7. Mehmet Parlakyiğit
(Kahramanmaraş)
8. Fikret Ünlü
(Karaman)
9. İnal Batu (Hatay)
10. Muhsin Koçyiğit
(Diyarbakır)
11. Özlem Çerçioğlu
(Aydın)
12. Mevlüt Coşkuner
(Isparta)
13. Muzaffer R.
Kurtulmuşoğlu (Ankara)
14. Mehmet Vedat
Melik (Şanlıurfa)
15. Turan Tüysüz
(Şanlıurfa)
16. İlyas Sezai Önder
(Samsun)
17. Hüseyin Özcan
(Mersin)
18. Harun Akın
(Zonguldak)
19. Ali Dinçer
(Bursa)
20. Tuncay Ercenk
(Antalya)
21. Uğur Aksöz
(Adana)
22. Mustafa Sayar
(Amasya)
Gerekçe :
20 kilometre çevre
uzunluğuna ve yaklaşık 19 500 hektar alana sahip Eber Gölü, büyük bir bölümü
Afyon'un Bolvadin İlçesi sınırlarında yer almakla birlikte, Çay ve Sultandağı
İlçelerinin de doğal sınırını oluşturmaktadır. Tektonik bir göl olup, Akarçay ve
Sultan Dağlarının kaynak sularıyla beslenmektedir. Ahır Dağlarından doğan ve
Eber Gölüne dökülen Akarçay, bu gölü besleyen tek akarsudur.
Kıyılarında 17
yerleşim birimi bulunan Eber Gölü, çevresinde bulunan Bolvadin, Çay ve
Sultandağı İlçelerinin turizmi ve ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. Göl
çevresinde yaşayan halkın büyük bir bölümü balıkçılık ve göl kamışı
yetiştiriciliğiyle geçimini sağlamaktadır.
Yakın zamana kadar
sazlığı, yüzen adacıkları ve balık avcılığıyla ünlü olan bu göl, son zamanlarda
ciddî bir şekilde kirlenmiştir. Yirmi yıl öncesine kadar flamingoların geldiği
bu gölde, balık çeşitliliği ve miktarı yok denecek kadar azalmıştır. Özellikle,
Akarçay'ın göle döküldüğü noktada balık ölümleri yoğun bir şekilde
görülmektedir. Son zamanlarda balık ölüleri nedeniyle gölün yüzeyi beyaz bir
örtüyle kaplanmış durumdadır. Yaşamını bu gölde veya çevresinde sürdüren bazı
kuş türleriyle diğer canlılar da aynı akıbete uğramaktadır.
Göl çevresine
yerleşmiş 17 yerleşim biriminde yaşayan insanlarımızın büyük bir bölümü,
geçimini, yine bu göl sayesinde sağlamaktadır. Bir kısmı göl kamışlarını keserek
yaşamını sürdürmeye çalışırken, bir kısmı ise balıkçılıkla geçimini
sağlamaktadır. Bu bakımdan bölgede yaşayan insanlarımız, Eber Gölüne ekonomik
olarak bağımlı durumdadırlar. Bu nedenle, gölün aşırı bir şekilde kirlenmiş
olması, yöre halkını doğrudan olumsuz etkilemektedir.
Zengin yeraltı su
kaynaklarına sahip bulunan Bolvadin İlçemiz, termal turizm açısından gelecek
vaat etmektedir. Bu nedenle, bu ilçemizin çevresiyle, doğasıyla, kültürel ve
turistik varlıklarıyla sağlıklı bir bütün oluşturması gerekmektedir. Ancak,
gölün son durumu, bu sağlıklı yapıyı sağlayacak yerel yönetim örgütlerinin
olanaklarını aşmaktadır.
Ekolojik yaşamın
neredeyse bitmek üzere olduğu gölde, yaz aylarında su kaybı meydana gelmekte ve
çevreye pis kokular yayılmaktadır. Aşırı kirlenme bu bölgedeki doğal yaşamı,
insan ve çevre sağlığını ciddî şekilde tehdit eder duruma gelmiştir. Bu nedenle,
gerek insan sağlığına olan olumsuz etkisi gerekse doğal yaşamın yok olmasının
önlenmesi bakımından acil bir durum meydana gelmektedir. Eber Gölünün
temizlenmesi konusunda, başta gölün bugünkü duruma gelmesinde payı olanlar olmak
üzere, bu göl çevresinde yaşayan herkes elinden geleni yapacaktır; çünkü, artık,
bu gölün yaşatılmasının kendi yaşamlarıyla doğrudan ilişkili olduğunun farkına
varmışlardır.
Akılcı ve gerçekçi
bir yaklaşımla kirliliğin sebeplerinin araştırılarak gerekli önlemlerin
alınması, Eber Gölüyle iç içe yaşayan insanlarımızın sağlığının ve doğal hayatın
korunması bakımından çok önemlidir. Eber Gölünün kurtarılması, sadece bugün için
değil, gelecek kuşaklar için de büyük bir hizmet olacaktır. Ayrıca, küreselleşen
dünyada, ekonomik kalkınmanın bölgesel kalkınmadan geçtiği ve Eber Gölünün de
bölge ekonomisi için taşıdığı önem düşünüldüğünde, kirliliğin önlenmesi
kaçınılmaz bir gereklilik halini almaktadır.
16
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önerge, gündemde
yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme,
sırası geldiğinde yapılacaktır.
Danışma Kurulunun bir
önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.
V. - ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU
ÖNERİLERİ
1.- Gündemdeki
sıralama, çalışma gün ve saatleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatile
girmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
Danışma Kurulu
Önerisi
No: 92 15.7.2004
Daha önce gelen
kâğıtlar listesinde yayımlanan ve dağıtılmış bulunan, 651, 652 ve 650 sıra
sayılı kanun tasarılarının, 48 saat geçmeden, gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan 646 sıra
sayılı kanun tasarısından sonra gelmek üzere gündeme alınması ve diğer işlerin
sırasının buna göre teselsül ettirilmesinin,
15.7.2004 Perşembe
günkü (bugün) birleşimde, çalışma süresinin, 650 sıra sayılı kanun tasarısının
görüşmelerinin bitimine kadar uzatılması, bu işin bu birleşimde bitirilememesi
halinde, 16.7.2004 Cuma günü saat 14.00'te toplanılması ve bu işin bitimine
kadar çalışma süresinin uzatılmasının,
Bu işin
görüşmelerinin bitiminden sonra, Anayasanın 93 ve İçtüzüğün 5 inci maddelerine
göre, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatile girmesinin,
Genel Kurulun onayına
sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet
Meclisi
Başkanı
Salih Kapusuz Ali
Topuz
AK Parti Grubu
Başkanvekili CHP Grubu Başkanvekili
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Öneriyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Sayın
milletvekilleri, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
Önce, yarım kalan
işlerden başlayacağız.
VI. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1.- Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı : 146)
2.- Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı : 152)
3.- Çanakkale
Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî
Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale
Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı : 305)
BAŞKAN - Adlî Yargı
İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve
Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının ve Çanakkale Milletvekilleri
Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı
Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan
maddeleriyle ilgili komisyon raporları henüz gelmediğinden, tasarıların ve
teklifin müzakerelerini erteliyoruz.
Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
4.- Kamu Yönetiminin
Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri,
Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı : 349) (X)
BAŞKAN - Komisyon?..
Burada.
Hükümet?.. Burada.
Geçici 1 inci maddeyi
okutuyorum:
İKİNCİ BÖLÜM
Geçici ve Son
Hükümler
17
GEÇİCİ MADDE 1.- Bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte;
a) Sağlık Bakanlığı
taşra teşkilâtının görev ve yetkileri, eğitim hastaneleri hariç, sağlık evi,
sağlık ocağı, sağlık merkezi, dispanser ile hastaneler ve donatım müdürlükleri
araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri
ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,
b) Kültür ve Turizm
Bakanlığına bağlı ve ulusal nitelik taşımayan kütüphane, Devlet güzel sanatlar
galerisi ve müzeler ile halk kütüphaneleri ve kültür merkezleri bina, araç,
gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve
kadroları ile birlikte olmak üzere personeli belediye sınırları içinde
belediyelere, belediye sınırları dışında il özel idarelerine, ören yerleri ile
taşra teşkilâtının görev ve yetkileri ile bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz
malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak
üzere personeli il özel idarelerine,
c) Çevre ve Orman
Bakanlığına bağlı 6831 sayılı Orman Kanunu gereği orman sayılan yerler dışındaki
fidanlıklar, piknik yerleri, dinlenme ve benzeri tesisler, bina, araç, gereç,
taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları
ile birlikte olmak üzere personeli belediye sınırları içinde belediyelere,
belediye sınırları dışında il özel idarelerine; taşra teşkilâtının görev ve
yetkileri ile bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve
borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il
özel idarelerine,
d) Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı taşra teşkilâtının görev ve yetkileri, ulusal veya bölgesel düzeyde
faaliyet gösteren araştırma enstitüleri ve laboratuvarlar hariç enstitü ve
laboratuvarları ile üretme istasyonları bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz
malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak
üzere personeli il özel idarelerine,
e) Sosyal Hizmetler
ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü taşra teşkilâtının görev ve yetkileri
ile huzurevi, çocuk yuvası, kreş gibi tesisler, bina, araç, gereç, taşınır ve
taşınmaz malları, alacak ve boçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte
olmak üzere personeli belediye sınırları içinde belediyelere, belediye sınırları
dışında il özel idarelerine,
f) Gençlik ve Spor
Genel Müdürlüğü taşra teşkilâtının görev ve yetkileri ile spor sahaları, spor
salonları, stadyumlar ve diğer spor tesisleri bina, araç, gereç, taşınır ve
taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte
olmak üzere personeli belediye sınırları içinde belediyelere, belediye sınırları
dışında il özel idarelerine,
g) Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskân Bakanlığı taşra teşkilâtının görev ve
yetkileri ile bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve
borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il
özel idarelerine,
Devredilmiştir.
Birinci fıkranın (b),
(c), (d) ve (f) bentlerinde belediyelere devredilen bina, araç, gereç, personel,
taşınır ve taşınmaz mallar ile alacak ve borçların, büyük şehir belediyesi
bulunan yerlerde paylaşımı özel kanununda belirtilen hükümlere tabidir.
Birinci fıkranın (a)
bendinde il özel idarelerine devredilen sağlık evi, sağlık ocağı, sağlık merkezi
ve dispanser gibi koruyucu sağlık hizmeti veren tesisler; il özel idarelerince
Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen esas ve usullere göre bina, araç, gereç,
taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları
ile birlikte olmak üzere personeli belediyelere devredilebilir.
?X) 349 S. Sayılı
Basmayazı 18.2.2004 tarihli 54 üncü Birleşim tutanağına eklidir.
Birinci fıkranın (d)
bendinde il özel idarelerine devri öngörülen enstitü ve laboratuvarlar Tarım ve
Köyişleri Bakanlığı tarafından belirlenen esas ve usullere göre bina, araç,
gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve
kadroları ile birlikte olmak üzere personeli; görev alanına göre üniversitelere,
kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına veya belediyelere devredilebilir.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına devir halinde personelin devri
isteklerine bağlıdır.
Millî Eğitim
Bakanlığı dışındaki bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı sağlık,
tarım, adalet, tapu kadastro ve Anadolu meteoroloji meslek liseleri bina, araç,
gereç, taşınır ve taşınmaz malları ile bunlara ait bütçe ödenekleri Millî Eğitim
Bakanlığına devredilmiştir. Bu fıkrada öngörülen devir işlemleri ile bu
okulların personelinden devredilecek olanlara ait işlemler, Millî Eğitim
Bakanlığı ile ilgili bakanlık veya kuruluşlar arasında yapılacak protokollere
göre 2003-2004 öğretim yılı sonunda tamamlanır.
Devir ve tasfiye,
Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı ile ilgisine göre bu maddede
belirtilen bakanlıklar tarafından birlikte hazırlanarak Bakanlar Kurulu
tarafından yürürlüğe konulacak esas ve usullere göre birinci fıkranın (a) bendi
dışında en geç bir yıl içinde gerçekleştirilir. Ancak, atanacak personel ile
devredilecek taşınır ve taşınmaz mallar, ilgili mahallî idarelerin ihtiyacı
dikkate alınarak belirlenir. Birinci fıkranın (a) bendinde belirtilen kadroların
dışındaki unsurların devri bir yıl içinde, kadroların ve taşra teşkilatının
bunlara ilişkin görev ve yetkilerinin devri ise Maliye Bakanlığı, Devlet
Personel Başkanlığı ve Sağlık Bakanlığı tarafından birlikte hazırlanarak
Bakanlar Kurulunca yürürlüğe konulacak esaslara göre kademeli olarak beş yıl
içinde yapılır. Bu süre içerisinde devredilmeyen kadrolara ait atamalar Sağlık
Bakanlığı tarafından yapılmaya devam edilir.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
IV. - BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
C) ÇEŞİTLİ İŞLER
1.- Genel Kurulu
ziyaret eden Yakutistan Tarım Bakanı Aial Stepanov ve beraberindeki heyete
Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denilmesi
BAŞKAN - Değerli
milletvekilleri, şu anda, Yakutistan Tarım Bakanı Sayın Aial Stepanov,
beraberinde bir heyetle Türkiye Büyük Millet Meclisini teşrif etmişlerdir;
kendilerine "hoşgeldiniz" diyorum. (Alkışlar)
18
VI. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
(Devam)
4.- Kamu Yönetiminin
Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri,
Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı : 349)
(Devam)
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Oğuz
Oyan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA OĞUZ
OYAN (İzmir) -Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nisan ayında yarım kalmış
bir tasarıyı görüşmeye devam ediyoruz ve ilginç bir şekilde, bu tasarının şu an
burada bulunması gerekirdi; milletvekilleri olarak talep ediyoruz; bu tasarıyı,
birkaç ay önce görüştüğümüz, yarım bıraktığımız tasarıyı edinemiyoruz. Bir kere
böyle bir eksikliği önce belirteyim.
Değerli arkadaşlarım,
bu geçici 1 inci madde, Kamu Yönetimi Temel Kanununun çok önemli bir
uygulamasını gündeme getiriyor. Merkezî idarenin -bunların arasında çok sayıda
bakanlık var- birçok teşkilatı lağvedilerek, ortadan kaldırılarak, taşra
teşkilatı özellikle ortadan kaldırılarak, yerel il özel idaresine devrediliyor.
Şimdi, bu il özel
idaresine devirler de, bir süre sonra işte orada -izleyen paragraflara da
baktığımızda- birtakım kamusal nitelikli kuruluşlara, bu arada belediyelere
vesaireye devredilebilir deniliyor. Yani, il özel idarelerinde de tümü
kalmayabilir; ama, önce bir il özel idareleri...
Bakınız, il özel
idareleriyle ilgili burada yapılmış bir yasayı, Cumhurbaşkanı bize geri yolladı.
Bu geri yollamanın gerekçesinde yer alan ifadeleri eğer değerlendirebilseydi
Türkiye Büyük Millet Meclisi ve iktidar kanadı, o zaman bu geçici maddeleri de
önce komisyona çekelim bir daha düşünelim, ondan sonra tekrar getirelim derdi;
ama, ne yazık ki, bu konudaki uyarıların hiçbir şekilde işe yaramadığı
gözüküyor, bunlardan ders alınmadığı gözüküyor.
Bakın, Sayın
Cumhurbaşkanı şunu söylüyor ve çok haklı olarak söylüyor: "İl özel yönetimi
tanımlanırken, il halkı yanında, ilin yerel ortak gereksinmelerinin de bu
yönetimlerce karşılanacağı belirtilerek, il özel yönetimleri farklı boyuta
taşınmaktadır." Evet, çok haklı olarak bunu söylüyor; çünkü, böylece, il özel
idareleri artık, merkezin yetkilerini bir yetki genişliği çerçevesinde -anayasal
tanımına göre- kullanan organlar olmaktan çıkıyorlar; bunlar, yasak koymak,
uygulamak, gerçek ve tüzelkişilere izin, ruhsat vermek, taşınır taşınmaz malları
almak, satmak, kiralamak vesaire, özelleştirme yapmak, iç ve dışborç almak;
yurtiçi ve dışındaki yerel yönetimlerle işbirliği yapmak, sermaye şirketleri
kurmak gibi görev ve yetkilerle donatılıyorlar ve biz, bu idarelere merkezî
idarenin taşra teşkilatını tümüyle devrediyoruz.
Daha önce hep
söyledik, tekrar edeyim; eğer, orada, il özel yönetimlerinin görevlerini tek tek
saymak yerine hizmet alanlarını belirtip, arkasından da "yasalarda açıkça başka
kurum ve kuruluşlara verilmeyen yerel nitelikteki her türlü görev ve hizmet il
özel yönetimlerince yerine getirilecek" derseniz, bu, bu idarelerin genel
yetkili idare haline getirilmesi demektir. Tabiî, bunun mefhumu muhalifi,
merkezî idarenin de görevleri sayılarak özel yetkili idare haline
getirilmesidir. Bu, Anayasanın 123, 126, 127 nci maddelerine aykırı bir
düzenlemedir.
Burada çok ilgi
çekici bir başka şey daha var. Bakınız, İl Özel İdareleri Kanununu Cumhurbaşkanı
iade ederken şunu da özellikle belirtti: "Eğitim görevi de il özel idarelerine
aktarılmış oluyor."
Konuyu yarım yamalak
izleyen köşeyazarları bazı şeylerin farkına varmadılar, dediler ki: "Canım yani
ne olacak, bu yasalarla, eğitim açısından belediyelere sadece onarım, tamir
görevleri veriliyor."
Belediyeler açısından
böyle de, il özel idareleri açısından böyle değil. 6 ncı maddede il özel
idarelerinin görevleri sayılırken "eğitim, sağlık, tarım, sanayi, ticaret" diye,
eğitim, tam olarak; yani, bina, altyapı vesaire olarak değil, eğitimin kendisi
il özel idarelerine verilmiştir.
Oysa, bilindiği gibi,
bu, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının ilk taslağında da vardı, buna karşı
çıkışların artması nedeniyle eğitim oradan çıkarılmıştı; fakat, yine, bir
kamuoyunu aldatma manevrasıyla, bu, il özel idarelerine eğitim olarak
konuluverdi, daha sonraki aşamalarda tamamlarız, eğitimi de oraya aktarırız
mantığıyla. Bu, şimdi geri döndü.
Değerli arkadaşlarım,
bunu, kuşkusuz tekrar inceleyeceğiz; ama, şimdi, burada, bu geçici maddede Millî
Eğitim Bakanlığının taşra teşkilatının il özel idarelerine devredilmiyor
olmasını bir olumluluk olarak göremiyoruz; çünkü, İl Özel İdaresi Kanununda bu
derc edilmiştir.
Bakınız, il özel
idarelerine eğitime ilişkin hizmetleri il sınırları içinde vermekle, ilköğretim
ya da ortaöğretim ayırımı yapmadan, yapım ve yönetim sınırlaması getirilmeden
eğitime ilişkin tüm hizmetlerin il özel yönetimi görevi içine alındığı
görülmektedir. Cumhurbaşkanının ifadesini okuyorum: "Yürürlükteki İl Özel
İdaresi Yasasının 78 inci maddesinin 9 uncu bendinde ilkokulların tesisi ve
yapımı ile bunların yönetim ve gözetim görevi il özel yönetimine verilmişken,
incelenen yasada eğitime ilişkin hizmetler düzenlemesinin getirilmesi yukarıdaki
anlayışı geçerli kılmaktadır."
Değerli arkadaşlarım,
gene Cumhurbaşkanının ifadesinden okuyorum: "Türkiye'de eğitimde laik düzene
geçiş, Anayasanın 174 üncü maddesiyle korumaya alınan 3 Mart 1924 günlü, 430
sayılı Öğretim Birliği Yasasıyla (Tevhidi Tedrisat Yasası) gerçekleşmiştir. Bu
yasayla Şeriye ve Evkaf Bakanlığı ile vakıflarca yönetilen medreseler ve dinî
eğitim veren okullar kapatılmış, Türkiye'deki tüm okullar Millî Eğitim
Bakanlığına bağlanmıştır."
19
Şimdi il özel
idaresine eğitim görevini vermekle, bir kere, eğitim birliği delinmektedir.
"Öğretim birliği
ilkesinin amacı, eğitimi tek elden uygulanan bir devlet politikası durumuna
getirerek, akla ve bilime dayalı programlarla çağdaş uygarlık hedefine yönelmiş
yurttaşlar yaratmaktır. Başka bir anlatımla, Türk Millî Eğitiminin genel amacı,
Türk Ulusunun tüm bireylerini Atatürk ilke ve devrimlerine ve Anayasada
anlatımını bulan Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, Anayasanın Başlangıçta
belirtilen temel ilkelerine dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti
olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları
yaşamında uygulayan yurttaşlar olarak yetiştirmektir."
Değerli arkadaşlarım,
şimdi burada incelenen bu yasa tasarısında, geçici maddede eğitimle ilgili bir
düzenleme yok gözüküyor; ama, il özel idaresiyle ilgili yasada eğitimle ilgili
tüm hizmetlerin il özel yönetimine bırakılması önemli bir uyumsuzluk, çelişki
yaratmaktadır. Bir kere, önce burada Yasama Organı olarak biz, tutarlı, çelişki
içinde çelişki barındırmayan yasalar yapmak zorundayız. Eğer bunu yapamıyorsak
ya da burada bu tür çelişkileri bilinçli olarak bırakıyorsak, biz önce Türkiye
Büyük Millet Meclisini aldatıyoruz, kamuoyunu aldatıyoruz ve bütün buna bağlı
diğer kurumları da aldatmaya yöneliyoruz demektir.
Değerli arkadaşlarım,
bir başka meseleye de değineyim; geçen görüşmelerde de değinmiştim. Bütün bu
bakanlıkların teşkilatlarının kaldırılması, acaba, nasıl, Türkiye'de kamu
hizmetinin yapılmasına, bir kaotik yapıya, bir kargaşaya düşmeden izin
verecektir, imkân verecektir?!
Bakınız, bir örnek
vermiştim. Tarım Bakanlığına ilişkin bir hizmet alanı var. 2 Mayıs 2004
tarihinde, Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanunu çıkardık
buradan. Bu kanun, kontrol ve denetim yetkisi veriyor Bakanlığa; fakat, işin
tuhafı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının denetim ve rehberlik birimi
oluşturulmamış durumda. Diğer bazı bakanlıklarda, böyle bir rehberlik ve denetim
birimi oluşturuldu; ama, o zaman şunu sormak lazım: Taşra teşkilatı da kalkan
bir Tarım Bakanlığı, acaba, bu denetim görevlerini -gıda denetimi dahil- nasıl
yapabilecek?! Ayrıca, bu görev de il özel idarelerine aktarılmıyor; bunun da
altını çizeyim.
Yani, burada, kendi
iç tutarlılığı olmayan, iyi düşünülmemiş, iyi çalışılmamış ve iyi niyeti de
eksik olan yasa tasarılarını tartışıyoruz. Dolayısıyla, bu geçici 1'de
düzenlenen ve geçici 2'de de devam eden -geçici 2'de de, Köy Hizmetleri Genel
Müdürlüğünün lağvedilmesi söz konusu; geçici 1 ile geçici 2'yi bir arada
düşünmek lazım- bu düzenlemelerle, merkezî yönetimin çok sayıda görev alanı
tasfiye edilmektedir; ama, bunların nasıl yapılacağı, hangi il özel idaresi
teşkilatı çerçevesinde bunların olgun bir şekilde yerine getirilebileceği büyük
bir boşluk olarak durmaktadır.
Türkiye'deki yönetimi
değiştirirken, yönetim sistemini değiştirirken, il özel idarelerinin anayasal
tanımını orada bırakıp, il özel idarelerine merkezî idarenin yapmadığı her işi
yapar biçiminde bir görev tevdi etmek, aslında, çok önemli bir kargaşa yaratmak
anlamına gelmektedir.
Ben, sizi, bir kez
daha, başından itibaren karşı çıktığımız bu Kamu Yönetimi Temel Kanunu
Tasarısını düşünmeye, bu geçici maddelerin tartışılmasını ertelemeye, bunları
geri çekmeye davet ediyorum; aklın yolu budur. Hepinizi aklın yoluna uymaya
davet ediyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Oyan.
Sayın
milletvekilleri, şahsı adına, Gümüşhane Milletvekili Sayın Sabri Varan?.. Yok.
Denizli Milletvekili
Sayın Mustafa Gazalcı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
MUSTAFA GAZALCI
(Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan
Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısı üzerinde kişisel söz aldım; tümünüzü
saygıyla selamlarım.
49 maddesini daha
önce görüşüp, askıya aldığımız kamu yönetimini ve kamu hizmeti anlayışını
temelden değiştiren bir önemli tasarıyı görüşüyoruz. Aradan bunca zaman
geçtikten sonra, aylar önce, kamuoyunda ve burada yapılan tartışmalar sonucunda,
bu tasarı, belki yine bir oldubittiyle sayısal güce dayanılarak geçiştirilecek.
Kamu yönetimi, kamu hizmeti, adı üstünde, tüm kamuyu, halkı ilgilendiren,
etkileyen bir yasadır ve hizmettir.
Değerli arkadaşlar,
getirilen bu düzenlemeyle, aralarında Sağlık, Kültür, Orman ve Sanayi
Bakanlıkları gibi çok önemli bakanlıkların olduğu 9 bakanlığın taşrayla bağı
kesiliyor. Yani, bir kez daha söylemiştim, baş gövdeden koparılıyor. Biz, niçin
bu tasarıya Cumhuriyet Halk Partisi olarak direnerek karşı çıkıyoruz; bir, kamu
yönetiminin bütünlüğü; iki, kamu hizmetinin yoksul-varsıl herkese sunulması
açısından. Başı gövdeden koparılan 9 bakanlık, kendi alanlarında istese de
hizmet yapamıyor. Değerli AKP'li arkadaşlar, Sağlık Bakanlığı alt birimleri
hizmet görüyor diye -bir konuda yer yerinden oynasa, yerel yönetimler bu hizmeti
yapıyor diye- kendisine yasaklıyor. Bilmiyorum, dünyanın herhangi yerinde,
böyle, "yenileşme" adıyla "reform" adıyla bakanlık örgütü kendi kendisinin elini
kolunu bağlar mı, yasaklar mı?! Bu tasarı yasalaşırsa böyle bir garip durumla
karşılaşacağız; yani, taşra örgütü sen ne yaparsan yap bu konuda ben bir şey
yapamıyorum eşgüdümün dışında diyecek. Kamu hizmeti kamu tarafından verilmeyecek
bu tasarı yasalaşırsa, ihale edilecek, devredilecek. Kime?.. Ucu belirsiz sivil
kuruluşlara, şerketlere. Yani, yurttaş artık bundan sonra temel kamu
hizmetlerinden yararlanırken, dur, yasak, buradan sen parayla yararlanabilirsin
denilecek; yani, kamu hizmeti satılacak, ihale edilecek; yerelleştirilecek
değil, özelleştirilecek, açıklık kazanmayacak, satılan bir hizmet haline
gelecek. Karşı çıkış nedenlerimizden birisi de budur.
Bu 9 bakanlığın
dışında Millî Eğitim Bakanlığı gibi çok önemli bir bakanlık da sayılmıştı.
Kamuoyunda oluşan tepkiler ve Cumhurbaşkanının da devreye girmesi sonucunda, bu
bakanlık, şimdi görüşmekte olduğumuz Kamu Yönetimi Temel Yasasından çıkarıldı ve
7 nci maddede eğitim hizmetlerinin merkezî yönetim tarafından görülmesi
öngörüldü, öyle sayıldı; ancak, biz yasalar arasında uyum da sağlayamıyoruz
acelemizden. Çok yasa geçirdik diye övünüyoruz da, aslında çok yasa geçirmek
önemli değildir,
20
az yasa, kalıcı,
halkın sorunlarını, dertlerini çözen yasa önemlidir. Gece gündüz çalışıyoruz,
çalıştırıyorsunuz; ama, onun nimetinden kim yararlanıyor; yoksul halkın hakları
mı budanıyor, kazanılmış haklar mı gidiyor o belli değil. Siz, burada oluşan
tepkiler üzerine, yine, merkezî yönetime verdiğiniz bir hizmeti, bunun alt
yasası kabul ettiğiniz İl Özel İdaresi Yasasında el çabukluğu yapıp, oraya
sokuyorsunuz.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Bir saniye
Sayın Gazalcı...
Lütfen, sözlerinizi
tamamlar mısınız...
MUSTAFA GAZALCI
(Devamla)- Tabiî, Sayın Başkanım.
Bakın, ben burada, İl
Özel İdaresi Yasası görüşülürken, 23 Haziran 2004'te -hükümet adına, sanıyorum
Sayın Güldal Akşit oturuyordu- sordum, eğitim hizmetleri ne olacak? Yani, İl
Özel İdaresi Yasasındaki gibi, onarım, yapım, ilköğretimle ilgili kısım mı,
yoksa bütününü mü sokuyorsunuz? Duvar, ses çıkmadı iktidardan.
Şimdi,
Cumhurbaşkanının geri gönderme yazısı var; -siz de mutlaka okumuşsunuzdur-
burada diyor ki: "Eğitim, ilköğretim, ortaöğretim ayırımı yapılmadan özel
idareye, özel yönetime bırakılmıştır."
Şimdi, değerli
arkadaşlar, siz bize diyorsunuz ki, bu yasanın 7 nci maddesinde, eğitim
hizmetlerini merkezî yönetim yapacaktır. Sonra, bunun alt yasası kabul ettiğiniz
yasada da eğitim hizmetleri il özel idaresi tarafından gerçekleştirilir
diyorsunuz. Ben milletvekili olarak soruyorum, hangisi doğru; yani, eğitim
hizmetlerini kim yapar? Cumhurbaşkanının geri gönderme yazısında, eğitim
hizmetlerinin il özel yönetimlerine bırakılmasının sakıncaları bir bir, çok açık
biçimde sayılmış hatta denilmiş ki, eğitimde asıl olan uygulamadır, çağdaş
uygarlığa yetişmenin yolu eğitimdir. Biz, laik, demokratik, bilimsel eğitimin
bozulacağına ilişkin kaygılar taşıyoruz. Yani, yerel yönetimlere bırakıldığı
zaman, orada, bütünüyle bir ulusal eğitimden, demokratik, laik eğitimden,
bilimsel eğitimden söz edilemez. Ayrıca, Anayasanın 174 üncü maddesine gönderme
yaparak, öğretim birliğinin de zedeleneceğini, çok açık biçimde Cumhurbaşkanımız
söylüyor.
Değerli arkadaşlar,
içten olmalıyız, içten... Açıkça, buraya çıkıp, diyeceksiniz ki, arkadaşlar, biz
artık, üst yönetimin de, yerel yönetimlerin de kamu hizmeti görmesini
istemiyoruz; bunu şirketler görsün...
BAŞKAN - Sayın
Gazalcı, rica edeyim; son cümlenizi...
MUSTAFA GAZALCI
(Devamla) - Sayın Başkanım, bitiriyorum.
Ama, bu, 5
dakikalarla geçiştirilecek bir durum değil. Akşam, Kültür ve Turizm Bakanlığına
ilişkin, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasasını çıkardık. Şimdi, bugün
görüştüğümüz şu maddede, kültür varlıklarımızı, SİT alanlarımızı bütünüyle
devrediyoruz. Akşam başka şey yaptık, bu sabah başka yapıyoruz. Bu kadar büyük
çelişki olmaz! Bakın, dün kabul ettiğimiz Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Kanununda, merkezî yönetim de dahil, Kültür ve Turizm Bakanlığının etkisi...
Hatta, koruma bölge kurulları kuruyoruz; ama, burada, bakın, zamanımız varsa,
isterseniz okuyayım.
BAŞKAN - Sayın
Gazalcı, rica ediyorum...
MUSTAFA GAZALCI
(Devamla) - Peki, bitiriyorum Sayın Başkanım.
Burada ise,
bırakıyoruz belediyelere ve özel idarelere. Bu bir çelişkidir; bu, yarın
döneceği belli olan, hukuk duvarına çarparak döneceği belli olan bir çelişkidir.
O yüzden, önergemizin kabul edilmesini, bunu düşünmenizi diliyoruz. Yani, bu
geçici maddeleri geri çekin, son gün aceleye getirmeyin, oldubittiye getirmeyin.
Bu Meclisin mesaisini, bir daha, bir daha deyip, harcatmayın ve bu çelişkileri
giderin.
Tümünüze saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Gazalcı.
Şahsı adına, Sayın
Orhan Yıldız?.. Yok.
Sayın Haluk Koç;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Yoğun bir dönemin
yoğun bir çalışma temposu içerisinde tamamlanmasına az bir zaman kaldı. Ben,
üzülerek, bazı tespitler yapmak ve bunu da, sizlerin samimî düşünceleriyle
paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
bir defa, hiçbirimiz, çalışma temposunun yoğunluğundan şikâyet edemeyiz, buna
hakkımız yok; çünkü, birikmiş konular, ülkeyi ve toplumu saran sorunlar burada
çözüm bekliyor ve bu çözümü sağlamak için, millet iradesiyle buraya gönderilmiş
kişileriz, aslî görevimiz bu. Bunu yaparken, iktidar ve muhalefet olarak bazı
noktalara dikkat etmemiz gerekiyor. Muhalefet olarak, tabiî ki, sizin gibi
düşünmediğimiz birçok nokta var; bu çok doğaldır. Bizim, bu düşüncelerimizi dile
getirmemiz, zaman zaman İçtüzükten gelen engelleme haklarımızı kullanmamız ve
bunları kamuoyuyla paylaşma noktasında siyaset boyutuyla her türlü imkânı
kullanmamız doğaldır. Siz de, iktidarsınız; verdiğiniz sözlerin yaşama geçmesi
için, elinize belki bir daha geçmeyecek olan bir çoğunluğu en iyi şekilde zaman
içerisinde de tasarrufla orantılı olarak kullanmak durumundasınız; bu da çok
doğal, bu da çok tabiî, çok gerekli bir olay.
Değerli arkadaşlarım,
lütfen, bir bakın, kendinize bir bakın, aynaya bir bakın. Biz bu son haftada ne
yapıyoruz? Dün gece ne yaptık biz? Bir vergi yasa tasarısı görüşüyoruz, Adalet
ve Kalkınma Partisi Grubu iç içe geçmiş, oranlar üzerinde tartışılıyor,
21
milletvekili
arkadaşlarımız bir kaos içerisinde ve Başkan, tasarının bir maddesinde tam iki
defa ara veriyor, bir uzlaşma sağlanamıyor; bir önerge yağmuru altında yasa
geçirmeye çalışıyoruz; saat 02.30... Ondan önce, Belediyeler ve Büyükşehir
Belediyesi Yasa Tasarıları görüşülürken, anımsayacaksınız, tam 36 önergeyle
değişiklik yaptınız.
AHMET RIZA ACAR
(Aydın) - Üstat, demokrasi!
HALUK KOÇ (Devamla) -
Evet, demokrasi iyi kullanıldığı zaman demokrasi olur. Demokrasiyi, sizin gibi,
bu amaçlarla, bu mantıkla başka birisi kullandığı zaman sizin gözünüzde nasıl
gözükür acaba Sayın Vekilim?!
Şimdi, lütfen bir
bakın kendinize... İyi yapmıyorsunuz. Sağlıklı çalışmıyorsunuz. Bakın, iki yıla
yakındır iktidarsınız, dün, Sağlık Bakanlığı, hükümetinizin programında olan,
acil eylem planında olan aile hekimliğinin pilot uygulamasıyla ilgili bir öneri
getiriyor. Bu sağlık politikasının felsefesini içeren, yani, iki dünya görüşü,
sağlığın devlet üzerinde yük olduğu ve bunun bir an önce, bu küreselleşme
rüzgârları altında, vatandaşın, bir şekilde, katkı yaparak almaya çalışacağı bir
hak olarak gören bir sistem, aile hekimliği sistemi ve bunun finansman modeli
de, kulağa çok hoş gelen genel sağlık sigortası; ama, Türkiye gibi, çok çarpık
gelir dağılımı olan, ülke genelinde çok çarpık hizmet dağılım dengesi bulunan
bir ülkede gerçekleştirilmesi gerçekten çok zor olan bir mantık. Bir tarafta da,
sosyal devletin, sağlık alanında, bizim gibi, demin tarif ettiğim ölçütteki bir
Türkiye'de daha hâlâ gerekli olduğu görüşü. Şimdi, çok temel bir konuyu, bir
başka konuyla ilgili tek maddelik bir yasaya, dört sayfalık bir önergeyle, ek
madde olarak sokmaya çalışıyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım,
lütfen sorgulayın; bu Sağlık Bakanı sizin, hiç değişmedi; bu Sağlık Bakanının
bürokratları hiç değişmedi; bu konu, hükümet programınızda var, acil eylem
planınızda var; Meclisin İkinci Yasama Yılının son gününde, bir önergeyle, temel
iddianızı, kanun olarak bu Meclise getirmek kadar bir basiretsizlik sergilemek
yanlış olur. Özür dileyerek söylüyorum... Özür dileyerek söylüyorum... Siyasette
erdemin bir bölümü de özeleştiridir. Lütfen, özeleştiri yapın... Lütfen,
özeleştiri yapın... Yani, bir şeyler iyi gitmiyor, bir eşgüdümünüz yok. Bakın,
dün gece saat 3'e yakın, vergi paketindeki -içinizdeki anlaşmazlıklar
dolayısıyla- görüşmeler bırakıldı; bugün, kamu yönetimine başladık...
SALİH KAPUSUZ
(Ankara) - Hayır... Bundan dolayı mı bırakıldı?!
HALUK KOÇ (Devamla) -
Kalkar konuşursun Sayın Kapusuz, kalkar savunursun, bu çelişkileri kalkar
savunursun.
Bugün, başından
itibaren söylediğimiz, ikibuçuk üç ay önce, temel aykırılıkları olan, Anayasa bu
şekliyle durdukça bunun yasalaşmasının imkânsız olduğunu vurguladığımız, belki
Sayın Kuzu'yu da haksız yere hırpaladığımız... Sayın Kuzu da, size sözünü
dinletemiyor, ben öyle hissediyorum. O hukukçu kimliğiyle...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
SALİH KAPUSUZ
(Ankara) - İşine bak.
BAŞKAN - Sayın Koç,
lütfen, sözlerinizi toparlar mısınız.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Tamamlıyorum Sayın Başkan. Üzülmeyiniz, tamamlıyorum.
Yani Sayın Kuzu'yu da
hırpalıyorsunuz.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Koçun yanında kuzunun hükmü olmaz!..
HALUK KOÇ (Devamla) -
Yapmayın! Değerli arkadaşlarım, biraz sağlıklı bir çalışma düzeni getirelim.
Bakın, bu pazar günü düğün falan da yok, hep beraber çalışalım; ama sağlıklı
çalışalım.
Saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Koç.
Sayın
milletvekilleri, şimdi soru-cevap işlemine geçiyoruz.
Sayın Koç, buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakanımız
orada, bu konuda oldukça teşriki mesaimiz oldu yasanın geçici maddelerine gelene
kadarki görüşmeleri sürecinde, Sayın Bakanımız kalemi kâğıdı da hazırladı; ama
ben sorumu, Sayın Bakana yöneltmeyeceğim, Sayın Kuzu'ya yönelteceğim.
Hocam, içiniz rahat
mı, içiniz rahat mı bu şekildeki bir yasama ısrarından? İl özel idarelerindeki
gerekçeler ortada iken, bu konudaki tüm Anayasaya aykırılıklar ortada iken,
bunun zaman kaybı olarak değerlendirilip, değerlendirilmeyeceği konusunda sizin
görüşlerinizi alabilir miyim?
Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Koç.
Sayın Gazalcı,
buyurun.
MUSTAFA GAZALCI
(Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakana şu
soruları yöneltmek istiyorum :
22
1-Şimdi,
Cumhurbaşkanının veto ettiği İl Özel İdaresi Yasasının geri gönderme
gerekçesinde çok açık ifadeler olduğu halde, bu tasarının da Cumhurbaşkanından
ve Anayasa Mahkemesinden döneceğini bile bile, eh nasıl olsa sonuna geldik, şu
iki üç geçici maddeyi görüşelim de, onu da geri gönderirse biz aynen kabul
edelim mantığı mı var? Yani, o gerekçeden bir okuyup, bunu yeniden gözden
geçirmeyi düşündünüz mü?
2- Dün biz burada
-kürsüde de söyledim- kültür ve tabiat varlıklarımızla ilgili bir yasa kabul
ettik, olumlu bularak, biz de destek verdik; ama, bu yasa, şimdi, bütün
belediyelere ve il özel idarelerine, ulusal düzeydeki müzelerin dışında, Kültür
Bakanlığının taşra örgütünü veriyor. Bu, gerçekten çelişmiyor mu; akşam ayrı
sabah ayrı, o yasa ile bu yasa?
3- Millî eğitimle
ilgili sorumu yinelemek istiyorum Sayın Bakanım. Cumhurbaşkanının geri gönderme
gerekçesinde de var. Millî eğitim, bundan sonra bütünüyle merkezî yönetim
tarafından mı yönetilecektir? Yani, il özel idarelerinin, belediyelerin, eğitim
alanına daha öncekinden daha fazla girip girmeyeceğini, çok açık bir biçimde
bize söyler misiniz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Gazalcı.
Sayın Kılıçdaroğlu,
buyurun.
KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakana bir soru
yöneltmek istiyorum.
Sayın Bakan, Sayıştay
seçimleri, 5.12.2003 tarihinde Sayıştay tarafından başlatıldı. Sayıştay Genel
Kurulu da, 15, 16 ve 21 Ocak tarihlerinde, Türkiye Büyük Millet Meclisine
gönderilecek üyeleri seçti ve gönderdi. Genel Kurulda 21 Ocakta sonuçlanan
seçimler, 22 Ocakta Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunuldu. 26 Ocakta
da -yani, dört gün sonra- Başkanlık, Plan ve Bütçe Komisyonuna, gereğini yapmak
üzere gönderdi.
Bugün, temmuz ayının
ortasındayız. Şimdi düşünün, Sayıştay gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına
denetim yapan bir organın denetçilerini seçme konusunda hiçbir çaba göstermeyen
hükümet, Sayıştayın siyasallaşmasına göz yuman bir hükümet, bir anlamda, Türkiye
Büyük Millet Meclisi adına denetim yaparken, kendi isteği doğrultusunda
bazılarını seçmek için özel bir çaba gösterip, bu seçimleri yapmamak için
telkinde bulanan bir hükümet, acaba, siyasal etik açısından doğru yapıyor mu? Bu
sorunun yanıtını bekliyorum Sayın Bakanım.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Kılıçdaroğlu.
Son soruyu Sayın
Kâzım Türkmen'den alıyorum.
Buyurun Sayın
Türkmen.
KÂZIM TÜRKMEN (Ordu)
- Sayın Bakan, bu Genel Kuruldan çok önemli gördüğümüz İl Özel İdaresi, Belediye
ve Büyükşehir Belediyesi Yasaları geçti. Baştan beri iddia ettiğimiz gibi, İl
Özel İdaresi Yasası Anayasaya birçok aykırılıkları nedeniyle, Reisicumhur
tarafından geri gönderildi.
Şimdi, burada, çok
önemli olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici maddelerini
görüşüyoruz.
Dün akşam, burada,
görüşülüp karara bağlanarak Kültür ve Tabiat Varlıklarımızı Koruma Kanunu adıyla
bu Mecliste son derece önemli, kararlı ve herkesin ittifakı olan bir yasa
çıkarılmıştır. Bu yasanın çıkarılmış olmasının, kültürümüzü koruma bakımından
son derece doğru olduğu konusunda her iki grup da birleşmiş ve bütünleşmiştir.
Ancak, bugün, bu tasarının geçici maddesiyle Türkiye'deki tüm kültür
değerlerimizi, varlıklarımızı yok edecek önlemler gelmiştir. Belediye yasaları
görüşülürken kültür varlıklarımızı koruyacak, önlem alacak hiçbir hüküm oraya
konulmamışken, bugün, bütün kültür varlıklarımızı belediyelere veya il özel
idarelerine devrediyor olmamız, dünkü yasayla sizce bütünleşiyor mu? Sayın
Bakanın, dün akşamki, buradaki uzun konuşmasından sonra, bu yasayla, çıkarmış
olduğu bu yasanın tüm varlıkları yok edilmiyor mu? Kültürün anlayış ve farkları
herkese göre aynı mıdır? Daha düne kadar "böyle sanatın içine tükürürüm" diyen
bir anlayış, tekrar, yeniden hortlatılmak mı isteniliyor? Bu konuda sizden cevap
bekliyorum.
BAŞKAN - Teşekkürler
Sayın Türkmen.
MEHMET IŞIK (Giresun)
- Başkanım, benim de sorum vardı.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, soru-cevap işlemi için süremiz 10 dakikadır. Bunun 5 dakikasını
soru, 5 dakikasını cevap olarak kullanıyoruz. Şu anda da, zaten, 7 dakika oldu.
O nedenle, şimdi, Komisyon ve Hükümet, o kalan sürede soruları
cevaplandıracaklar.
MEHMET IŞIK (Giresun)
- Sayın Başkan, çok teknik bir hata yapılıyor. Lütfen, müsaade edin, bir soru
sorayım, daha doğrusu anlatayım.
BAŞKAN - Üzgünüm
Sayın Işık.
MEHMET IŞIK (Giresun)
- Türk ormancılığını tehlikeye sokuyorsunuz.
BAŞKAN - Buyurun.
23
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; Sayın Haluk Koç, şahsımla ilgili, özellikle Komisyon Başkanı
olarak, bu temel yasalar konusunda içimin rahat olup olmadığını sordu.
Tabiî, ben, bir
anayasa profesörü olarak, kamu reformunun ne olduğunu yakından bilirim.
Hakikaten, yaptığımız yasalar, çok zor yasalar. Bunu kabul etmek lazım.
Anayasamızdaki hükümlerin merkezî yapılandırmaya biraz ağırlıklı olduğu
-yapıldığı tarih itibariyle- doğrudur; ama, ben, komisyonda -üyelerim bilir-
16-17 önerge vererek, birçok alanda değişiklik yapmayı da, orada sağladım; ama,
mevcut haliyle, Anayasaya aykırı yönleri olduğu hususunu çok net görsem -Sayın
Koç, bunu samimî olarak söylüyorum- burada itiraz ederim. Bunun bir süreci de
var zaten, Sayın Cumhurbaşkanı ve Anayasa Mahkemesi süreci açık.
Yalnız, ben, şunu,
özellikle sizden rica ediyorum ve bunu, hakikaten, samimî olarak söylüyorum:
Anamuhalefet Partimizin verdiği önergelerde, her maddenin -malum, 49-50 maddelik
bir yasa, geçici maddeler dışında- Anayasaya aykırılığı bir şekilde söyleniyor.
Halbuki, onun yerine, gerçekten aykırı olduğuna inanılan bir veya birkaç madde
ve onun belli noktaları seçilse, sanırım, daha sağlıklı sonuç alırız. Böyle
geldiği zaman, bir anlamda, yasanın tamamı aykırı şeklinde oluyor. Bu yasanın
tamamının Anayasaya aykırı olduğunu söylemek mümkün değil; madde madde tartışma
noktaları olabilir. O açıdan, net olarak görsem -bunu samimî olarak söyleyeyim-
burada itiraz ederim. Siz de bunu yakından bilirsiniz.
Çok teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, buyurun.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Çok teşekkür ederim.
Değerli
arkadaşlarımın sorularına, kalan birkaç saniye içerisinde cevap vermeye
çalışacağım.
"Sayın
Cumhurbaşkanımızın İl Özel İdaresi Yasasıyla ilgili geri gönderme tezkeresini
okuduk. Buna rağmen, bu yasa tasarısını görüşmeye niye devam ediyorsunuz"
deniliyor. Sayın Cumhurbaşkanı, bir kez daha görüşülmek üzere geri göndermiştir.
Sayın Cumhurbaşkanımızın gerekçede ortaya koyduğu görüşler, mutlak doğru
anlamına gelmez. Türkiye Büyük Millet Meclisi, iradesiyle tekrar görüşür;
katılır veya katılmaz ve yasama görevini en iyi şekilde yapar.
Sayın
Cumhurbaşkanımızın, geri gönderme tezkeresindeki gerekçelerinin önemli bir
kısmına katılmadığımı ifade etmek istiyorum. Diyorlar ki "Millî Eğitim
Bakanlığının görevleri taşra teşkilatına veriliyor ve bu da, Türkiye'de üniter
yapıyı olumsuz etkiliyor." Yok böyle bir şey. Bir defa, hem o yasa okunmamış,
hem temel yasa okunmamış. Biz, Millî Eğitim Bakanlığının tüm yetkilerini
merkezde tutuyoruz.
İZZET ÇETİN (Kocaeli)
- Merkeze nasıl aldınız Sayın Bakan?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Okunmamış ki!
MUSTAFA GAZALCI
(Denizli) - Sayın Bakan, Cumhurbaşkanına "okumamış" demek, saygısızlık.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sadece, şu anda, hâlâ, İl Özel
İdaresi Yasasında, il özel idarelerine verilmiş olan okul yapma görevi il özel
idarelerinde devam ediyor; yani, şu anda da, zaten, il özel idareleri okul
yapıyor. Eğer, okul yapmış olmayı, ülkenin üniter yapısını bozacak diye
değerlendiriyorsanız, ben buna katılmıyorum.
En önemli
gerekçelerden birisi de şudur: "Neden il genel meclisi, başkanını,
seçilmişlerden seçiyor? Valiydi, vali olmaya devam etsin il genel meclisinin
başkanı." Buna, önce, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımızın karşı çıkması
lazım. (AK Parti sıralarından alkışlar) İşte, önümde "Yerel Çözüm 2000"
Diyorsunuz ki "biz, il genel meclislerini valinin vesayetinden kurtaracağız,
seçilmişlerin arasından seçeceğiz başkanı." Sizi bağlayan bu olması lazım.
Benim, bildiğim, bir partiyi, kendi programı, halka vaat ettiği projeleri
bağlar. Sayın Cumhurbaşkanımızın geri gönderme gerekçeleri, bir siyasî partiyi
bağlamaması lazım. Önce, kendi programınıza bakın.
Çok teşekkür ederim.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Bakan,
teşekkür ederim.
Sanırım, bir konuyu
düzeltmekte belki yarar olabilir. Sayın Cumhurbaşkanı, okumadan, gerekçesini
hazırlayıp altına imza atabilecek bir makam değil. Sanırım, orada yanlış veya
başka bir beyan mı vardı?!
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sürçülisan ettiğini ifade edecek herhalde.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Kastettiğim şudur: İl Özel
İdaresi Yasasıyla ilgili değerlendirmeyi yaparken, kamu yönetiminin yeniden
yapılanmasıyla ilgili şu tasarıda, Millî Eğitim Bakanlığı taşra teşkilatının,
yerel yönetimlere devredilmeyeceğinin incelenmiş, görülmüş olması gerekirdi.
Bunu kastettim. Böyle bir şey yapmıyoruz; bunu ifade ediyorum.
HASAN ÖREN (Manisa) -
Söylediğinizi geri mi aldınız, söylediğinizin arkasında mısınız?!
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Efendim, insanlar hata yapamaz
mı; Cumhurbaşkanları hata yapamaz mı; layüsel midir?! Onlar da hata yapabilir.
(AK Parti sıralarından alkışlar; CHP sıralarından gürültüler)
HALİL ÜNLÜTEPE
(Afyon) - Ağzınızdan çıkanı kulağınız duymuyor!
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, bir saniye...
24
Bir konu vardı,
açıklığa kavuştu. O da şu: Yani, Sayın Cumhurbaşkanının, okumadan, bir gerekçe
hazırlayıp altına imza atmayacağını Sayın Bakan da kabul ettiler.
Teşekkür ediyorum.
İZZET ÇETİN (Kocaeli)
- Önyargıdan kurtulması gerekir devletin.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, madde üzerinde 4 önerge vardır. Önergeleri, önce, geliş
sırasına göre okutacağım; sonra, aykırılıklarına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendinde geçen "ören yerleri ile" ibaresi ve ikinci fıkrasında
birinci fıkranın (d) bendine yapılan atfın madde metninden çıkarılmasını;
birinci fıkrasının (e) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve maddeye
dördüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve
teklif ederiz.
Salih Kapusuz Taner
Yıldız M. Altan Karapaşaoğlu
Ankara Kayseri Bursa
A. Müfit Yetkin
Nusret Bayraktar Mehmet Beşir Hamidi
Şanlıurfa İstanbul
Mardin
Şevket Orhan
Bursa
"Sosyal Hizmetler ve
Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü taşra
teşkilatının görev ve
yetkileri ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, kreş, huzurevi, toplum merkezi,
rehabilitasyon merkezi, çocuk ve gençlik merkezi ve kadın sığınmaevi gibi
tesisleri, bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları,
bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel
idarelerine,"
"Birinci fıkranın (e)
bendinde il özel idarelerine devri öngörülen kreş, huzurevi, toplum merkezi,
rehabilitasyon merkezi, çocuk ve gençlik merkezi ve kadın sığınmaevi gibi
tesisler il özel idarelerince Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel
Müdürlüğü tarafından belirlenen esas ve usullere göre bina, araç, gereç, taşınır
ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile
birlikte olmak üzere personeli belediyelere devredilebilir."
BAŞKAN - İkinci
önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 349
sıra sayılı kanun tasarısının geçici 1 inci maddesinin tasarı metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Ali Topuz Mustafa
Gazalcı Sezai Önder
İstanbul Denizli
Samsun
Oğuz Oyan Bayram
Meral
İzmir Ankara
BAŞKAN - Üçüncü
önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesinin (e) bendi
Anayasanın 41 inci maddesine aykırıdır. Bu nedenle, tasarının 1 inci maddesi (e)
bendinin tasarıdan çıkarılmasını arz ederiz.
Muharrem Toprak
Abdulkadir Ateş Osman Özcan
İzmir Gaziantep
Antalya
Erdal Karademir Salih
Gün Mehmet S. Kesimoğlu
İzmir Kocaeli
Kırklareli
Oğuz Oyan
İzmir
BAŞKAN - Şimdi
okutacağım dördüncü önergeyi işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesi, Anayasamızın
sağlık ve çevreye ilişkin 56 ncı maddesine, ormanlara ilişkin 169 uncu
maddesine, tarım ve hayvancılığa ilişkin 44 üncü ve 45 inci maddesine, kültür ve
25
tabiat varlıklarına
ilişkin 63 üncü maddesine, tabiî servet ve kaynaklara ilişkin 168 inci
maddesine, kıyılara ilişkin 43 üncü maddesine, sosyal hizmetlere ilişkin 41 inci
maddesine aykırılık içermesi nedeniyle tasarıdan çıkarılmasını arz ederiz.
Erdal Karademir
Muharrem Toprak Abdulkadir Ateş
İzmir İzmir Gaziantep
Mehmet S. Kesimoğlu
Osman Özcan Salih Gün
Kırklareli Antalya
Kocaeli
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
3 üncü önerge, bendin
Anayasaya aykırılığı iddiasını taşıyor; 4 üncü önerge de, maddenin aykırılığını
iddia ediyor. O nedenle, 3 ile 4'ü birden işleme alıyoruz.
Komisyon katılıyor
mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçe mi,
söz mü?..
OĞUZ OYAN (İzmir) -
Söz istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Oyan. (CHP sıralarından alkışlar)
OĞUZ OYAN (İzmir) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, biz, burada, Anayasaya
aykırılıklar konusunda dikkatinizi çekmeye, sizi uyarmaya ve bundan alıkoymaya
çalışıyoruz. Burada yaptığımız iş, her şeyden önce, bir siyasî tartışmadan daha
önce, bir hukuk tartışması, Anayasa ortada dururken bu düzenlemelerin
getirilemeyeceği tartışması değerli arkadaşlarım. Bu Anayasa buradayken, bu
Anayasanın 123, 126 ve 127 nci maddeleri dururken, bu Anayasanın diğer maddeleri
ortadayken, siz, kamu yönetimini bu biçimde tersyüz edemezsiniz, altüst
edemezsiniz.
Sayın Bakan diyor ki:
"Bu, sizin programınızda var." Bizim programımızın hiçbir yerinde, hiçbir
programda, hiçbir seçim vaadimizde "il özel idarelerinin genel yetkili idareyle
yapılacağı" hükmü yoktur Sayın Bakan. İl özel idarelerinin ve il genel
meclisinin -buna bağlı olarak- genel yetkili, yani, merkezin bütün yetkilerini
kullanan bir idare haline getirilmesi yoktur. Bizim modelimizde, il özel idaresi
-ki, il, bir bölgedir; Türkiye'de, il özel idaresi- komün hakkı denilen hakkı
kullanan bir idare değil. Türkiye'de bunu kullanan iki yönetim biçimi vardır;
belediyeler ve köyler. Türkiye'de, iller, yetki genişliği esası üzerinden
yönetilen birimlerdir. Yani, biz, burada, bu yetki genişliğini bir miktar ve
özerkliği kısmen içine katarak, hususî bir idare haline getirmişiz; buna "özel
idare" demişiz; ama, bunları yetki genişliğinden çıkarıp, yerinden yönetim
haline getirdiğiniz zaman, bu, hem Anayasanın hem de bizim iddiamızın tersine
bir durum haline geliyor. Bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak söylediğimiz,
yerel yönetim anlamında olan birimler, belediyeler ve köylerdir. Siz, burada,
bir kere, bu düzenlemenizle köyleri yok sayıyorsunuz, köy diye bir şey yok.
Sizin buradaki düzenlemenizde, hiçbir yerinde, köy diye yerel bir birim türü
yok.
Öte taraftan, burada,
il özel idaresiyle -yapmaya çalıştığınız şey- Anayasanın en temel
düzenlemelerine aykırı bir düzenlemeyi getirmeye çalışıyorsunuz. Hatta, il özel
yönetimini tanımlarken "il halkı" yanında bir de "ilin yerel ortak
gereksinimleri" diyorsunuz. "İl" dediğiniz zaman, tamamen merkezî idarenin
illerle ilgili o genel hizmet koordinasyonunu bile yok sayıyorsunuz.
Eğer anlaşılmadıysa
tekrar edeyim: Böyle bir anlayış, sadece Anayasaya aykırı değil, bir üniter
devlette kamu yönetimi anlayışına aykırıdır. Bunu eğer anlamak bu kadar zorsa,
işimiz sizinle daha çok demektir. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Oyan.
İki önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Teşekkür ederim. Önergeler kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 349
sıra sayılı kanun tasarısının geçici 1 inci maddesinin tasarı metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Ali Topuz (İstanbul)
ve arkadaşları
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul)- Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçe mi
okunsun, söz mü alacaksınız?
HALUK KOÇ (Samsun) -
Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
26
349 sıra sayılı kanun
tasarısının geçici 1 inci maddesi ile 6, 7, 8 ve 9 uncu maddelerinde düzenlenen
merkezî idare ile mahallî idareler arasındaki yeni görev, yetki ve sorumluluk
dağılımına uygun olarak bazı bakanlıkların taşra teşkilatının görev ve
yetkileri, bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacakları ve
borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli
ilgili mahallî idarelere devredilmektedir.
Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısında kurulmaya çalışılan yapı, Anayasanın kurmuş olduğu yapıya
açıkça aykırıdır. Yasanın bu haliyle çıkarılması halinde, Anayasa Mahkemesi
tarafından iptal edilmesi güçlü bir olasılıktır. Zira, taslaktaki düzenleme,
Anayasanın kurduğu mantığın tersini kurmaktadır. Anayasada yerel yönetimlerin
varlık nedeni, yerel ortak ihtiyaçların karşılanması için hizmet üretmekle
sınırlanırken ve yerel yönetimlerin varlığı, söz konusu alanda merkezî idarenin
kuruluşunu dışlamazken, taslak tam tersi bir düzenleme getirmektedir.
Tasarının merkezî
idare ile mahallî idareler arasında kurduğu yetki ve görev bölüşümü, Anayasal
dengeyi bozması nedeniyle Anayasaya aykırı olduğu gibi, mahallî idarelere
bırakılan hizmetlerin niteliği açısından da aykırılık söz konusudur. Bu noktanın
anlaşılabilmesi için Anayasanın kullandığı "mahallî müşterek ihtiyaçlar" ibaresi
üzerinde durmak gereklidir.
Anayasanın mahallî
müşterek ihtiyaçları karşılamak üzere kurulmasını öngördüğü mahallî idarelere
verilen görevlerin karşılayacağı toplumsal ihtiyaçların büyük çoğunluğunun yerel
ortak ihtiyaç olarak nitelenmesi mümkün değildir. Yerelliği aşan gereksinimler,
özellikler ve sonuçlar söz konusudur. Mahallî idarelerin varlık nedeniyle
hizmetlerin ilgisi zayıftır.
Merkezî idare ile
yerel yönetimler arasında görev bölüşümüne ilişkin birçok kanun, dava veya
itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesinin önüne gelmiştir. Mahkeme, bu vesilelerle
mahallî müşterek ihtiyaçlar kavramına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesine
göre, 127 nci maddede belirtilen mahallî müşterek ihtiyaç kavramı, herhangi bir
yerel yönetim biriminin sınırları içinde yaşayan kişi, aile, zümre ya da sınıfın
özel çıkarlarını değil, aynı yörede birlikte yaşamaktan doğan eylemli durumların
yarattığı, yoğunlaştırdığı ve güncelleştirdiği, özünde yerel ve kamusal hizmet
karakterinin ağır bastığı ortak ihtiyaç ve beklentileri ifade etmektedir.
Bir başka Anayasa
Mahkemesi kararı ile kentsel toprakların planlanması gibi yerellik niteliğinden
kuşku duyulmayan bir ihtiyacın bile, ülke ve bölge düzeyindeki sonuçları
nedeniyle, merkezî idarenin yerel hizmetlere müdahil olması haklı görülmüştür.
Anayasada ve Anayasa
Mahkemesi içtihatlarında yerel yönetimlere, mahallî müşterek ihtiyaçlar alanında
doğrudan görevler verilmesi Anayasaya aykırıdır. Bu haliyle çıkarılacak Kamu
Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı Anayasanın 127 nci maddesine aykırı olacaktır.
Geçici 1 inci madde
ile Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı görüşülmüş maddeleri ile sınırları
yeniden tespit edilen mahallî müşterek hizmetler kavramının Anayasaya
aykırılıkları ortada iken, mahallî müşterek hizmetler kavramı çerçevesinde
hizmet vermesi olanaksız olan kamu kurum ve kuruluşlarının belediyeler ve il
özel idarelerine devredilmesi de Anayasaya aykırı olacaktır.
Yukarıda belirtilen
gerekçelerle, Anayasa aykırı olan düzenlemeleri ayıklayarak maddenin yeniden
düzenlenmek üzere tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür
ederim. Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendinde geçen "ören yerleri ile" ibaresi ve ikinci fıkrasında
birinci fıkranın (d) bendine yapılan atfın madde metninden çıkarılmasını;
birinci fıkrasının (e) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve maddeye
dördüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve
teklif ederiz.
Salih Kapusuz
(Ankara) ve arkadaşları
"Sosyal Hizmetler ve
Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü taşra teşkilatının görev ve yetkileri ile
çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, kreş, huzurevi, toplum merkezi, rehabilitasyon
merkezi, çocuk ve gençlik merkezi ve kadın sığınmaevi gibi tesisleri, bina,
araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri
ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,"
"Birinci fıkranın (e)
bendinde il özel idarelerine devri öngörülen kreş, huzurevi, toplum merkezi,
rehabilitasyon merkezi, çocuk ve gençlik merkezi ve kadın sığınmaevi gibi
tesisler il özel idarelerince Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel
Müdürlüğü tarafından belirlenen esas ve usullere göre bina, araç, gereç, taşınır
ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile
birlikte olmak üzere personeli belediyelere devredilebilir."
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz efendim.
27
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Kapusuz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
SALİH KAPUSUZ
(Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla
selamlıyorum; çalışmalarımızın verimli ve başarılı geçmesini temenni ediyorum.
Elbette, Anamuhalefet
Partimizin değerli sözcülerinin kendi parti görüş ve düşünceleri doğrultusunda
fikirlerini beyan etmeleri kadar doğal olan bir şey yoktur. Biz, bunu saygıyla
karşılıyoruz. Katıldıklarımız olabilir, katılmadıklarımız olabilir; ancak,
yasama faaliyeti bir süreçtir, bir noktasında durup da ondan sonrasını yok kabul
etmenin ve yapılacak çalışmaların sonuçlanmışçasına bir değerlendirmeye tabi
tutulmasının doğru olmadığını takdirlerinize sunmak istiyorum.
Evet, şu andaki
önerge... Biraz önce konuşma yapan arkadaşlarımız, Parlamentomuz tarafından, dün
hızlı bir şekilde kabul edilen yasalar çerçevesinde ören yerlerinden çok
bahsedildi. Eğer dikkat edilmişse, bu önergede onlar çıkarılmıştır. Yani, burada
yanlış bir şey yaptığımız kanaatine varıyorsanız, müsterih olun, yanlış şeyler
yapmamaya çalışıyoruz, doğru şeyleri yapmaya çalışıyoruz. İnancım odur ki, bu
Parlamento, iktidarıyla muhalefetiyle doğru şeyler yapmaya devam edecektir.
Bir diğer husus,
yine...
ALİ RIZA BODUR
(İzmir) - Yaptıklarınıza bizi ortak etmeyin; yanlışlar sizinle beraber olsun.
SALİH KAPUSUZ
(Devamla) - Bize ait olan şeyler bizimledir; hiç merak etmeyin Sayın Bodur.
Değerli arkadaşlar,
bu önergemizde bir şey daha yapıyoruz. Bu, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumuyla ilgili bundan sonraki sürecin, belediyeler değil de, il özel idaresi
tarafından götürülmesi; zaman ve imkân elverdiği ölçüde, ileriki tarihlerde
şartları belirlendikten sonra da, mümkünse, ihtiyaç duyulursa, belediyelere
verilmesi gibi bir yaklaşım söz konusu olacaktır. Önergemiz bunları muhtevidir.
Ancak, bir hususu,
zabıtlara geçmesi ve buradaki milletvekili arkadaşlarımızın bir kez daha
hafızalarına getirmek üzere vurgulamak istiyorum. Eğitimle ilgili olarak, kamu
temel reformunda bizim net olarak düşünce ve görüşümüz şudur, metne yansıyan da
budur; bunu, ister Sayın Cumhurbaşkanımız farklı değerlendirsin, isterse, siz,
bu konuyla ilgili başka yorumlar yapın; ama, bizim anladığımızı da, yazdığımızı
da sizinle paylaşmak istiyorum. O da, şudur: Efendim, eğer, geriye dönüp, temel
yasanın 7 nci maddesine bir bakarsanız, yani, "merkezî idare tarafından
yürütülecek görev ve hizmetler" başlığı altındaki 7 nci maddenin (d) bendi
"millî eğitimle ilgili görev hizmetler merkezî yönetime aittir" diyor. Bundan
vazgeçme yok. Biliyorsunuz, daha sonraki geçici maddelerde devredilenler var ki,
bu geçici 1 inci maddede devredilenler arasında, yine, millî eğitim hizmetleri
de yok. Dolayısıyla, millî eğitim hizmetleri merkeze aittir. Bunun altını çizmek
istiyorum; bir.
Yine, yanlış
anlaşılmaması açısından ifade etmek isterim ki, mevcut İl Özel İdaresi Kanununa
bakacak olursanız -şu anda yürürlükte olan, çıkarıp gönderdiğimiz değil- şu anda
yürürlükte olan İl Özel İdaresi Kanundaki ifade aynen şudur: "Eğitim ve gençlik
spor hizmetleri, İl Özel İdaresine aittir." Yani, yürürlükte olan kanunda zaten
var bu. Peki, şimdiye kadar, bu, eğitimin merkezî idareden alınması anlamına mı
geliyordu; değil. Şu anda, hepiniz biliyorsunuz ki, ilköğretim okullarının
tamamının mülkiyeti il özel idarelerine aittir; merkez yapsa, şahıs yapsa,
bunların devir işlemleri, il özel idarelerine yapılır. Dolayısıyla, bu
hizmetlerin, yine, aynı şekilde, mahallinde yürütülmesi, bu ihtiyaçların,
ihtiyaç bölgeleri dahilinde yapılabilmesi için, biz, İl Özel İdaresi Kanununda
var olan hükmü oraya koyduk; ama, bu yasa henüz çıkıp gitmeden, Sayın
Cumhurbaşkanımız, öyle bir irtibat kurarak, bu gerekçeyle iade etmişse, elbette,
kendilerine ait bir yorum olarak söylemek de, bizim tabiî hakkımızdır.
Değerli arkadaşlar,
bir hususu daha ifade etmek istiyorum; o da şudur: Biz, bu konularla ilgili
olarak, merkezde olan müfredat yapmak, eğitimi programlamak, eğitim
görevlilerinin atamaları dahil merkezde bulunmuş olması, merkezî yönetimin
yetkisindedir. Sadece, mahallinde yapılacak okul ve eğitim hizmetleriyle alakalı
olarak, altyapıya yönelik yapılacak olanlar da kime aittir; yerel yönetimlere,
yani, il özel idaresine ve belediyelerimize aittir. Burada, kuşkuya bırakılacak,
kuşku meydana getirebilecek bir farklılığın olmadığını ifade etmek istiyor,
hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler
Sayın Kapusuz.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler...
HALUK KOÇ (Samsun) -
Karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda, maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Karar yetersayısının aranılmasını istemiştik.
BAŞKAN - Kabul
etmeyenler... Teşekkür ederim.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz, duymuyorsunuz; allah
allah!
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, ek 1 inci madde kabul edilmiştir.
Saat 14.00'te
toplanmak üzere, Birleşime ara veriyorum.
28
Kapanma Saati : 12.58
29
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 14.12
BAŞKAN : Başkanvekili
Yılmaz ATEŞ
KÂTİP ÜYELER : Mevlüt
AKGÜN (Karaman), Enver YILMAZ (Ordu)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116 ncı Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
349 sıra sayılı
tasarının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
VI. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
(Devam)
4.- Kamu Yönetiminin
Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri,
Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı:349) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Geçici 2 nci maddeyi
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 2. -
Kaldırılan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri; araç, gereç,
her türlü taşınır ve taşınmaz malları, bunlara ait ödeneklerle birlikte İstanbul
dışında il özel idarelerine; İstanbul ilinde ise bu hizmetleri il hudutları
dahilinde yapmak üzere İstanbul Büyük Şehir Belediyesine devredilmiştir. Köy
Hizmetleri Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı personeli Tarım ve Köyişleri
Bakanlığına, İstanbul dışındaki taşra teşkilatı personeli bulundukları illerdeki
il özel idarelerine, İstanbul'da ise İstanbul Büyük Şehir Belediyesi
Başkanlığına kadro ve pozisyonları ile birlikte devredilmiş ve bunlar da başkaca
bir işleme gerek kalmaksızın bu kadro ve pozisyonlara atanmış sayılır.
3202 sayılı Köy
Hizmetleri Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda geçen "Köy
Hizmetleri Genel Müdürlüğü" ibareleri İstanbul ilinde "İstanbul Büyük Şehir
Belediyesi", İstanbul dışında ise "il özel idaresi" olarak uygulanır.
Birinci fıkrada
belirtilen tasfiye ve devir işlemleri Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek
esas ve usullere göre altı ay içinde gerçekleştirilir.
BAŞKAN- Teşekkür
ederim.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Bayram Meral.
Buyurun Sayın Meral.
(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)- Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Kamu
Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 2 nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygı ve sevgiyle
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde, bilindiği gibi, daha önce, YSE,
toprak-su, toprak-iskân, orman yolları, orman atölyelerinden müteşekkil bir
genel müdürlük oluşmuştur. Bu genel müdürlük, Türk köylüsüne büyük hizmetler
götürmüştür; yol götürmüştür, su götürmüştür, elektrik götürmüştür, tarla
düzenlemiştir, gölet yapmıştır, 8 yıllık eğitimin ulaşımını sağlamıştır, kar
programında köy yollarını açık tutmuştur. Bu hizmetleri, 49 uncu madde üzerinde
uzun uzun izah ettik.
Ayrıca "Köy
Hizmetleri verimli çalışmıyor" denildi. Köy Hizmetlerinin bağlı bulunduğu
Türkiye Yol-İş Sendikası, Köy Hizmetlerinin yaptığı hizmetleri gazetelerde ilan
etti. Hiçbir Allah'ın kulu, Köy Hizmetleri işçisi bunu yaptı diyemez; ama, ne
yazık ki, nisan ayında 49 uncu maddesine kadar görüşülen bu tasarının
görüşmelerine ara verilince şunu düşündük: Saygıdeğer milletvekilleri yörelerine
gider, vatandaşlarıyla görüşür, seçmenleriyle görüşür, acaba bu müesseselerin
kapanmasına gerek var mı yok mu diye yeni fikirler oluşturur ve gelir, bu tasarı
yeniden ele alınır dedik; ama, ne yazık ki, IMF'ye, Dünya Bankasına, Dünya
Ticaret Örgütüne verilen taahhütler, sözler, maalesef, sayın
milletvekillerimizin seçmenlerinin arasına gitmesine fırsat vermedi.
Değerli arkadaşlarım,
Cumhuriyet Halk Partisinin bütün sözcüleri, bütün konuşmalarında şunu
söylediler: İl Özel İdaresi Yasası, Kamu Yönetimi Temel Yasası, Büyükşehir
Belediyesi Yasası, Belediye Yasası, bunlar, iç içe, bazı maddeleri birbirini
tamamlamaktadır; bu tasarıların hukukî temeli yoktur; bu yasalar, cumhuriyetin
temel müesseselerini tahrip etmektedir; bu yasalar, üniter devlet yapısını,
bütünlüğünü zorlamaktadır dediler. İşte, bizim sözcülerimizin söylediği adım
adım gerçekleşmektedir.
Nereden dönecektir
bunlar, Sayın Cumhurbaşkanından; nereden dönecektir, yarın Anayasa
Mahkemesinden. Yazık değil mi bunca mesaiye değerli arkadaşlarım?! Oturup,
bunları daha sağlıklı düşünsek, daha verimli bir şekle soksak. Hangi siyasî,
vatandaşının sorununun mahallinde çözülmesini istemez; hepimiz istiyoruz; ama,
kusura bakmayın, taahhüt var, IMF'ye sözünüz var, mutlaka bunu tatilden önce
gerçekleştirmek zorundasınız.
Muhterem
arkadaşlarım, bakınız, Sağlık Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre ve
Orman Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme
Kurumu, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı,
Bayındırlık ve İskân Bakanlığının bütün taşra birimleri il özel idarelerine, bir
bölümü de büyükşehir belediyelerine devredilmektedir.
30
Nedir şimdi?.. Tarım
ve Köyişleri Bakanlığında Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü vardır. Bu müessese
sizlere büyük hizmet etti değerli milletvekilleri. Seçim sırasında hepiniz
gittiniz, bu teşkilattan köylerinize hizmet beklediniz, tatlı konuştunuz; ama,
bugün, burada acı şerbet veriyorsunuz bu genel müdürlüğe, bu işçilere; haksızlık
yapıyorsunuz.
M. NECATİ ÇETİNKAYA
(Elazığ) - Daha iyi hizmet götürmek için Sayın Meral.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Karamanın koyunu, sonra çıkar oyunu. Biliyorum sizi. Özelleştirmede
binlerce insanı kapının dışına koydunuz; her gün kapınıza geliyorlar, niye
halletmiyorsunuz işlerini?! Yarın burada da binlerce insanı kapının dışına
koyacaksınız; tanımıyor muyum sizi?! (CHP sıralarından alkışlar)
ASIM AYKAN (Trabzon)
- Biz de sizi tanıyoruz!..
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Tanıyorum sizi, tanıyorum.
M. NECATİ ÇETİNKAYA
(Elazığ) - O zaman ne yapacağımızı iyi biliyorsundur.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Şimdi, ne olacaktır; yalnız o yetmeyecektir...
M. NECATİ ÇETİNKAYA
(Elazığ) - Sayın Meral, bizi iyi tanıyorsan, ne yapacağımızı da iyi
biliyorsundur.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Sayın Valim, sen etme bari. Çok suyunu içtin, ekmeğini yedin
bunların, sırtını çok okşadın bunların, çok yardım ettin; ama, bunu sen yapma.
Bunu yapanlar yapar da, sen yapma.
M. NECATİ ÇETİNKAYA
(Elazığ) - Daha güzel yollar yapacağız.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Daha güzelini nerede yaptınız?! Fakirin sorununu mu çözdünüz,
cebinde çift diplomayla gezen gençlere iş mi buldunuz, sabahın erken saatlerinde
ekmek kuyruğuna giren emeklinin sorununu mu çözdünüz, neyi çözdünüz?! Sizin
gözünüzü seveyim, sizin kendi milletvekillerinizin Irak'taki vahşet için verdiği
önergeye -Kerbala'da camilerin bombalanmasına- elinizi bile kaldıramadınız. Sizi
tanımıyor muyum ben?!
AHMET YENİ (Samsun) -
Seçimden yeni çıktık...
HALİL TİRYAKİ
(Kırıkkale) - Laf atmayın da, şu kurşunu yemeyin bari!..
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Değerli arkadaşlarım, saygıdeğer arkadaşlarım...
AHMET YENİ (Samsun) -
Seçimden yeni çıktık...
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Efendim, bakınız, seçimden yeni çıktınız... Vatandaş haklı yaptı;
Anavatan Partisi gibi mazereti ortadan kaldırdı.
AHMET YENİ (Samsun) -
Seçimden yeni çıktık.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Seçim kazanmak ayrı bir şeydir, hizmet götürmek ayrı bir şeydir. Bir
yerlerde "bu partiye oy vermezseniz, ibadetiniz kabul olmaz, hacca gitmeyin"
diyenler, şimdi sokağa iniyor, hakkını aramak için sokağa iniyor. Kurban olduğum
Allah'ın parmağı yok ki gözünü çıkarsın! (CHP sıralarından alkışlar) Sokağa
iniyor şimdi, sokağa! Sorununu çözün. Şimdi, onları da sokağa indirdiniz; daha
ne olacaktı ki! Yani, şükrü unutturdunuz vatandaşa, bunun ötesi var mı?! Daha ne
olacaktı; imam eğer sokağa iniyorsa, geriye ne kaldı, ne kaldı daha değerli
arkadaşlarım?!
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)
- Su dökülecek şimdi!..
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Geriye kimse kaldı mı?! İmamları bile sokağa indirdiniz, imamları!
Halledin sorununu, çözün.
AHMET YENİ (Samsun) -
Onların sendikaları var.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Hani, meydanlarda ne diyordunuz "işsize iş, aşsıza aş." Nerede kaldı
bu?! Yarın gidiyorsunuz halkın yanına. "Hortumcudan hesap soracağız"
diyordunuz...
AHMET YENİ (Samsun) -
Sorduk.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Şimdi ne yapıyorsunuz; efendim, çaldığınızın yarısı size, yarısı da
bize; yarısı size, yarısı bize...
ALİ RIZA BODUR
(İzmir) - Şimdi, kendi hortumcularını koruyorlar.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ
(Elazığ) - Fazla bağırıyorsun.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Benim Karayolcu arkadaşımdır, Köy Hizmetlerinden arkadaşımdır. Bizde
dört dörtlüktü, size geldi, aklına küstü; ne yapayım ki, ikide bir beni lafa
tutuyor, ben ne yapayım! (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım,
bir şey söyleyeyim, bakınız, haksızlık yapmayın. Her arkadaşınız demeyeyim,
birçok arkadaşınız ağzını açıyor "efendim, Köy Hizmetleri işçisi çalışmıyor"
diyor. Şimdi, ne olacak bu? Şimdi ne olacak, bakınız size anlatayım. Yasada
çıkardığınız, kısa süreli çalışmadır; yani, burada belirsiz akitle çalışan
insanlardır. Birçok özel idarede, devlet memuru, devletin işçisinden düşük ücret
almaktadır; içinizde valiler var... Bu, yarın ne olacaktır; oradaki işçilerin
ücretlerini donduracaksınız; çünkü, başka türlü yapacak bir şeyiniz yok. Bir şey
daha yapacaksınız; insanları kısa süreli çalıştırmaya zorlayacaksınız, birçoğunu
zoraki emekli edeceksiniz. Bir şey daha var; Yol-İşten şikâyetiniz var, işkolu
sorunu çıkaracaksınız, sendikayla uğraşacaksınız, bugün Orman-İşle uğraştığınız
gibi. Besleme sendikacı yetiştiriyorsunuz. Ben, buraya tırnaklarımla geldim;
Allah şahittir buna; ama,
31
besleme sendikacı
yetiştiriyorsunuz; size hayır getirmez. O, dün bir başkasının yanındaydı, bugün
sizin yanınızdaysa, unutmayın ki, yarın yine bir başkasının yanında olurlar.
(CHP sıralarından alkışlar)
Saygıdeğer
arkadaşlarım, Köy Hizmetlerinin dozerini elinden al, greyderini elinden al,
duble yol yapmaya gönder, oradaki işçiyi al oraya gönder... "Efendim, Köy
Hizmetleri az çalışıyor..." Yahu, Köy Hizmetleri size duble yol yapıyor, daha ne
yapsın! Başka ne yapacak; duble yol yapıyor size. Sayın Bakanınız buraya çıktı,
adım adım açıkladı.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, kurulmuş bir düzen var. Allah kimsenin düzenini bozmasın diyoruz.
Kurulu bir düzen var, kurulu düzeni bozuyorsunuz. Bu genel müdürlük oturmuş,
hizmet üretiyor. Sizin, atadığınız genel müdürünüze güveniniz yok mu?!
AHMET YENİ (Samsun) -
Var, var...
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Çalışmıyor mu bu adamlar?..
ASIM AYKAN (Trabzon)
- Daha çok çalışıyor.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Daha çok çalışıyorsa, kurulmuş düzeni niye bozuyorsunuz sayın
milletvekilleri?
BAŞKAN - Sayın Meral,
mikrofona ihtiyaç duymuyorsunuz herhalde!.. Bir saniye...
Buyurun.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Ne yapayım, kusura bakmayın; bunu yapan da, yaptıran da buranın
düzenini bozdu. Onlar da buranın düzenini bozdu. Şu düzen hoş mu, eskiye
benziyor mu?! Buranın da düzenini bozdular. Gelin, siz, düzen bozan olmayın.
Gelin, siz, düzen bozan olmayın.
Şimdi, bakınız, ne
yapıyorsunuz değerli arkadaşlarım -bir gün gelecek, elinizi dizinize
vuracaksınız; ama, iş işten geçmiş olacak- bu yasalarla ne yapıyorsunuz biliyor
musunuz; Ankara'yı by-pass ediyorsunuz. Yarın, siz, il meclis üyelerini
arayacaksınız "senden şu ricam var, şu işimi hallet" diyeceksiniz.
Şimdi, Genel
Başkanınız diyor ki: "Gelin, Seçim Yasasını değiştirelim." Şu önseçimi
getirirseniz, birçoğunuz burada yoksunuz. Siz ne yaptığınızın farkında mısınız?!
Ne yaptığınızın farkında değilsiniz.
AHMET YENİ (Samsun) -
Seçilen gelir, önemli değil.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Değerli arkadaşlarım, o zaman seçilenler geliyorsa, döner şey neydi;
altını bıraktınız?
ŞÜKRÜ ÜNAL
(Osmaniye)- Döner sermaye...
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Kadayıf, kadayıf...
İşler iyiydi de, öyle
idiyse, niye bıraktınız geldiniz o zaman?! Dursaydın ya, neden durmadın orada?!
Orada dursaydınız, ne oldu hani?!
Değerli arkadaşlarım,
gelin, son gün; birbirimizi üzmeyelim, birbirimizi kırmayalım...
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)
- Kırılmaca darılmaca yok.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Burada şunu söylüyoruz; diyoruz ki: Bugün iktidarsınız; bölge
müdürünü siz atıyor musunuz, genel müdürü siz atıyor musunuz, daire başkanını
siz atıyor musunuz, bunlar bu devlet yönetimine sahip mi, başında bakanınız var
mı; neden şikâyetçisiniz?! O zaman, kurulmuş bir düzeni neden bozuyorsunuz?!
Buna bir gerekçeniz var mı?
Efendim, biz, devlet
müesseselerini yok ediyoruz!.. Bir gün çok ararsınız sayın milletvekilleri, çok
ararsınız. Bakın, bu laflarımı boşa kabul etmeyin, bir gün çok ararsınız ve ipin
ucu elden kaçmış olur, ondan sonra akasından koşsanız da tutamazsınız.
FARUK ANBARCIOĞLU
(Bursa) - Öyle bir hata yaparsak geri çevirirler zaten.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) -Değerli arkadaşlarım, bakınız. ben bir şey anlatıyorum, kusura
bakmayın; devlet müessesesinde mutlaka benden daha fazla deneyimi olan vardır;
ama, ben, işin temelinde yoğrulmuş bir insanım, bunların hepsini az çok bilen
bir insanım, bilerek konuşuyorum bunu. İşbaşındayken insanlara bakış açısının ne
olduğunu, insanlar gittikten sonra bakış açısının ne olduğunu bilen bir insanım.
Nerede sizinle oturup kadayıf yiyenler şimdi; yok. Kaçınız gidip de halini
hatırını soruyorsunuz; yok. İşte bu!.. Onun için, ipi iyi bağlayın da
kaçırmayasınız değerli arkadaşlarım.
Değerli arkadaşlarım,
gelin, bakın bir takrir verdik; ben şunu düşündüm -tekrar ediyorum- dedim ki,
sayın milletvekilleri gider, seçmenleriyle bir görüşür, taze fikir edinir, acaba
bu yapılanlar nedir ne değildir, hayır mı getiriyor zarar mı getiriyor; hepimiz
ülkemizi seven insanlarız, bir düşünürüz, tekrar geliriz, fikirlerimizi
birleştiririz, ülkemiz için iyi şey neyse onu yaparız, sorunların ortadan
kalkması için elbirliği yaparız, sıkıntıların aza inmesi için gereken ne ise onu
yaparız. Üreten bir Türkiye; tüketen değil, üreten bir Türkiye...
Bir çivi çakamıyoruz
değerli arkadaşlarım. Çifte diplomalılar geliyor, iş istiyor, hep birlikte
üzülüyoruz. Bunların sorunlarına çözümü nasıl bulacağız, bunu düşünelim.
Kurulu bir düzen var,
kaldırdım... Ee, ne oldu; buradan da üç beş tane işçiyi kapının dışına koydun;
neyi çözdün?! Bir şey çözdük mü; yok. Sorun ne oldu; arttı. O zaman, gelin,
sorun artırıcı bir Meclis olmayalım; sorun çözen, sıkıntıları aza indiren bir
Meclis olalım değerli arkadaşlarım. Bunun için, burada, sizlerden taleplerde
bulunuyoruz.
Ne olur gitsek,
seçmenlerle görüşsek, yeni fikirlerle tekrar gelsek, otursak bunların üzerinde
konuşsak, tartışsak, ne kaybımız olurdu?! Yani, üç ay sonra, beş ay sonra, yasa
çıktı, çıkmadı; gidecek, yine geri gelecek; hiç merak etmeyin. Cumhurbaşkanından
32
gelmezse, Anayasa
Mahkemesinden gelecek. Temeli yok bunun, temeli; en ufak bir depremde gider.
Temeli olmayan bir eser ortaya koyuyorsunuz; çünkü, bunlar birbiriyle ilişkili
değerli arkadaşlarım. Yasa maddeleri birbiriyle bağıtlı, birini çektiğin zaman
ötekisi gidiyor.
Onun için, bir önerge
verdik saygıdeğer milletvekilleri, gelin, bu önergeye uyun, bir şey
kaybetmezsiniz. Birlikte seçmenlerinize gidin, biz de gidelim, daha güzeli nasıl
yaparız, soralım; hep birlikte bu çatı altına gelelim; inanıyorum ki, daha
iyisini yaparız.
Köy Hizmetleri gibi,
Karayolları gibi, Devlet Su İşleri gibi, Devlet Demiryolları gibi, TEK gibi,
Türk Hava Yolları gibi müesseseleri ayaklar altına aldırtmayın.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Meral,
kişisel söz hakkınızı da kullandınız, son cümlelerinizi alayım.
Buyurun.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Sizin gücünüz de bize yetiyor ha! Vallahi!..
BAŞKAN -
Anlayamadım?!
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)
- "Gücünüz bize yetiyor" diyor Sayın Başkan.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Sizin başkanvekilleriniz -çok teşekkür ederim- neredeyse, biraz daha
müsamahalı davranıyor.
Şimdi, sözlerimi
bitiriyorum saygıdeğer milletvekilleri.
Gülüp geçmeyin...
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)
- Estağfurullah!
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Gülüp geçeceğiniz laflar, bir gün bakarsınız ki, karşınızda
aşılmayacak dağ gibi yığılmış. Yaşayarak bunları söylüyorum; oturup bir düşünün,
tartışın.
Kurulu düzeni
bozmayın; müessese çalışmıyorsa "çalışmıyor"u kabul etmiyorum. Onun başındaki
müdürle uğraşın, onun başındaki amirle uğraşın. Ufak bir ile yaranmak için,
binlerce demeyeyim de, yüzlerce insanı toplayıp oturan siyasîlerle uğraşın.
İçinizde var onlar biliyor musunuz; söylemek istemiyorum.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)
- Söyle söyle.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - ANAP'ı geçtiniz...
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)
- Haşa ve kella! Olur mu canım!
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Müsaade et.
Köy Hizmetlerinin bir
bölümünü -işçisiniz, hepiniz biliyorsunuz bunu- belirli yerlerde toplardı, bir
yere gidecek... Öyle, bir bakardın ki, bir grup işçi toplanmış, şak şak...
Nereden geldi bunlar; nereden geldi, otobüsle geldi. Nerede çalışıyor; kamuda.
Yalan değil, dediklerinizde haklılık payı var; ama, onlar gitti. Bugün, onu siz
yapmayın; bugün yapıyorsunuz, unutmayın. Şu anda, yer, il, ilçe söylemek
istemiyorum; bana yakışmıyor; ama, yapıyorsunuz değerli arkadaşlarım. Onun için,
gelin, bir düşünün...
ALİ RIZA BODUR
(İzmir) - Onlar da biliyorlar yaptıklarını.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Elbette biliyorlar, bilmezler mi, bilmez olurlar mı; buz gibi
biliyorlar.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)
- Gaz vermeyin oradan, şurada güzel bir diyalog kuruyoruz.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Değerli arkadaşlarım, geliniz...
AHMET YENİ (Samsun) -
Söyleyin, herkes duysun.
FARUK ANBARCIOĞLU
(Bursa) - Herkes duysun.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Kusura bakmayın da, siz, her bildiğinizi bize söylüyor musunuz?
AHMET YENİ (Samsun) -
Sayın Meral, çekinmeyin, söyleyin.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Ben biliyorum kimin olduğunu, siz de biliyorsunuz. Demiş, hâkim bey,
sen de biliyorsun ama... Amasını söylemiyorum.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ
(Elazığ) - Konuşmayın da, sözünü bitirsin.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Dediği gibi, konuşmayın da sözümü bitireyim; doğru söylüyor.
Değerli arkadaşlarım,
bir önerge verdik. Gelin, acele etmeyin -bir bölümü senin ilinle ilgili;
söyleyeyim ha- bir düşünelim. Ben, grup başkanvekillerinize de özellikle talep
ve teklif ediyorum. Seçmenlerimize bir gidelim. Kurulu bir sistem, kurulu bir
düzen var. İşçi çalışmıyor demeyin; bu yakışmıyor, hoş olmuyor. Oy verdi size,
yolunuzu açtı, yolunuzu düzeltti, asfalt döktü; nasıl çalışmıyor diyorsunuz?!
Gittiğiniz asfalt yollar, onların yaptığı yollar. Gezdiğiniz köylerde eskiden
yol yoktu; stabilize yollar, bir bölümü asfalt yollar, onların yaptığı yollar.
Bunlara nasıl çalışmıyor diyorsunuz sayın milletvekilleri?! Bir düşününüz...
33
CEMAL KAYA (Ağrı) -
Yok, bizde yok.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Diyorsunuz, diyorsunuz.
CEMAL KAYA (Ağrı) -
Bizim 800 kilometre hamyolumuz var.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Hele sen sus, gözünü seveyim.
BAŞKAN - Sayın
Meral...
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Sen eğer oraya geçtiysen, yolların bir bölümünü, git, asfalt yaptır;
yaptıramadıysan, hiç konuşma. Niye konuşuyorsun oradan?
CEMAL KAYA (Ağrı) -
Senin işçilerindi onlar.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Ben, işçilerimle gurur duyuyorum, iftihar ediyorum.
ASIM AYKAN (Trabzon)
- Biz de gurur duyuyoruz, biz de...
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Şu anda, her gittiğim yerde beni omuzlarına alıyorlar; bundan da
gurur duyuyorum; ölünceye kadar da...
ASIM AYKAN (Trabzon)
- Biz de gurur duyuyoruz.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Gurur duyuyorsan, niye kapıya koyuyorsun?! Neden düzenini
bozuyorsun?!
ASIM AYKAN (Trabzon)
- Sistemi değiştiriyoruz sistemi...
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Sayın milletvekilim, gurur duyuyorsanız, neden Köy Hizmetlerini
çalıştırmıyorsunuz, neden yok ediyorsunuz o genel müdürlüğü?!
ASIM AYKAN (Trabzon)
- İşçiler üzerinde siyaset yapma. Biz de gurur duyuyoruz.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Gurur duyuyorsanız, o zaman, bırakın kalsın genel müdürlük!
BAŞKAN - Sayın Meral,
lütfen, sözlerinizi toparlar mısınız.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Kardeşim, zaten, yarısı cevap vermekle geçti...
HALİL TİRYAKİ
(Kırıkkale) - Kesmeyin şu adamın lafını ne olur...
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Sayın milletvekilleri, ben söyledim, ister dinleyin ister
dinlemeyin; ama, bir gün gelecek, bu söylediklerimi teker teker hatırlayıp
"eyvah, bu adam söylemişti; biz yanlış yaptık" diyeceksiniz; bunu unutmayın.
Hepinize saygılar
sunuyorum; iyi tatiller diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Meral.
Sayın
milletvekilleri, şahsı adına ikinci söz, Bitlis Milletvekili Sayın Vahit
Kiler'in.
Sayın Kiler?.. Yok.
ÜMMET KANDOĞAN
(Denizli) - Sayın Başkan, söz istiyorum.
BAŞKAN - Şahsı adına,
Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan; buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN
(Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Kamu
Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı
üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Çok uzun zamandan
beri kamuoyunun gündemini meşgul eden ve kamuoyunda da üzerinde çok büyük
tartışmalar ortaya konulan ve Sayın Cumhurbaşkanının, İl Özel İdaresi Kanununu
bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri göndermesinden
sonra önemi bir kat daha artan bir kanun tasarısını görüşüyoruz.
Bu kanun tasarısının,
değişik maddelerinin, Anayasaya aykırı hükümler taşıdığı kamuoyunda çok ileri
sürüldü. En son, Sayın Cumhurbaşkanının, İl Özel İdaresi Kanununu veto ederken,
ortaya koymuş olduğu esaslar da gözönüne alınacak olursa, bu kanun tasarısının
da yüzde yüz Sayın Cumhurbaşkanından geri döneceği çok açık. Bu kadar çok açık
bir şekilde geri döneceği belli olan bir kanun tasarısının, Meclisin tatile
gireceği son çalışma gününde Meclisin huzuruna getirilmesini anlamak da mümkün
değil. Hâlâ, bu kanun tasarısının, şu anda görüşülmekte olan geçici maddeleriyle
ilgili bölümünün, bastırılarak milletvekillerine dağıtılmadığı da, yine çok açık
bir gerçek.
Durum böyle iken, bu
kanun tasarısının, alelacele, tekrar Meclis gündemine getirilmesi ve burada
birkaç saat süreyle görüşülecek olması, Meclisin gündemini meşgul etmekten başka
bir anlam taşımayacaktır; çünkü, Sayın Cumhurbaşkanının veto gerekçelerini
okurken, birçok hususun, aynı şekilde, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında
yer alması nedeniyle, Sayın Cumhurbaşkanın geri gönderme gerekçeleri içerisinde
yer aldığını da açıklıkla görüyoruz.
Şimdi, ben, bu kanun
tasarısının ilgili maddelerinin, Anayasaya aykırılık hükümleri taşıyan
maddelerinin teknik açıdan izahlarını yapmaya çalışacağım.
34
Bir kere, Anayasamız,
merkezî idare kuruluşlarını genel yetkili, mahallî idareleri de özel yetkili
olarak saymaktadır. Ancak, getirilen 6 ncı ve 7 nci maddelerle, özel idarelerin,
mahallî idarelerin yapacağı işler tadat edilmiş, bunun dışındaki işler merkezî
idareye bırakılmış. Böyle olunca, merkezî idare, genel yetkili olmaktan özel
yetkili konuma geçirilerek, Sayın Cumhurbaşkanının bozma gerekçesinin çok daha
fazlasının açıkça bu kanun tasarısında yer aldığı görülüyor.
Yine, 9 uncu maddenin
son fıkrasının, mahallî idarelerin yetkilerini kısıtlayıcı, mahallî hizmetleri
zayıflatıcı ve yerinden yönetim ilkesine aykırı hükümler konulamayacağı
ifadesiyle, Anayasanın 127 nci maddesinde yerini bulan ve idarî vesayet
yetkisini gösteren beşinci fıkrasına da çok açıkça bir aykırılık taşıdığı
görülmektedir; çünkü, 127 nci maddenin beşinci fıkrasında, merkezî idarenin
mahallî idareler üzerinde vesayet yetkisi olduğu açıkça ifade edilmektedir ve
yine, veto edilen İl Özel İdareleri Kanunundan biliyoruz ki, burada getirilen
hükümler, tamamen idarî vesayeti merkezî idarenin vesayetinden kurtaran hükümler
getirilmesi nedeniyle bu kanun tasarısının ilgili hükümleri de -Sayın
Cumhurbaşkanının bozma gerekçesinde belirtildiği üzere- mutlaka iptal
edilecektir. Çünkü, Sayın Cumhurbaşkanının daha üç gün önce ortaya koyduğu
esaslar gösteriyor ki, yeni bir kanunla ve aynı hükümlerin getirilmesi nedeniyle
bozmamasının mümkün olamayacağını da bütün milletvekillerimizin çok yakından
bileceğine ve takdir edeceğine inanıyorum.
Yine, 16 ncı maddede
-bu madde de çok önemli- sadece bazı bakanlıkların taşra teşkilatları
korunurken, diğerleri kaldırılıyor. Yine, Anayasanın 126 ncı maddesinin ikinci
fıkrasında, illerin idaresinin yetki genişliğine bağlı olduğu çok açıkça ifade
edilmektedir.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Sözlerinizi
toparlar mısınız Sayın Kandoğan.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN
(Devamla)- Toparlıyorum.
Eğer, siz, bazı
bakanlıkların taşra teşkilatlarını kaldıracak olursanız, Anayasanın, illerin
idaresinin yetki genişliği esasını amir hükmüne karşı çok açık ve aykırı bir
şekilde, bakanlıkların taşra teşkilatlarının kaldırılmasının da, yine Anayasaya
aykırılıktan dolayı mutlaka bozulması gerekecektir.
Yine, 11 inci
maddedeki, kamu hizmetlerinin, özel sektöre, sivil toplum örgütlerine
gördürülebileceği hükmü de, yine, Anayasanın 47 nci maddesinin dördüncü
fıkrasına çok açık bir şekilde aykırılık ifade etmektedir.
Yine, bu kanun
tasarısının -saymak istemiyorum- çok çeşitli maddelerinde, idarî vesayetin
ortadan kaldırıldığını ve dolayısıyla, Anayasanın merkezî idarenin mahallî
idareler üzerindeki vesayet yetkisinin kaldırılmış olmasından dolayı da, yine,
Anayasaya açıkça aykırılık taşıdığı da görülecektir.
Yine, 40 ıncı
maddenin ikinci fıkrasındaki "dış denetimi Sayıştay tarafından yapılır veya
yaptırılır" hükmü de Anayasanın 160 ıncı maddesine aykırıdır. Anayasanın 160
ıncı maddesinde, Sayıştayın görev ve yetkileri sayılmış ve Sayıştayın bu görev
ve yetkilerinin bir başka kuruma verileceğine, yaptırılacağına dair bir hüküm
olmaması nedeniyle, bu getirilen 40 ıncı maddenin ikinci fıkrası da, Anayasanın
160 ıncı maddesine açıkça aykırılık ifade etmektedir.
Yine, Sayın
Cumhurbaşkanının, İl Özel İdaresi Kanununu bozma gerekçesinde biraz da ihsası
reyde bulunmasını -ben, o yönüyle de eleştiriyorum bunu- daha henüz önüne
gelmemiş "halk denetçiliği" kavramının da Anayasaya aykırılık taşıdığını bir
ihsası rey olarak önceden belirmesini eleştiriyorum; ancak, bu kanun tasarısının
içerisinde halk denetçiliğinin alenî ve açık bir şekilde yer almasından dolayı,
bu kanunun ilgili hükümlerinin mutlaka bozulacağının da çok açık bir şekilde
karşımıza çıkacağı şüphesizdir.
BAŞKAN - Sayın
Kandoğan, rica ediyorum, son cümlenizi söyleyiniz.
ÜMMET KANDOĞAN
(Devamla) - Hemen toparlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, elbette, kamu yeniden yapılandırılmalıdır, mahallî idarelerin
kaynakları, imkânları, il özel idarelerinin imkânları mutlaka geliştirilmelidir.
Çağın gerçekleri bunlardır; dünya bunu böyle yapmış, bizim de yapmamız lazım;
ancak, bunu yaparken, getirilen bu Kamu Yönetimi Kanunu Tasarısının Anayasaya
aykırılığı çok açık olan hükümleri ortada iken ve bu, Sayın Cumhurbaşkanından
döneceği kesin iken, Meclisin son gününde, bu kadar yorgun olan
milletvekillerinin bu kanun tasarısının üzerinde görüştürülmesinin yanlış
olduğuna inanıyorum. Adalet ve Kalkınma Partisinin Anayasayı değiştirecek
çoğunluğu da var; gelin, hep bebraber bu Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısını,
diğer tasarıları, Anayasadaki ilgili maddeleri de değiştirerek, günün şartlarına
uyarak, yeniden gündeme getirelim, Anayasaya uygun hale getirelim. Anayasadaki
gereksiz idarî vesayeti kaldıralım, yetki genişliği ilkesini kaldıralım; ama,
dört dörtlük bir şekilde, ne Cumhurbaşkanından ne de Anayasa Mahkemesinden
dönecek bir kanun tasarısı getirelim, onu geçirelim ve amacımız da gerçekleşsin.
Ben, son olarak, çok
konuşuldu, çok tartışıldı, 6 ncı maddede il özel idarelerine verilen eğitimle
ilgili yetkinin de yanlış yorumlandığı inancındayım. Çünkü, Belediye Kanununda,
eğitimle ilgili görevler, belediyelerin binaların inşaını, onarımını yapması,
yaptırması şeklinde çok açık bir hüküm olarak yer aldı. Ancak, İl Özel İdaresi
Kanununun 6 ncı maddesinde "eğitim" denilerek genel bir ifadeyle madde metninde
yer almasından dolayı üzerinde tartışma yaratılıyor...
BAŞKAN - Sayın
Kandoğan, sözlerinizi kesmek istemem; ama, 4 dakika oldu... Lütfen... Rica
ediyorum...
ÜMMET KANDOĞAN
(Devamla) - Son cümlemi söylüyorum: İl Özel İdaresi Kanununda o yetki vardır,
Saynı Kapusuz onu söyledi, mülkî idare amiri olarak o yetkiyi çok kullandım,
yirmiüç yıl kullandım; ama, oradaki yetki, ilköğretim okullarıyla sınırlıdır.
İkinci kademe okullarla ilgili il özel idaresinin yetkisi yoktur. Onun için, İl
Özel İdaresi Kanununun 6 ncı maddesinde
35
"eğitim" olarak genel
bir ifadede bulunulduğu için, inşaatı mı, bakımı mı, onarımı mı, çok açık bir
şekilde yer almadığı için tartışma konusu. Bunu da ayrıca belirtmek için bu
ifadelerimi de, cümlemin sonuna ekledim.
Hepinizi, saygı ve
sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Kandoğan.
Sayın
milletvekilleri, soru ve cevap kısmında, tabiî, çok sayıda milletvekilimiz soru
sormak istiyor. Ancak, bildiğiniz gibi, İçtzüğümüze göre de bu soru ve cevap
işlemi, maddeler üzerinde 10 dakikayla sınırlı olduğu için, tabiî, sorduğunuz
sorulara, eğer, yanıt alamazsanız, sormanızın da fazla bir anlamı kalmıyor.
Sadece, sormaktan ibaret kalmasın diye de, bu 10 dakikalık kısmın 5 dakikasını
soru, 5 dakikasını da cevap için kullanıyoruz.
Sayın Mehmet Işık?..
Yok.
Sayın Kılıçdaroğlu,
buyurun.
KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, sorulara
yanıt verirken "Cumhurbaşkanı okumamış" dedi. Hem bu kanun, yani yerel
yönetimlerle ilgili kanun hem de Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı okunmamış.
Tutanaklar önümde, böyle bir ifade kullanıyor.
Birinci sorum şu:
Acaba, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı Cumhurbaşkanına gönderildi mi,
gönderildiyse nasıl, kim tarafından gönderildi merak ediyorum? Gönderilmeyen bir
tasarı Sayın Cumhurbaşkanı tarafından nasıl okunacak?
İkinci sorum: Sayın
Bakana sordum, mademki, bu tasarı bu kadar önemli, ısrarla, Parlamentonun tatile
gireceği son günde gündeme getiriliyor; acaba, Sayıştay seçimleri konusunda
niçin bu kadar duyarlı davranmadı bu hükümet? Bu merakımı da ifade etmiştim;
ama, Sayın Bakan, her nedense bu sorumu yanıtlamak istemedi. Yanıtlamamasının
nedenini öğrenmek istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Kılıçdaroğlu.
Sayın Koç, buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan, lütfedip
dinlerlerse!..
Bu yasa tasarısının
ilk görüşmeleri sırasında kendisine yöneltilen birçok soruyu, zaman darlığı
bakımından yazılı olarak yanıtlayacağını söylemişti. Bunlar Genel Kurul
tutanaklarında mevcuttur; fakat, aradan geçen iki-ikibuçuk ay zarfında, Sayın
Bakandan, soruyu yönelten muhalefet milletvekillerine yazılı bir yanıt
gelmemiştir. Sayın Bakanın iş yoğunluğunu anlıyorum, normal karşılıyorum; ama,
burada yürütmeyi temsil eden bir kişi olarak ve İçtüzük gereği olarak kendisine
sorulan soruların, kendi sözlü taahhüdü de "yazılı olarak size bildireceğim"
olmasına rağmen bu zamana kadar ulaşmamıştır Sayın Bakan. Acaba, bürokraside mi
bir takılma vardır, yoksa sizin mi zamanınız yoktur? Bu konuya açıklık
getirirseniz memnun olurum.
Teşekkür ederim.
ALİ RIZA BODUR
(İzmir) - Sayın Bakan konuşmayı seviyor, yazmayı sevmiyor.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Koç.
Sayın Mustafa
Gazalcı; buyurun.
MUSTAFA GAZALCI
(Denizli) - Sayın Başkanım, Sayın Bakana, aracılığınızla şu soruyu yöneltmek
istiyorum: Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kalkıyor. Yalnız İstanbul'da, bütün
aracı gereci ve işlevi İstanbul Büyükşehir Belediyesine bırakılıyor; öbür
illerde, büyük kentler de dahil, hep özel idareye veriliyor. Böyle bir ayırıma
neden gerek duyuldu? Yani, yalnızca İstanbul'da Büyükşehir Belediye
Başkanlığına, başka yerlerde ise il özel idarelerine. Buradaki amaç nedir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Gazalcı.
Sayın İzzet Çetin;
buyurun.
İZZET ÇETİN (Kocaeli)
- Teşekkür ederim.
Sayın Bakan "Köy
Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kuruluş amacı, kırsal kesime götürülen ve asıl
fonksiyonları olan yol, içmesuyu, kanalizasyon, iskân gibi temel altyapı ve
sulama, arazi toplulaştırma, tarlaiçi geliştirme ve toprak koruma gibi tarımsal
altyapı hizmetlerinde zaman ve kaynak israfından kaçınmak, sektörler arasında
işbirliğini sağlayarak tekrarları önlemek, kısa sürede, daha çok, daha ekonomik
ve daha etkin hizmet üretmektir" denilmektedir. Bu amaç, günümüzde geçerliliğini
yitirmiş midir?
İkinci sorum: Altyapı
alanında büyük ölçekli yatırımları gerçekleştiren Devlet Su İşleri ve
Karayolları Genel Müdürlüklerinin merkez ve bölge teşkilatları dururken, küçük
ölçekli yatırımları gerçekleştiren Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü tümüyle neden
kapatılmaktadır? Bu tercih, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü aleyhine beslenen bir
husumetten mi kaynaklanmaktadır?
Üçüncü sorum: Ulusal
düzeyde, ulaşım hizmetleri kapsamında, devlet ve il yollarına yönelik olarak
hizmet veren Karayolları Genel Müdürlüğü, doğal olarak merkezde korunuyor.
Ulaşım ağının tamamlayıcısı olan ve ülkemiz yol ağının kılcal damarlarını
oluşturan köy yollarının, ulusal düzeyde ulaşım hizmetlerinin dışında tutulması
kabul edilemez. İki yerleşim birimi arasında aynı standartta ulaşım
sağlanamazsa, ulaşımın ulusallığından, ulusal düzeyde ulaşım standardından nasıl
bahsedilebilir?
İl ve devlet yolları
merkezî bir birim ve bölgesel teşkilatlanmayla yürütülürken, köy yolu ağı için
merkezî bir birim ve bölgesel teşkilatlanma düşünülmemesi nasıl açıklanabilir?
Köyde oturanların kentle bağlantısını sağlama amacı yanında tarımsal üretimi
36
pazara iletme işlevi
de gören köy yolu ağında, ulusal planlama, ulusal standartlar nasıl
sağlanacaktır ya da sağlanmasına gerek yok mudur?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Çetin.
Sayın Bakan, buyurun.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, teşekkür
ediyorum.
Sayın Kılıçdaroğlu
iki soru yönelttiler; bir tanesi, 49 maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisinde
kabul edilen ve şimdi geri kalan maddelerini görüşmekte olduğumuz Kamu Yönetimi
Temel Yasası Tasarısı Sayın Cumhurbaşkanına gitmiş miydi diye sordular;
gitmemişti; ama, geri gönderme tezkeresini okursanız, Sayın Cumhurbaşkanının, 49
maddesi burada görüşülen bu tasarıya sık sık atıfta bulunduğunu göreceksiniz.
Demek ki, Cumhurbaşkanlığı makamınca, henüz önüne gelmemiş olan ve büyük bir
bölümü burada görüşülüp kabul edilmiş olan tasarı incelenmiş. Ben de, madem bu
incelendi, orada 7 nci maddede, Millî Eğitim Bakanlığının taşra teşkilatlarının
yerel yönetimlere devredilmemiş olduğunu görmeleri gerekirdi ve sanki
devredilmiş gibi bir mantıkla bir gerekçe oluşturulmamalıydı şeklinde bir
değerlendirme yaptım.
Ayrıca "Sayıştay
seçimleri konusunda, hükümet, neden gerekli duyarlılığı göstermiyor" dediniz.
Sayıştay seçimleriyle ilgili görev, artık, Türkiye Büyük Millet Meclisinindir,
yani sizindir; ben, yürütme organının bir üyesiyim ve yürütme organı olarak
bizim görevimiz bitti; şimdi, top sizde, buyurun kullanın. (CHP sıralarından
alkışlar[!])
HASAN AYDIN
(İstanbul) - Çok güzel!
MUSTAFA ÖZYÜREK
(Mersin) - Harika!
ALİ RIZA BODUR
(İzmir) - Çok güzel bir cevaptı!
HALUK KOÇ (Samsun) -
Spor...
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Yani, toptan bahsedince hemen
spor aklınıza geliyor değil mi; haklısınız.
Sayın Haluk Koç, daha
önceki görüşme esnasında, benim, bazı sorulara yazılı olarak cevap vereceğimi
ifade ettiğimi; ama, bu cevapların, şu ana kadar verilmediğini söylediler. Ben,
bu görüşmelerden hemen sonra, buradaki zabıtları temin ettim; Bakanlıkta bir
çalışma yaptık. Benim yazılı olarak cevaplandıracağım dediğim bir soru -bu süreç
on günden fazla sürdüğü için- daha sonra yeniden sorulmuş ve o sorulara sözlü
olarak cevap vermiştim.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Burada var; bütün tutanaklar burada var.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Haluk Bey, siz de -o zabıt,
oldukça geniş bir zabıttır- orada, benim, sözlü olarak cevap vereceğim dediğim
bir sorunun, daha sonra...
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Bakan, bunun için de bir kitap yazmaya zorlayacaksınız bizi; bir siyasî
profil çıkar burada; mahcup olursunuz.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - ..bana, tekrar, sizler
tarafından yöneltildiğini ve benim de, zaman bularak, o sorulara cevap verdiğimi
göreceksiniz.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Bakan, mahcup olursunuz; yapmayın! Burada bütün sözleriniz var; yapmayın!
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - O bakımdan, o sorulara sözlü
olarak cevap verilmiş olduğu için, yazılı olarak cevap verme ihtiyacı
duymadığımı belirtmek istiyorum.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Neyse ki kayıtlar var, her şey belli!...
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - "Köy Hizmetleri Genel
Müdürlüğü, istanbul'da, İstanbul Büyükşehir Belediyesine bırakılıyor" dedi Sayın
Gazalcı; evet, bu tasarıda böyle bir hüküm var; çünkü, İstanbul belediye
sınırları, artık, il sınırları haline geldi. O bakımdan, artık, İstanbul
Büyükşehir Belediyesi, İstanbul'da, mülkî sınırlar içerisinde, tüm hizmetleri
götürebilme imkânına sahip olduğu için, Köy Hizmetlerinin İstanbul'daki
teşkilatlarını, İstanbul Büyükşehir Belediyesine, araçları, gereçleri ve
personeliyle devrediyoruz ve bu hizmetler, Büyükşehir Belediyesi tarafından
yerine getirilecek.
ALİ RIZA BODUR
(İzmir) - Kocaeli de aynı ama...
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Büyükşehir Belediyeleri
Yasasında, Kocaeli de, aynı şekilde, aynı kapsama alındı; ancak, bizim yapmış
olduğumuz değerlendirmede, Kocaeli İstanbul'la mukayese edildiğinde, şu anda,
aynı potansiyele sahip olmadığını gördük; ancak, doğrusu, biz, şu anda, böyle
bir önerge hazırlamadık; ama, eğer, milletvekili arkadaşlarımız böyle bir önerge
verirlerse, onu da değerlendiririz diye düşünüyorum.
Sayın Çetin, Köy
Hizmetleri Genel Müdürlüğünün hizmetlerinin kırsal alana yönelik hizmetler
olduğunu söylediler, gerçekten doğrudur ve şu anda Köy Hizmetleri Genel
Müdürlüğünün, illerdeki teşkilatları zaten il özel idareleriyle birlikte
çalışarak kırsal
37
kesime hizmet
götürmektedir; yani şu anda, il özel idareleri ile -dolayısıyla, tabiî ki
başında vali vardır- o ildeki Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün yapmış olduğu
hizmetler birlikte yapılmaktadır. Şu anda fiilî bir durum söz konusudur,
aslında, bu fiilî durum bu yasayla hukukî bir durumla tamamlanmaktadır. Ne
personeli mağdur edilecektir... Zaten o personel, orada çalışan insanlar o ilde
oturmakta ve o ilde hizmet vermektedirler; Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğüne
bağlı iken o personel, şimdi il özel idarelerine bağlanacaktır ve bu fiilî
durumu hukukî hale getirmiş olacağız.
Bunun dışında bana
başka bir soru yöneltilmedi.
Başkanım, teşekkür
ederim.
BAŞKAN - Rica ederim.
Sayın
milletvekilleri, madde üzerinde 2 adet önerge vardır. Önergeleri önce geliş
sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
"Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının" geçici 2 nci maddesinin birinci
fıkrasının ikinci cümlesinde geçen "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü merkez
teşkilatı personeli Tarım ve Köyişleri Bakanlığına," ibaresinin "Köy Hizmetleri
Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı, ulusal veya bölgesel düzeyde faaliyet gösteren
araştırma enstitüleri ile Tarımsal Hidroloji Araştırma ve Eğitim Merkezi
Müdürlüğünün kadro ve pozisyonları ile birlikte personeli ve araç, gereç,
taşınır malları ile hizmet binaları ve diğer taşınmaz malları ve bunlara ait
ödenekler Tarım ve Köyişleri Bakanlığına;" şeklinde ve aynı maddenin son
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Salih Kapusuz Taner
Yıldız Mustafa Cumur
Ankara Kayseri
Trabzon
A. Müfit Yetkin
Nusret Bayraktar Mehmet Beşir Hamidi
Şanlıurfa İstanbul
Mardin
"Birinci fıkrada
belirtilen tasfiye ve devir işlemleri Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından
hazırlanarak Bakanlar Kurulu tarafından yürürlüğe konulacak esas ve usullere
göre bir yıl içinde gerçekleştirilir."
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
İkinci önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 349
sıra sayılı kanun tasarısının geçici 2 nci maddesinin tasarı metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Bayram Meral Mustafa
Gazalcı Kemal Kılıçdaroğlu
Ankara Denizli
İstanbul
Mehmet Yıldırım Haluk
Koç
Kastamonu Samsun
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Köy Hizmetleri Genel
Müdürlüğü, YSE, Toprak Su ve Toprak İskân Genel Müdürlükleri ile Orman Yolları
ve Orman Atölyelerinin birleşmesinden oluşmuştur. Böylece, hizmetler tek elden
verimli bir şekilde yürütülmeye başlanmıştır.
Köy Hizmetleri Genel
Müdürlüğü, Türk köylüsüne; yol, içmesuyu, kanalizasyon, iskân, altyapı sulama,
arazi toplulaştırma, tarlaiçi geliştirme, toprak koruma, tarımsal altyapı, gölet
yapımı, kar programı, duble yol ve programda öngörülen Türk Halkının ve Türk
köylüsünün ihtiyacı olan bütün hizmetleri yerine getirmeye çalışmaktadır.
Köy Hizmetleri Genel
Müdürlüğünce hazırlanan yıllık programlara ilaveten, illerde valinin başkanlık
ettiği il yıllık programları dahilinde de hizmet götürülmektedir. Köy Hizmetleri
bölge müdürleri ve il müdürleri büyük ölçüde valinin gözetiminde çalışmaktadır.
38
Böylece 1966 yılında
ülkemizdeki 36 500 köyden yarısından fazlasının, 19 500 köyün hiç yolu yoktu.
Bugün köy yolu ağı 291 000 kilometredir ve köylerimizin hepsinin yolu vardır. Bu
yolların yüzde 31'i asfalt, yüzde 41'i stabilize kaplamalı ve yüzde 20'si de
tesviyeli yoldur.
Hükümetin övünerek
savunduğu 15 000 kilometre duble yol projesinde çalışan toplam 1 348 iş
makinesinin 898 adedi Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünce karşılanmıştır. Bu
makinelerde Köy Hizmetleri işçileri çalışmıştır.
2003 yılında 1 400
adet konut tamamlanmıştır.
Yılda ortalama 800
000 kilometre yolda kar mücadelesi çalışmaları yapılmıştır.
Suyu olmayan birçok
mezraya su, kanalizasyon, tarlaiçi geliştirme, toprak koruma, tarımsal
altyapımı, gölet yapımı ve benzeri hizmetleri başarıyla yerine getirmiştir.
Bu hizmetleri
yaparken illerde valilerin, ilçelerde kaymakamların "denetimi ve gözetimi" söz
konusudur.
Köy Hizmetleri Genel
Müdürlüğü, mülkî amirlerle bu kadar iç içe çalışmasına rağmen "Köy Hizmetleri
Genel Müdürlüğünü kapatıyoruz, il özel idarelerine devrediyoruz" kararına anlam
vermek zordur. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kapatılması;
1- İşbarışını
bozacaktır. Bu Genel Müdürlükte çalışan birçok teknik eleman yeni düzenleme
karşısında verimli olamayacaktır.
2- İller arası
personel arasında tayin, nakil zorluğu olacaktır. Memurların ve işçilerin
anayasal hakları elinden alınacaktır.
3- Zamanla iller
arası ücret farklılıkları söz konusu olacaktır.
İşçilerin kazanılmış
hakları ve sendikal hakları ellerinden alınacak ve birçok işçi işinden
olacaktır. Mevsimlik çalışma, aylık çalışma gibi iş düzenini bozan,
sendikacılığı ve çalışanların sosyal haklarını ortadan kaldıran yeni
düzenlemeler gündeme gelecektir. Çokbaşlılık ve çokseslilik söz konusu olacak,
üretim düşecek, siyasî kayırmalar ve kollamalar önplana çıkacaktır. Bu gibi
içbarışı bozan, üretimi düşüren, taşeronlaşmayı ve kayıtdışını önplana çıkaran,
sendikacılığı yok eden birçok konular sıralanabilir. Bunlara gerek kalmadan,
üretken köylüyle kucaklaşmış Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kapatılmasının
böylelikle madde metninden çıkarılmasının ülkemiz için yararlı olacağını
düşünüyoruz.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür
ederim. Önerge kabul edilmemiştir.
İkinci önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 2 nci maddesinin birinci
fıkrasının ikinci cümlesinde geçen "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü merkez
teşkilatı personeli Tarım ve Köy İşleri Bakanlığına," ibaresinin "Köy Hizmetleri
Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı, ulusal veya bölgesel düzeyde faaliyet gösteren
araştırma enstitüleri ile Tarımsal Hidroloji Araştırma ve Eğitim Merkezi
Müdürlüğünün kadro ve pozisyonları ile birlikte personeli ve araç, gereç,
taşınır malları ile hizmet binaları ve diğer taşınmaz malları ve bunlara ait
ödenekler Tarım ve Köyişleri Bakanlığına;" şeklinde ve aynı maddenin son
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Salih Kapusuz
(Ankara) ve arkadaşları
"Birinci fıkrada
belirtilen tasfiye ve devir işlemleri Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından
hazırlanarak Bakanlar Kurulu tarafından yürürlüğe konulacak esas ve usullere
göre bir yıl içinde gerçekleştirilir."
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul)- Takdire bırakıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Gerekçeyi mi
okutalım, konuşacak mısınız?
SALİH KAPUSUZ
(Ankara) - Sayın Çetinkaya konuşacak efendim.
BAŞKAN - Buyurun.
M. NECATİ ÇETİNKAYA
(Elazığ) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; konuşmama başlamadan önce Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
her şeyden önce, yıllardan beri, Türk siyaseti ve devleti yönetmeye talip olan
bu çatının altındaki herkes, milletin huzurunda şu iddiada bulunmuştur:
Türkiye'de, statükoyu kaldırmak ve dolayısıyla dinamizmi getirmek; kısa zamanda
Türkiye'yi muasır medeniyet seviyesine ulaştırmak... Peki, nasıl yapacaksınız?
Artık, bu gömlek, bu bedene dar geliyor. Bu gömleğin bedene uydurulması lazım.
39
Bakınız, biraz önce,
çok değerli arkadaşlarım, burada fikirlerini beyan ettiler. Tabiî ki, fikirlere
saygılıyız. Sayın Meral de, bu konuları son derece iyi bilen bir arkadaşımız.
Arkadaşlar, size bir
örnek vermek istiyorum. Benim, 1994-1995 yılları arasında, Manisa Valiliğim
sırasında, özel idare programı olarak, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün, 10 000
kilometre asfalt yol ihtiyacı olan bir ile, asfalt olarak tahsis ettiği tul 13,5
kilometreydi.
Arkadaşlar, bakınız,
bir söz var; eğri oturup doğru konuşalım. Şimdi, burada Manisa
milletvekillerimiz var, hepsi bilirler. Köy Hizmetleri İl Müdürünü çağırdım.
Müdüre dedim ki, müdür bey, bunu, bir tarafa atın bir kere. Bu, insanla alay
etmektir. Peki, nasıl olacak bu iş?
İşte, şimdi, yasada
getirdiğimiz şartları uyguladığınız takdirde, siz bu işi başarabilirsiniz.
İşlerin yapılmasını kim denetliyor; il özel idareleri kanalıyla valilerin
görevlendireceği ve onların yönetimi altında bu işin sevk ve idaresinden sorumlu
olan kadro.
BAYRAM ALİ MERAL
(Ankara) - Ödenek verdin mi?
M. NECATİ ÇETİNKAYA
(Devamla) - İzin verir misiniz Sayın Meral.
BAYRAM ALİ MERAL
(Ankara) - Müteahhitlere işi verdiğinizi de söyleyin.
M. NECATİ ÇETİNKAYA
(Devamla) - Sayın Meral, zatıâliniz de o sırada Manisa'ya gelmiştiniz ve
Manisa'da, bu işin sorumlu bir sendikacısı olarak ben size söylemiştim;
şükranlarınızı sunmuştunuz belediyenin salonunda. Bunu biliyorsunuz,
hatırlıyorsunuz.
Ne yaptık biliyor
musunuz 13 kilometreye karşılık; bütün yerel imkânları değerlendirerek özel
idarenin bünyesinde bir harman yaptık; 3 tane asfalt şantiyesi gerçekleştirdik.
Bir belediyenin dozeri var, bir belediyenin greyderi var, bir belediyenin
silindiri var, bir belediyenin plenti var; ama, hiçbir şey yapılmıyor. Siz
bunlarla ne iş yaparsınız? Hesapladık; devletin bu statik yaklaşımıyla, ancak
400 senede Manisa'nın köyleri asfalta kavuşturulabiliyordu.
İşte, burada, benimle
beraber çalışan kaymakam arkadaşlarım var, bilirler; silindir gibi ezip geçtik.
Ne yaptık -bir yılda yapılacak 13,5 kilometrelik yola karşılık- birinci yıl 500
kilometre, ikinci yıl 750 kilometre, üçüncü yıl 1 200 kilometre yol asfaltladık.
ATİLLA KART (Konya) -
Kaça mal ettiniz?
M. NECATİ ÇETİNKAYA
(Devamla) - Değerli milletvekili arkadaşlarımız burada. Bunu nasıl
başarabilirsiniz; işte, yerel yönetimlere verdiğiniz destekle bu hizmetleri bir
an önce yapabilirsiniz.
Diyorsunuz ki
"efendim, milletin huzuruna gideceksiniz, Meclis tatil olunca köylere
gideceksiniz." Evet, arkadaşlarımız köylerine gidecek, bölgelerine gidecek;
dolayısıyla, şunu söyleyecek arkadaşlarımıza köylüler: "21 inci Asırda, hâlâ
katır sırtında köye gidiyorsak, bu devlet oraya hizmet götürmemiştir. Ben yol
istiyorum, su istiyorum, elektrik istiyorum."
Konya milletvekilleri
bilirler; Konya'da, üçbuçuk sene içerisinde, devletin her yıl yaptığı 60 ilâ 120
dersliğe karşılık -Sayın Kart da bilir- biz, o sırada 5 071 derslik yapmışız.
Dünya rekorudur bu; ama, nasıl yaptık bunu; işte, bütün imkânları özel idarenin
bünyesinde toplayarak, bu işleri gerçekleştirdik ve dolayısıyla, Devlet Planlama
Teşkilatı da, bunu, örnek olarak bütün illere dağıttı.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sözlerinizi
tamamlar mısınız.
Buyurun.
M. NECATİ ÇETİNKAYA
(Devamla) - İşte, siz bunu yaparsanız, o zaman hizmet yapar, o zaman bu millete
saygılı olur, o zaman milletin sizden talep etmiş olduğu o hizmetleri
gerçekleştirmenin mutluluğuna erersiniz ve o zaman, milletin temsilcileri
olarak, göğüslerinizi gere gere o milletin huzuruna çıkarsınız ve o millet, sizi
bağrına basar.
Onun için, hizmeti
yapmayacaksınız, statik bir şeyle... Ben biliyorum; sizin ruhunuzda huruşan eden
bir hizmet aşkı var, siz de istiyorsunuz bunu. İstiyorsunuz ki, bir an önce...
Kim istemez, Anadolu yollarının tozdan topraktan kurtularak, bir an önce asfalt
yollara kavuşmasını, insanca bir şekilde, her tarafa rahat bir şekilde ulaşımın
sağlanmasını, içmesuyunun götürülmesini, okulun götürülmesini ve kısa zamanda,
tek derslikli eğitim sistemine ulaşılmasını... Bunu nasıl sağlarsınız; bunu
sağlamanın yegâne yolu, işte, o hizmet aşkı, sizlerden bir an önce, sistemin de
değiştirilmesini istiyor, reform istiyor. Gelin, birlikte, Türkiye'nin bu statik
durumundan kurtulalım, deli gömleği gibi üstümüzde iğreti duran bu gömleği
parçalayalım ve millete verdiğimiz, yıllardan beri... Siz de söz verdiniz, biz
de söz verdik. Ne dedik; dedik ki, biz, bu reformu yapacağız; sizin
programınızda da var, bizim programımızda da var. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Ama, AK Parti bunu gerçekleştirdi, sizin müteşekkir olmanız lazım.
Bunu yapacağız ve bunu gerçekleştireceğiz; kısa zamanda, Anadolu yolları pırıl
pırıl asfalta kavuşturulacak; tıpkı duble yollarda olduğu gibi, tıpkı köy
yollarında özel idarelere verdiğimiz imkânlar gibi.
ALİ RIZA BODUR
(İzmir) - O yollar yağmuru görünce korkuyor yalnız.
M. NECATİ ÇETİNKAYA
(Devamla) - İzin veriniz...
Bakınız, size bir şey
daha söyleyeyim: Bugün, eğer siz, o yolların bir an önce bitirilmesini
istiyorsanız... Biz, köy hizmetlerini özel idarelere bağlamakla tamamen köy
hizmetlerinden vaz mı geçiyoruz; hayır...
40
BAŞKAN - Sayın
Çetinkaya, sözlerinizi tamamlar mısınız...
M. NECATİ ÇETİNKAYA
(Devamla) - Sayın Başkanım, sizin sabrınızı daha fazla taşırmayacağım;
bitiriyorum.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Vali keşif bedellerini de söyleyecek herhalde!
M. NECATİ ÇETİNKAYA
(Devamla) - Ama, bir gerçeği teslim etmek istedim, vurgulamak istedim.
O sebeple, inanıyor
ve güveniyorum hepinize. Hizmet aşkıyla dopdolu olan bu Parlamentonun her ferdi,
bir an önce o dinamizmi yakalamanın, yasal düzenlemeleri, yasal reformları da
bir an önce gerçekleştirmenin Millet Meclisinin yegâne ve millî olduğunu kabul
edecek ve bu konuda bizimle yekvücut olarak bu kanunlara "evet" diyecektir.
Hepinize saygılar
sunuyorum, tatilinizin hayırlara vesile olmasını diliyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Çetinkaya.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, karar yetersayısının aranılması istenmiştir; önergenin
oylanmasında karar yetersayısını arayacağım.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür
ederim. Karar yetersayısı yoktur.
Birleşime 10 dakika
ara veriyorum.
Kapanma Saati : 15.12
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati : 15.24
BAŞKAN : Başkanvekili
Yılmaz ATEŞ
KÂTİP ÜYELER : Mevlüt
AKGÜN (Karaman), Enver YILMAZ (Ordu)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116 ncı Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
349 sıra sayılı
tasarının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
VI. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
(Devam)
4.- Kamu Yönetiminin
Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri,
Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı : 349)
(Devam)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Geçici 2 nci madde
üzerinde verilen önergenin oylanmasında karar yetersayısı istenilmişti.
Şimdi, önergeyi
oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.
Önergeyi kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Karar
yetersayısı vardır; önerge kabul edilmiştir.
Maddeyi kabul edilen
önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim.
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Geçici 3 üncü maddeyi
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 3. -
Yüksek Denetleme Kurulunun personeli, araç, gereç, her türlü taşınır ve taşımaz
malları ve bütçesi Sayıştaya devredilmiştir.
Yüksek Denetleme
Kurulunda çalışanlardan; başkan ve üyeler başka bir işleme gerek kalmaksızın ve
kadro şartı aranmaksızın, birinci sınıfa ayrılmış, birinci sınıfa ayrıldıktan
sonra altı yılını tamamlamış ve birinci sınıfa ayrılma niteliklerini kaybetmemiş
Sayıştay uzman denetçisi; başdenetçi, denetçi ve denetçi yardımcıları da
kazanılmış hak aylık derecelerine uygun Sayıştay uzman denetçisi, Sayıştay
başdenetçisi, Sayıştay denetçisi ve Sayıştay denetçi yardımcısı kadrolarına
atanmış sayılır. Sayıştay uzman denetçiliğine atanmış sayılan başdenetçi ve
denetçilerin birinci sınıfa ayrılmalarına ve uygulamaya ilişkin hususlar 832
sayılı Sayıştay Kanunu çerçevesinde Sayıştay Genel Kurulunca belirlenir. Diğer
personel ise Sayıştay Başkanınca kadro şartı aranmaksızın durumlarına uygun
kadrolara atanır. Devirle ilgili bütün işlemler Sayıştay Başkanınca yerine
getirilir.
Yapılan atamalar
sonucu, kaldırılan Yüksek Denetleme Kurulunun her statüdeki mensuplarına, devir
tarihindeki kadro ve pozisyonlarına ait aylık, ücret, ek ödeme, ikramiye ve
benzeri adlar altında yapılmakta olan ödemelerin net tutarının, Sayıştay
mevzuatına göre hak edecekleri aylık ücret, ek ödeme, ikramiye ve benzeri adlar
altında yapılmakta olan ödemelerin net tutarından fazla olması halinde aradaki
fark giderilinceye kadar herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın
tazminat olarak ödenir.
41
Mülga 72 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin kapsamına giren kuruluşların denetimleri ile halen Yüksek
Denetleme Kurulu tarafından yürütülen denetimler, Sayıştay Kanununda yapılacak
düzenlemeye kadar bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre Sayıştay
tarafından sonuçlandırılır.
8.6.1984 tarihli ve
233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname,
2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye
Büyük Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve diğer
kanunlarda Yüksek Denetleme Kuruluna yapılan atıflar Sayıştaya yapılmış sayılır.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Adana Milletvekili Sayın Kemal
Sağ; buyurun.
CHP GRUBU ADINA KEMAL
SAĞ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Yönetimi Temel Kanunu
Tasarısının, Yüksek Denetleme Kurulunun kaldırılarak Sayıştay bünyesine
alınmasını düzenleyen geçici 3 üncü maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; konuşmama başlarken, hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Bildiğiniz gibi, 24
Aralık 2003 tarihinde Meclisten geçerek yasalaşan 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi
ve Kontrol Kanununda, kamu kaynaklarının denetimi için "içdenetim" ve
"dışdenetim" yapılanması getirilmiş; içdenetimin kamu kurumlarında harcama
öncesi ve sonrasında yerindelik denetimi yapacağı, dışdenetimin ise Sayıştay
tarafından yerine getirileceği hüküm altına alınmıştır. Böylece, Sayıştayın
bugünkü yaptığı yerindelik denetimi bağlamında iş yükü hafifletilmiş olmaktadır.
Bundan sonraki
dönemde, Sayıştayın yerindelik denetiminden çok performans denetimine ağırlık
vereceği anlaşılıyor. Nitekim, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında, Sayıştaya
tek dışdenetim kuruluşu olma misyonunun yüklendiğini görüyoruz; ancak,
Sayıştayın, bu görevi yerine getirecek bir organizasyon yapısı ve bilgi
birikimine sahip olmadığı açıktır. Bu bağlamda, altmışbeş yıllık performans
denetimi tecrübesiyle Yüksek Denetleme Kurulunun Sayıştay bünyesine alınması
olumlu görülebilir; ancak, bu birleşmeden beklenen sonuçların alınabilmesi için,
Yüksek Denetleme Kurulunda altmışbeş yılda oluşan performans denetimi yöntem ve
uygulamalarının Sayıştay bünyesine taşınması mutlaka sağlanmalıdır. Ne yazık ki,
getirilen bu düzenlemede, buna yeterince özen gösterilmediği açıktır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Yüksek Denetleme Kurulu tarafından Meclis adına yapılmakta olan
denetim modelinde, KİT'ler malî, idarî, iktisadî, hukukî ve teknik yönden,
sürekli olarak, idarî ve teknik denetçiler tarafından denetlenerek, kuruluşların
kendilerine tahsis edilen kamu kaynaklarını, modern işletmecilik kurallarına
göre, verimli, etkin ve tutumlu olarak kullanarak, kârlı bir şekilde çalışıp
çalışmadıkları incelenmek suretiyle, ulaştıkları faaliyet sonuçları ve tespit
edilen sorunlara ilişkin çözüm önerileri, geniş kapsamlı bir yıllık denetim
raporu haline getirilerek Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmaktadır. Büyük
Millet Meclisinde komisyon çalışmaları sırasında, denetlenen kuruluşların
yöneticileri ve ilgili bulundukları bakanlık temsilcileri ile Devlet Planlama
Teşkilatı, Hazine Müsteşarlığı, Başbakanlık YDK yetkilileri bulunur ve
dinlenilir. Aynı zamanda kamuya açık olarak yapılan bu denetim, Türkiye'deki
yegâne şeffaf denetimi oluşturmaktadır. Raporlardan bir sonuç alınıp alınmaması
ayrı bir konudur. Bu, bir siyaset sorunudur. Bunu hepimiz biliyoruz. Bunun
sorumluluğunu, denetleyenlere yükleyemeyiz.
Anlaşılacağı üzere,
son derece dinamik bir süreç olarak gerçekleşen bu denetim, tamamen kuruluşların
performansını değerlendirmeye ve artırmaya yönelik bir denetim tarzıdır. Bu
denetimdeki raporların Büyük Millet Meclisine sunuluş şekli, mevcut denetimin
usul ve esasları ile şeffaflık uygulamalarının Sayıştaya taşınması
gerekmektedir.
Anayasanın 160 ıncı
maddesinde, Sayıştayın denetim alanı genel ve katma bütçeli idareler olarak
sınırlandırılmıştır. 165 inci madde hükmüyle de KİT'lerin denetiminin Türkiye
Büyük Millet Meclisince yapılacağı hükme bağlanmış; maddenin gerekçesinde de, bu
denetimin Yüksek Denetleme Kurulu raporları esas alınarak yapılacağı
belirlenmiştir. Bu düzenleme, iktisadî kuruluşların ekonomik gereklere uygun
olarak kârlılık ve verimlilik ilkelerine göre denetlenmeleri ihtiyacından dolayı
yapılmıştır.
Sayıştay denetimi,
genelde bir uygunluk denetimi olup, genel ve katma bütçeli idarelerin
hesaplarının kesin hükme bağlanmasıyla sonuçlanmakta, idarenin amaçları
doğrultusunda etkin, verimli ve tutumlu olarak çalışıp çalışmadığı üzerinde
durulmamaktadır.
Bu yöntemle, iktisadî
alanda ticarî esaslara göre çalışmak durumunda olan KİT'lerin denetlenmesi
halinde, bu kuruluşların faaliyetlerinin aksaması kaçınılmaz olacağından,
Anayasada KİT'lerin ayrı bir yöntemle denetlenmesi esası benimsenmiştir. Bu
düzenlemeye rağmen, KİT'lerin denetiminin, Anayasada görev alanının sadece genel
ve katma bütçeli kuruluşların denetimi olarak belirlenen Sayıştaya verilmesi
Anayasaya uygun değildir.
Bu nedenle, maddede
mevcut KİT denetim usul ve esaslarının korunması hem anayasal bir zorunluluk hem
de şeffaflıkla yönetim ile denetimin sağlıklı iletişimi açısından bir
gerekliliktir.
Faaliyetleri ve tabi
oldukları mevzuatları farklılık arz eden kurumların denetimi uzmanlık
gerektirdiğinden, Sayıştay bünyesinde bu farklılığı gözetecek ve Yüksek
Denetleme Kurulu denetim modelinin olumlu yönlerinden yararlanılmasını
sağlayacak şekilde, yeteri kadar daire oluşturulmalıdır. Ayrıca, Yüksek
Denetleme Kurulunun, altmışbeş yıldır sürekli güncellenerek bugünkü şeklini alan
denetim bilgi ve yöntemlerini Sayıştaya adapte etmeden, Sayıştayın, kendisine
yüklenen bu misyonu götürmesi mümkün değildir.
Maddede, Yüksek
Denetleme Kurulunun denetim sistemini düzenleyen 72 sayılı Kanun Hükmünden
Kararname için "mülga" deniliyor. Devamında da, Sayıştay Kanununda yapılacak
düzenlemeye kadar, 72 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamına
42
giren kuruluşların
denetimlerinin, yine, bu kararname hükümlerine göre yapılacağı ve Sayıştay
tarafından sonuçlandırılacağı hükme bağlanıyor. Siz, yukarıda "mülga" diyerek
YDK Üyeler Kurulunu kaldırıp, bu kişileri başka bir işleme gerek kalmadan ve
yürürlük tarihinde uzman denetçiliğe atayıp, yeniden görevlendiriyorsunuz. Bu
hukukî sakınca mutlaka ortadan kaldırılmalıdır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; maddede yer alan başka bir yanlış da, Yüksek Denetleme Kurulu
mensupları ile Sayıştay meslek mensuplarının kazanılmış haklar bakımından bir
ayırıma tabi tutulmasıdır. Soruyorum size; hakkaniyete uymazsanız, bu insanları
birlikte nasıl çalıştıracaksınız?!
Yüksek Denetleme
Kurulunun Sayıştayla birleştirilmesinde, personelin özlük haklarının korunmasına
ve meslek mensuplarının Yüksek Denetleme Kurulundaki hizmet sürelerinin
değerlendirilmesine önem verilmemiş, başkan ve üyeler unvan kaybına maruz
bırakılarak, uzman denetçi kadrolarına atanmış sayılmışlardır. Diğer meslek
mensuplarından başdenetçi ve denetçilerin intibaklarında ise, Yüksek Denetleme
Kurulunda meslek mensubu olarak geçen hizmet süreleri değerlendirilmeyerek,
birinci sınıfa ayrılma işlemleri, tamamen Sayıştay Genel Kurulunun inisiyatifine
bırakılmıştır. Ayrıca, madde metninde olmayan, fakat, madde gerekçesinde,
maddenin lafzına da aykırı ifadelerle, YDK meslek mensuplarının, bazı özlük
haklarını kazanmaları için Sayıştayda üç ve altı yıllık bir süre çalışmaları
öngörülmüştür. Böylece, yaş haddinden emekliliğine altı yıldan az süresi kalan
YDK ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarında üst düzey yönetici olarak uzun süre
çalışan Yüksek Denetleme Kurulu meslek mensuplarının bu haktan yararlanmaları
söz konusu olmayacak, bu uygulama ciddî haksızlıklara ve hukukî ihtilaflara
sebebiyet verecektir.
Maddede, YDK meslek
mensuplarından onaltı yıldan otuz yıla kadar hizmeti bulunanların tümü, onaltı
yıl hizmeti bulunan Sayıştay meslek mensuplarıyla aynı özlük haklarına sahip
kılınmış, böylelikle de önemli bir hak kaybına ve mağduriyete yol açılmıştır.
Ayrıca, tasarıda,
Sayıştay uzman denetçiliğine atanmaları öngörülen Yüksek Denetleme Kurulu başkan
ve üyelerinin de, kazanılmış haklarının korunması amacıyla, Sayıştay üyesi
olmaları mutlaka sağlanmalıdır. Unutmayınız ki, YDK üyeleri, aynen valiler gibi,
Bakanlar Kurulunca atanmaktadır; bu insanlara, Sayıştay üyeliğini, lütfen, çok
görmeyiniz.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; izin verirseniz, bu açıklamalarımdan sonra, bana ulaşan,
saygıdeğer bir Yüksek Denetleme Kurulu Başkanının mektubundan bir haykırış
demetini, birkaç pasajı size sunmak istiyorum; lütfen, dinlerseniz sevineceğim.
Bu mektup, 14
sayfalık bir mektuptur değerli arkadaşlar. İçerisinde, gerçekten, ibret dolu
birçok cümle vardır. Ben, size, birkaç paragrafını sunmak istiyorum:
"Değerli arkadaşlar,
bu maddenin birinci kısmında, Yüksek Denetleme Kurulu başkan ve üyeleri Sayıştay
denetçiliğine indirilmekte, başdenetçi ve denetçilerin durumu ise, Sayıştay
Başkanının insafına terk edilmektedir.
Yüksek Denetleme
Kurulunun Başkanı, hangi hukuka dayanılarak Sayıştay denetçisi konumuna
indirilmektedir? Yüksek Denetleme Kurulu üyesi, hangi geçerli nedenlerle
Sayıştay üyesinden aşağı bir konuma getirilmek istenmektedir?
Getirilen bu maddenin
hukukla, teamülle, insafla, izanla açıklanabilir bir tarafı var mıdır? Varsa,
Sayın Bakan buyursun, açıklasın. Bu düzenlemenin haklı, makul ve mantıklı hiçbir
gerekçesi yoktur, olamaz.
Anlaşılan, bu maddeyi
kaleme alanlar, Yüksek Denetleme Kurulunun çağdaş yapısına olan kızgınlıklarının
verdiği şaşkınlık içerisinde, hak ve hukuku bir tarafa bıraktıklarının farkında
bile değillerdir; ama, Türkiye'de mahkemeler vardır, hâkimler vardır, bunu geç
de olsa anlayacaklardır."
Bir başka paragraf:
"TOFAŞ hisselerinin satışına aracılık edecek yerli ve yabancı firmaların
seçimine ilişkin uluslararası ihalede, zamanın başbakanının, ihale zarflarını
konutuna getirterek açtığını ve komisyonu yönlendirdiğini, Türk ve dünya
kamuoyunun Yüksek Denetleme Kurulunun raporundan öğrendiğini hatırlayınız.
Atatürk'ün kurduğu bu çağdaş kuruluş, söz konusu olaya ilişkin raporunu
Başbakanlığa gönderdiği sırada, ihale zarflarını açan kişi başbakanlık
koltuğunda oturuyordu. Bu, Türk bürokrasi ve denetleme tarihinde ender görülen
örnek bir olaydır. İşte, böyle bir kuruluşu, sözde reform tasarısıyla tarihe
gömüyorsunuz."
Değerli arkadaşlarım,
bir başka paragraf: "Bu söylediklerimi politika yapıyor diye düşünenlere
sesleniyorum. Bu geçici 3 üncü maddeyle, sadece bir kuruluş değil, bir zihniyet,
cezalandırılmak suretiyle tasfiye edilmek istenmektedir. 'Ben kamusal alan
tanımam' çıkışıyla, iktidarın arkabahçesi olduğu işaretini veren Sayıştay
Başkanının ısrarlı talep ve yanlış yönlendirmesiyle oluşturulan bu cezalandırma
maddesi, üzülerek belirtmemiz gerekir ki, devlet adına büyük bir ayıp olarak
tarihe geçecektir."
Evet, sanıyorum bir
paragraf daha sunarsam yeterli olacak sayın milletvekilleri.
"Değerli arkadaşlar,
bunun gelişigüzel, bilinçsiz bir şekilde yapılmadığına hiç kuşku yoktur. Yüksek
Denetleme Kurulunda, bugün kurul üyesi olarak görev yapan iki müsteşar, bir
müsteşar yardımcısı ve dört genel müdür bulunmaktadır. Diğer üyeler, yıllarca
denetçilik ve başdenetçilik yaptıktan sonra, bu göreve gelmişlerdir. Bu
kişilerin, yıllar sonra müsteşarlık, genel müdürlük gibi görevlerden sonra
denetçilik yapmaları; yani, bu haksızlığı kabul etmeleri elbette mümkün
değildir. İşte, bu haksız, hukuksuz düzenlemenin temel amacı, Yüksek Denetleme
Kurulu başkan ve üyelerini, emekliliklerini istemeye zorlayarak tasfiye etmek ve
yerlerine, KİT denetiminin Sayıştaya verilmesiyle artan iş hacmini sebep
gösterip, alınacak yeni üye kadrolarına kendi adamlarını getirmektir."
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
43
BAŞKAN - Sözlerinizi
tamamlar mısınız.
Buyurun.
KEMAL SAĞ (Devamla) -
Evet Sayın Başkanım, tamamlayacağım.
Devam ediyorum:
"Evet, bu devlet ayıbı, Yüksek Denetleme Kurulunun, çağdaş denetimin tüm
tekniklerini bilen, aydın, çağdaş insanlarını Atatürk'ün kurduğu kurulla beraber
tasfiye etmek amacıyla yapılmaktadır.
Yüksek Denetleme
Kurulunun başkan ve üyeleri ile diğer meslek personeli, bu haksızlık karşısında
onurlarını kurtarmak için elbette emekliliklerini isteyeceklerdir. Ama,
bilinmelidir ki, yanlış hesap bir gün düzeltilecek, hak yerini bulacaktır.
Saygılarımla."
Bu mektup burada
bitiyor.
Değerli
milletvekilleri, bizim bu maddeye ilişkin bir önergemiz var. Biz, bu önergeyle,
bu maddenin kaldırılmasını talep ediyoruz, umarım değerlendirmeye alırsınız.
Grubumun ve şahsımın
görüşlerini açıkladım. Hepinizi, bu düşüncelerle, saygıyla selamlıyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Sağ.
Şahsı adına, Ankara
Milletvekili Sayın Telat Karapınar; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
TELAT KARAPINAR
(Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 349 sıra
sayılı yasa tasarısının geçici 3 üncü maddesiyle ilgili görüşlerimi bildirmek
üzere söz almış bulunuyorum.
Geçici 3 üncü madde,
Yüksek Denetleme Kurulunun personel, araç, gereç ve her türlü taşınır ve
taşınmaz mallarının ve bütçesinin Sayıştaya devredilmesiyle ilgili olup, yerinde
bir düzenlemedir.
Bu konuda olumlu oy
vereceğimi bildirir, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Karapınar.
Sayın
milletvekilleri, soru-cevap kısmına geçiyoruz.
Sayın Koç, buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan, sizin
yanıtlamanızı istirham edeceğim.
Bakın, denetlemeyle
ilgili önemli gündem maddelerinin konuşulduğu bir oturumdayız ve Türkiye'deki en
saygın denetim kurumlarından bir tanesi Sayıştay. Demin, Sayın Bakan,
yanılmıyorsam, kendisini yürütmenin bir üyesi olarak tanımladı ve yasama
organının bir üyesi olarak bulunmadığını ima etti ve herhalde, bakanlığının
görevi kapsamındaki bir benzetmeyle de, Meclise döndü "top sizde" dedi.
Top kimde Sayın
Bakan? Top, Sayın Meclis Başkanı tarafından Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanına
gönderildi. Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı, Adalet ve Kalkınma Partisi Afyon
Milletvekili Sayın Sait Açba; Başkanvekili, Bursa Milletvekili Sayın Altan
Karapaşaoğlu. Topun kimde olduğunu, devamını öğrenmek istiyor musunuz Sayın
Bakan?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Ben zaten başka birini
söylemedim ki, Mecliste dedim.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Evet, evet...
O top orada nasıl
işleyecek Sayın Bakan? Niye, Sayıştay üyesi seçimini Plan ve Bütçe Komisyonunda
gündeme getirmiyorsunuz? Niye bu kurumu tıkıyorsunuz? Böyle ucuz sözlerle
kurtulmanız mümkün değil!
Saygılar sunuyorum.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Muhatapları cevabını verir.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Koç.
Buyurun Sayın Mesut
Özakcan.
MEHMET MESUT ÖZAKCAN
(Aydın) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Sayın
Cumhurbaşkanının, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısına atıfta bulunarak, İl
Özel İdaresi Kanununu geri gönderdiğini söylediniz. Demek ki -açıklamanıza göre-
Sayın Cumhurbaşkanımız, henüz gönderilmeyen tasarıyı bile okumuş, incelemiş. İl
Özel İdaresi Kanununu okumadığı sonucuna nasıl vardınız Sayın Bakanım?
İkinci sorum:
"Sayıştay konusunda top Türkiye Büyük Meclisinin, buyurun, top sizde" dediniz.
Sayın Bakanım, Sayıştay üyelerinin belirlenmesiyle ilgili yazı, Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığımızca, altı ay önce Plan ve Bütçe Komisyonu
Başkanlığımıza gönderilmiş. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak
-hem tek tek hem de toplu yazarak- Sayın Komisyon Başkanımızdan, Sayıştay
üyelerinin belirlenmesiyle ilgili konunun gündeme alınmasını talep ettik; ancak,
bugüne kadar
44
komisyon gündemimize
gelmedi. Bu durumda, acaba, merak ediyorum, top Yüce Mecliste mi; yoksa,
görevini titizlikle yapan Sayın Komisyon Başkanımızın iradesini aşan başka bir
güç, topu bir yerlere mi sakladı?!
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Özakcan.
Buyurun Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, çok teşekkür
ederim.
Biraz önce, Sayın
Kemal Sağ, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Başkanından aldığını ifade ettiği
bir mektup...
KEMAL SAĞ (Adana) -
Emekli başkan, Sayın Bakan, emekli başkan...
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Ancak, o şekilde zabıtlara
geçmiş olabilir...
KEMAL SAĞ (Adana) -
Düzeltiyorum, emekli başkan, Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Tamam.
Çünkü, şu anda, bu
görevi vekâleten yürüten arkadaşımız böyle bir mektup yazmadığını ifade etti;
onun için sormuştum. Emekli başkansa, tabiî, bir diyeceğim yok.
Sayın Koç, benim,
demin, yürütme organının bir mensubu olarak burada oturduğumu "yasama organının
bir mensubu değil misiniz aynı zamanda" ifadesini kullandılar. Şu anda, burada,
hükümeti temsilen bulunuyorum, bunu ifade etmek istedim; yani "yürütme organının
bir mensubu olarak burada bulunuyorum" dedim.
Milletvekili
arkadaşımız Sayın Mesut Bey de aynı konuya temas etti. Plan ve Bütçe
Komisyonunda ise konu -Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi arkadaşlarımız var- oradaki
bir kanun tasarısının, teklifinin veya bir işin nasıl gündeme alınacağı
İçtüzükte bellidir. Konunun, o süreç içerisinde çözümlenmesi lazım. "Niye bunu
gündeme almıyorsunuz" sorusunun direkt muhatabı ben olamam; çünkü, Komisyonun
Başkanı veya İçtüzüğe göre o komisyonun gündemini kimler yapacaksa, tabiî ki,
onlar yapar; bu soruların muhatabı da direkt onlardır. Ben, bu bağlamda "top
Meclistedir" derken, bunu ifade etmek istedim.
Bunun dışında, yine,
Mesut Bey, İl Özel İdaresi Yasasının Sayın Cumhurbaşkanınca okunmamış olduğu
şeklinde bir ifade kullandığımı ifade ettiler. Ben, demin, bir soru üzerine
verdiğim cevapta da belirtmiştim; burada 49 maddesi görüşülen ve şimdi de
görüşülmeye devam edilen kamu yönetimiyle ilgili tasarıda, millî eğitimle ilgili
hizmetlerin merkezî yönetimin elinde bulunmaya devam edeceğini, bunun, Sayın
Cumhurbaşkanımızca, bilinerek, geri gönderme gerekçesinin buna göre yazılmış
olmasını düşündüğümü, herhalde bunun gözden kaçtığını ifade ettim; ama,
gerekçeyi okuduğumuzda, buraya da atıfta bulunduğu için, mutlaka dikkatli
şekilde incelenmiş olmalıydı anlamına kullandım. Herhalde, bu kadar bir
değerlendirme yapmamı da yadırgamazsınız diye düşünüyorum.
Sayın Başkanım,
teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Bakan.
Sayın
milletvekilleri, madde üzerinde 3 adet önerge vardır; önergeleri önce geliş
sırasına göre okutacağım, sonra aykırılıklarına göre de işleme alacağım.
İlk önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 3 üncü maddesinin birinci
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve ikinci fıkrasına ikinci
cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Salih Kapusuz Taner
Yıldız Mustafa Cumur
Ankara Kayseri
Trabzon
A. Müfit Yetkin
Nusret Bayraktar
Şanlıurfa İstanbul
"Yüksek Denetleme
Kurulunun personeli, araç, gereç, her türlü taşınır ve hizmet binası dışındaki
taşınmaz malları ve bütçesi Sayıştaya, hizmet binası ise Başbakanlığa
devredilmiştir."
"Sayıştay Genel
Kurulu, bunlardan, yaşları itibariyle birinci sınıfa ayrıldıktan sonra
Sayıştayda altı yılını doldurmaları mümkün olmayanlar için bu süreyi kısaltmaya
yetkilidir."
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
İkinci önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 349
sıra sayılı Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici madde 3'ün ikinci
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
45
Kemal Kılıçdaroğlu M.
Akif Hamzaçebi Oğuz Oyan
İstanbul Trabzon
İzmir
Ali Dinçer Muharrem
Eskiyapan Yüksel Çorbacıoğlu
Bursa Kayseri Artvin
"Yüksek Denetleme
Kurulunda çalışanlardan; başkan ve üyeler, başka bir işleme gerek kalmaksızın ve
kadro şartı aranmaksızın Sayıştay Üyeliğine; başdenetçi, denetçi ve denetçi
yardımcıları da kazanılmış hak aylık derecelerine uygun Sayıştay uzman
denetçisi, Sayıştay başdenetçisi, Sayıştay denetçisi ve Sayıştay denetçi
yardımcısı kadrolarına atanmış sayılır. Sayıştay uzman denetçiliğine atanmış
sayılan başdenetçi ve denetçilerin birinci sınıfa ayrılmalarına ve uygulamaya
ilişkin hususlar 832 sayılı Sayıştay Kanunu çerçevesinde Sayıştay Genel
Kurulunca belirlenir. Diğer personel ise Sayıştay Başkanınca kadro şartı
aranmaksızın durumlarına uygun kadrolara atanır. Devirle ilgili bütün işlemler
Sayıştay Başkanınca yerine getirilir."
BAŞKAN- Teşekkür
ederim.
Okutacağım üçüncü
önerge en aykırı önerge olup, okutup işleme alacağım:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 3 üncü maddesinin tasarı metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Ali Topuz Kemal Sağ
Atilla Kart
İstanbul Adana Konya
Rasim Çakır Mehmet
Yıldırım
Edirne Kastamonu
BAŞKAN- Teşekkür
ederim.
Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul)- Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN- Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul)- Biz de katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN- Gerekçeyi mi
okutayım, söz talebiniz mi var?
ALİ TOPUZ (İstanbul)-
Gerekçe okunsun.
BAŞKAN- Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Bildiğiniz gibi,
Aralık 2003'te Mecliste yasalaşan Kamu Malî Yönetim ve Kontrol Kanununda kamu
kaynaklarının denetimi için "içdenetim-dış denetim" yapılanması getirilmiş,
içdenetimin, kamu kurumlarında harcama öncesi ve sonrasında yerindelik denetimi
yapacağı, dışdenetimin ise Sayıştay tarafından yerine getirileceği hüküm altına
alınmıştı. Bu tasarıdan, bundan sonraki dönemde, Sayıştayın yerindelik
denetiminden çok performans denetimine ağırlık vereceği anlaşılmaktadır.
Nitekim, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında, Sayıştaya tek dışdenetim
kuruluşu olma misyonunun yüklendiğini görüyoruz.
Birleşmeden beklenen
sonuçların alınabilmesi için, Yüksek Denetleme Kurulunda altmışbeş yılda oluşan
performans denetimi yöntem ve uygulamalarının Sayıştay bünyesine taşınması
mutlaka sağlanmalıdır. Ne yazık ki, getirilen bu düzenlemede, buna yeterince
özen gösterilmediği açıkça anlaşılıyor. Yüksek Denetleme Kurulu tarafından, TBMM
adına yapılmakta olan denetim modelinde; KİT'ler malî, idarî, iktisadî, hukukî
ve teknik yönden sürekli olarak idarî ve teknik denetçiler tarafından
denetlenerek, kuruluşların kendilerine tahsis edilen kamu kaynaklarını, modern
işletmecilik kurallarına göre, verimli, etkin ve tutumlu olarak kullanıp, kârlı
bir şekilde çalışıp çalışmadıkları incelenmek suretiyle, ulaştıkları faaliyet
sonuçları ve tespit edilen sorunlara ilişkin çözüm önerileri, geniş kapsamlı bir
yıllık denetim raporu haline getirilerek, TBMM'ye sunulmaktadır. TBMM'de
Komisyon çalışmaları sırasında, denetlenen kuruluşların yöneticileri ve ilgili
bulundukları bakanlık temsilcileri ile Devlet Planlama Teşkilatı, Hazine
Müsteşarlığı, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu yetkilileri bulunur ve
dinlenir.
Bilindiği üzere,
Anayasanın 160 ıncı maddesinde, Sayıştayın denetim alanı, genel ve katma bütçeli
idarelerle sınırlandırılmış, 165 inci madde hükmüyle de KİT'lerin denetiminin,
Türkiye Büyük Millet Meclisince yapılacağı hükme bağlanmış, maddenin
gerekçesinde de, bu denetimin Yüksek Denetleme Kurulu raporları esas alınarak
yapılacağı belirtilmiştir. Bu düzenlemeye rağmen, KİT'lerin denetiminin
Anayasada görev alanının sadece genel ve katma bütçeli kuruluşların denetimi
olarak belirlenen Sayıştaya verilmesinin Anayasaya aykırı olduğunu düşünüyoruz.
Bu nedenle, mevcut KİT denetim usul ve esaslarının korunması, hem anayasal bir
zorunluluk hem de yönetimle denetimin, sağlıklı iletişimi açılarından
gereklidir. Faaliyetleri ve tabi oldukları mevzuatları farklılık arz eden
kurumların denetimi uzmanlık gerektirir. Yüksek Denetleme Kurulunda altmışbeş
yıldır sürekli güncellenerek bugünkü şeklini alan denetim bilgi ve yöntemlerini
Sayıştaya adapte etmeden, Sayıştayın kendisine yüklenen bu misyonu taşıması
mümkün değildir.
Maddede yer alan bir
başka yanlış da, Yüksek Denetleme Kurulu meslek mensupları ile Sayıştay meslek
mensuplarının kazanılmış haklar bakımından dengesiz ve eşitliğe aykırı bir
ayırıma tabi tutulmasıdır. Yüksek Denetleme Kurulunun Sayıştay ile
birleştirilmesinde personelin özlük haklarının korunmasına ve meslek
mensuplarının Yüksek Denetleme Kurulundaki hizmet sürelerinin
değerlendirilmesine hiç önem verilmemiş; başkan ve üyeler, Bakanlar Kurulunca
atanmaları bile dikkate alınmaksızın,
46
unvan kaybına maruz
bırakılarak uzman denetçi kadrolarına atanmış sayılmışlardır. Madde metninde
olmayan; fakat, madde gerekçesinde, maddenin lafzına da aykırı ifadelerle,
Yüksek Denetleme Kurulu meslek mensuplarının bazı özlük haklarını kazanmaları
için Sayıştayda üç ve altı yıllık süreleri çalışarak doldurmaları
istenilmektedir. Maddede, Yüksek Denetleme Kurulu meslek mensuplarından onaltı
yıldan otuz yılı aşan süreye kadar hizmeti bulunanların tümü, onaltı yıl hizmeti
bulunan Sayıştay meslek mensupları ile aynı özlük haklarına sahip kılınmış,
böylelikle önemli bir hak kaybına ve mağduriyete neden olunmuştur. Bakanlar
Kurulu kararıyla Yüksek Denetleme Kurulu üyeliğine yapılan bir atamayı hiçe
saymanın yakışık almadığı düşüncesindeyiz.
Bu düşünce ve
tespitler sonucu, yasanın bu maddesinin çıkarılması görüşündeyiz.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür
ederim. Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 349
sıra sayılı Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici madde 3'ün ikinci
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Kemal Kılıçdaroğlu
(İstanbul) ve arkadaşları
"Yüksek Denetleme
Kurulunda çalışanlardan; başkan ve üyeler, başka bir işleme gerek kalmaksızın ve
kadro şartı aranmaksızın Sayıştay üyeliğine; başdenetçi, denetçi ve denetçi
yardımcıları da kazanılmış hak aylık derecelerine uygun Sayıştay uzman
denetçisi, Sayıştay başdenetçisi, Sayıştay denetçisi ve Sayıştay denetçi
yardımcısı kadrolarına atanmış sayılır. Sayıştay uzman denetçiliğine atanmış
sayılan başdenetçi ve denetçilerin birinci sınıfa ayrılmalarına ve uygulamaya
ilişkin hususlar 832 sayılı Sayıştay Kanunu çerçevesinde Sayıştay Genel
Kurulunca belirlenir. Diğer personel ise Sayıştay Başkanınca kadro şartı
aranmaksızın durumlarına uygun kadrolara atanır. Devirle ilgili bütün işlemler
Sayıştay Başkanınca yerine getirilir."
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Biz de katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Söz mü
istiyorsunuz efendim.
KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) - Evet efendim.
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Kılıçdaroğlu.
KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli
milletvekilleri, aslında, söz almamın temel nedeni yaptığımız bir haksızlığı
size bir daha sunmak içindir. Haksızlık şu: Sayıştay üyesi olmak için genel
müdürlük, müsteşar yardımcılığı, müsteşarlık yapmak gibi kurallar var; belli bir
süre kamuda çalışma var ve onlar seçilebiliyorlar. Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kurulu üyesi olmak için de, yine, en az genel müdürlük, müsteşar yardımcılığı
veya müsteşarlık görevlerini yapmak gerekiyor. Dolayısıyla, atanma şekilleri
dışında, kurumlar itibariyle aynı insanlar bunlar. Şimdi, biz, bu tasarıyla,
Bakanlar Kurulu kararıyla Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu üyeliğine
atananları Sayıştaya normal denetçi diye tayin ediyoruz.
Ben, sadece,
yaptığınız işin ne kadar haksız ve Parlamentonun da ne kadar duyarsız olduğunu,
insan haklarıyla bu denli oynamaya, acaba, bizim hakkımızın olup olmadığını
bilgilerinize sunmak için söz aldım.
Teşekkür ediyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Kılıçdaroğlu.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür
ederim. Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
"Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı"nın geçici 3 üncü maddesinin birinci
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve ikinci fıkrasına ikinci
cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Salih Kapusuz
(Ankara) ve arkadaşları
"Yüksek Denetleme
Kurulunun personeli, araç, gereç, her türlü taşınır ve hizmet binası dışındaki
taşınmaz malları ve bütçesi Sayıştaya, hizmet binası ise Başbakanlığa
devredilmiştir."
47
"Sayıştay Genel
Kurulu, bunlardan, yaşları itibariyle birinci sınıfa ayrıldıktan sonra
Sayıştayda altı yılını doldurmaları mümkün olmayanlar için bu süreyi kısaltmaya
yetkilidir."
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Komisyon önergeye
katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçe mi
okunsun, yoksa, söz talebiniz mi var?
SALİH KAPUSUZ
(Ankara) - Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Başbakanlık,
hizmetlerini, merkez binası dışında, bazılarına kira ödediği dört farklı yerde
bulunan binalarda yerine getirmektedir. Bu binaların bir kısmı hizmet binası
şeklinde inşa edilmediğinden, hizmetin yerine getirilmesinde aksamalar da
yaşanmaktadır. Merkez binası dışındaki birimlerin tek yerde toplanması ve
hizmette verimliliğin artırılması amacıyla değişiklik önerilmektedir.
Ayrıca, geçici 3 üncü
maddenin ikinci fıkrasına göre, Sayıştay uzman denetçiliğine atanmış sayılan
başdenetçi ve denetçilerin birinci sınıfa ayrılmalarına ve uygulamaya ilişkin
hususların 832 sayılı Kanun çerçevesinde Sayıştay Genel Kurulunca belirlenmesi
öngörülmektedir. Buna göre, belirtilen kişilerin bazı malî hakları kazanması
için tamamlanması gereken süreler bakımından daha önceki hizmet sürelerine
bakılmadan Sayıştayda geçecek hizmet sürelerinin esas alınması gerekmektedir.
Ancak, bu durumda bulunan kişilerden mecburî emeklilik yaşı olan 65 yaşına kadar
altı yıllık süreyi tamamlaması mümkün olmayanlar düşünülerek, Sayıştay Genel
Kuruluna söz konusu süreyi kısaltma yetkisinin verilmesinde fayda bulunmaktadır.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
(CHP sıralarından bir
grup milletvekili ayağa kalktı)
ALİ TOPUZ (İstanbul)
- Sayın Başkan, İçtüzüğün 57 nci maddesine göre yoklama yapılmasını talep
ediyoruz.
BAŞKAN - Efendim.
ÜNAL KACIR (İstanbul)
- Oylamaya geçtiniz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın
Başkan, Sayın Topuz, ben oylama işlemini başlatmıştım "kabul edenler" dedim, siz
ayağa kalktınız. Bir dahaki maddenin oylamasında talep edersiniz. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
ALİ TOPUZ (İstanbul)
- Sayın Başkan, madde oylamasına geçmeden biz ayağa kalktık ve yoklama istedik.
İZZET ÇETİN (Kocaeli)
- Devletin temel nizamını değiştiren yasa yapılıyor.
BAŞKAN - Sayın Topuz,
arkadaşlarımın tespiti de benim gibi. Ben, önergeden sonra "maddeyi kabul
edenler" şeklinde söyledikten sonra siz ayağa kalktınız.
Bir dahaki madde
oylamasında talep edersiniz.
Teşekkür ederim. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
...Kabul
etmeyenler... Teşekkür ederim. Madde kabul edilmiştir.
Geçici 4 üncü maddeyi
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 4. - 23
üncü maddede öngörülen Bakanlar Kurulu kararı üç ay içinde çıkarılır. 23 üncü
maddede sözü edilen bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yurt dışı
teşkilatı bu kararnameye göre yapılacak görevlendirmelerin tamamlanmasına kadar
görevlerine devam ederler.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına İstanbul Milletvekili Sayın Onur
Öymen; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ONUR
ÖYMEN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Kamu Yönetimi
Reform Yasası Tasarısının geçici 4 üncü maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum, daha sonra kişisel
görüşlerimi de sunmaya çalışacağım; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygılarımla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
bu yasa tasarısı, bildiğiniz gibi, devletimizin temel yapısını değiştirmeyi
hedefleyen bir tasarıdır. O bakımdan, bu tasarının kusursuz olması, Türkiye'yi
gerçekten çağdaş bir ülke haline her açıdan getirmesi önem taşıyor.
Arkadaşlarımız
çeşitli eleştirilerde bulundular. Biz de daha önceki görüşmelerde görüşlerimizi
açıklamıştık. Bu yasa tasarısının Anayasaya aykırı olduğunu söyleyen
arkadaşlarımız oldu; bu yasa tasarısının çağdaş ülkelerin normlarıyla
bağdaşmadığını
48
söyleyen
arkadaşlarımız oldu; ama, şu anda gündemimizde olan maddenin, yani, geçici 4
üncü maddenin ve onunla bağlantılı olan tasarının 23 üncü maddesinin bir başka
özelliği var; onu bu vesileyle huzurunuzda dikkatinize getirmek istiyorum.
Bu madde, uygulanması
mümkün olmayan bir maddedir. Sayın Bakan biraz önce çok haklı olarak "herkes
hata yapabilir" dedi; işte, bu madde, gerçekten ne kadar büyük bir hata
yapılabileceğinin çok tipik bir örneğidir. Eğer, bu yasa tasarısı Avrupa Uyum
Komisyonuna gelmiş olsaydı, biz orada bunu irdeleyecektik, diğer ülkelerin
uygulamalarını da dikkate alacaktık ve bu görüşlerimizi orada da kayda
geçirecektik ve belki, bu hatanın yapılmasını önleyecektik.
Değerli arkadaşlar,
geçici 4 üncü maddede ne deniliyor: "Bakanlar Kurulu, 23 üncü maddede öngörülen
kararı üç ay içinde çıkaracaktır." Nasıl bir karar çıkaracak; 23 üncü maddede
deniliyor ki:"Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarından hangilerinin
hangi ülkelerde yurtdışı hizmeti sunacağı Bakanlar Kurulunca kararlaştırılır."
Yani, bunu kararlaştıracak. Bakanlar Kurulu, üç ay içinde böyle bir karar
alacak; şu kurum ve kuruluşlarımızın yurtdışında temsilcilik açmaları, hizmet
götürmeleri için karar alacak.
Peki, değerli
arkadaşlarım, 23 üncü maddede başka ne deniliyor: "Bu görevlere Dışişleri
Bakanlığı elemanları atanamaz ve görevlendirilemez." Yani, hangi alanlarda
dıştemsilci atanacaksa, o alanlarda, ilgili bakanlıkların, kuruluşların
temsilcileri görev yapacak; o görevlere Dışişleri memurları atanamayacak ve
Dışişleri memurları görevlendirilemeyecek.
Şimdi, ben, size bir
bilgi vermek istiyorum: Şu anda, Türkiye'nin, yurtdışında 93 tane büyükelçiliği,
11 tane daimî temsilciliği, 60 tane de konsolosluğu var. Buralarda görevli
müşavir sayısı, aşağı yukarı şöyle: Hazinenin 42 tane, Basın Yayının 26 tane,
Devlet Planlamanın 7 tane, Dış Ticaretin 84 tane, Millî Eğitim Bakanlığının 46
tane, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 43 tane var vesaire...
Şimdi, soruyorum
arkadaşlar: Bu müşavirliklerin bulunmadığı ülkelerde, devlet, bu hizmeti nasıl
yapacaktır? Bütün dış temsilciliklerimizde, Dışişleri memurları var ve şu anda
bu görevi bu arkadaşlar yapıyor. Siz, hayır yapamazlar, bu görevlere atanamazlar
ve bu görevlerle görevlendirilemezler diyorsunuz. Peki, bu hizmetleri kim
yapacak? Bu hizmetleri durduracak mısınız; yani, Millî Eğitim müşavirinin
olmadığı bir ülkede böyle bir konu ortaya çıktığında, bir vatandaşımızın Millî
Eğitimle ilgili bir talebi olduğunda bu hizmeti kim yapacak; Dışişleri
memurundan başka yapabilecek kimse var mı?! Nasıl yasaklayabilirsiniz Dışişleri
memurlarının bu görevleri yapmasını?! Bu, devleti, o ülkelerde durdurmak
demektir, devleti çalışamaz hale getirmek demektir.
Şunu soruyorum Sayın
Bakana: Bu kadar araştırma yaptınız böyle bir kanun tasarısını hazırlamak için
de, eminim ki, çok değerli uzmanlarınız dünyanın çeşitli ülkelerinin mevzuatını
incelediler, hangi ülkenin mevzuatında böyle bir hüküm buldunuz?! Hangi ülkenin
Dışişleri Bakanlığı memurlarının, dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir
devlet görevini yapmaları yasaklanmıştır?! Bunu ilk defa biz yapıyoruz. İlk defa
Türkiye Cumhuriyeti, Türk diplomatlarına, dünyanın belli ülkelerinde, belli dış
hizmetleri yapmayı yasaklıyor. Bu 23 üncü maddenin başka bir anlamı yok, başka
bir anlamı olamaz. Bu görevlerde Bakanlar Kurulunun tayin edeceği kuruluşlar
görev yapar, onların atayacağı insanlar Dışişleri kadrolarında görev yapar,
zinhar, Dışişleri mensupları bu görevleri yapamaz deniliyor.
Değerli arkadaşlar,
bu, eğer, bir hatanın mahsulüyse, unutulmuş bir noktaysa, dikkatten kaçmışsa,
anlayışla karışlanabilir. Hükümeti uyarıyoruz; lütfen, derhal bunu düzeltiniz,
derhal bu maddeyi düzeltiniz, geri çekiniz, gerekli önlemi alınız; ama,
yapmazsanız, gerçekten, bu, tarihe büyük bir hata olarak geçecektir, Yüce
Meclisin bile bile yaptığı -çünkü, uyarıyoruz- bir hata olarak geçecektir.
Yalnız hükümetin değil, bizim de ortak kusurumuz olarak geçecektir. Dışişleri
memurlarını bu hizmeti yapmaktan men etmek, onlara bu hizmeti yasaklamak,
gerçekten, devlete verebileceğimiz büyük bir zarardır. Sayın Bakanı uyarıyorum,
bunu eğer düzeltirse, gerçekten, önemli bir katkı sağlamış olacak.
Değerli arkadaşlarım,
Dışişleri memurlarından bahsederken bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum:
Dışişleri Bakanlığı, bizim arkamızdaki Osmanlının kuruluşundan sayarsak, yediyüz
yıllık devlet geleneğini temsil ediyor, bu arkadaşlarımız seksen yıllık
cumhuriyet geleneğini temsil ediyor ve Dışişleri Bakanlığının yapısı, teşkilatı,
görevleri çok dikkatle düzenlenmiştir. Bugün, Dışişleri Bakanlığının
çalışmalarını, personelinin faaliyetlerini düzenleyen yasalar, uzun yılların
tecrübesinin mahsulüdür. O bakımdan, hükümeti, bu konularda çok dikkatli olmaya
davet ediyoruz.
Şimdi, basında yer
alan haberleri görüyoruz. Bu haberlere baktığımız zaman, öyle anlıyoruz ki,
Dışişlerinin yapısını, çalışmasını, personelinin durumunu kökten etkileyecek
birtakım teşebbüsler söz konusudur. Bu tasarının içinde de var; yurtdışına
atanacak başka bakanlık mensuplarını Dışişleri Bakanlığının kadrolarında
görevlendireceğiz diyorsunuz.
Değerli arkadaşlar,
bunu Dışişlerine sordunuz mu? Dışişleri Bakanlığının uzmanları teknik bilgi
verdiler mi size? Şimdiye kadarki hükümetler niçin bunu yapmamış acaba? Niçin
şimdiye kadar kimsenin aklına gelmemiş de, şimdi bizim aklımıza geliyor? Bunun
sakıncalarını düşündünüz mü?
Geçmişte bir iki
örneği var. Bir iki defa, başka bir kuruluşun mensupları, yurtdışındaki
milletlerarası bir kuruluşta görevlendirilmeleri için, önce Dışişleri kadrosunda
görevlendirilmişler, sonra yurtdışına atanmışlar. Sonra bunun doğurabildiği
sıkıntıları size anlatamam. Bu arkadaşlarımız, görevleri bitince perişan
olmuşlardır. Bakanlık kadrosunda çalışamazlar; çünkü, o göreve tekabül eden bir
Dışişleri hizmeti yok. Eski görevine iade etmek istiyorsunuz, o bakanlık ben
almam diyor. İnsanlar ortada kalmıştır. Çok değerli uzmanlarımız gerçekten
perişan olmuşlardır.
İşte, bu gibi
tecrübelere dayanarak, Dışişleri Bakanlığı, öteden beri, daima, başka
kuruluşların mensuplarının, Dışişleri kadrolarından değil de, kendi
bakanlıklarının kadrolarından yurtdışına atanmalarını önermiştir, uygulama bu
yönde olmuştur. Gayet
49
tabiî ki,
yurtdışındaki büyükelçilerimiz, yurtdışındaki misyon şeflerimiz onların sicil
amiridir, onların çalışmalarını denetler, faaliyetlerini gözetir. Bütün bunları,
biz, her zaman yaparız; ama, bunları Dışişleri kadrosuna soktuğunuz zaman,
bileceksiniz ki, çok büyük bir sıkıntıyı davet ediyorsunuz.
Aranızda bu işin
uzmanları vardır; her iki partide de vardır. Ben eminim ki, bu işlerle uğraşmış
arkadaşlarımız vardır. Bizim hükümete tavsiyemiz şudur: Bu gibi önemli
değişiklikleri yaparken, lütfen, ilgili kuruluşlara danışınız, ilgili
kuruluşların görüşlerini alınız; onlar size teknik yönden izah etsinler, yapılan
iş doğru mudur yanlış mıdır, eksik midir, ne sıkıntılar yaratabilir, hangi
sorunları birlikte getirebilir.
İşte, ben, bunları,
Yüce Meclisin dikkatine getirmek istiyorum, hükümetin dikkatine getirmek
istiyorum.
Çok değerli
arkadaşlar, şimdi, bu vesileyle yine, bu personelle ilgili gazetelere de
yansıyan bir konuyu Yüce Meclisin dikkatine sunmak istiyorum, Sayın Bakanın
dikkatine sunmak istiyorum. Öyle anlaşılıyor ki, bu hükümet zamanında başlamasa
bile, bu hükümet zamanında devam eden bir uygulama var. Bu uygulama şudur:
Dışişleri Bakanlığında göreve alınacak insanlara psikolojik test uygulanıyor.
Neymiş bu psikolojik test? Ben, bu konuda, Sayın Dışişleri Bakanına bir soru
önergesi yönelttim. Kendisinden resmî cevap alamadım; ama, basın yoluyla, bize
"bizden önce başlamıştır, başka ülkelerden, Amerika'dan örnek alınmıştır ve biz,
bu şekilde, geçmiş bir uygulamayı sürdürüyoruz" şeklinde kısa bir cevap verdi.
Şimdi, hükümetimize
böyle cevapları yakıştıramıyoruz. Hükümet şunu dese, eğer, evet biz de
inceledik, çok da doğru olduğuna kanaat getirdik, çok isabetlidir, faydalıdır,
buna kanaat getirdik, onun için uyguluyoruz. Yoksa, sizden önce başlamış olması
yeterli bir gerekçe değil. Eğer, doğru bir şey ise, gayet tabiî ki,
sürdüreceksiniz, içerisinde yanlışlar varsa, o zaman, bu yanlışları
düzelteceksiniz.
Şimdi, Sayın Bakan,
biraz aceleyle cevap verme telaşına düştüğünden, kendini çok zor durumda
bırakmıştır. Şunun için: "Bu testi Amerika'dan aldık" diyor. Değerli
arkadaşlarım, Amerika'da, Minnesota testi dedikleri, MMP1 adıyla anılan bu test,
1943 yılında uygulanmaya başlanmış ve bu test, önce akıl hastaneleri için
düşünülmüş, oradaki psikiyatrik tedavi sistemlerinde uygulanmak için düşünülmüş,
daha sonra polisliğe alınırken, buna benzer uygulamalarda da, bu test
uygulanmış; fakat, belki Sayın Bakana bu bilgi ulaşmadı, bu testin uygulanması
Amerika'da müthiş bir tepki uyandırmış. Müthiş tepki uyandırmış; çünkü, bu
teste, insanların inançlarıyla ilgili bilgiler soruluyor. Şimdi, Türkçeye birisi
tercüme etmiş -kim etmişse- orijinal metninde şu sorular var; yani, "Amerika'dan
aldık" diyor ya, Amerika'da şu sorular var: "Hazreti İsa'nın kutsal üçlüde
ikinci sırada geldiğine inanır mısınız? Peygamberlerin öğretilerine inanıyor
musunuz? Kiliseye sık gider misiniz? İncil'i sık okur musunuz?" Bizdeki soruda
"Kur'an'ı haftada kaç defa okursunuz" deniliyor. Belli ki buradan tercüme
edilmiş. Ve diyorlar ki: "Ne var bunda. İşte Amerika yapıyor, biz de yapıyoruz."
Bilmedikleri şu: Değerli arkadaşlarım, bu test Amerika'da iptal edilmiş biliyor
musunuz? Bu test Amerika'da iptal edilmiş. O kadar tepki gelmiş ki, o kadar
davalar açılmış ki, devlet bazı yerlerde bu test uygulandığı için dava açan
insanlara tazminat ödemek zorunda kalmış. Şimdi sizi de dava ederlerse ne
yapacaksınız? Mesela, Amerika'da Delaware Polis Dairesinde 1998 yılında bu teste
giren Donovan Hawkins isimli bir zat devleti dava ediyor: "Sizin hakkınız yok
benim inançlarım hakkında soru sormaya. Bu Tanrı ile benim aramda bir iş, sizi
ne alakadar ediyor, nasıl sorarsınız bu soruyu" diyor, dava ediyor ve devlet
sonunda bakıyor davayı kaybedecek, uzlaşma yoluna gidiyor, 50 000 dolar tazminat
ödüyor. Şimdi o yüzden bu test yürürlükten kaldırılmış. 1998 yılında yeni bir
test uygulanmış. Yeni testte bu sorular yok. Yani, yeni testte "haftada kaç defa
İncil okursunuz", "kiliseye kaç defa gidersiniz" gibi sorular yok. İşte onun
için biz Sayın Dışişleri Bakanımıza tavsiye ediyoruz; bu gibi sorularla muhatap
olduğunda, hemen böyle bir refleksle cevap vermek yerine, biraz incelesin, biraz
araştırsın, biraz uzmanlara sorsun. Bir psikoloji uzmanının yaptığı bir hatayı
siyasî bir sorumlu olarak Sayın Bakanın üstlenmesi şart değil. O konuda, rica
ediyoruz, daha dikkatli değerlendiriniz, kendinizi, hükümetinizi güç duruma
düşürmeyiniz.
Efendim, yeni yapılan
Amerikan testi mükemmel mi; değil. Bizce, onun içinde de bizim Anayasamızla
bağdaşmayan hükümler var. Yani, bir testi Amerikalılar yaptı diye mutlaka
uygulamak zorunda mıyız biz? Bizim tavsiyemiz, ülkemizin Anayasasıyla
bağdaşmayan, çağdaş devlet anlayışıyla bağdaşmayan, laiklik zihniyetiyle
bağdaşmayan uygulamalardan kaçınmalarıdır; bunu, bu vesileyle hatırlatmak
istiyorum.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN -Sayın Öymen;
sözlerinizi toparlar mısınız.
Buyurun.
ONUR ÖYMEN (Devamla)
- Sayın Başkan, bu vesileyle, birkaç cümleyle daha kişisel görüşlerimi de
açıklama fırsatı verirseniz, bir noktaya daha değinip tamamlayayım.
Bir de, gazetelere
intikal eden bilgilere göre, bazı uzmanlar Dışişleri Bakanlığından
görevlendiriliyor; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesiyle ilgili olarak yürütülen
davalarla ilgili bazı uzmanların görevlendirildiği söyleniyor ve bu uzmanların
kişisel eğilimlerinin, bizim Anayasamızın öngördüğü laik devlet anlayışıyla
bağdaşmadığına dair bazı bilgiler gazetelerde yer alıyor.
Bu konuda da hükümeti
uyarıyoruz, bu konuda da dikkatinizi çekiyoruz; çünkü, değerli arkadaşlarım,
biz, şimdiye kadar hiçbir Avrupa Konseyi üyesi ülkenin yapmadığı bir hatayı
yaptık; geçen sene, bu türbanla ilgili olarak devleti dava eden bir şahsa karşı,
devletin verdiği savunmayı geri çektirdik siyasî kararla. Devletiniz, şimdiye
kadar savunduğumuz görüşler doğrultusunda davacıya karşı Türkiye'nin görüşlerini
savunuyor; siz, daha sonra, hükümet olarak talimat gönderiyorsunuz, devletin
savunmasını
50
geri çektiriyorsunuz
ve yerine de hiçbir savunma göndermiyorsunuz. İşte, şimdi bu konuyla
görevlendirilecek makama, bu konuda savunma yapacak göreve, bu alanda
devletimizin laik anlayışıyla bağdaşmayan fikirleri savunduğuna dair ciddî
iddialar olan bir insanı atamaya çalışıyorsunuz.
Sayın Bakanı
uyarıyoruz, hükümeti uyarıyoruz; bu yola gitmeyiniz. Türban konusundaki
görüşlerinizi biliyoruz, siz de bizim görüşlerimizi biliyorsunuz. Biz,
Anayasamızın hâkim, amir hükümlerine saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyoruz,
devletimizi yüksek mahkemelerinin görüşlerine saygı gösterilmesi gerektiğini
düşünüyoruz. O bakımdan, bu görüşlere ters düşecek uzmanları devlette
görevlendirdiğiniz ve bu alanlarda onlara sorumluluk verdiğiniz takdirde siz de
uyarıyoruz, bu sorumluluğun altında kalırsınız; onun için, bir kere daha burada
uyarı görevimizi yapmak istiyoruz; lütfen, bu konularda dikkatli olunuz,
devletimizin yediyüz yıldan beri devam eden, cumhuriyetimizin seksen yıldan beri
devam eden geleneklerini bozmayınız, bütün içpolitika tartışmalarının dışında
kalan Dışişleri Bakanlığını, lütfen, politikaya sokmayınız.
Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Öymen.
Şahısları adına,
İstanbul Milletvekili Sayın İnci Özdemir; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
İNCİ ÖZDEMİR
(İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüştüğümüz Kamu Yönetiminin
Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısının geçici 4
üncü maddesi üzerinde, şahsım adına görüşlerimi Yüce Heyetinize açıklamak üzere
söz aldım; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Sayın
milletvekilleri, görüştüğümüz geçici 4 üncü madde, 23 üncü maddede belirlenen
bakanlık ve diğer kamu kuruluşlarının yurtdışı teşkilatının düzenlenmesiyle
ilgili Bakanlar Kurulu kararının üç ay içerisinde çıkarılmasını ve yurtdışında
çalışan personelin yeni yasaya göre görevlendirmelerinin yapılmasına kadar
görevlerine devam etmelerini içeriyor.
Aynı temsilcilikte
faaliyet gösteren çeşitli bakanlık ve kuruluş temsilcileri arasında koordinasyon
sağlanamamakta, bu durum, Dışişleri Bakanlığının görevlerini aksatmaktadır.
Yurtdışı temsilciliklerde yapılan işin hangi noktalarda kesiştiği veya
birbirinden ayrıldığı açıkça belirlenememektedir. Bu maddeyle, çokbaşlılık
ortadan kalkacak, bir disiplin sağlanacaktır. Ayrıca, yaklaşık 7 000 kamu
görevlisi sürekli, geçici veya sözleşmeli olarak yurtdışında görev yapmaktadır.
Dışişleri Bakanlığı dışında kalan yaklaşık 3 000 bakanlık ve kuruluş temsilcisi
personel bulunmaktadır. Bunlara ödenen meblağ ise, 100 000 000 dolarlarla ifade
edilmektedir.
Kuşkusuz, bir ülkenin
yurtdışında en iyi şekilde temsili fevkalade önemli bir konudur. Ancak, en iyi
temsil, çok sayıda temsilcilik ve personelle mümkündür anlayışı da, maalesef,
doğru değildir. 23 üncü ve geçici 4 üncü maddeler bile tek başına böyle bir
yasaya ne kadar gerek duyulduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Sadece bir tek
örnek vermek istiyorum: Başbakanlık Basın ve Yayın Enformasyon Genel
Müdürlüğümüzün yurtdışında görevlendirdiği basın ataşeleri vardır. Basın
ataşelikleri iletişim teknolojisinin geri olduğu yıllarda ihdas edilmişler,
görevli oldukları ülkelerde bizim hakkımızda çıkan haber ve yazıları Ankara'ya
iletmekle görevlendirilmişlerdir. Bugün basın ataşeleri halen görev yapmaya
devam etmektedirler. Halbuki, internetin gelişmesiyle birlikte bütün yazılı ya
da görsel medyayı oturduğunuz yerden takip etmeniz mümkün olabilmektedir, aynen
bizlerin yaptığı gibi. Zaten Enformasyon Genel Müdürlüğümüzde de böyle bir birim
kurulmuştur. Anlaşılacağı üzere basın ataşeliği görevine de artık gerek
kalmamıştır.
Sayın
milletvekilleri, bu tasarı, verdiğim örnekte olduğu gibi yönetim sistemimizi
zamanın gereklerine göre yeniden düzenlemeyi amaçlamaktadır. Biz zamanın
gereklerinden bahsediyoruz; ilerlemeden, gelişmeden, halkımızın refah ve
mutluluğundan bahsediyoruz; yerel yönetimlere yetki devrinden, demokrasinin
güçlendirilmesinden bahsediyoruz; hızlı, verimli ve etkin bir kamu hizmeti
anlayışından bahsediyoruz. Biz diyoruz ki, gelin, bizim ülkemiz de, diğer çağdaş
ülkelerde olduğu gibi, verdiği hizmetleriyle vatandaşını tatmin eden bir ülke
olsun. Söylediğimiz de yapmaya çalıştığımız da budur.
Yüce Heyetinizi
saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Özdemir.
Sayın
milletvekilleri, soru-cevap kısmına geçiyoruz.
Sayın Nuri Akbulut,
buyurun.
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Tasarının 23 üncü
maddesi, Dışişleri Bakanlığı ile Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı
hariç, bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yurtdışı teşkilatı
kuramayacaklarını amirdir. Yine, konuyla ilgili olarak, Bakanlar Kurulunun
ilgili düzenlemeyi yapacağı belirtilmektedir.
Ben, Sayın
Bakanımızdan şu hususun sorulmasını arzu ediyorum: Sayın Bakanım, kanunun
yürürlüğe girmesiyle Bakanlar Kurulu kararı arasında bir zaman geçeceği ve
mahzuru olacağı ifade ediliyor. Oysa, kanunun yürürlüğe girmesiyle, uygulamaya
konu Bakanlar Kurulu kararı arasında geçecek sürede, ilgili yurtdışı
teşkilatlarının görevlerine devam edecek olması, boşluk olacağı endişesini
gidermiyor mu?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Akbulut.
51
Sayın Koç, buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Bu madde, tasarının
daha önce görüşülen 23 üncü maddesiyle de bağlantılı bir madde.
23 üncü maddede,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, ben, görüşmenin yapıldığı tarihte, 58 inci
Birleşim, 26 Şubat 2004 Perşembe günü görüşlerimi ifade etmiştim. Sayın Bakanda
da -kendi ifadeleriyle- tutanaklar olduğuna göre, oradan da izleme fırsatı
bulabilir söylediklerim dışında.
23 üncü madde,
devletin yurtdışı hizmetlerinin sunulmasında, bugünkü uygulamaya nazaran köklü
değişiklikler getiren bir maddeydi. Halen, Türkiye Cumhuriyetinin dış
ilişkilerini ne şekilde yürüteceği, milletlerarası ilişkilerin yürütülmesi ve
koordinasyonu hakkında, 5 Mayıs 1969 tarihli ve 1173 sayılı Kanunla düzenlenmiş
bir geleneğimiz var, bir yasal uygulamamız var. Ayrıca, bir de, kamu kurum ve
kuruluşlarının yurtdışı teşkilatı kurması hakkında, 12 Aralık 1983 tarih ve 189
sayılı Kanun Hükmünde Kararname bulunmaktadır.
Değişik kereler,
yurtdışında, hem Avrupa Birliği Uyum Komisyonu hem Karma Parlamento Komisyonu
üyesi olarak, değişik ziyaretlerde, Türkiye'nin ulusal hedefleri doğrultusunda,
Cumhuriyet Halk Partisi adına ben de son dönemlerde görev yaptım. Bir tespitimi
Sayın Bakanla paylaşmak istiyorum.
Şimdi, burada,
Dışişleri mensuplarının; yani, pek çok ülkedeki büyükelçiliğimizde ve
başkonsolosluğumuzda, o, son 1983 tarihli kararnameyle belirtilen kamu kurum ve
kuruluşlarının temsilcileri yok. Bunlar, Dışişleri mensuplarımız, oradaki
memurlarımız tarafından, yerine konularak yürütülmekte.
Şimdi, Avrupa Birliği
sürecinde önemli bir kavşağa gelmiş bir Türkiye manzarasıyla karşı karşıyayız.
Bu, benim, genel duyarlılık açısından bir istirhamım. Şimdi, geniş bir
kadrolaşma imkânı olacak. Bunu, bir kere daha tutanaklara geçmesi açısından da
ifade ediyorum. Bu atamalarda -lütfen- atandığı görevin gereğini yapacak ve o
ülkede, Türkiye'yi, yabancı dil bilgisiyle ve genel görgü kuralları içerisinde
temsil edecek yetenekte kişilerin atanması son derece önemli.
Değerli arkadaşlarım,
bunu niye söylüyorum, herhangi bir aksaklık gördüğüm için mi; bazı yerlerde var,
bunları teslim etmek gerekiyor.
BAŞKAN - Sorunuz
geliyor değil mi Sayın Koç?
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sorum geliyor; başka soru soran olmadığı için, 1 dakika 5 saniyem var.
BAŞKAN - Var, başka
soru sormak isteyen milletvekili var.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Peki. Bu konudaki duyarlılık bakımından, birtakım kadro şeyleri vardı onları
söyleyecektim, daha sonra ifade ederim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Koç.
Sayın Mustafa Özyurt,
buyurun.
MUSTAFA ÖZYURT
(Bursa) - Ben, sabahtan beri soru sormak istiyordum, şimdi sıra geldi; kusura
bakmayın.
BAŞKAN - Onun için
Haluk Beye müdahale ettim.
Buyurun.
MUSTAFA ÖZYURT
(Bursa) - Sağ olun.
İkimiz de akademik
çevreden geldiğimiz için, Sayın Komisyon Başkanıma soru sormak istiyorum. Yerel
yönetimlere devredilen bu yetkiler, gerçekten içine siniyor mu ve bir hoca
olarak, ders anlattığı öğrencileriyle karşılaştığı zaman "hocam ne yaptınız"
dediklerinde, acaba kafasında bir soru işareti oluşacak mı oluşmayacak mı? Bu
soruyu, elini vicdanına koyarak cevaplandırmasını istiyorum.
Sağ olun.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
5 dakikalık süre
bitti.
Sayın Bakan önce siz
mi, Komisyon Başkanımız mı?..
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Cevap verecek misiniz?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Vereceğim.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - O zaman buyurun.
BAŞKAN - Sayın
Başkan, buyurun.
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Efendim, benzeri soru, sabah da Sayın Haluk Koç
tarafından soruldu. Tabiî, benim elim her zaman vicdanımda. Bunu samimî olarak
söylüyorum. Aslında, akademisyen olarak benim gönlümden geçen -her zaman bunu
beyan ettiğim için, burada da söylüyorum- bu konuda Anayasada ciddî bir
değişiklik yaparak
52
bunları yapmaktı.
Bunun doğrusu budur, sağlıklı olan da budur; bunu her zaman söylüyoruz.
Komisyonda, gerek hükümeti gerek diğer yetkilileri bu konuda çok da ikaz ettim.
Onlar da buna dikkat etti ve mevcut bu metni, mümkün olduğu kadar, Anayasaya
aykırı olmayacak şekilde getirmeye çalıştık. Sabah da söyledim, Anayasaya
aykırılığı noktasında, hakikaten, böyle, ciddî kuşku duyduğum belirgin durum
olduğu zaman, ben, mümkün olduğu kadar, her zaman, önerge vererek, destekleyerek
-komisyondaki arkadaşlarımız bunu biliyorlar- buna müdahale ettim; ama,
biliyorsunuz, bu yasalar, çok zor yasalar zaten. Yani, kamu reformu yasaları
Fransa'da 1982'de çıktığı zaman da, zabıtlara bakın, orada da bu tür tartışmalar
olmuş hep. Yani, ilk defa bizde olan bir mesele değil. Belki, yıllardan beri
yapılamayan bir değişiklik bugün yapıldığı için böyle bir sorun yaşanıyor; ama,
her iki partimizin yetkilileri bir araya gelelim, Anayasayı değiştirerek, daha
geniş yetkili bir reform paketini beraber geçirelim diyorum; yoksa, gerçekten,
burada, Anayasaya çok açık aykırılık gördüğüm bir şey olsa, ben "burası böyle
olmaz" şeklinde söylerim. Zaten, bunu denetleyecek daha başka makamlar da,
malumunuz Anayasa Mahkememiz, Cumhurbaşkanlığı bulunuyor. O açıdan, hocama,
böyle cevap vermek istiyorum.
MUSTAFA ÖZYURT
(Bursa) - Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, buyurun.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, ben de,
kısaca, kalan sürede arkadaşlarımızın sorularını cevaplandırmaya çalışayım.
Önce, Sayın Onur
Öymen, demin yapmış olduğu konuşma esnasında da bana bir iki soru tevcih
ettiler; o bakımdan, oradan başlamak istiyorum. Aynı zamanda, biraz önce soru
soran arkadaşlarımız da aşağı yukarı Sayın Öymen'in dile getirdiği hususlarla
ilgili sorular yönelttiler. Görüşmekte olduğumuz geçici 4 üncü madde, biraz önce
de ifade edildiği gibi, bu tasarının, daha önce görüşüp kabul ettiğimiz 23 üncü
maddesiyle doğrudan bağlantılı. 23 üncü madde yurtdışı hizmetlerinin
yürütülmesiyle ilgili bir maddedir. Bizim ülkemizin yurtdışında büyükelçilikleri
var, başkonsoloslukları var, dıştemsilcilikleri var. Bu tasarı, bunlarla ilgili
yeni bir bakış açısı getiriyor; Dışişleri Bakanlığı ile Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanlığı hariç, bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve
kuruluşları yurtdışı teşkilatı kuramazlar demek istiyor. Peki, kuramazlarsa,
mevcutlar ne olacak? Tabiî, bu, mevcutları kaldırıyor; ancak, şimdi, geçici 4
üncü maddeyle birleştirirsek, deniliyor ki: "Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve
kuruluşlarından hangilerinin hangi ülkelerde yurtdışı hizmeti sunacağı Bakanlar
Kurulu tarafından belirlenir. Peki, ne zaman verilecek bu Bakanlar Kurulu
kararı; bu yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde
verilecek demek istiyor. Teşkilat mı olacak bunlar; hayır, bizim oralardaki
Dışişleri Bakanlığımızın büyükelçilikleri, konsoloslukları nezdinde görev
yapacaklar.
Sayın Onur Öymen'in
üstüne basarak ifade ettiği husus şu: Bu görevlere Dışişleri Bakanlığı
elemanları atanamaz ve görevlendirilemezler. Buradan hareketle bazı
değerlendirmelerde bulundu. Hangi görevlere atanamazlar?.. Zaten bu maddenin
içerisinde var; kamu kurum ve kuruluşları personelinin Dışişleri Bakanlığı
kadrolarına belirli süreler olarak görevlendirecekleri personelin yerine bunlar
atanamazlar. Yani, oraya atanacak olan bu personel, mutlaka, o kamu kurum ve
kuruluşu tarafından seçilecek. Dolayısıyla, Dışişleri Bakanlığı personeli
buralara atanamayacak. Peki, yurtdışı temsilciliğimizde, örneğin, Millî Eğitim
Bakanlığının atayacağı bir kişi yoksa ne olacak, bu görev yapılmayacak mı? Sayın
Onur Öymen onu ifade ettiler. Burada, maddede "atanamazlar ve
görevlendirilemezler" diyor; kamu kurum ve kuruluşlarının kendi bünyelerinden
görevlendirilecekleri o pozisyonlara atanamazlar. Eğer orada ilgili hizmeti
yapacak bir kamu kuruluşunun temsilcisi yoksa, o görev, şüphesiz ki, bizim
oradaki elemanlarımız tarafından, şimdi olduğu gibi, yerine getirilecektir.
Dolayısıyla, burada herhangi bir boşluk söz konusu değildir, bir endişeye de
gerek yoktur.
Biraz önce Sayın Koç
da ifade etti, Dışişleri Bakanlığı da, diğer kamu kurum ve kuruluşları da
personellerini atarken, ülkemizdeki mevcut yasalara göre atama yapar. Objektif
kriterler vardır. Hangi göreve hangi nitelikte insanlar atanacaktır, bunlarda
hangi şartlar aranır, bu, yasalarımızda bellidir. Biz, herhangi bir göreve
getireceğimiz kişide, yasalar çerçevesi içerisinde objektif kriterlere göre
hareket ederiz, sübjektif kriterlere göre hareket etmek, demokratik toplumların
ve devletlerin görevi değildir.
Sayın Öymen,
sübjektif değerlendirmeler de yapın demek istedi. Kendisine bunu
yakıştıramadığımı ifade etmek istiyorum.
Saygılar sunarım.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Şahin.
ONUR ÖYMEN (İstanbul)
- Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın Öymen,
bir şey mi söyleyeceksiniz?
ONUR ÖYMEN (İstanbul)
- Sayın Bakan sübjektif değerlendirmelerle ilgili bir atıfta bulunduğumu
söyledi, bir sataşma oldu...
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Eğer "objektif" derseniz,
sözlerimi geri alırım.
BAŞKAN - Siz de,
sataşmadan söz istiyorsunuz...
ONUR ÖYMEN (İstanbul)
- Evet efendim, sataşmadan dolayı söz istiyorum.