Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 2. Yasama Yılı
116. Birleşim 15/Temmuz /2004 Perşembe


Formun Üstü

Formun Altı

Tutanak toplam 135 sayfadır.


DÖNEM : 22 CİLT : 57 YASAMA YILI : 2

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

116 ncı Birleşim

15 Temmuz 2004 Perşembe

İ Ç İ N D E K İ L E R

Sayfa

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMA

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, canlı hayvan kaçakçılığının ekonomimiz üzerindeki olumsuz etkilerine ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı

2.- Sakarya Milletvekili Süleyman Gündüz'ün, Marmara depreminin 5 inci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in, Hacı Bektaş Veli'yi anma, kültür ve sanat etkinliklerine, Hacı Bektaş Dergâhı çevre düzenlemesinin altyapı çalışmalarının tamamlanması için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması

B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 23 milletvekilinin, ülkemizde tarım sektörünün yapısal sorunlarının dışticaret açısından araştırılarak, ABD ve AB ülkelerinin uygulamalarına koşut tarımsal destekleme politikalarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/208)

2.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 25 milletvekilinin, kütüphanelerin durumunun ve eksikliklerinin saptanması ve sorunlara çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/209)

3.- Afyon Milletvekili Halil Ünlütepe ve 21 milletvekilinin, Eber Gölünde meydana gelen kirliliğin ve çevresel etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/210)

1


C) ÇEŞİTLİ İŞLER

1.- Genel Kurulu ziyaret eden Yakutistan Tarım Bakanı Aial Stepanov ve beraberindeki heyete Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denilmesi

V. - ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralama, çalışma gün ve saatleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatile girmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı : 146)

2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı : 152)

3.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı : 305)

4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.Sayısı : 349)

5.- Bazı Kanunlarda ve 178 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/840) (S. Sayısı : 645)

6.- Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/825) (S. Sayısı : 635)

VII. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Onur Öymen'in, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VIII. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Isparta Milletvekili Mevlüt COŞKUNER'in, Teşvik Yasasının uygulamasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2673)

2.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Kıbrıs'ta el değiştiren arazilere ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2774)

3.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir Meclis araştırması komisyonu raporunda yer alan TMSF ve BDDK ile ilgili bazı konulara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2850)

4.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir Meclis araştırması komisyonu raporunda tespit edilen bazı konulara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2898)

5.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, kıyı bankacılığının yarattığı riskler konusunda Merkez Bankasının sorumluluğu olup olmadığına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2899)

6.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, sokak çocuklarının sorunlarının çözümüne yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Güldal AKŞİT'in cevabı (7/2939)

7.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Marmara Bölgesinde olası bir deprem için alınan tedbirlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/2952)

2


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 11.00'de açılarak yedi oturum yaptı.

Denizli Milletvekili V. Haşim Oral'ın, Türkiye'nin dışpolitikası ve Türkiye'ye dış dünyanın uyguladığı politikalara ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.

Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, "Kadastro Yenileme Harcı" adı altında gayrimenkul sahiplerinden alınan harcın hukuka aykırılığına ilişkin gündemdışı konuşmasına, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan,

Tekirdağ Milletvekili Erdoğan Kaplan'ın, buğday üreticilerinin sorunlarına ve buğdaya bölgesel taban fiyat uygulamasının yarattığı sıkıntılara ilişkin gündemdışı konuşmasına, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü,

Cevap verdi.

Genel Kurulu ziyaret eden Nijerya Parlamentosu üyelerinden oluşan heyete Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denildi.

Genel Kurulun 15.7.2004 Perşembe günü saat 11.00'de toplanmasına ve bu birleşimde kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının (1/521) (S. Sayısı : 146),

2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının (1/523) (S. Sayısı : 152),

3 üncü sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı : 305),

Görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;

4 üncü sırasında bulunan, Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısının (1/731) (S. Sayısı: 349) görüşmeleri, ilgili Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;

Ertelendi.

5 inci sırasında bulunan, Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde (1/827) (S. Sayısı: 618),

14 üncü sırasında bulunan, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Çeşitli Kanunlarda (1/848, 2/175) (S. Sayısı : 641),

Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarılarının, görüşmelerini müteakiben elektronik cihazla yapılan açıkoylamadan sonra;

6 ncı sırasında bulunan, Ölüm Cezasının Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının (1/831) (S. Sayısı : 624),

7 nci sırasında bulunan, Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/830) (S. Sayısı : 623),

8 inci sırasında bulunan, Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/744) (S. Sayısı : 636),

9 uncu sırasında bulunan, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanuna Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/306) (S. Sayısı : 638),

10 uncu sırasında bulunan, Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/832) (S. Sayısı : 642),

11 inci sırasında bulunan, Devlet Memurları Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifinin (2/211, 2/221) (S. Sayısı : 637),

12 nci sırasında bulunan, Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının (1/849) (S. Sayısı : 640),

13 üncü sırasında bulunan, Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu Tasarısının (1/847) (S. Sayısı : 644),

Görüşmelerini müteakiben;

Kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.

15 inci sırasında bulunan, Bazı Kanunlarda ve 178 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının (1/840) (S. Sayısı: 645) görüşmelerine devam olunarak 25 inci maddesine kadar kabul edildi, birleşime verilen aradan sonra, ilgili Komisyon yetkililerinin Genel Kurulda hazır bulunmadıkları anlaşıldığından, müzakereleri ertelendi.

Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın yapmış olduğu konuşmada, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle bir açıklamada bulundu.

15 Temmuz 2004 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 11.00'de toplanmak üzere, birleşime 02.34'te son verildi.

Yılmaz Ateş

Başkanvekili

3


Mehmet Daniş Mevlüt Akgün

Çanakkale Karaman

Kâtip Üye Kâtip Üye

Enver Yılmaz

Ordu

Kâtip Üye

No. : 170

II. - GELEN KÂĞITLAR

15 Temmuz 2004 Perşembe

Cumhurbaşkanınca Geri Gönderilen Kanun

1.- İl Özel İdaresi Hakkında 24.6.2004 Tarihli ve 5197 Sayılı Kanun ve Anayasanın 89 ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi (1/856) (Anayasa ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.7.2004)

Tasarılar

1.- Özel Öğretim Kurumları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/857) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2004)

2.- Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/858) (Adalet ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2004)

Teklif

1.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in; 2108 Sayılı Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasının 1. Maddesinin 1. Fıkrasının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/310) (İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2004)

Rapor

1.- Organik Tarım Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonları Raporları (1/841) (S. Sayısı: 653) (Dağıtma tarihi: 15.7.2004) (GÜNDEME)

Sözlü Soru Önergeleri

1.- Adıyaman Milletvekili Şevket GÜRSOY'un, Atatürk Barajı ve Çamgazi Barajı göletleri için yapılan kamulaştırmadaki ödemelere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1201) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

2.- Adıyaman Milletvekili Şevket GÜRSOY'un, Tütün, Tütün Mamülleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu Personeline ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdullatif ŞENER) sözlü soru önergesi (6/1202) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

3.- Balıkesir Milletvekili Sedat PEKEL'in, Gönen-Bandırma karayoluna ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/1203) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

4.- Bursa Milletvekili Mehmet KÜÇÜKAŞIK'ın, Bursa-Karacabey Subaşı'ndaki hazine arazisinin satışına ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1204) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

5.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt ASLANOĞLU'nun, Türk Hava Yolları personelinin çalışma koşullarına ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1205) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.6.2004)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- Manisa Milletvekili Hasan ÖREN'in, Genel Kurul ve komisyon çalışmalarında bulunacakların kıyafetlerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/3107) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

2.- İzmir Milletvekili Oğuz OYAN'ın, İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısının Devlet Memurları Kanuna göre disiplin suçu işlediği iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3108) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

3.- İstanbul Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, 5018 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinin uygulanmadığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3109) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

4.- Mardin Milletvekili Muharrem DOĞAN'ın, TDK'ca iki kelimenin eşanlamlı olup olmadığı konusunda yapılan araştırma sonuçlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3110) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

5.- Ankara Milletvekili İsmail DEĞERLİ'nin, Kızılay Derneği Genel Başkanına ve Kızılay'ın iş yaptığı şirketlerle ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3111) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

6.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya Büyükşehir Belediyesinde yapılan görev değişikliği ve atamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3112) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

4


7.- Afyon Milletvekili Halil ÜNLÜTEPE'nin, NATO Zirvesi sırasında bir bakanın üzerinin ABD Başkanının korumalarınca arandığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3113) (Başkanlığa geliş tarihi :1.7.2004)

8.- Antalya Milletvekili Osman KAPTAN'ın, NATO Zirvesi sırasında ABD gizli servis ajanlarının bazı bakanlarımıza yönelik bir uygulamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3114) (Başkanlığa geliş tarihi :1.7.2004)

9.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, Adana-Yumurtalık-Kaldırım Belediyesindeki iş makinelerine ve dolu afetinden zarar gören çiftçilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3115) (Başkanlığa geliş tarihi :1.7.2004)

10.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattıyla ilgili bir iddiaya ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/3116) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

11.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, kaçak elektrikle mücadele çalışmalarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/3117) (Başkanlığa geliş tarihi :1.7.2004)

12.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, bir turizmciye hükümetçe özel uygulamalar yapıldığı iddialarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/3118) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

13.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, bakanlıkça yapılan turizm tahsislerine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/3119) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

14.- Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, Ankara'daki Noterler Birliği İlköğretim Okulu ile ilgili bazı iddialara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3120 ) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

15.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat MELİK'in, Şırnak-Kumçatı Beldesinin lise ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3121) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

16.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya Millî Eğitim Müdürünün mevzuatın öngördüğü koşulları taşıyıp taşımadığına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3122) (Başkanlığa geliş tarihi : 1.7.2004)

17.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, gençler arasında görülen kötü alışkanlıklarla ilgili çalışmalara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3123) (Başkanlığa geliş tarihi :1.7.2004)

18.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat MELİK'in, Şırnak İlindeki sağlık kuruluşlarına ve personeline ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3124) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

19.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bakanlığın Türkiye'ye Özgü Beslenme Rehberi adlı yayınına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3125) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

20.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya Devlet Hastanesi bahçesindeki 7 ağacın kestirilip kestirilmediğine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3126) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

21.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Pamukbank'ın başka bankalarla birleşmesi halinde kamuya maliyetine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdullatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/3127) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

22.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Vergi Barışı uygulamasının süresine ve uygulanan faiz oranına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/3128) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

23.- Ankara Milletvekili Yakup KEPENEK'in, Ankara'da kamulaştırılması düşünülen bir parsele ilişkin Millî Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/3129) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6. 2004)

24.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat MELİK'in, Şanlıurfa'da süne zararlısı ile mücadeleye ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3130) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6 .2004)

25.- Muğla Milletvekili Ali Cumhur YAKA'nın, Göcek Tüneli inşaatına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/3131) (Başkanlığa geliş tarihi : 1.7.2004)

26.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı ve EGO Genel Müdürlüğü yetkilileri hakkındaki iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3132) (Başkanlığa geliş tarihi : 1.7.2004)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 23 Milletvekilinin, ülkemizde tarım sektörünün yapısal sorunlarının dış ticaret açısından araştırılarak, ABD ve AB ülkelerinin uygulamalarına koşut tarımsal destekleme politikalarının belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/208) (Başkanlığa geliş tarihi:13.7.2004)

2.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 25 Milletvekilinin, kütüphanelerin durumunun ve eksikliklerinin saptanması ve sorunlara çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/209) (Başkanlığa geliş tarihi:13.7.2004)

5


3.- Afyon Milletvekili Halil Ünlütepe ve 21 Milletvekilinin, Eber Gölünde meydana gelen kirliliğin ve çevresel etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/210) (Başkanlığa geliş tarihi : 14.7.2004)

6


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 11.00

15 Temmuz 2004 Perşembe

BAŞKAN : Başkanvekili Yılmaz ATEŞ

KÂTİP ÜYELER : Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Mevlüt AKGÜN (Karaman)

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116 ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, kaçak hayvancılıkla ilgili söz isteyen Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt'e aittir.

Buyurun Sayın Öğüt. (Alkışlar)

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, canlı hayvan kaçakçılığının ekonomimiz üzerindeki olumsuz etkilerine ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; kaçak hayvancılıkla ilgili olarak söz almış bulunuyorum; ancak, ondan önce, Türkiye'deki 51 000 muhtarın mağduriyetini dile getirmek istiyorum.

Türkiye'de bizi yöneten 51 000 muhtarımızın büyük bir mağduriyeti var; 108 000 000 lira maaş alıyorlar, 158 000 000 lira Bağ-Kura prim ödüyorlar.

BAŞKAN - Sayın Öğüt, sürenizin 5 dakika olduğunu biliyorsunuz değil mi?

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Biliyorum.

Ben, hükümetten rica ediyorum; muhtarlarımıza, hiç olmazsa, asgarî ücret düzeyinde maaş ödesin; onlar da Bağ-Kur primlerini ödeyerek tedavilerini yaptırmış olsunlar.

Değerli arkadaşlar, elimdeki bu resme lütfen iyi bakın; bu, kutsal hayvan, kutsal inek; Hindistan'dan geliyor...

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Tövbe estağfurullah!..

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Tövbe estağfurullah demeyin; burada dursun isterseniz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Bizim için kutsal değil.

ENSAR ÖGÜT (Devamla) - Bu hayvan Hindistan'dan geliyor ve bu hayvan, şu anda Türkiye'nin de her yerinde var. Özellikle gittim, kendi bölgemde bu hayvanın resmini çektirdim. Bu hörgüçlü olan hayvan, belli olan hayvan, sınırlarımızdan o kadar rahat geçiyor ki, hörgüçsüz hayvanın ne kadar rahat geçeceğini siz düşünün!

Nüfusumuzun yüzde 40'ı hayvancılıkla geçiniyor; inanın, bu insanlarımız, köylümüz, şu anda sıfır noktasında; ölme noktasına gelmiş, bitme noktasına gelmiş.

Ben, geçen hafta Ardahan'da idim. Ardahan'da Göle Muhtarlar Derneğimiz bir imza kampanyası başlattı. İmza kampanyasında hükümete şunu sesleniyorlar: "Kaçak hayvan getirmeyin, köylümüzü öldürmeyin. Kaçak hayvancılık bitmezse, biz de hükümeti bitiririz." İmza kampanyasını bu sloganla, Göle'de, Ardahan'da başlattık; ben de oradaydım.

Ben muhtarlarıma teşekkür ediyorum; ama, Ardahan ve Türkiye geneline baktığınız zaman, inanın, korkunç derecede kaçak hayvan geliyor. Burada, Tarım ve Köyişleri Bakanlığımızın, belki, suçu yok; çünkü, sınırları, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı kontrol etmiyor; ama, doğu ve güneydoğudan korkunç derecede hayvan giriyor ve bunun tedbirini güvenlik görevlilerinin alması lazım.

Şimdi, bugün manşette "ikinci Susurluk Van'da" deniliyor. Bu hayvan kaçakçılığı ve eroin kaçakçılığı, Van'daki ve diğer doğu ve güneydoğu illerindeki olaylar 5 tane Susurluk'a bedel! Onun için, hayvancılığımız... Şu anda, insanların hayvanları para etmiyor değerli arkadaşlar. Bu hayvanlar, aksine, hastalık saçıyorlar. Sıcak bölgeden geldikleri için soğuk bölgeye alışamıyorlar, hemen hastalanıyorlar ve hastalandıkları için de, biz, hastalıklı et yiyoruz, sucuk yiyoruz. Ben, buradan sesleniyorum bütün vatandaşlarıma: Lütfen, et yerken yerli hayvanın etini alın, bu çok önemlidir, kasabınıza tembih edin. (AK Parti sıralarından "Nereden bilecek" sesleri)

Nerelerden alınacağını hükümet belirlesin.

Şimdi, değerli arkadaşlar, hayvan, Doğu Anadoluda yaşayan insanın her şeyidir. Hayvanın dışkısını, tezeği kışın yakarak ısınır; sütüyle, peyniriyle, yağıyla, etiyle beslenir; danasını satar çocuğunu okutur, kendisini tedavi ettirir, hastalığını giderir. Yani, hayvan, bizim oradaki sanayimiz, insanımızın yaşam tarzı. Bunun için, kaçak hayvancılığın önlenmesi gerekiyor.

Ben buradan sesleniyorum; bir çiftçi dostu olarak, bir Türkiye milletvekili, bir Ardahan milletvekili olarak, mutlak surette bunun peşini bırakmayacağım. Bugün, Sayın Bakanla da görüştüm, sağ olsun kabul ettiler, Sayın Bakanım da titizlikle duruyor

7


üzerinde. Bu kaçak hayvan girişini mutlak surette önleyeceğiz. Önleyeceğiz, köylümüzü ve çiftçimizi kurtaracağız. Başka bir yolu yoktur.

Değerli arkadaşlar, sürem de bitiyor; ama, şunu söyleyeyim: Bugün, Türkiye'ye Afganistan ve Hindistan'dan, İran ve Irak üzerinden bu hörgüçlü hayvan geliyor. Bu hörgüçlü hayvan, kutsal inek; bu hörgüçlü hayvan, kutsal; bu hörgüçlü hayvan hastalıklı. İnanın, şu anda -bugün, bir arkadaşım söyledi- İzmir'de dahi var; bu kadar serbest, kaçakçılığa nasıl müsaade edilir; anlayamıyorum. Bizim sınırımızda güvenlik görevlileri yok mu, ne iş yapıyorlar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Konuşmanızı tamamlar mısınız...

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Ben şimdi hükümetten rica ediyorum; sınırdaki güvenlik görevlilerinin derhal araştırması yapılsın, cezalandırılsın, kaçak hayvan girişi durdurulsun. Eğer kaçak hayvan girişi durdurulmazsa, Meclis tatile giriyor; ama, Meclis açıldığı zaman Türkiye'deki kaçak hayvanları getirip Meclisin bahçesinde toplayacağım. (CHP sıralarından alkışlar)

Net konuşuyorum; hükümet kaçak hayvan girişini durdurmazsa, ekim ayında Meclis açıldığı zaman kaçak hayvanları getirip Meclisin bahçesine bağlayacağım kardeşim; başka çaresi kalmadı. Altı aydır ben bunları takip ediyorum, kimse dinlemiyor. Şimdi rica ediyorum... Burada Tarım Bakanının da suçu yoktur; onu da söyleyeyim, iyi niyetli bir arkadaşımızdır Sayın Bakan; ama, güvenlik açısından sınırlarımız delik deşik olmuştur; kaçak hayvanları sınırdan geçiren güvenlik yetkilileri hakkında, validen jandarmasına kadar, soruşturma açılıp cezalandırılması lazım ve Türk köylümüzü kurtarmamız gerekiyor.

Buna inanıyor, hepinize güveniyor, saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Öğüt.

Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Sami Güçlü; buyurun.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt'ün kaçak hayvancılık konusunda gündemdışı yaptığı konuşmaya cevap vermek istiyorum; öncelikle kendisine teşekkür ediyorum.

Gerçekten de bugün ülkemizde, sektörümüzle ilgili önemli bir soruna temas etmiştir; bize de yaptığımız çalışmaları ve bu konuyla ilgili düşüncelerimizi ifade etme fırsatı doğmuştur. Dolayısıyla, bilgilerimizi paylaşmakta ve aldığımız tedbirleri sizlere duyurmakta fayda görüyorum.

Efendim, ülkemizde, son zamanlarda, özellikle 2003'ün sonundan itibaren, hayvan kaçakçılığı konusunda kamuoyunda yoğun bir gündem oluşmuştur. Dolayısıyla, bununla ilgili bizim yaptığımız çalışmalarda, bu konuda, bu iddiaları doğrulayacak gelişmelerin olduğunu ortaya koymuştur. Tabiî, bu kaçakçılık hadisesinin hem hayvancılık sektörümüze hem de bunun ekonomik cephesine oldukça önemli zararlar verdiğini; fakat, olayın, sosyal, ekonomik, siyasî, güvenlik boyutunun bulunduğunu biliyoruz.

Hayvan kaçakçılığının, ülkemizde, özellikle iki yönde olumsuz etkisi vardır; bunlardan birincisi, bu sektörde faaliyet gösteren üreticilerimizin faaliyetlerini sürdürülebilir olmaktan çıkarmasıdır. Dolayısıyla, bu, en başta bizim karşı çıkmamız, önlememiz gereken yöndür.

İkincisi ise, belki, bunun kadar önemli olan bir başka husus; hayvan hastalıklarının kontrol edilememesidir. Bugün, sınırlarımızdan kolayca geçtiğini zaman zaman ifade ettiğimiz ve sağlıklı olup olmadığı konusunda bilgi sahibi olmadığımız bu hayvanlarla yeni hastalıklar ülkemize girebilmekte. Nitekim, 1990'lı yıllarda, kaçak hayvan hareketi yüzünden, ülkemizde görülmeyen sığır vebası hastalığıyla karşı karşıya kaldık. Uzun yıllar, tüm teşkilatımız, bu hastalıkla mücadele etmek zorunda kaldı ve büyük kaynaklar ayırdık.

Bu itibarla, hayvan sağlığı bakımından da, hadise, kesinlikle önlenmesi gereken bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim, şap hastalığıyla teşkilatımızın mücadelesi ülke çapında devam etmektedir; henüz arzu ettiğimiz sonucu da almış değiliz.

Bununla ilgili olarak, elbette, sınır güvenliği için, jandarma, emniyet ve tarım teşkilatı aktif olarak rol alan kurumlardır ve her bir kurumun konuyla ilgili işbirliği, koordinasyonu şarttır. Bu olay fiilen vuku bulduğu takdirde de, bu kurumlarımızın birkısım eksikliklerinin olması kaçınılmazdır. Yalnız, bu konunun önemli olduğunu hepimiz biliyoruz ve önlenmesi konusunda saydığım iki sebep, dikkatimizi buraya çekmek için yeterlidir; birincisi, bu sektörde faaliyet gösterenlerin üretimini sürdürebilmesi açısından; ikincisi, hayvan hastalıkları açısından.

Dolayısıyla, bununla ilgili tedbirler almak zorundayız. Örneğin, hayvan hareketlerinin ve hayvan hastalıklarının etkin olarak kontrolünü sağlamak amacıyla, hayvancılık işletmelerinin belirlenmesi, hayvanların kimliklendirilerek kayıt altına alınması ve hayvan hareketlerinin takibi önem arz eder. Bu yıl içinde kimlik ve kayıt işlemlerini bitirme konusunda bir karar aldık. Bu sisteme girmeyen hiçbir büyükbaş hayvanın yurtiçi hareketine izin vermememiz gerekiyor; ama, bunun kamuoyunda doğuracağı birkısım olumsuzluklara da birlikte göğüs germemiz lazım. Mezbahanelerde, kesimhanelerde bu hayvanların kesilmesini önlemek zorundayız. Bazı yetersizlikler nedeniyle küpeleme yapamayan çiftçilere, Bakanlık olarak, ücretsiz küpe temin edilecek ve bunu tamamlayacağız.

8


Özellikle konunun Doğu Anadolu Bölgesindeki yönüne geliyorum. Aylardır bölge ve sınırda yapılan inceleme ve alınan tedbirlere ilave olarak, geçen hafta, benim de dahil olduğum bir ekip, Van, Hakkâri, Şırnak, Batman, Siirt, Bitlis ve Diyarbakır İllerinde, sırf birinci öncelik olarak bu konuyla ilgili çalışmalar yapmak üzere gitti. Ben, Hakkâri ve Şırnak'a gitmedim; bu illere iki genel müdürümüz ve bir daire başkanımız gitti. Diğer illerin valileriyle, sınır güvenlik komutanı, jandarma komutanı, emniyet müdürü ve kaçakçılıkla ilgili emniyet birimindeki sorumlu arkadaşlarla beraber toplantılar yaptık. Bu toplantılarda, Van İli Başkale, Hakkâri İli Şemdinli, Çukurca ve Yüksekova, Şırnak İli Beytüşşebap ve Uludere İlçelerimiz, kaçak hayvan girişi için hassas yerler olarak tespit edildi. Bölgede sınırlarımızın uzunluğu ve coğrafî yapısı nedeniyle, kontrolünün zorluğu biliniyor. Komşu ülkelerde sınır güvenliğine gerekli önemin verilmemesi, burada, bizim açımızdan aleyhte bir durumdur. Sınırdan herhangi bir şekilde yurda giren hayvanlar için muhtardan menşe belgesi alınması, tarım müdürlüklerinden de sağlık ve hayvan sevk belgesi alınarak millîleştirilmesi, yani legalleştirilmesi, kanunlaştırılması hadisesi en büyük problemdir. Hatta, Ankara ve diğer illerimize bile, yabancı orijinli hayvanların bu şekilde getirilerek piyasaya sunulduğuna şahidiz. Biz, Ankara'da, bu yöntemle gelen, bu şekilde gelen hayvanlara el koyduk, bu hayvanları karantinaya aldık, hukukî süreci başlattık ve en son, kesip, bu hayvanların etlerini satıp, bunu sahibi olan şahsa iade edeceğiz; yani, konuyla ilgili olarak, legalleşme hadisesinin de hukuken geriye dönmesini sağlamalıyız. Kaçak olduğu apaçık belli olan -biraz önce Ensar Beyin bahsettiği- bu topraklarda yetişmeyen bir hayvanın, menşe şahadetnamesi, sağlık belgesi alarak legalleşmesinin de bir bakıma iptal edilmesi gerekiyor. Dolayısıyla, burada, kamunun, etkin bir şekilde hareket etmesi gerektiğine inanıyorum.

Görevli bazı personelin zaafları, feodal yapıyla olan ilişkileri nedeniyle kontrol ve denetim işlerinin aksadığını, yasal mevzuatımızın yeterince caydırıcı olmadığını, sorunun, güvenlik, ekonomik ve yasal yönleri de bulunduğunu, yurtdışından oldukça düşük fiyatla hayvan temin edilebildiğini -yani, bir ekonomik yönü de var, ülkemizdeki fiyatların yüksekliği bunu teşvik edici bir mekanizmadır- Irak sınırımızdaki kaçakçılık faaliyetlerinde terör örgütünün de rolü olduğunu ifade ediyoruz.

Tedbirlere gelince, Bakanlığımızca, sınırlarımızda kaçak hayvan ve hayvansal ürünlerin girişlerinin önlenmesine yönelik, idarî, istihbarî ve güvenlik tedbirlerinin alınması için, kurumlar arasında gerekli girişimleri yaptık. Bu bağlamda, Genelkurmay Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Gümrük Müsteşarlığı ve sınır ili valiliklerimizle işbirliği halinde yapılan çalışmalar sonucu, kaçak hayvan hareketlerinin engellenmesinde olumlu gelişmeler sağlanmıştır. Biraz önce saydığım illerden bazıları sınır illeri değildir; ama, sınırlardan geçmişse, kontrol noktalarında, valilerimize verdiğimiz uygulama planına göre kontrollerin çok derli toplu yapılması ve dolayısıyla, Anadolu'ya intikalinin kesinlikle önlenmesi gerekmektedir.

Ülkemiz genelinde, teşkilatımız tarafından alınması gereken tedbirler artırılmaktadır. Bu kapsamda, bütün hayvan pazarlarında ve taşıma sırasında yapılan kontrol ve denetimler sıklaştırılacaktır ve emniyetin yanında, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına mensup uzmanlar da bulunacaktır. Diğer taraftan, sınırlarımıza giren hayvanların yurtiçinde sevklerinin ve pazarlanmasının engellenmesi için, Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunundaki cezalar artırılacaktır. Sınır illerimizde personel takviyesi başlamış olup, görevini gereği gibi yapmayanlar hakkında yasal işlem başlatılacak ve bu konuda ihmali bulunan personel, özverili çalışmayan personelin kesinlikle görev yerlerini değiştirmek zorundayız. Bakanlık, emniyet teşkilatı, askerî birlikler ve yerel idarelerle sağlanan işbirliği ve koordinasyonla bölgede denetimler yoğunlaştırılmıştır, bazı il ve ilçelerden hayvan sevklerine sınır getirilmiştir.

Arkadaşlar, bir müddet sonra bu bölgedeki milletvekillerimiz bize çok yoğun bir taleple gelecekler. Kaçakçılığın bir müddet önlenebilmesi için, o bölgeden hayvan çıkışını durdurmak zorunda kaldık. Eğer önlemek istiyorsak, burada, belki o bölgenin kendi malı olan hayvanların da kendi il sınırlarının dışına çıkması konusunda çok da doğru olmayan, onlar için bir engel teşkil edecek bu uygulamanın bir müddet katlanılması gereken bir yönü vardır.

Mezbahane ve kombinaların kontrollerini yoğunlaştıracağız.

Efendim, son sözler olarak şunu söylüyorum: Hayvancılık sektörünün geliştirilmesi konusundaki gayretimize şahitsiniz. Ülkenin içinde bulunduğu malî yapı içerisinde aktarılabilecek kaynaklar büyük ölçüde aktarılıyor. Şu anda, 2004 yılında bu sektöre 500 trilyonluk bir teşvik uygulaması var. Bu, ülkedeki hayvancılığı geliştirme ve ıslah etme konusundaki bir gayretin sonucu. Biz, kaçakçılığa, önem verdiğimiz bu sektörün ve ihtiyacımız olan sağlıklı nesillerin yetişmesi için ihtiyaç duyduğumuz en temel besinleri sağlayacağımız bu sektörün üreticilerinin üretimden vazgeçmesine, hayvan hastalıklarının yaygınlaşmasına ve ekonomik kayıpların olmasına mâni olmak zorundayız. Bu konuda sizlerden destek bekliyoruz, yasal düzenlemeler, idarî düzenlemelerle ilgili hazırlıklarımızı yapıyoruz; ama, özellikle idarî tedbirler konusunda, bölgelerimizden gelecek baskılar konusunda da lütfen bize yardımcı olun. Bunu önlemek zorunda olduğumuz bir gelişme olarak ifade ediyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güçlü.

Gündemdışı ikinci söz, 17 Ağustos Marmara depremiyle ilgili söz isteyen, Sakarya Milletvekili Sayın Süleyman Gündüz'e aittir.

Buyurun Sayın Gündüz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

2.- Sakarya Milletvekili Süleyman Gündüz'ün, Marmara depreminin 5 inci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Meclis tatilde olacağından, 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin 5 inci yıldönümünün yaklaşması münasebetiyle gündemdışı söz almış bulunuyorum.

9


Depremi yaşamak ve anlatabilmek ne kadar zor. Her şey, bir gece ve 45 saniyede oldu. Gündelik hayatın dilinde anlamsız; ama, felaketin içinde ne kadar da uzun ve bitimsiz...

Depremi anlatabilmek ne kadar zor. Bunun tanımlanmasını, var edenin diline bırakmak gerekir. Yer sarsılışıyla ve yer ağırlıklarını çıkardığında ve insan, buna "ne oluyor" dediğinde, o gün, yer, öyküsünü anlatacak.

Yunus Emre şöyle der:

"Yıkılmış sinleri dolmuş

Hep evleri harab olmuş

Kamu endişeden kalmış

Ne düşvar halleri gördüm"

Cemal Süreyya, belki de, yaşadıklarımızı en iyi anlatabilenlerden birisiydi. Depremden sonra, depremi yaşamış olan çocuklardan, depremi anlatmaları için birer resim yapmalarını istediğimizde, bizlere, hep, gökyüzünü yerde gösteren ve yıldızların yere döküldüğü resimleri yapmışlardı. Cemal Süreya, bunu şöyle anlatır:

"Büyük bir ihtimalle ölmüştük

Şehir kan kıyametti ayaklarımızda

Gökyüzünü katlayıp bir köşeye koymuştuk

Yıldızlar kaldırımlara dökülmüştü bütün"

Marmara depremi, başta Adapazarı, İzmit, Yalova, Düzce, İstanbul olmak üzere 7 büyük ilimizi etkilemişti. Geniş bir coğrafyayı etkilemiş olması, ülke insanlarımızın üzüntüsünü kat kat artırmıştır ve defeatle anılmasına sebebiyet vermektedir.

Depremin en büyük ekonomik katmadeğer üreten Marmara Havzasında meydana geldiğini düşünürsek, o günkü verilere göre depremin maliyeti yaklaşık 13 milyar dolar olarak tespit edilmiştir. Yüreklerde derin yaralar açan 17 Ağustos depreminin üzerinden beş yıl geçmesine karşın, belleklere kazınan büyük acı, hâlâ, ilk günkü acılığını ve tazeliğini korumaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önümüzdeki ay, 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin beşinci yılı; ne kadar da hızlı geçiyor zaman. Ben, depremi Adapazar'ında yaşadım. Buradan, Meclis kürsüsünden o günün tekrar tekrar hatırlanmasında yarar olduğuna inanıyorum. Eğer yaşananları tekrar gözümüzün önüne getirirsek, ders almış oluruz.

Marmara depreminde, resmî verilere göre 17 127 vatandaşımız hayatını kaybederken, 43 953 yaralı bulunmaktadır. Daha düne kadar hiç yıkılmayacağına inanılan devasa binalar depremde âdeta yerle bir olurken, binlerce insan için de mezara dönüştü. Oysa, depremle gündelik hayatını sürdüren Japonya'da depremlerin şiddeti daha büyük olmasına rağmen can kaybı olmazken, minimal düzeyde mal kaybına rastlanmaktadır. Bu durum, bize kabuk devletten teknik devlete geçmemiz gerektiğini göstermektedir. AK Parti İktidarı bunun için de bir fırsattır.

Sakarya'da depremde 10 000 işyeri, 24 723 konut yıkılmış, 60 000'e yakın konut oturulamayacak hale gelmiştir. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Dünya Bankası ile çeşitli hibeci kuruluşların Camili ve Karaman Mahallesi ile Ferizli İlçesinde toplam 8 228 kalıcı konut yaptırma imkânı olmuştur. Bu bağlamda, devletimiz tarafından Sakarya İlimize toplam 401 trilyon yardım yapılmıştır. 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin ardından bölgedeki depremzedelerin konut, altyapı ve çeşitli ihtiyaçlarının da karşılanması amacıyla, bugüne kadar toplam 1 katrilyon 523 trilyon 254 milyar lira harcama yapılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz dünyanın en aktif deprem kuşağında bulunmaktadır. 1900'lü yıllardan bugüne kadar 5,5'ten büyük olmak üzere toplam 89 deprem felaketi yaşanmıştır. Bu deprem felaketlerinde 82 139 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Geçen yıl Bingöl'de, birkaç ay önce Erzurum'da, en son Doğubeyazıt İlçemizde 2 Temmuz 2004 tarihinde 5,1 büyüklüğünde orta şiddette bir deprem meydana gelmiş ve can kaybına sebebiyet vermiştir. Buradan, deprem felaketlerinde ölenlerin yakınlarına başsağlığı ve yaralılara şifalar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi, 17 Ağustos tarihinde yaşanan ve asrın felaketi olarak tanımlanan deprem felaketine maruz kalan iller, ekonomik ve sosyal açıdan büyük kayıplara uğramıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Gündüz; konuşmanızı tamamlayın.

SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Devamla) - Hükümetlerin özverili çalışmasına rağmen, travmanın büyüklüğü nedeniyle sorunlar gerektiği gibi giderilememiştir. Deprem riski nedeniyle bu illere yapılan yatırımlar durma noktasına gelmiş, işsizlik had safhaya ulaşmıştır.

Sakarya İlimiz de, bu mağduriyeti yaşayan illerin başında gelmektedir. Sakarya İlimiz, sosyoekonomik yönden gelişme gösteren illerden birisiydi. Deprem, Sakarya sanayii ve ticaretini büyük zararlara uğrattı. Ayrıca, yaşanan derin ekonomik krizin piyasalarda neden olduğu daralma, üretimin düşmesine sebep olmuştur. Kalkınma ve refah seviyesi son derece düşük ve 50 000'i aşkın işsizi olan Sakarya İlimizin içerisinde bulunduğu durumdan kurtulabilmesi için, sosyoekonomik açıdan özel bir kalkınma modeli uygulanmasına ivedilikle ihtiyaç duyulmaktadır. Sağlıkta, eğitimde ve diğer altyapı sorunlarında ciddî yatırımlar gerekmektedir.

10


Serbest bölgelere ilişkin yapılması düşünülen ve ülkemizi, bulunduğumuz coğrafyanın lider ülkesi yapma iddiasına sahip olan ve en büyük serbest bölgenin de Sakarya İli sınırları içerisinde gerçekleştirilmesi planlanan İpek Yolu Vadisi Projesinin hayata geçirilmesi durumunda, ilimiz kalkınmasına ve ulusal ekonomiye büyük katkı sağlanacak ve büyük bir istihdam potansiyeli yaratmış olacağız.

17 Ağustosta, depremin beşinci yılını idrak edeceğiz.

Bir çalışma dönemini daha geride bırakırken, çalışmalarımızın, ülkemiz ve insanlık için hayırlara vesile olmasını dilerim.

Allah, bir daha bu millete felaket yüzü göstermesin.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gündüz.

Gündemdışı üçüncü söz, Hacı Bektaş Veli'yi anma törenleriyle ilgili söz isteyen, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Rıza Gülçiçek'e aittir.

Buyurun Sayın Gülçiçek.

3.- İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in, Hacı Bektaş Veli'yi anma, kültür ve sanat etkinliklerine, Hacı Bektaş Dergâhı çevre düzenlemesinin altyapı çalışmalarının tamamlanması için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması

ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her yıl 16-17-18 Ağustos tarihlerinde, Hacıbektaş İlçesinde düzenlenen Hacı Bektaş Veli'yi anma törenleri ve kültür, sanat etkinlikleri nedeniyle gündemdışı söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 12 nci ve 13 üncü Yüzyılın savaş ve kargaşa ortamında, barışın ve mazlumun simgesi olan bir güvercin donuyla Horasan Nişabur'dan Anadolu'ya gelen Hacı Bektaş Veli, savaş yerine barışı, düşmanlık yerine dostluğu, kin yerine sevgiyi ve hoşgörüyü temel ilke edinen bir hümanist ve bu ekole farklı dillerden, farklı kökenlerden ve kültürlerden gelen insanları bir çatı altında toplayan, ceylan ile aslanı, zayıf ile güçlüyü dost olarak kucaklayan bir halk önderiydi.

Büyük bilgin Ahmet Yesevî'nin yetiştirdiği Lokman Perende tarafından eğitilen ve onun ekolünden ve öğretisinden esinlenen Hacı Bektaş Veli'nin, 13 üncü Yüzyılda Anadolu'da uyardığı bu bilim ışığı, savunduğu düşünceler ve başlattığı yenilikçi hareketler, sadece Avrupa'daki hümanizm ve rönesans hareketlerini değil, aynı zamanda, 17 nci ve 18 ini Yüzyılda gelişen sivilleşme hareketlerini de andırıyordu.

Değerli arkadaşlarım, Hacı Bektaş Veli, bundan yaklaşık yediyüz yıl önce, Alevîlik-Bektaşîlik yaşam görüşü adına, bütün günlerin aydınlığa, bütün canların ermişliğe kavuşmasını dileyen bir yürek vuruşuyla seslendi gönül yoldaşlarına: "Gelin canlar, bir olalım."

Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyeti kurmadan önce, Kurtuluş Savaşı sürecinde, sosyal yaşamın en büyük kültürünün inanç merkezi Hacıbektaş'ı 21 Aralık 1919'da ziyaret etti, Türkiye'deki çağdaşlaşma, aydınlanma hareketinde laik ve demokratik hukuk sisteminin yerleşmesinde ve cumhuriyet temelinin atılmasında, bu öğretinin önemli katkıları vardır.

"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır" diyen Hacı Bektaş Veli ile "hayatta en hakiki mürşit ilimdir" diyen Atatürk arasında düşünce paralelliği vardır. Onun için, Hüdaî Ozanın şu dizeleri çok anlamlıdır:

"Balık susuz olmaz, insan vatansız

Gönlüm Hacı Bektaş, elim Atatürk

İlim nihayetsiz, bilim hatasız

İlim Hacı Bektaş, bilim Atatürk.

Hünkâr ruhumdaki yeşeren daldır

Atam o daldaki yetişen güldür

Tıpkı buna benzer, buna misaldir

Dalım Hacı Bektaş, gülüm Atatürk."

Değerli arkadaşlarım, onbin yıllık Anadolu kültürü, Anadolu Alevîliği ve yediyüz yıllık Bektaşî inancının harman olduğu Anadolu topraklarında, bugün, sevgi, barış ve hoşgörüye daha fazla ihtiyaç duymaktayız. İnsanların birbirleriyle savaştığı, insanların inancına, rengine, cinsine göre sınıflandırıldığı bugünkü dünya düzeninde, yetmişiki ulusa aynı gözle bakan ve "hiçbir ulusu ve insanı ayıplamayın" diyen, insanı merkez alıp "okunacak en büyük kitap insan" diyen bir felsefeye tüm insanlığın ne kadar ihtiyacı olduğunu bir kez daha düşünmemiz gerekir. Bugün Hacıbektaş İlçemizde cezaevinin kapalı olması bu öğretinin bir göstergesidir.

Değerli arkadaşlarım, Hacı Bektaş Veli, tanrısal gerçeğe ancak sevgi yoluyla varılacağını, bütün insanların kardeş olduklarını, kişi ile Tanrının özdeşliği ve bu nedenle, kendisini sevenin Tanrıyı da sevmiş olacağını, dinî ayrılıkların gereksiz olduğunu savunan ve herkesi kucaklayan bir insandı. Hacı Bektaş Veli "Allah'ı özümüzde, özümüzü Allah'tan bildik", "yaratılanı severim Yaradandan ötürü" ve "düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayın" sözleriyle, bunu, en güzel şekliyle ifade etmiştir.

11


Değerli arkadaşlarım, Hacı Bektaş Veli, savaşların, saldırıların yoğun olarak yaşandığı, yoksulun daha yoksul, azgının daha azgın olduğu bir ortamda Anadolu halkının kolektif belleğinin, toplu eyleminin, söyleminin bir simgesi olarak bu topraklara ayak bastı. Hacı Bektaş Veli, özlemlerin, umutların kucağında beslenerek, önce kendi nesnel yaşamının sınırlarını aşarak, sonra da, doğa, insan yaşamının sınırlarını aşarak evrenin sonsuzluğuna uzanan bir davranışın taşıyıcısı oldu.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Hacı Bektaş Dergâhı, barışa, sevgiye ve hoşgörüye ışık tuttu. Binlerce yıldır, dünyamız, uygarlıklar ve dinlerarası çatışmalara ve amansız savaşlara sahne oldu; ancak, Anadolumuzun pirleri, düşünürleri, manevî önderleri, Mevlânâ, Hacı Bektaş, Yunus, hep barışı, bağımsızlığı ve bağışlamayı öğrettiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Konuşmanızı tamamlar mısınız...

Buyurun.

ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (Devamla) - Yunus Emre, hoşgörüsünü şöyle ifade ediyor:

"Evvel benim, ahir benim.

Canlara can olan benim.

Bir nazarda dünya düzen,

Dört kitabı doğru yazan,

İncil benim, Kur'an benim."

Değerli arkadaşlarım, Hacı Bektaş Veli, biz takipçilerine "ara, bul" tavsiyesinde bulunurken, kendisi bizi aradı buldu ve ışığıyla bizi aydınlattı. Kendisi incinse de insanları incitmedi, düşmanının bile insan olduğunu bize hatırlattı. Hiçbir milleti ve insanı ayıplamadan, ışığın aydınlığına çağırdı. Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etmemeyi tavsiye etti. Eline, beline, diline sahip olmanın erdemini insanlığa öğretti.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; eğer Hacı Bektaş Veli sevgi ve hoşgörüsü öğretilip insanlarımıza anlatılsaydı, 2 Temmuz 1993'te Sivas'taki vahşeti yaşamazdık.

Hacı Bektaş Veli'nin yaşadığı topraklar olan ve bugün Nevşehir İli sınırlarında yer alan Hacıbektaş İlçemizde, ülkemizin eğitim, bilim ve kültür dünyasına büyük katkılar sağlayacağına inandığımız, "Hacı Bektaş Veli" ismiyle üniversite kurulması için vermiş olduğum kanun teklifinin, bir an önce, hükümet tarafından, gündeme alınmasını ümit etmekteyim.

Değerli arkadaşlarım, Hacı Bektaş Dergâhının, Alevî-Bektaşî toplumu inanç merkezi olduğu gerçeğini kabul edelim, inançlarının gereğini yerine getirmek isteyen vatandaşlarımıza gerekli özeni gösterelim. İnancının gereğini yerine getirmek için dergâha gelen vatandaşlarımızdan ücret alınmaması gereklidir. Hacı Bektaş Dergâhı, müzeden öte, bir inanç merkezi olarak görülmeli; ziyaret, bakım ve onarım, ona göre düzenlenmeli ve bu yetki, Hacıbektaş Belediyesine verilmelidir. Hacıbektaş İlçemiz sıradan bir ilçe olarak görülmemeli, önemine ilişkin gerekli hassasiyet gösterilmelidir.

Yüzbinlerin gittiği Hacıbektaş İlçesinde kültürel etkinliklerde öncülük eden Hacıbektaş Belediyesine, çevre düzenlemesi ve altyapı için ilgili bakanlıklar tarafından gerekli desteğin verilmesi bir zorunluluktur, devletin görevleri arasındadır. Özellikle Hacı Bektaş Veli anısına düzenlenen etkinliklerle ilgili çalışmaların yapıldığı şu günlerde, gerekli bakım ve restorasyonların yapılması için ilgili bakanlıktan ayrıldığı söylenen ödeneğin bir an önce gönderilmesi gerekmektedir. Sayın Bakanımıza, burada, bunu bir kez daha duyurmak istiyorum.

Bu duygularla, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gülçiçek.

Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Sunuşları, Divan Üyemizin oturduğu yerden Genel Kurula arz etmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 adet Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 23 milletvekilinin, ülkemizde tarım sektörünün yapısal sorunlarının dışticaret açısından araştırılarak, ABD ve AB ülkelerinin uygulamalarına koşut tarımsal destekleme politikalarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/208)

12 Temmuz 2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye ekonomisi, sanayileşme sürecinin, uygun deyimiyle, yarı yolundadır. Bu durum, ülkenin çoğu kez "tarım ülkesi" sayılmasına neden olmaktadır. İşgücünün yüzde 35 gibi bir bölümünün doğrudan geçim kaynağı olan, ulusal üretime yalnızca yüzde 14 dolayında katkı yapabilen tarım kesimi, son yıllarda, çok büyük olumsuzluklar, giderek yıkımlar yaşamaktadır.

12


Son yıllarda, tarımsal üretim azalmakta, toplumun gıda güvenliği yok olmakta, tarıma dayalı sanayiin hammaddesi giderek artan oranda dışarıdan sağlanmakta ve Türkiye "net" tarım ürünleri dışalımcısı özelliği kazanmaktadır.

TBMM'nin bu gelişmeleri yakından araştırması ve gerekli yasal önlemleri alması önemli bir toplumsal zorunluluk durumuna gelmektedir.

Bu bağlamda:

1. Türkiye'nin son yıllarda tarım ürünlerinde net dışalımcı durumuna gelmesinin nedenlerinin araştırılması,

2. Tarım ürünlerinin dışticaret oranlarındaki kötüleşmenin nedenlerinin ortaya konması,

3. Ülkemizin, buğday, şekerpancarı, pamuk ve yağlı tohumlar başta olmak üzere temel tarım ürünlerinde görülen üretim düşüşlerinin nedenlerinin saptanması,

4. Dünya tarım ticaretindeki olası gelişmeler, özellikle de Dünya Ticaret Örgütü görüşmeleri çerçevesinde ve Avrupa Birliğine uyum ve üyelik sürecinde tarım sektörünün ne yönde etkileneceğinin belirlenmesi,

5. Tarım ürünlerinde uluslararası rekabet gücünün ve ihracatın artırılması için alınacak önlemlerin belirlenmesi, ABD ve AB ülkelerinin uygulamalarına koşut tarımsal destekleme politikalarının belirlenmesi ve yasal düzenlemelerin yapılabilmesi,

Amacıyla, Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını istiyoruz.

Saygılarımızla.

1. Yakup Kepenek (Ankara)

2. Şevket Arz (Trabzon)

3. Mehmet Yıldırım (Kastamonu)

4. Mustafa Erdoğan Yetenç (Manisa)

5. Necati Uzdil (Osmaniye)

6. Özlem Çerçioğlu (Aydın)

7. Tuncay Ercenk (Antalya)

8. Mevlüt Coşkuner (Isparta)

9. Osman Coşkunoğlu (Uşak)

10. Ramazan Kerim Özkan (Burdur)

11. Nuri Çilingir (Manisa)

12. Mehmet Mesut Özakcan (Aydın)

13. Erdal Karademir (İzmir)

14. Rasim Çakır (Edirne)

15. Gürol Ergin (Muğla)

16. Tacidar Seyhan (Adana)

17. Uğur Aksöz (Adana)

18. Muhsin Koçyiğit (Diyarbakır)

19. Mesut Değer (Diyarbakır)

20. Ali Oksal (Mersin)

21. Bayram Ali Meral (Ankara)

22. Şevket Gürsoy (Adıyaman)

23. Ali Dinçer (Bursa)

24. Ahmet Küçük (Çanakkale)

Gerekçe:

1- Tarım, geçmişte, hemen tüm hükümetlerin özel önem verdikleri bir sektör olma özelliği taşıyordu. Ancak, küreselleşme sürecine koşut olarak dünya mal ve hizmet dolaşımının artması, tarım sektörünü de olumsuz yönde etkilemektedir.

2- Ekonomide devletin yerinin daraltılması doğrultusundaki küresel saldırının en çok yıkıma sürüklediği sektörlerin başında tarım gelmektedir. Bu çerçevede, 1990'lı yıllarda yaşanan ekonomik bunalımların da katkısıyla, tarım sektörü büyük ölçüde gözden çıkarılmış bulunmaktadır.

3- IMF istikrar programları, ısrarla, tarımsal desteklemeyi neredeyse yasaklama noktasına çekerken, ABD ve AB gibi gelişmiş ülkeler, tarım ürünlerini desteklemeyi sürdürmektedir. O kadar ki, en son verilere göre, birim fiyat içinde destek payı, ülkemizde yüzde 15-20 arasında dolaşırken, OECD ortalaması olarak yüzde 35 dolayındadır.

13


4- ABD ve AB ülkeleri, Türkiye gibi ülkelerin tarımsal gereksinmelerini de, destekledikleri için piyasada daha ucuz görünen kendi ürünleriyle karşılanmasını istemektedir. Dünya Ticaret Örgütünü bu amaçla kullanma çabaları, bilindiği gibi, geçen yıl yapılan Cancun toplantısında başarısızlıkla sonuçlanmış, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için yeni olanakların doğması tartışılır olmuştu. Türkiye, bu süreçten nasıl yararlanacağını saptamalıdır.

5- Türkiye tarımının net dışalımcı duruma gelmesinin önemli bir nedeni de, tarımsal üretimde ileri teknolojilerin kullanımında yaşanan yetersizliklerdir. Ek olarak, bölgesel teknolojik gelişmişlik farkları da çok ileri boyutlardadır.

Ülkemizin tarım mühendislerinin yarıya yakını ya mesleğinin dışında bir işte çalışmaktadır ya da işsizdir. Tarımsal işgücü, işgücünün göreli olarak niteliği en alt düzeyde olan bölümüdür. Ayrıca, kamunun elinde bulunan ve sayıları 80'in üzerinde olan araştırma enstitüsü ya da birimlerinin etkin ve verimli kullanımının ne ölçüde sağlandığı da saptanmalıdır. Hükümetin gerek nitelikli işgücü gerek makine donanım ve diğer girdiler bakımından neler yapması gerektiği de üzerinde çalışılması gereken önemli bir konudur.

Kısaca, önergemizin benimsenmesiyle, Türkiye tarımının yapısal sorunlarının dışticaret açısından araştırılması ve gerekli yasal önlemlerin alınmasının temeli oluşturulacaktır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

İkinci önergeyi okutuyorum:

2.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 25 milletvekilinin, kütüphanelerin durumunun ve eksikliklerinin saptanması ve sorunlara çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/209)

12 Temmuz 2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Toplumsal gelişmenin en önemli göstergelerinden biri, kültürel gelişme düzeyidir. Okuma alışkanlığı ve bu bağlamda halkın kütüphanelerden yararlanma derecesi, kültürel gelişmenin temel taşıdır.

Oysa, ülkemizde halkın ortak kullanımında olan kütüphane sayısı çok azdır. Var olan kütüphaneler de her bakımdan yokluklar içindedir. Halk kütüphanesizdir ve bu durumun, eksiklerin giderilmesiyle hızla düzeltilmesi gerekmektedir.

Bu nedenle ve ekli gerekçelerimizle:

1.- Kütüphanelerin fiziksel altyapı ve nitelikli insangücü durumlarının saptanması, sorunlara çözüm yollarının belirlenmesi ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılabilmesi,

2.- Kütüphanelerin yaygınlaştırılması, halka tanıtımı ve okuma alışkanlığının özendirilmesi için yapılması gerekenlerin belirlenmesi,

3.- Kütüphanelerimizin koşullarının iyileştirilmesi, çağdaş teknolojinin gerektirdiği şekilde düzenlenmesi ve etkinliğinin artırılması için yapılması gerekenlerin saptanması,

4.- Bireylerin bilgi gereksinimlerine ve aydınlanmalarına yönelik olarak düşünce ve sanat ürünlerinin çeşitlendirilmesi ve güncellenebilmesi,

Amacıyla, Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını istiyoruz.

Saygılarımızla.

1.- Yakup Kepenek (Ankara)

2.- Mehmet Şerif Ertuğrul (Muş)

3.- Ahmet Küçük (Çanakkale)

4.- Şevket Arz (Trabzon)

5.- Mehmet Yıldırım (Kastamonu)

6.- Necati Uzdil (Osmaniye)

7.- Mustafa Erdoğan Yetenç (Manisa)

8.- Özlem Çerçioğlu (Aydın)

9.- Tuncay Ercenk (Antalya)

10.- Mevlüt Coşkuner (Isparta)

11.- Ramazan Kerim Özkan (Burdur)

12.- Mehmet Semerci (Aydın)

14


13.- Osman Coşkunoğlu (Uşak)

14.- Mehmet Mesut Özakcan (Aydın)

15.- Nuri Çilingir (Manisa)

16.- Erdal Karademir (İzmir)

17.- Gürol Ergin (Muğla)

18.- Rasim Çakır (Edirne)

19.- Tacidar Seyhan (Adana)

20.- Mesut Değer (Diyarbakır)

21.- Ali Oksal (Mersin)

22.- Uğur Aksöz (Adana)

23.- Muhsin Koçyiğit (Diyarbakır)

24.- Bayram Ali Meral (Ankara)

25. - Şevket Gürsoy (Adıyaman)

26.- Ali Dinçer (Bursa)

Gerekçe:

1.- Ülkemiz, kütüphane sayısı açısından birçok ülkenin gerisindedir. Türkiye'de 50 000 kişiye bir halk kütüphanesi düşerken, bu sayı İngiltere'de 4 100, Avusturya'da 2 451, Hollanda'da 1 750'dir. 1 436 halk kütüphanemizin 150'den fazlası, personel eksiği, binasının olmaması gibi nedenlerden dolayı kapalıdır.

2.- Kütüphanelerimizden yararlanan okuyucu sayısı hızla azalmaktadır. Kütüphaneler Genel Müdürlüğü istatistik bilgilerine göre, 1996 yılında 22 523 449 olan okuyucu sayısı, 2000'de 19 903 256'ya düşmüştür. Kayıtlı üye sayısı da 1996'da 1 004 681 iken, 2000'de 386 790'dır. Nüfusumuzun yalnızca yüzde 1'i kütüphanelere üyedir. Bu oran İngiltere'de yüzde 57'dir.

3.- Kütüphanelerimiz kitap sayısı ve çeşidi açısından yetersizdir ve kütüphanelerimizde derlenen kitap ve süreli yayın, satın alınan kitap ve abone olunan süreli yayın sayısı giderek azalmaktadır. 70 000 000'a yakın nüfusumuz için kütüphanelerimizde yaklaşık toplam 12 000 000 kitap vardır. Ülkemizde 6 kişiye bir kitap düşerken (kişi başına 0,16) Bulgaristan'da kişi başına 5, İngiltere'de 6, İsviçre'de 101 kitap düşmektedir.

4.- Kütüphanelerimizde hizmet veren personel sayısı yetersizdir. 1996'da 1 260 kütüphanemizde 3 285 personel hizmet verirken, 2000 yılında 1 403 kütüphanemizde çalışan personel sayısı 2 923'e düşmüştür. Kütüphane başına çalışan sayısı dört yılda yüzde 23 azalarak 2,61'den 2,08'e düşmüştür.

5.- Tüm dünya ülkeleriyle bilgisel, bilimsel ve kültürel işbirliğinin geliştirilmesi ve bireylerin bilgiye ulaşım yollarının kolaylaştırılması, günümüz kütüphanelerinin en önemli gereksinimidir. Oysa, 2002'de, 9'u İstanbul'da olmak üzere tamamı Marmara Bölgesinde yalnızca 20 kütüphanenin internet bağlantısı vardır.

Bu veriler ışığında, ülkemizde halk kütüphanelerinin durumun araştırılması, eksiklerinin saptanması ve bu konuda gerekli yasal önlemlerin alınması, Türkiye Büyük Millet Meclisi için kaçınılmaz bir görev sayılmalıdır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Üçüncü önergeyi okutuyorum:

3.- Afyon Milletvekili Halil Ünlütepe ve 21 milletvekilinin, Eber Gölünde meydana gelen kirliliğin ve çevresel etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/210)

12.7.2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Afyon İli Bolvadin İlçesinde bulunan Eber Gölünde meydana gelen kirliliğin ve çevresel etkilerinin araştırılması, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

Saygılarımızla.

1. Halil Ünlütepe (Afyon)

2. Engin Altay (Sinop)

3. Hasan Ören (Manisa)

4. Şevket Gürsoy (Adıyaman)

15


5. Mehmet Işık (Giresun)

6. Hasan Aydın (İstanbul)

7. Mehmet Parlakyiğit (Kahramanmaraş)

8. Fikret Ünlü (Karaman)

9. İnal Batu (Hatay)

10. Muhsin Koçyiğit (Diyarbakır)

11. Özlem Çerçioğlu (Aydın)

12. Mevlüt Coşkuner (Isparta)

13. Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu (Ankara)

14. Mehmet Vedat Melik (Şanlıurfa)

15. Turan Tüysüz (Şanlıurfa)

16. İlyas Sezai Önder (Samsun)

17. Hüseyin Özcan (Mersin)

18. Harun Akın (Zonguldak)

19. Ali Dinçer (Bursa)

20. Tuncay Ercenk (Antalya)

21. Uğur Aksöz (Adana)

22. Mustafa Sayar (Amasya)

Gerekçe :

20 kilometre çevre uzunluğuna ve yaklaşık 19 500 hektar alana sahip Eber Gölü, büyük bir bölümü Afyon'un Bolvadin İlçesi sınırlarında yer almakla birlikte, Çay ve Sultandağı İlçelerinin de doğal sınırını oluşturmaktadır. Tektonik bir göl olup, Akarçay ve Sultan Dağlarının kaynak sularıyla beslenmektedir. Ahır Dağlarından doğan ve Eber Gölüne dökülen Akarçay, bu gölü besleyen tek akarsudur.

Kıyılarında 17 yerleşim birimi bulunan Eber Gölü, çevresinde bulunan Bolvadin, Çay ve Sultandağı İlçelerinin turizmi ve ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. Göl çevresinde yaşayan halkın büyük bir bölümü balıkçılık ve göl kamışı yetiştiriciliğiyle geçimini sağlamaktadır.

Yakın zamana kadar sazlığı, yüzen adacıkları ve balık avcılığıyla ünlü olan bu göl, son zamanlarda ciddî bir şekilde kirlenmiştir. Yirmi yıl öncesine kadar flamingoların geldiği bu gölde, balık çeşitliliği ve miktarı yok denecek kadar azalmıştır. Özellikle, Akarçay'ın göle döküldüğü noktada balık ölümleri yoğun bir şekilde görülmektedir. Son zamanlarda balık ölüleri nedeniyle gölün yüzeyi beyaz bir örtüyle kaplanmış durumdadır. Yaşamını bu gölde veya çevresinde sürdüren bazı kuş türleriyle diğer canlılar da aynı akıbete uğramaktadır.

Göl çevresine yerleşmiş 17 yerleşim biriminde yaşayan insanlarımızın büyük bir bölümü, geçimini, yine bu göl sayesinde sağlamaktadır. Bir kısmı göl kamışlarını keserek yaşamını sürdürmeye çalışırken, bir kısmı ise balıkçılıkla geçimini sağlamaktadır. Bu bakımdan bölgede yaşayan insanlarımız, Eber Gölüne ekonomik olarak bağımlı durumdadırlar. Bu nedenle, gölün aşırı bir şekilde kirlenmiş olması, yöre halkını doğrudan olumsuz etkilemektedir.

Zengin yeraltı su kaynaklarına sahip bulunan Bolvadin İlçemiz, termal turizm açısından gelecek vaat etmektedir. Bu nedenle, bu ilçemizin çevresiyle, doğasıyla, kültürel ve turistik varlıklarıyla sağlıklı bir bütün oluşturması gerekmektedir. Ancak, gölün son durumu, bu sağlıklı yapıyı sağlayacak yerel yönetim örgütlerinin olanaklarını aşmaktadır.

Ekolojik yaşamın neredeyse bitmek üzere olduğu gölde, yaz aylarında su kaybı meydana gelmekte ve çevreye pis kokular yayılmaktadır. Aşırı kirlenme bu bölgedeki doğal yaşamı, insan ve çevre sağlığını ciddî şekilde tehdit eder duruma gelmiştir. Bu nedenle, gerek insan sağlığına olan olumsuz etkisi gerekse doğal yaşamın yok olmasının önlenmesi bakımından acil bir durum meydana gelmektedir. Eber Gölünün temizlenmesi konusunda, başta gölün bugünkü duruma gelmesinde payı olanlar olmak üzere, bu göl çevresinde yaşayan herkes elinden geleni yapacaktır; çünkü, artık, bu gölün yaşatılmasının kendi yaşamlarıyla doğrudan ilişkili olduğunun farkına varmışlardır.

Akılcı ve gerçekçi bir yaklaşımla kirliliğin sebeplerinin araştırılarak gerekli önlemlerin alınması, Eber Gölüyle iç içe yaşayan insanlarımızın sağlığının ve doğal hayatın korunması bakımından çok önemlidir. Eber Gölünün kurtarılması, sadece bugün için değil, gelecek kuşaklar için de büyük bir hizmet olacaktır. Ayrıca, küreselleşen dünyada, ekonomik kalkınmanın bölgesel kalkınmadan geçtiği ve Eber Gölünün de bölge ekonomisi için taşıdığı önem düşünüldüğünde, kirliliğin önlenmesi kaçınılmaz bir gereklilik halini almaktadır.

16


BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.

V. - ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralama, çalışma gün ve saatleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatile girmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

No: 92 15.7.2004

Daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve dağıtılmış bulunan, 651, 652 ve 650 sıra sayılı kanun tasarılarının, 48 saat geçmeden, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan 646 sıra sayılı kanun tasarısından sonra gelmek üzere gündeme alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesinin,

15.7.2004 Perşembe günkü (bugün) birleşimde, çalışma süresinin, 650 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar uzatılması, bu işin bu birleşimde bitirilememesi halinde, 16.7.2004 Cuma günü saat 14.00'te toplanılması ve bu işin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasının,

Bu işin görüşmelerinin bitiminden sonra, Anayasanın 93 ve İçtüzüğün 5 inci maddelerine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatile girmesinin,

Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

Bülent Arınç

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

Salih Kapusuz Ali Topuz

AK Parti Grubu Başkanvekili CHP Grubu Başkanvekili

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

Önce, yarım kalan işlerden başlayacağız.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı : 146)

2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı : 152)

3.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı : 305)

BAŞKAN - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının ve Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporları henüz gelmediğinden, tasarıların ve teklifin müzakerelerini erteliyoruz.

Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı : 349) (X)

BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Geçici 1 inci maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

Geçici ve Son Hükümler

17


GEÇİCİ MADDE 1.- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte;

a) Sağlık Bakanlığı taşra teşkilâtının görev ve yetkileri, eğitim hastaneleri hariç, sağlık evi, sağlık ocağı, sağlık merkezi, dispanser ile hastaneler ve donatım müdürlükleri araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,

b) Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı ve ulusal nitelik taşımayan kütüphane, Devlet güzel sanatlar galerisi ve müzeler ile halk kütüphaneleri ve kültür merkezleri bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli belediye sınırları içinde belediyelere, belediye sınırları dışında il özel idarelerine, ören yerleri ile taşra teşkilâtının görev ve yetkileri ile bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,

c) Çevre ve Orman Bakanlığına bağlı 6831 sayılı Orman Kanunu gereği orman sayılan yerler dışındaki fidanlıklar, piknik yerleri, dinlenme ve benzeri tesisler, bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli belediye sınırları içinde belediyelere, belediye sınırları dışında il özel idarelerine; taşra teşkilâtının görev ve yetkileri ile bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,

d) Tarım ve Köyişleri Bakanlığı taşra teşkilâtının görev ve yetkileri, ulusal veya bölgesel düzeyde faaliyet gösteren araştırma enstitüleri ve laboratuvarlar hariç enstitü ve laboratuvarları ile üretme istasyonları bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,

e) Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü taşra teşkilâtının görev ve yetkileri ile huzurevi, çocuk yuvası, kreş gibi tesisler, bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve boçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli belediye sınırları içinde belediyelere, belediye sınırları dışında il özel idarelerine,

f) Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü taşra teşkilâtının görev ve yetkileri ile spor sahaları, spor salonları, stadyumlar ve diğer spor tesisleri bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli belediye sınırları içinde belediyelere, belediye sınırları dışında il özel idarelerine,

g) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskân Bakanlığı taşra teşkilâtının görev ve yetkileri ile bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,

Devredilmiştir.

Birinci fıkranın (b), (c), (d) ve (f) bentlerinde belediyelere devredilen bina, araç, gereç, personel, taşınır ve taşınmaz mallar ile alacak ve borçların, büyük şehir belediyesi bulunan yerlerde paylaşımı özel kanununda belirtilen hükümlere tabidir.

Birinci fıkranın (a) bendinde il özel idarelerine devredilen sağlık evi, sağlık ocağı, sağlık merkezi ve dispanser gibi koruyucu sağlık hizmeti veren tesisler; il özel idarelerince Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen esas ve usullere göre bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli belediyelere devredilebilir.

?X) 349 S. Sayılı Basmayazı 18.2.2004 tarihli 54 üncü Birleşim tutanağına eklidir.

Birinci fıkranın (d) bendinde il özel idarelerine devri öngörülen enstitü ve laboratuvarlar Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından belirlenen esas ve usullere göre bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli; görev alanına göre üniversitelere, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına veya belediyelere devredilebilir. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına devir halinde personelin devri isteklerine bağlıdır.

Millî Eğitim Bakanlığı dışındaki bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı sağlık, tarım, adalet, tapu kadastro ve Anadolu meteoroloji meslek liseleri bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları ile bunlara ait bütçe ödenekleri Millî Eğitim Bakanlığına devredilmiştir. Bu fıkrada öngörülen devir işlemleri ile bu okulların personelinden devredilecek olanlara ait işlemler, Millî Eğitim Bakanlığı ile ilgili bakanlık veya kuruluşlar arasında yapılacak protokollere göre 2003-2004 öğretim yılı sonunda tamamlanır.

Devir ve tasfiye, Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı ile ilgisine göre bu maddede belirtilen bakanlıklar tarafından birlikte hazırlanarak Bakanlar Kurulu tarafından yürürlüğe konulacak esas ve usullere göre birinci fıkranın (a) bendi dışında en geç bir yıl içinde gerçekleştirilir. Ancak, atanacak personel ile devredilecek taşınır ve taşınmaz mallar, ilgili mahallî idarelerin ihtiyacı dikkate alınarak belirlenir. Birinci fıkranın (a) bendinde belirtilen kadroların dışındaki unsurların devri bir yıl içinde, kadroların ve taşra teşkilatının bunlara ilişkin görev ve yetkilerinin devri ise Maliye Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığı ve Sağlık Bakanlığı tarafından birlikte hazırlanarak Bakanlar Kurulunca yürürlüğe konulacak esaslara göre kademeli olarak beş yıl içinde yapılır. Bu süre içerisinde devredilmeyen kadrolara ait atamalar Sağlık Bakanlığı tarafından yapılmaya devam edilir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) ÇEŞİTLİ İŞLER

1.- Genel Kurulu ziyaret eden Yakutistan Tarım Bakanı Aial Stepanov ve beraberindeki heyete Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denilmesi

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, şu anda, Yakutistan Tarım Bakanı Sayın Aial Stepanov, beraberinde bir heyetle Türkiye Büyük Millet Meclisini teşrif etmişlerdir; kendilerine "hoşgeldiniz" diyorum. (Alkışlar)

18


VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı : 349) (Devam)

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) -Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nisan ayında yarım kalmış bir tasarıyı görüşmeye devam ediyoruz ve ilginç bir şekilde, bu tasarının şu an burada bulunması gerekirdi; milletvekilleri olarak talep ediyoruz; bu tasarıyı, birkaç ay önce görüştüğümüz, yarım bıraktığımız tasarıyı edinemiyoruz. Bir kere böyle bir eksikliği önce belirteyim.

Değerli arkadaşlarım, bu geçici 1 inci madde, Kamu Yönetimi Temel Kanununun çok önemli bir uygulamasını gündeme getiriyor. Merkezî idarenin -bunların arasında çok sayıda bakanlık var- birçok teşkilatı lağvedilerek, ortadan kaldırılarak, taşra teşkilatı özellikle ortadan kaldırılarak, yerel il özel idaresine devrediliyor.

Şimdi, bu il özel idaresine devirler de, bir süre sonra işte orada -izleyen paragraflara da baktığımızda- birtakım kamusal nitelikli kuruluşlara, bu arada belediyelere vesaireye devredilebilir deniliyor. Yani, il özel idarelerinde de tümü kalmayabilir; ama, önce bir il özel idareleri...

Bakınız, il özel idareleriyle ilgili burada yapılmış bir yasayı, Cumhurbaşkanı bize geri yolladı. Bu geri yollamanın gerekçesinde yer alan ifadeleri eğer değerlendirebilseydi Türkiye Büyük Millet Meclisi ve iktidar kanadı, o zaman bu geçici maddeleri de önce komisyona çekelim bir daha düşünelim, ondan sonra tekrar getirelim derdi; ama, ne yazık ki, bu konudaki uyarıların hiçbir şekilde işe yaramadığı gözüküyor, bunlardan ders alınmadığı gözüküyor.

Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı şunu söylüyor ve çok haklı olarak söylüyor: "İl özel yönetimi tanımlanırken, il halkı yanında, ilin yerel ortak gereksinmelerinin de bu yönetimlerce karşılanacağı belirtilerek, il özel yönetimleri farklı boyuta taşınmaktadır." Evet, çok haklı olarak bunu söylüyor; çünkü, böylece, il özel idareleri artık, merkezin yetkilerini bir yetki genişliği çerçevesinde -anayasal tanımına göre- kullanan organlar olmaktan çıkıyorlar; bunlar, yasak koymak, uygulamak, gerçek ve tüzelkişilere izin, ruhsat vermek, taşınır taşınmaz malları almak, satmak, kiralamak vesaire, özelleştirme yapmak, iç ve dışborç almak; yurtiçi ve dışındaki yerel yönetimlerle işbirliği yapmak, sermaye şirketleri kurmak gibi görev ve yetkilerle donatılıyorlar ve biz, bu idarelere merkezî idarenin taşra teşkilatını tümüyle devrediyoruz.

Daha önce hep söyledik, tekrar edeyim; eğer, orada, il özel yönetimlerinin görevlerini tek tek saymak yerine hizmet alanlarını belirtip, arkasından da "yasalarda açıkça başka kurum ve kuruluşlara verilmeyen yerel nitelikteki her türlü görev ve hizmet il özel yönetimlerince yerine getirilecek" derseniz, bu, bu idarelerin genel yetkili idare haline getirilmesi demektir. Tabiî, bunun mefhumu muhalifi, merkezî idarenin de görevleri sayılarak özel yetkili idare haline getirilmesidir. Bu, Anayasanın 123, 126, 127 nci maddelerine aykırı bir düzenlemedir.

Burada çok ilgi çekici bir başka şey daha var. Bakınız, İl Özel İdareleri Kanununu Cumhurbaşkanı iade ederken şunu da özellikle belirtti: "Eğitim görevi de il özel idarelerine aktarılmış oluyor."

Konuyu yarım yamalak izleyen köşeyazarları bazı şeylerin farkına varmadılar, dediler ki: "Canım yani ne olacak, bu yasalarla, eğitim açısından belediyelere sadece onarım, tamir görevleri veriliyor."

Belediyeler açısından böyle de, il özel idareleri açısından böyle değil. 6 ncı maddede il özel idarelerinin görevleri sayılırken "eğitim, sağlık, tarım, sanayi, ticaret" diye, eğitim, tam olarak; yani, bina, altyapı vesaire olarak değil, eğitimin kendisi il özel idarelerine verilmiştir.

Oysa, bilindiği gibi, bu, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının ilk taslağında da vardı, buna karşı çıkışların artması nedeniyle eğitim oradan çıkarılmıştı; fakat, yine, bir kamuoyunu aldatma manevrasıyla, bu, il özel idarelerine eğitim olarak konuluverdi, daha sonraki aşamalarda tamamlarız, eğitimi de oraya aktarırız mantığıyla. Bu, şimdi geri döndü.

Değerli arkadaşlarım, bunu, kuşkusuz tekrar inceleyeceğiz; ama, şimdi, burada, bu geçici maddede Millî Eğitim Bakanlığının taşra teşkilatının il özel idarelerine devredilmiyor olmasını bir olumluluk olarak göremiyoruz; çünkü, İl Özel İdaresi Kanununda bu derc edilmiştir.

Bakınız, il özel idarelerine eğitime ilişkin hizmetleri il sınırları içinde vermekle, ilköğretim ya da ortaöğretim ayırımı yapmadan, yapım ve yönetim sınırlaması getirilmeden eğitime ilişkin tüm hizmetlerin il özel yönetimi görevi içine alındığı görülmektedir. Cumhurbaşkanının ifadesini okuyorum: "Yürürlükteki İl Özel İdaresi Yasasının 78 inci maddesinin 9 uncu bendinde ilkokulların tesisi ve yapımı ile bunların yönetim ve gözetim görevi il özel yönetimine verilmişken, incelenen yasada eğitime ilişkin hizmetler düzenlemesinin getirilmesi yukarıdaki anlayışı geçerli kılmaktadır."

Değerli arkadaşlarım, gene Cumhurbaşkanının ifadesinden okuyorum: "Türkiye'de eğitimde laik düzene geçiş, Anayasanın 174 üncü maddesiyle korumaya alınan 3 Mart 1924 günlü, 430 sayılı Öğretim Birliği Yasasıyla (Tevhidi Tedrisat Yasası) gerçekleşmiştir. Bu yasayla Şeriye ve Evkaf Bakanlığı ile vakıflarca yönetilen medreseler ve dinî eğitim veren okullar kapatılmış, Türkiye'deki tüm okullar Millî Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır."

19


Şimdi il özel idaresine eğitim görevini vermekle, bir kere, eğitim birliği delinmektedir.

"Öğretim birliği ilkesinin amacı, eğitimi tek elden uygulanan bir devlet politikası durumuna getirerek, akla ve bilime dayalı programlarla çağdaş uygarlık hedefine yönelmiş yurttaşlar yaratmaktır. Başka bir anlatımla, Türk Millî Eğitiminin genel amacı, Türk Ulusunun tüm bireylerini Atatürk ilke ve devrimlerine ve Anayasada anlatımını bulan Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, Anayasanın Başlangıçta belirtilen temel ilkelerine dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları yaşamında uygulayan yurttaşlar olarak yetiştirmektir."

Değerli arkadaşlarım, şimdi burada incelenen bu yasa tasarısında, geçici maddede eğitimle ilgili bir düzenleme yok gözüküyor; ama, il özel idaresiyle ilgili yasada eğitimle ilgili tüm hizmetlerin il özel yönetimine bırakılması önemli bir uyumsuzluk, çelişki yaratmaktadır. Bir kere, önce burada Yasama Organı olarak biz, tutarlı, çelişki içinde çelişki barındırmayan yasalar yapmak zorundayız. Eğer bunu yapamıyorsak ya da burada bu tür çelişkileri bilinçli olarak bırakıyorsak, biz önce Türkiye Büyük Millet Meclisini aldatıyoruz, kamuoyunu aldatıyoruz ve bütün buna bağlı diğer kurumları da aldatmaya yöneliyoruz demektir.

Değerli arkadaşlarım, bir başka meseleye de değineyim; geçen görüşmelerde de değinmiştim. Bütün bu bakanlıkların teşkilatlarının kaldırılması, acaba, nasıl, Türkiye'de kamu hizmetinin yapılmasına, bir kaotik yapıya, bir kargaşaya düşmeden izin verecektir, imkân verecektir?!

Bakınız, bir örnek vermiştim. Tarım Bakanlığına ilişkin bir hizmet alanı var. 2 Mayıs 2004 tarihinde, Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanunu çıkardık buradan. Bu kanun, kontrol ve denetim yetkisi veriyor Bakanlığa; fakat, işin tuhafı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının denetim ve rehberlik birimi oluşturulmamış durumda. Diğer bazı bakanlıklarda, böyle bir rehberlik ve denetim birimi oluşturuldu; ama, o zaman şunu sormak lazım: Taşra teşkilatı da kalkan bir Tarım Bakanlığı, acaba, bu denetim görevlerini -gıda denetimi dahil- nasıl yapabilecek?! Ayrıca, bu görev de il özel idarelerine aktarılmıyor; bunun da altını çizeyim.

Yani, burada, kendi iç tutarlılığı olmayan, iyi düşünülmemiş, iyi çalışılmamış ve iyi niyeti de eksik olan yasa tasarılarını tartışıyoruz. Dolayısıyla, bu geçici 1'de düzenlenen ve geçici 2'de de devam eden -geçici 2'de de, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün lağvedilmesi söz konusu; geçici 1 ile geçici 2'yi bir arada düşünmek lazım- bu düzenlemelerle, merkezî yönetimin çok sayıda görev alanı tasfiye edilmektedir; ama, bunların nasıl yapılacağı, hangi il özel idaresi teşkilatı çerçevesinde bunların olgun bir şekilde yerine getirilebileceği büyük bir boşluk olarak durmaktadır.

Türkiye'deki yönetimi değiştirirken, yönetim sistemini değiştirirken, il özel idarelerinin anayasal tanımını orada bırakıp, il özel idarelerine merkezî idarenin yapmadığı her işi yapar biçiminde bir görev tevdi etmek, aslında, çok önemli bir kargaşa yaratmak anlamına gelmektedir.

Ben, sizi, bir kez daha, başından itibaren karşı çıktığımız bu Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısını düşünmeye, bu geçici maddelerin tartışılmasını ertelemeye, bunları geri çekmeye davet ediyorum; aklın yolu budur. Hepinizi aklın yoluna uymaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oyan.

Sayın milletvekilleri, şahsı adına, Gümüşhane Milletvekili Sayın Sabri Varan?.. Yok.

Denizli Milletvekili Sayın Mustafa Gazalcı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısı üzerinde kişisel söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlarım.

49 maddesini daha önce görüşüp, askıya aldığımız kamu yönetimini ve kamu hizmeti anlayışını temelden değiştiren bir önemli tasarıyı görüşüyoruz. Aradan bunca zaman geçtikten sonra, aylar önce, kamuoyunda ve burada yapılan tartışmalar sonucunda, bu tasarı, belki yine bir oldubittiyle sayısal güce dayanılarak geçiştirilecek. Kamu yönetimi, kamu hizmeti, adı üstünde, tüm kamuyu, halkı ilgilendiren, etkileyen bir yasadır ve hizmettir.

Değerli arkadaşlar, getirilen bu düzenlemeyle, aralarında Sağlık, Kültür, Orman ve Sanayi Bakanlıkları gibi çok önemli bakanlıkların olduğu 9 bakanlığın taşrayla bağı kesiliyor. Yani, bir kez daha söylemiştim, baş gövdeden koparılıyor. Biz, niçin bu tasarıya Cumhuriyet Halk Partisi olarak direnerek karşı çıkıyoruz; bir, kamu yönetiminin bütünlüğü; iki, kamu hizmetinin yoksul-varsıl herkese sunulması açısından. Başı gövdeden koparılan 9 bakanlık, kendi alanlarında istese de hizmet yapamıyor. Değerli AKP'li arkadaşlar, Sağlık Bakanlığı alt birimleri hizmet görüyor diye -bir konuda yer yerinden oynasa, yerel yönetimler bu hizmeti yapıyor diye- kendisine yasaklıyor. Bilmiyorum, dünyanın herhangi yerinde, böyle, "yenileşme" adıyla "reform" adıyla bakanlık örgütü kendi kendisinin elini kolunu bağlar mı, yasaklar mı?! Bu tasarı yasalaşırsa böyle bir garip durumla karşılaşacağız; yani, taşra örgütü sen ne yaparsan yap bu konuda ben bir şey yapamıyorum eşgüdümün dışında diyecek. Kamu hizmeti kamu tarafından verilmeyecek bu tasarı yasalaşırsa, ihale edilecek, devredilecek. Kime?.. Ucu belirsiz sivil kuruluşlara, şerketlere. Yani, yurttaş artık bundan sonra temel kamu hizmetlerinden yararlanırken, dur, yasak, buradan sen parayla yararlanabilirsin denilecek; yani, kamu hizmeti satılacak, ihale edilecek; yerelleştirilecek değil, özelleştirilecek, açıklık kazanmayacak, satılan bir hizmet haline gelecek. Karşı çıkış nedenlerimizden birisi de budur.

Bu 9 bakanlığın dışında Millî Eğitim Bakanlığı gibi çok önemli bir bakanlık da sayılmıştı. Kamuoyunda oluşan tepkiler ve Cumhurbaşkanının da devreye girmesi sonucunda, bu bakanlık, şimdi görüşmekte olduğumuz Kamu Yönetimi Temel Yasasından çıkarıldı ve 7 nci maddede eğitim hizmetlerinin merkezî yönetim tarafından görülmesi öngörüldü, öyle sayıldı; ancak, biz yasalar arasında uyum da sağlayamıyoruz acelemizden. Çok yasa geçirdik diye övünüyoruz da, aslında çok yasa geçirmek önemli değildir,

20


az yasa, kalıcı, halkın sorunlarını, dertlerini çözen yasa önemlidir. Gece gündüz çalışıyoruz, çalıştırıyorsunuz; ama, onun nimetinden kim yararlanıyor; yoksul halkın hakları mı budanıyor, kazanılmış haklar mı gidiyor o belli değil. Siz, burada oluşan tepkiler üzerine, yine, merkezî yönetime verdiğiniz bir hizmeti, bunun alt yasası kabul ettiğiniz İl Özel İdaresi Yasasında el çabukluğu yapıp, oraya sokuyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Bir saniye Sayın Gazalcı...

Lütfen, sözlerinizi tamamlar mısınız...

MUSTAFA GAZALCI (Devamla)- Tabiî, Sayın Başkanım.

Bakın, ben burada, İl Özel İdaresi Yasası görüşülürken, 23 Haziran 2004'te -hükümet adına, sanıyorum Sayın Güldal Akşit oturuyordu- sordum, eğitim hizmetleri ne olacak? Yani, İl Özel İdaresi Yasasındaki gibi, onarım, yapım, ilköğretimle ilgili kısım mı, yoksa bütününü mü sokuyorsunuz? Duvar, ses çıkmadı iktidardan.

Şimdi, Cumhurbaşkanının geri gönderme yazısı var; -siz de mutlaka okumuşsunuzdur- burada diyor ki: "Eğitim, ilköğretim, ortaöğretim ayırımı yapılmadan özel idareye, özel yönetime bırakılmıştır."

Şimdi, değerli arkadaşlar, siz bize diyorsunuz ki, bu yasanın 7 nci maddesinde, eğitim hizmetlerini merkezî yönetim yapacaktır. Sonra, bunun alt yasası kabul ettiğiniz yasada da eğitim hizmetleri il özel idaresi tarafından gerçekleştirilir diyorsunuz. Ben milletvekili olarak soruyorum, hangisi doğru; yani, eğitim hizmetlerini kim yapar? Cumhurbaşkanının geri gönderme yazısında, eğitim hizmetlerinin il özel yönetimlerine bırakılmasının sakıncaları bir bir, çok açık biçimde sayılmış hatta denilmiş ki, eğitimde asıl olan uygulamadır, çağdaş uygarlığa yetişmenin yolu eğitimdir. Biz, laik, demokratik, bilimsel eğitimin bozulacağına ilişkin kaygılar taşıyoruz. Yani, yerel yönetimlere bırakıldığı zaman, orada, bütünüyle bir ulusal eğitimden, demokratik, laik eğitimden, bilimsel eğitimden söz edilemez. Ayrıca, Anayasanın 174 üncü maddesine gönderme yaparak, öğretim birliğinin de zedeleneceğini, çok açık biçimde Cumhurbaşkanımız söylüyor.

Değerli arkadaşlar, içten olmalıyız, içten... Açıkça, buraya çıkıp, diyeceksiniz ki, arkadaşlar, biz artık, üst yönetimin de, yerel yönetimlerin de kamu hizmeti görmesini istemiyoruz; bunu şirketler görsün...

BAŞKAN - Sayın Gazalcı, rica edeyim; son cümlenizi...

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Sayın Başkanım, bitiriyorum.

Ama, bu, 5 dakikalarla geçiştirilecek bir durum değil. Akşam, Kültür ve Turizm Bakanlığına ilişkin, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasasını çıkardık. Şimdi, bugün görüştüğümüz şu maddede, kültür varlıklarımızı, SİT alanlarımızı bütünüyle devrediyoruz. Akşam başka şey yaptık, bu sabah başka yapıyoruz. Bu kadar büyük çelişki olmaz! Bakın, dün kabul ettiğimiz Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda, merkezî yönetim de dahil, Kültür ve Turizm Bakanlığının etkisi... Hatta, koruma bölge kurulları kuruyoruz; ama, burada, bakın, zamanımız varsa, isterseniz okuyayım.

BAŞKAN - Sayın Gazalcı, rica ediyorum...

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Peki, bitiriyorum Sayın Başkanım.

Burada ise, bırakıyoruz belediyelere ve özel idarelere. Bu bir çelişkidir; bu, yarın döneceği belli olan, hukuk duvarına çarparak döneceği belli olan bir çelişkidir. O yüzden, önergemizin kabul edilmesini, bunu düşünmenizi diliyoruz. Yani, bu geçici maddeleri geri çekin, son gün aceleye getirmeyin, oldubittiye getirmeyin. Bu Meclisin mesaisini, bir daha, bir daha deyip, harcatmayın ve bu çelişkileri giderin.

Tümünüze saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gazalcı.

Şahsı adına, Sayın Orhan Yıldız?.. Yok.

Sayın Haluk Koç; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yoğun bir dönemin yoğun bir çalışma temposu içerisinde tamamlanmasına az bir zaman kaldı. Ben, üzülerek, bazı tespitler yapmak ve bunu da, sizlerin samimî düşünceleriyle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bir defa, hiçbirimiz, çalışma temposunun yoğunluğundan şikâyet edemeyiz, buna hakkımız yok; çünkü, birikmiş konular, ülkeyi ve toplumu saran sorunlar burada çözüm bekliyor ve bu çözümü sağlamak için, millet iradesiyle buraya gönderilmiş kişileriz, aslî görevimiz bu. Bunu yaparken, iktidar ve muhalefet olarak bazı noktalara dikkat etmemiz gerekiyor. Muhalefet olarak, tabiî ki, sizin gibi düşünmediğimiz birçok nokta var; bu çok doğaldır. Bizim, bu düşüncelerimizi dile getirmemiz, zaman zaman İçtüzükten gelen engelleme haklarımızı kullanmamız ve bunları kamuoyuyla paylaşma noktasında siyaset boyutuyla her türlü imkânı kullanmamız doğaldır. Siz de, iktidarsınız; verdiğiniz sözlerin yaşama geçmesi için, elinize belki bir daha geçmeyecek olan bir çoğunluğu en iyi şekilde zaman içerisinde de tasarrufla orantılı olarak kullanmak durumundasınız; bu da çok doğal, bu da çok tabiî, çok gerekli bir olay.

Değerli arkadaşlarım, lütfen, bir bakın, kendinize bir bakın, aynaya bir bakın. Biz bu son haftada ne yapıyoruz? Dün gece ne yaptık biz? Bir vergi yasa tasarısı görüşüyoruz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu iç içe geçmiş, oranlar üzerinde tartışılıyor,

21


milletvekili arkadaşlarımız bir kaos içerisinde ve Başkan, tasarının bir maddesinde tam iki defa ara veriyor, bir uzlaşma sağlanamıyor; bir önerge yağmuru altında yasa geçirmeye çalışıyoruz; saat 02.30... Ondan önce, Belediyeler ve Büyükşehir Belediyesi Yasa Tasarıları görüşülürken, anımsayacaksınız, tam 36 önergeyle değişiklik yaptınız.

AHMET RIZA ACAR (Aydın) - Üstat, demokrasi!

HALUK KOÇ (Devamla) - Evet, demokrasi iyi kullanıldığı zaman demokrasi olur. Demokrasiyi, sizin gibi, bu amaçlarla, bu mantıkla başka birisi kullandığı zaman sizin gözünüzde nasıl gözükür acaba Sayın Vekilim?!

Şimdi, lütfen bir bakın kendinize... İyi yapmıyorsunuz. Sağlıklı çalışmıyorsunuz. Bakın, iki yıla yakındır iktidarsınız, dün, Sağlık Bakanlığı, hükümetinizin programında olan, acil eylem planında olan aile hekimliğinin pilot uygulamasıyla ilgili bir öneri getiriyor. Bu sağlık politikasının felsefesini içeren, yani, iki dünya görüşü, sağlığın devlet üzerinde yük olduğu ve bunun bir an önce, bu küreselleşme rüzgârları altında, vatandaşın, bir şekilde, katkı yaparak almaya çalışacağı bir hak olarak gören bir sistem, aile hekimliği sistemi ve bunun finansman modeli de, kulağa çok hoş gelen genel sağlık sigortası; ama, Türkiye gibi, çok çarpık gelir dağılımı olan, ülke genelinde çok çarpık hizmet dağılım dengesi bulunan bir ülkede gerçekleştirilmesi gerçekten çok zor olan bir mantık. Bir tarafta da, sosyal devletin, sağlık alanında, bizim gibi, demin tarif ettiğim ölçütteki bir Türkiye'de daha hâlâ gerekli olduğu görüşü. Şimdi, çok temel bir konuyu, bir başka konuyla ilgili tek maddelik bir yasaya, dört sayfalık bir önergeyle, ek madde olarak sokmaya çalışıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, lütfen sorgulayın; bu Sağlık Bakanı sizin, hiç değişmedi; bu Sağlık Bakanının bürokratları hiç değişmedi; bu konu, hükümet programınızda var, acil eylem planınızda var; Meclisin İkinci Yasama Yılının son gününde, bir önergeyle, temel iddianızı, kanun olarak bu Meclise getirmek kadar bir basiretsizlik sergilemek yanlış olur. Özür dileyerek söylüyorum... Özür dileyerek söylüyorum... Siyasette erdemin bir bölümü de özeleştiridir. Lütfen, özeleştiri yapın... Lütfen, özeleştiri yapın... Yani, bir şeyler iyi gitmiyor, bir eşgüdümünüz yok. Bakın, dün gece saat 3'e yakın, vergi paketindeki -içinizdeki anlaşmazlıklar dolayısıyla- görüşmeler bırakıldı; bugün, kamu yönetimine başladık...

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Hayır... Bundan dolayı mı bırakıldı?!

HALUK KOÇ (Devamla) - Kalkar konuşursun Sayın Kapusuz, kalkar savunursun, bu çelişkileri kalkar savunursun.

Bugün, başından itibaren söylediğimiz, ikibuçuk üç ay önce, temel aykırılıkları olan, Anayasa bu şekliyle durdukça bunun yasalaşmasının imkânsız olduğunu vurguladığımız, belki Sayın Kuzu'yu da haksız yere hırpaladığımız... Sayın Kuzu da, size sözünü dinletemiyor, ben öyle hissediyorum. O hukukçu kimliğiyle...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - İşine bak.

BAŞKAN - Sayın Koç, lütfen, sözlerinizi toparlar mısınız.

HALUK KOÇ (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan. Üzülmeyiniz, tamamlıyorum.

Yani Sayın Kuzu'yu da hırpalıyorsunuz.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Koçun yanında kuzunun hükmü olmaz!..

HALUK KOÇ (Devamla) - Yapmayın! Değerli arkadaşlarım, biraz sağlıklı bir çalışma düzeni getirelim. Bakın, bu pazar günü düğün falan da yok, hep beraber çalışalım; ama sağlıklı çalışalım.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Sayın Koç, buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanımız orada, bu konuda oldukça teşriki mesaimiz oldu yasanın geçici maddelerine gelene kadarki görüşmeleri sürecinde, Sayın Bakanımız kalemi kâğıdı da hazırladı; ama ben sorumu, Sayın Bakana yöneltmeyeceğim, Sayın Kuzu'ya yönelteceğim.

Hocam, içiniz rahat mı, içiniz rahat mı bu şekildeki bir yasama ısrarından? İl özel idarelerindeki gerekçeler ortada iken, bu konudaki tüm Anayasaya aykırılıklar ortada iken, bunun zaman kaybı olarak değerlendirilip, değerlendirilmeyeceği konusunda sizin görüşlerinizi alabilir miyim?

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

Sayın Gazalcı, buyurun.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakana şu soruları yöneltmek istiyorum :

22


1-Şimdi, Cumhurbaşkanının veto ettiği İl Özel İdaresi Yasasının geri gönderme gerekçesinde çok açık ifadeler olduğu halde, bu tasarının da Cumhurbaşkanından ve Anayasa Mahkemesinden döneceğini bile bile, eh nasıl olsa sonuna geldik, şu iki üç geçici maddeyi görüşelim de, onu da geri gönderirse biz aynen kabul edelim mantığı mı var? Yani, o gerekçeden bir okuyup, bunu yeniden gözden geçirmeyi düşündünüz mü?

2- Dün biz burada -kürsüde de söyledim- kültür ve tabiat varlıklarımızla ilgili bir yasa kabul ettik, olumlu bularak, biz de destek verdik; ama, bu yasa, şimdi, bütün belediyelere ve il özel idarelerine, ulusal düzeydeki müzelerin dışında, Kültür Bakanlığının taşra örgütünü veriyor. Bu, gerçekten çelişmiyor mu; akşam ayrı sabah ayrı, o yasa ile bu yasa?

3- Millî eğitimle ilgili sorumu yinelemek istiyorum Sayın Bakanım. Cumhurbaşkanının geri gönderme gerekçesinde de var. Millî eğitim, bundan sonra bütünüyle merkezî yönetim tarafından mı yönetilecektir? Yani, il özel idarelerinin, belediyelerin, eğitim alanına daha öncekinden daha fazla girip girmeyeceğini, çok açık bir biçimde bize söyler misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gazalcı.

Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakana bir soru yöneltmek istiyorum.

Sayın Bakan, Sayıştay seçimleri, 5.12.2003 tarihinde Sayıştay tarafından başlatıldı. Sayıştay Genel Kurulu da, 15, 16 ve 21 Ocak tarihlerinde, Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilecek üyeleri seçti ve gönderdi. Genel Kurulda 21 Ocakta sonuçlanan seçimler, 22 Ocakta Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunuldu. 26 Ocakta da -yani, dört gün sonra- Başkanlık, Plan ve Bütçe Komisyonuna, gereğini yapmak üzere gönderdi.

Bugün, temmuz ayının ortasındayız. Şimdi düşünün, Sayıştay gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan bir organın denetçilerini seçme konusunda hiçbir çaba göstermeyen hükümet, Sayıştayın siyasallaşmasına göz yuman bir hükümet, bir anlamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yaparken, kendi isteği doğrultusunda bazılarını seçmek için özel bir çaba gösterip, bu seçimleri yapmamak için telkinde bulanan bir hükümet, acaba, siyasal etik açısından doğru yapıyor mu? Bu sorunun yanıtını bekliyorum Sayın Bakanım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kılıçdaroğlu.

Son soruyu Sayın Kâzım Türkmen'den alıyorum.

Buyurun Sayın Türkmen.

KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) - Sayın Bakan, bu Genel Kuruldan çok önemli gördüğümüz İl Özel İdaresi, Belediye ve Büyükşehir Belediyesi Yasaları geçti. Baştan beri iddia ettiğimiz gibi, İl Özel İdaresi Yasası Anayasaya birçok aykırılıkları nedeniyle, Reisicumhur tarafından geri gönderildi.

Şimdi, burada, çok önemli olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici maddelerini görüşüyoruz.

Dün akşam, burada, görüşülüp karara bağlanarak Kültür ve Tabiat Varlıklarımızı Koruma Kanunu adıyla bu Mecliste son derece önemli, kararlı ve herkesin ittifakı olan bir yasa çıkarılmıştır. Bu yasanın çıkarılmış olmasının, kültürümüzü koruma bakımından son derece doğru olduğu konusunda her iki grup da birleşmiş ve bütünleşmiştir. Ancak, bugün, bu tasarının geçici maddesiyle Türkiye'deki tüm kültür değerlerimizi, varlıklarımızı yok edecek önlemler gelmiştir. Belediye yasaları görüşülürken kültür varlıklarımızı koruyacak, önlem alacak hiçbir hüküm oraya konulmamışken, bugün, bütün kültür varlıklarımızı belediyelere veya il özel idarelerine devrediyor olmamız, dünkü yasayla sizce bütünleşiyor mu? Sayın Bakanın, dün akşamki, buradaki uzun konuşmasından sonra, bu yasayla, çıkarmış olduğu bu yasanın tüm varlıkları yok edilmiyor mu? Kültürün anlayış ve farkları herkese göre aynı mıdır? Daha düne kadar "böyle sanatın içine tükürürüm" diyen bir anlayış, tekrar, yeniden hortlatılmak mı isteniliyor? Bu konuda sizden cevap bekliyorum.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Türkmen.

MEHMET IŞIK (Giresun) - Başkanım, benim de sorum vardı.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, soru-cevap işlemi için süremiz 10 dakikadır. Bunun 5 dakikasını soru, 5 dakikasını cevap olarak kullanıyoruz. Şu anda da, zaten, 7 dakika oldu. O nedenle, şimdi, Komisyon ve Hükümet, o kalan sürede soruları cevaplandıracaklar.

MEHMET IŞIK (Giresun) - Sayın Başkan, çok teknik bir hata yapılıyor. Lütfen, müsaade edin, bir soru sorayım, daha doğrusu anlatayım.

BAŞKAN - Üzgünüm Sayın Işık.

MEHMET IŞIK (Giresun) - Türk ormancılığını tehlikeye sokuyorsunuz.

BAŞKAN - Buyurun.

23


ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Haluk Koç, şahsımla ilgili, özellikle Komisyon Başkanı olarak, bu temel yasalar konusunda içimin rahat olup olmadığını sordu.

Tabiî, ben, bir anayasa profesörü olarak, kamu reformunun ne olduğunu yakından bilirim. Hakikaten, yaptığımız yasalar, çok zor yasalar. Bunu kabul etmek lazım. Anayasamızdaki hükümlerin merkezî yapılandırmaya biraz ağırlıklı olduğu -yapıldığı tarih itibariyle- doğrudur; ama, ben, komisyonda -üyelerim bilir- 16-17 önerge vererek, birçok alanda değişiklik yapmayı da, orada sağladım; ama, mevcut haliyle, Anayasaya aykırı yönleri olduğu hususunu çok net görsem -Sayın Koç, bunu samimî olarak söylüyorum- burada itiraz ederim. Bunun bir süreci de var zaten, Sayın Cumhurbaşkanı ve Anayasa Mahkemesi süreci açık.

Yalnız, ben, şunu, özellikle sizden rica ediyorum ve bunu, hakikaten, samimî olarak söylüyorum: Anamuhalefet Partimizin verdiği önergelerde, her maddenin -malum, 49-50 maddelik bir yasa, geçici maddeler dışında- Anayasaya aykırılığı bir şekilde söyleniyor. Halbuki, onun yerine, gerçekten aykırı olduğuna inanılan bir veya birkaç madde ve onun belli noktaları seçilse, sanırım, daha sağlıklı sonuç alırız. Böyle geldiği zaman, bir anlamda, yasanın tamamı aykırı şeklinde oluyor. Bu yasanın tamamının Anayasaya aykırı olduğunu söylemek mümkün değil; madde madde tartışma noktaları olabilir. O açıdan, net olarak görsem -bunu samimî olarak söyleyeyim- burada itiraz ederim. Siz de bunu yakından bilirsiniz.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, buyurun.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Çok teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarımın sorularına, kalan birkaç saniye içerisinde cevap vermeye çalışacağım.

"Sayın Cumhurbaşkanımızın İl Özel İdaresi Yasasıyla ilgili geri gönderme tezkeresini okuduk. Buna rağmen, bu yasa tasarısını görüşmeye niye devam ediyorsunuz" deniliyor. Sayın Cumhurbaşkanı, bir kez daha görüşülmek üzere geri göndermiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın gerekçede ortaya koyduğu görüşler, mutlak doğru anlamına gelmez. Türkiye Büyük Millet Meclisi, iradesiyle tekrar görüşür; katılır veya katılmaz ve yasama görevini en iyi şekilde yapar.

Sayın Cumhurbaşkanımızın, geri gönderme tezkeresindeki gerekçelerinin önemli bir kısmına katılmadığımı ifade etmek istiyorum. Diyorlar ki "Millî Eğitim Bakanlığının görevleri taşra teşkilatına veriliyor ve bu da, Türkiye'de üniter yapıyı olumsuz etkiliyor." Yok böyle bir şey. Bir defa, hem o yasa okunmamış, hem temel yasa okunmamış. Biz, Millî Eğitim Bakanlığının tüm yetkilerini merkezde tutuyoruz.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Merkeze nasıl aldınız Sayın Bakan?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Okunmamış ki!

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Bakan, Cumhurbaşkanına "okumamış" demek, saygısızlık.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sadece, şu anda, hâlâ, İl Özel İdaresi Yasasında, il özel idarelerine verilmiş olan okul yapma görevi il özel idarelerinde devam ediyor; yani, şu anda da, zaten, il özel idareleri okul yapıyor. Eğer, okul yapmış olmayı, ülkenin üniter yapısını bozacak diye değerlendiriyorsanız, ben buna katılmıyorum.

En önemli gerekçelerden birisi de şudur: "Neden il genel meclisi, başkanını, seçilmişlerden seçiyor? Valiydi, vali olmaya devam etsin il genel meclisinin başkanı." Buna, önce, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımızın karşı çıkması lazım. (AK Parti sıralarından alkışlar) İşte, önümde "Yerel Çözüm 2000" Diyorsunuz ki "biz, il genel meclislerini valinin vesayetinden kurtaracağız, seçilmişlerin arasından seçeceğiz başkanı." Sizi bağlayan bu olması lazım. Benim, bildiğim, bir partiyi, kendi programı, halka vaat ettiği projeleri bağlar. Sayın Cumhurbaşkanımızın geri gönderme gerekçeleri, bir siyasî partiyi bağlamaması lazım. Önce, kendi programınıza bakın.

Çok teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bakan, teşekkür ederim.

Sanırım, bir konuyu düzeltmekte belki yarar olabilir. Sayın Cumhurbaşkanı, okumadan, gerekçesini hazırlayıp altına imza atabilecek bir makam değil. Sanırım, orada yanlış veya başka bir beyan mı vardı?!

HALUK KOÇ (Samsun) - Sürçülisan ettiğini ifade edecek herhalde.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Kastettiğim şudur: İl Özel İdaresi Yasasıyla ilgili değerlendirmeyi yaparken, kamu yönetiminin yeniden yapılanmasıyla ilgili şu tasarıda, Millî Eğitim Bakanlığı taşra teşkilatının, yerel yönetimlere devredilmeyeceğinin incelenmiş, görülmüş olması gerekirdi. Bunu kastettim. Böyle bir şey yapmıyoruz; bunu ifade ediyorum.

HASAN ÖREN (Manisa) - Söylediğinizi geri mi aldınız, söylediğinizin arkasında mısınız?!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Efendim, insanlar hata yapamaz mı; Cumhurbaşkanları hata yapamaz mı; layüsel midir?! Onlar da hata yapabilir. (AK Parti sıralarından alkışlar; CHP sıralarından gürültüler)

HALİL ÜNLÜTEPE (Afyon) - Ağzınızdan çıkanı kulağınız duymuyor!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bir saniye...

24


Bir konu vardı, açıklığa kavuştu. O da şu: Yani, Sayın Cumhurbaşkanının, okumadan, bir gerekçe hazırlayıp altına imza atmayacağını Sayın Bakan da kabul ettiler.

Teşekkür ediyorum.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Önyargıdan kurtulması gerekir devletin.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 4 önerge vardır. Önergeleri, önce, geliş sırasına göre okutacağım; sonra, aykırılıklarına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde geçen "ören yerleri ile" ibaresi ve ikinci fıkrasında birinci fıkranın (d) bendine yapılan atfın madde metninden çıkarılmasını; birinci fıkrasının (e) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve maddeye dördüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Salih Kapusuz Taner Yıldız M. Altan Karapaşaoğlu

Ankara Kayseri Bursa

A. Müfit Yetkin Nusret Bayraktar Mehmet Beşir Hamidi

Şanlıurfa İstanbul Mardin

Şevket Orhan

Bursa

"Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü taşra

teşkilatının görev ve yetkileri ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, kreş, huzurevi, toplum merkezi, rehabilitasyon merkezi, çocuk ve gençlik merkezi ve kadın sığınmaevi gibi tesisleri, bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,"

"Birinci fıkranın (e) bendinde il özel idarelerine devri öngörülen kreş, huzurevi, toplum merkezi, rehabilitasyon merkezi, çocuk ve gençlik merkezi ve kadın sığınmaevi gibi tesisler il özel idarelerince Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen esas ve usullere göre bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli belediyelere devredilebilir."

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 1 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ali Topuz Mustafa Gazalcı Sezai Önder

İstanbul Denizli Samsun

Oğuz Oyan Bayram Meral

İzmir Ankara

BAŞKAN - Üçüncü önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesinin (e) bendi Anayasanın 41 inci maddesine aykırıdır. Bu nedenle, tasarının 1 inci maddesi (e) bendinin tasarıdan çıkarılmasını arz ederiz.

Muharrem Toprak Abdulkadir Ateş Osman Özcan

İzmir Gaziantep Antalya

Erdal Karademir Salih Gün Mehmet S. Kesimoğlu

İzmir Kocaeli Kırklareli

Oğuz Oyan

İzmir

BAŞKAN - Şimdi okutacağım dördüncü önergeyi işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesi, Anayasamızın sağlık ve çevreye ilişkin 56 ncı maddesine, ormanlara ilişkin 169 uncu maddesine, tarım ve hayvancılığa ilişkin 44 üncü ve 45 inci maddesine, kültür ve

25


tabiat varlıklarına ilişkin 63 üncü maddesine, tabiî servet ve kaynaklara ilişkin 168 inci maddesine, kıyılara ilişkin 43 üncü maddesine, sosyal hizmetlere ilişkin 41 inci maddesine aykırılık içermesi nedeniyle tasarıdan çıkarılmasını arz ederiz.

Erdal Karademir Muharrem Toprak Abdulkadir Ateş

İzmir İzmir Gaziantep

Mehmet S. Kesimoğlu Osman Özcan Salih Gün

Kırklareli Antalya Kocaeli

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

3 üncü önerge, bendin Anayasaya aykırılığı iddiasını taşıyor; 4 üncü önerge de, maddenin aykırılığını iddia ediyor. O nedenle, 3 ile 4'ü birden işleme alıyoruz.

Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçe mi, söz mü?..

OĞUZ OYAN (İzmir) - Söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Oyan. (CHP sıralarından alkışlar)

OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, biz, burada, Anayasaya aykırılıklar konusunda dikkatinizi çekmeye, sizi uyarmaya ve bundan alıkoymaya çalışıyoruz. Burada yaptığımız iş, her şeyden önce, bir siyasî tartışmadan daha önce, bir hukuk tartışması, Anayasa ortada dururken bu düzenlemelerin getirilemeyeceği tartışması değerli arkadaşlarım. Bu Anayasa buradayken, bu Anayasanın 123, 126 ve 127 nci maddeleri dururken, bu Anayasanın diğer maddeleri ortadayken, siz, kamu yönetimini bu biçimde tersyüz edemezsiniz, altüst edemezsiniz.

Sayın Bakan diyor ki: "Bu, sizin programınızda var." Bizim programımızın hiçbir yerinde, hiçbir programda, hiçbir seçim vaadimizde "il özel idarelerinin genel yetkili idareyle yapılacağı" hükmü yoktur Sayın Bakan. İl özel idarelerinin ve il genel meclisinin -buna bağlı olarak- genel yetkili, yani, merkezin bütün yetkilerini kullanan bir idare haline getirilmesi yoktur. Bizim modelimizde, il özel idaresi -ki, il, bir bölgedir; Türkiye'de, il özel idaresi- komün hakkı denilen hakkı kullanan bir idare değil. Türkiye'de bunu kullanan iki yönetim biçimi vardır; belediyeler ve köyler. Türkiye'de, iller, yetki genişliği esası üzerinden yönetilen birimlerdir. Yani, biz, burada, bu yetki genişliğini bir miktar ve özerkliği kısmen içine katarak, hususî bir idare haline getirmişiz; buna "özel idare" demişiz; ama, bunları yetki genişliğinden çıkarıp, yerinden yönetim haline getirdiğiniz zaman, bu, hem Anayasanın hem de bizim iddiamızın tersine bir durum haline geliyor. Bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak söylediğimiz, yerel yönetim anlamında olan birimler, belediyeler ve köylerdir. Siz, burada, bir kere, bu düzenlemenizle köyleri yok sayıyorsunuz, köy diye bir şey yok. Sizin buradaki düzenlemenizde, hiçbir yerinde, köy diye yerel bir birim türü yok.

Öte taraftan, burada, il özel idaresiyle -yapmaya çalıştığınız şey- Anayasanın en temel düzenlemelerine aykırı bir düzenlemeyi getirmeye çalışıyorsunuz. Hatta, il özel yönetimini tanımlarken "il halkı" yanında bir de "ilin yerel ortak gereksinimleri" diyorsunuz. "İl" dediğiniz zaman, tamamen merkezî idarenin illerle ilgili o genel hizmet koordinasyonunu bile yok sayıyorsunuz.

Eğer anlaşılmadıysa tekrar edeyim: Böyle bir anlayış, sadece Anayasaya aykırı değil, bir üniter devlette kamu yönetimi anlayışına aykırıdır. Bunu eğer anlamak bu kadar zorsa, işimiz sizinle daha çok demektir. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oyan.

İki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 1 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ali Topuz (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul)- Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçe mi okunsun, söz mü alacaksınız?

HALUK KOÇ (Samsun) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

26


349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 1 inci maddesi ile 6, 7, 8 ve 9 uncu maddelerinde düzenlenen merkezî idare ile mahallî idareler arasındaki yeni görev, yetki ve sorumluluk dağılımına uygun olarak bazı bakanlıkların taşra teşkilatının görev ve yetkileri, bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacakları ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli ilgili mahallî idarelere devredilmektedir.

Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında kurulmaya çalışılan yapı, Anayasanın kurmuş olduğu yapıya açıkça aykırıdır. Yasanın bu haliyle çıkarılması halinde, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi güçlü bir olasılıktır. Zira, taslaktaki düzenleme, Anayasanın kurduğu mantığın tersini kurmaktadır. Anayasada yerel yönetimlerin varlık nedeni, yerel ortak ihtiyaçların karşılanması için hizmet üretmekle sınırlanırken ve yerel yönetimlerin varlığı, söz konusu alanda merkezî idarenin kuruluşunu dışlamazken, taslak tam tersi bir düzenleme getirmektedir.

Tasarının merkezî idare ile mahallî idareler arasında kurduğu yetki ve görev bölüşümü, Anayasal dengeyi bozması nedeniyle Anayasaya aykırı olduğu gibi, mahallî idarelere bırakılan hizmetlerin niteliği açısından da aykırılık söz konusudur. Bu noktanın anlaşılabilmesi için Anayasanın kullandığı "mahallî müşterek ihtiyaçlar" ibaresi üzerinde durmak gereklidir.

Anayasanın mahallî müşterek ihtiyaçları karşılamak üzere kurulmasını öngördüğü mahallî idarelere verilen görevlerin karşılayacağı toplumsal ihtiyaçların büyük çoğunluğunun yerel ortak ihtiyaç olarak nitelenmesi mümkün değildir. Yerelliği aşan gereksinimler, özellikler ve sonuçlar söz konusudur. Mahallî idarelerin varlık nedeniyle hizmetlerin ilgisi zayıftır.

Merkezî idare ile yerel yönetimler arasında görev bölüşümüne ilişkin birçok kanun, dava veya itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesinin önüne gelmiştir. Mahkeme, bu vesilelerle mahallî müşterek ihtiyaçlar kavramına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesine göre, 127 nci maddede belirtilen mahallî müşterek ihtiyaç kavramı, herhangi bir yerel yönetim biriminin sınırları içinde yaşayan kişi, aile, zümre ya da sınıfın özel çıkarlarını değil, aynı yörede birlikte yaşamaktan doğan eylemli durumların yarattığı, yoğunlaştırdığı ve güncelleştirdiği, özünde yerel ve kamusal hizmet karakterinin ağır bastığı ortak ihtiyaç ve beklentileri ifade etmektedir.

Bir başka Anayasa Mahkemesi kararı ile kentsel toprakların planlanması gibi yerellik niteliğinden kuşku duyulmayan bir ihtiyacın bile, ülke ve bölge düzeyindeki sonuçları nedeniyle, merkezî idarenin yerel hizmetlere müdahil olması haklı görülmüştür.

Anayasada ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarında yerel yönetimlere, mahallî müşterek ihtiyaçlar alanında doğrudan görevler verilmesi Anayasaya aykırıdır. Bu haliyle çıkarılacak Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı Anayasanın 127 nci maddesine aykırı olacaktır.

Geçici 1 inci madde ile Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı görüşülmüş maddeleri ile sınırları yeniden tespit edilen mahallî müşterek hizmetler kavramının Anayasaya aykırılıkları ortada iken, mahallî müşterek hizmetler kavramı çerçevesinde hizmet vermesi olanaksız olan kamu kurum ve kuruluşlarının belediyeler ve il özel idarelerine devredilmesi de Anayasaya aykırı olacaktır.

Yukarıda belirtilen gerekçelerle, Anayasa aykırı olan düzenlemeleri ayıklayarak maddenin yeniden düzenlenmek üzere tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde geçen "ören yerleri ile" ibaresi ve ikinci fıkrasında birinci fıkranın (d) bendine yapılan atfın madde metninden çıkarılmasını; birinci fıkrasının (e) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve maddeye dördüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Salih Kapusuz (Ankara) ve arkadaşları

"Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü taşra teşkilatının görev ve yetkileri ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, kreş, huzurevi, toplum merkezi, rehabilitasyon merkezi, çocuk ve gençlik merkezi ve kadın sığınmaevi gibi tesisleri, bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,"

"Birinci fıkranın (e) bendinde il özel idarelerine devri öngörülen kreş, huzurevi, toplum merkezi, rehabilitasyon merkezi, çocuk ve gençlik merkezi ve kadın sığınmaevi gibi tesisler il özel idarelerince Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen esas ve usullere göre bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli belediyelere devredilebilir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz efendim.

27


BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kapusuz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum; çalışmalarımızın verimli ve başarılı geçmesini temenni ediyorum.

Elbette, Anamuhalefet Partimizin değerli sözcülerinin kendi parti görüş ve düşünceleri doğrultusunda fikirlerini beyan etmeleri kadar doğal olan bir şey yoktur. Biz, bunu saygıyla karşılıyoruz. Katıldıklarımız olabilir, katılmadıklarımız olabilir; ancak, yasama faaliyeti bir süreçtir, bir noktasında durup da ondan sonrasını yok kabul etmenin ve yapılacak çalışmaların sonuçlanmışçasına bir değerlendirmeye tabi tutulmasının doğru olmadığını takdirlerinize sunmak istiyorum.

Evet, şu andaki önerge... Biraz önce konuşma yapan arkadaşlarımız, Parlamentomuz tarafından, dün hızlı bir şekilde kabul edilen yasalar çerçevesinde ören yerlerinden çok bahsedildi. Eğer dikkat edilmişse, bu önergede onlar çıkarılmıştır. Yani, burada yanlış bir şey yaptığımız kanaatine varıyorsanız, müsterih olun, yanlış şeyler yapmamaya çalışıyoruz, doğru şeyleri yapmaya çalışıyoruz. İnancım odur ki, bu Parlamento, iktidarıyla muhalefetiyle doğru şeyler yapmaya devam edecektir.

Bir diğer husus, yine...

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Yaptıklarınıza bizi ortak etmeyin; yanlışlar sizinle beraber olsun.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Bize ait olan şeyler bizimledir; hiç merak etmeyin Sayın Bodur.

Değerli arkadaşlar, bu önergemizde bir şey daha yapıyoruz. Bu, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuyla ilgili bundan sonraki sürecin, belediyeler değil de, il özel idaresi tarafından götürülmesi; zaman ve imkân elverdiği ölçüde, ileriki tarihlerde şartları belirlendikten sonra da, mümkünse, ihtiyaç duyulursa, belediyelere verilmesi gibi bir yaklaşım söz konusu olacaktır. Önergemiz bunları muhtevidir.

Ancak, bir hususu, zabıtlara geçmesi ve buradaki milletvekili arkadaşlarımızın bir kez daha hafızalarına getirmek üzere vurgulamak istiyorum. Eğitimle ilgili olarak, kamu temel reformunda bizim net olarak düşünce ve görüşümüz şudur, metne yansıyan da budur; bunu, ister Sayın Cumhurbaşkanımız farklı değerlendirsin, isterse, siz, bu konuyla ilgili başka yorumlar yapın; ama, bizim anladığımızı da, yazdığımızı da sizinle paylaşmak istiyorum. O da, şudur: Efendim, eğer, geriye dönüp, temel yasanın 7 nci maddesine bir bakarsanız, yani, "merkezî idare tarafından yürütülecek görev ve hizmetler" başlığı altındaki 7 nci maddenin (d) bendi "millî eğitimle ilgili görev hizmetler merkezî yönetime aittir" diyor. Bundan vazgeçme yok. Biliyorsunuz, daha sonraki geçici maddelerde devredilenler var ki, bu geçici 1 inci maddede devredilenler arasında, yine, millî eğitim hizmetleri de yok. Dolayısıyla, millî eğitim hizmetleri merkeze aittir. Bunun altını çizmek istiyorum; bir.

Yine, yanlış anlaşılmaması açısından ifade etmek isterim ki, mevcut İl Özel İdaresi Kanununa bakacak olursanız -şu anda yürürlükte olan, çıkarıp gönderdiğimiz değil- şu anda yürürlükte olan İl Özel İdaresi Kanundaki ifade aynen şudur: "Eğitim ve gençlik spor hizmetleri, İl Özel İdaresine aittir." Yani, yürürlükte olan kanunda zaten var bu. Peki, şimdiye kadar, bu, eğitimin merkezî idareden alınması anlamına mı geliyordu; değil. Şu anda, hepiniz biliyorsunuz ki, ilköğretim okullarının tamamının mülkiyeti il özel idarelerine aittir; merkez yapsa, şahıs yapsa, bunların devir işlemleri, il özel idarelerine yapılır. Dolayısıyla, bu hizmetlerin, yine, aynı şekilde, mahallinde yürütülmesi, bu ihtiyaçların, ihtiyaç bölgeleri dahilinde yapılabilmesi için, biz, İl Özel İdaresi Kanununda var olan hükmü oraya koyduk; ama, bu yasa henüz çıkıp gitmeden, Sayın Cumhurbaşkanımız, öyle bir irtibat kurarak, bu gerekçeyle iade etmişse, elbette, kendilerine ait bir yorum olarak söylemek de, bizim tabiî hakkımızdır.

Değerli arkadaşlar, bir hususu daha ifade etmek istiyorum; o da şudur: Biz, bu konularla ilgili olarak, merkezde olan müfredat yapmak, eğitimi programlamak, eğitim görevlilerinin atamaları dahil merkezde bulunmuş olması, merkezî yönetimin yetkisindedir. Sadece, mahallinde yapılacak okul ve eğitim hizmetleriyle alakalı olarak, altyapıya yönelik yapılacak olanlar da kime aittir; yerel yönetimlere, yani, il özel idaresine ve belediyelerimize aittir. Burada, kuşkuya bırakılacak, kuşku meydana getirebilecek bir farklılığın olmadığını ifade etmek istiyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Kapusuz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda, maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim.

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını istemiştik.

BAŞKAN - Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz, duymuyorsunuz; allah allah!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, ek 1 inci madde kabul edilmiştir.

Saat 14.00'te toplanmak üzere, Birleşime ara veriyorum.

28


Kapanma Saati : 12.58

29


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 14.12

BAŞKAN : Başkanvekili Yılmaz ATEŞ

KÂTİP ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Enver YILMAZ (Ordu)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116 ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

349 sıra sayılı tasarının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı:349) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Geçici 2 nci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 2. - Kaldırılan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri; araç, gereç, her türlü taşınır ve taşınmaz malları, bunlara ait ödeneklerle birlikte İstanbul dışında il özel idarelerine; İstanbul ilinde ise bu hizmetleri il hudutları dahilinde yapmak üzere İstanbul Büyük Şehir Belediyesine devredilmiştir. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı personeli Tarım ve Köyişleri Bakanlığına, İstanbul dışındaki taşra teşkilatı personeli bulundukları illerdeki il özel idarelerine, İstanbul'da ise İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Başkanlığına kadro ve pozisyonları ile birlikte devredilmiş ve bunlar da başkaca bir işleme gerek kalmaksızın bu kadro ve pozisyonlara atanmış sayılır.

3202 sayılı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda geçen "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü" ibareleri İstanbul ilinde "İstanbul Büyük Şehir Belediyesi", İstanbul dışında ise "il özel idaresi" olarak uygulanır.

Birinci fıkrada belirtilen tasfiye ve devir işlemleri Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek esas ve usullere göre altı ay içinde gerçekleştirilir.

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Bayram Meral.

Buyurun Sayın Meral. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)- Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 2 nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde, bilindiği gibi, daha önce, YSE, toprak-su, toprak-iskân, orman yolları, orman atölyelerinden müteşekkil bir genel müdürlük oluşmuştur. Bu genel müdürlük, Türk köylüsüne büyük hizmetler götürmüştür; yol götürmüştür, su götürmüştür, elektrik götürmüştür, tarla düzenlemiştir, gölet yapmıştır, 8 yıllık eğitimin ulaşımını sağlamıştır, kar programında köy yollarını açık tutmuştur. Bu hizmetleri, 49 uncu madde üzerinde uzun uzun izah ettik.

Ayrıca "Köy Hizmetleri verimli çalışmıyor" denildi. Köy Hizmetlerinin bağlı bulunduğu Türkiye Yol-İş Sendikası, Köy Hizmetlerinin yaptığı hizmetleri gazetelerde ilan etti. Hiçbir Allah'ın kulu, Köy Hizmetleri işçisi bunu yaptı diyemez; ama, ne yazık ki, nisan ayında 49 uncu maddesine kadar görüşülen bu tasarının görüşmelerine ara verilince şunu düşündük: Saygıdeğer milletvekilleri yörelerine gider, vatandaşlarıyla görüşür, seçmenleriyle görüşür, acaba bu müesseselerin kapanmasına gerek var mı yok mu diye yeni fikirler oluşturur ve gelir, bu tasarı yeniden ele alınır dedik; ama, ne yazık ki, IMF'ye, Dünya Bankasına, Dünya Ticaret Örgütüne verilen taahhütler, sözler, maalesef, sayın milletvekillerimizin seçmenlerinin arasına gitmesine fırsat vermedi.

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisinin bütün sözcüleri, bütün konuşmalarında şunu söylediler: İl Özel İdaresi Yasası, Kamu Yönetimi Temel Yasası, Büyükşehir Belediyesi Yasası, Belediye Yasası, bunlar, iç içe, bazı maddeleri birbirini tamamlamaktadır; bu tasarıların hukukî temeli yoktur; bu yasalar, cumhuriyetin temel müesseselerini tahrip etmektedir; bu yasalar, üniter devlet yapısını, bütünlüğünü zorlamaktadır dediler. İşte, bizim sözcülerimizin söylediği adım adım gerçekleşmektedir.

Nereden dönecektir bunlar, Sayın Cumhurbaşkanından; nereden dönecektir, yarın Anayasa Mahkemesinden. Yazık değil mi bunca mesaiye değerli arkadaşlarım?! Oturup, bunları daha sağlıklı düşünsek, daha verimli bir şekle soksak. Hangi siyasî, vatandaşının sorununun mahallinde çözülmesini istemez; hepimiz istiyoruz; ama, kusura bakmayın, taahhüt var, IMF'ye sözünüz var, mutlaka bunu tatilden önce gerçekleştirmek zorundasınız.

Muhterem arkadaşlarım, bakınız, Sağlık Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Bayındırlık ve İskân Bakanlığının bütün taşra birimleri il özel idarelerine, bir bölümü de büyükşehir belediyelerine devredilmektedir.

30


Nedir şimdi?.. Tarım ve Köyişleri Bakanlığında Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü vardır. Bu müessese sizlere büyük hizmet etti değerli milletvekilleri. Seçim sırasında hepiniz gittiniz, bu teşkilattan köylerinize hizmet beklediniz, tatlı konuştunuz; ama, bugün, burada acı şerbet veriyorsunuz bu genel müdürlüğe, bu işçilere; haksızlık yapıyorsunuz.

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Elazığ) - Daha iyi hizmet götürmek için Sayın Meral.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Karamanın koyunu, sonra çıkar oyunu. Biliyorum sizi. Özelleştirmede binlerce insanı kapının dışına koydunuz; her gün kapınıza geliyorlar, niye halletmiyorsunuz işlerini?! Yarın burada da binlerce insanı kapının dışına koyacaksınız; tanımıyor muyum sizi?! (CHP sıralarından alkışlar)

ASIM AYKAN (Trabzon) - Biz de sizi tanıyoruz!..

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Tanıyorum sizi, tanıyorum.

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Elazığ) - O zaman ne yapacağımızı iyi biliyorsundur.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Şimdi, ne olacaktır; yalnız o yetmeyecektir...

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Elazığ) - Sayın Meral, bizi iyi tanıyorsan, ne yapacağımızı da iyi biliyorsundur.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Sayın Valim, sen etme bari. Çok suyunu içtin, ekmeğini yedin bunların, sırtını çok okşadın bunların, çok yardım ettin; ama, bunu sen yapma. Bunu yapanlar yapar da, sen yapma.

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Elazığ) - Daha güzel yollar yapacağız.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Daha güzelini nerede yaptınız?! Fakirin sorununu mu çözdünüz, cebinde çift diplomayla gezen gençlere iş mi buldunuz, sabahın erken saatlerinde ekmek kuyruğuna giren emeklinin sorununu mu çözdünüz, neyi çözdünüz?! Sizin gözünüzü seveyim, sizin kendi milletvekillerinizin Irak'taki vahşet için verdiği önergeye -Kerbala'da camilerin bombalanmasına- elinizi bile kaldıramadınız. Sizi tanımıyor muyum ben?!

AHMET YENİ (Samsun) - Seçimden yeni çıktık...

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Laf atmayın da, şu kurşunu yemeyin bari!..

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, saygıdeğer arkadaşlarım...

AHMET YENİ (Samsun) - Seçimden yeni çıktık...

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Efendim, bakınız, seçimden yeni çıktınız... Vatandaş haklı yaptı; Anavatan Partisi gibi mazereti ortadan kaldırdı.

AHMET YENİ (Samsun) - Seçimden yeni çıktık.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Seçim kazanmak ayrı bir şeydir, hizmet götürmek ayrı bir şeydir. Bir yerlerde "bu partiye oy vermezseniz, ibadetiniz kabul olmaz, hacca gitmeyin" diyenler, şimdi sokağa iniyor, hakkını aramak için sokağa iniyor. Kurban olduğum Allah'ın parmağı yok ki gözünü çıkarsın! (CHP sıralarından alkışlar) Sokağa iniyor şimdi, sokağa! Sorununu çözün. Şimdi, onları da sokağa indirdiniz; daha ne olacaktı ki! Yani, şükrü unutturdunuz vatandaşa, bunun ötesi var mı?! Daha ne olacaktı; imam eğer sokağa iniyorsa, geriye ne kaldı, ne kaldı daha değerli arkadaşlarım?!

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Su dökülecek şimdi!..

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Geriye kimse kaldı mı?! İmamları bile sokağa indirdiniz, imamları! Halledin sorununu, çözün.

AHMET YENİ (Samsun) - Onların sendikaları var.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Hani, meydanlarda ne diyordunuz "işsize iş, aşsıza aş." Nerede kaldı bu?! Yarın gidiyorsunuz halkın yanına. "Hortumcudan hesap soracağız" diyordunuz...

AHMET YENİ (Samsun) - Sorduk.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Şimdi ne yapıyorsunuz; efendim, çaldığınızın yarısı size, yarısı da bize; yarısı size, yarısı bize...

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Şimdi, kendi hortumcularını koruyorlar.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Fazla bağırıyorsun.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Benim Karayolcu arkadaşımdır, Köy Hizmetlerinden arkadaşımdır. Bizde dört dörtlüktü, size geldi, aklına küstü; ne yapayım ki, ikide bir beni lafa tutuyor, ben ne yapayım! (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bir şey söyleyeyim, bakınız, haksızlık yapmayın. Her arkadaşınız demeyeyim, birçok arkadaşınız ağzını açıyor "efendim, Köy Hizmetleri işçisi çalışmıyor" diyor. Şimdi, ne olacak bu? Şimdi ne olacak, bakınız size anlatayım. Yasada çıkardığınız, kısa süreli çalışmadır; yani, burada belirsiz akitle çalışan insanlardır. Birçok özel idarede, devlet memuru, devletin işçisinden düşük ücret almaktadır; içinizde valiler var... Bu, yarın ne olacaktır; oradaki işçilerin ücretlerini donduracaksınız; çünkü, başka türlü yapacak bir şeyiniz yok. Bir şey daha yapacaksınız; insanları kısa süreli çalıştırmaya zorlayacaksınız, birçoğunu zoraki emekli edeceksiniz. Bir şey daha var; Yol-İşten şikâyetiniz var, işkolu sorunu çıkaracaksınız, sendikayla uğraşacaksınız, bugün Orman-İşle uğraştığınız gibi. Besleme sendikacı yetiştiriyorsunuz. Ben, buraya tırnaklarımla geldim; Allah şahittir buna; ama,

31


besleme sendikacı yetiştiriyorsunuz; size hayır getirmez. O, dün bir başkasının yanındaydı, bugün sizin yanınızdaysa, unutmayın ki, yarın yine bir başkasının yanında olurlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Saygıdeğer arkadaşlarım, Köy Hizmetlerinin dozerini elinden al, greyderini elinden al, duble yol yapmaya gönder, oradaki işçiyi al oraya gönder... "Efendim, Köy Hizmetleri az çalışıyor..." Yahu, Köy Hizmetleri size duble yol yapıyor, daha ne yapsın! Başka ne yapacak; duble yol yapıyor size. Sayın Bakanınız buraya çıktı, adım adım açıkladı.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, kurulmuş bir düzen var. Allah kimsenin düzenini bozmasın diyoruz. Kurulu bir düzen var, kurulu düzeni bozuyorsunuz. Bu genel müdürlük oturmuş, hizmet üretiyor. Sizin, atadığınız genel müdürünüze güveniniz yok mu?!

AHMET YENİ (Samsun) - Var, var...

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Çalışmıyor mu bu adamlar?..

ASIM AYKAN (Trabzon) - Daha çok çalışıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Daha çok çalışıyorsa, kurulmuş düzeni niye bozuyorsunuz sayın milletvekilleri?

BAŞKAN - Sayın Meral, mikrofona ihtiyaç duymuyorsunuz herhalde!.. Bir saniye...

Buyurun.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Ne yapayım, kusura bakmayın; bunu yapan da, yaptıran da buranın düzenini bozdu. Onlar da buranın düzenini bozdu. Şu düzen hoş mu, eskiye benziyor mu?! Buranın da düzenini bozdular. Gelin, siz, düzen bozan olmayın. Gelin, siz, düzen bozan olmayın.

Şimdi, bakınız, ne yapıyorsunuz değerli arkadaşlarım -bir gün gelecek, elinizi dizinize vuracaksınız; ama, iş işten geçmiş olacak- bu yasalarla ne yapıyorsunuz biliyor musunuz; Ankara'yı by-pass ediyorsunuz. Yarın, siz, il meclis üyelerini arayacaksınız "senden şu ricam var, şu işimi hallet" diyeceksiniz.

Şimdi, Genel Başkanınız diyor ki: "Gelin, Seçim Yasasını değiştirelim." Şu önseçimi getirirseniz, birçoğunuz burada yoksunuz. Siz ne yaptığınızın farkında mısınız?! Ne yaptığınızın farkında değilsiniz.

AHMET YENİ (Samsun) - Seçilen gelir, önemli değil.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, o zaman seçilenler geliyorsa, döner şey neydi; altını bıraktınız?

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)- Döner sermaye...

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Kadayıf, kadayıf...

İşler iyiydi de, öyle idiyse, niye bıraktınız geldiniz o zaman?! Dursaydın ya, neden durmadın orada?! Orada dursaydınız, ne oldu hani?!

Değerli arkadaşlarım, gelin, son gün; birbirimizi üzmeyelim, birbirimizi kırmayalım...

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Kırılmaca darılmaca yok.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Burada şunu söylüyoruz; diyoruz ki: Bugün iktidarsınız; bölge müdürünü siz atıyor musunuz, genel müdürü siz atıyor musunuz, daire başkanını siz atıyor musunuz, bunlar bu devlet yönetimine sahip mi, başında bakanınız var mı; neden şikâyetçisiniz?! O zaman, kurulmuş bir düzeni neden bozuyorsunuz?! Buna bir gerekçeniz var mı?

Efendim, biz, devlet müesseselerini yok ediyoruz!.. Bir gün çok ararsınız sayın milletvekilleri, çok ararsınız. Bakın, bu laflarımı boşa kabul etmeyin, bir gün çok ararsınız ve ipin ucu elden kaçmış olur, ondan sonra akasından koşsanız da tutamazsınız.

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Öyle bir hata yaparsak geri çevirirler zaten.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) -Değerli arkadaşlarım, bakınız. ben bir şey anlatıyorum, kusura bakmayın; devlet müessesesinde mutlaka benden daha fazla deneyimi olan vardır; ama, ben, işin temelinde yoğrulmuş bir insanım, bunların hepsini az çok bilen bir insanım, bilerek konuşuyorum bunu. İşbaşındayken insanlara bakış açısının ne olduğunu, insanlar gittikten sonra bakış açısının ne olduğunu bilen bir insanım. Nerede sizinle oturup kadayıf yiyenler şimdi; yok. Kaçınız gidip de halini hatırını soruyorsunuz; yok. İşte bu!.. Onun için, ipi iyi bağlayın da kaçırmayasınız değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, gelin, bakın bir takrir verdik; ben şunu düşündüm -tekrar ediyorum- dedim ki, sayın milletvekilleri gider, seçmenleriyle bir görüşür, taze fikir edinir, acaba bu yapılanlar nedir ne değildir, hayır mı getiriyor zarar mı getiriyor; hepimiz ülkemizi seven insanlarız, bir düşünürüz, tekrar geliriz, fikirlerimizi birleştiririz, ülkemiz için iyi şey neyse onu yaparız, sorunların ortadan kalkması için elbirliği yaparız, sıkıntıların aza inmesi için gereken ne ise onu yaparız. Üreten bir Türkiye; tüketen değil, üreten bir Türkiye...

Bir çivi çakamıyoruz değerli arkadaşlarım. Çifte diplomalılar geliyor, iş istiyor, hep birlikte üzülüyoruz. Bunların sorunlarına çözümü nasıl bulacağız, bunu düşünelim.

Kurulu bir düzen var, kaldırdım... Ee, ne oldu; buradan da üç beş tane işçiyi kapının dışına koydun; neyi çözdün?! Bir şey çözdük mü; yok. Sorun ne oldu; arttı. O zaman, gelin, sorun artırıcı bir Meclis olmayalım; sorun çözen, sıkıntıları aza indiren bir Meclis olalım değerli arkadaşlarım. Bunun için, burada, sizlerden taleplerde bulunuyoruz.

Ne olur gitsek, seçmenlerle görüşsek, yeni fikirlerle tekrar gelsek, otursak bunların üzerinde konuşsak, tartışsak, ne kaybımız olurdu?! Yani, üç ay sonra, beş ay sonra, yasa çıktı, çıkmadı; gidecek, yine geri gelecek; hiç merak etmeyin. Cumhurbaşkanından

32


gelmezse, Anayasa Mahkemesinden gelecek. Temeli yok bunun, temeli; en ufak bir depremde gider. Temeli olmayan bir eser ortaya koyuyorsunuz; çünkü, bunlar birbiriyle ilişkili değerli arkadaşlarım. Yasa maddeleri birbiriyle bağıtlı, birini çektiğin zaman ötekisi gidiyor.

Onun için, bir önerge verdik saygıdeğer milletvekilleri, gelin, bu önergeye uyun, bir şey kaybetmezsiniz. Birlikte seçmenlerinize gidin, biz de gidelim, daha güzeli nasıl yaparız, soralım; hep birlikte bu çatı altına gelelim; inanıyorum ki, daha iyisini yaparız.

Köy Hizmetleri gibi, Karayolları gibi, Devlet Su İşleri gibi, Devlet Demiryolları gibi, TEK gibi, Türk Hava Yolları gibi müesseseleri ayaklar altına aldırtmayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Meral, kişisel söz hakkınızı da kullandınız, son cümlelerinizi alayım.

Buyurun.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Sizin gücünüz de bize yetiyor ha! Vallahi!..

BAŞKAN - Anlayamadım?!

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - "Gücünüz bize yetiyor" diyor Sayın Başkan.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Sizin başkanvekilleriniz -çok teşekkür ederim- neredeyse, biraz daha müsamahalı davranıyor.

Şimdi, sözlerimi bitiriyorum saygıdeğer milletvekilleri.

Gülüp geçmeyin...

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Estağfurullah!

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Gülüp geçeceğiniz laflar, bir gün bakarsınız ki, karşınızda aşılmayacak dağ gibi yığılmış. Yaşayarak bunları söylüyorum; oturup bir düşünün, tartışın.

Kurulu düzeni bozmayın; müessese çalışmıyorsa "çalışmıyor"u kabul etmiyorum. Onun başındaki müdürle uğraşın, onun başındaki amirle uğraşın. Ufak bir ile yaranmak için, binlerce demeyeyim de, yüzlerce insanı toplayıp oturan siyasîlerle uğraşın. İçinizde var onlar biliyor musunuz; söylemek istemiyorum.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Söyle söyle.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - ANAP'ı geçtiniz...

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Haşa ve kella! Olur mu canım!

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Müsaade et.

Köy Hizmetlerinin bir bölümünü -işçisiniz, hepiniz biliyorsunuz bunu- belirli yerlerde toplardı, bir yere gidecek... Öyle, bir bakardın ki, bir grup işçi toplanmış, şak şak... Nereden geldi bunlar; nereden geldi, otobüsle geldi. Nerede çalışıyor; kamuda. Yalan değil, dediklerinizde haklılık payı var; ama, onlar gitti. Bugün, onu siz yapmayın; bugün yapıyorsunuz, unutmayın. Şu anda, yer, il, ilçe söylemek istemiyorum; bana yakışmıyor; ama, yapıyorsunuz değerli arkadaşlarım. Onun için, gelin, bir düşünün...

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Onlar da biliyorlar yaptıklarını.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Elbette biliyorlar, bilmezler mi, bilmez olurlar mı; buz gibi biliyorlar.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Gaz vermeyin oradan, şurada güzel bir diyalog kuruyoruz.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, geliniz...

AHMET YENİ (Samsun) - Söyleyin, herkes duysun.

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Herkes duysun.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Kusura bakmayın da, siz, her bildiğinizi bize söylüyor musunuz?

AHMET YENİ (Samsun) - Sayın Meral, çekinmeyin, söyleyin.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Ben biliyorum kimin olduğunu, siz de biliyorsunuz. Demiş, hâkim bey, sen de biliyorsun ama... Amasını söylemiyorum.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Konuşmayın da, sözünü bitirsin.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Dediği gibi, konuşmayın da sözümü bitireyim; doğru söylüyor.

Değerli arkadaşlarım, bir önerge verdik. Gelin, acele etmeyin -bir bölümü senin ilinle ilgili; söyleyeyim ha- bir düşünelim. Ben, grup başkanvekillerinize de özellikle talep ve teklif ediyorum. Seçmenlerimize bir gidelim. Kurulu bir sistem, kurulu bir düzen var. İşçi çalışmıyor demeyin; bu yakışmıyor, hoş olmuyor. Oy verdi size, yolunuzu açtı, yolunuzu düzeltti, asfalt döktü; nasıl çalışmıyor diyorsunuz?! Gittiğiniz asfalt yollar, onların yaptığı yollar. Gezdiğiniz köylerde eskiden yol yoktu; stabilize yollar, bir bölümü asfalt yollar, onların yaptığı yollar. Bunlara nasıl çalışmıyor diyorsunuz sayın milletvekilleri?! Bir düşününüz...

33


CEMAL KAYA (Ağrı) - Yok, bizde yok.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Diyorsunuz, diyorsunuz.

CEMAL KAYA (Ağrı) - Bizim 800 kilometre hamyolumuz var.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Hele sen sus, gözünü seveyim.

BAŞKAN - Sayın Meral...

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Sen eğer oraya geçtiysen, yolların bir bölümünü, git, asfalt yaptır; yaptıramadıysan, hiç konuşma. Niye konuşuyorsun oradan?

CEMAL KAYA (Ağrı) - Senin işçilerindi onlar.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Ben, işçilerimle gurur duyuyorum, iftihar ediyorum.

ASIM AYKAN (Trabzon) - Biz de gurur duyuyoruz, biz de...

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Şu anda, her gittiğim yerde beni omuzlarına alıyorlar; bundan da gurur duyuyorum; ölünceye kadar da...

ASIM AYKAN (Trabzon) - Biz de gurur duyuyoruz.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Gurur duyuyorsan, niye kapıya koyuyorsun?! Neden düzenini bozuyorsun?!

ASIM AYKAN (Trabzon) - Sistemi değiştiriyoruz sistemi...

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Sayın milletvekilim, gurur duyuyorsanız, neden Köy Hizmetlerini çalıştırmıyorsunuz, neden yok ediyorsunuz o genel müdürlüğü?!

ASIM AYKAN (Trabzon) - İşçiler üzerinde siyaset yapma. Biz de gurur duyuyoruz.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Gurur duyuyorsanız, o zaman, bırakın kalsın genel müdürlük!

BAŞKAN - Sayın Meral, lütfen, sözlerinizi toparlar mısınız.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Kardeşim, zaten, yarısı cevap vermekle geçti...

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Kesmeyin şu adamın lafını ne olur...

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Sayın milletvekilleri, ben söyledim, ister dinleyin ister dinlemeyin; ama, bir gün gelecek, bu söylediklerimi teker teker hatırlayıp "eyvah, bu adam söylemişti; biz yanlış yaptık" diyeceksiniz; bunu unutmayın.

Hepinize saygılar sunuyorum; iyi tatiller diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Meral.

Sayın milletvekilleri, şahsı adına ikinci söz, Bitlis Milletvekili Sayın Vahit Kiler'in.

Sayın Kiler?.. Yok.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN - Şahsı adına, Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan; buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok uzun zamandan beri kamuoyunun gündemini meşgul eden ve kamuoyunda da üzerinde çok büyük tartışmalar ortaya konulan ve Sayın Cumhurbaşkanının, İl Özel İdaresi Kanununu bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri göndermesinden sonra önemi bir kat daha artan bir kanun tasarısını görüşüyoruz.

Bu kanun tasarısının, değişik maddelerinin, Anayasaya aykırı hükümler taşıdığı kamuoyunda çok ileri sürüldü. En son, Sayın Cumhurbaşkanının, İl Özel İdaresi Kanununu veto ederken, ortaya koymuş olduğu esaslar da gözönüne alınacak olursa, bu kanun tasarısının da yüzde yüz Sayın Cumhurbaşkanından geri döneceği çok açık. Bu kadar çok açık bir şekilde geri döneceği belli olan bir kanun tasarısının, Meclisin tatile gireceği son çalışma gününde Meclisin huzuruna getirilmesini anlamak da mümkün değil. Hâlâ, bu kanun tasarısının, şu anda görüşülmekte olan geçici maddeleriyle ilgili bölümünün, bastırılarak milletvekillerine dağıtılmadığı da, yine çok açık bir gerçek.

Durum böyle iken, bu kanun tasarısının, alelacele, tekrar Meclis gündemine getirilmesi ve burada birkaç saat süreyle görüşülecek olması, Meclisin gündemini meşgul etmekten başka bir anlam taşımayacaktır; çünkü, Sayın Cumhurbaşkanının veto gerekçelerini okurken, birçok hususun, aynı şekilde, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında yer alması nedeniyle, Sayın Cumhurbaşkanın geri gönderme gerekçeleri içerisinde yer aldığını da açıklıkla görüyoruz.

Şimdi, ben, bu kanun tasarısının ilgili maddelerinin, Anayasaya aykırılık hükümleri taşıyan maddelerinin teknik açıdan izahlarını yapmaya çalışacağım.

34


Bir kere, Anayasamız, merkezî idare kuruluşlarını genel yetkili, mahallî idareleri de özel yetkili olarak saymaktadır. Ancak, getirilen 6 ncı ve 7 nci maddelerle, özel idarelerin, mahallî idarelerin yapacağı işler tadat edilmiş, bunun dışındaki işler merkezî idareye bırakılmış. Böyle olunca, merkezî idare, genel yetkili olmaktan özel yetkili konuma geçirilerek, Sayın Cumhurbaşkanının bozma gerekçesinin çok daha fazlasının açıkça bu kanun tasarısında yer aldığı görülüyor.

Yine, 9 uncu maddenin son fıkrasının, mahallî idarelerin yetkilerini kısıtlayıcı, mahallî hizmetleri zayıflatıcı ve yerinden yönetim ilkesine aykırı hükümler konulamayacağı ifadesiyle, Anayasanın 127 nci maddesinde yerini bulan ve idarî vesayet yetkisini gösteren beşinci fıkrasına da çok açıkça bir aykırılık taşıdığı görülmektedir; çünkü, 127 nci maddenin beşinci fıkrasında, merkezî idarenin mahallî idareler üzerinde vesayet yetkisi olduğu açıkça ifade edilmektedir ve yine, veto edilen İl Özel İdareleri Kanunundan biliyoruz ki, burada getirilen hükümler, tamamen idarî vesayeti merkezî idarenin vesayetinden kurtaran hükümler getirilmesi nedeniyle bu kanun tasarısının ilgili hükümleri de -Sayın Cumhurbaşkanının bozma gerekçesinde belirtildiği üzere- mutlaka iptal edilecektir. Çünkü, Sayın Cumhurbaşkanının daha üç gün önce ortaya koyduğu esaslar gösteriyor ki, yeni bir kanunla ve aynı hükümlerin getirilmesi nedeniyle bozmamasının mümkün olamayacağını da bütün milletvekillerimizin çok yakından bileceğine ve takdir edeceğine inanıyorum.

Yine, 16 ncı maddede -bu madde de çok önemli- sadece bazı bakanlıkların taşra teşkilatları korunurken, diğerleri kaldırılıyor. Yine, Anayasanın 126 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, illerin idaresinin yetki genişliğine bağlı olduğu çok açıkça ifade edilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Sözlerinizi toparlar mısınız Sayın Kandoğan.

Buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)- Toparlıyorum.

Eğer, siz, bazı bakanlıkların taşra teşkilatlarını kaldıracak olursanız, Anayasanın, illerin idaresinin yetki genişliği esasını amir hükmüne karşı çok açık ve aykırı bir şekilde, bakanlıkların taşra teşkilatlarının kaldırılmasının da, yine Anayasaya aykırılıktan dolayı mutlaka bozulması gerekecektir.

Yine, 11 inci maddedeki, kamu hizmetlerinin, özel sektöre, sivil toplum örgütlerine gördürülebileceği hükmü de, yine, Anayasanın 47 nci maddesinin dördüncü fıkrasına çok açık bir şekilde aykırılık ifade etmektedir.

Yine, bu kanun tasarısının -saymak istemiyorum- çok çeşitli maddelerinde, idarî vesayetin ortadan kaldırıldığını ve dolayısıyla, Anayasanın merkezî idarenin mahallî idareler üzerindeki vesayet yetkisinin kaldırılmış olmasından dolayı da, yine, Anayasaya açıkça aykırılık taşıdığı da görülecektir.

Yine, 40 ıncı maddenin ikinci fıkrasındaki "dış denetimi Sayıştay tarafından yapılır veya yaptırılır" hükmü de Anayasanın 160 ıncı maddesine aykırıdır. Anayasanın 160 ıncı maddesinde, Sayıştayın görev ve yetkileri sayılmış ve Sayıştayın bu görev ve yetkilerinin bir başka kuruma verileceğine, yaptırılacağına dair bir hüküm olmaması nedeniyle, bu getirilen 40 ıncı maddenin ikinci fıkrası da, Anayasanın 160 ıncı maddesine açıkça aykırılık ifade etmektedir.

Yine, Sayın Cumhurbaşkanının, İl Özel İdaresi Kanununu bozma gerekçesinde biraz da ihsası reyde bulunmasını -ben, o yönüyle de eleştiriyorum bunu- daha henüz önüne gelmemiş "halk denetçiliği" kavramının da Anayasaya aykırılık taşıdığını bir ihsası rey olarak önceden belirmesini eleştiriyorum; ancak, bu kanun tasarısının içerisinde halk denetçiliğinin alenî ve açık bir şekilde yer almasından dolayı, bu kanunun ilgili hükümlerinin mutlaka bozulacağının da çok açık bir şekilde karşımıza çıkacağı şüphesizdir.

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, rica ediyorum, son cümlenizi söyleyiniz.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Hemen toparlıyorum.

Değerli milletvekilleri, elbette, kamu yeniden yapılandırılmalıdır, mahallî idarelerin kaynakları, imkânları, il özel idarelerinin imkânları mutlaka geliştirilmelidir. Çağın gerçekleri bunlardır; dünya bunu böyle yapmış, bizim de yapmamız lazım; ancak, bunu yaparken, getirilen bu Kamu Yönetimi Kanunu Tasarısının Anayasaya aykırılığı çok açık olan hükümleri ortada iken ve bu, Sayın Cumhurbaşkanından döneceği kesin iken, Meclisin son gününde, bu kadar yorgun olan milletvekillerinin bu kanun tasarısının üzerinde görüştürülmesinin yanlış olduğuna inanıyorum. Adalet ve Kalkınma Partisinin Anayasayı değiştirecek çoğunluğu da var; gelin, hep bebraber bu Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısını, diğer tasarıları, Anayasadaki ilgili maddeleri de değiştirerek, günün şartlarına uyarak, yeniden gündeme getirelim, Anayasaya uygun hale getirelim. Anayasadaki gereksiz idarî vesayeti kaldıralım, yetki genişliği ilkesini kaldıralım; ama, dört dörtlük bir şekilde, ne Cumhurbaşkanından ne de Anayasa Mahkemesinden dönecek bir kanun tasarısı getirelim, onu geçirelim ve amacımız da gerçekleşsin.

Ben, son olarak, çok konuşuldu, çok tartışıldı, 6 ncı maddede il özel idarelerine verilen eğitimle ilgili yetkinin de yanlış yorumlandığı inancındayım. Çünkü, Belediye Kanununda, eğitimle ilgili görevler, belediyelerin binaların inşaını, onarımını yapması, yaptırması şeklinde çok açık bir hüküm olarak yer aldı. Ancak, İl Özel İdaresi Kanununun 6 ncı maddesinde "eğitim" denilerek genel bir ifadeyle madde metninde yer almasından dolayı üzerinde tartışma yaratılıyor...

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, sözlerinizi kesmek istemem; ama, 4 dakika oldu... Lütfen... Rica ediyorum...

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Son cümlemi söylüyorum: İl Özel İdaresi Kanununda o yetki vardır, Saynı Kapusuz onu söyledi, mülkî idare amiri olarak o yetkiyi çok kullandım, yirmiüç yıl kullandım; ama, oradaki yetki, ilköğretim okullarıyla sınırlıdır. İkinci kademe okullarla ilgili il özel idaresinin yetkisi yoktur. Onun için, İl Özel İdaresi Kanununun 6 ncı maddesinde

35


"eğitim" olarak genel bir ifadede bulunulduğu için, inşaatı mı, bakımı mı, onarımı mı, çok açık bir şekilde yer almadığı için tartışma konusu. Bunu da ayrıca belirtmek için bu ifadelerimi de, cümlemin sonuna ekledim.

Hepinizi, saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kandoğan.

Sayın milletvekilleri, soru ve cevap kısmında, tabiî, çok sayıda milletvekilimiz soru sormak istiyor. Ancak, bildiğiniz gibi, İçtzüğümüze göre de bu soru ve cevap işlemi, maddeler üzerinde 10 dakikayla sınırlı olduğu için, tabiî, sorduğunuz sorulara, eğer, yanıt alamazsanız, sormanızın da fazla bir anlamı kalmıyor. Sadece, sormaktan ibaret kalmasın diye de, bu 10 dakikalık kısmın 5 dakikasını soru, 5 dakikasını da cevap için kullanıyoruz.

Sayın Mehmet Işık?.. Yok.

Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sorulara yanıt verirken "Cumhurbaşkanı okumamış" dedi. Hem bu kanun, yani yerel yönetimlerle ilgili kanun hem de Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı okunmamış. Tutanaklar önümde, böyle bir ifade kullanıyor.

Birinci sorum şu: Acaba, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı Cumhurbaşkanına gönderildi mi, gönderildiyse nasıl, kim tarafından gönderildi merak ediyorum? Gönderilmeyen bir tasarı Sayın Cumhurbaşkanı tarafından nasıl okunacak?

İkinci sorum: Sayın Bakana sordum, mademki, bu tasarı bu kadar önemli, ısrarla, Parlamentonun tatile gireceği son günde gündeme getiriliyor; acaba, Sayıştay seçimleri konusunda niçin bu kadar duyarlı davranmadı bu hükümet? Bu merakımı da ifade etmiştim; ama, Sayın Bakan, her nedense bu sorumu yanıtlamak istemedi. Yanıtlamamasının nedenini öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kılıçdaroğlu.

Sayın Koç, buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, lütfedip dinlerlerse!..

Bu yasa tasarısının ilk görüşmeleri sırasında kendisine yöneltilen birçok soruyu, zaman darlığı bakımından yazılı olarak yanıtlayacağını söylemişti. Bunlar Genel Kurul tutanaklarında mevcuttur; fakat, aradan geçen iki-ikibuçuk ay zarfında, Sayın Bakandan, soruyu yönelten muhalefet milletvekillerine yazılı bir yanıt gelmemiştir. Sayın Bakanın iş yoğunluğunu anlıyorum, normal karşılıyorum; ama, burada yürütmeyi temsil eden bir kişi olarak ve İçtüzük gereği olarak kendisine sorulan soruların, kendi sözlü taahhüdü de "yazılı olarak size bildireceğim" olmasına rağmen bu zamana kadar ulaşmamıştır Sayın Bakan. Acaba, bürokraside mi bir takılma vardır, yoksa sizin mi zamanınız yoktur? Bu konuya açıklık getirirseniz memnun olurum.

Teşekkür ederim.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Sayın Bakan konuşmayı seviyor, yazmayı sevmiyor.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

Sayın Mustafa Gazalcı; buyurun.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkanım, Sayın Bakana, aracılığınızla şu soruyu yöneltmek istiyorum: Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kalkıyor. Yalnız İstanbul'da, bütün aracı gereci ve işlevi İstanbul Büyükşehir Belediyesine bırakılıyor; öbür illerde, büyük kentler de dahil, hep özel idareye veriliyor. Böyle bir ayırıma neden gerek duyuldu? Yani, yalnızca İstanbul'da Büyükşehir Belediye Başkanlığına, başka yerlerde ise il özel idarelerine. Buradaki amaç nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gazalcı.

Sayın İzzet Çetin; buyurun.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Teşekkür ederim.

Sayın Bakan "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kuruluş amacı, kırsal kesime götürülen ve asıl fonksiyonları olan yol, içmesuyu, kanalizasyon, iskân gibi temel altyapı ve sulama, arazi toplulaştırma, tarlaiçi geliştirme ve toprak koruma gibi tarımsal altyapı hizmetlerinde zaman ve kaynak israfından kaçınmak, sektörler arasında işbirliğini sağlayarak tekrarları önlemek, kısa sürede, daha çok, daha ekonomik ve daha etkin hizmet üretmektir" denilmektedir. Bu amaç, günümüzde geçerliliğini yitirmiş midir?

İkinci sorum: Altyapı alanında büyük ölçekli yatırımları gerçekleştiren Devlet Su İşleri ve Karayolları Genel Müdürlüklerinin merkez ve bölge teşkilatları dururken, küçük ölçekli yatırımları gerçekleştiren Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü tümüyle neden kapatılmaktadır? Bu tercih, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü aleyhine beslenen bir husumetten mi kaynaklanmaktadır?

Üçüncü sorum: Ulusal düzeyde, ulaşım hizmetleri kapsamında, devlet ve il yollarına yönelik olarak hizmet veren Karayolları Genel Müdürlüğü, doğal olarak merkezde korunuyor. Ulaşım ağının tamamlayıcısı olan ve ülkemiz yol ağının kılcal damarlarını oluşturan köy yollarının, ulusal düzeyde ulaşım hizmetlerinin dışında tutulması kabul edilemez. İki yerleşim birimi arasında aynı standartta ulaşım sağlanamazsa, ulaşımın ulusallığından, ulusal düzeyde ulaşım standardından nasıl bahsedilebilir?

İl ve devlet yolları merkezî bir birim ve bölgesel teşkilatlanmayla yürütülürken, köy yolu ağı için merkezî bir birim ve bölgesel teşkilatlanma düşünülmemesi nasıl açıklanabilir? Köyde oturanların kentle bağlantısını sağlama amacı yanında tarımsal üretimi

36


pazara iletme işlevi de gören köy yolu ağında, ulusal planlama, ulusal standartlar nasıl sağlanacaktır ya da sağlanmasına gerek yok mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çetin.

Sayın Bakan, buyurun.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Kılıçdaroğlu iki soru yönelttiler; bir tanesi, 49 maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen ve şimdi geri kalan maddelerini görüşmekte olduğumuz Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısı Sayın Cumhurbaşkanına gitmiş miydi diye sordular; gitmemişti; ama, geri gönderme tezkeresini okursanız, Sayın Cumhurbaşkanının, 49 maddesi burada görüşülen bu tasarıya sık sık atıfta bulunduğunu göreceksiniz. Demek ki, Cumhurbaşkanlığı makamınca, henüz önüne gelmemiş olan ve büyük bir bölümü burada görüşülüp kabul edilmiş olan tasarı incelenmiş. Ben de, madem bu incelendi, orada 7 nci maddede, Millî Eğitim Bakanlığının taşra teşkilatlarının yerel yönetimlere devredilmemiş olduğunu görmeleri gerekirdi ve sanki devredilmiş gibi bir mantıkla bir gerekçe oluşturulmamalıydı şeklinde bir değerlendirme yaptım.

Ayrıca "Sayıştay seçimleri konusunda, hükümet, neden gerekli duyarlılığı göstermiyor" dediniz. Sayıştay seçimleriyle ilgili görev, artık, Türkiye Büyük Millet Meclisinindir, yani sizindir; ben, yürütme organının bir üyesiyim ve yürütme organı olarak bizim görevimiz bitti; şimdi, top sizde, buyurun kullanın. (CHP sıralarından alkışlar[!])

HASAN AYDIN (İstanbul) - Çok güzel!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Harika!

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Çok güzel bir cevaptı!

HALUK KOÇ (Samsun) - Spor...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Yani, toptan bahsedince hemen spor aklınıza geliyor değil mi; haklısınız.

Sayın Haluk Koç, daha önceki görüşme esnasında, benim, bazı sorulara yazılı olarak cevap vereceğimi ifade ettiğimi; ama, bu cevapların, şu ana kadar verilmediğini söylediler. Ben, bu görüşmelerden hemen sonra, buradaki zabıtları temin ettim; Bakanlıkta bir çalışma yaptık. Benim yazılı olarak cevaplandıracağım dediğim bir soru -bu süreç on günden fazla sürdüğü için- daha sonra yeniden sorulmuş ve o sorulara sözlü olarak cevap vermiştim.

HALUK KOÇ (Samsun) - Burada var; bütün tutanaklar burada var.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Haluk Bey, siz de -o zabıt, oldukça geniş bir zabıttır- orada, benim, sözlü olarak cevap vereceğim dediğim bir sorunun, daha sonra...

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Bakan, bunun için de bir kitap yazmaya zorlayacaksınız bizi; bir siyasî profil çıkar burada; mahcup olursunuz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - ..bana, tekrar, sizler tarafından yöneltildiğini ve benim de, zaman bularak, o sorulara cevap verdiğimi göreceksiniz.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Bakan, mahcup olursunuz; yapmayın! Burada bütün sözleriniz var; yapmayın!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - O bakımdan, o sorulara sözlü olarak cevap verilmiş olduğu için, yazılı olarak cevap verme ihtiyacı duymadığımı belirtmek istiyorum.

HALUK KOÇ (Samsun) - Neyse ki kayıtlar var, her şey belli!...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, istanbul'da, İstanbul Büyükşehir Belediyesine bırakılıyor" dedi Sayın Gazalcı; evet, bu tasarıda böyle bir hüküm var; çünkü, İstanbul belediye sınırları, artık, il sınırları haline geldi. O bakımdan, artık, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul'da, mülkî sınırlar içerisinde, tüm hizmetleri götürebilme imkânına sahip olduğu için, Köy Hizmetlerinin İstanbul'daki teşkilatlarını, İstanbul Büyükşehir Belediyesine, araçları, gereçleri ve personeliyle devrediyoruz ve bu hizmetler, Büyükşehir Belediyesi tarafından yerine getirilecek.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Kocaeli de aynı ama...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Büyükşehir Belediyeleri Yasasında, Kocaeli de, aynı şekilde, aynı kapsama alındı; ancak, bizim yapmış olduğumuz değerlendirmede, Kocaeli İstanbul'la mukayese edildiğinde, şu anda, aynı potansiyele sahip olmadığını gördük; ancak, doğrusu, biz, şu anda, böyle bir önerge hazırlamadık; ama, eğer, milletvekili arkadaşlarımız böyle bir önerge verirlerse, onu da değerlendiririz diye düşünüyorum.

Sayın Çetin, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün hizmetlerinin kırsal alana yönelik hizmetler olduğunu söylediler, gerçekten doğrudur ve şu anda Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün, illerdeki teşkilatları zaten il özel idareleriyle birlikte çalışarak kırsal

37


kesime hizmet götürmektedir; yani şu anda, il özel idareleri ile -dolayısıyla, tabiî ki başında vali vardır- o ildeki Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün yapmış olduğu hizmetler birlikte yapılmaktadır. Şu anda fiilî bir durum söz konusudur, aslında, bu fiilî durum bu yasayla hukukî bir durumla tamamlanmaktadır. Ne personeli mağdur edilecektir... Zaten o personel, orada çalışan insanlar o ilde oturmakta ve o ilde hizmet vermektedirler; Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bağlı iken o personel, şimdi il özel idarelerine bağlanacaktır ve bu fiilî durumu hukukî hale getirmiş olacağız.

Bunun dışında bana başka bir soru yöneltilmedi.

Başkanım, teşekkür ederim.

BAŞKAN - Rica ederim.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 2 adet önerge vardır. Önergeleri önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının" geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde geçen "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı personeli Tarım ve Köyişleri Bakanlığına," ibaresinin "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı, ulusal veya bölgesel düzeyde faaliyet gösteren araştırma enstitüleri ile Tarımsal Hidroloji Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğünün kadro ve pozisyonları ile birlikte personeli ve araç, gereç, taşınır malları ile hizmet binaları ve diğer taşınmaz malları ve bunlara ait ödenekler Tarım ve Köyişleri Bakanlığına;" şeklinde ve aynı maddenin son fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Salih Kapusuz Taner Yıldız Mustafa Cumur

Ankara Kayseri Trabzon

A. Müfit Yetkin Nusret Bayraktar Mehmet Beşir Hamidi

Şanlıurfa İstanbul Mardin

"Birinci fıkrada belirtilen tasfiye ve devir işlemleri Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından hazırlanarak Bakanlar Kurulu tarafından yürürlüğe konulacak esas ve usullere göre bir yıl içinde gerçekleştirilir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 2 nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Bayram Meral Mustafa Gazalcı Kemal Kılıçdaroğlu

Ankara Denizli İstanbul

Mehmet Yıldırım Haluk Koç

Kastamonu Samsun

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, YSE, Toprak Su ve Toprak İskân Genel Müdürlükleri ile Orman Yolları ve Orman Atölyelerinin birleşmesinden oluşmuştur. Böylece, hizmetler tek elden verimli bir şekilde yürütülmeye başlanmıştır.

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Türk köylüsüne; yol, içmesuyu, kanalizasyon, iskân, altyapı sulama, arazi toplulaştırma, tarlaiçi geliştirme, toprak koruma, tarımsal altyapı, gölet yapımı, kar programı, duble yol ve programda öngörülen Türk Halkının ve Türk köylüsünün ihtiyacı olan bütün hizmetleri yerine getirmeye çalışmaktadır.

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünce hazırlanan yıllık programlara ilaveten, illerde valinin başkanlık ettiği il yıllık programları dahilinde de hizmet götürülmektedir. Köy Hizmetleri bölge müdürleri ve il müdürleri büyük ölçüde valinin gözetiminde çalışmaktadır.

38


Böylece 1966 yılında ülkemizdeki 36 500 köyden yarısından fazlasının, 19 500 köyün hiç yolu yoktu. Bugün köy yolu ağı 291 000 kilometredir ve köylerimizin hepsinin yolu vardır. Bu yolların yüzde 31'i asfalt, yüzde 41'i stabilize kaplamalı ve yüzde 20'si de tesviyeli yoldur.

Hükümetin övünerek savunduğu 15 000 kilometre duble yol projesinde çalışan toplam 1 348 iş makinesinin 898 adedi Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünce karşılanmıştır. Bu makinelerde Köy Hizmetleri işçileri çalışmıştır.

2003 yılında 1 400 adet konut tamamlanmıştır.

Yılda ortalama 800 000 kilometre yolda kar mücadelesi çalışmaları yapılmıştır.

Suyu olmayan birçok mezraya su, kanalizasyon, tarlaiçi geliştirme, toprak koruma, tarımsal altyapımı, gölet yapımı ve benzeri hizmetleri başarıyla yerine getirmiştir.

Bu hizmetleri yaparken illerde valilerin, ilçelerde kaymakamların "denetimi ve gözetimi" söz konusudur.

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, mülkî amirlerle bu kadar iç içe çalışmasına rağmen "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünü kapatıyoruz, il özel idarelerine devrediyoruz" kararına anlam vermek zordur. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kapatılması;

1- İşbarışını bozacaktır. Bu Genel Müdürlükte çalışan birçok teknik eleman yeni düzenleme karşısında verimli olamayacaktır.

2- İller arası personel arasında tayin, nakil zorluğu olacaktır. Memurların ve işçilerin anayasal hakları elinden alınacaktır.

3- Zamanla iller arası ücret farklılıkları söz konusu olacaktır.

İşçilerin kazanılmış hakları ve sendikal hakları ellerinden alınacak ve birçok işçi işinden olacaktır. Mevsimlik çalışma, aylık çalışma gibi iş düzenini bozan, sendikacılığı ve çalışanların sosyal haklarını ortadan kaldıran yeni düzenlemeler gündeme gelecektir. Çokbaşlılık ve çokseslilik söz konusu olacak, üretim düşecek, siyasî kayırmalar ve kollamalar önplana çıkacaktır. Bu gibi içbarışı bozan, üretimi düşüren, taşeronlaşmayı ve kayıtdışını önplana çıkaran, sendikacılığı yok eden birçok konular sıralanabilir. Bunlara gerek kalmadan, üretken köylüyle kucaklaşmış Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kapatılmasının böylelikle madde metninden çıkarılmasının ülkemiz için yararlı olacağını düşünüyoruz.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul edilmemiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde geçen "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı personeli Tarım ve Köy İşleri Bakanlığına," ibaresinin "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı, ulusal veya bölgesel düzeyde faaliyet gösteren araştırma enstitüleri ile Tarımsal Hidroloji Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğünün kadro ve pozisyonları ile birlikte personeli ve araç, gereç, taşınır malları ile hizmet binaları ve diğer taşınmaz malları ve bunlara ait ödenekler Tarım ve Köyişleri Bakanlığına;" şeklinde ve aynı maddenin son fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Salih Kapusuz (Ankara) ve arkadaşları

"Birinci fıkrada belirtilen tasfiye ve devir işlemleri Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından hazırlanarak Bakanlar Kurulu tarafından yürürlüğe konulacak esas ve usullere göre bir yıl içinde gerçekleştirilir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul)- Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Gerekçeyi mi okutalım, konuşacak mısınız?

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Çetinkaya konuşacak efendim.

BAŞKAN - Buyurun.

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Elazığ) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; konuşmama başlamadan önce Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, her şeyden önce, yıllardan beri, Türk siyaseti ve devleti yönetmeye talip olan bu çatının altındaki herkes, milletin huzurunda şu iddiada bulunmuştur: Türkiye'de, statükoyu kaldırmak ve dolayısıyla dinamizmi getirmek; kısa zamanda Türkiye'yi muasır medeniyet seviyesine ulaştırmak... Peki, nasıl yapacaksınız? Artık, bu gömlek, bu bedene dar geliyor. Bu gömleğin bedene uydurulması lazım.

39


Bakınız, biraz önce, çok değerli arkadaşlarım, burada fikirlerini beyan ettiler. Tabiî ki, fikirlere saygılıyız. Sayın Meral de, bu konuları son derece iyi bilen bir arkadaşımız.

Arkadaşlar, size bir örnek vermek istiyorum. Benim, 1994-1995 yılları arasında, Manisa Valiliğim sırasında, özel idare programı olarak, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün, 10 000 kilometre asfalt yol ihtiyacı olan bir ile, asfalt olarak tahsis ettiği tul 13,5 kilometreydi.

Arkadaşlar, bakınız, bir söz var; eğri oturup doğru konuşalım. Şimdi, burada Manisa milletvekillerimiz var, hepsi bilirler. Köy Hizmetleri İl Müdürünü çağırdım. Müdüre dedim ki, müdür bey, bunu, bir tarafa atın bir kere. Bu, insanla alay etmektir. Peki, nasıl olacak bu iş?

İşte, şimdi, yasada getirdiğimiz şartları uyguladığınız takdirde, siz bu işi başarabilirsiniz. İşlerin yapılmasını kim denetliyor; il özel idareleri kanalıyla valilerin görevlendireceği ve onların yönetimi altında bu işin sevk ve idaresinden sorumlu olan kadro.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Ödenek verdin mi?

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - İzin verir misiniz Sayın Meral.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Müteahhitlere işi verdiğinizi de söyleyin.

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Sayın Meral, zatıâliniz de o sırada Manisa'ya gelmiştiniz ve Manisa'da, bu işin sorumlu bir sendikacısı olarak ben size söylemiştim; şükranlarınızı sunmuştunuz belediyenin salonunda. Bunu biliyorsunuz, hatırlıyorsunuz.

Ne yaptık biliyor musunuz 13 kilometreye karşılık; bütün yerel imkânları değerlendirerek özel idarenin bünyesinde bir harman yaptık; 3 tane asfalt şantiyesi gerçekleştirdik. Bir belediyenin dozeri var, bir belediyenin greyderi var, bir belediyenin silindiri var, bir belediyenin plenti var; ama, hiçbir şey yapılmıyor. Siz bunlarla ne iş yaparsınız? Hesapladık; devletin bu statik yaklaşımıyla, ancak 400 senede Manisa'nın köyleri asfalta kavuşturulabiliyordu.

İşte, burada, benimle beraber çalışan kaymakam arkadaşlarım var, bilirler; silindir gibi ezip geçtik. Ne yaptık -bir yılda yapılacak 13,5 kilometrelik yola karşılık- birinci yıl 500 kilometre, ikinci yıl 750 kilometre, üçüncü yıl 1 200 kilometre yol asfaltladık.

ATİLLA KART (Konya) - Kaça mal ettiniz?

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Değerli milletvekili arkadaşlarımız burada. Bunu nasıl başarabilirsiniz; işte, yerel yönetimlere verdiğiniz destekle bu hizmetleri bir an önce yapabilirsiniz.

Diyorsunuz ki "efendim, milletin huzuruna gideceksiniz, Meclis tatil olunca köylere gideceksiniz." Evet, arkadaşlarımız köylerine gidecek, bölgelerine gidecek; dolayısıyla, şunu söyleyecek arkadaşlarımıza köylüler: "21 inci Asırda, hâlâ katır sırtında köye gidiyorsak, bu devlet oraya hizmet götürmemiştir. Ben yol istiyorum, su istiyorum, elektrik istiyorum."

Konya milletvekilleri bilirler; Konya'da, üçbuçuk sene içerisinde, devletin her yıl yaptığı 60 ilâ 120 dersliğe karşılık -Sayın Kart da bilir- biz, o sırada 5 071 derslik yapmışız. Dünya rekorudur bu; ama, nasıl yaptık bunu; işte, bütün imkânları özel idarenin bünyesinde toplayarak, bu işleri gerçekleştirdik ve dolayısıyla, Devlet Planlama Teşkilatı da, bunu, örnek olarak bütün illere dağıttı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlar mısınız.

Buyurun.

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - İşte, siz bunu yaparsanız, o zaman hizmet yapar, o zaman bu millete saygılı olur, o zaman milletin sizden talep etmiş olduğu o hizmetleri gerçekleştirmenin mutluluğuna erersiniz ve o zaman, milletin temsilcileri olarak, göğüslerinizi gere gere o milletin huzuruna çıkarsınız ve o millet, sizi bağrına basar.

Onun için, hizmeti yapmayacaksınız, statik bir şeyle... Ben biliyorum; sizin ruhunuzda huruşan eden bir hizmet aşkı var, siz de istiyorsunuz bunu. İstiyorsunuz ki, bir an önce... Kim istemez, Anadolu yollarının tozdan topraktan kurtularak, bir an önce asfalt yollara kavuşmasını, insanca bir şekilde, her tarafa rahat bir şekilde ulaşımın sağlanmasını, içmesuyunun götürülmesini, okulun götürülmesini ve kısa zamanda, tek derslikli eğitim sistemine ulaşılmasını... Bunu nasıl sağlarsınız; bunu sağlamanın yegâne yolu, işte, o hizmet aşkı, sizlerden bir an önce, sistemin de değiştirilmesini istiyor, reform istiyor. Gelin, birlikte, Türkiye'nin bu statik durumundan kurtulalım, deli gömleği gibi üstümüzde iğreti duran bu gömleği parçalayalım ve millete verdiğimiz, yıllardan beri... Siz de söz verdiniz, biz de söz verdik. Ne dedik; dedik ki, biz, bu reformu yapacağız; sizin programınızda da var, bizim programımızda da var. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ama, AK Parti bunu gerçekleştirdi, sizin müteşekkir olmanız lazım. Bunu yapacağız ve bunu gerçekleştireceğiz; kısa zamanda, Anadolu yolları pırıl pırıl asfalta kavuşturulacak; tıpkı duble yollarda olduğu gibi, tıpkı köy yollarında özel idarelere verdiğimiz imkânlar gibi.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - O yollar yağmuru görünce korkuyor yalnız.

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - İzin veriniz...

Bakınız, size bir şey daha söyleyeyim: Bugün, eğer siz, o yolların bir an önce bitirilmesini istiyorsanız... Biz, köy hizmetlerini özel idarelere bağlamakla tamamen köy hizmetlerinden vaz mı geçiyoruz; hayır...

40


BAŞKAN - Sayın Çetinkaya, sözlerinizi tamamlar mısınız...

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Sayın Başkanım, sizin sabrınızı daha fazla taşırmayacağım; bitiriyorum.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Vali keşif bedellerini de söyleyecek herhalde!

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Ama, bir gerçeği teslim etmek istedim, vurgulamak istedim.

O sebeple, inanıyor ve güveniyorum hepinize. Hizmet aşkıyla dopdolu olan bu Parlamentonun her ferdi, bir an önce o dinamizmi yakalamanın, yasal düzenlemeleri, yasal reformları da bir an önce gerçekleştirmenin Millet Meclisinin yegâne ve millî olduğunu kabul edecek ve bu konuda bizimle yekvücut olarak bu kanunlara "evet" diyecektir.

Hepinize saygılar sunuyorum, tatilinizin hayırlara vesile olmasını diliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çetinkaya.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yetersayısının aranılması istenmiştir; önergenin oylanmasında karar yetersayısını arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Karar yetersayısı yoktur.

Birleşime 10 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 15.12

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 15.24

BAŞKAN : Başkanvekili Yılmaz ATEŞ

KÂTİP ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Enver YILMAZ (Ordu)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116 ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

349 sıra sayılı tasarının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı : 349) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Geçici 2 nci madde üzerinde verilen önergenin oylanmasında karar yetersayısı istenilmişti.

Şimdi, önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Önergeyi kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Karar yetersayısı vardır; önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 3 üncü maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 3. - Yüksek Denetleme Kurulunun personeli, araç, gereç, her türlü taşınır ve taşımaz malları ve bütçesi Sayıştaya devredilmiştir.

Yüksek Denetleme Kurulunda çalışanlardan; başkan ve üyeler başka bir işleme gerek kalmaksızın ve kadro şartı aranmaksızın, birinci sınıfa ayrılmış, birinci sınıfa ayrıldıktan sonra altı yılını tamamlamış ve birinci sınıfa ayrılma niteliklerini kaybetmemiş Sayıştay uzman denetçisi; başdenetçi, denetçi ve denetçi yardımcıları da kazanılmış hak aylık derecelerine uygun Sayıştay uzman denetçisi, Sayıştay başdenetçisi, Sayıştay denetçisi ve Sayıştay denetçi yardımcısı kadrolarına atanmış sayılır. Sayıştay uzman denetçiliğine atanmış sayılan başdenetçi ve denetçilerin birinci sınıfa ayrılmalarına ve uygulamaya ilişkin hususlar 832 sayılı Sayıştay Kanunu çerçevesinde Sayıştay Genel Kurulunca belirlenir. Diğer personel ise Sayıştay Başkanınca kadro şartı aranmaksızın durumlarına uygun kadrolara atanır. Devirle ilgili bütün işlemler Sayıştay Başkanınca yerine getirilir.

Yapılan atamalar sonucu, kaldırılan Yüksek Denetleme Kurulunun her statüdeki mensuplarına, devir tarihindeki kadro ve pozisyonlarına ait aylık, ücret, ek ödeme, ikramiye ve benzeri adlar altında yapılmakta olan ödemelerin net tutarının, Sayıştay mevzuatına göre hak edecekleri aylık ücret, ek ödeme, ikramiye ve benzeri adlar altında yapılmakta olan ödemelerin net tutarından fazla olması halinde aradaki fark giderilinceye kadar herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın tazminat olarak ödenir.

41


Mülga 72 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin kapsamına giren kuruluşların denetimleri ile halen Yüksek Denetleme Kurulu tarafından yürütülen denetimler, Sayıştay Kanununda yapılacak düzenlemeye kadar bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre Sayıştay tarafından sonuçlandırılır.

8.6.1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve diğer kanunlarda Yüksek Denetleme Kuruluna yapılan atıflar Sayıştaya yapılmış sayılır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Adana Milletvekili Sayın Kemal Sağ; buyurun.

CHP GRUBU ADINA KEMAL SAĞ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının, Yüksek Denetleme Kurulunun kaldırılarak Sayıştay bünyesine alınmasını düzenleyen geçici 3 üncü maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; konuşmama başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, 24 Aralık 2003 tarihinde Meclisten geçerek yasalaşan 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda, kamu kaynaklarının denetimi için "içdenetim" ve "dışdenetim" yapılanması getirilmiş; içdenetimin kamu kurumlarında harcama öncesi ve sonrasında yerindelik denetimi yapacağı, dışdenetimin ise Sayıştay tarafından yerine getirileceği hüküm altına alınmıştır. Böylece, Sayıştayın bugünkü yaptığı yerindelik denetimi bağlamında iş yükü hafifletilmiş olmaktadır.

Bundan sonraki dönemde, Sayıştayın yerindelik denetiminden çok performans denetimine ağırlık vereceği anlaşılıyor. Nitekim, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında, Sayıştaya tek dışdenetim kuruluşu olma misyonunun yüklendiğini görüyoruz; ancak, Sayıştayın, bu görevi yerine getirecek bir organizasyon yapısı ve bilgi birikimine sahip olmadığı açıktır. Bu bağlamda, altmışbeş yıllık performans denetimi tecrübesiyle Yüksek Denetleme Kurulunun Sayıştay bünyesine alınması olumlu görülebilir; ancak, bu birleşmeden beklenen sonuçların alınabilmesi için, Yüksek Denetleme Kurulunda altmışbeş yılda oluşan performans denetimi yöntem ve uygulamalarının Sayıştay bünyesine taşınması mutlaka sağlanmalıdır. Ne yazık ki, getirilen bu düzenlemede, buna yeterince özen gösterilmediği açıktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüksek Denetleme Kurulu tarafından Meclis adına yapılmakta olan denetim modelinde, KİT'ler malî, idarî, iktisadî, hukukî ve teknik yönden, sürekli olarak, idarî ve teknik denetçiler tarafından denetlenerek, kuruluşların kendilerine tahsis edilen kamu kaynaklarını, modern işletmecilik kurallarına göre, verimli, etkin ve tutumlu olarak kullanarak, kârlı bir şekilde çalışıp çalışmadıkları incelenmek suretiyle, ulaştıkları faaliyet sonuçları ve tespit edilen sorunlara ilişkin çözüm önerileri, geniş kapsamlı bir yıllık denetim raporu haline getirilerek Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmaktadır. Büyük Millet Meclisinde komisyon çalışmaları sırasında, denetlenen kuruluşların yöneticileri ve ilgili bulundukları bakanlık temsilcileri ile Devlet Planlama Teşkilatı, Hazine Müsteşarlığı, Başbakanlık YDK yetkilileri bulunur ve dinlenilir. Aynı zamanda kamuya açık olarak yapılan bu denetim, Türkiye'deki yegâne şeffaf denetimi oluşturmaktadır. Raporlardan bir sonuç alınıp alınmaması ayrı bir konudur. Bu, bir siyaset sorunudur. Bunu hepimiz biliyoruz. Bunun sorumluluğunu, denetleyenlere yükleyemeyiz.

Anlaşılacağı üzere, son derece dinamik bir süreç olarak gerçekleşen bu denetim, tamamen kuruluşların performansını değerlendirmeye ve artırmaya yönelik bir denetim tarzıdır. Bu denetimdeki raporların Büyük Millet Meclisine sunuluş şekli, mevcut denetimin usul ve esasları ile şeffaflık uygulamalarının Sayıştaya taşınması gerekmektedir.

Anayasanın 160 ıncı maddesinde, Sayıştayın denetim alanı genel ve katma bütçeli idareler olarak sınırlandırılmıştır. 165 inci madde hükmüyle de KİT'lerin denetiminin Türkiye Büyük Millet Meclisince yapılacağı hükme bağlanmış; maddenin gerekçesinde de, bu denetimin Yüksek Denetleme Kurulu raporları esas alınarak yapılacağı belirlenmiştir. Bu düzenleme, iktisadî kuruluşların ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve verimlilik ilkelerine göre denetlenmeleri ihtiyacından dolayı yapılmıştır.

Sayıştay denetimi, genelde bir uygunluk denetimi olup, genel ve katma bütçeli idarelerin hesaplarının kesin hükme bağlanmasıyla sonuçlanmakta, idarenin amaçları doğrultusunda etkin, verimli ve tutumlu olarak çalışıp çalışmadığı üzerinde durulmamaktadır.

Bu yöntemle, iktisadî alanda ticarî esaslara göre çalışmak durumunda olan KİT'lerin denetlenmesi halinde, bu kuruluşların faaliyetlerinin aksaması kaçınılmaz olacağından, Anayasada KİT'lerin ayrı bir yöntemle denetlenmesi esası benimsenmiştir. Bu düzenlemeye rağmen, KİT'lerin denetiminin, Anayasada görev alanının sadece genel ve katma bütçeli kuruluşların denetimi olarak belirlenen Sayıştaya verilmesi Anayasaya uygun değildir.

Bu nedenle, maddede mevcut KİT denetim usul ve esaslarının korunması hem anayasal bir zorunluluk hem de şeffaflıkla yönetim ile denetimin sağlıklı iletişimi açısından bir gerekliliktir.

Faaliyetleri ve tabi oldukları mevzuatları farklılık arz eden kurumların denetimi uzmanlık gerektirdiğinden, Sayıştay bünyesinde bu farklılığı gözetecek ve Yüksek Denetleme Kurulu denetim modelinin olumlu yönlerinden yararlanılmasını sağlayacak şekilde, yeteri kadar daire oluşturulmalıdır. Ayrıca, Yüksek Denetleme Kurulunun, altmışbeş yıldır sürekli güncellenerek bugünkü şeklini alan denetim bilgi ve yöntemlerini Sayıştaya adapte etmeden, Sayıştayın, kendisine yüklenen bu misyonu götürmesi mümkün değildir.

Maddede, Yüksek Denetleme Kurulunun denetim sistemini düzenleyen 72 sayılı Kanun Hükmünden Kararname için "mülga" deniliyor. Devamında da, Sayıştay Kanununda yapılacak düzenlemeye kadar, 72 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamına

42


giren kuruluşların denetimlerinin, yine, bu kararname hükümlerine göre yapılacağı ve Sayıştay tarafından sonuçlandırılacağı hükme bağlanıyor. Siz, yukarıda "mülga" diyerek YDK Üyeler Kurulunu kaldırıp, bu kişileri başka bir işleme gerek kalmadan ve yürürlük tarihinde uzman denetçiliğe atayıp, yeniden görevlendiriyorsunuz. Bu hukukî sakınca mutlaka ortadan kaldırılmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maddede yer alan başka bir yanlış da, Yüksek Denetleme Kurulu mensupları ile Sayıştay meslek mensuplarının kazanılmış haklar bakımından bir ayırıma tabi tutulmasıdır. Soruyorum size; hakkaniyete uymazsanız, bu insanları birlikte nasıl çalıştıracaksınız?!

Yüksek Denetleme Kurulunun Sayıştayla birleştirilmesinde, personelin özlük haklarının korunmasına ve meslek mensuplarının Yüksek Denetleme Kurulundaki hizmet sürelerinin değerlendirilmesine önem verilmemiş, başkan ve üyeler unvan kaybına maruz bırakılarak, uzman denetçi kadrolarına atanmış sayılmışlardır. Diğer meslek mensuplarından başdenetçi ve denetçilerin intibaklarında ise, Yüksek Denetleme Kurulunda meslek mensubu olarak geçen hizmet süreleri değerlendirilmeyerek, birinci sınıfa ayrılma işlemleri, tamamen Sayıştay Genel Kurulunun inisiyatifine bırakılmıştır. Ayrıca, madde metninde olmayan, fakat, madde gerekçesinde, maddenin lafzına da aykırı ifadelerle, YDK meslek mensuplarının, bazı özlük haklarını kazanmaları için Sayıştayda üç ve altı yıllık bir süre çalışmaları öngörülmüştür. Böylece, yaş haddinden emekliliğine altı yıldan az süresi kalan YDK ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarında üst düzey yönetici olarak uzun süre çalışan Yüksek Denetleme Kurulu meslek mensuplarının bu haktan yararlanmaları söz konusu olmayacak, bu uygulama ciddî haksızlıklara ve hukukî ihtilaflara sebebiyet verecektir.

Maddede, YDK meslek mensuplarından onaltı yıldan otuz yıla kadar hizmeti bulunanların tümü, onaltı yıl hizmeti bulunan Sayıştay meslek mensuplarıyla aynı özlük haklarına sahip kılınmış, böylelikle de önemli bir hak kaybına ve mağduriyete yol açılmıştır.

Ayrıca, tasarıda, Sayıştay uzman denetçiliğine atanmaları öngörülen Yüksek Denetleme Kurulu başkan ve üyelerinin de, kazanılmış haklarının korunması amacıyla, Sayıştay üyesi olmaları mutlaka sağlanmalıdır. Unutmayınız ki, YDK üyeleri, aynen valiler gibi, Bakanlar Kurulunca atanmaktadır; bu insanlara, Sayıştay üyeliğini, lütfen, çok görmeyiniz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; izin verirseniz, bu açıklamalarımdan sonra, bana ulaşan, saygıdeğer bir Yüksek Denetleme Kurulu Başkanının mektubundan bir haykırış demetini, birkaç pasajı size sunmak istiyorum; lütfen, dinlerseniz sevineceğim.

Bu mektup, 14 sayfalık bir mektuptur değerli arkadaşlar. İçerisinde, gerçekten, ibret dolu birçok cümle vardır. Ben, size, birkaç paragrafını sunmak istiyorum:

"Değerli arkadaşlar, bu maddenin birinci kısmında, Yüksek Denetleme Kurulu başkan ve üyeleri Sayıştay denetçiliğine indirilmekte, başdenetçi ve denetçilerin durumu ise, Sayıştay Başkanının insafına terk edilmektedir.

Yüksek Denetleme Kurulunun Başkanı, hangi hukuka dayanılarak Sayıştay denetçisi konumuna indirilmektedir? Yüksek Denetleme Kurulu üyesi, hangi geçerli nedenlerle Sayıştay üyesinden aşağı bir konuma getirilmek istenmektedir?

Getirilen bu maddenin hukukla, teamülle, insafla, izanla açıklanabilir bir tarafı var mıdır? Varsa, Sayın Bakan buyursun, açıklasın. Bu düzenlemenin haklı, makul ve mantıklı hiçbir gerekçesi yoktur, olamaz.

Anlaşılan, bu maddeyi kaleme alanlar, Yüksek Denetleme Kurulunun çağdaş yapısına olan kızgınlıklarının verdiği şaşkınlık içerisinde, hak ve hukuku bir tarafa bıraktıklarının farkında bile değillerdir; ama, Türkiye'de mahkemeler vardır, hâkimler vardır, bunu geç de olsa anlayacaklardır."

Bir başka paragraf: "TOFAŞ hisselerinin satışına aracılık edecek yerli ve yabancı firmaların seçimine ilişkin uluslararası ihalede, zamanın başbakanının, ihale zarflarını konutuna getirterek açtığını ve komisyonu yönlendirdiğini, Türk ve dünya kamuoyunun Yüksek Denetleme Kurulunun raporundan öğrendiğini hatırlayınız. Atatürk'ün kurduğu bu çağdaş kuruluş, söz konusu olaya ilişkin raporunu Başbakanlığa gönderdiği sırada, ihale zarflarını açan kişi başbakanlık koltuğunda oturuyordu. Bu, Türk bürokrasi ve denetleme tarihinde ender görülen örnek bir olaydır. İşte, böyle bir kuruluşu, sözde reform tasarısıyla tarihe gömüyorsunuz."

Değerli arkadaşlarım, bir başka paragraf: "Bu söylediklerimi politika yapıyor diye düşünenlere sesleniyorum. Bu geçici 3 üncü maddeyle, sadece bir kuruluş değil, bir zihniyet, cezalandırılmak suretiyle tasfiye edilmek istenmektedir. 'Ben kamusal alan tanımam' çıkışıyla, iktidarın arkabahçesi olduğu işaretini veren Sayıştay Başkanının ısrarlı talep ve yanlış yönlendirmesiyle oluşturulan bu cezalandırma maddesi, üzülerek belirtmemiz gerekir ki, devlet adına büyük bir ayıp olarak tarihe geçecektir."

Evet, sanıyorum bir paragraf daha sunarsam yeterli olacak sayın milletvekilleri.

"Değerli arkadaşlar, bunun gelişigüzel, bilinçsiz bir şekilde yapılmadığına hiç kuşku yoktur. Yüksek Denetleme Kurulunda, bugün kurul üyesi olarak görev yapan iki müsteşar, bir müsteşar yardımcısı ve dört genel müdür bulunmaktadır. Diğer üyeler, yıllarca denetçilik ve başdenetçilik yaptıktan sonra, bu göreve gelmişlerdir. Bu kişilerin, yıllar sonra müsteşarlık, genel müdürlük gibi görevlerden sonra denetçilik yapmaları; yani, bu haksızlığı kabul etmeleri elbette mümkün değildir. İşte, bu haksız, hukuksuz düzenlemenin temel amacı, Yüksek Denetleme Kurulu başkan ve üyelerini, emekliliklerini istemeye zorlayarak tasfiye etmek ve yerlerine, KİT denetiminin Sayıştaya verilmesiyle artan iş hacmini sebep gösterip, alınacak yeni üye kadrolarına kendi adamlarını getirmektir."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

43


BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlar mısınız.

Buyurun.

KEMAL SAĞ (Devamla) - Evet Sayın Başkanım, tamamlayacağım.

Devam ediyorum: "Evet, bu devlet ayıbı, Yüksek Denetleme Kurulunun, çağdaş denetimin tüm tekniklerini bilen, aydın, çağdaş insanlarını Atatürk'ün kurduğu kurulla beraber tasfiye etmek amacıyla yapılmaktadır.

Yüksek Denetleme Kurulunun başkan ve üyeleri ile diğer meslek personeli, bu haksızlık karşısında onurlarını kurtarmak için elbette emekliliklerini isteyeceklerdir. Ama, bilinmelidir ki, yanlış hesap bir gün düzeltilecek, hak yerini bulacaktır.

Saygılarımla."

Bu mektup burada bitiyor.

Değerli milletvekilleri, bizim bu maddeye ilişkin bir önergemiz var. Biz, bu önergeyle, bu maddenin kaldırılmasını talep ediyoruz, umarım değerlendirmeye alırsınız.

Grubumun ve şahsımın görüşlerini açıkladım. Hepinizi, bu düşüncelerle, saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sağ.

Şahsı adına, Ankara Milletvekili Sayın Telat Karapınar; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

TELAT KARAPINAR (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 349 sıra sayılı yasa tasarısının geçici 3 üncü maddesiyle ilgili görüşlerimi bildirmek üzere söz almış bulunuyorum.

Geçici 3 üncü madde, Yüksek Denetleme Kurulunun personel, araç, gereç ve her türlü taşınır ve taşınmaz mallarının ve bütçesinin Sayıştaya devredilmesiyle ilgili olup, yerinde bir düzenlemedir.

Bu konuda olumlu oy vereceğimi bildirir, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Karapınar.

Sayın milletvekilleri, soru-cevap kısmına geçiyoruz.

Sayın Koç, buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, sizin yanıtlamanızı istirham edeceğim.

Bakın, denetlemeyle ilgili önemli gündem maddelerinin konuşulduğu bir oturumdayız ve Türkiye'deki en saygın denetim kurumlarından bir tanesi Sayıştay. Demin, Sayın Bakan, yanılmıyorsam, kendisini yürütmenin bir üyesi olarak tanımladı ve yasama organının bir üyesi olarak bulunmadığını ima etti ve herhalde, bakanlığının görevi kapsamındaki bir benzetmeyle de, Meclise döndü "top sizde" dedi.

Top kimde Sayın Bakan? Top, Sayın Meclis Başkanı tarafından Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanına gönderildi. Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı, Adalet ve Kalkınma Partisi Afyon Milletvekili Sayın Sait Açba; Başkanvekili, Bursa Milletvekili Sayın Altan Karapaşaoğlu. Topun kimde olduğunu, devamını öğrenmek istiyor musunuz Sayın Bakan?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Ben zaten başka birini söylemedim ki, Mecliste dedim.

HALUK KOÇ (Samsun) - Evet, evet...

O top orada nasıl işleyecek Sayın Bakan? Niye, Sayıştay üyesi seçimini Plan ve Bütçe Komisyonunda gündeme getirmiyorsunuz? Niye bu kurumu tıkıyorsunuz? Böyle ucuz sözlerle kurtulmanız mümkün değil!

Saygılar sunuyorum.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Muhatapları cevabını verir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

Buyurun Sayın Mesut Özakcan.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Sayın Cumhurbaşkanının, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısına atıfta bulunarak, İl Özel İdaresi Kanununu geri gönderdiğini söylediniz. Demek ki -açıklamanıza göre- Sayın Cumhurbaşkanımız, henüz gönderilmeyen tasarıyı bile okumuş, incelemiş. İl Özel İdaresi Kanununu okumadığı sonucuna nasıl vardınız Sayın Bakanım?

İkinci sorum: "Sayıştay konusunda top Türkiye Büyük Meclisinin, buyurun, top sizde" dediniz. Sayın Bakanım, Sayıştay üyelerinin belirlenmesiyle ilgili yazı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığımızca, altı ay önce Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığımıza gönderilmiş. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak -hem tek tek hem de toplu yazarak- Sayın Komisyon Başkanımızdan, Sayıştay üyelerinin belirlenmesiyle ilgili konunun gündeme alınmasını talep ettik; ancak, bugüne kadar

44


komisyon gündemimize gelmedi. Bu durumda, acaba, merak ediyorum, top Yüce Mecliste mi; yoksa, görevini titizlikle yapan Sayın Komisyon Başkanımızın iradesini aşan başka bir güç, topu bir yerlere mi sakladı?!

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özakcan.

Buyurun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Biraz önce, Sayın Kemal Sağ, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Başkanından aldığını ifade ettiği bir mektup...

KEMAL SAĞ (Adana) - Emekli başkan, Sayın Bakan, emekli başkan...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Ancak, o şekilde zabıtlara geçmiş olabilir...

KEMAL SAĞ (Adana) - Düzeltiyorum, emekli başkan, Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Tamam.

Çünkü, şu anda, bu görevi vekâleten yürüten arkadaşımız böyle bir mektup yazmadığını ifade etti; onun için sormuştum. Emekli başkansa, tabiî, bir diyeceğim yok.

Sayın Koç, benim, demin, yürütme organının bir mensubu olarak burada oturduğumu "yasama organının bir mensubu değil misiniz aynı zamanda" ifadesini kullandılar. Şu anda, burada, hükümeti temsilen bulunuyorum, bunu ifade etmek istedim; yani "yürütme organının bir mensubu olarak burada bulunuyorum" dedim.

Milletvekili arkadaşımız Sayın Mesut Bey de aynı konuya temas etti. Plan ve Bütçe Komisyonunda ise konu -Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi arkadaşlarımız var- oradaki bir kanun tasarısının, teklifinin veya bir işin nasıl gündeme alınacağı İçtüzükte bellidir. Konunun, o süreç içerisinde çözümlenmesi lazım. "Niye bunu gündeme almıyorsunuz" sorusunun direkt muhatabı ben olamam; çünkü, Komisyonun Başkanı veya İçtüzüğe göre o komisyonun gündemini kimler yapacaksa, tabiî ki, onlar yapar; bu soruların muhatabı da direkt onlardır. Ben, bu bağlamda "top Meclistedir" derken, bunu ifade etmek istedim.

Bunun dışında, yine, Mesut Bey, İl Özel İdaresi Yasasının Sayın Cumhurbaşkanınca okunmamış olduğu şeklinde bir ifade kullandığımı ifade ettiler. Ben, demin, bir soru üzerine verdiğim cevapta da belirtmiştim; burada 49 maddesi görüşülen ve şimdi de görüşülmeye devam edilen kamu yönetimiyle ilgili tasarıda, millî eğitimle ilgili hizmetlerin merkezî yönetimin elinde bulunmaya devam edeceğini, bunun, Sayın Cumhurbaşkanımızca, bilinerek, geri gönderme gerekçesinin buna göre yazılmış olmasını düşündüğümü, herhalde bunun gözden kaçtığını ifade ettim; ama, gerekçeyi okuduğumuzda, buraya da atıfta bulunduğu için, mutlaka dikkatli şekilde incelenmiş olmalıydı anlamına kullandım. Herhalde, bu kadar bir değerlendirme yapmamı da yadırgamazsınız diye düşünüyorum.

Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 3 adet önerge vardır; önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılıklarına göre de işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve ikinci fıkrasına ikinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Salih Kapusuz Taner Yıldız Mustafa Cumur

Ankara Kayseri Trabzon

A. Müfit Yetkin Nusret Bayraktar

Şanlıurfa İstanbul

"Yüksek Denetleme Kurulunun personeli, araç, gereç, her türlü taşınır ve hizmet binası dışındaki taşınmaz malları ve bütçesi Sayıştaya, hizmet binası ise Başbakanlığa devredilmiştir."

"Sayıştay Genel Kurulu, bunlardan, yaşları itibariyle birinci sınıfa ayrıldıktan sonra Sayıştayda altı yılını doldurmaları mümkün olmayanlar için bu süreyi kısaltmaya yetkilidir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici madde 3'ün ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

45


Kemal Kılıçdaroğlu M. Akif Hamzaçebi Oğuz Oyan

İstanbul Trabzon İzmir

Ali Dinçer Muharrem Eskiyapan Yüksel Çorbacıoğlu

Bursa Kayseri Artvin

"Yüksek Denetleme Kurulunda çalışanlardan; başkan ve üyeler, başka bir işleme gerek kalmaksızın ve kadro şartı aranmaksızın Sayıştay Üyeliğine; başdenetçi, denetçi ve denetçi yardımcıları da kazanılmış hak aylık derecelerine uygun Sayıştay uzman denetçisi, Sayıştay başdenetçisi, Sayıştay denetçisi ve Sayıştay denetçi yardımcısı kadrolarına atanmış sayılır. Sayıştay uzman denetçiliğine atanmış sayılan başdenetçi ve denetçilerin birinci sınıfa ayrılmalarına ve uygulamaya ilişkin hususlar 832 sayılı Sayıştay Kanunu çerçevesinde Sayıştay Genel Kurulunca belirlenir. Diğer personel ise Sayıştay Başkanınca kadro şartı aranmaksızın durumlarına uygun kadrolara atanır. Devirle ilgili bütün işlemler Sayıştay Başkanınca yerine getirilir."

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Okutacağım üçüncü önerge en aykırı önerge olup, okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 3 üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ali Topuz Kemal Sağ Atilla Kart

İstanbul Adana Konya

Rasim Çakır Mehmet Yıldırım

Edirne Kastamonu

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul)- Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN- Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul)- Biz de katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN- Gerekçeyi mi okutayım, söz talebiniz mi var?

ALİ TOPUZ (İstanbul)- Gerekçe okunsun.

BAŞKAN- Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bildiğiniz gibi, Aralık 2003'te Mecliste yasalaşan Kamu Malî Yönetim ve Kontrol Kanununda kamu kaynaklarının denetimi için "içdenetim-dış denetim" yapılanması getirilmiş, içdenetimin, kamu kurumlarında harcama öncesi ve sonrasında yerindelik denetimi yapacağı, dışdenetimin ise Sayıştay tarafından yerine getirileceği hüküm altına alınmıştı. Bu tasarıdan, bundan sonraki dönemde, Sayıştayın yerindelik denetiminden çok performans denetimine ağırlık vereceği anlaşılmaktadır. Nitekim, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında, Sayıştaya tek dışdenetim kuruluşu olma misyonunun yüklendiğini görüyoruz.

Birleşmeden beklenen sonuçların alınabilmesi için, Yüksek Denetleme Kurulunda altmışbeş yılda oluşan performans denetimi yöntem ve uygulamalarının Sayıştay bünyesine taşınması mutlaka sağlanmalıdır. Ne yazık ki, getirilen bu düzenlemede, buna yeterince özen gösterilmediği açıkça anlaşılıyor. Yüksek Denetleme Kurulu tarafından, TBMM adına yapılmakta olan denetim modelinde; KİT'ler malî, idarî, iktisadî, hukukî ve teknik yönden sürekli olarak idarî ve teknik denetçiler tarafından denetlenerek, kuruluşların kendilerine tahsis edilen kamu kaynaklarını, modern işletmecilik kurallarına göre, verimli, etkin ve tutumlu olarak kullanıp, kârlı bir şekilde çalışıp çalışmadıkları incelenmek suretiyle, ulaştıkları faaliyet sonuçları ve tespit edilen sorunlara ilişkin çözüm önerileri, geniş kapsamlı bir yıllık denetim raporu haline getirilerek, TBMM'ye sunulmaktadır. TBMM'de Komisyon çalışmaları sırasında, denetlenen kuruluşların yöneticileri ve ilgili bulundukları bakanlık temsilcileri ile Devlet Planlama Teşkilatı, Hazine Müsteşarlığı, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu yetkilileri bulunur ve dinlenir.

Bilindiği üzere, Anayasanın 160 ıncı maddesinde, Sayıştayın denetim alanı, genel ve katma bütçeli idarelerle sınırlandırılmış, 165 inci madde hükmüyle de KİT'lerin denetiminin, Türkiye Büyük Millet Meclisince yapılacağı hükme bağlanmış, maddenin gerekçesinde de, bu denetimin Yüksek Denetleme Kurulu raporları esas alınarak yapılacağı belirtilmiştir. Bu düzenlemeye rağmen, KİT'lerin denetiminin Anayasada görev alanının sadece genel ve katma bütçeli kuruluşların denetimi olarak belirlenen Sayıştaya verilmesinin Anayasaya aykırı olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle, mevcut KİT denetim usul ve esaslarının korunması, hem anayasal bir zorunluluk hem de yönetimle denetimin, sağlıklı iletişimi açılarından gereklidir. Faaliyetleri ve tabi oldukları mevzuatları farklılık arz eden kurumların denetimi uzmanlık gerektirir. Yüksek Denetleme Kurulunda altmışbeş yıldır sürekli güncellenerek bugünkü şeklini alan denetim bilgi ve yöntemlerini Sayıştaya adapte etmeden, Sayıştayın kendisine yüklenen bu misyonu taşıması mümkün değildir.

Maddede yer alan bir başka yanlış da, Yüksek Denetleme Kurulu meslek mensupları ile Sayıştay meslek mensuplarının kazanılmış haklar bakımından dengesiz ve eşitliğe aykırı bir ayırıma tabi tutulmasıdır. Yüksek Denetleme Kurulunun Sayıştay ile birleştirilmesinde personelin özlük haklarının korunmasına ve meslek mensuplarının Yüksek Denetleme Kurulundaki hizmet sürelerinin değerlendirilmesine hiç önem verilmemiş; başkan ve üyeler, Bakanlar Kurulunca atanmaları bile dikkate alınmaksızın,

46


unvan kaybına maruz bırakılarak uzman denetçi kadrolarına atanmış sayılmışlardır. Madde metninde olmayan; fakat, madde gerekçesinde, maddenin lafzına da aykırı ifadelerle, Yüksek Denetleme Kurulu meslek mensuplarının bazı özlük haklarını kazanmaları için Sayıştayda üç ve altı yıllık süreleri çalışarak doldurmaları istenilmektedir. Maddede, Yüksek Denetleme Kurulu meslek mensuplarından onaltı yıldan otuz yılı aşan süreye kadar hizmeti bulunanların tümü, onaltı yıl hizmeti bulunan Sayıştay meslek mensupları ile aynı özlük haklarına sahip kılınmış, böylelikle önemli bir hak kaybına ve mağduriyete neden olunmuştur. Bakanlar Kurulu kararıyla Yüksek Denetleme Kurulu üyeliğine yapılan bir atamayı hiçe saymanın yakışık almadığı düşüncesindeyiz.

Bu düşünce ve tespitler sonucu, yasanın bu maddesinin çıkarılması görüşündeyiz.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici madde 3'ün ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kemal Kılıçdaroğlu (İstanbul) ve arkadaşları

"Yüksek Denetleme Kurulunda çalışanlardan; başkan ve üyeler, başka bir işleme gerek kalmaksızın ve kadro şartı aranmaksızın Sayıştay üyeliğine; başdenetçi, denetçi ve denetçi yardımcıları da kazanılmış hak aylık derecelerine uygun Sayıştay uzman denetçisi, Sayıştay başdenetçisi, Sayıştay denetçisi ve Sayıştay denetçi yardımcısı kadrolarına atanmış sayılır. Sayıştay uzman denetçiliğine atanmış sayılan başdenetçi ve denetçilerin birinci sınıfa ayrılmalarına ve uygulamaya ilişkin hususlar 832 sayılı Sayıştay Kanunu çerçevesinde Sayıştay Genel Kurulunca belirlenir. Diğer personel ise Sayıştay Başkanınca kadro şartı aranmaksızın durumlarına uygun kadrolara atanır. Devirle ilgili bütün işlemler Sayıştay Başkanınca yerine getirilir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Biz de katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Söz mü istiyorsunuz efendim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Evet efendim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, aslında, söz almamın temel nedeni yaptığımız bir haksızlığı size bir daha sunmak içindir. Haksızlık şu: Sayıştay üyesi olmak için genel müdürlük, müsteşar yardımcılığı, müsteşarlık yapmak gibi kurallar var; belli bir süre kamuda çalışma var ve onlar seçilebiliyorlar. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu üyesi olmak için de, yine, en az genel müdürlük, müsteşar yardımcılığı veya müsteşarlık görevlerini yapmak gerekiyor. Dolayısıyla, atanma şekilleri dışında, kurumlar itibariyle aynı insanlar bunlar. Şimdi, biz, bu tasarıyla, Bakanlar Kurulu kararıyla Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu üyeliğine atananları Sayıştaya normal denetçi diye tayin ediyoruz.

Ben, sadece, yaptığınız işin ne kadar haksız ve Parlamentonun da ne kadar duyarsız olduğunu, insan haklarıyla bu denli oynamaya, acaba, bizim hakkımızın olup olmadığını bilgilerinize sunmak için söz aldım.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kılıçdaroğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı"nın geçici 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve ikinci fıkrasına ikinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Salih Kapusuz (Ankara) ve arkadaşları

"Yüksek Denetleme Kurulunun personeli, araç, gereç, her türlü taşınır ve hizmet binası dışındaki taşınmaz malları ve bütçesi Sayıştaya, hizmet binası ise Başbakanlığa devredilmiştir."

47


"Sayıştay Genel Kurulu, bunlardan, yaşları itibariyle birinci sınıfa ayrıldıktan sonra Sayıştayda altı yılını doldurmaları mümkün olmayanlar için bu süreyi kısaltmaya yetkilidir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçe mi okunsun, yoksa, söz talebiniz mi var?

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Başbakanlık, hizmetlerini, merkez binası dışında, bazılarına kira ödediği dört farklı yerde bulunan binalarda yerine getirmektedir. Bu binaların bir kısmı hizmet binası şeklinde inşa edilmediğinden, hizmetin yerine getirilmesinde aksamalar da yaşanmaktadır. Merkez binası dışındaki birimlerin tek yerde toplanması ve hizmette verimliliğin artırılması amacıyla değişiklik önerilmektedir.

Ayrıca, geçici 3 üncü maddenin ikinci fıkrasına göre, Sayıştay uzman denetçiliğine atanmış sayılan başdenetçi ve denetçilerin birinci sınıfa ayrılmalarına ve uygulamaya ilişkin hususların 832 sayılı Kanun çerçevesinde Sayıştay Genel Kurulunca belirlenmesi öngörülmektedir. Buna göre, belirtilen kişilerin bazı malî hakları kazanması için tamamlanması gereken süreler bakımından daha önceki hizmet sürelerine bakılmadan Sayıştayda geçecek hizmet sürelerinin esas alınması gerekmektedir. Ancak, bu durumda bulunan kişilerden mecburî emeklilik yaşı olan 65 yaşına kadar altı yıllık süreyi tamamlaması mümkün olmayanlar düşünülerek, Sayıştay Genel Kuruluna söz konusu süreyi kısaltma yetkisinin verilmesinde fayda bulunmaktadır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, İçtüzüğün 57 nci maddesine göre yoklama yapılmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN - Efendim.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Oylamaya geçtiniz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Başkan, Sayın Topuz, ben oylama işlemini başlatmıştım "kabul edenler" dedim, siz ayağa kalktınız. Bir dahaki maddenin oylamasında talep edersiniz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, madde oylamasına geçmeden biz ayağa kalktık ve yoklama istedik.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Devletin temel nizamını değiştiren yasa yapılıyor.

BAŞKAN - Sayın Topuz, arkadaşlarımın tespiti de benim gibi. Ben, önergeden sonra "maddeyi kabul edenler" şeklinde söyledikten sonra siz ayağa kalktınız.

Bir dahaki madde oylamasında talep edersiniz.

Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

...Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Madde kabul edilmiştir.

Geçici 4 üncü maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 4. - 23 üncü maddede öngörülen Bakanlar Kurulu kararı üç ay içinde çıkarılır. 23 üncü maddede sözü edilen bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yurt dışı teşkilatı bu kararnameye göre yapılacak görevlendirmelerin tamamlanmasına kadar görevlerine devam ederler.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına İstanbul Milletvekili Sayın Onur Öymen; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Kamu Yönetimi Reform Yasası Tasarısının geçici 4 üncü maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum, daha sonra kişisel görüşlerimi de sunmaya çalışacağım; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısı, bildiğiniz gibi, devletimizin temel yapısını değiştirmeyi hedefleyen bir tasarıdır. O bakımdan, bu tasarının kusursuz olması, Türkiye'yi gerçekten çağdaş bir ülke haline her açıdan getirmesi önem taşıyor.

Arkadaşlarımız çeşitli eleştirilerde bulundular. Biz de daha önceki görüşmelerde görüşlerimizi açıklamıştık. Bu yasa tasarısının Anayasaya aykırı olduğunu söyleyen arkadaşlarımız oldu; bu yasa tasarısının çağdaş ülkelerin normlarıyla bağdaşmadığını

48


söyleyen arkadaşlarımız oldu; ama, şu anda gündemimizde olan maddenin, yani, geçici 4 üncü maddenin ve onunla bağlantılı olan tasarının 23 üncü maddesinin bir başka özelliği var; onu bu vesileyle huzurunuzda dikkatinize getirmek istiyorum.

Bu madde, uygulanması mümkün olmayan bir maddedir. Sayın Bakan biraz önce çok haklı olarak "herkes hata yapabilir" dedi; işte, bu madde, gerçekten ne kadar büyük bir hata yapılabileceğinin çok tipik bir örneğidir. Eğer, bu yasa tasarısı Avrupa Uyum Komisyonuna gelmiş olsaydı, biz orada bunu irdeleyecektik, diğer ülkelerin uygulamalarını da dikkate alacaktık ve bu görüşlerimizi orada da kayda geçirecektik ve belki, bu hatanın yapılmasını önleyecektik.

Değerli arkadaşlar, geçici 4 üncü maddede ne deniliyor: "Bakanlar Kurulu, 23 üncü maddede öngörülen kararı üç ay içinde çıkaracaktır." Nasıl bir karar çıkaracak; 23 üncü maddede deniliyor ki:"Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarından hangilerinin hangi ülkelerde yurtdışı hizmeti sunacağı Bakanlar Kurulunca kararlaştırılır." Yani, bunu kararlaştıracak. Bakanlar Kurulu, üç ay içinde böyle bir karar alacak; şu kurum ve kuruluşlarımızın yurtdışında temsilcilik açmaları, hizmet götürmeleri için karar alacak.

Peki, değerli arkadaşlarım, 23 üncü maddede başka ne deniliyor: "Bu görevlere Dışişleri Bakanlığı elemanları atanamaz ve görevlendirilemez." Yani, hangi alanlarda dıştemsilci atanacaksa, o alanlarda, ilgili bakanlıkların, kuruluşların temsilcileri görev yapacak; o görevlere Dışişleri memurları atanamayacak ve Dışişleri memurları görevlendirilemeyecek.

Şimdi, ben, size bir bilgi vermek istiyorum: Şu anda, Türkiye'nin, yurtdışında 93 tane büyükelçiliği, 11 tane daimî temsilciliği, 60 tane de konsolosluğu var. Buralarda görevli müşavir sayısı, aşağı yukarı şöyle: Hazinenin 42 tane, Basın Yayının 26 tane, Devlet Planlamanın 7 tane, Dış Ticaretin 84 tane, Millî Eğitim Bakanlığının 46 tane, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 43 tane var vesaire...

Şimdi, soruyorum arkadaşlar: Bu müşavirliklerin bulunmadığı ülkelerde, devlet, bu hizmeti nasıl yapacaktır? Bütün dış temsilciliklerimizde, Dışişleri memurları var ve şu anda bu görevi bu arkadaşlar yapıyor. Siz, hayır yapamazlar, bu görevlere atanamazlar ve bu görevlerle görevlendirilemezler diyorsunuz. Peki, bu hizmetleri kim yapacak? Bu hizmetleri durduracak mısınız; yani, Millî Eğitim müşavirinin olmadığı bir ülkede böyle bir konu ortaya çıktığında, bir vatandaşımızın Millî Eğitimle ilgili bir talebi olduğunda bu hizmeti kim yapacak; Dışişleri memurundan başka yapabilecek kimse var mı?! Nasıl yasaklayabilirsiniz Dışişleri memurlarının bu görevleri yapmasını?! Bu, devleti, o ülkelerde durdurmak demektir, devleti çalışamaz hale getirmek demektir.

Şunu soruyorum Sayın Bakana: Bu kadar araştırma yaptınız böyle bir kanun tasarısını hazırlamak için de, eminim ki, çok değerli uzmanlarınız dünyanın çeşitli ülkelerinin mevzuatını incelediler, hangi ülkenin mevzuatında böyle bir hüküm buldunuz?! Hangi ülkenin Dışişleri Bakanlığı memurlarının, dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir devlet görevini yapmaları yasaklanmıştır?! Bunu ilk defa biz yapıyoruz. İlk defa Türkiye Cumhuriyeti, Türk diplomatlarına, dünyanın belli ülkelerinde, belli dış hizmetleri yapmayı yasaklıyor. Bu 23 üncü maddenin başka bir anlamı yok, başka bir anlamı olamaz. Bu görevlerde Bakanlar Kurulunun tayin edeceği kuruluşlar görev yapar, onların atayacağı insanlar Dışişleri kadrolarında görev yapar, zinhar, Dışişleri mensupları bu görevleri yapamaz deniliyor.

Değerli arkadaşlar, bu, eğer, bir hatanın mahsulüyse, unutulmuş bir noktaysa, dikkatten kaçmışsa, anlayışla karışlanabilir. Hükümeti uyarıyoruz; lütfen, derhal bunu düzeltiniz, derhal bu maddeyi düzeltiniz, geri çekiniz, gerekli önlemi alınız; ama, yapmazsanız, gerçekten, bu, tarihe büyük bir hata olarak geçecektir, Yüce Meclisin bile bile yaptığı -çünkü, uyarıyoruz- bir hata olarak geçecektir. Yalnız hükümetin değil, bizim de ortak kusurumuz olarak geçecektir. Dışişleri memurlarını bu hizmeti yapmaktan men etmek, onlara bu hizmeti yasaklamak, gerçekten, devlete verebileceğimiz büyük bir zarardır. Sayın Bakanı uyarıyorum, bunu eğer düzeltirse, gerçekten, önemli bir katkı sağlamış olacak.

Değerli arkadaşlarım, Dışişleri memurlarından bahsederken bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum: Dışişleri Bakanlığı, bizim arkamızdaki Osmanlının kuruluşundan sayarsak, yediyüz yıllık devlet geleneğini temsil ediyor, bu arkadaşlarımız seksen yıllık cumhuriyet geleneğini temsil ediyor ve Dışişleri Bakanlığının yapısı, teşkilatı, görevleri çok dikkatle düzenlenmiştir. Bugün, Dışişleri Bakanlığının çalışmalarını, personelinin faaliyetlerini düzenleyen yasalar, uzun yılların tecrübesinin mahsulüdür. O bakımdan, hükümeti, bu konularda çok dikkatli olmaya davet ediyoruz.

Şimdi, basında yer alan haberleri görüyoruz. Bu haberlere baktığımız zaman, öyle anlıyoruz ki, Dışişlerinin yapısını, çalışmasını, personelinin durumunu kökten etkileyecek birtakım teşebbüsler söz konusudur. Bu tasarının içinde de var; yurtdışına atanacak başka bakanlık mensuplarını Dışişleri Bakanlığının kadrolarında görevlendireceğiz diyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bunu Dışişlerine sordunuz mu? Dışişleri Bakanlığının uzmanları teknik bilgi verdiler mi size? Şimdiye kadarki hükümetler niçin bunu yapmamış acaba? Niçin şimdiye kadar kimsenin aklına gelmemiş de, şimdi bizim aklımıza geliyor? Bunun sakıncalarını düşündünüz mü?

Geçmişte bir iki örneği var. Bir iki defa, başka bir kuruluşun mensupları, yurtdışındaki milletlerarası bir kuruluşta görevlendirilmeleri için, önce Dışişleri kadrosunda görevlendirilmişler, sonra yurtdışına atanmışlar. Sonra bunun doğurabildiği sıkıntıları size anlatamam. Bu arkadaşlarımız, görevleri bitince perişan olmuşlardır. Bakanlık kadrosunda çalışamazlar; çünkü, o göreve tekabül eden bir Dışişleri hizmeti yok. Eski görevine iade etmek istiyorsunuz, o bakanlık ben almam diyor. İnsanlar ortada kalmıştır. Çok değerli uzmanlarımız gerçekten perişan olmuşlardır.

İşte, bu gibi tecrübelere dayanarak, Dışişleri Bakanlığı, öteden beri, daima, başka kuruluşların mensuplarının, Dışişleri kadrolarından değil de, kendi bakanlıklarının kadrolarından yurtdışına atanmalarını önermiştir, uygulama bu yönde olmuştur. Gayet

49


tabiî ki, yurtdışındaki büyükelçilerimiz, yurtdışındaki misyon şeflerimiz onların sicil amiridir, onların çalışmalarını denetler, faaliyetlerini gözetir. Bütün bunları, biz, her zaman yaparız; ama, bunları Dışişleri kadrosuna soktuğunuz zaman, bileceksiniz ki, çok büyük bir sıkıntıyı davet ediyorsunuz.

Aranızda bu işin uzmanları vardır; her iki partide de vardır. Ben eminim ki, bu işlerle uğraşmış arkadaşlarımız vardır. Bizim hükümete tavsiyemiz şudur: Bu gibi önemli değişiklikleri yaparken, lütfen, ilgili kuruluşlara danışınız, ilgili kuruluşların görüşlerini alınız; onlar size teknik yönden izah etsinler, yapılan iş doğru mudur yanlış mıdır, eksik midir, ne sıkıntılar yaratabilir, hangi sorunları birlikte getirebilir.

İşte, ben, bunları, Yüce Meclisin dikkatine getirmek istiyorum, hükümetin dikkatine getirmek istiyorum.

Çok değerli arkadaşlar, şimdi, bu vesileyle yine, bu personelle ilgili gazetelere de yansıyan bir konuyu Yüce Meclisin dikkatine sunmak istiyorum, Sayın Bakanın dikkatine sunmak istiyorum. Öyle anlaşılıyor ki, bu hükümet zamanında başlamasa bile, bu hükümet zamanında devam eden bir uygulama var. Bu uygulama şudur: Dışişleri Bakanlığında göreve alınacak insanlara psikolojik test uygulanıyor. Neymiş bu psikolojik test? Ben, bu konuda, Sayın Dışişleri Bakanına bir soru önergesi yönelttim. Kendisinden resmî cevap alamadım; ama, basın yoluyla, bize "bizden önce başlamıştır, başka ülkelerden, Amerika'dan örnek alınmıştır ve biz, bu şekilde, geçmiş bir uygulamayı sürdürüyoruz" şeklinde kısa bir cevap verdi.

Şimdi, hükümetimize böyle cevapları yakıştıramıyoruz. Hükümet şunu dese, eğer, evet biz de inceledik, çok da doğru olduğuna kanaat getirdik, çok isabetlidir, faydalıdır, buna kanaat getirdik, onun için uyguluyoruz. Yoksa, sizden önce başlamış olması yeterli bir gerekçe değil. Eğer, doğru bir şey ise, gayet tabiî ki, sürdüreceksiniz, içerisinde yanlışlar varsa, o zaman, bu yanlışları düzelteceksiniz.

Şimdi, Sayın Bakan, biraz aceleyle cevap verme telaşına düştüğünden, kendini çok zor durumda bırakmıştır. Şunun için: "Bu testi Amerika'dan aldık" diyor. Değerli arkadaşlarım, Amerika'da, Minnesota testi dedikleri, MMP1 adıyla anılan bu test, 1943 yılında uygulanmaya başlanmış ve bu test, önce akıl hastaneleri için düşünülmüş, oradaki psikiyatrik tedavi sistemlerinde uygulanmak için düşünülmüş, daha sonra polisliğe alınırken, buna benzer uygulamalarda da, bu test uygulanmış; fakat, belki Sayın Bakana bu bilgi ulaşmadı, bu testin uygulanması Amerika'da müthiş bir tepki uyandırmış. Müthiş tepki uyandırmış; çünkü, bu teste, insanların inançlarıyla ilgili bilgiler soruluyor. Şimdi, Türkçeye birisi tercüme etmiş -kim etmişse- orijinal metninde şu sorular var; yani, "Amerika'dan aldık" diyor ya, Amerika'da şu sorular var: "Hazreti İsa'nın kutsal üçlüde ikinci sırada geldiğine inanır mısınız? Peygamberlerin öğretilerine inanıyor musunuz? Kiliseye sık gider misiniz? İncil'i sık okur musunuz?" Bizdeki soruda "Kur'an'ı haftada kaç defa okursunuz" deniliyor. Belli ki buradan tercüme edilmiş. Ve diyorlar ki: "Ne var bunda. İşte Amerika yapıyor, biz de yapıyoruz." Bilmedikleri şu: Değerli arkadaşlarım, bu test Amerika'da iptal edilmiş biliyor musunuz? Bu test Amerika'da iptal edilmiş. O kadar tepki gelmiş ki, o kadar davalar açılmış ki, devlet bazı yerlerde bu test uygulandığı için dava açan insanlara tazminat ödemek zorunda kalmış. Şimdi sizi de dava ederlerse ne yapacaksınız? Mesela, Amerika'da Delaware Polis Dairesinde 1998 yılında bu teste giren Donovan Hawkins isimli bir zat devleti dava ediyor: "Sizin hakkınız yok benim inançlarım hakkında soru sormaya. Bu Tanrı ile benim aramda bir iş, sizi ne alakadar ediyor, nasıl sorarsınız bu soruyu" diyor, dava ediyor ve devlet sonunda bakıyor davayı kaybedecek, uzlaşma yoluna gidiyor, 50 000 dolar tazminat ödüyor. Şimdi o yüzden bu test yürürlükten kaldırılmış. 1998 yılında yeni bir test uygulanmış. Yeni testte bu sorular yok. Yani, yeni testte "haftada kaç defa İncil okursunuz", "kiliseye kaç defa gidersiniz" gibi sorular yok. İşte onun için biz Sayın Dışişleri Bakanımıza tavsiye ediyoruz; bu gibi sorularla muhatap olduğunda, hemen böyle bir refleksle cevap vermek yerine, biraz incelesin, biraz araştırsın, biraz uzmanlara sorsun. Bir psikoloji uzmanının yaptığı bir hatayı siyasî bir sorumlu olarak Sayın Bakanın üstlenmesi şart değil. O konuda, rica ediyoruz, daha dikkatli değerlendiriniz, kendinizi, hükümetinizi güç duruma düşürmeyiniz.

Efendim, yeni yapılan Amerikan testi mükemmel mi; değil. Bizce, onun içinde de bizim Anayasamızla bağdaşmayan hükümler var. Yani, bir testi Amerikalılar yaptı diye mutlaka uygulamak zorunda mıyız biz? Bizim tavsiyemiz, ülkemizin Anayasasıyla bağdaşmayan, çağdaş devlet anlayışıyla bağdaşmayan, laiklik zihniyetiyle bağdaşmayan uygulamalardan kaçınmalarıdır; bunu, bu vesileyle hatırlatmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -Sayın Öymen; sözlerinizi toparlar mısınız.

Buyurun.

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Sayın Başkan, bu vesileyle, birkaç cümleyle daha kişisel görüşlerimi de açıklama fırsatı verirseniz, bir noktaya daha değinip tamamlayayım.

Bir de, gazetelere intikal eden bilgilere göre, bazı uzmanlar Dışişleri Bakanlığından görevlendiriliyor; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesiyle ilgili olarak yürütülen davalarla ilgili bazı uzmanların görevlendirildiği söyleniyor ve bu uzmanların kişisel eğilimlerinin, bizim Anayasamızın öngördüğü laik devlet anlayışıyla bağdaşmadığına dair bazı bilgiler gazetelerde yer alıyor.

Bu konuda da hükümeti uyarıyoruz, bu konuda da dikkatinizi çekiyoruz; çünkü, değerli arkadaşlarım, biz, şimdiye kadar hiçbir Avrupa Konseyi üyesi ülkenin yapmadığı bir hatayı yaptık; geçen sene, bu türbanla ilgili olarak devleti dava eden bir şahsa karşı, devletin verdiği savunmayı geri çektirdik siyasî kararla. Devletiniz, şimdiye kadar savunduğumuz görüşler doğrultusunda davacıya karşı Türkiye'nin görüşlerini savunuyor; siz, daha sonra, hükümet olarak talimat gönderiyorsunuz, devletin savunmasını

50


geri çektiriyorsunuz ve yerine de hiçbir savunma göndermiyorsunuz. İşte, şimdi bu konuyla görevlendirilecek makama, bu konuda savunma yapacak göreve, bu alanda devletimizin laik anlayışıyla bağdaşmayan fikirleri savunduğuna dair ciddî iddialar olan bir insanı atamaya çalışıyorsunuz.

Sayın Bakanı uyarıyoruz, hükümeti uyarıyoruz; bu yola gitmeyiniz. Türban konusundaki görüşlerinizi biliyoruz, siz de bizim görüşlerimizi biliyorsunuz. Biz, Anayasamızın hâkim, amir hükümlerine saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyoruz, devletimizi yüksek mahkemelerinin görüşlerine saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyoruz. O bakımdan, bu görüşlere ters düşecek uzmanları devlette görevlendirdiğiniz ve bu alanlarda onlara sorumluluk verdiğiniz takdirde siz de uyarıyoruz, bu sorumluluğun altında kalırsınız; onun için, bir kere daha burada uyarı görevimizi yapmak istiyoruz; lütfen, bu konularda dikkatli olunuz, devletimizin yediyüz yıldan beri devam eden, cumhuriyetimizin seksen yıldan beri devam eden geleneklerini bozmayınız, bütün içpolitika tartışmalarının dışında kalan Dışişleri Bakanlığını, lütfen, politikaya sokmayınız.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Öymen.

Şahısları adına, İstanbul Milletvekili Sayın İnci Özdemir; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüştüğümüz Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısının geçici 4 üncü maddesi üzerinde, şahsım adına görüşlerimi Yüce Heyetinize açıklamak üzere söz aldım; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, görüştüğümüz geçici 4 üncü madde, 23 üncü maddede belirlenen bakanlık ve diğer kamu kuruluşlarının yurtdışı teşkilatının düzenlenmesiyle ilgili Bakanlar Kurulu kararının üç ay içerisinde çıkarılmasını ve yurtdışında çalışan personelin yeni yasaya göre görevlendirmelerinin yapılmasına kadar görevlerine devam etmelerini içeriyor.

Aynı temsilcilikte faaliyet gösteren çeşitli bakanlık ve kuruluş temsilcileri arasında koordinasyon sağlanamamakta, bu durum, Dışişleri Bakanlığının görevlerini aksatmaktadır. Yurtdışı temsilciliklerde yapılan işin hangi noktalarda kesiştiği veya birbirinden ayrıldığı açıkça belirlenememektedir. Bu maddeyle, çokbaşlılık ortadan kalkacak, bir disiplin sağlanacaktır. Ayrıca, yaklaşık 7 000 kamu görevlisi sürekli, geçici veya sözleşmeli olarak yurtdışında görev yapmaktadır. Dışişleri Bakanlığı dışında kalan yaklaşık 3 000 bakanlık ve kuruluş temsilcisi personel bulunmaktadır. Bunlara ödenen meblağ ise, 100 000 000 dolarlarla ifade edilmektedir.

Kuşkusuz, bir ülkenin yurtdışında en iyi şekilde temsili fevkalade önemli bir konudur. Ancak, en iyi temsil, çok sayıda temsilcilik ve personelle mümkündür anlayışı da, maalesef, doğru değildir. 23 üncü ve geçici 4 üncü maddeler bile tek başına böyle bir yasaya ne kadar gerek duyulduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Sadece bir tek örnek vermek istiyorum: Başbakanlık Basın ve Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğümüzün yurtdışında görevlendirdiği basın ataşeleri vardır. Basın ataşelikleri iletişim teknolojisinin geri olduğu yıllarda ihdas edilmişler, görevli oldukları ülkelerde bizim hakkımızda çıkan haber ve yazıları Ankara'ya iletmekle görevlendirilmişlerdir. Bugün basın ataşeleri halen görev yapmaya devam etmektedirler. Halbuki, internetin gelişmesiyle birlikte bütün yazılı ya da görsel medyayı oturduğunuz yerden takip etmeniz mümkün olabilmektedir, aynen bizlerin yaptığı gibi. Zaten Enformasyon Genel Müdürlüğümüzde de böyle bir birim kurulmuştur. Anlaşılacağı üzere basın ataşeliği görevine de artık gerek kalmamıştır.

Sayın milletvekilleri, bu tasarı, verdiğim örnekte olduğu gibi yönetim sistemimizi zamanın gereklerine göre yeniden düzenlemeyi amaçlamaktadır. Biz zamanın gereklerinden bahsediyoruz; ilerlemeden, gelişmeden, halkımızın refah ve mutluluğundan bahsediyoruz; yerel yönetimlere yetki devrinden, demokrasinin güçlendirilmesinden bahsediyoruz; hızlı, verimli ve etkin bir kamu hizmeti anlayışından bahsediyoruz. Biz diyoruz ki, gelin, bizim ülkemiz de, diğer çağdaş ülkelerde olduğu gibi, verdiği hizmetleriyle vatandaşını tatmin eden bir ülke olsun. Söylediğimiz de yapmaya çalıştığımız da budur.

Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

Sayın milletvekilleri, soru-cevap kısmına geçiyoruz.

Sayın Nuri Akbulut, buyurun.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tasarının 23 üncü maddesi, Dışişleri Bakanlığı ile Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı hariç, bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yurtdışı teşkilatı kuramayacaklarını amirdir. Yine, konuyla ilgili olarak, Bakanlar Kurulunun ilgili düzenlemeyi yapacağı belirtilmektedir.

Ben, Sayın Bakanımızdan şu hususun sorulmasını arzu ediyorum: Sayın Bakanım, kanunun yürürlüğe girmesiyle Bakanlar Kurulu kararı arasında bir zaman geçeceği ve mahzuru olacağı ifade ediliyor. Oysa, kanunun yürürlüğe girmesiyle, uygulamaya konu Bakanlar Kurulu kararı arasında geçecek sürede, ilgili yurtdışı teşkilatlarının görevlerine devam edecek olması, boşluk olacağı endişesini gidermiyor mu?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akbulut.

51


Sayın Koç, buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Bu madde, tasarının daha önce görüşülen 23 üncü maddesiyle de bağlantılı bir madde.

23 üncü maddede, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, ben, görüşmenin yapıldığı tarihte, 58 inci Birleşim, 26 Şubat 2004 Perşembe günü görüşlerimi ifade etmiştim. Sayın Bakanda da -kendi ifadeleriyle- tutanaklar olduğuna göre, oradan da izleme fırsatı bulabilir söylediklerim dışında.

23 üncü madde, devletin yurtdışı hizmetlerinin sunulmasında, bugünkü uygulamaya nazaran köklü değişiklikler getiren bir maddeydi. Halen, Türkiye Cumhuriyetinin dış ilişkilerini ne şekilde yürüteceği, milletlerarası ilişkilerin yürütülmesi ve koordinasyonu hakkında, 5 Mayıs 1969 tarihli ve 1173 sayılı Kanunla düzenlenmiş bir geleneğimiz var, bir yasal uygulamamız var. Ayrıca, bir de, kamu kurum ve kuruluşlarının yurtdışı teşkilatı kurması hakkında, 12 Aralık 1983 tarih ve 189 sayılı Kanun Hükmünde Kararname bulunmaktadır.

Değişik kereler, yurtdışında, hem Avrupa Birliği Uyum Komisyonu hem Karma Parlamento Komisyonu üyesi olarak, değişik ziyaretlerde, Türkiye'nin ulusal hedefleri doğrultusunda, Cumhuriyet Halk Partisi adına ben de son dönemlerde görev yaptım. Bir tespitimi Sayın Bakanla paylaşmak istiyorum.

Şimdi, burada, Dışişleri mensuplarının; yani, pek çok ülkedeki büyükelçiliğimizde ve başkonsolosluğumuzda, o, son 1983 tarihli kararnameyle belirtilen kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri yok. Bunlar, Dışişleri mensuplarımız, oradaki memurlarımız tarafından, yerine konularak yürütülmekte.

Şimdi, Avrupa Birliği sürecinde önemli bir kavşağa gelmiş bir Türkiye manzarasıyla karşı karşıyayız. Bu, benim, genel duyarlılık açısından bir istirhamım. Şimdi, geniş bir kadrolaşma imkânı olacak. Bunu, bir kere daha tutanaklara geçmesi açısından da ifade ediyorum. Bu atamalarda -lütfen- atandığı görevin gereğini yapacak ve o ülkede, Türkiye'yi, yabancı dil bilgisiyle ve genel görgü kuralları içerisinde temsil edecek yetenekte kişilerin atanması son derece önemli.

Değerli arkadaşlarım, bunu niye söylüyorum, herhangi bir aksaklık gördüğüm için mi; bazı yerlerde var, bunları teslim etmek gerekiyor.

BAŞKAN - Sorunuz geliyor değil mi Sayın Koç?

HALUK KOÇ (Samsun) - Sorum geliyor; başka soru soran olmadığı için, 1 dakika 5 saniyem var.

BAŞKAN - Var, başka soru sormak isteyen milletvekili var.

HALUK KOÇ (Samsun) - Peki. Bu konudaki duyarlılık bakımından, birtakım kadro şeyleri vardı onları söyleyecektim, daha sonra ifade ederim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

Sayın Mustafa Özyurt, buyurun.

MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Ben, sabahtan beri soru sormak istiyordum, şimdi sıra geldi; kusura bakmayın.

BAŞKAN - Onun için Haluk Beye müdahale ettim.

Buyurun.

MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Sağ olun.

İkimiz de akademik çevreden geldiğimiz için, Sayın Komisyon Başkanıma soru sormak istiyorum. Yerel yönetimlere devredilen bu yetkiler, gerçekten içine siniyor mu ve bir hoca olarak, ders anlattığı öğrencileriyle karşılaştığı zaman "hocam ne yaptınız" dediklerinde, acaba kafasında bir soru işareti oluşacak mı oluşmayacak mı? Bu soruyu, elini vicdanına koyarak cevaplandırmasını istiyorum.

Sağ olun.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

5 dakikalık süre bitti.

Sayın Bakan önce siz mi, Komisyon Başkanımız mı?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Cevap verecek misiniz?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Vereceğim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - O zaman buyurun.

BAŞKAN - Sayın Başkan, buyurun.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Efendim, benzeri soru, sabah da Sayın Haluk Koç tarafından soruldu. Tabiî, benim elim her zaman vicdanımda. Bunu samimî olarak söylüyorum. Aslında, akademisyen olarak benim gönlümden geçen -her zaman bunu beyan ettiğim için, burada da söylüyorum- bu konuda Anayasada ciddî bir değişiklik yaparak

52


bunları yapmaktı. Bunun doğrusu budur, sağlıklı olan da budur; bunu her zaman söylüyoruz. Komisyonda, gerek hükümeti gerek diğer yetkilileri bu konuda çok da ikaz ettim. Onlar da buna dikkat etti ve mevcut bu metni, mümkün olduğu kadar, Anayasaya aykırı olmayacak şekilde getirmeye çalıştık. Sabah da söyledim, Anayasaya aykırılığı noktasında, hakikaten, böyle, ciddî kuşku duyduğum belirgin durum olduğu zaman, ben, mümkün olduğu kadar, her zaman, önerge vererek, destekleyerek -komisyondaki arkadaşlarımız bunu biliyorlar- buna müdahale ettim; ama, biliyorsunuz, bu yasalar, çok zor yasalar zaten. Yani, kamu reformu yasaları Fransa'da 1982'de çıktığı zaman da, zabıtlara bakın, orada da bu tür tartışmalar olmuş hep. Yani, ilk defa bizde olan bir mesele değil. Belki, yıllardan beri yapılamayan bir değişiklik bugün yapıldığı için böyle bir sorun yaşanıyor; ama, her iki partimizin yetkilileri bir araya gelelim, Anayasayı değiştirerek, daha geniş yetkili bir reform paketini beraber geçirelim diyorum; yoksa, gerçekten, burada, Anayasaya çok açık aykırılık gördüğüm bir şey olsa, ben "burası böyle olmaz" şeklinde söylerim. Zaten, bunu denetleyecek daha başka makamlar da, malumunuz Anayasa Mahkememiz, Cumhurbaşkanlığı bulunuyor. O açıdan, hocama, böyle cevap vermek istiyorum.

MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, buyurun.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, ben de, kısaca, kalan sürede arkadaşlarımızın sorularını cevaplandırmaya çalışayım.

Önce, Sayın Onur Öymen, demin yapmış olduğu konuşma esnasında da bana bir iki soru tevcih ettiler; o bakımdan, oradan başlamak istiyorum. Aynı zamanda, biraz önce soru soran arkadaşlarımız da aşağı yukarı Sayın Öymen'in dile getirdiği hususlarla ilgili sorular yönelttiler. Görüşmekte olduğumuz geçici 4 üncü madde, biraz önce de ifade edildiği gibi, bu tasarının, daha önce görüşüp kabul ettiğimiz 23 üncü maddesiyle doğrudan bağlantılı. 23 üncü madde yurtdışı hizmetlerinin yürütülmesiyle ilgili bir maddedir. Bizim ülkemizin yurtdışında büyükelçilikleri var, başkonsoloslukları var, dıştemsilcilikleri var. Bu tasarı, bunlarla ilgili yeni bir bakış açısı getiriyor; Dışişleri Bakanlığı ile Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı hariç, bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları yurtdışı teşkilatı kuramazlar demek istiyor. Peki, kuramazlarsa, mevcutlar ne olacak? Tabiî, bu, mevcutları kaldırıyor; ancak, şimdi, geçici 4 üncü maddeyle birleştirirsek, deniliyor ki: "Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarından hangilerinin hangi ülkelerde yurtdışı hizmeti sunacağı Bakanlar Kurulu tarafından belirlenir. Peki, ne zaman verilecek bu Bakanlar Kurulu kararı; bu yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde verilecek demek istiyor. Teşkilat mı olacak bunlar; hayır, bizim oralardaki Dışişleri Bakanlığımızın büyükelçilikleri, konsoloslukları nezdinde görev yapacaklar.

Sayın Onur Öymen'in üstüne basarak ifade ettiği husus şu: Bu görevlere Dışişleri Bakanlığı elemanları atanamaz ve görevlendirilemezler. Buradan hareketle bazı değerlendirmelerde bulundu. Hangi görevlere atanamazlar?.. Zaten bu maddenin içerisinde var; kamu kurum ve kuruluşları personelinin Dışişleri Bakanlığı kadrolarına belirli süreler olarak görevlendirecekleri personelin yerine bunlar atanamazlar. Yani, oraya atanacak olan bu personel, mutlaka, o kamu kurum ve kuruluşu tarafından seçilecek. Dolayısıyla, Dışişleri Bakanlığı personeli buralara atanamayacak. Peki, yurtdışı temsilciliğimizde, örneğin, Millî Eğitim Bakanlığının atayacağı bir kişi yoksa ne olacak, bu görev yapılmayacak mı? Sayın Onur Öymen onu ifade ettiler. Burada, maddede "atanamazlar ve görevlendirilemezler" diyor; kamu kurum ve kuruluşlarının kendi bünyelerinden görevlendirilecekleri o pozisyonlara atanamazlar. Eğer orada ilgili hizmeti yapacak bir kamu kuruluşunun temsilcisi yoksa, o görev, şüphesiz ki, bizim oradaki elemanlarımız tarafından, şimdi olduğu gibi, yerine getirilecektir. Dolayısıyla, burada herhangi bir boşluk söz konusu değildir, bir endişeye de gerek yoktur.

Biraz önce Sayın Koç da ifade etti, Dışişleri Bakanlığı da, diğer kamu kurum ve kuruluşları da personellerini atarken, ülkemizdeki mevcut yasalara göre atama yapar. Objektif kriterler vardır. Hangi göreve hangi nitelikte insanlar atanacaktır, bunlarda hangi şartlar aranır, bu, yasalarımızda bellidir. Biz, herhangi bir göreve getireceğimiz kişide, yasalar çerçevesi içerisinde objektif kriterlere göre hareket ederiz, sübjektif kriterlere göre hareket etmek, demokratik toplumların ve devletlerin görevi değildir.

Sayın Öymen, sübjektif değerlendirmeler de yapın demek istedi. Kendisine bunu yakıştıramadığımı ifade etmek istiyorum.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Şahin.

ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Öymen, bir şey mi söyleyeceksiniz?

ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Sayın Bakan sübjektif değerlendirmelerle ilgili bir atıfta bulunduğumu söyledi, bir sataşma oldu...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Eğer "objektif" derseniz, sözlerimi geri alırım.

BAŞKAN - Siz de, sataşmadan söz istiyorsunuz...

ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Evet efendim, sataşmadan dolayı söz istiyorum.