Türkiye Büyük
Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 2. Yasama Yılı
113. Birleşim 09/Temmuz /2004 Cuma
Formun
Üstü
Formun
Altı
Tutanak toplam
96 sayfadır.
DÖNEM : 22 CİLT : 55
YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
113 üncü Birleşim
9 Temmuz 2004 Cuma
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - YOKLAMA
IV. - BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI
KONUŞMALAR
1. - Iğdır
Milletvekili Dursun Akdemir'in, işsizlik ve istihdam sorunlarına ve alınması
gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Abdülkadir
Aksu'nun cevabı
2. - Konya
Milletvekili Harun Tüfekci'nin, Uluslararası Nasreddin Hoca Şenlikleri ve anma
törenleri ile bu kapsamda yapılan çalışmalara ilişkin gündemdışı konuşması
3. - Bilecik
Milletvekili Yaşar Tüzün'ün, Ankara-İstanbul arasında seferlere başlayan hızlı
trenin Bilecik İlinde de durmasına ve ilin sorunlarına ilişkin gündemdışı
konuşması
B) TEZKERELER VE
ÖNERGELER
1. - Manisa
Milletvekili Ufuk Özkan'ın (6/1167) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına
ilişkin önergesi (4/208)
2. - Antalya
Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun (6/1152 ve 6/1153) esas numaralı sözlü
sorularını geri aldığına ilişkin önergesi (4/209)
3. - Dilekçe
Komisyonu Başkanlığının, TBMM'nin tatilde olduğu süre içerisinde Komisyonun
çalışmalarına devam etmesine ilişkin tezkeresi (3/620)
V. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. - Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)
2. - Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)
1
3. - Çanakkale
Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî
Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale
Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
4. - Kamu Yönetiminin
Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri,
Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı: 349)
5. - Özel Gelir ve
Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/827)(S.Sayısı:618)
6. - Büyükşehir
Belediyeleri Kanunu Tasarısı ile İçişleri, Avrupa Birliği Uyum ve Plan ve Bütçe
Komisyonları Raporları (1/768) (S. Sayısı: 619)
2
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 14.00'te açılarak yedi oturum yaptı.
Ankara Milletvekili
Zekeriya Akıncı'nın, amatör spor klüplerinin sorunları ile alınması gereken
tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşmasına Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Mehmet Ali Şahin cevap verdi.
Aksaray Milletvekili
Ahmet Yaşar, Türkiye-Almanya Parlamentolararası Dostluk Grubunun Almanya'daki
temaslarına ilişkin,
Kastamonu
Milletvekili Mehmet Yıldırım, şair ve yazar Rıfat Ilgaz'ın ölümünün 11 inci
yıldönümü münasebetiyle,
Gündemdışı birer
konuşma yaptılar.
Denizli Milletvekili
Ümmet Kandoğan'ın (6/1107) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına dair
önergesi okundu; sorunun geri verildiği bildirildi.
Trabzon Milletvekili
M. Akif Hamzaçebi ve 22 milletvekilinin, don olayının yarattığı zararın ekonomik
boyutlarının araştırılarak fındık üreticilerinin sorunlarının çözümlenmesi
(10/206),
Ankara Milletvekili
Yakup Kepenek ve 19 milletvekilinin, kadınların işgücüne katılımının önündeki
engellerin ve olumsuzlukların saptanarak katılımın ve üretkenliğin artırılması
(10/207),
İçin alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergeleri Genel Kurulun bilgisine sonuldu; önergelerin gündemdeki yerini
alacağı ve öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 11 inci
sırasında yer alan 619 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 7 nci sırasına
alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ve
bugünkü birleşimde çalışma süresinin 616 sıra sayılı kanun tasarısının
görüşmelerinin bitimine kadar uzatılmasına; Genel Kurulun 9.7.2004 Cuma günü de
saat 14.00'te toplanması ve bu birleşimde kanun tasarı ve tekliflerinin
görüşülmesine, çalışma süresinin ise 619 sıra sayılı kanun tasarısının
görüşmelerinin bitimine kadar uzatılmasına ilişkin AK Parti Grubu önerisi, kabul
edildi.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında
bulunan, Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin
Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının (1/521) (S. Sayısı: 146),
2 nci sırasında
bulunan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Tasarısının (1/523) (S. Sayısı: 152),
3 üncü sırasında
bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin
(2/212) (S. Sayısı: 305),
Görüşmeleri, daha
önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;
4 üncü sırasında
bulunan, Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması (1/731) (S.
Sayısı: 349),
5 inci sırasında
bulunan, Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması (1/827) (S. Sayısı: 618),
Hakkında Kanun
Tasarılarının görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır
bulunmadığından;
Ertelendi.
6 ncı sırasında
bulunan, Belediye Kanunu Tasarısının (1/766) (S. Sayısı: 616) görüşmeleri
tamamlandı; eletronik cihazla yapılan açıkoylamadan sonra, kabul edilip,
kanunlaştığı açıklandı.
Alınan karar
gereğince, 9 Temmuz 2004 Cuma günü saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime
00.28'de son verildi.
Sadık Yakut
Başkanvekili
Enver Yılmaz Yaşar
Tüzün
Ordu Bilecik
Kâtip Üye Kâtip Üye
Mevlüt Akgün
Karaman
Kâtip Üye
3
No. : 166
II. - GELEN KÂĞITLAR
9 Temmuz 2004 Cuma
Raporlar
1. - Polis Vazife ve
Selahiyet Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/837) (S. Sayısı: 639) (Dağıtma tarihi:
9.7.2004) (GÜNDEME)
2. - Sinema
Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında
Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu
(1/849) (S. Sayısı: 640) (Dağıtma tarihi: 9.7.2004) (GÜNDEME)
4
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
9 Temmuz 2004 Cuma
BAŞKAN : Başkanvekili
Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Suat
KILIÇ (Samsun), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 113 üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı
vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden
önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim. Konuşma süreleri 5'er
dakikadır. Hükümet bu konuşmalara cevap verebilir; hükümetin cevap süresi 20
dakikadır.
Gündemdışı ilk söz,
işsizlik ve istihdam sorunuyla ilgili söz isteyen Iğdır Milletvekili Dursun
Akdemir'e aittir.
Sayın Akdemir,
buyurun.
IV. - BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI
KONUŞMALAR
1. - Iğdır
Milletvekili Dursun Akdemir'in, işsizlik ve istihdam sorunlarına ve alınması
gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Abdülkadir
Aksu'nun cevabı
DURSUN AKDEMİR
(Iğdır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde işsizlik ve istihdam
sorunlarına ilişkin görüşlerimi açıklamak üzere huzurlarınızdayım; hepinizi
hürmetle selamlıyorum.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, Sayın Başkanın da duyurduğu gibi, bu program önceden biliniyordu
ve konu işsizlikti, dolayısıyla istihdam sorunuydu, hükümetin buna cevap verme
hakkı vardır diye beyan ettiler; ama şu anda ne yazık ki, böyle önemli bir
konuda Türkiye Büyük Millet Meclisinde hükümetten bir bakanımız yoktur.
SADULLAH ERGİN
(Hatay) - Geliyorlar.
DURSUN AKDEMİR
(Devamla) - Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu güzel Türkiyemizde istihdam
sorunu ve işsizlik, ekonomik ve sosyal problemler içerisinde her zaman için en
önemli yeri işgal etmiştir. AKP İktidarları döneminde ise, günümüzün en önemli
sorunlarından birinin istihdam ve işsizlik olduğu, artık açıkça görülmektedir,
ki, Hükümet Başkanı tarafında da, bu, basında, açık olarak kabul edilmiştir.
Bu nedenle, ülkemizde
derinleşerek süren ekonomik krizin istihdam üzerindeki olumsuz etkileri,
toplumun bütün kesimlerince hissedilmekte, işsizlerin sayısı gün geçtikçe
artmakta ve dolayısıyla, toplum giderek fakirleşmektedir.
Devlet İstatistik
Enstitüsü kayıtlarına göre, ülkemizde, bugün 2 396 000 kişi işsiz görünüyor;
ama, gerçek anlamda işsiz sayısı bu değildir. Değerli arkadaşlarım, bu rakam,
aslında, yaklaşık olarak 8 000 000'a kadar ulaşmaktadır. Bu, çok acı bir
tablodur.
Türkiye'de, 2003 yılı
aralık sonu itibariyle Devlet İstatistik Enstitüsünün rakamlarında, hane halkı
işgücü anketine göre, işsizlik oranı yüzde 10,3; eksik istihdam oranı yüzde 5,
atıl işgücü oranı ise yüzde 15,3'tür; Türkiye genelinde kadınların işsizlik
oranı yüzde 9, erkeklerin ise yüzde 10,7'dir; atıl işgücü oranı, kentlerde
yaşayanlar için yüzde 17,6'ya ulaşmakta ve vahim bir sonuca doğru gitmektedir.
Türkiye genelinde
istihdam edilenlerin yüzde 47,9'u, yani yaklaşık olarak yarısı ilkokul mezunu,
yüzde 19 küsuru lise ve dengi okul mezunu, yüzde 11'i ilköğretim -ortaokul ve
dengi meslek okulları- mezunlarıdır. Ülkemiz genelinde üniversite bitirenlerin,
maalesef, yüzde 27'si işsizdir değerli arkadaşlar. Bu, ülkemiz için acınacak bir
durumdur; yetişmiş beyinler yurtdışına göçüyorlar. Özellikle son yıllarda, bu,
büyük bir hız kazanmıştır. Beynimizi kaybediyoruz değerli arkadaşlarım, bunu
korumaya çalışalım.
Değerli bir öğretim
üyesi, bir dergide yazdığı yazıda aynen şöyle diyor: "Üç dört yıl önce kıymetli
bir fakülteye değerli işadamları geliyorlar, öğrencilere, mezun olmadan iş
teklif ediyorlar ve iş veriyorlardı; ama, maalesef, bugün, mezun olduktan,
doktorasını ve yükseklisansını tamamladıktan sonra bile iş bulamayan bu güzide
okul mezunları ortada işsiz kalmaktadır. Ülkenin çok acı bir gerçeğidir bu"
Değerli arkadaşlarım,
bugün Türkiye, işsizlikte, OECD ülkeleri içerisinde en kötü durumda olan bir
ülkedir. Bu konuda yayımlanan bir raporda, Türkiye'de, çalışabilen nüfusun ancak
yarısı istihdam edilmektedir. Halbuki, OECD üyesi diğer ülkelerde bu oran yüzde
70 civarındadır.
Değerli arkadaşlarım,
ülkemizde, özellikle son yıllarda, gelir dağılımı adaletsizliği her geçen gün
büyümekte, işsizlik akıl almaz boyutlara ulaşmakta, sistem ekonomik ve sosyal
olarak tıkanmaktadır. Bunun sonucunda, işsizlik ve istihdam sorunu, ülkemizin
sosyal bir yarası olarak kanamaya devam etmektedir. Bu duruma çare bulmadan
ülkeyi kurtaramayız; çünkü, işsizliğin neticesi, yoksulluktur, yolsuzluktur,
açlıktır. Aç ve sefil olan insanın ne yapacağını bilemezsiniz. İşte, son
günlerde meydana gelen yeni kapkaç olayları, intiharlar, tecavüzler... Bütün
bunlar, işsizliğin, yoksulluğun ve açlığın bir sonucudur. Bugünkü Hürriyet
Gazetesi, sanki bu konunun konuşulacağını biliyormuş gibi bir başlık atmış
değerli arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
5
DURSUN AKDEMİR
(Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Sayın
Akdemir, buyurun.
DURSUN AKDEMİR
(Devamla) - Bu başlıkta aynen şöyle deniliyor: "Yolsuzluk savaşı acımasız
olmalı."
"Genelkurmay İkinci
Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, temel sorun olarak tanımladığı yolsuzlukla
'kesin, tereddütsüz, acımasız mücadele edilmelidir' dedi." Ama, maalesef, bugün,
yolsuzlukla mücadele ediliyor denildiği halde, yolsuzlukla mücadele edilemiyor,
sadece şovdan ibaret kalmış durumdadır.
RECEP GARİP (Adana) -
Bunu yapma; çok acımasız eleştiri yapıyorsunuz.
DURSUN AKDEMİR
(Devamla) - Değerli milletvekili arkadaşlarım, ülkemizde yeni bir istihdam
sahası yok, yatırım yok, her şey tamamen durmuş vaziyette. Çalışanlar ise, her
gün işsiz kalma korkusuyla yaşarken, işsiz olanlar da sigortasız çalışmaya razı
olmaktadırlar. Hükümetin IMF'yle yaptığı her görüşmenin sonrasında binlerce
işçinin işine son verilmekte; diğer yandan ise, iktidar kendisine göre
kadrolaşmakta ve yeni kadrolar ihdas etmektedir. Artık, işsizlik oranları endişe
veren boyutlara ulaşmış, bıçak kemiğe dayanmış ve sosyal barışı tehdit eder hale
gelmiştir değerli arkadaşlarım.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
DURSUN AKDEMİR
(Devamla) - Sayın Başkan, müsamaha ederseniz 1 dakikada toparlayacağım.
BAŞKAN - Sayın
Akdemir, istihdam sorunu çok geniş bir sorundur; bu, gündemdışı bir konuşmayla
halledilecek bir sorun değil de, tekrar son 1 dakikanızı vereyim; lütfen,
konuşmanızı tamamlayın.
Buyurun efendim.
DURSUN AKDEMİR
(Devamla) - Evet, işsizlik konusunda verdiğim bu bilgilerin dışında bir bilgi
vererek tamamlamak istiyorum; çünkü, Sayın Bakanımızın bizim yazılı sorumuza
vermiş olduğu cevapta 6 737 tane limitet şirketin kapandığı beyan ediliyor, 392
tane kolektif şirket kapanmış, 20 tane komandit şirket kapanmıştır; 139 500
esnaf kepenk kapatmış, 21 300 işçiyse işinden ayrılmak zorunda kalmıştır. Bu
rakamlar, size, Sayın Bakanımızın bizzat verdiği bilgilerden aktarılmıştır.
Değerli arkadaşlarım,
yatırımı kim yapar; devlet yapar, özel sektör yapar, yabancı sermaye yapar; ama,
maalesef, bunların hepsini yatırım yapmaz hale getirdiniz. Bu enkazın altında
kalmaktan korkuyorum; dolayısıyla, ülkemizin geleceği için buna bir çıkış yolunu
ortak bir şekilde bulmak durumundayız. Ülkenin gerçeklerini yaldızlı sözlerle
tanımlamak yerine...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
DURSUN AKDEMİR
(Devamla) - Devekuşu gibi başınızı kuma sokmayınız.
Teşekkür ederim Sayın
Başkan. (Bağımsızlar ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Akdemir.
Buyurun Sayın
Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; DYP Iğdır
Milletvekili Sayın Dursun Akdemir'in gündemdışı konuşmasına yönelik olarak
huzurlarınıza gelmiş bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye İş Kurumunca, istihdamı geliştirme, istihdamı koruma ve işsizlikle
mücadele amacıyla, meslek eğitimi alanında aktif işgücü programları uygulanmakta
olup, kurumca, bu kapsamda, Haziran 1988-Haziran 2003 tarihleri arasında
gerçekleştirilen çalışmalarda, 7 264 işgücü yetiştirme kursu düzenlenmiş ve 130
341 kişinin katılımı sağlanmıştır.
Ülkemizde,
iktidarımızdan önce yaşanan ekonomik kriz işgücü piyasasını olumsuz yönde
etkilemiş, işgücü piyasasına yeni iş arayanların da ilave edilmesiyle birlikte,
işsiz sayısında katlanarak artışlar meydana gelmiştir.
İşsizliğin
engellenmesi, yatırımların desteklenerek istihdama dönüştürülmesi amacıyla
çalışmalar yapılmakta, bu kapsamda yürütülen acil eylem planı çerçevesinde, bir
taraftan, kayıtdışı istihdamı önlemeye yönelik tedbirlerden birisi olan,
Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun, 6.3.2003 tarih ve 25040 sayılı
Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş, yine, 10.6.2003 tarih ve 25134
sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 4857 sayılı İş Kanunuyla esnek çalışma süreleri
getirilmiştir.
Yine, Mart
2002-Haziran 2003 tarihleri arasında, işsizlik sigortası hizmetlerinden
yararlanmak için 176 730 kişi başvurmuş olup, bunlardan 155 835 kişi işsizlik
ödeneğine hak kazanmıştır.
İşsizlik ödeneğinin
başladığı Mart 2002 tarihinden itibaren, onaltı aylık sürede, 107 trilyon 507
milyar Türk Lirası ödeme yapılmıştır. İşsizlik sigortasından yararlanma ve ödeme
koşullarında değişiklik yapılmasıyla ilgili çalışmalar da devam etmektedir.
İşsizlik Sigortası
Fonundan, kanun gereği doğrudan istihdam yaratacak alanlara yatırım yapılması
söz konusu değildir. Fonun giderleri kanunla belirlenmiştir. Ayrıca, fon,
serbest piyasa koşulları çerçevesinde, Türk malî piyasasında
değerlendirilmektedir. Fonun, kurumsal bir fon olarak malî piyasalarda tasarruf
arzını artırması, genel olarak ekonomiye katkı sağlamaktadır.
Ayrıca, işsizlik
ödeneği alanlara yönelik olarak, 2002 yılında, 17 meslek geliştirme, değiştirme
ve edindirme kursu açılmış ve kurslara 367 kişi katılmıştır. 2003 yılında ise, 9
kurs açılmış olup, 167 kişi katılmıştır.
6
Değerli arkadaşlarım,
biz, Hükümet olarak, hem yoksullukla hem de yolsuzlukla ciddî bir şekilde
mücadele yapmaktayız. Son çıkardığımız teşvik yasalarıyla, fert başına düşen
millî gelirin 1 500 doların altında olduğu illerimizin birçoğunda, şu anda,
organize sanayi bölgelerinde fabrika alanları açma çalışmaları bitirilmiş
durumdadır. Yine önümüzdeki ay, nasip olursa, Sayın Başbakanımız Kayseri İlini
teşrif edecekler ve aynı anda birçok fabrikayı da üretime açacaklardır.
Biz, Hükümet olarak,
istihdamın artırılması için, özel teşebbüsün önündeki engellerin kaldırılmasına,
yatırımların hızlandırılmasına ve bu bakımdan, bu getirdiğimiz teşviklere de
büyük önem atfetmekteyiz.
Tekrar ediyorum, hem
yoksullukla hem yolsuzlukla ciddî ve gereken mücadele en iyi şekilde
yapılmaktadır.
Bu duygularla, beni
dinlediğiniz için teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Bakan.
Gündemdışı ikinci
söz, uluslararası Nasrettin Hoca şenlikleri ve anma törenlerinin düzenlenmesiyle
ilgili olarak söz isteyen, Konya Milletvekili Sayın Harun Tüfekçi'ye aittir.
Buyurun Sayın
Tüfekçi. (AK Parti sıralarından alkışlar)
2. - Konya
Milletvekili Harun Tüfekçi'nin, Uluslararası Nasreddin Hoca Şenlikleri ve anma
törenleri ile bu kapsamda yapılan çalışmalara ilişkin gündemdışı konuşması
HARUN TÜFEKÇİ (Konya)
- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; her yıl 5-10 Temmuz
günlerinde icra edilmekte olan ve bu yıl da 45 incisi yapılacak olan
Uluslararası Nasrettin Hoca Şenlikleriyle alakalı olarak söz almış bulunuyorum;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sevgili arkadaşlar,
Nasrettin Hoca deyince, hemen hemen hepimizin aklına birsürü fıkra, iğneli söz
ve hayata dair, gülerek düşündüren bir külliyat gelir; yüzümüzde bir tebessüm
oluşuverir; çünkü, Türk mizahının ve kıvrak zekâsının en canlı örneğini onda
buluruz.
Bir Türk halk bilgesi
olan Nasrettin Hoca, halk dilinde, duygu ve inceliği içeren gülmece türünün
öncüsü olmuştur. Bizleri güldüren, güldürürken düşündüren ve bizlere
fıkralarıyla ders veren Nasrettin Hocayı, günlük hayatımızın her yerinde
görebiliriz.
Hepinizin, büyük
düşünürümüz, bilge insan Nasrettin Hocayı bildiğinizi tahmin ediyoruz ve
mutlaka, bu anlamda, her türlü düşünceleri ve bu güzel anlayışı benimsediğinizi
biliyoruz.
Kısaca, Nasrettin
Hocayı şöyle bir tanıyalım: 1206 yılında dünyaya gelmiş, öğrenimini yapmak üzere
Konya'ya yerleşmiş ve orada Seyit Mahmut Hayranî ve Seyit Hacı İbrahim'den ders
almıştır. İslam Diniyle ilgili çalışmalarını sürdürmüştür ve bir söylentiye göre
de, yine, Konya'da, aynı medresede öğretim görevi yaptığı ve öğrencilerine ders
verdiği de bilinmektedir. Bu görevi icra ederken, kendisine "Nasuriddin Hacı"
ismi verilmiştir; daha sonra, Nasrettin Hoca biçiminde isminin şekillendiğini
duymaktayız.
Onun yaşamıyla ilgili
bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden söylentilerle karışmış,
yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun
Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlana Celalettin Rumî'yle yakınlık kurduğu,
kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde
birden görüldüğü gibi rivayetler ortaya çıkmıştır.
Nasreddin Hocanın
değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin gerek halkın onun ağzından
söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür.
Onun olduğu ileri sürülen fıkraların incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin
açıklanmasından anlaşıldığına göre, Nasreddin Hoca, belli bir dönemi değil,
Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü
ve yergi becerisini dile getirmiştir.
Onunla ilgili
fıkraları oluşturan öğelerin odağı, sevgi, yergi, övgü, alaya almadır. Nasreddin
Hoca bunları söylerken, bazen bilgin, bazen açıkgöz, bazen uysal, bazen
vurdumduymaz, bazen utangaç, bazen atak, bazen şaşkın, bazen kurnaz, bazen
korkak, bazen de atılganlık gibi birbirinden farklı niteliklere bürünür.
Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma hali, fıkraların
egemen öğesidir.
Bir gün, bir adam
elinde bir mektupla Hocaya çıkar gelir. "Hocam, şu mektubu bir okusana" der.
Hoca bakar; Arapça bir mektuptur, kendisi de Arapça bilmemektedir, mektubu geri
verir ve "ben bunu bilmiyorum, Türkçe değil, okuyamam" der. Vatandaş hemen
çıkışır "yahu Hocam, başındaki kavuktan da mı utanmıyorsun" diye, bu şekilde bir
söz atar. Hoca da hemen kavuğu çıkardığıyla adamın kafasına yerleştiriverir
"eğer keramet kavuktaysa, buyur da sen oku" deyiverir.
Yine, bir gün,
pazarda 10 akçeye aldığı odunu 9 akçeye satarken etraftan "Hocam, bu ne iştir,
böyle ticaret olur mu" diye sormuşlar. Hoca da "olsun, önemli olan bizim nasıl
iş yaptığımız değil, insanların seni iş yaparken görmesidir" deyiverir.
Evet, Hocanın,
gerçekten, bu anlamdaki değerlendirmeleri uluslararası değerlendirmelere de
girmiş ve 1996 yılı, UNESCO tarafından Nasreddin Hoca Yılı olarak
değerlendirilmiştir.
Değerli arkadaşlar,
güzel ülkemizin muhtelif yerlerinde güzel şeyler olmasına rağmen, Konyamızda da,
Akşehir, Nasreddin Hocasıyla; Beyşehir, Eşrefoğlu Beyiyle; Seydişehir, Seyit
Harun Velisiyle ve yine Konya merkezimiz de Mevlânâ Celaleddin Rûmîsiyle,
gerçekten, turizm ve inanç turizminde çok ciddî bir yer edinmektedir.
Antalya'ya
yüzbinlerce turistin indiğini biliyoruz. Acaba, biz, bu turizmi, iç turizme
çekemez miyiz?
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Tüfekci.
7
HARUN TÜFEKCİ
(Devamla) - Biz, bunu, Konya'da -işte, az önce bahsini geçtiğimiz- dünyanın ilk
kurulu yeri olan Çatalhöyüküyle, yine Seydişehir'de Tınaztepe Mağarasıyla,
birçok turizm merkeziyle, düzenleyeceğimiz bu turlarla, mutlaka, Mevlânâmızı,
Nasreddin Hocamızı turizme kazandırmayı ve bu turizmi hatta Kapadokya'ya kadar,
hatta Karadenize kadar uzatarak, bir ölçüde, ciddî anlamda ülkemizin tanıtımında
faydalı bir vazife yapmayı arzu ediyoruz ve buna yönelik katkısı olan herkese de
müteşekkir olduğumuzu ifade ediyoruz.
Bu zenginlikleri hep
beraber değerlendirme arzusuyla, konuşmamı dinlediğinizden dolayı hepinize
şükranlarımı ifade eder, saygılarımı sunarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Tüfekci.
Gündemdışı üçüncü
söz, hızlı trenin Bilecik İlinde durması ve Bilecik İlinin sorunlarıyla ilgili
olarak söz isteyen Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün'e aittir.
Sayın Tüzün, buyurun.
3. - Bilecik
Milletvekili Yaşar Tüzün'ün, Ankara-İstanbul arasında seferlere başlayan hızlı
trenin Bilecik İlinde de durmasına ve ilin sorunlarına ilişkin gündemdışı
konuşması
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik)
- Sayın Başkan, Yüce Meclisimizin değerli üyeleri; Devlet Demiryolları Genel
Müdürlüğünün yeni sefere koymuş olduğu hızlı trenin ilimizde durması ve Bilecik
İlinin sorunlarıyla ilgili gündemdışı söz almış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü, demiryollarına yeni bir ivme kazandırmış,
hızlı tren seferini koyarak Ankara-İstanbul arasını beş saat gibi bir süreye
indirmeyi başarmıştır; ancak, şunu söylemeden geçemeyeceğim; Bilecikli
hemşerilerim şunu söylüyor, diyorlar ki:
"Hızlı treni
neyleyim,
Bilecik'te
durmayınca,
Tren geçer, hoş
geçer,
Bilecik'ten boş
geçer."
Değerli arkadaşlarım,
bu anlamda, ilimiz topraklarında yaklaşık olarak 150 kilometre seyreden ve
ilimiz tarım alanlarını ikiye bölerek ilimiz çiftçisini zaman zaman zor
durumlarda bırakan bu hızlı trenden, 200 000'lik il nüfusuna sahip bölge
halkımız maalesef yararlanamamaktadır.
59 uncu hükümetin
Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım Beye buradan seslenmek istiyorum. Hızlı
tren, Bilecik İlimizde duracak mı? 200 000 hemşerim bu trenden faydalanacak mı?
Yoksa, bu tren, sadece ve sadece İstanbul ve Ankara'da yaşayan değerli
yurttaşlar için mi sefere konuldu?
Değerli arkadaşlarım,
ayrıca, hızlı trenin sefere konulmasıyla, demiryolları üzerindeki hemzemin
geçitler kapatılmış, iki geçit arasındaki mesafe oldukça uzamıştır. Bu da, bölge
halkını, bölge çiftçisini sıkıntıya sokmuştur. Demiryolları boyunca hemzemin
geçitlere ulaşılması için yan yollar da yapılacak mıdır? Yan yollar yapılacak
ise, bölge halkına istimlak parası ödenecek midir?
Değerli arkadaşlarım,
zannediyorum, Ulaştırma Bakanımız yok; bu konuşmama başka bir hükümet temsilcisi
cevap verebilir. Bugün, daha bir saat önce, Bilecik Gar Müdürlüğüyle yapmış
olduğum görüşmede, 2004 yılının geçtiğimiz haziran ayında Bilecik Gar
Müdürlüğünden 7 025 biletli yolcunun seyahat etmiş olduğunu öğrendim; yani, 7
025 kişi Bilecik Garından bilet almıştır. Böylesine bir talepte bulunan Bilecik
halkının bu isteği ne zaman yerine gelecektir diye bir kez daha soruyorum.
Değerli arkadaşlarım,
yine, köy yollarının demiryollarıyla kesiştiği merkezlere altgeçit, üstgeçit
veya kontrollü hemzemin geçit yapılacak mıdır? Bu konularda da Sayın
Bakanlığımızın çalışması var mıdır?
Hızlı trenin sefere
girdiği günden bugüne kadar, basından takip ettiğim kadarıyla, ölümlü sonuçlanan
2 kaza meydana gelmiştir. Hızlı trenin geçtiği demiryolu kenarında, yaya ve
hayvanların geçmesini engelleyecek kafesli tel örgü, bariyer gibi tedbirler ne
zaman alınacaktır?
Demiryolları, toplu
taşımacılıkta çok önemli bir rolü olmasına rağmen, ülkemizde yıllardan beri
yeteri kadar önem görmemiştir; zarar eden kurum halindeyken, kâr eden kurum
haline dönüştürülmüştür. Bu çalışmalarından dolayı da, emeği geçen tüm
yöneticileri kutluyorum. Hızlı treni de başarılı bir adım olarak görüyorum; ama,
bölge halkımızın sıkıntılarını da dile getirmek bizim görevimizdir diye
düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Sayın Başkanımızın yüksek müsaadeleriyle, Bilecik İlinin birkaç konusuna daha
değinip sözlerimi tamamlamak istiyorum.
Büyük illerimizin
arasında sıkışmış küçük bir ilimiz olan Bilecik, devlet yatırımlarından da
bugüne kadar nasibini alamamıştır. İstanbul'u, daha doğrusu Marmara Bölgesini
Akdeniz'e bağlayan Bozüyük-Adapazarı, Bozüyük-Bilecik-Osmaneli-Mekece yolu,
Türkiye'nin çok önemli bir yolu olmasına rağmen, 1996 yılında yatırım programına
alınmış, bugüne kadar 135 kilometrelik yol tamamlanamamıştır. Yoğun bir trafik
akışına sahip bu karayolumuzda, yıllardan beri, maddî hasarlı ve ölümlü binlerce
kaza meydana gelmiş, maddî hasarlı kazalarda kaybettiğimiz millî servetse, belki
bugüne kadar...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Tüzün.
8
YAŞAR TÜZÜN (Devamla)
- Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
İstanbul-Akdeniz ve
İç Anadolu karayolunun ilimizden geçmesi, demiryolunun 5 kilometre, havayolunun
50 kilometre, denizyolunun ise ilimize 80 kilometre uzaklıkta olması, organize
sanayiin gelişmesi, büyük illerin ilimize yakın olması, sanayicileri Bilecik
İline çekmiş ve çekmeye devam edecektir.
Değerli arkadaşlarım,
bilindiği gibi, ülkelerin gelişmişlik göstergelerinin en önemli unsurlarından
birisi, ülkenin eğitim seviyesi ve eğitilmiş insangücüdür. Ülkemizde son
dönemlerde yeniden hız kazanan üniversiteleştirme hareketinin başarıya ulaşması,
bu açıdan da büyük önem taşımaktadır. Bilecik İli, gerek sahip olduğu köklü ve
tarihî geçmişi açısından gerekse coğrafî konumu itibariyle her dönemde ekonomi,
kültür, ticaret ve eğitim merkezi olmuştur; ancak, altyapısı tam anlamıyla
mevcut olmasına rağmen bir üniversite mevcut değildir. İlimizde
yükseköğrenimdeki bugünkü öğrenci sayısı 5 000 civarındadır. Bu öğrenciler üç
üniversiteye dağılmış durumdadır. Bu öğrenci sayısının çok daha altında, fizikî
yapıları olan köklü üniversiteler kurulmuştur ve halen eğitime devam etmektedir;
ancak, ilimizdeki fizikî yapısı oldukça iyi, altyapısı olmuş, bu yüksekokul ve
fakültemizin bir araya getirilerek üniversiteye dönüştürülmesi, Bilecik İlimize
ekonomik anlamda ve eğitim anlamında büyük canlılık kazandıracaktır.
Sayın Millî Eğitim
Bakanımızın bu konuda hassas davranmasını, siyaseten düşünmemesini, Bilecik
İline üniversite için vermiş olduğumuz kanun teklifinin en kısa zamanda gündeme
alınmasını ve Bilecik İlimize en kısa zamanda üniversitenin kurulmasını, bir kez
daha, talep ediyoruz.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Tüzün,
buyurun.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla)
- Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlar,
özellikle 28 Mart seçimlerinde Bilecik İlini ziyarete gelen hükümetimizin çok
değerli bakanlarının hepsi şu sözü verdi; dediler ki: "Bizim adayımıza, bizim
partimize oy verirseniz, bu üniversiteyi biz kuracağız." Bilecik halkı da, bu 59
uncu hükümetin temsilcilerine güvendi ve sizin partinize oy verdi, sizin
partinizin adayını belediye başkanı seçti.
Şimdi, ben, buradan,
o verdikleri sözü hatırlatıyorum; Bilecik halkı en kısa zamanda o müjdeli haberi
bekliyor. Üniversite kurulması için her türlü altyapısı hazır olan ve
yüksekokulların, meslek yüksekokullarının, fakültelerinin bulunduğu Bilecik
İlimize üniversitelerin kurulmasını bir kez daha talep ediyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Bilecik İli, beş büyük...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Tüzün,
lütfen teşekkür eder misiniz.
Buyurun.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla)
- Sayın Başkanım, herhalde, Ulaştırma Bakanımız gündemdışı konuşmaya cevap
verecek; kendileri gelinceye kadar konuşmamı devam ettireyim diye düşünüyorum.
BAŞKAN - Son dakikayı
kullanın.
Buyurun.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, Bilecik İli, bundan önceki hükümetlerden alması gereken
payı alamamıştır. Bakın, Bilecik İlinde, ilçelerinde -Bozüyük'te, Söğüt'te,
Osmaneli'nde, Pazareli'nde- kamu iktisadî teşebbüsü olarak bir kuruluş yoktur. O
nedenle, bugüne kadar yapılmayan hizmetlerin bu hükümet döneminde ve 22 nci
dönem Parlamentosunda yapılmasını talep ediyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
Bilecik İlimizin, tanıtımda bulunduğu ve tanıtmaya çalıştığı 6 Eylül Bilecik'in
düşman işgalinden kurtarılışı günü, benim belediye başkanlığı yaptığım dönemde,
Şeyh Edebali Kültür ve Sanat Festivaline dönüştürüldü. Sizler de gerek
partinizin programında...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen
teşekkür eder misiniz.
Buyurun.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla)
- Son söz Başkanım.
Şeyh Edebali Kültür
ve Sanat Festivaline ve eylülün ikinci pazarında kutladığımız Söğüt İlçemizdeki
Ertuğrul Gazi'yi anma etkinliklerine davet ediyorum.
İlimizin sorunlarının
bir kısmını sizlerle paylaşıp, Sayın Bakanlarımızın bu konulara dikkatlerini
çekemeye çalıştım. İlimin sorunlarının bir an evvel giderileceği umuduyla,
sözlerime son verirken, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Tüzün.
Sözlü soru
önergelerinin geri alınmasına dair 2 adet önerge vardır; okutuyorum:
B) TEZKERELER VE
ÖNERGELER
1. - Manisa
Milletvekili Ufuk Özkan'ın (6/1167) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına
ilişkin önergesi (4/208)
9
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Gündemin Sözlü
Sorular kısmının 507 nci sırasında yer alan (6/1167) esas numaralı sözlü soru
önergemi geri alıyorum.
Gereğini saygıyla arz
ederim.
Ufuk Özkan
Manisa
BAŞKAN - Sözlü soru
önergesi geri verilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
2. - Antalya
Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun (6/1152 ve 6/1153) esas numaralı sözlü
sorularını geri aldığına ilişkin önergesi (4/209)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Gündemin Sözlü
Sorular kısmının 493 ve 494 üncü sıralarında yer alan (6/1152 ve 1153) esas
numaralı sözlü soru önergelerimi geri alıyorum.
Gereğini saygıyla arz
ederim.
Feridun F.Baloğlu
Antalya
BAŞKAN - Sözlü soru
önergeleri geri verilmiştir.
Dilekçe Komisyonu
Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.
3. - Dilekçe
Komisyonu Başkanlığının, TBMM'nin tatilde olduğu süre içerisinde Komisyonun
çalışmalarına devam etmesine ilişkin tezkeresi (3/620)
08.07.2004
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
22 nci Dönem İkinci
Yasama Yılında Komisyonumuza gelen başvurular büyük bir artış göstermiştir.
3071 sayılı Yasada
yapılan değişiklik doğrultusunda, vatandaşlarımıza süresi içinde cevap vermek
maksadıyla TBMM'nin tatilde olduğu süre içerisinde Komisyon çalışmalarına devam
etmemize Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 25 inci maddesi gereği Genel
Kurul tarafından izin verilmesi hususunu arz ederim.
Yahya Akman
Şanlıurfa Dilekçe
Komisyonu Başkanı
BAŞKAN - Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
Önce, yarım kalan
işlerden başlayacağız.
V. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1. - Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)
2. - Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)
3. - Çanakkale
Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî
Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale
Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - Adlî Yargı
İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve
Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının ve Çanakkale Milletvekilleri
Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı
Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan
maddeleriyle ilgili komisyon raporları henüz gelmediğinden, tasarıların ve
teklifin müzakerelerini erteliyoruz.
Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
4. - Kamu Yönetiminin
Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri,
Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı: 349)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yok.
Komisyon
bulunmadığından, tasarının müzakeresini erteliyoruz.
10
Özel Gelir ve Özel
Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
5. - Özel Gelir ve
Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/827)(S.Sayısı:618)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yok.
Komisyon
bulunmadığından, tasarının müzakeresi ertelenmiştir.
Büyükşehir
Belediyeleri Kanunu Tasarısı ile İçişleri, Avrupa Birliği Uyum ve Plan ve Bütçe
Komisyonları raporlarının müzakeresine başlıyoruz.
6. - Büyükşehir
Belediyeleri Kanunu Tasarısı ile İçişleri, Avrupa Birliği Uyum ve Plan ve Bütçe
Komisyonları Raporları (1/768) (S. Sayısı: 619) (x)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Komisyon raporu 619
sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Oğuz Oyan
konuşacaktır.
Buyurun Sayın Oyan.
(CHP sıralarından alkışlar)
OĞUZ OYAN (İzmir) -
Sayın Başkan, şahsım adına da söz istemiştim...
(x) 619 S. Sayılı
Basmayazı tutanağa eklidir.
BAŞKAN - Sayın Oyan,
şahsınız adına söz talebiniz var; ama, arada AK Parti Grubu adına bir konuşma
olduğu için, iki ayrı konuşma halinde söz vereceğim size.
Süreniz 20 dakika.
Buyurun.
CHP GRUBU ADINA OĞUZ
OYAN (İzmir) - Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; dün akşam kaldığımız yerden devam ediyoruz. Dün gece saat 24.00
civarında, Belediyeler Kanunu Tasarısı buradan çıktı, yasalaştı. Tabiî, sürecin
bu aşaması tamamlanmış oluyor. Bundan sonraki yasalaşma aşamasına da bakmamız
lazım. Bugün de, İl Özel İdareleri Yasasının Cumhurbaşkanı tarafından
onaylanması itibariyle son gün olduğunu hatırlatmak istiyorum. Dolayısıyla,
burada, belki, biz bu tasarıyı görüşürken, oradan bir karar bir şekilde çıkacak.
Değerli arkadaşlarım,
Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı, şimdiye kadar görüştüğümüz kanun
tasarılarının uzantısında olan bir tasarıdır, onların tamamlayıcı parçasıdır. Bu
düzenleme, geçen yılın son ayında çıkarılan Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol
Yasası, görüşmeleri nisan ayında büyük ölçüde tamamlanmış olan Kamu Yönetimi
Temel Kanunu Tasarısı -henüz geçici maddeleri var- bu arada İl Özel İdareleri
Kanunu ve dün yasalaşan Belediyeler Kanunuyla bir tamamlayıcılık ilişkisi
içerisindedir. Hatta, Belediyeler Kanunu, aynı zamanda, büyükşehir
belediyelerini de ilgilendirmek bakımından, onun bir anaçerçevesini çizmektedir.
Dolayısıyla, bizim, bu kanunlar ya da tasarılar için söylediklerimiz, büyükşehir
belediyeleri için de esas olarak geçerlidir. Bir kere, öncelikle bu tespiti
yapmakla başlayayım. Özellikle de, dün -bir haftadır tartışarak- buradan
geçirdiğimiz Belediye Kanunuyla çok yakın bir ilişki içindedir; çünkü,
Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında, burada yer almayan hükümler için
oraya gönderme yapılmaktadır; dolayısıyla, büyükşehirleri de ilgilendirmektedir.
Bunu, öncelikle belirtmek istiyorum.
Biz, burada, hep şunu
söyledik, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı için de aynı şeyi
söyleyeceğiz: Burada getirilen düzenleme, Anayasanın 126 ve 127 nci
maddelerindeki merkezî ve mahallî idarelerle ilgili ilkelere aykırı olarak
hazırlanmıştır, tanımlanmıştır. Anayasanın, mahallî müşterek ihtiyaçları
karşılamak üzere kurulmasını öngördüğü mahallî idarelere verilen görevlerin
karşılayacağı toplumsal ihtiyaçların büyük çoğunluğunun mahallî müşterek ihtiyaç
olarak nitelenmesi mümkün değildir; ama, buna rağmen, hepsi, bu şekilde
tanımlanacak biçimde yerel yönetimlere aktarılabilmektedir. Yerelliği aşan
gereksinimler, özellikler ve sonuçlar söz konusudur. Sağlık, tarım, orman,
çevre, kültür ve turizmle ilgili tüm hizmetleri, acaba, mahallî müşterek ihtiyaç
kapsamına sokmak mümkün müdür? Anayasadaki kamu yönetimi düzenlemesi, merkezî
yönetimi genel yetkili, mahallî idareleri ise özel yetkili kuruluşlar olarak
tanımlamıştır, göstermiştir. Tasarıyla bunun tam tersi yapılmaktadır. Anayasa
ortada dururken bu tür bir tersine düzenlemenin nasıl yapılabildiği konusunu,
herhalde, iktidarın, buraya gelmeden önce Anayasa hukukçularına danışması doğru
olurdu.
Yerel yönetimlerle
ilgili yasa tasarıları da, idarenin bütünlüğü, hiyerarşik yönetim, illerin
yönetiminde yetki genişliği, merkezî ve yerel yönetim ilişkileri, idarî, vesayet
gibi Anayasanın temel ilkeleri gözardı edilerek hazırlanmıştır. Bu kanun ve
tasarılar, hiyerarşik yönetim ve yetki genişliği ilkesini fiilen ortadan
kaldırarak, illerin yönetimini anayasal temeli olmayan kurallara terk
etmektedir. Oysa, Anayasanın 123 üncü maddesi "İdare, kuruluş ve görevleriyle
bir bütündür ve kanunla düzenlenir" kuralını koyarken, idarenin bütünlüğünü, bu
kavramın uygulama araçları olarak da, hiyerarşik yönetim, idarî vesayet ve yetki
genişliği ilkelerine gönderme yapmaktadır. Yani, Anayasaya göre, Türkiye'de
illerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır. Anayasa, illerin
11
yönetiminde görevler
ayrılığı ilkesini benimsemez. Oysa, burada, iktidarınızın getirdiği tasarılar,
hukuk devleti ilkesine aykırı bir düzenleme öngörmekte; dolayısıyla,
samimiyetsiz, tutarsız ve çelişkili olmaktadır. Biz, bunu, burada tekrar dile
getirmeyi uygun görüyoruz, size uyarı görevimizi yapmak açısından önemli
görüyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
bu kamu yönetimi reformu demeti, paketi, şeffaflık, açıklık, verimlilik,
etkinlik, tutumluluk gibi kavramlara gerçekten inanılmadığını, bunların sadece
birtakım vitrin süsü olarak tasarılarda yer aldığını, asıl gerçekleştirilmek
istenilen şeyin bu kavramların arkasında gizlendiğini, gerçek amacın kamu
hizmeti, kamu parası ve kamu denetimi kavramlarının yok edilmesi olduğunu
söyledik ve söylemeye devam edeceğiz; bunlar da, zaten, uygulamada görülecektir.
Bu getirilen
düzenlemelerde, kamu harcama ve gelirlerinde şeffaflık, hesap verme sorumluluğu,
verimlilik, tutumluluk, etkinlik sağlayacak uygun ortamların, asıl amaç bu
olmadığı için, oluşturulmadığı; dikkatlerin, gerekli sistem ve mekanizmaların
oluşturulmasına değil, piyasalaştırmaya, özelleştirmeye, denetimsizliğe, çıkar
ve rant sağlamaya uygun ortamların yaratılmasına yöneldiğini görüyoruz.
Bakın, size, bu
tasarılarla ilgili birkaç kanıt vereceğim. Kamu hizmeti nasıl denetlenemez ve
yürütülemez konusunda örnekleri vereyim. Daha önceki söylediklerimizi
tekrarlamamak adına değişik örnekler seçiyorum.
Bakınız, 27 Mayıs
2004 tarihinde, sizin getirdiğiniz ve burada, Yasama Organında hep beraber kabul
ettiğimiz Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun vardı. Bu kanunun "Tanımlar"
başlıklı maddesinde, kanunda geçen "Bakanlık" ibaresinin "Tarım ve Köyişleri
Bakanlığını" ifade ettiği, kanunda geçen "kontrol ve denetim" ibaresinin ne
anlama geldiği açıklanıyor. Bu "kontrol ve denetim" gıda kontrol ve denetimi
olması bakımından, bizim, burada, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunundaki
"kontrol ve denetim" kavramlarıyla uyuşan kavramlar değil; bir kere onu
belirtelim.
Örnek şu: Tarım ve
Köyişleri Bakanlığına gıda kontrol ve denetim yetkisi veriyorsunuz -siz
getirdiniz, mayıs ayında çıkardık- peki, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı kurumdışı
denetim yapabilir mi? Soru bu. Yani, şu düzenlemeler ortaya çıktıktan sonra,
Tarım Bakanlığının taşra teşkilatı ortadan kaldırıldıktan sonra bu nasıl
yapılacak? Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının 18 inci maddesini
hatırlatalım. Bu maddede, İçişleri, Maliye, Millî Eğitim, Sağlık, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlıklarının, kurumdışı işyeri, mükellef veya üçüncü kişi ve
kuruluşlar ile mahallî idarelere yönelik olmak üzere, anahizmet birimi şeklinde
denetim ve rehberlik birimi oluşturabilecekleri hükme bağlanmış. Dikkat ediniz,
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yok. Yani, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının böyle
bir denetim ve rehberlik birimi kurulmamış getirdiğiniz yasayla; dolayısıyla,
gıdaların üretimi ve denetlenmesi meselesi nasıl olacak?! Yani, burada, o
bakanlıklar açısından çok da yapısal bir denetim mekanizması öngörülmemiş
olmakla birlikte, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı için böyle bir mekanizma hiç
öngörülmemiş. O halde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının taşra teşkilatını
kaldırdıktan sonra, üçüncü kişi ve kuruluşa yönelik denetim birimi olmayan Tarım
ve Köyişleri Bakanlığı nasıl denetim yapacak?! Siz, bunları tasarlamadan, bu
ilmikleri atmadan, yasalar arasındaki bu bütünlüğü sağlamadan denetimi böylesine
nasıl devredışı bırakabiliyorsunuz?! Sağlık Bakanlığı, denetim konusunda bilgisi
var; ama, gıda kontrolünde görevli gösterilmemiş, dolayısıyla, o, devredışı
kalıyor.
Değerli arkadaşlar,
bu, çelişki ve tutarsızlıklarla örülü bir düzenlemedir; bunlar gerçek bir
denetimin istenmediğinin kanıtlarıdır. Dolayısıyla, kontrol ve denetim gibi
sözcükler kullanılarak, bunların arkasına sığınılarak denetimsizlik
getirilmektedir. Bunu, bilginize, bir kez daha sunmak istiyorum.
Aslında, benzer bir
samimiyetsizlik ve denetimden kaçış için başka bir örnek verelim. Belediyeler
Kanununda da vardı, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında da var, gelecek
yıllara yaygın hizmet yüklenmeleri. 2003 yılı aralık ayında Kamu Malî Yönetimi
ve Kontrol Yasasını çıkardınız. "Malî sistemimiz yeniden tasarlanmış ve yatırım
projesi dışındaki işlerin oniki aydan daha uzun süreyle ihale edilmemesi
ilkesini benimsemiştir" diyorsunuz; yani, yatırımlar oniki aydan daha uzun
vadeli. Bunu siz getirdiniz, siz önerdiniz, yasalaştırdınız; ama, şimdi, bu
kanun tasarısıyla eski kanununuzu yalanlayarak, onu delerek, onu devredışı
bırakarak diyorsunuz ki: Oniki aydan daha uzun süreli yatırımdışı her türlü cari
harcama vesaire; bütün bunlar yıllara sari, oniki aydan daha uzun vadeli ihale
edilebilir. Amaç nedir; yandaş şirketleri kayırmak mıdır?! Beş yıl boyunca sarf
malzemeler alacağınız bir şirketin belediyeyle ilişkisini kurup, oradan birtakım
çıkar, rant dağıtımı mekanizmalarını kendi kontrolünüz altına almak mıdır?!
Değerli arkadaşlarım,
tasarıyı siz getirdiniz, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasası sizin çıkardığınız
bir kanun; yeni bir şey getirmedi; 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununda
kaldırılan benzer bir hüküm vardı, onu tekrarlamıştı; ama, şimdi terk ediliyor.
Dolayısıyla, burada, bu yasalarda, şeffaflık, hesap verme sorumluluğu,
verimlilik, etkinlik ve tutumluluk gibi kavramlar, tamamen, yok hükmünde
olmaktadır. Burada sadece, bir ihaleyle çıkar paylaşımı söz konusu olduğunda, bu
ilkeler tamamen dışlanmaktadır.
Bir başka örnek de,
daha geçen gün Plan ve Bütçe Komisyonuna sunulan bir yasa tasarısıdır. O tasarı,
önümüze, muhtemelen, haftaya getirilecek. Yeri geldiğinde söyleyeceğim; ama,
denetimden nasıl kaçıldığına ya da nasıl bütçe dışına çıkıldığına dair bir örnek
vereyim: Biliyorsunuz, bu Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, tüm giderlerin
bütçe içerisinde gösterilmesini öngörüyor. Peki, nasıl olacak; daha, dün akşam
görüşülen tasarının geçici 8 inci maddesiyle getirilen, belediyelerin
borçlarının tahkim edilmesiyle ilgili konsolidasyon maddesi, zaten, bütçe dışına
çıkmanın bir yeni örneğini oluşturdu. Bir başka örnek vereyim. Şimdi, Plan ve
Bütçe Komisyonunda görüşülen, sizin, haftaya Genel Kurula getireceğiniz, o
kırkambar, çeşitli yasalarda değişiklik yapan
12
yasa tasarısı, Avrupa
Birliği fonları ve uluslararası kaynaklardan sağlanan proje karşılığı aktarılan
tutarların, ilgili idarelerin bütçelerine gelir kaydedilmeksizin, özel
hesaplarda izlenilmesini öngörüyor.
Değerli arkadaşlarım,
siz, kendiniz, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasasını getirmiştiniz ve orada,
Avrupa Birliği fonları ve uluslararası kaynaklardan elde edilen kaynakları bütçe
disiplini içerisine almıştınız; ne oldu bu arada da, o, kendi getirdiğiniz,
aralık ayında çıkarılan, daha bazı hükümleri uygulama fırsatı bulamamış olan,
daha dumanı tüten bir yasayı, böyle, birdenbire "bu bize fazla ayakbağı oluyor,
fazla sıkıyor bizi, biz bundan bir kurtulalım" diyebiliyorsunuz; Yani, özel
hesaplarda izlemek, bir fon sistemi geleneğinin, bütçe dışına kaçışın yeni bir
uygulaması, örnekleri olarak karşımıza sık sık gelebilecektir ve bu, sizin bütün
yasa düzenlemelerinizde ortaya çıkmaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
denetim sistemiyle ilgili yaptığımız eleştirilerin tümü, bu büyükşehirler için
de geçerlidir. Biz, itiraz ve eleştirilerimizde hep şunları söyledik: İçdenetim
dediğimiz zaman, sadece denetim yetkisi verilmesi yetmez, mutlaka, teftiş ve
soruşturma yetkisine de yer verilmesi gerekir. Oysa, siz, teftiş ve soruşturma
yetkisi olmaksızın garip bir denetim yetkisi tanımlıyorsunuz. Dolayısıyla,
yolsuzluklarla ilgili soruşturmalar yapma konusunda büyük bir boşluk, büyük bir
vakum yaratıyorsunuz; dolayısıyla da yeni yolsuzluklara, yeni usulsüzlüklere
kapı açıyorsunuz.
Bu arada, Türkiye'nin
çok saygın kurumlarından Maliye Teftiş Kurulu ve Başbakanlık Teftiş Kurulu
örneklerinde olduğu gibi, fiilen bu kurumları tasfiye ediyorsunuz ya da İçişleri
Bakanlığı Teftiş Kurulu örneğinde olduğu gibi iyice etkisizleştiriyorsunuz.
Böyle bir örnekle, bu tür denetimsizlik örnekleriyle Türkiye'nin geleceğini
oluşturması, Türkiye'nin düzgün bir kamu malî yönetim sistemi oluşturması mümkün
değildir.
Tabiî, getirdiğiniz
tasarıdaki özensizliklerin de altını çizmeme izin veriniz; yani, burada, sizin,
23 üncü maddede getirdiğiniz önerilerde, ortada olmayan, belki, getirmeyi
düşündüğünüz bir vergi söz konusu; elektrik ve gaz vergisi diye Türkiye'de vergi
envanterimiz içerisinde olmayan bir vergiden söz edebiliyorsunuz. Muhtemelen
elektrik ve havagazı vergisini kaldırıp onu getirmeyi düşünüyorsunuz ileride;
ama, böyle Türkiye'de vergicilik tarihinde görülmemiş bir ilke de böylece imza
atmış oluyorsunuz; olmayan bir vergiyi çıkan bir yasada vergiye referans
veriyorsunuz, onu zikrediyorsunuz. Herhalde, böyle bir özensizlikle Türkiye'de
yasa yapmanın örneklerini vermek de size nasip oldu.
Değerli arkadaşlarım,
Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı, aslında, Türkiye'de birçok şeyin nasıl,
ne kadar eksik tanımlandığını da bize bir kere daha gösteriyor. Bir kere şunu
söyleyeyim: Gerek Belediye Kanununda gerekse de bu Büyükşehir Belediyeleri
Kanunu Tasarısında, sizler, belediyeleri, daha hangi nüfus eşiklerine göre,
hangi sosyal ve ekonomik kriterlere göre birbirinden ayırt edip ona göre
tanımlamak gerektiğini bir şekilde yapabilmiş değilsiniz. Yani, siz, daha,
Türkiye'de ne belediyeleri ne de büyükşehir belediyelerini bir tanıma
sokabilmişsiniz. Yani, değişik ölçütler kullandınız Belediyeler Kanununda, 5 000
nüfus eşiğini kullandınız, 10 000 nüfus eşiğini kullandınız, 50 000, bazen 100
000 dediniz. Şimdi, büyükşehirlere geldik, 1 000 000 diyordunuz, 750 000 olarak
düzenleniyor; ama, daha önce burada geçip de sonra geri dönen bir pergel
yasasını yeniden getiriyorsunuz karşımıza; yani, işte, pergeli koyuyorsunuz, 50
kilometre, 20 kilometre çiziyorsunuz. Bunu, buradaki geçici maddelerle
getiriyorsunuz. Böyle bir büyükşehir tanımı olabilir mi değerli arkadaşlarım?!
Yani, eğer, büyükşehirler özel nitelikli idareler iseler, bunların her biri için
özel yasa gerekiyorsa, o zaman, her biri için ayrı tanımlar getirmeniz gerekir.
Böylesine bir ortak pergel yasasıyla büyükşehir tanımı nasıl olabilir?! Yani, bu
büyükşehirler arasında çok önemli nitelik farklılıklarının da olduğunu görmeden
bunlarla ilgili düzenlemeler nasıl yapılabilir?!
Genellikle,
büyükşehirler, dünya uygulamasında "yerel yönetimler arasında işbirliği" başlığı
altında incelenen kuruluşlardır. Bu tür kuruluşlar, eğer, çok yetkileri artar
hale getirilirlerse, bunlar, daha çok, yerel idareden çok, özerk, bölgesel
idareye doğru bir yol alışa girerler. Sizin getirdiğiniz tasarıyla da büyükşehir
belediyeleri, eskiye oranla çok daha fazla yetkilendirilen, İstanbul ve Kocaeli
olmak üzere iki ilde de bütün il sınırlarıyla örtüşen bir yapıya geliyor,
diğerleri için de; işte, 50 kilometreye kadar da çıkabiliyor; yani, giderek, bir
özerk idareye doğru gidiyor. Bunlarla metropol ilçe belediyeleri ve diğer il
içindeki ilçeler arasındaki ilişkiler doğru düzgün tanımlanmadığı gibi, bunlarla
il özel idareleri arasındaki eşgüdüm de doğru düzgün tanımlanmamış. Dolayısıyla,
burada, gerek bölgesel gerek ulusal gerekse il düzeyinde plansızlık her bakımdan
sırıtmaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
böyle bir düzenlemeyle, Türkiye'de, böyle bir parçalı yapıyla, acaba, verimli
yerel yönetimcilik yapılabilir mi, bu idareler arasındaki yetki kargaşası
çözümlenebilir mi? Şimdiye kadar yirmi yıllık uygulama bize şöyle bir şeyi
gösterdi: Metropol ilçeler ya da büyükşehir ilçeleriyle büyükşehir belediyeleri
arasında çeşitli yetki anlaşmazlıkları ortaya çıktı. Burada, bunlar, bir şekilde
büyükşehirler daha çok yetkilendirilerek çözülmeye çalışılıyor; ama, o zaman,
birçok durumda "orada bir ilçe belediyesi olmasına ne gerek var" ya da ilk
kademe belediyesi olmasına ne gerek var soruları gündeme geliyor. Yani, bu
tanımı düzgün bir şekilde yapmadığınız zaman, bu dersi iyi çalışmadığınız zaman,
Türkiye'de, kamu yönetimini gerçek anlamda reforme etme gibi bir amaca
odaklanmadığınız zaman, işte, sonuçta, ortaya çıkan böyle yamalı bohça, parçalı
bir düzen olacaktır ve bu, yeni sorunlara gebe bir yapı, ortam oluşturacaktır.
Bu ortaya çıkan
metinler, gerek dün gerekse bugün görüştüğümüz metinler, yerel yönetimlerin,
belediyelerin anayasası niteliğinde olacak metinlerdir. Bunların, böyle,
alelacele, iyi düşünülmeden, iyi tasarlanmadan, iyi çalışılmadan getirilmesi,
sizin, Türkiye'deki kamu yönetiminin içine sokacağınız bir dinamit gibidir;
yani, bunlar, uygulamada çok ciddî sorunlara yol açmaya adaydır.
Değerli arkadaşlarım,
bir kere, belediyecilik anlayışına yaklaşırken, belediyeleri, bir kamu yönetim
birimi olarak tanımlama ihtiyacı var; sizin getirdiğiniz düzenlemede bu yok.
Siz, aslında, belediyeleri, tüccar belediyecilik anlayışıyla görüyorsunuz, o
şekilde tanımlamaya çalışıyorsunuz ve bir anlamda, âdeta, küresel tacirlerin,
çokuluslu şirketlerin ihtiyaçlarıyla bunlar arasında bir
13
denge kurmaya, bir
ilişki kurmaya çalışıyorsunuz; devletin, merkezî idarenin teknik ve malî
desteğinden yoksun bırakıyorsunuz; ulusal çıkarlara kör bir yapı
oluşturuyorsunuz; dar, yerel çıkarlara odaklı tacir kurumlar yaratıyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım,
bu tür bir düzenleme "kamu hizmetlerini kullanan öder" ya da "kamu hizmetlerini
ödeyen ancak kullanabilir" yaklaşımı, piyasalaştırma yaklaşımı, borçlanma
üzerine odaklanmış bir finansman mekanizması...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Oyan,
lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.
İkinci turda devam
edersiniz.
Buyurun.
OĞUZ OYAN (Devamla) -
...ki, büyükşehir belediyelerinin borçlanma limitleri diğer belediyelerden daha
yüksektir, toplam gelirlerin 1,5 katı bir büyüklüktedir, bu nedenle, burada,
daha da fazla dışfinansman ya da belediyenin kendi kaynakları, özkaynakları
dışında finansmana kapı açılmaktadır. Belediyeler bu tasarıyla -büyükşehir
belediyeleri de dahil- aslında, birer şirket gibi yönetilmek istenen -tırnak
içinde- sözde kamu birimleri haline geliyorlar, birer ihale makamı gibi görülmek
isteniyorlar. Burada, bu yapı içerisinde de kamu çalışanlarının çalışma düzeni
esnekleştirilerek, bu ilişkiler sözleşmeli esasına bağlanmak isteniliyor;
dolayısıyla, şirket yönetimi gibi bir yönetim ortaya çıkmış oluyor.
Değerli arkadaşlarım,
yağma, rant kollama, partizanlık... Bütün bunların denetime ihtiyacı olmadığı
açıktır; siz de bunu yapıyorsunuz, denetimi dışlıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
OĞUZ OYAN (Devamla) -
Bitiriyorum.
Bu tasarı, bu
nedenle, bizim destekleyebileceğimiz özelliklere sahip olmadığı için, sizin
büyükşehir belediyeleri hakkındaki bu kanun tasarınıza Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu olarak destek vermeyeceğimizi; ama, yine, bu konuda iyileştirici
önergelerimizi vermeye devam edeceğimizi belirtiyorum. Biz, bütününü
kurtaracağımızı sanmıyoruz; ama, bu rötuşlarla, hiç olmazsa birtakım uygulama
güçlüklerini, birtakım eşitsiz pay dağıtımlarını belki düzeltebilir miyiz diye,
bunlarla ilgili önergelerimiz olacak. Umarım, bu önergelerde bir anlayış birliği
olur.
İlginiz için teşekkür
ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Oyan.
AK Parti Grubu adına,
İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Açıkalın; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi
Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bugün görüşeceğimiz
Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı, mahallî idareleri doğrudan düzenlemeye
yönelik olarak görüştüğümüz tasarılardan üçüncüsü.
Türkiye, bundan,
aşağı yukarı yirmi yıl önce büyükşehir belediyesi statüsüyle ilk defa tanıştı. O
günden bugüne kadar olan uygulamada da, esasen, bu projenin belediyeleri
yönetmede uygun bir proje olduğu görüldü; ancak, takdir edileceği üzere, zaman
içerisinde değişen ihtiyaçlar ve gelişen şartlar karşısında hem Belediye
Kanununda hem de Büyükşehir Belediyesi Kanununda değişiklik yapmak zarureti
hâsıl olmuştur.
Gerçekten,
hükümetimiz, bu tasarıları Meclise sunmakla, hem Anayasanın mahallî idarelerin
daha çok güçlendirilmeleri gerektiği amir hükmüne hem de Avrupa Yerel Yönetimler
Özerklik Şartına uymak istemektedir.
3030 sayılı Kanunun,
görev ve yetki paylaşımını objektif olarak tayin etmemesinin, yönetim
kademelerindeki işbirliğinde zafiyet, bir bakımdan yanlışlık veya eksiklik
olarak görüleceği ifade edilirse de, büyükşehir belediyeleri hâkimiyette olması
itibariyle, birtakım zafiyetleri bünyesinde bulundurmaktaydı.
Merkezî idare bundan
böyle genel görevli veya genel yetkili olmayacaktır, merkezî idarenin görevleri
kanunda sayılacaktır; ancak, mahallî idareler ve belediyeler, mahallî müşterek
ihtiyaçlar konusunda genel yetkili olacaklardır; bu kanun tasarısının getirdiği
ana konsept budur.
Büyükşehir
Belediyeleri Kanunu Tasarısında da -gerek 3030 gerekse 1580 sayılı Kanunlardaki
gibi- belediyeler ve büyükşehir belediyeleri arasındaki ilişki aynen muhafaza
edilmiştir; yani, Belediye Kanununun Büyükşehir Belediyeleri Kanununa aykırı
olmayan hükümleri büyükşehirler hakkında da uygulanacaktır.
Sayın
milletvekilleri, bu kanun tasarısının incelikleri ve özellikleri hakkında bilgi
vermeden önce, izninizle, Türkiye'de kurulmuş bulunan birtakım istatistikî
bilgiler sunmak istiyorum.
Malum, ülkemizde
toplam 3 215 adet belediye bulunmaktadır. 16 büyükşehir belediyesi, büyükşehir
bünyesi içerisinde 58 adet ilçe belediyesi, 31 adet alt kademe belediyesi, 792
adet ilçe belediyesi, yani, büyükşehir bünyesi dışındaki ilçe belediyesi, 2 250
adet de belde belediyesi vardır.
14
Nüfusları itibariyle
kademelendirmeye baktığımızda; 5 000 nüfusun altındaki belediyeler 2008 adetle,
toplam belediyelerin aşağı yukarı yüzde 62'sidir. Nüfusu 10 000'e
çıkardığımızda, 558 belediyenin de ilavesiyle, toplam belediye sayısı 2 566'ya
çıkmakta; yani, 3 215 belediyenin 2 566'sının nüfusu 10 000'in altında
bulanmaktadır; bu da toplam belediyelerin yüzde 80'idir. Bu belediyeler, ülke
nüfusunun ancak yüzde 12'sini iskân etmektedir.
Büyükşehir
belediyeleri, söylediğim gibi, 16 adet; fakat, büyükşehir belediyeleri
içerisinde barınan nüfus, toplam nüfusun aşağı yukarı üçte 1'i, yüzde 33
mertebesindedir. Ülkemizde, belediye sınırları içerisinde yaşayan nüfussa yüzde
80 civarındadır; yüzde 20 nüfus, belediyesi bulunmayan yerleşim yerlerinde iskân
edilmiş bulunmaktadır.
Çalışanlar açısından
baktığımızda, belediyelerde istihdam edilen personel sayısı şöyledir: Aşağı
yukarı 200 000 civarında memur, 110 000 civarında işçi istihdam edilmektedir.
Büyükşehir belediyelerindeki memur istihdamı, toplam memur istihdamının yüzde
10'udur; yani, 22 000 civarındadır.
Buradaki çarpıklığa
dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Ekonomik olmayan ölçekte kurulmuş bulunan çok
sayıdaki belediyeler sebebiyle, büyük ölçüde kaynak israfı bulunmaktadır. Oysa,
çağın gidişi, büyük ölçekte, fakat az sayıda yönetilebilir ekonomik kaynaklara
sahip belediyelerin kurulmasıdır.
Bu bilgilerden sonra,
izninizle, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı hakkında bilgi vermek
istiyorum. Mahallî idareleri düzenleyen bütün kanunlarda, Büyükşehir
Belediyeleri Kanunu Tasarısında anafikir, merkezî idarenin vesayet yetkisini,
vesayet denetimini asgarîye indirmek olmuştur. Bununla alakalı olarak tasarı
metninde düzenlemeler vardır. Mesela, meclis kararlarının vali onayı olmadan
yürürlüğe girmesi hükmü kaldırılmıştır. Tayinler, genel sekreter dahil, tamamen
büyükşehir belediyesi tarafından yapılmaktadır. Yazışmalar doğrudan belediyeler
tarafından yerine getirilecektir. Aynı şekilde, norm kadroya uygun olmak
şartıyla, büyükşehir belediyesi bünyesindeki birimlerin kurulması, kaldırılması
ve birleştirilmesi, merkezî idarenin herhangi bir kararına ihtiyaç olmadan,
doğrudan belediye meclisi tarafından alınacak kararla gerçekleştirilecektir.
Bu tasarıyla, ilk
defa, büyükşehir belediyelerinin kurulmasına birtakım objektif şartlar
getirilmiştir. Nedir onlar; birinci olarak nüfus şartı getirilmiştir. Nüfus
şartı, hükümetin gönderdiği tasarıda 1 000 000 idi, komisyonda 750 000'e
indirilmiştir. Buradaki müzakerelerde çıkacak netice ne olursa... Bu, objektif
bir şarttır ve ilk defa getirilmektedir. Aynı şekilde, nüfusun 750 000 olması
dışında, beldenin fizikî yerleşim durumu, ekonomik gelişmişlik düzeyi de dikkate
alınacaktır. Bundan ayrı olarak, belediye sınırları içerisinde ve bu sınırlara
en fazla 10 000 metre uzaklıkta olma -son sayıma göre nüfusu 750 000'den fazla
olan yerlere- şartı getirilmiştir. Demek ki, üç tane objektif şart
getirilmiştir.
Bilindiği üzere,
bundan önce, büyükşehir belediyeleri kanunla kurulmuştur. Bugün, 12 000 000
nüfuslu bir yerleşim yeri de büyükşehir statüsündedir, buna mukabil, 300 000
nüfuslu bir belde de büyükşehir statüsündedir.
Nüfus kriterini
dikkate aldığımızda, bugün aşağı yukarı 6-7 belediye bu nüfus kriterini
taşımamaktadır; ancak, takdir edileceği üzere, bunların statüsünde herhangi bir
değişiklik olmayacaktır.
Büyükşehir
belediyelerine katılmada kanunî zorunluluk ortadan kaldırılmıştır. Aynı il
sınırları içerisindeki belediye ve köy tüzelkişilikleri, talep etmeleri halinde
ve büyükşehir belediye meclisinin de kararı olumlu çıktığı takdirde, büyükşehir
belediyesine katılabilecektir.
Bundan ayrı olarak,
imar ve altyapı zaruretleri dolayısıyla, büyükşehir belediye meclisi kararıyla,
İçişleri Bakanlığının teklifiyle ve Bakanlar Kurulu kararıyla, yine, büyükşehir
belediyesine katılım gerçekleşebilecektir.
Arz ettiğim gibi, bu
tasarıyla, hem büyükşehir belediyesinin hem de büyükşehir belediyesi bünyesinde
bulunan ilçe ve ilk kademe belediyelerinin görev ve sorumlulukları sayılmıştır.
Bunları şöyle özetleyebiliriz:
Birinci olarak,
büyükşehir belediyesi, stratejik planı yapacak, yıllık hedefleri koyacak ve
yatırım programlarını yapacaktır.
Bunun dışında, 1/2
000 ile 1/25 000 arasındaki her ölçekte nazım imar planını yapacaktır. Burada,
bir yenilik olarak, nazım imar planının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir
yıl içerisinde uygulama imar ve parselasyon planlarını yapmayan bünyesindeki
ilçe ve ilk kademe belediyelerinin yerine kaim olmak üzere, uygulama imar ve
parselasyon planlarını yapma yetkisini elde etmektedir. Bilindiği üzere, bundan
önce, maalesef, ilçe belediyeleri imar planlarını yapmamakta, parselasyon
planlarını büyükşehir belediyesinin tasdikine sunmaktaydı. Bu zaruret, yani, bir
yıllık bir süre içerisinde bu vazifeyi ifa etmeme durumunda getirilen müeyyide,
ilçe belediyelerini, daha iyi bir yerleşmeye imkân vermek üzere, imar planlarını
yapmaya zorlayacaktır.
Büyükşehir
belediyelerinin önemli görevlerinden biri, ulaşım anaplanını yapmaktır;
toplutaşıma hizmetlerini planlamak, koordine etmektir.
Büyükşehir
belediyeleri, coğrafî ve kent bilgi sistemini üretecektir.
Tarım alanlarını ve
su havzalarını koruyacaktır.
Katıatık yönetim
planını yapacaktır ve bunların depolanması, bertaraf edilmesine ilişkin
hizmetleri ifa edecektir.
Kültürel hizmetlerden
olmak üzere, kütüphane, müze ve spor, dinlence, eğlence ve benzeri yerleri
yapacak veya yaptıracaktır.
Doğal afetlerle
ilgili olarak hazırlıklar yapacak, her ölçekte plan yapacaktır.
Merkezî ısıtma
sistemi kuracaktır.
15
Detayları tasarıda
yazılıdır, bunları daha fazla okumak istemiyorum. Bundan sonra da ilçe ve ilk
kademe belediyelerinin görevleri gelmektedir.
Burada önemli bir
yenilik ve değişiklik de şudur: Belediyeler, bu hizmetleri, hem kendileri
yapacaklardır -mesela, imar planını- hem de yaptırabileceklerdir; yani, kendi
bünyesindeki personele yaptırabilecekleri gibi, sayılmış bulunan görevlerin
önemli kısmını, dışarıdan mal ve hizmet satın almak suretiyle
yaptırabileceklerdir. Bu, önemli bir yenilik ve değişikliktir.
Büyükşehir belediyesi
bünyesinde "AYKOME" ve "UKOME" kurumları muhafaza edilmiştir. Bilindiği üzere,
AYKOME, altyapı koordinasyon merkezidir. Burada, bir yenilik olmak üzere,
özelleştirme planına uygun olarak, altyapı hizmetinden sorumlu bir özel kuruluş
bulunduğu takdirde, o da AYKOME'nin üyesi kılınmıştır. Bilindiği üzere,
telekomünikasyon hizmetleri özelleştirme aşamasındadır. Şehirlerde, doğalgaz
dağıtım hizmetleri, önemli ölçüde ihale edilmektedir. Altyapı hizmeti veren bu
kurumlar da, bundan böyle, AYKOME'de temsil edileceklerdir.
AYKOME üyesi bu
müesseseler ortak yatırım programı hazırlayabilirler. Bu durumda, bu hizmetin
gerektirdiği, bu yatırımın gerektirdiği fonları altyapı yatırım hesabına tevdi
edeceklerdir. Burada, bir yenilik olarak, yeterli ödenek bulunmadığı takdirde,
bir koordinasyon bozukluğu olduğu takdirde, büyükşehir belediyesi veya ilgili
kuruluş, yeterli ödeneği kendi fonlarından karşılayacak ve ilerideki ödemelerle
mahsuplaşma gerçekleşecektir.
Yine, büyükşehir
bünyesindeki önemli kurumlardan bir tanesi UKOME'dir. UKOME, büyükşehir
dahilinde ulaşım ve trafik hizmetlerinin tek elden yönetilmesine yönelik olarak
kurulmuş bir müessesedir. Bu müesseseye şehirde ulaşım hizmeti veren kamu ve
özel sektör temsilcileri iştirak etmekte, kararlarda söz sahibi olmaktadırlar.
Büyükşehirde buna paralel hizmet veren il trafik komisyonunun yetkileri UKOME'ye
devredilmiştir. Böylece, bugüne kadar, il trafik komisyonu ve UKOME arasındaki
hizmet mükerrerliği, karar mükerrerliği sona erdirilmiş bulunmaktadır. Aynı
şekilde, Karayolları Trafik Kanununun bu kanuna aykırı hükümleri
uygulanmayacaktır.
Meclis komisyonlarına
baktığımızda, komisyonların çalışmalarına süre ve zaman tahdidi getirilmiştir.
Büyükşehir belediyelerinde en çok çalışan, en çok hizmet üreten komisyon olan
imar komisyonu 10 gün, diğer komisyonlar 5 gün çalışacaktır. Bu komisyonlar, bu
süre içerisinde, kararlarını meclise sunmadıkları takdirde, meclis başkanının
resen bu kararları gündeme alma yetkisi bulunmaktadır. Bunu da, meclis
çalışmalarına ve özellikle komisyon çalışmalarına hız kazandırmak bakımından
önemli bir değişiklik olarak takdirlerinize sunuyorum.
Bu tasarıyla
encümenin yapısı değiştirilmiştir. Bilindiği üzere, daha önce uygulanmakta olan
kanunda, encümen tamamen atanmış görevlilerden oluşmakta iken; bu tasarı, 5 artı
5; 5 atanmış, 5 de seçilmiş üyenin encümende görev almasını düzenlemiş
bulunmaktadır. Esasen, İhale Kanununun getirdiği düzenlemeler çerçevesinde,
encümenin de yetki ve fonksiyonu değişmiş bulunmaktadır. Meclis tamamen karar
organı statüsü kazanmış, encümenin yürütme organı olma vasfı öne çıkmıştır.
Elbette, belediye
başkanı, belediyenin başı ve tüzelkişiliğin temsilcisidir. Burada, belediye
başkanlarının, bundan böyle siyasî partilerin genel idare kurulu ve parti
meclisinde görev alabilecekleri; ancak, genel merkez yönetim ve denetim
organları ile il, ilçe, belde teşkilatında görev alamayacakları; aynı şekilde,
profesyonel spor kulüplerinin başkanlığını yapamayacakları ve yönetimde
bulunamayacakları tarzında bir düzenleme getirilmiş bulunmaktadır.
Belediye
başkanlarının görevden alınmasında, belediye meclisinin feshini gerektiren
sebeplerle görevden alınmasında Danıştayın kararı gerekli bulunmaktadır.
Bu tasarıyla,
memurları çalışmaya teşvik etmek bakımından, toplam personel adedinin yüzde
10'unu geçmemek üzere çalışanlara 2 ikramiye verilmesi öngörülmüş bulunmaktadır.
Takdir edileceği üzere, memurun tamamına ikramiye vermek teşvik fonksiyonunu
yerine getirmez. Bu ikramiyeden istifade etmek isteyen personel, memur, teşvikin
gereğini, icabını yerine getirmek zaruretinde olduğunu hissedecektir.
Büyükşehir belediye
gelirlerine ilişkin olarak getirilmiş bulunan yenilik ve değişiklik şudur:
Büyükşehir belediyesinin kurulu bulunduğu ildeki toplam vergi hâsılatının yüzde
4,1'i büyükşehir belediyelerine gelmekteyken, bu tasarı büyükşehir belediyesinin
gelirlerini artırmakta, bunu yüzde 5'e çıkarmaktadır. Aynı şekilde, bu yüzde
5'in dağılımına ilişkin olarak büyükşehir belediyeleri arasındaki adaletsizliği
giderici düzenleme yapılmıştır. Daha önceki uygulamada o ilde toplanan
vergilerin yüzde 40'ı doğrudan o büyükşehir belediyesine, yüzde 60'ı havuza
gitmekteyken, yeni düzenlemeyle bu oranlar yüzde 75 ve yüzde 25 olarak tanzim
edilmiştir. Yani, büyükşehir belediyesinin kurulu bulunduğu ildeki toplanan
vergi hâsılatının yüzde 75'i doğrudan doğruya o il büyükşehir belediyesine,
yüzde 25'i havuza gidecektir.
Belediyelerin
borçlanmasıyla ilgili olarak bu kürsüden çok şey gündeme getirildi. Şuna
dikkatinizi çekmek istiyorum: Bugüne kadar belediyelerin borçlanmasına ilişkin
olarak hiçbir yasal düzenleme bulunmamaktaydı. İlk defa hükümetimiz
belediyelerin borçlanmasına sınır getirmektedir. Bu sınırlama düzenlemesine,
Belediye Kanununda değişiklik yapılmak suretiyle borçlanmada getirilmiş bulunan
bu tahdide, büyükşehir belediyesi de dahil olmak üzere bütün belediyeler riayet
etmek zorundadırlar.
Nedir getirilmiş
bulunan sınırlama; birinci olarak, dışborçlanma, ancak, 4749 sayılı Kamu
Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna uygun olarak ve
yatırım programında yer alan yatırımların finansmanı amacıyla yapılabilecektir.
Aynı şekilde, tahvil
ihracı, yatırım programında yer alan yatırımların finansmanında
kullanılabilecektir. Tahvil ihracı, esasen, 1580 sayılı Kanunda da belediye
gelirleri arasında sayılmış bir gelir unsuru idi; bu bir yenilik değildir.
Burada, ilk defa tahvil
16
getiriliyor,
belediyelere, borçlanma yöntemi olarak; özellikle komisyonda tenkit edilmiştir.
Arz ettiğim gibi, bu, esasında, 1580 sayılı Kanunda da bulunan bir gelir
tarzıdır belediyeler bakımından.
Belediyelerin, bağlı
kuruluşlarının ve sermayesinin yüzde 50'sinden fazlasına sahip olduğu
şirketlerin iç ve dışborç stoku, bu gelirlerinin -bütçe gelirlerinin- yüzde
1'ini aşmayacak. Bu oran, büyükşehirler bakımından yüzde 1,5 olarak
uygulanacaktır.
Aynı şekilde, yıllık
borçlanmaya sınır getirilmiştir. Burada da, içborçlanma, aynı şekilde, bu
gelirlerinin yüzde 10'u mertebesinde kalacaktır.
Gayet tabiî, bu
borçlanmaya sınır getirilirken, belediyelerin yapacakları hizmetlerin de önü
kesilmek istenilmemiştir. Bu amaçla, teknolojik yatırımlarda, altyapı
yatırımlarında Devlet Planlama Teşkilatının uygun görüşü alındığı takdirde,
Bakanlar Kurulu kararıyla bu sınırlar aşılabilecektir.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Açıkalın.
MEHMET MUSTAFA
AÇIKALIN (Devamla) - Bu tasarının getirdiği önemli değişikliklerden biri de,
Belediye Kanununda düzenlenmiş bulunan kentsel dönüşüm ve gelişim projeleridir.
Bilindiği üzere,
burada iki şart bulunmaktadır; nüfus şartı vardır, alanın 50 000 metrekare
olması şartı vardır. Takdir edileceği üzere, bu bir fikir projesidir. Bunun
gerisinde, elbette ki, ilçe belediyelerinin ve büyükşehir belediyelerinin,
kendilerine verilmiş bulunan yetkiler çerçevesinde imar planlarını yapmaları
gerekmektedir. Bunu kolaylaştırmak üzere, davaların üç ay içerisinde
neticelenmesi öngörülmüştür. Aynı şekilde, buradaki, münferit -binalardaki-
harçlar da, indirimli uygulanmak suretiyle, dönüşüm projelerinin
gerçekleşmesinde kolaylıklar getirilmiş bulunmaktadır.
Gelecek yıllara sari
hizmetlerde, gerçekten, bir yıllık süre, birtakım hizmetlerin ifa edilmesinde
hizmetin yerine getirilmesini ya pahalı kılmakta idi ya da o hizmeti yerine
getirme hususunda engel teşkil etmekteydi. Burada, bu tasarıyla, tasarıda
sayılan hizmetlerin yıllara sari olarak birden fazla yılda temin edilmesine
imkân veren düzenleme getirilmiş bulunmaktadır.
Son olarak,
büyükşehir belediye sınırları konusunda düzenleme yapılmış bulunmaktadır.
İstanbul ve İzmit Büyükşehir Belediyelerinin sınırları, mülkî sınırlar olarak
düzenlenmiştir. Diğer büyükşehir belediyeleri bakımından kilometre esaslı bir
düzenleme yapılmış bulunmaktadır.
Bu tasarının
belediyelere, ülkemize hayırlı olmasını diliyor, teşekkür ediyorum.(AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Açıkalın.
Hükümet adına,
İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
genel yönetim yapımız içinde mahallî idarelerimizin yerini ve fonksiyonlarını
temelden değiştiren tasarılardan önemli birisi olan Büyükşehir Belediyeleri
Kanunu Tasarısıyla huzurlarınızda bulunuyoruz; bu vesileyle, Yüce Meclisin siz
değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.
Malumları olduğu
üzere, büyükşehir belediyeciliği anlayışıyla tanışmak için 1984 yılı
beklenilmiştir. Bu tarihten sonra, millî şairimiz Âkif'in çok veciz biçimde
yakındığı şehir görüntülerinin yavaş yavaş değiştiğine tanık olduk. Büyükşehir
statüsünü kazanan illerimiz, sanki bir sihirli değnekle dokunulmuş gibi
kabuklarını değiştirmeye başladılar; üstelik, modern kentleşme olgusunda öncü
rol üstlenerek diğer kentlerimizin de önünü açtılar. 1984 yılından itibaren
uydukentler, büyük parklar, metrolar günlük hayatımızın birer parçası olmaya
başladı.
Bir toplumun, bir
kentin tarzının nasıl değişebileceğine, yasal altyapının bu noktada ne denli
etkili olabileceğine en güzel örneklerden biri de 3030 sayılı Yasamızdı. Şimdi
aradan yirmi yıl geçti, yerel yönetim konsepti değişti. Daha önce sayılan ve
sınırlı görevlerini yürütmekten sorumlu olan yerel yönetim modeli, yerini
yönetimin başat öğesi yerel yönetimlerdir anlayışına bıraktı. Öte yandan, aradan
geçen yirmi yıl zarfında hem Türkiye'de ve hem de dünyada demokratik değerler
yeni anlamlar kazanmaya başladı. Demokrasinin okulu olan belediyelerin bu yeni
öğelerin öncüsü olmaları bakımından da yasal altyapının değişmesi gerekiyordu.
Son olarak, yerel
yönetimlerimiz kabuklarını delerek mevcut yasaların izin verdiği tartışmalı olan
pek çok alanda, vatandaşların talebi nedeniyle hizmet vermek zorunda kalmıştı.
Bir anlamda de facto durumun hukuk devleti kriterlerine dönüşmesi için de bu
değişim gerekliydi.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; şimdi izninizle bugün burada huzurlarınızda
tartışılacak tasarının neler getirdiğini anabaşlıklarıyla da bazılarını arz
etmek istiyorum.
Öncelikle, tasarıyla,
büyükşehir belediyelerinin kuruluş şartları yeniden tanımlanmıştır. Buna göre,
büyükşehir belediyeleri, en az 3 ilçe veya ilk kademe belediyesinden
oluşacaktır. Belediye sınırları içindeki yerleşim birimleri ile bu sınırlara en
fazla 10 000 metre uzaklıktaki yerleşim birimlerinin toplam nüfusu 750 000'den
fazla olan il merkez belediyeleri, fizikî yerleşim durumları ve ekonomik
gelişmişlik düzeyleri de dikkate alınarak, kanunla büyükşehir belediyesine
dönüştürülebilecektir.
Büyükşehir
belediyelerine katılmayı yeniden düzenleyerek, kanun konusu olmaktan çıkardık;
katılma kararını, ilgili ilçe veya ilk kademe belediye meclisinin talebi
üzerine, büyükşehir belediye meclisinin kararına bıraktık.
17
Öte yandan, imar
düzeni ve temel altyapı hizmetlerinin zorunlu kıldığı durumda, bu belediye ve
köyler, büyükşehir belediye meclisinin kararı ve İçişleri Bakanlığının önerisi
üzerine, Bakanlar Kurulu kararıyla da büyükşehir sınırları içine
alınabilecektir.
Büyükşehir belediyesi
sınırları içine katılan ilçe belediyeleri ile nüfusu 50 000 ve üzerinde olan
belediyeler, büyükşehir ilçe veya ilk kademe belediyesine dönüşecek, diğer
belediyeler ile köylerin tüzelkişiliği kalkacaktır.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, tasarıyla, bugüne kadar büyükşehirlerde en çok tartışılan,
büyükşehir belediyesi ile, bugün, bu tasarıyla adına "ilk kademe" dediğimiz
büyükşehrin ilçe belediyeleri arasındaki görev tartışmalarına da son veriliyor;
büyükşehir ile ilçe veya ilk kademe belediyelerinin görev ve sorumlulukları bu
tasarıda ayrı ayrı sayılmış oluyor.
Değerli arkadaşlarım,
tasarıyla getirilen önemli düzenlemelerden biri de, büyükşehir sınırlarında
yapılacak altyapı yatırımlarının tek elden yapılarak koordinasyonunun
sağlanmasıdır. Bu amaçla, altyapı koordinasyon merkezi oluşturulmuş; diğer kamu
kurum ve kuruluşları ile özel sektörün yapacağı altyapı yatırımlarının bu
merkezden koordine edilmesi sağlanmıştır.
Aynı şekilde,
büyükşehir sınırlarındaki ulaşım hizmetlerinin planlanması, yürütülmesi ve
koordinasyonu için, ulaşım koordinasyon merkezleri oluşturulmuştur. Bu
tasarıyla, büyükşehir belediyesine verilen trafik hizmetlerini planlama,
koordinasyon, güzergâh belirlenmesi ile taksi, dolmuş ve servis araçlarının
durak ve araç park yerleri sayısının tespitine ilişkin yetkiler, ulaşım
koordinasyon merkezi tarafından kullanılacaktır. Öte yandan, bu tasarıyla
büyükşehir belediyelerine verilen görev ve yetkilerin uygulanmasında, 2918
sayılı Karayolları Trafik Kanununun bu tasarıya aykırı olan hükümleri de
uygulanmayacaktır.
Halihazır yasadaki
kent plan bütünlüğü konusundaki aksamaları ortadan kaldırmak amacıyla da
birtakım tedbirler getirilmiştir. Bu çerçevede, büyükşehir belediyelerine,
Belediye Kanunuyla verilen yetki ve imtiyazlar haricinde, ilçe ve ilk kademe
belediyelerinin imar uygulamalarını denetleme yetkisi verilmiştir. Büyükşehir
belediyesince yapılan denetim sonucunda belirlenen eksiklik ve aykırılıkların
giderilmesi için, ilgili belediyeye üç ayı geçmemek üzere süre verilmesi
düzenlenmiştir. İmara aykırı uygulamalar ilgili belediye tarafından
giderilmediği takdirde, büyükşehir belediyesi tarafından 3194 sayılı İmar
Kanununun 32 nci ve 42 nci maddelerinde belirtilen yetkilerin doğrudan
kullanılması yolu da bu tasarıyla açılmıştır.
Değerli arkadaşlarım,
nüfusu 2 000 000'u aşan büyükşehir belediyelerinde 10, diğer büyükşehir
belediyelerinde de 5'i geçmemek üzere başkan danışmanı görevlendirilmesine de bu
tasarıda imkân veriliyor; ancak, danışman olarak görevlendirilebileceklerin en
az 4 yıllık yükseköğrenim kurumlarından mezun olması şartı aranmaktadır.
Danışmanların görev süreleri sözleşme süresiyle sınırlıdır; ancak, bu süre,
belediye başkanının görev süresini de aşmayacaktır.
Bu arada, büyükşehir
belediyesi ile bağlı kuruluşların arasındaki malî ilişkiye de yeni boyut
getirilmiştir. Bu bağlamda, belediye başkanının onayıyla, geri ödenmek üzere,
birbirlerinin nakit ihtiyaçlarını da karşılayabileceklerdir. Yapılacak herhangi
bir yatırımın, büyükşehir belediyesi ile bağlı kuruluşlarından bir veya
birkaçını aynı anda ilgilendirdiği ve tek elden yapılmasının maliyetleri
düşüreceğinin anlaşıldığı durumlarda, büyükşehir belediye meclisi, yatırımı,
kurumlardan birinin yapmasına da karar verebilecektir. Büyükşehir belediyesi,
büyükşehir belediye başkanının teklifi ve meclisin kararıyla, ilçe ve ilk kademe
belediyelerine, kesinleşmiş en son yıl bütçe gelirinin yüzde 3'ünü aşmamak ve
bütçede ödeneği ayrılmış olmak kaydıyla, ilgili belediyenin yatırım programında
yer alan projelerin finansmanı için de malî yardımda bulunabilecektir.
Öte yandan, tasarının
geçici 2 nci maddesiyle yapılan düzenlemeyle, büyükşehir belediyelerinin
sınırları genişletilmiştir. Buna göre, bu tasarının yürürlüğe girdiği tarihte,
büyükşehir belediye sınırları, İstanbul ve Kocaeli'nde il mülkî sınırlarıdır.
Diğer büyükşehirlerde, mevcut valilik binası merkez kabul edilmek ve il mülkî
sınırlarında kalmak şartıyla, nüfusu 2 000 000'a kadar olan büyükşehirlerde
yarıçapı 20 kilometre, nüfusu 2 000 000'dan fazla olan büyükşehirlerde yarıçapı
50 kilometre olan dairenin sınırı büyükşehir belediyesinin sınırını oluşturacak
bir düzenleme de bu tasarıyla getirilmiştir.
Tasarıya ve
tasarımızla getirdiğimiz bütüncül yaklaşıma destek vermenizi bekliyor, siz Yüce
Meclisin değerli üyelerini tekrar saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Bakan.
Şahsı adına, İzmir
Milletvekili Sayın Oğuz Oyan; buyurun.
OĞUZ OYAN (İzmir) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının bütünü üzerinde bu defa şahsım
adına söz aldım; ama bunu da Grup adına diye değerlendirebilirsiniz, devamı
niteliğinde.
Burada Büyükşehir
Belediyeleri Kanunu Tasarısını tartışıyoruz. Büyükşehir belediyeleri bu
tasarıyla çok önemli yetki artışına konu oluyorlar; aynı zamanda da büyükşehir
belediye başkanları, aslında diğer belediye başkanları da önemli bir güçlü
başkanlık sisteminin simgeleri haline geliyorlar.
Şimdi, bu tasarıyla,
büyükşehir belediyesi olan ya da olmayan arasındaki farklar büyümektedir; yani,
büyükşehir belediyesi olan ile il belediyesi olan arasındaki farklar
büyümektedir; farklar açılıyor. Açılan farklar var; ama, bir başka şey de var,
aralarındaki farklar çok büyük olanlar da tek bir potaya konuluyor. Yani, nedir
bu; işte, 10 000 000'u aşan İstanbul ile -il sınırları olarak bütünleştirdiğiniz
zaman İstanbul 10 000 000'un üzerinde bir kent- 750 000'lik bir belediye, hatta,
mevcut büyükşehir belediyeleri içinde 750 000'i tutmayanlar da var- aynı
esaslara göre yönetilmiş olacak; yani, bir anlamda, bu büyükşehirlerin en
büyüklerine göre, sürmezür, ısmarlama biçilen bir elbise küçüklere de
uydurulmaya çalışılacak; yani, böyle, özelliği olan birtakım kamu idarelerini
ortak bir potada eritecek, bunların hepsinin ihtiyaçlarına ne kadar cevap
verecek, ne kadarı geniş gelecek ya da dar gelecek; bu da, bu düzenlemenin ayrı
bir sorunu.
18
Tabiî, bu
düzenlemenin bir başka sorunu, kamu hizmetinde, kamu personelinin hizmet
sürekliliğinde de bir kesintiye yol açması; Sayın Bakanın da biraz önce
söylediği gibi, belediye başkanlarıyla birlikte gelip giden danışmanlar
örneklerinde olduğu gibi. Yani, bu, hem iyi hem kötü. Kötü tarafı da,
sürekliliği kıran bir yapı ortaya getirmesi; çünkü, kamu hizmeti, partizan
kadrolaşma dışında ele alınması gereken bir olay.
Şimdi, bu tasarıda,
dün kabul edilen Belediye Kanununda da var olan bir madde var. Belediye
Kanununun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasında, belediyelerin içme ve kullanma
suyu, toplutaşım, katıatıklarla ilgili düzenlemeler, her türlü düzenleme, yetki
devriyle, hak ve imtiyaz devriyle şirketlere gördürülebilecek düzenlemeler içine
alınıyordu. Bu tasarının 10 uncu maddesinde de, Belediye Kanununa gönderme
yapılıyor, aynı şey düzenleniyor.
Şimdi, bir kere, bu
tür hizmetler kamusal niteliktedir, münhasıran belediyenin hakkı olan
hizmetlerdir. Bu hizmetlere ait hak ve imtiyazların devri genel hükümlere göre
yapılır. Hak ve imtiyazların genel hükümlere göre devredilmesi, bu hak ve
imtiyazların özel hukuk sözleşmesiyle devri anlamına gelmekte. Anayasanın 47 nci
maddesinde, yapılan değişikliklerle, "...kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen
yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya
tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceği kanunla belirlenir"
deniliyor; ancak, burada bu düzenleme önümüze gelirken, yasa koyucu, bunu, çok
özel haller ve nedenler dışında, bu Anayasa hükmüne dayandırarak
kullanmamalıydı; çünkü, bütün kamu hizmetlerinin özel hukuk sözleşmeleriyle
yaptırılabilmesine izin veren düzenlemeyle karşı karşıyayız, aradaki fark bu.
Anayasanın öngördüğü şey, bunun bir istisnaî durum olarak öngörülmesi. Hepsini
böyle yapıyorsunuz; kamu hizmeti nerede?.. Dolayısıyla, burada, yasa koyucu,
herhangi bir alanda verilen hizmetin, kamu hizmetinin -kamu tarafından verilen
hizmet olarak belirlenmiş bir hizmet- çok özel haller dışında, özel hukuk
sözleşmeleriyle değil, kamu hukuk sözleşmeleriyle yapılmasını esas kabul
etmeliydi. Yasa koyucunun, bu hizmetleri kamu hizmeti olarak belirledikten
sonra, kamu hizmetlerinin, kamu hukuku sözleşmeleri dışında, özel hukuk
sözleşmelerine konu edilmesi için çok önemli nedenleri olması gerekirdi.
Dolayısıyla, burada haklı bir neden olmadığını belirtmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
burada denetimle ilgili birçok şeyden bahsettik. Burada, şirket kurma meselesine
gelince, elimizdeki denetlenecek yapıyı bir tasnif etmek lazım. Ortada üçlü bir
yapı var; bir, belediyelerin kendisi bir kamu tüzelkişiliği olarak bir alan;
ikincisi, bunun özel gelir ve gideri bulunan hizmetin yürütüldüğü bütçeiçi
işletmeler; üçüncü alan da, belediyelere verilen görev ve hizmet alanında
kurulan sermaye şirketleri; üç tane alan var. Peki, yasa tasarısı bu üç farklı
yapının aynı usul ve esaslara göre denetimini nasıl öngörebilir?.. Bunlar farklı
yapılardır, dolayısıyla farklı denetim hedeflerine göre denetlenmeleri
gerekirdi. Dolayısıyla da, farklı yapıların farklı hesap verme sorumlulukları,
ölçütleri öngörülerek, farklı derecelerde yerine getirilmesi sağlanmalıydı.
Oysa, ne böyle bir mekanizma var ne de bu şirketlerle ilgili, zaten, hesap verme
sorumluluğunu yerine getireceğine dair bir hüküm var. Değerli arkadaşlarım,
dolayısıyla, burada da denetimin, bir kez daha, nasıl, bu şirketler vesaire
yoluyla devre dışına çıktığını görüyoruz.
Bir başka dikkat
çekeceğim nokta; dün geçen Belediye Kanununun 8 inci geçici maddesi, burada
verilen bir önergeyle değiştirildi ve belediye borçlarının konsolidasyonu...
Burada, siyasî yapının, siyasetin, aslında, bir serbestlik alanı içerisinde, her
bir belediyeyle, ayrı ayrı bir uzlaşma komisyonu marifetiyle, bu borç
ertelemelerini ve borç indirimlerini; yani, af niteliğini içeren bu işlemi
yapabilmesine imkân sağlandı. Bunlar, hangi objektif, keyfî olmayan kriterlere
göre yapılacak, bunu bilmiyoruz. Yani, diyeceksiniz ki, bize güvenin.
Değerli arkadaşlarım,
size güvenmememiz için çok neden var. Bakın, bir tane örnek vereyim: Dün akşam,
şurada bir oylama yapıldı; bu oylamada 50'den fazla, burada var olmayan kişilere
ait pusulalar çıktı, aynı kişiye birden çok pusula çıktı. Yani, bakınız, burada
basit bir oylama mekanizmasında bile... Bu nitelikli çoğunluğa... Biz, burada
uyardık "nitelikli çoğunluk gerekir, üçte 2 gerekir" dedik; bunun üzerine bir
hareketlenme ve böyle, birtakım, bu işi bu şekilde aşabilir miyiz manevraları...
Yani, biz, nasıl bu geçici 8 inci maddeyle ilgili... Burada da geçici 3 üncü
maddede, bu, karşımıza muhtemelen tekrar bir değişiklik önergesiyle gelecek,
aynı mekanizma gelecek, biz, buna nasıl güveneceğiz?!
Bir başka şey, burada
tekrar uyarıyorum; nitelikli çoğunluk.. Bu, bir af hükmüdür, onu, burada, yine
büyükşehirler için getireceksiniz. Bu, nitelikli çoğunluk gerektirir. Bunun,
bırakın Anayasa Mahkemesini, Cumhurbaşkanından dönmesini istemiyorsanız, aynı
konuyla ilgili Meclis gündemini bir daha işgal etmek istemiyorsanız, bugün,
buradasınız, sizi daha bu saatten uyarıyorum, akşam saatlerine kalmadan
Grubunuzu 330'a tamamlayınız, bizden destek beklemeyiniz, kendiniz Grubunuzu
330'a tamamlayınız ve bu eksiği ikmal ediniz.
Değerli arkadaşlarım,
değineceğim bir başka konu; burada, önemli bir madde, 23 üncü maddedir. Diğer
tasarılarda, gerek İl Özel İdaresi Kanununda gerek Belediye Kanununda
belediyelerin gelirleri sayılmıyor, il özel idarelerinin gelirleri sayılmıyor;
yani, gelirleri düzenleyen düzenleme yok; bununla ilgili düzenlemenin daha sonra
geleceği söyleniliyor. Biz, hangi hizmetler karşılığında hangi gelirlerin
olduğunu, hangi malî dengenin olduğunu bilemiyoruz, bir tek burada var. Burada
olmasının nedeni de büyükşehir belediyeleri biraz türev belediyecilik tanımına
girmektedir; dolayısıyla, daha kolay tanımlanabilir bir çerçeve ve mevcut
çerçeveyi de taşıyan bir yapı getirilmiş.
Burada, üç noktaya
değineyim; bir tanesi, bu 23 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendine göre,
müşterek bahisten alınan Eğlence Vergisinin, hangi belediyelere, nasıl
paylaştırılacağı. Şimdiye kadar söz konusu olmayan, en azından mevcut durumda
söz konusu olmayan, müşterek bahislerden alınan Eğlence Vergisinde
büyükşehirlerin payı yoktu; siz, yüzde 50 bir pay getirmiş
19
oldunuz. Şimdiye
kadar bu payı tek başına alan hipodromun, at yarışlarının oynandığı ilçe
belediyesini, bir anlamda devredışı bıraktınız; çünkü, geriye kalan yüzde 50,
bütünü arasında paylaşılıyor; bunu, umarım, önergelerle düzeltme, olgunlaştırma
imkânına kavuşuruz; çünkü, burada, o ilgili ilçe belediyesinin kendi bütçesinde,
hem de içinde bulunduğumuz yıl itibariyle bile çok önemli bir kaybın ortaya
çıkacağını ve bundan sonra, belki, yıllara sâri yatırımlar açısından çok ciddî
aksamalar ortaya çıkacağını nasıl hesaba katmayız? Bunu mutlaka hesaba katmak
zorundayız; bu konuda, işte İstanbul-Bakırköy, İzmir-Buca ve Adana gibi birtakım
kentlerde, bu belediye gelirleri açısından çok ciddî sorunlar ortaya
çıkabilecektir.
Bu konuda, tabiî,
düzenlemeyi ertelemek de bir yoldur. Yani, daha sonra, biz, nasıl olsa belediye
gelirleri kanunu tasarısını, buraya, herhalde getireceğiz; düzenlemeyi oraya
bırakmak, buradan çıkarmak, ona taşımak da mümkündür; sağlıklı olan, doğru olan
yol budur.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Oyan,
lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
OĞUZ OYAN (Devamla) -
İkinci bir konu, burada, 23 üncü maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde ortaya
çıkan durumdur. Burada, şimdi, bu (d) bendinde, yönetmelikle düzenlenen bir
hüküm var, şimdiye kadar yürürlükte olan durum bu. Okuyorum hükmü: "Büyükşehir
belediyesine bırakılan sosyal ve kültürel tesisler, spor, eğlence, dinlenme
yerleri ve yeşil sahalar içinde tahsil edilecek her türlü belediye vergi, resim
ve harçları."
Mevcut uygulamada,
bu, bir yönetmelikle; yani, 3030 sayılı Kanunun 25/b maddesi uyarınca çıkarılan
bir yönetmelikle düzenleniyordu. Şimdi, tabiî, vergiyle ilgili bir düzenlemenin
yönetmelikle yapılması, verginin yasallığı ilkesiyle bağdaşmıyor; o bir tarafa.
Şimdi, siz bu kanunu, bu şekliyle yürürlüğe sokarsanız; yani, uygulamadaki hükmü
-uygulamadaki hükmü burada vaktim olmadığı için anlatmıyorum- burada nasıl bir
paylaşım olduğunu, 10 000 kişilik spor sahaları kompleksine ya da 2 000 kişilik
kapalı spor salonu kompleksine göre büyükşehir belediyesine mi yoksa ilçe
belediyesine mi yatırıldığını düzenleyen hükmü burada tekrarlamazsanız, şu anda
getirdiğiniz kanunda bir eksikliğe yol açarsınız. Yönetmelik kanunun üzerinde
olamayacağına göre, bunu, burada tamamlamak durumundayız.
Nihayet, son bir
nokta; 23 üncü maddenin ikinci fıkrasının da yeniden gözden geçirilmeye ihtiyacı
vardır. Burada, il sınırları içerisinde alınan verginin yüzde 75'inin ilgili
büyükşehir belediyesine, kalan yüzde 25'inin de diğer belediyelere -toplam 16
belediyeye- nüfuslarına göre pay edilmesi öngörülüyor. Nüfuslarına göre pay
edilmesi hükmü, mayıs ayında, Anayasa Mahkemesinin kararıyla iptal edilmiştir;
tek kriter olarak, nüfusa göre bir paylaştırmanın adil olmadığı söylenilmiştir.
Dolayısıyla, burada, bu paylaştırmayı adil kriterlere göre yapmak zorundayız;
bunu getirmek lazım. Kaldı ki, bir noktada, bu paylaştırmayı yaparken...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Oyan,
çok iyi hazırlanmışsınız, konuşuyorsunuz; ama, diğer maddelerde de
konuşmalarınız devam edecek herhalde.
Son olarak 1
dakikalık eksüre veriyorum ve sürenizi uzatmayacağım.
Buyurun.
OĞUZ OYAN (Devamla) -
Dolayısıyla, nüfus kriteri yeterli değildir; bir, bunu çözmek lazım. İki;
çözmemiz gereken bir konu daha var -en azından asgarî olarak çözmemiz gereken
bir konu- büyükşehir sınırları içerisinde yer alan ilçe ve ilk kademe
belediyelerinin de bundan pay almasını sağlamak durumundasınız; çünkü, benzer
alanda hizmet üretmeye çalışıyorlar.
Tabiî, bunu daha
genişletmek de mümkündür, il belediyelerini katmak da mümkündür. Muhtelif
önergeler hazırlanabilir. Bizim, burada, size tekliflerimiz var. Bunları,
umarım, sağlıklı bir şekilde müzakere etme, inceleme fırsatı bulursunuz.
Ben, bu vesileyle,
tekrar, Büyükşehir Belediyesi Kanunu Tasarısının, bugün, olması gereken
olgunlukta karşımıza gelmediğini ve aslında, belki de gelmesinin mümkün
olmadığını; çünkü, bunu hazırlayan bütün çerçeve mevzuatın, zaten bu eksikli ve
kusurlu yasa tasarısını karşımıza getirmeye âdeta mecbur olduğunu söyleyerek
görüşlerimi noktalamak istiyorum.
Teşekkür ediyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Oyan.
Sayın
milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ
KANUNU TASARISI
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam ve
Tanımlar
Amaç
20
MADDE 1.- Bu Kanunun
amacı, büyükşehir belediyesi yönetiminin hukukî statüsünü düzenlemek,
hizmetlerin plânlı, programlı, etkin, verimli ve uyum içinde yürütülmesini
sağlamaktır.
BAŞKAN - 1 inci madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Trabzon Milletvekili Sayın Akif
Hamzaçebi; buyurun.
Şahsınız adına olan
konuşmanızı da birleştirerek, size 15 dakika süre veriyorum.
CHP GRUBU ADINA
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Büyükşehir Belediyesi Yasası Tasarısının 1 inci maddesine ilişkin olarak,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım; sözlerime başlarken, hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Hükümetin, Kamu
Yönetimi Temel Kanunu Tasarısından sonra, yerel yönetimleri ilgilendiren üçüncü
tasarı olarak gündemimize getirmiş olduğu bir tasarı bu. Gerçekten, yerel
yönetimler, sadece Türkiye'de değil, dünyada giderek artan bir öneme sahip olan
kurumlar. Sadece bir hizmet kurumu değil, aynı zamanda, demokratik siyasî
kurumlar olarak, bütün demokrasilerde önemli bir yer işgal etmektedir yerel
yönetimler.
Yerel yönetim
kurumunun temelinde, yerel demokratik değerler vardır. Yani, vatandaşların,
kendilerini en çok ve en yakından ilgilendiren konularda, kendilerini özgürce ve
demokratik yollarla yönetebilmesi olarak ifade edilmektedir bu. Vatandaşların
kendilerini en çok ve en yakından ilgilendiren konular, bizim Anayasamızda da
"mahallî müşterek ihtiyaçlar" olarak ifade edilmiştir.
Küreselleşme olgusunu
yaşıyoruz. Küreselleşme, hepinizin bildiği gibi, bir yandan ülkeler arasındaki
coğrafî sınırları esnetirken, öte yandan da yereli ve yerel yönetimleri giderek
daha önplana çıkarmaktadır. Küreselleşmenin, devlet, ekonomi ve toplum
kavramları üzerinde çok büyük etkisi vardır; bu kavramları çok köklü bir şekilde
değişime uğratmakta, etkilemektedir ve bunun sonucunda, artık, uluslararası bir
ekonomik sistem yerine, ulusüstü bir ekonomik sistem giderek dünyada oluşmaya
başlamıştır diyebiliriz.
Geçmişte ve halen
ulusal ekonomiler devlet sınırları içinde yer alırken, küreselleşmenin giderek
artan etkisiyle birlikte, artık, devletlerin piyasalar arasında, pazarlar
arasında, içerisinde yer aldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Küreselleşmenin
yönetimler üzerinde çok büyük etkisi var tabiî ki. Birincisi, ulus devletin
yetki alanını, güç alanını daraltmaktadır. Eskiden, ulus devletin hâkimiyet
alanında, yetki alanında olan bazı konular, küreselleşmenin etkisiyle, ulusüstü
kurumlar tarafından düzenlenebilmektedir. Avrupa Birliği bunun çok önemli bir
örneğidir. Avrupa Birliğine üye ülkeler, eskiden, demokratik olarak kendi ulusal
sınırları içerisinde, ulusal yönetimleri tarafından kararlaştırılan bazı
hususları Avrupa Birliğinin yönetim organlarına bırakmışlardır. Bu, ulus
devletin özerklik kaybettiği alanlardan bir tanesidir. Buna meşruiyet eksikliği
veya demokrasi kaybı veya demokrasi açığı da diyebiliriz. Demokratik
uygulamaların meşru olma zorunluluğunu dikkate aldığımızda, bu uygulamaların
karar sürecine katılanlar ile bu uygulamalardan etkilenenlerin birbiriyle her
zaman örtüşmediğini görüyoruz. Bu, toplumların gelişme düzeyine bağlı olarak, o
toplumlar tarafından kolaylıkla hazmedilebilir veya hazmedilmeyebilir; tabiî ki,
ikisi arasındaki fark, toplumlarda ortaya çıkacak sorunlarla, problemlerle
ilgilidir.
Değerli arkadaşlar,
bütün bu tartışmaların temelinde ise, bu gelişmelerin sonucunda, ulus devletin
müdahale kapasitesinin, müdahale gücünün azalması yatmaktadır. Artık, hepinizin
bildiği gibi, örneğin, devletler, istedikleri gibi, istedikleri oranda vergi
koyma yetkisine sahip değildir. Bir ülkenin alacağı vergi kararları, her zaman,
bir başka ülkenin vergi kararlarıyla ilişkili olmak zorundadır. Aksi takdirde,
kendi ülkeniz için, yatırımlar için çok uygun bir ortamı yaratamamış olursunuz.
Devletlerin böylesi açmazları vardır.
Bunları şunun için
söylüyorum: Böylesi bir gelişmeyi yaşadığımız dünyada, gerçekten, küreselleşme
eğilimlerine karşı, küreselleşmenin yarattığı küresel merkezîleşme eğilimlerine
karşı, yerel yönetimler, gerçekten, bütün bireyler, bütün vatandaşlar tarafından
önemli bir güvencedir. Yerel yönetimler, giderek daha önem kazanmaktadır.
Eskiden ulus devletlerin üstlendiği görevlerin bir kısmının şimdi uluslarüstü
bazı kurumlar tarafından üstleniliyor olması, yerel yönetimleri, ulus devletler
tarafından yürütülmekte olan bazı görevler konusunda, kendilerini, yetkili
olmak, görevli olmak konusunda arzu duymaya sevk etmiştir. Yerel yönetimlerin
giderek özerkleşmesi veya giderek daha bağımsız eğilimlere sahip olmasının
temelinde bu yatmaktadır ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı da buradan
doğmuştur. 1985 yılında Avrupa Bakanlar Konferansında imzalanmış olan bu şart,
Türkiye tarafından da 1991 yılında -bazı çekincelerle tabiî ki, Türkiye'nin
idarî yapısından kaynaklanan bazı çekincelerle- onaylanmıştır.
İster özerk olsun
isterse adına özerk demeyelim; ama, merkezî yönetimden bağımsız olarak yerel
yönetimlerin organizasyonunda, temelinde şu vardır: Birincisi, yerel yönetimler
yapacakları işleri kendi sorumluluğu altında yapacaklardır; ikincisi, kendi
özkaynaklarıyla yapacaklardır; üçüncüsü de, bütün bu işleri demokratik
yöntemlerle seçilmiş organları vasıtasıyla yapacaklardır. Yerel yönetimlerin
özerkliği veya bağımsızlığı veya merkezî yönetimden bağımsızlığını bu şekilde
tanımlamak gerekir.
Yine, Avrupa Yerel
Yönetimler Özerklik Şartının şartlarından bir tanesi de, yerel yönetimlerin malî
kaynaklarıyla uyumlu olarak kendilerine birtakım görevlerin verilmesi
gerektiğidir. Yani, birtakım görevleri veriyorsanız, bu görevlere paralel olarak
gerekli malî kaynakları da sağlamak zorundasınız.
21
Bu tasarıları
görüşürken, gerçekte bu tasarıların ayrılmaz bir parçası olması gereken yerel
yönetimlerin gelir kaynaklarını düzenleyen tasarıların da buraya gelmiş olması
gerekirdi; ancak, ne İl Özel İdaresi Kanununda ne de Belediyeler Kanununda bu
düzenlemeleri görebildik. Şimdi görüşmekte olduğumuz Büyükşehir Belediyeleri
Kanunu Tasarısında ise, bir gelir düzenleyici hüküm var; ancak, bütün bunları
bir arada düşündüğümüzde, yerel yönetimlere, gerçekten, kendi sorumluluklarıyla,
görev alanlarıyla bağlantılı olarak birtakım gelir kaynaklarının nasıl
sağlanacağı üzerinde düşünmek gerekir. Bu konuda dünyada farklı uygulamalar var.
Bunlara bakıldığında, birçok ülkede, merkezî yönetimden aktarılan paylar
dışında, yerel yönetimlerin kendi gelir kaynaklarının olduğunu görürüz. Merkezî
yönetimden aktarılan paylar dışında, kendi gelir kaynakları güçlü olmayan
yönetimler, gerçekte, demokrasi açısından, vatandaşa hizmet açısından çok güçlü
olamazlar, güçlü tavırlar sergileyemezler, güçlü kararlar alamazlar.
O halde, yapılması
gereken, bu yönetimlere, Türkiye ölçeğinde -ben, bunu, büyükşehir belediyeleri
olarak anlıyorum ve öyle örnek vermek istiyorum- büyükşehir belediyelerine,
özellikle belli yatırım projelerinin finansmanı için, gerektiğinde, alt ve üst
sınırları yasada belirtilmek suretiyle, kendi yetkili organlarının kararıyla ve
referanduma giderek, bir vergi koyma veya kaynak sağlama yetkisi mutlaka
verilmelidir. Diğer ülkeler de Gelir Vergisi veya Kurumlar Vergisi üzerine ilave
1 veya 2 puan veya genel tüketim vergisi olarak isimlendirilen Katmadeğer
Vergisinin üzerine ilave 1 veya 2 puanı, o belediyeler, referanduma giderek,
belli yatırım projelerinin finansmanında kullanacağını taahhüt etmek suretiyle,
halkoyundan geçirebilirlerse, böyle bir kaynağı kullanma hakkına sahip olurlar.
Böyle yaklaşımları, Türkiye'nin gerçekten bağımsız, daha doğrusu, yerel
yönetimlerin göreceği hizmetlerle orantılı gelir kaynaklarına kavuşabilmesi
açısından düşünmek gerekir.
Tasarıları bu açıdan
çok eksik görüyorum, çok yetersiz görüyorum. Buna karşılık, tasarıların
getirdiği tek düzenleme, yerel yönetimlere borçlanma yetkisinin verilmiş
olmasıdır. Borçlanma yetkisinin, Türkiye'nin içinde bulunduğu kamu borç stokunun
büyüklüğü ve borcun çevrilebilirliği sorunu dikkate alındığında, belediyelerde
gerçekte ne kadar geri tepen bir silah olduğu önümüzdeki yıllarda ortaya
çıkacaktır. Bu konuda, gayet yapıcı olarak, ülkenin kamu finansman dengesini göz
önünde bulundurmak suretiyle "gerektiğinde, borçlanma konusunda yerel yönetimler
için ilave sınırlar getirmeye Hazine Müsteşarlığı yetkili olmalıdır" şeklindeki
önerilerimiz, maalesef, kabul görmemiştir. Aynı öneriyi, yine bu yasa
tasarısında da yapacağız. Takdir, tabiî ki, Genel Kurulundur.
Tasarının bu konuda
yapmış olduğu bir düzenleme de, gerçekte, Türk hukuk tarihi açısından ilginç bir
örnektir. Tasarı, elektrik ve gaz tüketim vergisinden söz etmektedir.
Değerli arkadaşlar,
bunu, Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeler sırasında hatırlattık, uyardık;
bir kez daha uyarmayı görev sayıyorum. Bizim kanunlarımızda, şu anda, elektrik
ve gaz tüketim vergisi diye bir vergi yoktur. Belediye Gelirleri Kanununa
bakarsanız, Elektrik ve Havagazı Tüketim Vergisi vardır. Havagazı şu an
kullanılmadığı için, bu verginin o bölümü uygulanmamaktadır, elektrikle ilgili
kısmı uygulanmaktadır; ama; hükümet, bu verginin adını şimdiden değiştirerek,
doğalgaza ileride vergi getirmeyi düşündüğü için, bu tasarıda böyle bir tabir
kullanmaktadır.
Değerli arkadaşlar,
gelecekte getirilecek bir verginin adını şimdiden koymak gibi bir uygulamayı,
ben, bugüne kadar, mesleğim gereği, hiç görmedim, duymadım; Türk hukuk
tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde de böyle bir örneğin olduğunu
hatırlamıyorum. Tasarının, belediyelerin gelir kaynakları konusundaki yaklaşımı,
borçlanma dışında, maalesef, olmayan bir verginin adını şimdiden koymak
olmuştur.
Değerli arkadaşlar,
büyükşehir belediye yönetimi bir ihtiyaçtan doğmuştur. 1930'lu yıllarda 1580
sayılı Belediye Yasasıyla başlayan belediye mevzuatımız, 1980'li yıllarda 3030
sayılı Büyükşehir Belediye Yasasıyla bir aşamaya gelmiştir. Büyük kentlerin,
metropol kentlerin klasik belediyecilik anlayışıyla, 1580 sayılı Kanundaki
anlayışla, onunla sınırlı olarak yönetilmesi mümkün olmadığından, gerçekten,
3030 sayılı Yasa o dönem için bir aşamaydı. 3030 sayılı Yasadan bu yana yirmi
yılı aşkın bir zaman geçti. Yirmi yılda, Türkiye, çok önemli sorunlar yaşadı,
kentlerinde çok önemli gelişmeler yaşadı, toplumsal alanda, demokratik alanda
çok önemli değişimler yaşadı, kentleşme alanında çok önemli değişimler yaşadı.
Bütün bunların yarattığı bir birikim var; ama, bu tasarılara baktığımızda, bu
birikimlerin bu tasarıya yansıdığını söylemenin mümkün olmadığını düşünüyorum.
Bu birikimlerden büyük kentlerimiz için çok önemli çözümler üretebilirdik,
koyabilirdik, gerçekleştirebilirdik; ancak, maalesef, bu tasarıda onu görmek
mümkün değil. Ufak tefek birtakım iyileştirmeler adına bir tasarıyı, büyükşehir
belediye tasarısını, buraya getirmenin anlamlı olmadığını düşünüyorum, bunun bir
iddia olamayacağını söylemek istiyorum.
Büyük kentlerimizin
en önemli sorunu nedir şu anda; hızlı kentleşmenin, büyük kentlere yaşanan göçün
yarattığı yerleşim sorunu, konut sorunu. Bu yasalarda, bu tasarılarda, bunu
çözen herhangi bir yaklaşım var mıdır?! Efendim, onlar, İmar Yasasının ve diğer
yasaların konusudur denilecektir; ama, soruyorum ben sizlere, büyükşehir
belediyelerini yeni bir yönetime, yeni bir yönetim anlayışına kavuşturuyoruz
iddiasıyla getirilen bu yasanın, imar düzenine, imar sistemine yapacağı hiçbir
katkı yok ise, bu yasanın yeniliği nerededir acaba?! İmar mevzuatının yarattığı
sorunlar ortadadır. Kentlerdeki gecekondulaşmanın en büyük nedenlerinden birisi,
arsa sıkıntısıdır. Arazi var; ama, bu, bir türlü arsaya dönüşemiyor. Bu
mekanizmayı iyileştiren hiçbir şey göremiyorum bu sistemde. İmar planlarının
yarattığı sorunları çözmeye yönelik, yine belediyeler bünyesinde kurulacak bir
imar otoritesi, bir imar kontrol otoritesini burada yine göremiyoruz.
22
Kentleşmenin
yarattığı sorunun, imar sorununun gerisinde ne vardı; kentlere göç, kentlere
büyük nüfus akını. Bu, kentlerde çok büyük yoksulluk demektir. Kentlerdeki bu
insanların önemli bir kısmı, ya günlük işlerle ya parçabaşı işlerle yaşıyor ve
bu insanlarımız, çok büyük bir gerilim içerisinde yaşıyor.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Hamzaçebi, 1 dakikalık süre vereceğim; lütfen, konuşmanızı tamamlayın.
Buyurun.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Devamla) - Teşekkür ederim. Toparlıyorum Sayın Başkan.
Bu insanlarımız,
yoksuldur, belki eğitim düzeyleri o kadar yüksek değildir; ama, küreselleşmenin
bu metropollerde yaşayan bu insanlarımızın beklentileri, talepleri çok yüksektir
ve bu beklentileri klasik politikalarla, sınıfsal politikalarla çözmek,
karşılamak da mümkün değildir. Çok daha farklı bir anlayışın belediyeler
tarafından, yerel yönetimler tarafından üstlenilmesi gerekir. Artık, bu
vatandaşlarımız, sadece yerel yönetimlerden hizmet değil, biraz himmet de
beklemektedir. Ancak, tasarıların anlayışı, bu konuda, belediyelerin sadece
sosyal yardım yapabileceği şeklinde bir görevi saymak olmuştur. Bu konuda
kapsamlı bir sosyal yardım programının bir parçası olarak belediyeler
düşünülmemiştir.
Bu vesileyle,
tasarının bu eksikliklerini sizlere ifade etmek istedim. Dinlediğiniz için
teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Hamzaçebi.
Madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
1 inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kâtip Üyemizin
sunumunu oturduğu yerden yapmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi
okutuyorum:
Kapsam
MADDE 2.- Bu Kanun,
büyükşehir belediyesiyle büyükşehir sınırları içindeki belediyeleri kapsar.
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sivas Milletvekili Sayın Nurettin
Sözen; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
NURETTİN SÖZEN (Sivas) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 619 sıra sayılı
Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısına ilişkin görüşlerimi, Grubum adına,
bilgilerinize sunacağım; öncelikle, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
büyükşehir belediyeleri, büyükşehir ölçeğinde belediye hizmetlerinin etkin,
üretken ve demokratik olması için görev yapan, büyükşehir içindeki ilçe ve ilk
kademe belediyeleri arasında eşgüdümü sağlayan belediyelerdir.
Mevcut Büyükşehir
Belediyesi Yasasının, bugünkü ihtiyaçlarımıza cevap vermediğini biliyoruz.
Uygulamada, yasada çıkan boşluklar yönetmeliklerle doldurulmaya çalışılmıştır.
Bu da, birçok sorunun ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Yine, 3030 sayılı
Yasanın uygulamasında, büyükşehir belediyeleri ile ilçe belediyeleri arasında
ciddî anlaşmazlıklar yaşanmıştır. Kademeler arasında yetki, sorumluluk ve kaynak
anlaşmazlıkları doğmuştur. Büyükşehir belediyeleri ile ilçe belediyeleri
arasında gelir dağılımında, kaynakların kullanımında anlaşmazlıklar mevcuttur,
daha çok da, imar uygulamalarında tartışmalar yaşanmıştır. Bu yasa tasarısının,
yaşanmış anlaşmazlıklardan ders çıkarılarak kısmen düzenlenmiş olduğunu
memnuniyetle görmekteyim. İstanbul'da, Gökkafes ve Park Otel inşaatları
dolayısıyla çıkan anlaşmazlıklar, büyük ölçüde kamuoyuna yansımıştı. Ankara'da,
İzmir'de, Adana'da ve Gaziantep'te, benzer anlaşmazlıklar yaşandığını biliyorum.
Değerli arkadaşlar,
AKP'nin daha önce hazırladığı yasa tasarılarında da gördük ki, tasarıların
Anayasamıza uygunluğu konusunda gerekli duyarlılık ve titizlik
gösterilmemektedir. Bu yüzden de, çok sayıda yasanın, ya Cumhurbaşkanınca
Meclise geri gönderildiğine veya Anayasa Mahkemesince iptal edildiğine tanık
olmaktayız. Gerek tüm mahallî ve müşterek ihtiyaçların yerel yönetimlerce
karşılanacağı ilkesi ve gerekse merkezî idarenin yetki devirlerinde olduğu gibi,
Anayasaya aykırılık iddiaları mevcuttur. Ayrıca, daha önce Bakanlar Kurulu
kararıyla kurulmuş şirketlerin belediye meclisi kararıyla özelleştirilmesi gibi,
hukuk kurallarına uymayan maddeler bu tasarıda mevcuttur. Bugün, her boydaki
yerel yönetimlerin ciddî kaynak sorunları var. Öncelikle de, bu konuda kaynak
yaratılmasına yardımcı olacak yasa ve yasa maddelerine gereksinim var. Umarım ve
dilerim ki, bu tasarı ve bundan sonra gelecek tasarılar, Anayasaya uygun olarak
düzenlenmiş olsun, yerel yönetimlerin kaynak sorunlarını çözsün ve böylece,
belediyelerden beklediğimiz hizmetler de yerine getirilebilsin. Bu konuları,
yani, Anayasaya aykırılık ve de kaynak yaratılması alanlarındaki eleştiri ve
önerileri, konunun uzmanlarına bırakmayı yeğliyorum.
Şimdi, diğer konuları
ve daha da önemlisi, önemli saydığım bazı önerileri bilgilerinize sunmak
istiyorum. Bunlardan birincisi; İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisinin
yapacağı 1/25 000 ölçekli nâzım plan dışında, Sakarya'dan başlayan ve tüm
Trakya'yı kapsayan alanda bölge yerleşim planı yapmakta çok geciktik. Hiç kuşku
yok ki, İstanbul, bu bölgeyi ciddî olarak etkilemektedir; bu bölge de İstanbul'u
büyük ölçüde etkilemektedir. Dolayısıyla, başta arazi kullanımı olmak üzere,
doğru bir gelişme stratejisi
23
saptamanın gerekli
olduğu kabul edilmelidir. Akla gelen soru şudur: Bu planı kim veya hangi organ
gerçekleştirecektir? Cevap hazırdır; bu bölge içindeki tüm belediyelerin
katılacağı bölge belediye meclisi oluşacaktır. Bu meclisin başkanı, İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanı olabilir. Bu meclis, yılda iki kez toplanır ve şu
görevleri yapar: Bölge arazi kullanımı planlamasını yapar, bölgesel gelişme
planını yapar ve son olarak da çevre koruma planını yapar. Bu konuda çok geç
kaldığımızı söylemiştim. Eğer, bu konu otuz yıl evvel, elli yıl evvel
çözülseydi, bugün, Sultanbeyli gibi, Ümraniye gibi, Kumburgaz gibi veya buna
benzer, çarpık kentleşme örnekleri veren bölgeler ve beldeler oluşmayacaktı.
İkinci önemli önerim
şudur: Büyükşehirlerde, yolları, kavşakları, trafik ışıklarını, trafik çizgisini
ve yolların asfaltlanmasını büyükşehir belediyeleri yapar, büyük oranda kentiçi
ulaşımı sağlar, yayalaştırmayı gerçekleştirir; ancak, trafik, polisler
tarafından yönetilir, ehliyeti onlar verir; taksi, minibüs durak ve plakalarını
vilayet verir. Ayrıca, büyükşehir belediyesinde, karayolu, bazılarında
denizyolu, bazılarında metro, tramvay ve banliyö treni dışında özel ulaşım
araçları da mevcuttur. Bu ulaşıma çok sayıda otorite karışır ve eşgüdüm, çoğu
zaman anlaşmazlıklarla sonuçlanır. Çözüm basittir; ulaşım ve trafik büyükşehir
belediyelerinin görevidir, ulaşım ve trafik tek elden yönetilir; ileri ülkelerde
olduğu gibi; hemşeriler evlerinden işlerine, işlerinden evlerine tek kartla,
yani tek biletle gidip gelirler. Kuşkusuz, bu, benim buluşum değildir; ileri
Batı ülkelerinde uygulanan bir sistemdir. Bu alanda da çok geç kalmış
durumdayız. Bu konuyu da ele alma zamanı gelmiş ve geçmektedir.
Plan ve Bütçe
Komisyonunda bir öneriyle vilayet trafik komisyonunun devredışı bırakılmasını,
bu önerimin bir parçası olarak sayıyorum ve memnuniyetle karşılıyorum.
Üçüncü önemli önerim
şudur: Büyükşehir belediyesine bağlı kuruluş ve şirketler, televizyon ve radyo
işletmesi kurabilmelidir, il belediyeleri ise, sadece radyo kurabilmelidir.
Bilindiği gibi, gerek Belediye Yasası ve gerekse Büyükşehir Belediyesi Yasası,
bazı kararlarla ilgili kamuyu bilgilendirme zorunluluğu getirmektedir. Meclis
kararları, encümen kararları, ihaleler ve etkinlikler kamuoyuna nasıl
duyurulacaktır? Belediye meclisi toplantıları TV'den yayımlanırsa -Meclis
çalışmalarının yayımlandığı gibi- demokratikleşme yolunda ciddî bir adım atılmış
olacaktır. Günümüzün büyükşehir belediyelerindeki en önemli konu olan trafik
akışında kentliye yardımcı olmanın yolu bir televizyona sahip olmaktan geçer.
Kapatılan yollar, kesintiye uğrayacak su, elektrik, doğalgaz bilgileri anında
halka ulaştırılmalıdır. Eskiden Anadolu'da beldelerde, biliyorsunuz tellallar
belediye kararlarını halka duyururlardı, daha sonra, bazı gelişmiş ilçelerde
hoparlörlerden sokaklara ve parklara belediye kararları duyurulmaya başlanıldı.
Nüfusu 1 000 000'dan 10 000 000'a ulaşan büyükşehirlerin günümüzde halkına
ulaşabileceği çağdaş hangi araç vardır televizyon ve radyodan başka. Ayrıca,
büyükşehir belediyelerinde de -Belediye Yasasında da söylediğim gibi- artık
e-belediyeciliğe, e-posta sistemine de dönüşmek gerekmektedir. Bu konuyla,
büyükşehir belediyesi yönetimiyle ilgili diğer dilek ve önerilerimi de hızlı bir
şekildi ifade etmek istiyorum.
İmar Yasası, Boğaziçi
Yasası ve Gecekondu Yasası kurallarına aykırı yapıların yıkım ve görev yetkileri
belediyelere verilmiştir; ancak, bu alanda belediyelere verilen yetkiler
sınırlıdır. İnsanlığın ve dünyanın malı olan Boğaziçiyle ilgili -biliyorsunuz,
Anayasa Mahkemesince yasası iptal edilmişti- onbeş yıldan beri hiçbir yasa
çalışması yapılmamıştır. Bundan onbeş yıl evvel görev yaptığım dönemde, Boğazla
ilgili üniversitelerin ve ilgili odaların görüşü alınarak bir yasa taslağı
hazırlanmıştır. Dilerim ki, ilk fırsatta, hükümet, Boğaziçi yasasını da hazırlar
ve bu boşluğu da doldurmuş olur.
Büyükşehir
belediyeleri zabıta örgütünün de yeniden ele alınması ve daha çok yetkiyle
donatılması gerekmektedir.
Büyükşehirlerin
kanunla kurulması kaçınılmazdır; ancak, konulan ölçütler yetersizdir. Nüfus
yapısı yanında, ekonomik yapı, kültürel ve coğrafî özellikler de mutlaka
gözönüne alınmalıdır.
Hazine arazileri
belediyelere devredilmelidir; ancak, bu arazilerde, kamu yararı olan tesislerin
yapılmasına özen gösterilmelidir.
Büyükşehir belediye
başkanları, ilçe ve ilk kademe belediye başkanlarıyla yılda en az iki kez bir
araya gelmelidir; keza, muhtarlarla da yılda iki kez bir araya gelmelidir.
Büyükşehir
belediyelerinin devlet dairelerinden ciddî alacakları vardır; bu nedenle,
belediye ile devlet kurumları arasında mahsup işlemleri gerçekleştirilmelidir.
Büyükşehir
belediyesinin malî yapısıyla ilgili olarak öngörülen gelirlerin dışında, merkezî
idareden intikal eden görevlerin de ödenekleri büyükşehirlere aktarılmalıdır.
Büyükşehir belediye
meclisleri, rutin toplanma tarihleri dışında, olağanüstü toplanmalıdır.
Tasarıda "Büyükşehir
belediyesine katılma" başlığı altındaki yöntem ve koşulların, Avrupa Yerel
Yönetimler Özerklik Şartına uygun hale getirilmesi gerekmektedir. Yani, katılma
söz konusu olunca, belde halkının, referandum yoluyla oluru, olmazsa olmaz koşul
olmalıdır.
Tasarıda çok ince bir
politik hesaba yer verilmiştir. Tasarıda, elektrik ve gaz tüketim vergisinden
söz edilmektedir. 2404 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda, Elektrik ve Gaz
Tüketim Vergisi yer almaktadır. Adı geçen yasadaki gazla, o yıllarda sadece
birkaç ilde bulunan havagazı kastedilmektedir. Oysa, bugün, büyükşehirlerde ve
de diğer belediyelerde sadece doğalgaz mevcuttur. Dolayısıyla, tasarıda, açıkça
doğalgaz yazılması gerekirken, sadece gaz yazılmak yoluyla, doğalgazla ilgili
gelecek doğalgaz vergisi gözden kaçırılmak istenilmiştir. Bana göre, gereksiz
bir taktiktir.
24
Yasalar
hazırlanırken, her şey, şeffaf ve yanlış anlaşılmalara neden olmayacak biçimde
yazılmalıdır. Tasarıda, servis araçları ve taksi sayılarının büyükşehir
belediyelerince belirlenmesi yer almaktadır. Servis araçları burada yer
almamalıdır. Bu, büyükşehir dışındaki diğer kamu kuruluşları ve özel sektörün
çalışmalarına müdahale anlamına gelir ve dolayısıyla yanlıştır.
Büyükşehir
belediyelerinin, turizm, sağlık, sanayi ve ticaret ile üniversitelerin tüm
altyapı hizmetlerini -su, kanalizasyon, doğalgaz, yol, aydınlatma gibi- belediye
meclisi kararıyla, yerine getirmesi gerekir. Bu hizmetler ücretsiz
yapılamıyorsa, belediye, bu hizmetlerin bedelini faizsiz ve taksitle tahsil
etmelidir.
Büyükşehir Belediyesi
Yasamızın, kent halkımıza daha kaliteli hizmetler sunulmasına katkı yapacağı
umuduyla, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Sözen.
2 nci madde
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
Tanımlar
MADDE 3.- Bu Kanunun
uygulanmasında;
a) Büyükşehir
belediyesi: En az üç ilçe veya ilk kademe belediyesini kapsayan, bu belediyeler
arasında koordinasyonu sağlayan; kanunlarla verilen görev ve sorumlulukları
yerine getiren, yetkileri kullanan; idarî ve malî özerkliğe sahip ve karar
organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişisini,
b) Büyükşehir
belediyesinin organları: Büyükşehir belediye meclisi, büyükşehir belediye
encümeni ve büyükşehir belediye başkanını,
c) İlçe belediyesi:
Büyükşehir belediyesi sınırları içinde kalan ilçe belediyesini,
d) İlk kademe
belediyesi: Büyükşehir belediye sınırları içinde ilçe kurulmaksızın oluşturulan
ve büyükşehir ilçe belediyeleriyle aynı yetki, imtiyaz ve sorumluluklara sahip
belediyeyi,
İfade eder.
BAŞKAN - 3 üncü madde
üzerinde, CHP Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Mustafa Gazalcı; buyurun.
(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
görüştüğümüz Büyükşehir Belediyesi Yasası Tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde
Grubum adına ve kişisel olarak söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.
Bu madde, büyükşehir
belediyelerini, sınırları içerisinde kalan ilçe belediyelerini ve ilk kademe
belediyelerini tanımlıyor. Tasarıda belirtildiği gibi, büyükşehir belediyesi,
ilçe belediyelerinden ve o yoksa, ilk kademe belediyelerinden oluşuyor; ancak,
bu tasarının hazırlığında, oluşmasında, bizim araştırmalarımıza göre, maalesef,
ilçe belediyelerinin ilk kademe belediyelerinin görüşleri alınmamıştır. Hükümet,
kendisine yakın büyükşehir belediye başkanlarıyla bir tasarı ortaya koymuştur;
bu da, çok yanlıştır. Büyükşehir belediyeleri, mademki, ilçe belediyelerinden ve
ilk kademe belediyelerinden oluşuyor, onların da görüşlerinin alınması
gerekirdi.
Değerli arkadaşlar,
büyük nitelemesi salt nüfusla olamaz. Yani "büyük" dediğiniz zaman, milyonların,
on milyonların yaşadığı bir kentin gerçekten büyük olabilmesi için, o kentte
yaşayan bütün insanların, kamu hizmetlerinden, eğitim hizmetlerinden, hatta,
parkından, bahçesinden, kültüründen, sanat olaylarından, dinlenmesinden,
eğlenmesinden yararlanması, o kentli kimliğini duyması gerekir. O kişi, o kentli
olmanın bilincini duymuyorsa, kendi mahallesinin, sokağının, zaman zaman bütün
kentin yönetimine katılamıyorsa, o, belki, kâğıt üzerinde büyük olur; ama, orada
yaşayan insanlar açısından büyük olmaz. Örneğin, İstanbul'da, bir zamanlar,
Çetin Altan "Al İşte İstanbul" diye, İstanbul'un, hemen, 10 kilometre, 20
kilometre ötesinde bir başka İstanbul'u bize anlatmıştı. Ankara'da da öyle.
Zaman zaman, şöyle, Ankara'nın kıyılarına gittiğiniz zaman, başka başka
adacıklar halinde yaşayan insanlar görürsünüz. Onların Kızılay'la, kent
merkeziyle bir ilgisi yoktur; kendi hemşehri derneklerini kurmuşlardır ve kendi
dünyalarında, ekmek kavgası içindedirler. Ne oranın tarihsel kültürüne, ne
parkına, ne eğlencesine, ne hizmetine, ne de yönetimine katılma gibi bir durum
vardır. Eğer, bir kentte yarı aç yarı tok yatan insanlar varsa, sokak çocukları
yaşıyorsa, o kentin merkezinde yükselen çok katlı apartmanlar, ışıl ışıl
caddeler ya da fıskiyeli havuzlar, o kentin büyüklüğünü göstermez; bütünüyle
orada yaşayan insanlar, büyük olmayı her yönden yaşayabiliyorlarsa,
tadabiliyorlarsa, yönetime katılabiliyorlarsa büyüklükten söz edebiliriz.
Belediyelerin,
eskiden, halkçılık niteliği vardı; hatta, öksüz, kimsesiz, yoksul insanlara
"belediye baksın sana" denilirdi. Şimdi, biz, belediyeleri bu niteliğinden
çıkarıyoruz. Bu, çok önemli bir nitelikti. Merkezî hükümetin göremediklerini
halkın içinden çıkmış olan belediyeler görsün, o insanları bulsun, onların
cenazesini gömen birisi olsun, onların doğumuna el uzatan birisi olsun,
gerçekten yardım edilecek insanlara yardım elini uzatsın; ama, değerli
arkadaşlar, dört gün çalışarak yaptığımız Belediye Yasası ve bugün yapmakta
olduğumuz Büyükşehir Belediyeleri Yasasıyla, biz, birazcık, halktan
uzaklaştırarak, şirketleşen bir belediye anlayışını ortaya koyduk; kamu
hizmetini, yoksullara uzanan eli değil. Dünyada esen bir rüzgâra kapıldık,
Anadolu insanını, köylerden -köy
25
enstitülerini
kapatarak- sağlıksız göç yaparak varoşlara toplanmış insanları düşünmeden "sen
işi yaptır, şirketini kur" dedik. Şimdi, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu
Tasarısında ise, tamamen holdingleşen bir belediye anlayışını ortaya koyuyoruz.
Büyükşehirle vitrinler ortaya koyuyoruz, süslüyoruz.
Değerli arkadaşlar,
ben, bu yasa neler getiriyor diye, Sayın Bakanı dinledim. Sayın Bakan, 1984'ten
sonra kabuğunu çatlatan, işte, parklar, bahçeler yapan yerler olarak büyükşehir
belediyelerini gösterdi. 16 tane şanslı büyükşehir belediyemiz var bizim.
Gerçekten, bunların birtakım ayrıcalıkları var. Örneğin, o kentin vergi
toplamından yüzde 5 pay alıyorlar; ama, geride kalan 3 000'in üzerinde belediye
var; il belediyeleri var, ilçe belediyeleri var, kasaba belediyeleri var
-onların şimdi büyük bir kısmını da kapattık, kapatacağız daha doğrusu; o da bir
haksızlık, ama, neyse, oraya dönmeyelim- bu belediyeler; yani 16 büyükşehir
belediyesi dışında kalan bütün belediyeler, yalnızca, İller Bankasından pay
alıyor ve toplanan vergilerin, yalnız yüzde 4,5'ini alıyor. Bakın,
büyükşehirdekilere o kentte toplanan vergilerin, Maliye Bakanlığı eliyle, yüzde
5'ini veriyorsunuz, bütün öteki belediyelere İller Bankasından yalnız yüzde
4,5'lik bir pay veriyorsunuz. Arada büyük bir ayırım oldu, insanları ayırdınız;
kentte yaşıyor ikisi de.
Değerli arkadaşlar,
tabiî, şimdi, vergi toplama borç al mantığı var Türkiye'de. Vergi de yeterince
toplanamadığı için, o belediyeler, öteki illerde, yani, büyükşehir niteliğini
taşıyamayan belediyeler, devletten, vergiden paylarını yeterince alamamaktadır.
Bakın, Yunanistan'da
yüzde 15'tir Sayın Bakan o oran, Yunanistan'da yüzde 15'tir. Şimdi, Avrupa
Birliği uyum yasaları diye söylüyoruz...
Değerli arkadaşlar,
belediyelerin bütününe, kentte yaşayan insanlara, gerçekten, verginin en az
yüzde 15'ini ayırmamız gerekir; yoksa, "büyükşehir" dersiniz, nüfusun bir kısmı
orada durur, ona bir kaymak verirsiniz, ayrıcalık verirsiniz, öteki büyük bir
kısma ise "sen başının çaresine bak" dersiniz. Üstelik, demin söylediğim gibi, o
büyük kentin de kendi içinde çelişkileri var.
İşin, bir de, başka
bir boyutu var. Büyükşehir belediyesi, alt ilçe belediyelerinden ve ilk kademe
belediyelerinden oluşuyor.
Değerli arkadaşlar,
bu yasa, gerçekten, büyükşehir belediye başkanına büyük yetkiler veriyor; ama,
ilçe belediyeleri -Çankaya İlçesi, 1 000 000 nüfusu olan büyük bir ilçe-
büyükşehirle olan ilişkilerinde hem yönetsel yönden hem de parasal yönden
tamamen büyükşehir belediyesinin vesayeti altına giriyor.
Bakın, geçtiğimiz beş
yıl içinde Çankaya Belediyesi ile Büyükşehir Belediyesinin arasında yaşananları
belki basından izlediniz, duydunuz. Büyükşehir belediye başkanı, yasaya göre,
amme alacaklı sayılıyor; yani, büyükşehir belediye başkanı kendi alacağında
şahin oluyor; ama, Çankaya Belediyesinin, örneğin, Büyükşehir Belediyesinden
alacağı varsa...
ALİ DİNÇER (Bursa) -
O zaman karga oluyor.
MUSTAFA GAZALCI
(Devamla) - ...o, genel hükümlere giriyor. Bu ne demek?! Büyükşehir belediye
başkanı, kendi alacağını derhal uygulamaya sokarak, yasa gereği, amme alacağı
sayıp, işçi paylarını kesebiliyor, haciz koyabiliyor. Örneğin, Çankaya
Belediyesi, sınırları içerisinde asfalt kesme olayları yaşıyor bir inşaat
nedeniyle. Bu inşaatı yapacak kişi, gidiyor, parayı büyükşehir belediyesine
yatırıyor; ama, o asfaltın kapanması, bakımı ilçe belediyesinin oluyor.
Büyükşehir belediye başkanı parayı hemen yatırması gerekir; ama, büyükşehir
belediye başkanı onu yatırmıyor, hizmeti ilçe belediyesine gördürüyor, parayı
kendisi kullanıyor ve o parayı, yüzde 40'ını, sözde ilçe belediyelerine vereceği
halde, istediği gibi veriyor; kendi yandaşıysa, kendi partilisiyse, ona pay
veriyor... Bunun hiçbir yaptırımı yok, bunun soranı yok. İlçe belediyesinin
başında, âdeta, iki koca var; biri, büyükşehir belediyesi, ikincisi, o ilin
valisi; diyelim ki, Ankara Valisi. İlçe belediyesi, nüfusu milyonluk olsa da,
soluk alamıyor.
Değerli arkadaşlar,
işin bir başka çelişkili boyutu var. Diyelim ki, ilçe belediyesi bir yapı yapmak
istedi. Büyük planı büyükşehir belediyesi yapıyor. Burada belediyeciler var;
ben, tabiî, bu konuda düşünce yürütmek istemem; ama, yaşananları, okuduklarımı
ve sorup da öğrendiklerimi size anlatmaya çalışıyorum. İlçe belediyesi ise,
uygulama planı, küçük plan yapıyor, büyükşehre soruyor; "ben şunu yapacağım,
bana izin ver" diyor; büyükşehir izin vermiyor. Örneğin, geçen dönem, Çankaya
Belediyesi -ben biliyorum- sırf CHP'li olduğu için, âdeta, Çankayalılar
cezalandırıldı. Bizim belediye başkanımız, bir belediye binası yapmak istedi;
yerini de ayırdı, planını, programını yaptı; ama, büyükşehir izin vermedi,
yıllarca izin vermedi, dönem bitimine kadar izin vermedi. Şimdi, o iki belediye
başkanı birbiriyle mi hesaplaşıyor, yoksa, milyonlarca insan mı
cezalandırılıyor?!
Değerli arkadaşlar,
yasaları yaparken, insanı düşünmek gerekir. Yani, büyükşehre büyük yetki
verirsiniz, seçilmiş bir kral gibi orada hükmeder, isterse orada yaşayan
insanları inim inim inletir. Bunun örneğini, biz, Ankara'da yaşadık. Bakın,
Çankaya Belediyesi "gel anlaşalım, birbirimizin alacağı vereceği neyse,
anlaşalım" dediği halde, anlaşılamadı, televizyonlarda tartışmalar sürdü, en
doğal hizmetleri bile yaptırmadı.
Şimdi, değerli
arkadaşlar, belediye, büyükşehir... Güzel... Zaten, böyle isimlerle büyük
yaptığınız, ama, o insanı işin içine katamadığınız zaman, yönetime katamadığınız
zaman, birtakım sıkıntılar oluyor.
Bakın, büyükşehir
nitelemesi çıkmadan ya da çıktıktan sonra halkıyla bütünleşen belediye
başkanlarına da tanık olduk biz. Onlar, yetkilerini kullanmadan, gerçekten,
halkla bütünleştiler. Birkaçını size, izninizle, saymak istiyorum. İzmir'den
başlayalım. Bir Behçet Uz. Gerçekten, İzmir'i İzmir yapmıştır. Biz böyle okuduk.
O büyük insan, hem o Uluslararası İzmir Fuarını kazandırmada hem de İzmir'in
çağdaş kentleşmesinde iz bırakmıştır, etkisi olmuştur. İhsan Alyanak halkıyla
bütünleşmiştir. Osman Kibar, "Asfalt Osman" diye söylenilmiştir. Sonradan,
büyükşehir olduktan sonra, Sayın Yüksel Çakmur'u yine saygıyla anmak istiyorum
ve geçenlerde yitirdiğimiz Ahmet Piriştina... Bilmiyorum, İzmir'i yakında
gördünüz mü; Okulları nasıl onardığını, o
26
İzmir'i nasıl güzel
yaptığını... Cenaze namazında bütün insanlar sahip çıktılar; yani, bir belediye
başkanı, gerçekten, halkıyla bütünleşmiştir.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)
- Burhan Özfatura da var.
MUSTAFA GAZALCI
(Devamla) - Tabiî, ben, Burhan Beyin de hizmetlerini saygıyla anıyorum. Amacım
burada particilik yapmak değil; Sayın Özfatura'yı da sayarım.
İstanbul için bir
Haşim İşcan'ı hepimiz duyarız. Daha sonraları göreve gelen Sayın Ahmet İsvan
var, Sayın Aytekin Kotil -rahmetli oldu- bugün aramızda olan, biraz önce konuşan
Sayın Nurettin Sözen'i ve daha başka hizmet verenler varsa ...
SONER AKSOY (Kütahya)
- Var, var; Tayyip Erdoğan...
HALİL İBRAHİM YILMAZ
(Kütahya) - Tayyip Bey var. (AK Parti sıralarından "var, var"sesleri,
gülüşmeler)
MUSTAFA GAZALCI
(Devamla) - Peki, onu da siz sayın...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Gazalcı, belediye başkanlarını saymaya devam edecek misiniz...
MUSTAFA GAZALCI
(Devamla) - Ankara'yı da sayıp, bitireyim.
BAŞKAN - Öyle mi?..
Peki... Bir dakikada sayarsınız herhalde, değil mi?
Buyurun.
MUSTAFA GAZALCI
(Devamla) - Ankara'da, yaşadığımız kentte, bir Vedat Dalokay vardı, efsane olmuş
bir belediye başkanımız. Gerçekten, burada Ali Dinçer'i ben saygıyla anıyorum,
kitap dağıtmıştı. Murat Karayalçın'ı...
Yani, ben şunu
söylemek istiyorum: Büyükşehir nitelemesinin yetkilerini kullanmadan, halkla
bütünleşebilen büyükşehir belediye başkanları vardır.
Bakın, New York'ta o
11 Eylül olayı olduğunda, belediye başkanının o halkla nasıl bütünleştiğini, o
acıyı nasıl paylaştığını hepimiz televizyonda izledik.
Böyle yasalarla
güçlendirirken, tabiî ki, halkı ezdirmemek gerekir diye düşünüyorum. Hizmet
veren -hangi partiden olursa olsun, CHP'li, başka bir partiden- benim burada
adını sayamadıklarım varsa...
NUSRET BAYRAKTAR
(İstanbul) - AK Partiden...
MUSTAFA GAZALCI
(Devamla)- ...hepsini saygıyla, sevgiyle anıyorum.
Teşekkür ediyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Gazalcı.
Sayın
milletvekilleri, 3 üncü madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
4 üncü maddeyi
okutuyorum :
İKİNCİ BÖLÜM
Büyükşehir
Belediyesinin Kuruluşu ve Sınırları
Kuruluş
MADDE 4.- Belediye
sınırları içindeki ve bu sınırlara en fazla 10.000 metre uzaklıktaki yerleşim
birimlerinin son nüfus sayımına göre toplam nüfusu 750.000'den fazla olan il
belediyeleri, fizikî yerleşim durumları ve ekonomik gelişmişlik düzeyleri de
dikkate alınarak, kanunla büyükşehir belediyesine dönüştürülebilir.
BAŞKAN - 4 üncü madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Zonguldak Milletvekili
Sayın Harun Akın; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA HARUN
AKIN (Zonguldak) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte
olan 619 sıra sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısının büyükşehir
belediyelerinin kuruluşuyla ilgili hükümlerini içeren 4 üncü maddesi üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyor ve bizleri ekranları başında izleyen halkımıza en
derin sevgilerimi sunuyorum.
Kanun tasarısının 4
üncü maddesinde "belediye sınırları içindeki ve bu sınırlara en fazla 10 000
metre uzaklıktaki yerleşim birimlerinin son nüfus sayımına göre toplam nüfusu
750 000'den fazla olan il belediyeleri, fizikî yerleşim durumları ve ekonomik
gelişmişlik düzeyleri de dikkate alınarak, kanunla büyükşehir belediyesine
dönüştürülebilir" denilmektedir.
Değerli arkadaşlar,
madde, tamamıyla yoruma açık, tutarlılığı olmayan, her yönden
değerlendirilebilecek afakî metinlerle doludur. Bu kısa gibi gözüken kanun
maddesi, yasalaştığı takdirde, yasalaştığı andan itibaren karmaşa yaratacaktır.
İl belediye
sınırlarından 10 000 metre uzaklıktaki yerleşim birimleri girer denilirken, düz
bir arazi üzerine kurulmuş bir ilde 10 000 metre sınırının yeterli olması mümkün
değildir; engebeli ve dağlık bir bölgedeki yerleşim yerindeyse, fazla bile
gelebilir. Araları
27
yüksek bir tepeyle
kesilmiş yerleşim birimleri arasındaki 10 000 metre, harita ölçüsüyle, mesafe
olmayabilir; ama, fizikî koşulları nedeniyle aralarında belediyecilik ilişkisi
mümkün değildir. Bir sahil kenti düşünün. Beldeleriyle birlikte 100 kilometreye
ulaşan deniz kıyısıyla birlikte oluşmuş ve hepsinin ortak belediyecilik
anlayışıyla yönetilmesi yönüyle -çevre ve deniz kirliliği yönünden önemli olduğu
hallerde- bu 10 000 metrelik mesafeyi nasıl yeterli bulacağız? Her seferinde,
Yüce Meclis, metre artırımıyla ilgili teklifleri yasalaştırmak zorunda mı
kalacak? Bu yüzden, bu 10 000 metre mesafesinin hiçbir mantıklı dayanağı yok.
Sadece, bir bakkal pazarlığı gibi, 5 mi olsun, 10 mu olsun, 20 mi olsun
tartışmasıyla, en iyisi ortasını bulalım da 10 000 metre olsun denilmiş gibi,
rakam, kanun tasarısına yazılmış.
Tasarıda -önplana
çıkarılan ve tasarının temelini oluşturan- toplam nüfusu 750 000'den fazla olan
il belediyeleri ve yerleşim yerleri bu kanundan yararlanabilir denilmektedir.
Değerli arkadaşlar,
size sormak isterim; bu tasarı çok büyük bir çelişki içermiyor mu? Bu Yüce
Meclisten dün çıkarılan Belediye Yasasıyla, nüfusu 2 000'in altına düşen
yerleşim yerlerinin belediye olma hakları ellerinden alınmıştır. Türkiye'de
ekonomik dengesizlik böyle devam ettiği sürece, göç nedeniyle nüfusu 750 000'in
altına düşen belediyelerin de büyükşehir belediyesi olma hakkı ellerinden mi
alınacaktır? Bunun cevabı verilmelidir diye düşünüyorum. Tekrar geriye dönüş
yapılıp, belediyeler eski haline mi dönüştürülecek? Kanunla nüfusu önplana
çıkarmak hatalı kararlar almamıza sebep olacaktır diye düşünüyoruz.
Değerli arkadaşlar,
devleti yönetenlerin ve onlara yol gösterip, yönlendirenlerin, bazı önemli
konularda statükocu ve sabit fikirli olmamaları gerektiği kanısındayım.
Büyükşehir belediyesi olmanın koşullarını oluşturan sebeplerin başında, şehir
belediyelerinin o kenti yönetirken kendisine bağlı olan ilçe ve belde
belediyeleriyle, yetki ve hizmetin kimin yapacağıyla ilgili yasal kargaşaya
girişmesi olmuştur. İnsanlar hangi belediyeden hizmet alacaklarını şaşırmışlar
ve mağdur duruma düşmüşler, hizmet alamama noktasına gelinmiş ve büyükşehir
belediyesi kurulması bu aşamalarda oluşmuştur.
Burada nüfusun
artmasından daha önemli olan, şehrin ekonomik kalkınmasıyla birlikte, iç içe
yaşamın getirdiği olumsuzluklardır. Yoksa, nüfusumuz ne kadar kalabalık olursa
olsun, düzenli bir şehirleşme olduğunda, büyükşehir belediyesi yapısına fazla
ihtiyaç yoktur. Düzenli şehirdeki belediyeler görevini hakkıyla yaparsa, işler
kendiliğinden yoluna girer.
İşte, bu nokta da
önemli bir saptama, yasa tasarısına konulan 750 000 rakamının ne kadar anlamsız,
ne kadar tutarsız olduğunu ortaya koyuyor. Burada "bu il artık 750 000 nüfuslu
oldu, bundan sonra burada nüfus daha çok artar ve bu artan nüfusla, biz, burayı,
küçük belediyelerle yönetemeyiz" anlayışı mı, yoksa "artık, buranın nüfusu 750
000 oldu, burayı büyükşehir yapalım ve büyükşehir olmasıyla yararlanabileceği
imkânları öne sürüp, oy alırız" düşüncesi mi var? Neye göre çıkmış bu rakam,
bilemiyoruz. Bu rakam, bir çalışma sonucu mu, bilimsel verilere dayanarak mı,
devletin veya profesyonel bir araştırma şirketinin yaptığı incelemeler sonucu mu
çıktı?
Bir kent vardır, 1
000 000 nüfusla büyükşehir belediyesi yapısına ihtiyacı olmayabilir; bir kent
vardır, 200 000 nüfusla bile, ancak büyükşehir belediyesinin yasalarıyla
yönetilirse yöre insanına huzur ve hizmet getirebilir.
Değerli arkadaşlar,
bizce -Zonguldak Milletvekili olarak, şahsıma göre- işte, yasa tasarısının en
kritik noktası burada ve bunu çok sakıncalı buluyoruz.
Ekonomik, stratejik
ve coğrafî durumuyla acilen büyükşehir belediyesi olmaya mecbur olan; fakat,
nüfusu yeterli olmayan illerin başında Zonguldak ve benzeri iller gelmektedir.
Zonguldak Şehri -hepinizin malumu; bunu, Meclis kürsüsünden, her çıktığımızda
söyledik ve bundan sonra da, ne kadar çıkarsak tekrar edeceğiz- yıllardan beri,
Türkiye Cumhuriyetinin ekonomik gelişmesinde ilk sıralarda yer almış bir
şehirdir; hatta Türkiye'nin Almanyası olarak da nitelenmiş bir kentimizdir. Öyle
bir il ki, maden, demir-çelik, orman, deniz ürünleri, turizm, inşaat sektörü
gibi ekonominin temel taşlarını oluşturan tüm kollarını içinde barındırmış ve
sonunda bünyesinden Bartın ve Karabük gibi iki il çıkarmış, günümüzde, bütçemize
katkı olarak, 2003 rakamlarına göre tahsil edilen vergilerle ilk 11 vilayet
arasına girmiş, gelir-gider dağılımına göre de Kocaeli, İstanbul, Tekirdağ ve
İzmir'den sonra 5 inci sırada yer almıştır.
Değerli arkadaşlar,
sizlere, göstermek istediğim, ulusal bir gazetede yaklaşık ikibuçuk aydır yazan
bir köşeyazarının yazısı. Bu değerli gazeteci arkadaşımız "vergilerimizin yüzde
81'i 4 ildendir" diyor ve bu yazıyı incelediğimizde, Zonguldak İli, 15 ilin
içerisinde 11 inci sırada yer alıyor; yani, 14 büyük ilin, tahsil edilen
vergideki payı sıralamasında, Zonguldak 11 inci il. Yine, sayın gazeteci
arkadaşım devam ederek, gelir-gider farklarını ortaya koymuş "Zonguldak
aldığından fazlasını veren, Türkiye'de 5 inci il" demiş. Şimdi, bu 14 ile
baktığımızda, bu 14 ilden 9'u büyükşehir belediyesi, 5'i büyükşehir belediyesi
değil. Bu, gelir-gider fazlası olan illere de baktığımızda, bu tablodaki aynı
iller yine buradadır.
Değerli arkadaşlar,
Zonguldak İli, ekonomik olarak bu kadar önemli bir katkı sağlarken, bu durumu
hak etmiyor diye düşünüyorum. Tabiî ki, Zonguldak İli gibi, bu tabloda yer alan
diğer illerimiz de aynı şekilde.
Dünya ekonomisinde
taşkömürünün değerinin bir anda yükselmesi sonucu, tekrar, önemi anlaşılmış;
Çin'in, ekonomisinin temelini taşkömürüne dayamasıyla, Avrupa Birliği ülkeleri,
tekrar, enerji politikalarını taşkömürü üzerine kurmaya başlamışlardır.
Değerli arkadaşlar,
burası da çok önemli olduğu için vurgulamak istiyorum. Biliyorsunuz, Avrupa
Birliği, hiçbir konuda, taşkömüründen başka hiçbir şeyde birlik önermiyor,
devlet desteğini önermiyor. Avrupa Birliği ülkeleri bile, tekrar, enerji
politikalarını taşkömürü üzerine kurmaya başlamışlardır.
28
Taşkömürünün önemini,
Sayın Başbakanımız da, Zonguldak'a geldiğinde ve yine, Türkiye Büyük Millet
Meclisi kürsüsünden Sayın Enerji Bakanımız, Maden Kanunu görüşülürken
Zonguldak'ın önemini dile getirmişler ve Zonguldak'ı önplana çıkarmışlardır.
Ülke için bu kadar
önemli olan bir ilimizin coğrafî yerleşim yeri uygun olmamasına rağmen,
Zonguldak'ın Merkez İlçesindeki Kozlu beldesinin nüfusu 35 000 değerli
arkadaşlar; Kilimli belde nüfusumuz 25 000, Çatalağzı belde nüfusumuz 15 000'e
ulaşmıştır. Ülkemizde birçok ilçeden nüfus olarak büyük olmalarına rağmen, belde
oldukları için bankaları kapatılmış, kamu hizmetleri aksamıştır.
Değerli arkadaşlar,
Zonguldak'ı bileniniz varsa, bu söylediklerimi doğrular. Zonguldak'ın coğrafî
durumundan dolayı -Karadenizin tamamı öyledir- gerçekten, bizim oralarda hizmet
zor oluyor. Yani, bugün Konya'da Konya Belediyesinin 100 kilometrelik yol için
yaptığı masrafla, Zonguldak Belediyesi belki 2-3 kilometre yolu zor yapabilir.
Böyle zor bir coğrafyadadır Zonguldak kenti. Bunun yanında, böyle bir durumla
karşı karşıya olunca, tabiî ki, Zonguldak'ın merkez ilçesindeki beldelerin nüfus
oranlarını da şöyle bir değerlendirirsek, belde nüfusları bugün 35 000'e gelmiş
Kozlumuzun, 15 000'e gelmiş Çatalağzımızın, 25 000'e gelmiş Kilimli'nin
nüfusları birçoğunuzun ilinde bulunan ilçelerin nüfusundan fazladır; öyle değil
mi. Birçok arkadaşımın nüfusu 5 000'lerde, 6 000'lerde olan ilçelerinde ilçe
belediyeleri oluşmuş; ama, Zonguldak'ın merkez ilçesinin Kozlu Beldesinde, bütün
beldelerinde 25 000-30 000 nüfus oluşmuş; ama, ilçe olamıyorlar, bu tasarıya
göre, olma şansları da yok, mümkün değil. Yasalaşırsa bu tasarı, bu maddeye göre
bu beldelerimiz Türkiye'nin en büyük beldeleri olacaklar ve bu beldelerimizde,
maalesef -üzülerek söylüyorum- belde oldukları için bankalar kapanıyor. 15 000
nüfuslu olan bir beldenin bankasının kapandığını kabul edebilir miyiz?
Zonguldak'ta, Merkez İlçemizde, Çatalağzı beldemizde buna rastlanılmıştır,
Beycuma beldemizde buna rastlanılmıştır. Belde oldukları için, bankaların üst
düzey yönetimlerinin almış olduğu kararlarla bu beldelerimizde bankalar
kapatılmıştır ve oradaki vatandaşlarımızın sıkıntılarını herhalde takdir
edersiniz.
Değerli arkadaşlar,
yani, bunları söylerken, nedir bu Zonguldak'ın çektiği demek, tekrar etmek
istiyorum. Yani, bu Zonguldak, dünyanın en zor işini yapmış ve ulusal kaynağını
yıllarca ülkesine çıkarmış; ama, maalesef, şu anda, Zonguldak, hem madeniyle,
sıkıntılarıyla başbaşa ve hem de belediyecilik durumuyla, maalesef, bu yasa
tasarısı da çıktıktan sonra daha olumsuz noktaya doğru gidecek.
Zonguldak, büyükşehir
belediyesi statüsü kazanmış olsa değerli arkadaşlar, ilçe olacak bu bahsettiğim
sıkıntılı beldeler de, madenle birlikte, ekonomimize çok şey katacaklar. Bu
beldelerin, Zonguldak şehir merkeziyle, belediyecilik açısından ortak hareket
etmeleri şarttır. Bir şerit halinde Karadeniz kıyısına dizilen şehir ve belde
yerleşim yerleri, çöplerini denize döker; kanalizasyonları derelere,
dolayısıyla, denize akar.
Tüm belediyeler
kaynaklarını bir araya getirip, ortak projelerle altyapı ve üstyapı sorunlarını
çözerek ekonomik yapılarını iyileştirmeyi daha hızlandıracağı gibi, şehri
doğasıyla, çevresiyle turizm cenneti haline dönüştürmenin tek yolu, Zonguldak'ı
büyükşehir belediyeleri içerisine katmaktır. Şehirde kaynaşma ve beldelerarası
entegrasyon, ancak bu sayede sağlanır.
Kişi başına düşen
millî gelir 3 000 doların üzerinde diye teşvikte öncelikli iller arasına
alınmayan Zonguldak ve benzeri vilayetlerin, şimdi de, nüfusları düşük diye
büyükşehir belediyesi hakları ellerinden alınmak isteniliyor. Bu şehirlerde,
buralarda yaşayan insanlarımıza haksızlık ediliyor diye düşünüyorum.
Yıllar boyu
ekonomimizin lokomotifliğini yapmış, Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasında
önderlik yapmış, önemini zamanımıza kadar korumuş ve şimdilerde önemi daha çok
anlaşılmış olan Zonguldak'a bugüne kadar yapılmış olan haksızlığa son verelim.
Hep halka şikâyet ettiğimiz, 81 ilden göç alan bu şehri, göç veren şehir haline
getirenlerden olmayalım.
Yıllarca, ülkesine
kömür çıkararak çok önemli bir görevi yerine getiren Zonguldak İli bu kutsal
görevi yerine getirirken, değerli arkadaşlar, 4 400 madenci şehidi vermiştir.
En önemli meselesi
kömür çıkarmak olan bu şehir, ciddî bir belediyecilik hizmeti alamamış; altyapı
sorunlarını, üstyapı sorunlarını yeterince halledememiştir. Doğru dürüst imar
planı ve yerleşimi bile olmamış, maden sebebiyle gecekondulaşma mantar gibi
büyümüş, sorunları bünyesinde yaşamış ve bugün dahi yaşamaktadır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Akın,
lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
HARUN AKIN (Devamla)
- Teşekkür ederim Sayın Başkanım, toparlıyorum.
İşbaşındaki hükümet
olarak, şayet, bu bölge ülkemizin önemli bölgelerinden biridir diyorsanız -ki,
öyle söylüyorsunuz- Zonguldak'ın stratejik önemini gözönüne alarak, ülkemiz
bütçesine sağlamış olduğu gelir katkısını da yabana atmayarak, Zonguldak'ın
büyükşehir olmasının önünü açacak önergemize destek olmanızı istiyoruz.
Zonguldak İli,
stratejik önemi ve devlet bütçesine sağladığı katkıyla, ülkemizin 10 büyük ili
içindedir. Büyükşehir olup da Zonguldak İlinin çok arkalarına düşen iller
vardır. Zonguldak ve benzeri illerimizi, nüfus sayısı gibi aşamayacağı çok zor
hesapların içine sokmayalım. Hükümetlerin görevi, ülkemizin önünü açan
şehirlere, kuruluşlara yardımcı olmaktır; kanun maddeleriyle onların, elini
kolunu bağlamak değildir. Kanunlar, dogma değildir; günümüz şartlarına göre
geliştirilir, değiştirilir.
29
Şimdi, bu yüce çatı
altında Büyükşehir Belediyesi Kanununu çıkarıyoruz. 4 üncü madde, büyükşehir
olmanın gerekçelerini ortaya koyuyor. Biz de, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu
maddeyi yetersiz buluyoruz ve diyoruz ki, büyükşehir olmanın yolu, sadece nüfusa
ve kilometreye dayalı olmaz.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
HARUN AKIN (Devamla)
- Bitiriyorum Sayın Başkan; 1 dakika...
BAŞKAN - Muhterem
arkadaşlarım, bundan sonraki konuşmacıların eksüre olarak sadece 1 dakikalık
sürelerini kullanmalarını istiyorum. Kesinlikle, sürelerini daha fazla
uzatmayacağım, sözleri kalacaktır.
Sayın Akın, buyurun.
HARUN AKIN (Devamla)
- Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Büyükşehir olacak
ilin, endüstriye katkısı, sanayileşme durumu, ülke ekonomisine ne sağladığı ve
stratejik önemi gözetilmelidir diyoruz ve bu söylediklerimizi de bir önergeye
çevirdik, Meclis Başkanlığımıza sunduk; birazdan önergemiz okunacak, inşallah,
bu Yüce Mecliste kabul edilecek diye düşünüyorum.
Cumhuriyetimizin
kuruluşuna ve gelişmesine büyük katkılar sağlayan bu onurlu görevi yerine
getirirken, 4 500 madenci şehidi veren Zonguldak İlinin büyükşehir olma isteği,
hükümetimiz için çok zor bir istek olmamalıdır diye düşünüyorum. Hükümetin ve
Yüce Meclisimizin önergemize desteklerini esirgemeyecekleri inancımı taşıyarak,
hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Akın.
Şahsı adına, Trabzon
Milletvekili Sayın Şevket Arz.
Sayın Arz, lütfen,
sürenizi itinalı kullanınız; çünkü, bu saatten sonra dediğim uygulamayı
yapacağım.
Buyurun.
ŞEVKET ARZ (Trabzon)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Büyükşehir Belediyesi Kanunu
Tasarısının 4 üncü maddesi hakkında söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlamadan
önce, sizleri ve beni televizyonları başında izleyenleri saygıyla selamlıyorum.
Bugün nüfusu 350 000
civarında olan 3-4 tane büyükşehir vardır. Bunların nüfusu 350 000 iken, yeni
kurulacak büyükşehirler için 750 000 şartı aranması eşitlik ilkesine aykırıdır.
Trabzon'un sahil
şeridinde bulunan 10 ilçesinin şehir merkezine olan uzaklığı en fazla 30
dakikadır, en uzağının bile 30 dakikadır. Ayrıca, Rize ve Gümüşhane'ye 60 dakika
mesafededir Trabzon.
ZAFER HIDIROĞLU
(Bursa) - Beşikdüzü 40 dakika uzaklıkta.
ŞEVKET ARZ (Devamla)
- Hayır, 30 dakikadır, sahil şeridinde en uzak noktamız 30 dakikadır. (AK Parti
sıralarından gürültüler)
Öğrenirsiniz, sizi de
Trabzon'a getiririz, öğrenirsiniz. Söz verdiniz büyükşehir yapacağız diye
Trabzon'u, seçimden önce; hiç kıvırtmayın.
Trabzon, doğu
Karadenizin bir ticaret merkezidir. Trabzon, gerek ilin gerekse doğu Karadenizin
merkezi özelliğini taşımasından ötürü, hafta içi her gün merkez nüfusunu üçe
katlamaktadır. 800 000 civarında insan sabahları Trabzon'a gelmektedir,
akşamları ilçesine ve köyüne dönmektedir. Şehir merkezinde 30 000 civarında
esnaf vardır, akşamları köyüne gitmektedir.
Eşitlik ilkesini
uyguladığımız takdirde, Trabzon büyükşehir sınırlarını Yoroz'dan, Yanbolu'dan
aldığımız takdirde, kuzeyde Karadeniz, güneyde Esiroğlu'nu aldığımız zaman,
Yomra, Arsin, Araklı İlçelerini bu kapsama alıyoruz ve 17 tane ilçe bu kapsama
alınıyor. Kuzeyi yok, yarım bir çember düşünün; bu çemberin içine 3 ilçeyi ve 17
beldeyi almış oluyoruz.
AKP kurulduğundan
beri, Trabzon'dan hep oy almıştır, tarihinin en yüksek oyunu almıştır; 163 000
oy, 8 milletvekilinden 6 milletvekili ve almaya devam ediyor; Trabzon'da 2 belde
belediyemizi, Akçaabat'a bağlı Şinik ile Sürmene İlçemize bağlı Ormanseven
beldelerinin belediye başkanlıklarını geri almıştır.
Ayrıca, başka illerde
eşdeğeri bulunurken, Trabzon'daki 3 adliye binası kapatılmıştır. Evet, altını
çizerek söylüyorum; eşdeğerleri başka illerde bulunurken, Trabzon'da 3 adliye
binası, Köprübaşı, Sürmene, Çarşıbaşı İlçelerindeki adliye binaları
kapatılmıştır.
Trabzon'un tarihî
ilçelerinden Sürmene'nin -ki, şu andaki 5-6 milletvekiline askere giderken celp
veren Sürmene'nin- adliye binası, 137 milyar lira masraftan tasarruf edilecek
diye iptal edilmiştir. 6 dolar nedeniyle, Trabzon, teşvik kapsamı dışında
tutulmuştur.
Türkiye'den ihraç
edilen yaşsebze ve meyvenin yüzde 35'i Trabzon limanlarından ihraç edilirken,
Trabzon kıyı ticareti kapsamına alınmamıştır.
Sayın Bakanım "16 000
kilometre yol yapacağız" derken, Karadeniz Sahil Yolu kaplumbağa hızıyla
ilerlemektedir.
ZAFER HIDIROĞLU
(Bursa) - 2005'te bitecek.
30
ŞEVKET ARZ (Devamla)
- Sözle olmaz; inşallah, hayata geçer; biz de bitmesini istiyoruz.
Trabzon tarihinde ilk
kez, Karadeniz fındık üreticisine, 2003 yılı tabanfiyatı Bakan tarafından
açıklanmamıştır; fındık üreticisi yüzüstü bırakılmıştır. Bu örnekleri daha da
artırabilirim.
MEHMET ALİ BULUT
(Kahramanmaraş) - Fındıkla ne alakası var?!
ŞEVKET ARZ (Devamla)
- Bu yıl fındıkta yaşanan don afeti vardır. Bu don afeti yaşanan yerleri,
hükümet, afet bölgesi kapsamına almalıdır. Trabzon'u daha fazla mağdur
etmemelisiniz.
Seçimde başkanlığını
kaybettiğiniz Trabzon Belediyesini çalıştırmamak için, elinizden geleni
yapıyorsunuz; Trabzon Belediyesinin hizmet etmesini engelliyorsunuz. Siz, AKP
olarak, Trabzon'a büyükşehir belediyesi olma sözü verdiniz; bu sözünüzü yerine
getirin; getirmiyorsanız, bari bırakın da, Trabzon Belediyesi, Trabzon'a hizmet
etsin. Trabzon İli, AKP İktidarına tarihinin en yüksek desteğini genel
seçimlerde vermiş olmasına rağmen, iki yıla yaklaşan süredir, AKP İktidarı
Trabzonumuza bir şey vermemiştir. Gelin, eşitlik ilkesine uyalım; bu konudaki
önergelerimizi destekleyin; iktidara geldiğinden beri Trabzon'a bir şey vermeyen
AKP İktidarı, Trabzon'un ve bazı illerin büyükşehir olma hakkını onlardan
esirgemesin ve onlara büyükşehir olma hakkı verelim.
Saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Arz.
Madde üzerinde 2 adet
önerge vardır; önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık
derecesine göre işleme alacağım.
İlk önergeyi
okutuyorum.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 619
sıra sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısının 4 üncü maddesine
aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.
M. Akif Hamzaçebi
Halil Akyüz Mustafa Özyürek
Trabzon İstanbul
Mersin
Atila Emek Mehmet
Işık Harun Akın
Antalya Giresun
Zonguldak
Mustafa Özyurt
Bursa
"Belediye sınırları
içinde; havaalanı, liman, üniversite ve yatırımcı kuruluş bölge teşkilatı olan,
il belediyeleri, birinci fıkradaki nüfus şartını taşımasalar bile, kanunla
büyükşehir belediyesine dönüştürülebilir."
BAŞKAN - Diğer
önergeyi okutup, işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
619 sıra sayılı
Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısının 4 üncü maddesine aşağıdaki hükmün
ikinci fıkra olarak eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Harun Akın M. Akif
Hamzaçebi Mustafa Gazalcı
Zonguldak Trabzon
Denizli
Ali Dinçer Nurettin
Sözen
Bursa Sivas
"Endüstri ve
sanayileşme durumu, ülke ekonomisine katmadeğer katkısı ve ülkenin stratejik
hedefleri gözetilerek büyükşehir belediyesi olmasında kamu yararı bulunan
belediyeler de, kanunla büyükşehir belediyesine dönüştürülebilir."
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet?..
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Belediyelerin
büyükşehir belediyesine dönüştürülmesinde nüfus kriteri her zaman yeterli
olmayabilir. Öyle belediyeler vardır ki, nüfusu yüksek olmadığı halde endüstri
ve sanayileşme durumu ve ülke ekonomisine yaptığı katkı, nüfusu çok daha fazla
olan belediyelerin çok üzerindedir. Bu tür belediyelerin de ülkenin stratejik
hedefleri açısından büyükşehir belediyesi yapılmasında
31
kamu yararı
bulunmaktadır. Diğer taraftan büyükşehir olmanın o yer sosyal yaşamına
getireceği değişikliğin de gözden uzak tutulmaması gerekmektedir. Bu duygu ve
düşüncelerle işbu değişiklik önergesi verilmiştir.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 619
sıra sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısının 4 üncü maddesine
aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Akif Hamzaçebi
(Trabzon) ve arkadaşları
"Belediye sınırları
içinde; havaalanı, liman, üniversite ve yatırımcı kuruluş bölge teşkilatı olan,
il belediyeleri, birinci fıkradaki nüfus şartını taşımasalar bile, kanunla
büyükşehir belediyesine dönüştürülebilir."
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe :
Kanun tasarısında
büyükşehir belediyesine dönüştürülecek il belediyeleri için, sadece belli bir
nüfusa sahip olmak ölçütü getirilmiştir. Oysa, nüfus ölçütü tek başına yeterli
bir ölçüt değildir ve bu ölçüt dışında başka özelliklerden dolayı büyükşehir
belediyesi olmayı hak eden bazı il belediyeleri sadece bu yüzden mağdur
olmaktadır.
Değişiklik önergesi
kabul edildiğinde, Trabzon İl belediyesi gibi benzer özellikleri olan bazı il
belediyeleri de büyükşehir belediyesine dönüştürülme olanağına kavuşacaktır.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
4 üncü madde
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
5 inci maddeyi
okutuyorum:
Büyükşehir
belediyesinin sınırları
MADDE 5.- Büyükşehir
belediyelerinin sınırları, adını aldıkları büyükşehirlerin belediye
sınırlarıdır.
İlçe belediyelerinin
sınırları, bu ilçelerin, büyükşehir belediyesi içinde kalan kısımlarının
sınırlarıdır.
İlk kademe
belediyelerinin, büyükşehir belediye sınırları dışında belediye sınırı olamaz.
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Malatya Milletvekili Muharrem
Kılıç; buyurun.
Süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Büyükşehir
Belediyesi Kanunu Tasarısının 5 inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
Sayın
milletvekilleri, tasarının bu maddesiyle, büyükşehir belediyesinin, ilçe
belediyelerinin ve ilk kademe belediyelerinin sınırlarının kapsamı
gösterilmektedir. Büyükşehir belediyesi sınırlarının mesafe olarak kapsamı ise,
tasarının 4 üncü maddesinde gösterilmiştir. Yani, belediye sınırları
içerisindeki ve bu sınırlara 10 kilometre uzaklıktaki yerlerin son nüfus
sayımına göre toplam nüfusu 750 000 olacak denilmektedir. Ancak, tasarının
geçici 2 nci maddesiyle, İstanbul ve Kocaeli için özel bir düzenleme yapılarak,
büyükşehrin sınırı il sınırı olarak kabul edilmiş ve diğer büyükşehirlerde ise
nüfusu 2 000 000'a kadar olan illerin sınırları valilik binası merkez olmak
üzere yarıçapı 20 kilometre olarak, nüfusu 2 000 000'dan fazla olan
büyükşehirlerde ise yarıçapı 50 kilometre olarak alınır denilmiştir.
Değerli
milletvekilleri, bu düzenleme açık bir eşitsizlik ve çifte standart
getirmektedir. Eğer bir mesafe konulacaksa, ortak bir düzenlemeyle, standart bir
mesafe koyalım. Bu mesafeyi de biraz geniş tutalım, planlı yaşam ve modern
kentleşmeyi daha güzel sağlayalım. Bu nedenle, bu düzenleme yanlış olmuştur diye
düşünüyorum.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; ülkemizdeki son nüfus sayımı 2000 yılında yapılmıştır.
Ülkemizde hızlı bir nüfus artışı yaşanmaktadır. Yine, ülkemizde, kırsal
alanlardan kent merkezlerine büyük ölçüde nüfus kayması görülmektedir. Bunun
yanında, bazı kentlere sadece kendi kırsal bölgelerinden değil, çevre illerden,
hatta daha uzak illerden göçler olmaktadır. Bu nedenle, illerin şu anki
konumlarını, 2000 yılında yapılmış olan nüfus sayımına göre değerlendirmek, bizi
çok yanlış sonuçlara götürecektir.
32
Bu tasarının 4 üncü
maddesinde, belediye sınırları ve bu sınırlara 10 kilometre uzaklıktaki yerleşim
birimlerinin, son nüfus sayımına göre nüfusu 750 000'den fazla olan
belediyelerin fizikî ve ekonomik düzeyleri dikkate alınarak, kanunla büyükşehir
belediyesine dönüştürülebileceği belirtilmektedir. Bu düzenlemeyle, büyükşehir
belediyesi kanununu 2004 yılında çıkarmış olacağız; ancak, belediyelerin nüfus
durumunda son nüfus sayımını esas alacağız. Bunun, büyük bir çelişki ve
Türkiye'nin mevcut şartlarını dikkate almayan bir düzenleme olduğu açıktır. Buna
somut bir örnek olarak Malatya'yı verebiliriz. 2000 yılı nüfus sayımı
sonuçlarını esas alırsak, Malatya'nın merkez nüfusu 381 000 olarak
görülmektedir. Oysa, Malatya Ticaret ve Sanayi Odasına bağlı ticaret erbabı,
Malatya merkeze bağlı Beydağı, Dilek, Erenli, Hanımınçiftliği, Konak, Orduzu,
Şahnahan, Topsöğüt ve Yaygın Belde Belediyelerini de dikkate alarak, ticarî
pazarlama hesaplarında, Malatya merkez nüfusunu 650 000 kabul ederek, ticaret ve
pazarlama hedeflerini buna göre belirlemektedirler. Malatya'ya bağlı ve
Malatya'ya 9 kilometre mesafedeki ilçemiz Yeşilyurt'un nüfusu, 2004 yılı
itibariyle, kendisine bağlı Bostanbaşı, Gündüzbey ve Yakınca belde
belediyeleriyle birlikte, 50 000'in üzerindedir. Yine, Malatya'ya 10 kilometre
mesafede bulunan Battalgazi İlçemizin, kendisine bağlı Hasırcılar ve Hatunsuyu
belde belediyeleriyle birlikte, nüfusu 50 000 civarındadır. Yani, 2004'te sayım
yapılacak olsa, Malatya, bu tasarıya göre bile, büyükşehir olabilecek
durumdadır. Bu nedenle, tasarı, Malatya ve benzeri iller için açık bir haksızlık
yaratmaktadır.
Kaldı ki, bu,
Malatya'ya yapılan bir haksızlık da değildir. Daha önce büyükşehir belediyesi
yapılan 16 ilimizi incelediğimizde, Malatya, mevcut büyükşehir belediyelerinden,
örneğin Sakarya'dan, İzmit'ten, Erzurum ve Samsun'dan, hem il merkezi nüfusu
bakımından hem de ekonomik ve sosyal yönden daha gelişmiştir. Zira, Malatya,
ekonomik ve sosyal yönüyle, üniversitesiyle, organize sanayi alanlarıyla,
kayısısıyla, çok geniş bir etki alanıyla bir cazibe merkezi olduğundan, çevre il
ve ilçelerdeki insanların yönelmesiyle büyük ölçüde göç alan illerimizden
birisidir. İşte, bu durumu dikkate alarak, ilin milletvekili olarak, seçildikten
hemen sonra, Malatya İlinin büyükşehir belediyesi olması yönünde kanun teklifi
verdim. Büyükşehir düzenlemesinin yeni bir kanunla yapılacağı belirtilerek, bu
teklifim Genel Kurul gündemine henüz alınmadı; ancak, getirilen bu tasarıda, ne
yazık ki, Malatya'nın ve Malatya ile aynı konumdaki illerin büyükşehir
belediyesi yapılması konusunda herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; daha önce büyükşehir belediyesi yapılan belediyelerle aynı
konumda bulunan Malatya, Afyon, Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay, Manisa,
Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Ordu, Sivas, Tokat, Trabzon, Şanlıurfa ve Van
İllerimizin de büyükşehir belediyesi yapılması konusunda bir çözüm üretmeliyiz.
Bu duygu ve
düşüncelerle, Yüce Heyete saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kılıç.
Madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
5 inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
6 ncı maddeyi
okutuyorum:
Büyükşehir
belediyesine katılma
MADDE 6.- Büyükşehir
belediyesinin sınırları çevresinde ve aynı il sınırları içinde bulunan belediye
ve köylerin, büyükşehir belediyesine katılması konusunda Belediye Kanunu
hükümleri uygulanır. Bu durumda katılma kararı, ilgili ilçe veya ilk kademe
belediye meclisinin talebi üzerine, büyükşehir belediye meclisi tarafından
alınır.
İmar düzeni ve temel
alt yapı hizmetlerinin zorunlu kıldığı durumlarda, birinci fıkrada belirtilen
belediye ve köyler, büyükşehir belediye meclisinin kararı ve İçişleri
Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile büyükşehir belediyesi
sınırları içine alınabilir.
Büyükşehir belediyesi
sınırları içine katılan ilçe belediyeleri ile nüfusu 50.000 ve üzerinde olan
belediyeler, büyükşehir ilçe veya ilk kademe belediyesine dönüşür. Diğer
belediyeler ile köylerin tüzel kişiliği kalkar. Tüzel kişiliği kalkan
belediyelerin katılacağı ve köylerin mahalle olarak bağlanacağı belediyeler,
Bakanlar Kurulu kararında belirtilir.
İlçe ve ilk kademe
belediyesi olarak büyükşehir belediye sınırları içine katılan belediyeler,
büyükşehir belediye meclisinde seçiliş sıralarına göre tespit edilecek beşte bir
oranında meclis üyesi ile temsil edilirler. Bu durum ilk mahallî idareler genel
seçimine kadar geçerlidir. Bu belediyelerin başkanları hakkında 12 nci maddenin
ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Bülent
Baratalı.
BÜLENT BARATALI
(İzmir) - Sayın Başkan, şahsım adına da söz isteğim vardı.
BAŞKAN - Şahsınız
adına olan konuşma sürenizi de birlikte kullandıracağım.
Buyurun.
CHP GRUBU ADINA
BÜLENT BARATALI (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte
olduğumuz Büyükşehir Belediyeleri Yasası Tasarısının içeriği hakkında,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi aktaracağım; bu nedenle, sizleri
saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, 6 ncı madde, büyükşehir belediyelerine katılımla ilgili
düzenlenmiş bir madde; dört fıkradan oluşuyor, iki fıkrasında katılımın nasıl
olacağı, hangi koşullarda olacağı, nasıl kararlar alınacağı, hangi meclislerin
ve hangi kurulların kararlarına bağlı olacağı düzenleniyor. Bu düzenleme az önce
okundu.
33
Maddenin ilk
fıkrasında, büyükşehir belediyesinin sınırları civarında olan diğer belediye,
köy ve mahalle gibi kamu tüzelkişiliğini almış olan, bunu haiz olan
belediyelerin meclislerinin görüşleri alınarak büyükşehir belediyesine katılması
düzenlenmiş.
Oysa, ikinci fıkrası
"imar düzeni ve temel altyapı hizmetlerinin zorunlu kıldığı durumlarda, birinci
fıkrada belirtilen belediye ve köyler, büyükşehir belediye meclisinin kararı ve
İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine, Bakanlar Kurulu kararıyla büyükşehir
belediyesi sınırları içine alınabilir" şeklinde düzenlenmiştir.
Şimdi, bu iki
düzenleme arasındaki farkı, sizlerin görüşlerinize ve takdirlerinize sunuyorum.
Bunlar, bu maddenin bu türlü düzenlenmesi de, Anayasamızın 127 nci maddesine,
1992 senesinde kabul ettiğimiz Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına, yine,
bundan önce görüştüğümüz, ama, henüz daha yürürlük maddeleri kabul edilmeyen
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı veya yeni adıyla Kamu Yönetiminin Yeniden
Yapılandırılması Kanunu Tasarısına aykırı bulunmaktadır.
Diğeri ise, birinci
fıkrada katılmaların iradî, rızayla olacağı düzenlenmiştir. Belki bu biraz daha
doğru bir maddedir; ama, ikinci fıkrada, katılacak olan belediyelerin, köylerin
ve mahallelerin hiçbirinin meclislerinin, hemşerilerinin görüşleri alınmadan,
katılacağı büyükşehir belediyesi meclisinin görüşü ve kararı ile Bakanlar Kurulu
kararı istenilmektedir. İşte bu madde, belki de bir zorla katılma, iradî olmayan
bir katılma ve bir zorlama şeklinde düzenlenmiş bulunmaktadır.
Bu, az önce
söylediğim, Anayasanın 127 nci maddesine, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik
Şartına ve "subsidiarite ilkesi" dediğimiz "yerindenlik ilkesi" dediğimiz
ilkelere aykırı bulunmaktadır.
Sizlere, şimdi,
Anayasanın 127 nci maddesinin dördüncü fıkrasını okumak istiyorum Anayasaya
aykırılığı belirtmek için. Anayasamızın 127 nci maddesinin 4 üncü fıkrasında
"Mahallî idarelerin seçilmiş organlarının, organlık sıfatını kazanmalarına
ilişkin itirazların çözümü ve kaybetmeleri, konusundaki denetim yargı yolu ile
olur" denilmektedir. Şimdi, bu madde açıkça önümüzde dururken, Bakanlar Kurulu
kararıyla, bu kamu tüzelkişilerinin kişiliklerinin ortadan kaldırılması, yok
sayılması, işte Anayasanın bu maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı
bulunmaktadır. Üstelik, eski deyimiyle "tefriki kuvva" dediğimiz, şimdi
"kuvvetler ayrılığı" dediğimiz ilkelere de aykırı bulunmaktadır. Yürütme,
burada, fiilen yargı erkinin üstüne çıkarak, yani şu anda Türkiye Büyük Millet
Meclisinin görevini yapmaktadır. Bu da, Anayasaya aykırı bulunmaktadır; çünkü,
bizim 1982 Anayasamız da, aynı 1961 Anayasamız gibi, "kuvvetler ayrılığı" ilkesi
üzerine kurulmuştur. Diğeri, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına aykırı
bulunmaktadır; çünkü, Avrupa konvansiyonlarında en önemli kararlardan bir tanesi
"insanların yaşam biçimi, geleneksel üretim tarzları, o insanların kendilerine
sorulmadan ortadan kaldırılamaz." Biz, o belediyede, o köyde, o mahallede
yaşayan yurttaş ve hemşerilere sormadan, onların kararını, rızasını ve son
söyleyeceklerini almadan, Bakanlar Kurulu kararıyla bunların tüzelkişiliklerini
kaldırıyoruz.
Diğeri, yerindenlik
ilkesine de aykırıdır, subsidiarite ilkesine de aykırılıklar içermektedir. Nedir
subsidiarite ilkesi veya yerindenlik ilkesi; hemşerinin veya yurttaşın, hizmeti,
kendine en yakın birimler tarafından alması kuralıdır. Gerçi, Avrupa Birliği
müktesebatının içine girmeyen, ancak, Avrupa güvenliğiyle ilgili bir düşünce
olan yerindenlik ilkesi Türkiye'de henüz kabul edilmemiştir; ama, bu yasaların
anası olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Yasası Tasarısında, subsidiarite ilkesi, o
kanunun temel felsefesinin temel taşı olarak ortada durmaktadır. Gerçi, bu
yerindenlik ilkesi bütün Avrupa'da da kabul edilmemiştir; İngiltere
reddetmiştir, Hollanda ancak referandumla kabul etmiştir, Fransa ise kabul edip
etmemekte şu anda bir tartışma yaşamaktadır, Türkiye'de de bunun kabulüne dair
herhangi bir belge bulunmamaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
burada, idamları kaldırmak, bizden önce ve bize nasip oldu; ama, eskiden, idam
edileceklere son bir soru sorarlardı -ben hukukçuyum aynı zamanda- son sözünü
söyle derlerdi, ondan sonra idam ederlerdi. Biz, bu belediyelere, köylere ve
mahalledeki insanlara, hemşerilere ve yurttaşlara son sözlerini bile
söyletmiyoruz; çünkü, biz onları idam ediyoruz değerli arkadaşlar; kendilerine
sormadan, düşüncelerini almadan "ne düşünüyorsunuz, bu konuda sizin dediğiniz
nedir" diye sormadan, tüzelkişiliklerini kaldırıyoruz. Hani nerede kaldı katılım
ilkesi; hani nerede kaldı saydamlık, açıklık, şeffaflık, hesap verebilirlik?!
Yani, 21 inci Yüzyıl belediyeciliğinin felsefesi, temel taşları olan katılım
ilkesini burada da kendi elimizle ortadan kaldırıyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
belki, bunu getiren hükümet, iktidar şöyle düşünebilir: İşte, bunları
kaldırıyoruz. Neleri kaldırıyoruz; 359 tane belediyeyi kaldırdık zaten; yani,
yeni mahallî seçimlere kadar duracaklar; ama, önümüzdeki mahallî seçimlerden
itibaren bunlar kalkacak.
Şimdi, 6 ncı maddeyle
de, bazı köyleri, mahalleleri ve belediyeleri zorlayacağız -ikinci fıkrasıyla-
onları da kaldıracağız. Peki, ilköğretim okullarını kırsal kesimden kaldırdık,
sağlıkocaklarını kaldırdık. İlçe teşkilatlarının -aldığım bir duyuma göre,
umarım doğru değildir- 400 tanesinin kaldırılıp kaldırılmayacağını konuşuyoruz,
tartışıyoruz; daha önümüze gelmedi. Adliyeleri ortadan kaldırıyoruz. Peki,
kırsal kesimi kimin eline teslim ediyoruz değerli milletvekilleri? Cumhuriyetin
temeli budur. Okumuş yazmış insanlar, görgü görenek bilen insanlar, yol yordam
bilen insanlar, cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren köylere gönderilmiş, köy
kalkınmasında, köyün aydınlatılmasında önemli görevler yapmıştır. Köy
enstitüleri bunlar için kurulmuştur. Köye öğretmen gitmiştir, sağlık memuru
gitmiştir, okuma yazma öğretmiştir. Sağlık memuru sağlıkla ilgilenmiştir.
Çiftçilik öğretilmiştir. Öğretmenlere çift çubuk verilmiştir, toprak
verilmiştir. Modern ziraatın temeli atılmıştır. Şimdi, bütün bu aydınlarımızı,
okuryazar takımımızı kırsal alandan geri çekiyoruz; bunu da doğru bulmuyorum
değerli arkadaşlarım.
34
Bakın, hepimiz bir
müddet sonra tatile gideceğiz. Seçim bölgelerimize gidelim. Kırsal alanda, hasta
olanlar, doktorlara reçete yazdırırken, onlardan tedavileri için hap istiyorlar,
draje istiyorlar; ancak, ampul istemiyorlar; çünkü, bunları enjekte edecek,
iğneyi vuracak sağlık memurları yok; bu sağlık memurlarının hepsi kentlere
gitmiş.
Şimdi, ilgilenenlerin
dikkatine sunuyorum; kırsal alandan, ampul, elini ayağını çekmek üzere;
bilgilerinize ve dikkatinize sunuyorum değerli arkadaşlarım.
ÜNAL KACIR (İstanbul)
- Türkiye'yi aydınlatıyoruz.
BÜLENT BARATALI
(Devamla) - Ampul, kırsal alandan çekiliyor sayın milletvekili!.. Ama, kırsal
alan, biliyorsunuz, yüzde 40'tan fazla... Ampul, oralardan, yine, bizlerin
eliyle geri çekiliyor; bizim bir itirazımız yok; ama, sizler devam edebilirsiniz
çekilmeye; çünkü, kırsal alandan ampul geri çekilirse, siyasetin gereği, başka
biri orayı doldurmaya devam edecektir.
ÖNER ERGENÇ (Siirt) -
Işıl ışıl aydınlatmaya devam ediyor...
BÜLENT BARATALI
(Devamla) - Kutlarım efendim, başarılar diliyorum.
Değerli arkadaşlarım
"bunları kapatmayalım, kaldırmayalım da ne yapalım" diyebiliriz. Bunlar daha
önce söylenilmişti biliyorsunuz 1980'den sonra; yani "bunları hapse atmayalım,
besleyelim de ne yapalım" denilmişti." "Bu belediyeleri kapatmayalım; ama, ne
yapalım"a iki tane örnek vermek istiyorum. Bunlardan bir tanesi, değerli
arkadaşlarım, Fransa'daki örnek aldığımız belediyecilik modelidir.
Bakınız, Fransa'da 35
000 tane belediye var; yani, coğrafyamız, nüfusumuz ve idarî tarzımız
"administrasyon" dediğimiz bu tarz, Türkiye'yle hemen hemen örtüşüyor. 35 000
belediye var Fransa'da, 4 500 tane belediye birliği var. Türkiye'de 3 225
belediye var, sanıyorum 168 belediye birliği var. 35 178 köy var, 40 000 mezra,
kom vesaire gibi idarî düzenleme var.
Şimdi, biz, hep
şikâyet ediyoruz, kırsal alandaki nüfusun fazlalığından şikâyet ediyoruz, kırsal
alan üretim biçiminden şikâyet ediyoruz, köylülükten şikâyet ediyoruz,
kentliliğe doğru gitmeye çalışıyoruz. Biliyorsunuz, Avrupa'da kırsal nüfus yüzde
5, Türkiye'de kırsal alan nüfusu yüzde 40. Biz, kendi elimizle şimdi buraları
kaldırarak, kırsal alan nüfuslarını yükseltiyoruz değerli arkadaşlarım.
Denilebilir ki, bu
model, Türkiye'ye uymayabilir, Türkiye'nin, Anadolunun çeşitli koşulları var,
Fransa'yla beraber değil.
Değerli arkadaşlarım,
o zaman, ben, size, Türkiye'de üretilmiş bir model sunmak istiyorum. Bu model,
Cumhuriyet Halk Partisinin, çağdaş, sosyaldemokrat belediyecilik anlayışının,
1970'lerden beri oluşturduğu, büyük başarılarla bugüne kadar uyguladığı bir
modeldir. Bunu yapan değerli arkadaşlarımdan biri de, başarılı bir arkadaşım,
Sayın Ali Dinçer; bu modelin önemli örneklerinden biridir. Bu arada kendisini
kutluyorum.
Bakın, bu modelde
Cumhuriyet Halk Partisi diyor ki: "Tüm Türkiye'yi belediye yapacağız." Biz,
bütün Türkiye'yi belediye yapmak istiyoruz. Yurttaşların, her yerleşim biriminde
çağdaş bir yaşam sürme ve yönetime katılma hakkı vardır. Her türlü yurttaşlık
hakkından eşit olarak yararlanması gereken insanlarımızın bir bölümü kentlerde,
bir bölümü ise kırsal alanda en basit belediye olanaklarından yoksun
yaşamaktadır. Bu adaletsizliği kabul edemeyiz, bu bozuk düzeni sürdüremeyiz.
CHP, yerel
yönetimlerin, tüm yurttaşlara nitelikli ve çağdaş hizmetler sunmasını
sağlayacaktır. Bu anlamda, nüfusun yoğunlaştığı bölgelerden başlayarak zaman
içerisinde bütün Türkiye'yi belediyeye dönüştüreceğiz. Bütün köylerde,
gerektiğinde birleştirerek, kırsal belediyeler kuracağız. Kent alanlarında ise,
kent belediyelerini geliştireceğiz, semt belediyelerini kuracağız. Muhtarlığı
belediye, muhtarı belediye başkanı yapacağız. Köy Kanununu kaldıracağız. Köyde
muhtarlık kurumunu belediye başkanlığına dönüştüreceğiz; köy muhtarını kırsal
belediye başkanı yapacağız.
Kırsal belediye
başkanını, belediye başkanının doğal yetkileriyle donatacağız; ilçe
belediyesinin ve il meclisinin toplantılarına katılma ve sorunlarını orada dile
getirme hakkını sağlayacağız.
Kentte, bazı
mahalleleri gerekli durumlarda birleştirerek mahalle muhtarlık kurumunu, semt
belediye birim başkanlığına dönüştüreceğiz. Semt belediye birimi başkanlarının,
aynı zamanda ilçe belediye meclisi toplantılarına katılmalarını, semtte
çözülemeyen sorunların ilçede çözümü için görev yapmalarını sağlayacağız."
Değerli arkadaşlarım,
Fransa modeli, yabancı, bizim koşullarımıza, Anadoluya uymuyor, örtüşmüyor
dersek, işte, size, tam millî, ulusal bir model sunuyoruz Cumhuriyet Halk
Partisi olarak. Bunu uygulamak, yapmak mümkün gibi görünüyor.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Baratalı, lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
BÜLENT BARATALI
(Devamla) - Teşekkür ederim; bitiriyorum Sayın Başkan.
Umarım, bunu, bu
Mecliste beraberce yaparız. Aksi takdirde, bu kapatılan bütün belediyeler,
köyler ve mahalleler için; adliyeleri kaldırılmış, ilçe teşkilatları
kaldırılmakta olan ilçeler için bir şey söylemek istiyorum, aynen şairin
söylediği gibi "buralara kıymayın efendiler" diyorum; hepinizi saygı ve sevgiyle
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
35
BAŞKAN - Sayın
Baratalı, teşekkür ediyorum.
Sayın
milletvekilleri, madde üzerinde 1 adet önerge vardır; önergeyi okutuyorum.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 619
sıra sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısının 6 ncı maddesinin dördüncü
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Salih Kapusuz Recep
Koral Yahya Baş
Ankara İstanbul
İstanbul
Recep Yıldırım Nusret
Bayraktar
Sakarya İstanbul
"İlçe ve ilk kademe
belediyesi olarak büyükşehir belediye sınırları içine katılan belediyeler,
büyükşehir belediye meclisinde seçiliş sıralarına göre tespit edilecek ilçeler
beşte bir, ilk kademeler onda bir oranında meclis üyesi ile temsil edilirler.
Tama ulaşmayan kesirler dikkate alınmaz. Bu durum ilk mahallî idareler genel
seçimine kadar geçerlidir. Bu belediyelerin başkanları hakkında 12 nci maddenin
ikinci fıkrası hükümleri uygulanır."
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu?
ENERJİ VE TABİÎ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Katılıyoruz.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
2972 sayılı Mahallî
İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunda,
büyükşehir belediye meclislerinin, ilçe belediye meclislerinden seçiliş sırasına
göre beşte bir oranında gelecek üyelerden oluşması öngörülmektedir. Ancak,
seçimlerde büyükşehir, ilçe veya ilk kademe belediyesi olarak oy kullanılmayan
bu belediyelerin büyükşehir meclisinde temsilleri büyükşehir belediye meclisinde
başlangıçtaki oy dengesini çok değiştirebilir. Bu nedenle büyükşehir
belediyesine sonradan katılan belediyelerin büyükşehir meclisinde ilk mahallî
idare seçimlerine kadar meclis üye sayılarının onda biri ile temsil edilmeleri
daha uygun olacaktır.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi
oylarınıza arz ediyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
III. - YOKLAMA
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, 6 ncı maddenin oylamasına geçilmeden önce, İçtüzüğün 57 nci
maddesine göre, bir yoklama talebi vardır.
Önce, yoklama
talebinde bulunan sayın üyelerin isimlerini okutup, salonda bulunup
bulunmadıklarını arayacağım ve sonra da yoklama işlemine geçeceğim.
Ali Dinçer?..
MUSTAFA ÖZYÜREK
(Mersin) - Tekabbül ediyorum.
BAŞKAN - Mustafa
Özyürek tekabbül ediyor.
Mahmut Duyan?..
Burada.
Feramus Şahin?..
Burada.
İsmail Değerli?..
Burada.
Ali Rıza Gülçiçek?..
Burada.
Türkân
Miçooğulları?.. Burada.
Hüseyin Özcan?..
Burada.
Bülent Baratalı?..
Burada.
Erdal Karademir?..
Burada.
Mustafa Gazalcı?..
Burada.
Tuncay Ercenk?..
Burada.
Muhsin Koçyiğit?..
Burada.
Şevket Gürsoy?..
Burada.
Mustafa Özyurt?..
Burada.
36
Mehmet Işık?..
Burada.
Kâzım Türkmen?..
Burada.
Oğuz Oyan?.. Burada.
Hüseyin
Ekmekcioğlu?.. Burada.
Muharrem Kılıç?..
Burada.
Haluk Koç?.. Burada.
Sayın
milletvekilleri, elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için 5 dakika
süre vereceğim.
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; tasarının müzakeresine devam
ediyoruz.
V. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
(Devam)
6. - Büyükşehir
Belediyeleri Kanunu Tasarısı ile İçişleri, Avrupa Birliği Uyum ve Plan ve Bütçe
Komisyonları Raporları (1/768) (S. Sayısı: 619) (Devam)
BAŞKAN - 6 ncı
maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
7 nci maddeyi
okutuyorum:
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Büyükşehir
Belediyesinin Görev, Yetki ve Sorumlulukları
Büyükşehir, ilçe ve
ilk kademe belediyelerinin görev ve sorumlulukları
MADDE 7.- Büyükşehir
belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları şunlardır:
a) İlçe ve ilk kademe
belediyelerinin görüşlerini alarak büyükşehir belediyesinin stratejik plânını,
yıllık hedeflerini, yatırım programlarını ve bunlara uygun olarak bütçesini
hazırlamak.
b) Çevre düzeni
plânına uygun olmak kaydıyla, büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları
içinde 1/2000 ile 1/25.000 arasındaki her ölçekte nazım imar plânını yapmak,
yaptırmak ve onaylayarak uygulamak; büyükşehir içindeki belediyelerin nazım
plâna uygun olarak hazırlayacakları uygulama imar plânlarını, bu plânlarda
yapılacak değişiklikleri, parselasyon plânlarını ve imar ıslah plânlarını aynen
veya değiştirerek onaylamak ve uygulanmasını denetlemek; nazım imar plânının
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde uygulama imar plânlarını ve
parselasyon plânlarını yapmayan ilçe ve ilk kademe belediyelerinin uygulama imar
plânlarını ve parselasyon plânlarını yapmak veya yaptırmak.
c) Kanunlarla
büyükşehir belediyesine verilmiş görev ve hizmetlerin gerektirdiği proje, yapım,
bakım ve onarım işleriyle ilgili her ölçekteki imar plânlarını, parselasyon
plânlarını ve her türlü imar uygulamasını yapmak ve ruhsatlandırmak, 20.7.1966
tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanununda belediyelere verilen yetkileri
kullanmak.
d) Büyükşehir
belediyesi tarafından yapılan veya işletilen alanlardaki işyerlerine büyükşehir
belediyesinin sorumluluğunda bulunan alanlarda işletilecek yerlere ruhsat vermek
ve denetlemek.
e) Belediye Kanununun
68 ve 72 nci maddelerindeki yetkileri kullanmak.
f) Büyükşehir ulaşım
ana plânını yapmak veya yaptırmak ve uygulamak; ulaşım ve toplu taşıma
hizmetlerini plânlamak ve koordinasyonu sağlamak; kara, deniz, su ve demiryolu
üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi
sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek;
durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde
araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek;
kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri
yürütmek.
g) Büyükşehir
belediyesinin yetki alanındaki meydan, bulvar, cadde ve ana yolları yapmak,
yaptırmak, bakım ve onarımını sağlamak, kentsel tasarım projelerine uygun olarak
bu yerlere cephesi bulunan yapılara ilişkin yükümlülükler koymak; ilân ve reklam
asılacak yerleri ve bunların şekil ve ebadını belirlemek; meydan, bulvar, cadde,
yol ve sokak ad ve numaraları ile bunlar üzerindeki binalara numara verilmesi
işlerini gerçekleştirmek.
h) Coğrafî ve kent
bilgi sistemlerini kurmak.
i) Sürdürülebilir
kalkınma ilkesine uygun olarak çevrenin, tarım alanlarının ve su havzalarının
korunmasını sağlamak; ağaçlandırma yapmak; hafriyat toprağı, moloz, kum ve çakıl
depolama alanlarını, odun ve kömür satış ve depolama sahalarını belirlemek,
bunların taşınmasında çevre kirliliğine meydan vermeyecek tedbirler almak;
büyükşehir katı atık yönetim plânını yapmak, yaptırmak; katı atıkların kaynakta
toplânması ve aktarma istasyonuna kadar taşınması hariç katı atıkların ve
hafriyatın yeniden değerlendirilmesi, depolanması ve bertaraf edilmesine ilişkin
hizmetleri yerine getirmek, bu amaçla tesisler kurmak,
37
kurdurmak, işletmek
veya işlettirmek; sanayi ve tıbbî atıklara ilişkin hizmetleri yürütmek, bunun
için gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek; deniz
araçlarının atıklarını toplamak, toplatmak, arıtmak ve bununla ilgili gerekli
düzenlemeleri yapmak.
j) Gıda ile ilgili
olanlar dâhil birinci sınıf gayrisıhhî müesseseleri ruhsatlandırmak ve
denetlemek, yiyecek ve içecek maddelerinin tahlillerini yapmak üzere
laboratuvarlar kurmak ve işletmek.
k) Büyükşehir
belediyesinin yetkili olduğu veya işlettiği alanlarda zabıta hizmetlerini yerine
getirmek.
l) Yolcu ve yük
terminalleri, kapalı ve açık otoparklar yapmak, yaptırmak, işletmek, işlettirmek
veya ruhsat vermek.
m) Büyükşehirin
bütünlüğüne hizmet eden sosyal donatılar, bölge parkları, hayvanat bahçeleri,
hayvan barınakları, kütüphane, müze, spor, dinlence, eğlence ve benzeri yerleri
yapmak, yaptırmak, işletmek veya işlettirmek; gerektiğinde amatör spor
kulüplerine malzeme desteği sağlamak, amatör takımlar arasında spor müsabakaları
düzenlemek, yurt içi ve yurt dışı müsabakalarda üstün başarı gösteren veya
derece alan sporculara belediye meclis kararıyla ödül vermek.
n) Gerektiğinde
sağlık, eğitim ve kültür hizmetleri için bina ve tesisler yapmak, kamu kurum ve
kuruluşlarına ait bu hizmetlerle ilgili bina ve tesislerin her türlü bakımını,
onarımını yapmak ve gerekli malzeme desteğini sağlamak.
o) Kültür ve tabiat
varlıkları ile tarihî dokunun ve kent tarihi bakımından önem taşıyan mekânların
ve işlevlerinin korunmasını sağlamak, bu amaçla bakım ve onarımını yapmak,
korunması mümkün olmayanları aslına uygun olarak yeniden inşa etmek.
p) Büyükşehir
içindeki toplu taşıma hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri
kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek, büyükşehir sınırları içindeki kara
ve denizde taksi ve servis araçları dahil toplu taşıma araçlarına ruhsat vermek.
r) Su ve kanalizasyon
hizmetlerini yürütmek, bunun için gerekli baraj ve diğer tesisleri kurmak,
kurdurmak ve işletmek; derelerin ıslahını yapmak; kaynak suyu veya arıtma
sonunda üretilen suları pazarlamak.
s) Mezarlık
alanlarını tespit etmek, mezarlıklar tesis etmek, işletmek, işlettirmek, defin
ile ilgili hizmetleri yürütmek.
t) Her çeşit toptancı
hallerini ve mezbahaları yapmak, yaptırmak, işletmek veya işlettirmek, imar
plânında gösterilen yerlerde yapılacak olan özel hal ve mezbahaları
ruhsatlandırmak ve denetlemek.
u) İl düzeyinde
yapılan plânlara uygun olarak, doğal afetlerle ilgili plânlamaları ve diğer
hazırlıkları büyükşehir ölçeğinde yapmak; gerektiğinde diğer afet bölgelerine
araç, gereç ve malzeme desteği vermek; itfaiye ve acil yardım hizmetlerini
yürütmek; patlayıcı ve yanıcı madde üretim ve depolama yerlerini tespit etmek,
konut, işyeri, eğlence yeri, fabrika ve sanayi kuruluşları ile kamu
kuruluşlarını yangına ve diğer afetlere karşı alınacak önlemler yönünden
denetlemek, bu konuda mevzuatın gerektirdiği izin ve ruhsatları vermek.
v) Sağlık merkezleri,
hastaneler, gezici sağlık üniteleri ile yetişkinler, yaşlılar, engelliler,
kadınlar, gençler ve çocuklara yönelik her türlü sosyal ve kültürel hizmetleri
yürütmek, geliştirmek ve bu amaçla sosyal tesisler kurmak, meslek ve beceri
kazandırma kursları açmak, işletmek veya işlettirmek, bu hizmetleri yürütürken
üniversiteler, yüksek okullar, meslek liseleri, kamu kuruluşları ve sivil toplum
örgütleri ile işbirliği yapmak.
y) Merkezî ısıtma
sistemleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek.
z) Afet riski taşıyan
veya can ve mal güvenliği açısından tehlike oluşturan binaları insandan tahliye
etmek ve yıkmak.
Büyükşehir
belediyeleri birinci fıkranın (c) bendinde belirtilen yetkilerini, imar
plânlarına uygun olarak kullanmak ve ilgili belediyeye bildirmek zorundadır.
İlçe ve ilk kademe
belediyelerinin görev ve yetkileri şunlardır:
a) Kanunlarla
münhasıran büyükşehir belediyesine verilen görevler ile birinci fıkrada
sayılanlar dışında kalan görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak.
b) Büyükşehir katı
atık yönetim plânına uygun olarak, katı atıkları toplamak ve aktarma istasyonuna
taşımak.
c) Sıhhî işyerlerini,
2 nci ve 3 üncü sınıf gayrisıhhî müesseseleri, umuma açık istirahat ve eğlence
yerlerini ruhsatlandırmak ve denetlemek.
d) Birinci fıkrada
belirtilen hizmetlerden; otopark, spor, dinlenme ve eğlence yerleri ile parkları
yapmak; yaşlılar, özürlüler, kadınlar, gençler ve çocuklara yönelik sosyal ve
kültürel hizmetler sunmak; meslekî eğitim ve beceri kursları açmak; sağlık,
eğitim, kültür tesis ve binalarının yapım, bakım ve onarımı ile kültür ve tabiat
varlıkları ve tarihî dokuyu korumak; kent tarihi bakımından önem taşıyan
mekânların ve işlevlerinin geliştirilmesine ilişkin hizmetler yapmak.
e) Defin ile ilgili
hizmetleri yürütmek.
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Mersin Milletvekili
Sayın Mustafa Özyürek; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 15 dakika.
CHP GRUBU ADINA
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Bir konuşma ortamı bulabilirsem, bazı görüşlerimi
sizlerle paylaşmak istiyorum.
38
Değerli arkadaşlarım,
burada, gerçekten, kanun müzakeresi açısından, son derece olumsuz koşullarda
görev yapıyoruz. Çalışmalarımızı uzattık, bir cuma gününde, kanun tasarıları
üzerindeki müzakerelere devam ediyoruz. Yeterli çoğunluğu bulamıyoruz. Yoklama
istediğimiz zaman arkadaşlarımız salona geliyorlar; fakat, dışarıdan gelmiş
olanlar, kulisteki sohbetlerini burada devam ettirme ihtiyacında olunca,
buradaki hatibin sağlıklı bir şekilde konuşma şansı olmuyor. O açıdan, acaba,
yoklama istemekle yanlış mı yapıyoruz diye zaman zaman düşünüyorum. Herkes
kuliste konuşlandığı yerde dursun, biz de, burada kalan bir avuç arkadaşımızla,
konularımızı sağlıklı bir şekilde görüşelim diye düşünüyorum.
Sayın Başkan,
buradaki tartışma ortamını sağlama yönünden, size de önemli bir görev düştüğünü
belirtmek zorundayım.
Değerli arkadaşlarım,
çok önemli reform tasarıları olarak gündeme getirilmiş olan Belediye Kanunu
Tasarısını dün kanunlaştırdık. Bugün büyükşehir belediyeleriyle ilgili tasarıyı
birlikte konuşmaya çalışıyoruz. Arkadaşlarım orada da ifade ettiler, Belediye
Kanunu, toplumdaki beklentilere cevap veren, özellikle belediye başkanlarının,
belediyeyle ilgili olan kimselerin beklentilerine cevap veren bir kanun olmaktan
çok uzak. 1930'da çıkmış olan 1580 sayılı Kanunun, biraz daha Türkçeleştirilmiş,
biraz daha derli toplu hale getirilmiş şeklinden ibaret. Ne yazık ki, Büyükşehir
Belediyeleri Kanunu Tasarısı da aynı nitelikte; yirmi yıl önce çıkarılmış olan
kanunun, biraz daha derli toplu hale getirilmiş şekli. Yalnız, burada, ilçe
belediyeleri veya ilk kademe belediyeleri ile büyükşehir belediyesi arasında
korunması gereken denge oldukça bozulmuş. Kimin lehine bozulmuş; büyükşehir
belediyeleri lehine bozulmuş. Bunu nereden çıkarıyorsunuz diye sorarsanız,
şunları söyleyebilirim:
Değerli arkadaşlarım,
görüşmekte olduğumuz tasarının 7 nci maddesine bakarsanız, orada deniliyor ki:
İmar planlarının yapılmasıyla ilgili 1/2 000'lik ve 1/25 000'lik imar planları
büyükşehir belediyeleri tarafından yapılır, diğer imar planları ilçe veya ilk
kademe belediyeleri tarafından yapılır. Ama, 7 nci maddenin (b) bendinde de
deniliyor ki: İlçe belediyelerinin hazırladıkları imar planları büyükşehir
belediyesinde değiştirilerek onaylanır. Şimdi, bir ilçe belediyesinin
hazırladığı imar planını, eğer, büyükşehir belediyesi değiştirerek onaylama
yetkisine sahipse, o zaman, ilçe belediyesinin bütün yetkileri büyükşehir
belediyesine geçmiş demektir. Geçmiş dönemde hazırlanmış olan büyükşehirle
ilgili bir yönetmelikte, belediye başkanına, tadilen onay yetkisi verilmişti.
Şimdi, burada, tadilen onay yetkisini belediye başkanından alıyorsunuz belediye
meclisine vermiş oluyorsunuz. Bu, gerçekten, hem katılımcılık açısından hem de
demokrasi açısından son derece sakıncalı bir durumdur. Eğer, son tahlilde ve
nihaî olarak bu yetkiyi büyükşehir belediyesi kullanacaksa, niçin ilçe
belediyeleri kuruyoruz; niçin ilk kademe belediyeleri kuruyoruz?! O bakımdan, bu
tasarı, büyükşehir belediyeleri lehine ilçe belediyeleriyle kurulması gereken
dengeyi geniş ölçüde bozuyor.
Yine, bu tasarının 11
inci maddesinde büyükşehir belediyesine denetim yetkisi veriliyor; deniliyor ki:
"Denetim sonucunda belirlenen eksiklik ve aykırılıkların giderilmesi için ilgili
belediyeye üç ayı geçmemek üzere süre verilir. Bu süre içinde eksiklik ve
aykırılıklar giderilmediği takdirde, büyükşehir belediyesi eksiklik ve
aykırılıkları gidermeye yetkilidir." Şimdi, özellikle, ilçe belediye
başkanlıkları ile büyükşehir belediye başkanlığının ayrı partilerde olması
durumunda, bitip tükenmeyen ihtilafların ortaya çıktığını hepimiz biliyoruz.
Böyle bir ihtilaf çıktığı takdirde, burada, yetki, bütünüyle büyükşehir
belediyesine veriliyor ve ilçe belediyelerinin yetkisi bir anlamda elinden
alınıyor. Buradaki ifadeler de son derece muğlak. Diyebilirsiniz ki, hazırlanan
bir planla ilgili olarak "bunun eksikleri var; tamamla." Nedir, neresi eksik, ne
kadar eksik bunu bilmeden "sen tamamlayamadın; öyleyse, getir, bu yetkiyi ben
kullanacağım" diyebilirsiniz.
Yine, 14 üncü
maddenin son fıkrasında deniliyor ki: "Büyükşehir kapsamındaki ilçe ve ilk
kademe belediye meclisleri tarafından alınan imara ilişkin kararlar, kararın
gelişinden itibaren üç ay içinde büyükşehir belediye meclisi tarafından nazım
imar planına uygunluğu yönünden incelenerek aynen veya değiştirilerek kabul
edildikten sonra büyükşehir belediye başkanına gönderilir."
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, gerçekten, daha önceki kanunda bulunmayan bu yetkilerle, dengeyi
bütünüyle ilçe belediye başkanlıklarının, ilçe belediyelerinin aleyhine bozmuş
oluyoruz. Burada, belediye başkanlığı yapmış pek çok arkadaşımız var. Bunun,
mutlaka, ciddî bir şekilde gözden geçirilmesi lazım. Sayın Bakandan da ben bunu
istirham ediyorum; bu dengesizliği giderecek bir çözümü mutlaka bulunuz; aksi
takdirde, ilçe belediyelerini, ilk kademe belediyelerini bütünüyle işlevsiz
kılmış, bütün yetkilerin büyükşehir belediyesinde toplandığı bir sistemi burada
getirmiş oluyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
bu tasarılar gündeme ilk geldiğinde, bendeki izlenim, daha doğrusu, benim
beklentim şuydu: Acaba, geçmişte yaşanan olaylar da dikkate alınarak, ilçe
belediyeleriyle büyükşehir belediyesi arasında bir denge bulunabilir mi, bu
belediyeler arasında çıkan ihtilafları çözecek etkin bir yöntem bulabilir miyiz?
Ne yazık ki, bu tasarıları, dünkü tasarıyı ve bugünkü tasarıyı incelediğimizde,
bu yönde sağlıklı hiçbir adım atılmadığını görüyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
bir önemli nokta şu: Büyükşehir belediyelerine, ilçe belediyelerinin yapması
gereken işlerin hepsini aktarıyoruz; ama, tam da büyükşehir belediyesinin
yetkisinde olan bazı görevleri o belediyelerden alıyoruz. Bunlardan biri, biraz
sonra görüşülecek olan Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilinin ve
arkadaşlarının verdiği bir önergede kendini gösteriyor. Orada deniliyor ki:
"4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığına
ve organize sanayi bölgelerine tanınan yetki ve sorumluluklar bu kanun kapsamı
dışındadır."
Değerli arkadaşlarım,
toplukonutla ilgili düzenlemelerde yetkiyi belediyelerden alıp Toplu Konut
İdaresine veriyoruz, özelleştirilen bölgelerle ilgili yetkileri Özelleştirme
İdaresine veriyoruz; nedir bu belediyelere olan güvensizliğimiz!.. Edebiyata
gelince "yerel yönetimler demokrasinin beşiğidir" diyoruz, katılımcı bir
anlayışla halkın seçtiği yöneticiler gelsin, o beldenin imar
39
planından başlayarak
bütün sorunlarını çözsün istiyoruz; ama, çok önemli görevleri de onlardan
esirgiyoruz ve onlardan kaçırıyoruz.
Elbette, organize
sanayi bölgesiyle ilgili görüşler alınır, o idarelerin katılımı sağlanır,
katkısı sağlanır; ama, bir beldenin, bir yörenin, bir şehrin imar planı nihaî
olarak belediyenin elindedir. Şimdi, biz, çeşitli istisnalarla, belediyeyi, esas
görevlerini yapamayan bir kurum haline getiriyoruz.
Özellikle, bu son
seçimde, Adalet ve Kalkınma Partisi, belediyelerin büyük çoğunluğunu kazandı;
şaşıyorum, kendi belediye başkanlarınıza, kendi belediye meclislerinize
güvenmiyor musunuz? Onların, sanayiin gereklerini de düşünerek, ama, öncelikle o
beldede yaşayan insanların ihtiyaçlarına göre bir imar planı yapmasından mı
korkuyoruz? Gerçekten, ben, bunu anlayabilmiş değilim. Belki salı günü, belki
çarşamba günü görüşeceğimiz bir tasarıyla, örneğin, İstanbul'daki Haydarpaşa
Rıhtımını bütünüyle başka bir noktaya dönüştürüyoruz ve konudaki yetkiyi de
belediyeden alıp başka organlara veriyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
imar planı yapma işi, belediyelerin işidir. Geliniz, daha yeni elimizle bir
statü verdiğimiz, bir yetki vermeye çalıştığımız belediyelerin elinden, yok
organize sanayi bölgesiydi, yok Toplu Konut İdaresiydi, yok Özelleştirme
İdaresiydi diye, esas yetkilerini almayalım.
Bunların sonunda ne
olacak ben size söyleyeyim; bunların sonunda, İstanbul'da yaşadığımız
Gökkafeslerin yeni yeni örneklerini yaşayacağız. Hangi partiden olursa olsun,
halkın seçtiği bir belediye başkanının, o beldenin, o yörenin güzelliğini
bozacak, yeşilalanlarını talan edecek, tahrip edecek bir karara kolay kolay imza
atması söz konusu değildir; çünkü, beş sene sonra gidecek, onlara hesap verecek;
ayrıca, her gün yüz yüze baktığı insanların eleştirilerine muhatap olacak; ama,
bir Özelleştirme İdaresi yetkilisinin, bir organize sanayi bölgesi yetkilisinin
halka hesap verme durumu olmadığı için, o beldenin imar planının bütünlüğünü
bozacak kararlar vermesi kaçınılmaz hale geliyor.
Değerli arkadaşlarım,
bu kanun tasarısını incelediğimiz zaman, anakentin yetkileri 23 madde halinde
sayılmış, ilçe belediyelerinin yetkileri ise 5 madde halinde sayılmış. Orada da
görülüyor ki, anakentleri çok öne çıkaran, ilçe belediyelerini ve alt birim
belediyelerini etkisiz kılan bir düzenlemenin içerisindeyiz.
Bazı mükerrerlikleri
de burada düzenliyoruz. Örneğin, defin işleri; yani, vefat edenlerin
mezarlıklara gömülmesiyle ilgili işlemler. Bu işlemler anakent belediye
başkanlığına veriliyor ve anakent belediyesinin görevleri sayılırken, deniliyor
ki: "Mezarlık alanlarını tespit etmek, mezarlıklar tesis etmek, işletmek,
işlettirmek, definle ilgili hizmetleri yürütmek." Aynı maddenin devamında, ilçe
belediyelerinin yetkileriyle ilgili olarak "definle ilgili hizmetleri yapmak"
deniliyor. Zaten, yaşayanlarla ilgili pek fazla hizmet verme umudumuz yok; demek
ki, ölenlerle ilgili olarak bir mükerrer hizmet yapmak istiyoruz. Burada,
gerçekten, bir gereksiz düzenleme var.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Özyürek, lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN -1 dakikalık
eksürenizi başlatıyorum.
Buyurun.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) - Bu hizmeti ya anakente verelim, onlar yapsınlar veya ilçe
belediyelerine verelim, onlar yapsınlar. Bir hizmet için hem o yapar hem o yapar
derseniz, o hizmet ortada kalır.
FİKRET BADAZLI
(Antalya) - İlçe belediyelerinin kabristanı yok Mustafa Bey.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamlı) - O zaman çıkaralım; onlara boşu boşuna yetki vermeyelim, anakente
verelim; zaten, benim ona itirazım yok; ama, iki tarafa vermek sakıncalı.
Anakente verelim; ama, ilçe belediyelerine boşu boşuna böyle bir görev,
sorumluluk yüklemeyelim. Bazı yerlerde, çıkar birileri "madem bu yetki kanunla
bana verilmiş, ben de tutayım bir mezarlık alanı tesis edeyim" diyebilir. Bu bir
mükerrerliktir, devlet parasının boşa harcanmasıdır, buna fırsat verilmemesini
diliyorum; ama, özellikle, anakent belediyesine tanınmış olan imar planlarını
değiştirerek kabul etme yetkisine, mutlaka bir sınır getirilmesi lazım veya
bunda ısrarlıysak, boşu boşuna...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
MUSTAFA
ÖZYÜREK(Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın
Özyürek, ben kararımı geri almayacağım; lütfen, teşekkür ederseniz... Ben,
mikrofonu açmayacağım; çünkü, söz verdim Genel Kurula "bugün 1 dakikalık eksüre
uygulamasını başlatacağım" demiştim efendim; özür dilerim.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla)- Peki Sayın Başkan, müsamahanıza teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Sayın
milletvekilleri, madde üzerinde 4 adet önerge vardır; önergeleri önce geliş
sıralarına göre okutup, sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım.
40
İlk önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 619
sıra sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu Tasarısının 7 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendindeki "sınırları içindeki" ibaresinden sonra gelen "1/2000"
ibaresinin "1/5000" olarak düzeltilmesini arz ve teklif ederiz.
Salih Kapusuz Adem
Baştürk Yahya Baş
Ankara Kayseri
İstanbul
Nusret Bayraktar
Recep Yıldırım Recep Koral
İstanbul Sakarya
İstanbul
BAŞKAN- Diğer
önergeyi okutuyorum :
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 619
sıra sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısının 7 nci maddesinin birinci
fıkrasının (m) bendinin "amatör spor kulüplerine malzeme" ibaresinden sonra
"vermek ve gerekli" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Recep Koral Nusret
Bayraktar Yahya Baş
İstanbul İstanbul
İstanbul
Vahit Kiler Recep
Yıldırım
Bitlis Sakarya
BAŞKAN - Diğer
önergeyi okutuyorum :
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 619
sıra sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu Tasarısının 7 nci maddesinin sonuna
aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.
"4562 sayılı organize
sanayi bölgeleri Kanunu ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığına ve organize sanayi
bölgelerine tanınan yetki ve sorumluluklar bu kanun kapsamı dışındadır."
Faruk Çelik Halil
İbrahimYılmaz Nihat Eri
Bursa Kütahya Mardin
A. Müfit Yetkin
Mehmet Özlek Mehmet Atilla Maraş
Şanlıurfa Şanlıurfa
Şanlıurfa
BAŞKAN - Son önerge
en aykırı önergedir; okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 619
sıra sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısının 7 nci maddesinin ikinci
fıkrasının sonuna aşağıdaki ibarenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Faruk Çelik Recep
Koral Yahya Baş
Bursa İstanbul
İstanbul
Recep Yıldırım Zülfü
Demirbağ
Sakarya Elazığ
"Büyükşehir
belediyeleri bu görevlerden uygun gördüklerini belediye meclisi kararı ile ilçe
ve ilk kademe belediyelerine devredebilir, birlikte yapabilirler."
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet?..
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI
MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Katılmıyoruz.
SADULLAH ERGİN
(Hatay) - Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Büyükşehir belediyesi
ile ilçe belediyeleri ve ilk kademe belediyelerinin daha etkin ve verimli
çalışabilmelerine imkân sağlayacaktır.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza arz
ediyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
41
Görüşülmekte olan 619
sıra sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu Tasarısının 7 nci maddesinin sonuna
aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.
"4562 sayılı Organize
Sanayi Bölgeleri Kanunu ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığına ve organize sanayi
bölgelerine tanınan yetki ve sorumluluklar bu kanun kapsamı dışındadır."
Faruk Çelik (Bursa)
ve arkadaşları.
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet?..
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI
MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Katılıyoruz.
SADULLAH ERGİN
(Hatay) - Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Sanayiin belkemiğini
oluşturan ve yaklaşık 1 000 000 kişinin çalıştığı, yakın gelecekte 4 000 000-5
000 000 kişinin çalışacağı OSB'lere, 2000 yılında yayımlanan 4562 sayılı
Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu ile pek çok kamu hizmeti sunma yetkisi
tanınmıştır. OSB'ler hem devletin hem de yerel yönetimlerin yapması gereken
imar, yol, su ve kanalizasyon, arıtma tesisi, çevre ve çevre sağlığı, temizlik,
katıatık toplama, itfaiye, acil yardım, kurtarma, ambulans, ağaçlandırma, park,
yeşil alan, kültür ve sanat tanıtım, spor, ekonomi ve ticaretin geliştirilmesi
hizmetlerinin yanı sıra, bilgi ve bilişim teknolojilerinden yararlanılmasını
sağlama, teknoloji geliştirme, elektrik, doğalgaz, haberleşme, güvenlik ve
benzeri pek çok yatırımı ve hizmeti kendi sınırları içinde hizmet yönünden
yerinden yönetim kuruluşu olarak üstlenmiş ve böylece devletin yükünü de
azaltmıştır.
Çalışan nüfusu pek
çok belediye nüfusundan daha fazla olan OSB'lerin mevcut yetki ve
sorumluluklarının devam ettirilerek OSB'lerin hizmetten yararlananlara en uygun
ve en yakın birim olarak hizmet sunması amaçlanmış ve sanayiin ihtiyaçlarını en
uygun yöntemle karşılanması ve kamuya yük olmaması öngörülmüştür.
BAŞKAN - Komisyonun
takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler.. Kabul edilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 619
sıra sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısının 7 nci maddesinin birinci
fıkrasının (m) bendinin "amatör spor kulüplerine malzeme" ibaresinden sonra
"vermek ve gerekli" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Recep Koral
(İstanbul) ve arkadaşları
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet?..
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI
MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Katılıyoruz Sayın Başkan.
SADULLAH ERGİN
(Hatay) - Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Malzeme verilmesini
açıkça belirleyerek yanlış anlamalara yer verilmemesi amaçlanmıştır.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 619
sıra sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu Tasarısının 7 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendindeki "sınırları içindeki" ibaresinden sonra gelen "1/2000"
ibaresinin "1/5000" olarak düzeltilmesini arz ve teklif ederiz.
Salih Kapusuz
(Ankara) ve arkadaşları
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet?..
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI
MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Katılıyoruz.
SADULLAH ERGİN
(Hatay) - Gerekçe okunsun.
42
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Nazım imar planı olsa
da 1/2000 ölçekteki planların büyükşehir belediyesi tarafından yapılması ilçe ve
ilk kademe belediyelerinin 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarını yapma yetki
ve hareket serbestliklerini önemli ölçüde kısıtlayacaktır. Bu durum, ilçe ve ilk
kademe belediyelerinin en temel konuda bile söz söyleme haklarını ellerinden
almaktadır. Tasarıda, büyükşehir belediyelerine imar denetimi ve büyükşehir
çapında planlama bütünlüğünü sağlama konularında önemli yetkiler verilmektedir.
BAŞKAN - Komisyonun
takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın
milletvekilleri, kabul edilen önergeler doğrultusundaki...
ALİ DİNÇER (Bursa) -
Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN - Arayacağım
Sayın Başkanım.
Sayın
milletvekilleri, 7 nci maddeyi, kabul edilen önergeler istikametinde oylarınıza
arz ediyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Sayın
milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur.
Birleşime 10 dakika
ara veriyorum.
Kapanma Saati: 18.17
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 18.35
BAŞKAN : Başkanvekili
Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Yaşar
TÜZÜN (Bilecik), Suat KILIÇ (Samsun)
BAŞKAN - Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 113 üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
619 sıra sayılı
tasarının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
(Devam)
6. - Büyükşehir
Belediyeleri Kanunu Tasarısı ile İçişleri, Avrupa Birliği Uyum ve Plan ve Bütçe
Komisyonları Raporları (1/768) (S. Sayısı: 619) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
7 nci maddenin
oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştı. Şimdi, 7 nci maddeyi tekrar
oylarınıza sunup, karar yetersayısı arayacağım.
7 nci maddeyi, kabul
edilen önergeler doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Madde kabul edilmiştir; karar yetersayısı vardır.
8 inci maddeyi
okutuyorum:
Alt yapı hizmetleri
MADDE 8.- Büyükşehir
içindeki alt yapı hizmetlerinin koordinasyon içinde yürütülmesi amacıyla
büyükşehir belediye başkanı ya da görevlendirdiği kişinin başkanlığında,
yönetmelikle belirlenecek kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşların
temsilcilerinin katılacağı alt yapı koordinasyon merkezi kurulur. Büyükşehir
ilçe ve ilk kademe belediye başkanları kendi belediyesini ilgilendiren konuların
görüşülmesinde koordinasyon merkezlerine üye olarak katılırlar. Alt yapı
koordinasyon merkezi toplantılarına ayrıca gündemdeki konularla ilgili kamu
kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının (oda üst kuruluşu bulunan yerlerde
üst kuruluşun) temsilcileri de davet edilerek görüşleri alınır.
Alt yapı koordinasyon
merkezi, kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşlar tarafından büyükşehir
içinde yapılacak alt yapı yatırımları için kalkınma plânı ve yıllık programlara
uygun olarak yapılacak taslak programları birleştirerek kesin program hâline
getirir. Bu amaçla, kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşlar alt yapı
koordinasyon merkezinin isteyeceği coğrafî bilgi sistemleri dâhil her türlü
bilgi ve belgeyi vermek zorundadırlar. Kesin programlarda birden fazla kamu
kurum ve kuruluşu tarafından aynı anda yapılması gerekenler ortak programa
alınır. Ortak programa alınan alt yapı hizmetleri için belediye ve diğer bütün
kamu kurum ve kuruluşlarının bütçelerine konulan ödenekler, alt yapı
koordinasyon merkezi bünyesinde oluşturulacak alt yapı yatırım hesabına
aktarılır.
Ortak programa alınan
hizmetler için kamu kurum ve kuruluş bütçelerinde yeterli ödeneğin
bulunmadığının bildirilmesi durumunda, büyükşehir belediyesi veya ilgisine göre
bağlı kuruluş bütçelerinden bu hizmetler için kaynak ayrılabilir. Kamu kurum ve
kuruluşları alt yapı ortak yatırım hizmetleri için harcanan miktarda ödeneği,
yeniden değerleme oranını da dikkate alarak ertesi yıl bütçesinde ayırır.
Ayrılan bu ödenek belediye veya ilgili bağlı kuruluşunun hesabına aktarılır. Bu
bedel ödenmeden ilgili kamu kurum veya kuruluşu, büyükşehir belediyesi
sınırlarında yeni bir yatırım yapamaz.
43
Ortak programa
alınmayan yatırımlar için bakanlıklar, ilgili belediye ve diğer kamu kurum ve
kuruluşları alt yapı koordinasyon merkezi tarafından belirlenen programa göre
harcamalarını kendi bütçelerinden yaparlar.
Koordinasyon
merkezleri tarafından alınan ortak yatırım ve toplu taşımayla ilgili kararlar,
belediye ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcıdır.
Alt yapı koordinasyon
merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu kurullara katılacak kamu kurum ve
kuruluş temsilcileri, İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle
belirlenir. İçişleri Bakanlığı, çıkarılacak bu yönetmeliğin, alt yapı yatırım
hesabının kullanılması ve ödenek tahsisi ve aktarmasına ilişkin kısımları
hakkında, Maliye Bakanlığı ve Devlet Planlama Teşkilâtı Müsteşarlığının görüşünü
alır.
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Bursa Milletvekili Sayın
Ali Dinçer; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ
DİNÇER (Bursa)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi
adına saygılarımı sunuyorum.
Son derece önemli
olan altyapı hizmetleri, genelde gözardı edilir; çünkü, onlar görünmez,
çoğunlukla yeraltındadır, inşaatları sırasında sorunlar ortaya çıkar, trafik
aksar, yaya trafiği aksar, çeşitli faaliyetler, ticarî faaliyetler bile
etkilenir; o nedenle, pek sevimli yatırımlar değildir; ama, bir bünyede, insan
bünyesinde, nasıl, kan dolaşımı, sindirim sistemi önemli ise, altyapı
yatırımları da o kadar önemlidir. Ben, bu maddeyle ilgili, pratikten gelen ve
genele yönelik eleştirilerimi, önerilerimi birlikte sunacağım.
Maddede, altyapı
koordinasyon merkezinde, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin de başkanlarıyla
temsil edilebileceği yazılı. Burada aslında temel bir sorun var. Büyükşehir
belediye yapıları, bizde, 1980'lerde fazla düşünülmeden gelişigüzel kurulduğu
için dengeli değil. Büyükşehir belediyeleri içinde bazen 20 000 nüfuslu ilçe
belediyeleri var, ilk kademe belediyeleri var, bazen 1 000 000 nüfuslu ilçe
belediyeleri var. Büyükşehirlerdeki, metropolden öte, megapollerdeki 1 000 000
nüfuslu büyük ilçe belediyeleri -bu yasayla getirilen ölçeğe göre alt sınır 750
000, büyükşehirlerde- pek çok büyükşehirden daha kalabalık ve belediye
başkanlarının da doğal olarak yükümlülükleri daha fazla. Nasıl büyükşehir
belediye başkanı koordinasyon merkezine bir temsilci gönderebiliyorsa,
görevlendirebiliyorsa, aslında, işlerinin aksamaması açısından ilçe belediye
başkanları da gönderebilmeli.
Ayrıca, bu
koordinasyon merkezine, katılımcı bir anlayışla, meslek kuruluşlarının da
katılması söz konusu; ama, burada, bir parantez içindeki ilave, ciddî bir eksiği
ortaya koyuyor. "Oda üst kuruluşu bulunan yerlerde üst kuruluşun temsilcileri
katılsın" deniliyor. Çoğumuz meslek kuruluşlarına üyeyiz. Meslek odalarının
hemen hemen hepsinin üst kuruluşları Ankara'dadır; ama, Ankara'da da bütün bu
meslek kuruluşlarının şubeleri vardır ve asıl, belediyeyle ilgili işleri, yani,
Makine Mühendisleri Odasının, İnşaat Mühendisleri Odasının, Mimarlar Odasının,
Şehir Plancıları Odasının şubeleri üstlenirler. Merkezleri, o mühendislik
odasının Türkiye genelindeki koordinasyonundan sorumludurlar. O nedenle, oda üst
kuruluş temsilcileri de oldukları yerlerde koordinasyon merkezlerine
gelebilsinler; fakat, şubeler de gelebilsin; çünkü, işin hamaliyesini asıl onlar
çekiyorlar, onlar yapıyorlar. Onları, herhangi bir büyükşehirde oda üst kuruluşu
var diye koordinasyon merkezinden uzak tutmak, tam anlamıyla katılımı sağlamaz.
Oda üst kuruluş temsilcileriyle birlikte odaların o belediye sınırları içindeki
şube temsilcileri yahut oda temsilcileri de koordinasyon merkezinin
toplantılarına katılabilirlerse daha doğru olur diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım,
bu, su, kanalizasyon ve diğer altyapı işleri ile bu yasa tasarısıyla getirilen
sınır anlayışı pek bağdaşmıyor. Çünkü, bu altyapılar, genelde, fizikî yapıyı da,
topografik yapıyı da dikkate alarak planlanırlar. Eğer, siz, salt geometrik
anlayışla, pergelle bu işi yaparsanız... Daha önceki öneride pergelin sivri ucu
kentin merkezine konuluyor, kilometre açılıyor, yer belirleniyordu şimdi de
ondan pek farkı yok. Hemen hemen hiçbir büyükşehir belediyesinin sınırları
dairevî değildir, genellikle kıvrımlıdır, yerleşim moduna göre de farklılaşır.
Bazıları, deniz kıyısındaysa, göl kıyısındaysa, körfez kıyısına paralel
gelişirler; bazıları, anayollar üzerindeyse, en hareketli yollar üzerinde lineer
olarak gelişirler; bazıları, eğer, ovada ise, düz yerde ise, çapraz yapan
anayollara dairevî olabilecek şekilde, eğer coğrafî engel yoksa, gelişirler. Bu
yerleşimleri dikkate alarak aslında sınırları belirlenmeli. Her büyükşehrin
kendine özgü sınır belirleme kriterleri ortaya çıkabilir yahut bunlar kategorik
olarak değerlendirilebilirdi ve salt, tek bir sınır belirleme modelinin dışında,
daha etkili, altyapı çalışmalarını da kolaylaştıracak sınır belirlemeleri
yapılabilirdi. Daha etkin ve daha verimli işlerin yapılması açısından bunda
yarar görüyorum.
Bir de biz şunu
yapıyoruz: Hemen hemen bütün büyükşehirleri aynı mercekle gözaltına alıyoruz ve
aynı modelle örgütlüyoruz. Halbuki, Türkiye'de, İstanbul gibi, Ankara gibi,
İzmir gibi ve hatta Adana, Bursa gibi, dünya standartlarına baktığınız zaman
megapol ölçeğine giden büyükşehirler var. Böylesine büyükşehirler için daha
değişik bir model gerekli. Örneğin, İstanbul'da, bir megapol anlayışıyla, belki
Rumeli ve Anadolu yakası metrepolleriyle; yani, İstanbul megapolü, Rumeli
büyükşehri, Anadolu büyükşehri iki alt kademesiyle daha değişik, İstanbul'un
sorunlarının çözümüne daha etkin ve verimli bir şekilde katkıda bulunacak bir
model getirilebilirdi. Bu gelmediği için, altyapı çalışmalarında da ciddî
sorunlar ortaya çıkacaktır. Bu sınır olayları, aslında, büyük metrepollerde,
özellikle büyükşehirlerde, megapollerde, su temini, su havzaları da düşünülerek
yapılmalıydı. Bu büyükşehirlerin en önemli sorunlarından birisi, arıtma
tesisleriyle, dağıtım şebekeleriyle su şebekesidir. Bir çağdaş, modern şehrin,
hemşerilerine yeteri kadar nitelikli suyu verebilmesi gerekir. Bunun için de,
şehrin çok uzağındaki su havzalarından, su toplanıp, o şehre getirilme durumunda
olunabilir. Oraların da aslında, bir anlamda, en azından mücavir alan
kavramıyla, büyükşehirlerin, İstanbul gibi megapollerin denetiminde olması
gerekir. Sınır belirlerken buna da dikkat edilse daha iyi olurdu. Değişik
ölçekli, değişik nitelikli büyükşehirleri aynı kaba koymak yanlış; değişik
karakterler için, gruplaştırılarak değişik modeller oluşturulabilirdi.
44
Bu altyapı
çalışmalarında, aslında, belki de yasaya bile direktif olarak konulması gereken
bir konu var; kanalizasyon, su, alttan giden elektrik kabloları, doğalgaz
boruları, telefon kabloları, hatta, kablolu televizyon kabloları için. Çağdaş
Avrupa kentlerinde olduğu gibi, kentin dokusunun müsait olduğu, özellikle
yerleşimin yoğun olduğu yerlerde, biz, kaçınılmaz bir şekilde klasik altyapıdan
çıkmalıyız. O, İkinci Dünya Harbindeki Fransız direnişçilerinin filmlerini
izlerken gördüğümüze benzer, Paris'te olduğu gibi, büyük galerilerle altyapıları
toplamak gerekiyor; koordinasyon da o zaman daha kolay olacaktır. Bir kere
yapacaksınız, pir yapacaksınız. Böyle bir direktifi belediyelere vermekte büyük
yarar var. Çünkü, bu büyük galerilerde pis su dipten akar, askılarda su boruları
su taşır, kablolu televizyon için, elektrik kabloları için, telefon kabloları
için borular da o iletişim mekanizmalarını taşır. Arıza olduğu zaman da, çok
rahat o galerilere inilir; hatta, bazıları o kadar yoğun pis su taşır, yağmur
suyu taşır ki, içinde botlarla, motorlu botlarla yolculuk yapabilir tamir bakım
ekipleri. Yolu bozmadan, dışarıdaki hayatı hiç rahatsız etmeden, altyapının
bütün eksiklikleri giderilir, tamiratı yapılabilir. Bunu da, bir şekilde maddeye
koysaydık iyi olurdu; ama, en azından, ben, bunu bir öneri olarak, yasanın,
tartışmalarla ilgili tutanaklarında yer aldığı zaman belediyelere yararlı
olacağını düşünüyorum; o nedenle, vurgulayarak, altyapıda bu galeri sistemini
tekrar öneriyorum.
Şimdi, altyapıyla
ilgili bir başka olay daha var. Yine, bu da öneridir; inşallah, yasayı uygulama
durumunda olanlar, Meclisteki tartışmaların tutanaklarını da okurlar ve yasanın
nasıl oluşturulduğunu görüp, bu tutanaklardan da yararlanırlar. Ankara dahil,
bütün büyükşehirlerde görüyoruz ki, insanlar, önce yoğunlaştılar; önce hepimiz
birbirimizi bir arsa üzerinde maksimum yapılanmayla beton hapishanelere
hapsettik, yeşil alanları düşünmedik, apartman yaşamı kolayımıza geldi; çünkü,
temizliği kolay, bahçeli ev olduğu zaman işi daha fazla; ama, giderek toplumda
bilinç düzeyi yükseldi; şimdi, insanlar, büyükşehirlerde, eskiden atalarımızın
yaptığı doğru işi tekrarlıyorlar. Eskiden, şehir merkezlerinde evi olan
ailelerin hemen hemen hepsinin bağ evleri vardı; baharda, yaz aylarında
yaşamlarını bağ evlerinde geçiriyorlardı; orada, küçük ölçekte tarım da
yapıyorlardı. Şimdi, bu tekrar ediliyor; artık, bu apartmanlardan sıkılanlar,
imkânları varsa, ya büyük kentlerin etrafındaki, ulaşımı olan, suyu olan,
elektriği olan köylere haftasonu evleri yapıyorlar, sonra bakıyorsunuz, o
haftasonu evlerinin çoğu sürekli yaşanılır evler haline geliyor ya da hobi
bahçeleri organizasyonu yapan belediyelerin küçücük arazilerinde tarımla uğraşıp
hobilerini tatmin ediyorlar. Altyapı çalışmalarını yaparken, insanların bu
talebini öngörmek gerekiyor. Kentlerin etrafında mücavir alanda, hatta bazen
mücavir alanın dışında böylesine haftasonu evlerinin, hatta sürekli yaşanan
bağ-bahçe nizamı evlerin çoğalacağını düşünelim; çoğalıyor, hepimizin bu
ihtiyacı var; insanlar, bahçe içinde toprakla uğraşarak, toprağa basarak daha
rahat yaşamak istiyorlar, biraz Amerikanvari bir campound anlayışı, bahçeli
evler anlayışı Türkiye'de de gelişiyor; bunların bir kısmı siteler halinde
oluşturuluyor; yani, su olsun, kanalizasyon olsun, elektrik şebekesi olsun,
telefon şebekesi olsun, altyapı olarak yapılırken, bu koordinasyon merkezleri,
bu ihtiyaca göre, onları, gidebilecek en uç noktalara kadar uzatmalılar, en
azından nâzım planlarını, master projelerini geniş tutmalılar ki, bu ihtiyaç
karşılanabilsin.
Burada, yalnız,
önemli bir konu var; turistik bölgelerde öncelikli yapmamız gereken arıtma
tesislerini, mümkün olduğu kadar, imkânlarımızı zorlayarak, bütün kentlerimize
yaymalıyız, tüm Türkiye'ye yaymalıyız; ama, bunun da pahalı bir yatırım olduğunu
biliyoruz. Bu pahalı yatırımı gerçekleştirebilmek için, devletin, belediye
imkânlarıyla yapılamayacak projelere destek olması gerekiyor. Bunu da
belediyelere görev olarak veriyoruz; ama, bilelim ki, birçok yerde, özellikle
turistik bölgelerde, küçük belde belediyelerinde, ilçe belediyelerinde, o
belediyeler imkân bulup bunları kolay kolay yapamazlar; ama, bir an evvel de,
turizm sektörünün gelişmesi için, bunların yapılması gerekir. Bunların
yapılmasıyla ilgili olarak, devlet bütçesinden ayrıca katkıda bulunmak
gerektiğini de unutmayalım.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Dinçer, 1 dakika eksüre vereceğim size; lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
ALİ DİNÇER (Devamla)
- Değerli arkadaşlarım, özellikle bu altyapı işleri, bütüncül yaklaşımın şart
olduğu işlerin başında gelir. Bu nedenle -bu projeler çok da büyük projelerdir;
bazı yerlerde, büyükşehirlerde, Türkiye'de bile, bunlar, milyar dolarlık
projelerdir- bu projelerin, kamuoyuna, açık, net bir şekilde tanıtılması
gerekir; çünkü, en çok parayı verdiğimiz alanlardan birisi bu alandır.
Buralardaki kaçakları önlediğiniz zaman, Türkiye'deki soygun, vurgun olayının
önemli ölçüde azaldığını görebilirsiniz. Başlangıcından itibaren, kaça mal
olacak proje, ne tip proje, kamuoyu geniş bilgi sahibi olmalı, eğer arada
spekülatif çok hızlı artışlar varsa onu görebilmeli ve halk eleştirebilmeli.
Bunu da bilen yönetimler, fizibilitesine göre, projesine göre uygun bir şekilde
işin tamamlanmasına çalışır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Dinçer, teşekkür ederim.
ALİ DİNÇER (Devamla)
- Ben teşekkür ederim, sağ olun Sayın Başkan.
BAŞKAN - 8 inci madde
üzerinde 1 adet önerge vardır, önergeyi okutup, işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 619
sıra sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu Tasarısının 8 inci maddesinin üçüncü
fıkrasının son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
Salih Kapusuz Yahya
Baş Nusret Bayraktar
45
Ankara İstanbul
İstanbul
Recep Yıldırım Soner
Aksoy
Sakarya Kütahya
"Bu aktarma
yapılmadığı takdirde belediyenin talebi üzerine Maliye Bakanlığınca ilgili kamu
kuruluşunun bütçedeki yatırım ödeneklerinden gereken kesilerek belediyenin
hesabına aktarılır. Bütçede ödeneği bulunmayan kuruluşların bu borçlarının
ödenmesinden kuruluşun üst yöneticisi sorumludur."
SALİH KAPUSUZ
(Ankara) - Sayın Başkan, önergemizi geri çekiyoruz.
BAŞKAN - Önerge geri
çekilmiştir.
Sayın
milletvekilleri, 8 inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
9 uncu maddeyi
okutuyorum:
Ulaşım hizmetleri
MADDE 9.- Büyükşehir
içindeki kara, deniz, su, göl ve demiryolu üzerinde her türlü taşımacılık
hizmetlerinin koordinasyon içinde yürütülmesi amacıyla, büyükşehir belediye
başkanı ya da görevlendirdiği kişinin başkanlığında, yönetmelikle belirlenecek
kamu kurum ve kuruluş temsilcilerinin katılacağı ulaşım koordinasyon merkezi
kurulur. Büyükşehir ilçe ve ilk kademe belediye başkanları kendi belediyesini
ilgilendiren konuların görüşülmesinde koordinasyon merkezlerine üye olarak
katılırlar. Ulaşım koordinasyon merkezi toplantılarına ayrıca gündemdeki
konularla ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının (oda üst
kuruluşu bulunan yerlerde üst kuruluşun) temsilcileri de davet edilerek
görüşleri alınır.
Bu Kanun ile
Büyükşehir Belediyesine verilen trafik hizmetlerini plânlama, koordinasyon ve
güzergah belirlemesi ile taksi, dolmuş ve servis araçlarının durak ve araç park
yerleri ile sayısının tespitine ilişkin yetkiler ile büyükşehir sınırları
dahilinde il trafik komisyonunun yetkileri ulaşım koordinasyon merkezi
tarafından kullanılır.
Ulaşım koordinasyon
merkezi kararları, büyükşehir belediye başkanının onayı ile yürürlüğe girer.
Ulaşım koordinasyon
merkezi tarafından toplu taşıma ile ilgili alınan kararlar, belediyeler ve bütün
kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcıdır.
Koordinasyon
merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu kurullara katılacak kamu kurum ve
kuruluş temsilcileri, İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle
belirlenir.
Büyükşehir
belediyelerine bu Kanun ile verilen görev ve yetkilerin uygulanmasında,
13.10.1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun bu Kanuna aykırı
hükümleri uygulanmaz.
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Bursa Milletvekili Sayın
Ali Dinçer; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ
DİNÇER (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ulaşım, aslında, bir
ülkenin uygarlık düzeyini de belirler. Bir şehirde, bir kişinin günde yaptığı
seyahat sayısı ne kadar artarsa, o şehir o kadar canlıdır, o kadar gelişmiştir.
Bizim ülkemizde bu az; her vatandaş, ortalama 2 yolculuk yapıyor; yani, bir
kısmı hiç yapmıyor da, yapanların hepsinin ortalaması 2. Neden; çünkü, biz,
kentlerimizde, ulaşımla ilgili konuları fazla ciddîye almıyoruz, gelişigüzel,
günlük kararlarla çözmeye çalışıyoruz. Burada, özellikle büyükşehirleri
düşünürken, yasayla belirlerken de, bir olumlu adım atmışız; metropoller için,
büyükşehirler için dünya ortalaması 1 000 000 nüfustur; biz bunu 750 000'e
çekmişiz, bu doğru, belki daha da aşağı çekilmeli, 500 000'e indirilmeli; çünkü,
büyükşehirle birlikte -ekonomik olduğu için, fizibl olduğu için- toplutaşım
modellerinin uygulaması başlıyor. Büyükşehirle birlikte, çoğu yerde, aslında
daha az nüfuslu şehirlerde de olması gereken yaya bölgeleri söz konusu oluyor,
yaya trafiği, yaya hakları söz konusu oluyor. Burada belirtilmemiş, belirtilmiş
olmasında büyük yarar vardı, ben vurgulayarak söylüyorum: Büyükşehirlerde,
aslında daha az nüfuslu şehirlerde de, en önemli konulardan biri yayaların
haklarıdır. Bir insan, en azından, yaşadığı şehirde yaya olarak rahat rahat
dolaşabilmeli. Biz şehirleri planlarken, mümkün olduğu kadar arsalar üzerinde
yoğun iş yapıp daha çok para kazanabilmek için, daha çok daire üretmek için,
daha çok dükkân üretmek için yaya kaldırımlarımız dar tutuluyor. Daraltılan yaya
kaldırımlarını, sanki çok fazlaymış, çok genişmiş gibi düşünüyorlar, bir de
arabalarımızı yaya kaldırımlarına park ederek işgal ediyoruz, yayalar yaya
kaldırımlarından yürüyebilmek için cambazlık yapıyorlar ve sık sık da akışkan
trafiğin olduğu yola iniyorlar, can güvenliğiyle ilgili ciddî sorunlarla
karşılaşıyorlar. Bu da, ülkemizdeki yanlışlardan biri.
Şimdi, durağan
trafik, araçların park ettiği alanları tanımlar; akışkan trafik de, araçların
gidip geldiği yolları tanımlar. Biz, bayağı pahalı bir yatırımla araçların gidip
gelmesi için yollar yapıyoruz, sonra onu çok daha ucuz yatırımla
halledebileceğimiz durağan trafik için park yeri olarak kullanıyoruz. Bunu
şehirlerde paraya vursanız, olağanüstü israftır. Ulaşımın planlanması sırasında
park yerlerinin belirlenmesi, park yerlerinin zorlanması, yapılması, merkez
koordinasyon için son derece önemli; bu, koordinasyon merkezlerinin dikkat
etmesi gerek konulardan biridir.
Bir de bizim bu
çarpık kentleşmeden kaynaklanan sorunlarımızın üstesinden gelebilmek için
yayaları da düşünerek yapmamız gereken bir iş var; keşke, yasaya emredici bir
hüküm olarak konulsa. Eskiden kentlerimizin ufak olduğu zamanlarda araç
trafiğinin
46
de olduğu kent
merkezleri -artık kent o kadar büyümüş ki adım atılamayacak hale geliyor- çağdaş
Avrupa ülkelerinde yaya bölgeleri haline getiriliyor; biz, onun ilk uygulamasını
ben Ankara Belediye Başkanıyken Ankara'da yaptık. Önce, insanlar tepki gösterdi;
fakat, sonradan, çok doğru olduğunu gördüler; insanlar, rahatlıkla, kentin
merkezinde dolaşabiliyor, alışveriş yapabiliyor, dinlenme ve eğlence yerlerine
gidebiliyor; yani, yaya bölgelerinde, yaya, haklarını alabildiğine özgürce
kullanabiliyor, dinlenme ünitelerinde dinlenebiliyor. Bütün kentlerde böylesine
kent merkezlerinin yaya bölgeleri haline getirilmesiyle ilgili belki de bizi
zorlaması için önerim, yaya bölgelerinin yapılması yasa maddesi olsun, yasa emri
olsun.
Toplutaşımla ilgili
-büyükşehirlerde yine uluslararası standarttır- bir büyükşehirde, ortalama 1 000
000 nüfuslu büyükşehirde başarılı, etkin, verimli, en ucuza, en rahat şehiriçi
taşımacılığı sağlamak için metronun belkemiğini oluşturduğu bir toplutaşım
modelini kurmak gerekiyor ve bu toplutaşım modelini kurarken, bunu büyük bir
sistem gibi düşünmek durumundayız; toplutaşım sistemi. Bunun alt sistemleri, 1
numaralı raylı taşımacılık, bu da duruma göre hızlı tramvay olabilir, duruma
göre bir saatte bir yönde 80 000 ve daha fazla yolcu taşıyan metro olabilir,
duruma göre banliyö treni olabilir -var olan bazı banliyö trenlerinin
standartları şehiriçi taşımacılığa ayarlanarak kullanılabilir; onlar da açık
metro sayılır- duruma göre normal tramvaylar olur, duruma göre, alt sistemler
arasında, otobüs özel yollarının -bizim, 1978'de, ilk defa, Ankara Belediyesi
olarak Türkiye'ye tanıttığımız- olduğu yerler olur; çünkü, orada da, saatte 8
000-10 000 kişiyi bir yönde taşıma imkânınız oluyor. Normal halde 1 000-2 000
kişiyi taşırken, eğer otobüs özel yolu uygulaması yaparsanız, sayı bu kadar
yükseliyor.
Bu toplutaşım ana
modeli, ana sistemi içerisinde, taksileri, dolmuşları, servis araçlarını; hatta,
özel araçları dahi alt sistemler olarak yerleştirmek gerekir. Bunların hepsinin
bir arada birlikte çalışıp, optimum sonucu vermesini sağlayacak modelleri
kurabiliriz, böylesine mühendislerimiz var artık bizim; ama, bunu, ehil olan
firmalara, açık, net proje ihaleleriyle, yapım ihaleleriyle yaptırmak gerekir;
eğer işletme kurup, hele hele şirket kurup yaptırmaya kalkarsanız, orada sadece
israf olur, israfın dışında başka neler olur, siz biliyorsunuz.
Bu projeler de büyük
projeler olduğu için, diğer altyapı projelerinde olduğu gibi açık olmalı, saydam
olmalı; çünkü, bu projelere de yüz milyonlarca, milyarlarca dolar para
yatırıyoruz.
Mesela, size bir
örnek vereyim. Ben, Ankara Belediye Başkanıyken, metro projesi hazırladık, o
projenin maliyeti 450 000 000 dolardı. On onbeş yıl gecikmeyle bu proje
tamamlandı; aynı güzergâh, aynı istasyonlar, aynı teknoloji, aynı proje,
ekstradan dünyanın da parası harcandı ve ben de yapmayanlar suçludur, yapmak suç
değildir diye, mahkemede, o davadan beraat ettim. Kaça mal oldu biliyor musunuz;
3 misline yakın fiyata mal oldu dolar bazında.
Bunları, çok açık,
net olarak, uluslararası projelerin fiyatlarıyla karşılaştırarak, halkın
bilgisine sunmamız gerekiyor. Türkiye'de, soygunun, vurgunun en çok olduğu
işler, böylesine yüz milyon dolarlarla, milyar dolarlarla ifade edilen büyük
projelerde oluyor. Bunlar da açık, net bir şekilde gösterilmeli, söylenilmeli.
Mesela, bizde,
otoyolun kilometresi ortalama 7 500 000 dolara çıktı; bir sene önce, daha zor
koşullarda, Norveç'te otoyol ihalesi yapıldı; 3 000 000 dolara aldı müteahhit.
Bizde neredeyse 3 misli; daha uzun çalışma mevsimi olduğu halde, daha kolay doğa
koşulları olduğu halde. Böylesine projelerin -belki, bu, maddeye bile konulsa
yeridir- açık ve saydam olması gerekir, rakamlarının ortaya konulması gerekir,
bütün gelişiminin halk tarafından izlenmesi, denetlenmesi gerekir.
Bir garabeti de
ortadan kaldırmak gerekiyor; toplutaşım modelini kuruyorsunuz, trafik çalışacak,
toplutaşımla ilgili, ulaşımla ilgili koordinasyon merkezi var, koskoca belediye
örgütleri var; trafiğin yönetimi onların elinde değil!.. Tümüyle onların elinde
olmalı. Ulaşımla ilgili bu koordinasyon merkezi, trafiğin işletilmesiyle ilgili
de görevli olmalı. Burada yok, görevleri arasında sayılmıyor bu; ama, bunu da
üstlenmesinde büyük yarar vardır. Belki ileride yönetmelik çıkarıldığı zaman, bu
eksik giderilir.
Bizim, burada, hem
altyapı hizmetlerinde hem de ulaşım hizmetlerinde karşılaşacağımız bir zorluk
var; yani, büyüklüğüne bakmadan belediyeler kurmuşuz büyükşehirlerin altında.
Bunların ikili bir yapısı var; bir kısmı ilçe belediyesi, bir kısmı ilk kademe
belediyesi. Bu da yanlış, çifte standart. Büyükşehir yapmışız, büyükşehrin alt
belediyesi olma özelliğine sahip yerleri niye o zaman ilçe yapmıyoruz?! Onlar da
ilçe olmalı ki, koordinasyondaki dual yapı, ikili yapı ortadan kalksın, sorunlar
çözülsün; oralarda da, merkezî idarenin uzantısı olan, belediye çalışmasına
katkıda bulunacak yönetimler olsun, kaymakamlar olsun, başka yöneticiler olsun.
Bir şey daha
söyleyeyim. Belediyeleri, böyle birbirinden çok farklı büyüklüklerle kurmak
zorunda mıyız büyükşehir belediyelerinin altında? İlle bazıları milyonluk
olacak, normalde büyükşehir nüfusunun alt limitinin bile üstünde nüfusa sahip
olacak, bazıları 20 000-30 000 nüfuslu olacak; şart mıdır bu?! Tanrı emri değil
bu. Aslında, bu yasa getirilirken önerdik İçişleri Bakanlığına; başka pek çok
yerde ben katıldığım toplantılarda söyledim; fırsattan yararlanarak, bu
belediyelerin büyüklüklerini de optimum bir rakama bağlayalım ve katılımcı
olunabilmesi açısından da bu rakam, şehirlerde 30, 40, 50 000 civarında; yani,
50 000 nüfuslu, bilemedin 100 000 nüfuslu alt belediyeler olmalı ve o
belediyelerin merkezleri semtlere, mahallelere fazla uzak olmadığı için, halk
yürüyerek bile gelip, belediyedeki işlerini takip edebilmeli, belediyeyi
denetleyebilmeli. Bugün, büyükşehirlerimizde öylesine semtler oluştu ki,
bazıları, pek çok il merkezinden daha büyük nüfusa sahip; ama, onlar semt, ilçe
belediyesi değil. Örneğin, yine, biz Ankara Belediyesinde görevliyken
başlattığımız Batıkent, bugün, bizim öngördüğümüz şekliyle, 11 000 dönüm
üzerinde 50 000 konut var, 300 000'e yakın insan yaşıyor orada ve yanında da
hemen OSTİM var, GİMAT var, ciddî iş merkezleri var, İvedik Küçük Sanayi Tesisi
var. Onların hepsini birlikte planlamıştık biz o zaman; çünkü, Batıkent'te
yaşayacak olanların, kolaylıkla bir yerde çalışabilmesi gerekiyordu. Girişim
halinde olan OSTİM'in yönetimiyle işbirliği yaptık, büyüttük; bugün, Türkiye'nin
küçük ve orta boy sanayii açısından aslanlarından biri. 7 000 işyerlik İvedik
Küçük Sanayi Sitesini o zaman planladık. Şehrin içinde, Samanpazarında küçük bir
yerde çalışan gıda ve ihtiyaç maddeleri toptancılarını GİMAT'a taşıdık biraz
zorlayarak;
47
ama, şimdi mutlular;
birçoğu, artık, orta boyun üzerinde, büyük boy işletme haline geldi, üretime de
başladı, ambalajın ötesine geçti, toptancılığın ötesine geçti. Oralarda
çalışacak olanların oturmasını düşünerek Batıkent'i planlamıştık, metroyu da
götürmüştük ilk projede. Şimdi, orası semt. Halbuki, ana merkeziyle, 4 adet alt
kent merkeziyle, bayağı, ilçe olmaya ve alt belediye olmaya uygun bir yer. Öyle
olursa çok daha başarılı bir şekilde yönetilebilir. Batıkent'te çalışanlar,
Batıkent'te yaşayanlar, OSTİM'de, İvedik'te, GİMAT'ta çalışanlar belediyenin
yönetimine çok daha rahat katılabilirler.
Şimdi olmadı; ama,
hiç unutmayalım, önünde sonunda bunu yapmak zorundayız biz. Daha etkin, daha
verimli, daha katılımcı, daha demokratik yerel yönetim yapılarını, yerinden
yönetim yapılarını, zaman içinde, bize, inşallah, üyesi olacağımız Avrupa
Birliği zaten zorlayacak. Onlar zorlamadan yapalım; bizim insanımız için,
gerekli olduğu için yapalım. Büyükşehirlerimizi çok daha ciddî bir şekilde ele
alalım. Megapol olma durumunda olanlarını büyükşehir modeline sıkıştırmayalım,
metropol modeline sıkıştırmayalım. Onları bölge yönetimi gibi, megapol bölge
yönetimi gibi planlayalım, altlarındaki büyükşehir metropol yapılarıyla
birlikte. Alt belediyeleri, ilçe belediyesi, ilk kademe belediyesi diye
ayırmadan hepsini ilçe belediyesi haline getirelim; ama, onları da ortalama 100
000'lik nüfuslarla daha katılımcı, daha yerinden yönetimci anlayışla
yönetilebilir şekilde planlayalım.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Dinçer, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.
ALİ DİNÇER (Devamla)
- Şehirlerin bu yapılanması, büyükşehirlerin oluşumu, örgütlenmesiyle ilgili
sözlerim ulaşımla da yakından ilgili, toplu taşımacılıkla yakından ilgili,
altyapı çalışmalarıyla yakından ilgili. O nedenle, bu yasa çıktıktan sonra çok
fazla bir değişiklik olmayacak, böylesine önemli, radikal çalışmalar yapılmadığı
için. Keşke yapılsaydı da bir an evvel en etkin, en verimli, çağdaş, Avrupaî
kent yapılanmasına biz de kavuşabilseydik. İnşallah, bu, yakın zamanda olur;
birlikte yaparız.
Tekrar, Cumhuriyet
Halk Partisi adına, Cumhuriyet Halk Partisi büyükşehirler modeliyle ilgili
verdiğim bilgileri dinlemenizden dolayı çok teşekkür ediyor, başarılar
diliyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Dinçer.
Sayın
milletvekilleri, 9 uncu madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
10 uncu maddeyi
okutuyorum:
Büyükşehir
belediyesinin yetkileri ve imtiyazları
MADDE 10.-
Büyükşehir, ilçe ve ilk kademe belediyeleri; görevli oldukları konularda bu
Kanunla birlikte Belediye Kanunu ve diğer mevzuat hükümleri ile ilgisine göre
belediyelere tanınan yetki, imtiyaz ve muafiyetlere sahiptir.
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Bilecik Milletvekili
Sayın Yaşar Tüzün; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA YAŞAR
TÜZÜN (Bilecik) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; görüşmekte
olduğumuz 619 sıra sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısının 10 uncu
maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış
bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
ülkemizde son yıllarda artan tempoyla gelişme temayülü gösteren hızlı nüfus
artışı ve sanayileşme, kentlerde, paralel olarak, plansız ve kontrolsüz fizikî
gelişme, şehirlerin sosyal yapıları, ekonomileri ve yerleşme şekillerinde önemli
değişikliğe yol açmıştır. Plansız ve kontrolsüz imar, konut, ulaşım çevre
sorunlarını artırmış, altyapı yetersizliklerini bariz bir şekilde ortaya
çıkarmıştır. Büyükşehirlerin sorunlarıyla baş edebilmek için buralarda farklı
yönetim modellerinin uygulanmasını gerekli hale getirmiştir. Bütün dünyada
yaygın bir şekilde uygulanan iki düzeyli yönetim sisteminin ülkemizdeki
büyükşehirlerde de uygulanmasını zorunlu hale getirmiştir. Anayasamızın 127 nci
maddesinde, kanunla, büyük yerleşim yerleri için özel yönetim biçimleri
getirilebileceği öngörülmektedir.
Ülkemizde büyükşehir
yönetimleriyle ilgili olarak ilk temel düzenleme, 1984 yılında kanun hükmünde
kararname olarak çıkarıldıktan sonra, aynı yıl kanunlaşan 3030 sayılı Büyükşehir
Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek
Kabulü Hakkında Kanunla yapılmıştır.
Değerli arkadaşlarım,
3030 sayılı Kanun, büyükşehir belediyesi ve ilçe belediyesi olmak üzere iki
düzeyli anakent yapısını öngörmüştür. 3030 sayılı Kanun, belediye sınırları
içerisinde birden çok ilçesi olan il merkezi belediyelerinin büyükşehir
belediyesi olmasını öngörmüştür. 3030 sayılı Kanunla büyükşehir belediyelerine
ek malî kaynaklar sağlanmış olduğundan, gelişmekte olan birçok kentte büyükşehir
statüsü olma arzusu da doğal olarak ortaya çıkmıştır. Oysa, bu kanunda,
büyükşehir belediyelerinin yönetim yapısı, hukukî statüsü, görevleri de
düzenlenmiştir. Bu kanuna göre "büyükşehir kurulabilmesi için belediye sınırları
içerisinde 1'den fazla ilçenin bulunması, şayet yok ise, öncelikle merkezî idare
tarafından en az 2 ilçenin kurulması gerekmektedir" denilmektedir.
Değerli arkadaşlarım,
ancak, uygulamada durum böyle olmamıştır. Antalya, Diyarbakır, Erzurum,
Eskişehir, İzmit, Mersin ve Samsun İllerinin merkez belediyeleri, 2.9.1993
tarihli ve 504 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle, belediye sınırları içerisinde
ilçe belediyesi bulunma koşulu olmaksızın, büyükşehir belediyesine
dönüştürülmüştür. Büyükşehir belediyesine dönüştürüldükten
48
sonra, alt belediye
kurulması ve bu belediyelerin ilçe belediyeleri fonksiyonunu yerine getirmesi
öngörülmüştür. Durum böyle olunca, gelişmekte olan birçok kent, büyükşehir
olmayı ve ek kaynakları kullanmayı istemektedir.
Görüşmekte olduğumuz
yine 619 sıra sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısının 4 üncü maddesi,
büyükşehir olabilmek için 750 000 nüfuslu ve 10 000 metre uzaklıkta yerleşim
birimleri olma kriterlerini aramaktadır. Bu kriterler, bu rakamlar neye göre
hazırlanmıştır? Bu kriterler, bu rakamlar hangi tespitlere göre hazırlanmıştır?
Gerçekten, bu rakamlar doğru rakamlar mıdır? Bu konuda kanun tasarısında ve
kanunun gerekçesinde herhangi bir açıklamaya, maalesef rastlayamadım.
59 uncu hükümet, son
yapılan yerel seçimler neticesinde, üç büyük şehrin dışında, hemen hemen tüm
büyükşehir belediyelerini kazanmıştır. Büyükşehir belediyelerini padişah
yetkileriyle donatırken, alt kademe belediyelerini de, çöp toplama, temizlik
işleri, park ve bahçeler ve defin işleriyle uğraşan birimler haline
dönüştürmüştür.
Bugün görüştüğümüz
kanun tasarısının "büyükşehir, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin görev ve
sorumlulukları" başlıklı 7 nci maddesi, mevcut başkanlara oldukça fazla yetkiler
veriyor. Konuşmamın sonunda değineceğim; gerçi, 7 nci maddede verilen bir
önergeyle, bu, kısmen de olsa düzeltildi; ama, yine de, büyükşehir belediye
başkanlarımıza gerçekten çok fazla yetki verilmektedir.
Değerli arkadaşlarım,
büyükşehir belediyesine ilçe ve ilk kademe belediyelerinin imar uygulamalarını
denetleme yetkisinin verilmesi, yerinde bir karar olmasına rağmen, yasadışı
uygulamaları da ortadan kaldırmayacaktır. Ülkemizde 1980'li yıllardan bu yana
yaşanan imar uygulamaları... Belediyelerin imar uygulamalarını denetleyecek il
veya bölge kurullarının oluşturulmasının gerekliliğine inanıyoruz. Bu madde, bu
açıdan da eksik bir maddedir.
Değerli arkadaşlarım,
ülkemizin en önemli sorunlarından birisi de, kaçak ve ruhsatsız yapılaşmalardır.
Bu sorun, bir taraftan çarpık ve düzensiz yapılaşmaya yol açmakta, diğer
taraftan ekonomik, sosyal ve kültürel alanda başka sorunların doğmasına neden
olmaktadır. Bu durumun en önemli sebeplerinden birisi, ilgili mercilerin
kanunlarla tanınmış yetki ve sorumluluklarını kararlılıkla uygulamamasıdır. 28
Mart yerel seçimleri öncesi de, bunu, büyükşehirlerde çok net olarak gördük ve
yaşadık. Bu nedenle, büyükşehir belediyesinin denetlemesinden ziyade, kurulacak
komisyonlarda denetlenmesinin daha yerinde olacağını düşünüyoruz.
Daha önce
görüştüğümüz Belediye Kanunu, İl Özel İdareleri Kanununda olduğu gibi, bu kanun
tasarısında da maddelerin yeterli görüş alınmadan, sivil toplum örgütleri ve
üniversitelerle istişarelerde bulunulmadan ve gerekli hazırlıklar yapılmadan
Genel Kurula getirildiğini hep beraber görüyoruz. Oysa demokrasilerin en önemli
ayağı olan yerel yönetimlerin, özellikle belediye ve büyükşehir belediye kanunu
tasarılarının hazırlanmasında geniş katılımın sağlanması daha akılcı, daha uzun
süreli kanunların çıkarılmasına vesile olabilirdi. Bu kanun tasarıları, bu
haliyle ihtiyaçlara cevap veremeyecek, yarın, ileriki günlerde ve aylarda yeni
düzenlemeleri beraberinde getirecektir. Bu düşüncelerim ışığında, konunun
yeniden değerlendirilmesinin yerinde olacağı kanaatindeyim.
Değerli arkadaşlarım,
görüşmekte olduğumuz Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısının 10 uncu
maddesini, bir kez daha, size okuyorum: "Madde 10 - Büyükşehir, ilçe ve ilk
kademe belediyeleri; görevli oldukları konularda bu Kanunla birlikte Belediye
Kanunu ve diğer mevzuat hükümleri ile ilgisine göre belediyelere tanınan yetki,
imtiyaz ve muafiyetlere sahiptir."
Arkadaşlarım, siz bu
10 uncu maddeden ne anladınız? Eğer bu madde, bu tasarıya konulmamış olsaydı,
büyükşehir belediyeleri bu haklara sahip olmayacak mıydı?! İnanmanızı istiyorum,
bu madde, bu tasarıya laf ola beri gele maddesi olarak konulmuştur; yani, hiçbir
değerlendirme yapılmadan, incelenmeden konulan bir maddedir. Dolayısıyla, madde
üzerinden daha çok, diğer maddeler hakkında görüşlerimi beyan ettim.
Değerli arkadaşlarım,
yine, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısının, gerçekten, gerek İçişleri
Komisyonunda gerekse Plan ve Bütçe Komisyonlarında çok iyi değerlendirme
yapılmadan Genel Kurula geldiğini görüyoruz.
Düşünebiliyor musunuz
değerli arkadaşlarım, bu metni getiren hükümet, bunu destekleyen parti belli;
ama, az önce, bir maddede 4 adet ayrı önerge veriliyor ve bu 4 adet ayrı önerge
de kabul ediliyor. Ben bilemiyorum, Meclis tutanaklarına bakmadım, zaman olarak
fırsatım yoktu; ama, bir hükümet tarafından getirilen bir kanunda, 1 madde için
4 ayrı önerge verildiğine ve 4 ayrı önergenin de kabul edildiğine Meclis
tarihinde şahit olacağımızı düşünmüyorum.
Bu Büyükşehir
Belediyeleri Kanunu, gerçekten, iyi değerlendirilseydi, 20 000 000'a yakın
vatandaşımızı birinci derecede ilgilendiren bu kanun çok farklı
değerlendirilseydi ve ona göre çıkarılsaydı daha iyi olurdu diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım,
özellikle Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli milletvekilleri Genel Kurul
çalışmalarına mümkün olduğu kadar katılmaya çalışıyorlar; biz Başkanlık
Divanında olduğumuz için devamlı katılanları görüyoruz; ancak, Genel Kurula
katılmayı âdet edinen bu arkadaşlar da, maalesef, çoğu zaman yanlış kararlar
veriyor.
Yine, az önce, 7 nci
maddede verilen bir önergede, gerçekten büyük bir yanlışlığa imza atmış
bulunuyorsunuz. O da, bana göre şudur: Eğer, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu
çıkarıyorsak ve büyükşehir belediye başkanlarına bu anlamda yetki veriyorsak,
biz, biraz önce verdiğiniz bir önergede, şöyle bir metinle karşı karşıya kaldık:
"7 nci maddenin ikinci fıkrasının sonuna, aşağıdaki ibarenin eklenmesini arz ve
teklif ederiz." Teklif edenler belli. Teklif şu: "Büyükşehir belediyeleri bu
görevlerden uygun gördüklerini belediye meclisi kararı ile ilçe ve ilk kademe
belediyelerine devredebilir, birlikte yapabilir."
Değerli arkadaşlarım,
bu önergeyle, belediye başkanını, seçilmiş olan arkadaşı, bir noktada pasifize
ettiniz; dolayısıyla, yetkiyi, belediye meclislerine bıraktınız ve büyükşehir
belediye meclisleri, alt kademe üyelerinden seçildiğinden dolayı, bu noktada,
49
bu önergeyle, 7 nci
maddede, bundan böyle büyükşehir belediye meclislerinin vermiş olduğu kararlar
uygulamaya geçecektir, büyükşehir belediye başkanının karşı çıkmasına veya
düşünmemesine rağmen.
Daha önemli bir hata
yaptınız, onu da söyleyeyim. Bu önergeye, Sayın Komisyonumuzun Sözcüsü ve
Hükümet temsilcisi katılmadığı halde, Yüce Genel Kurul, bu önergeyi kabul etti.
İşte, Genel Kurul ve siyasî etiğe yakışmayan bir durumla karşı karşıya kaldık.
Zannediyorum, Sayın Bakanım ve Hükümetimiz -herhalde, bunu söylemek bana
düşmüyor ama- gerekeni yapacaktır diye düşünüyorum; çünkü, hükümetin ve
komisyonun kabul etmediği bir önergeyi Genel Kurul uygun görüyorsa, o hükümet ve
o bakan, gerekeni yapmalıdır diye düşünüyorum. Ne demek istediğimi
anlamışsınızdır.
ÜNAL KACIR (İstanbul)
- İşine bak sen!
YAŞAR TÜZÜN (Devamla)
- Değerli arkadaşlarım...
ÜNAL KACIR (İstanbul)
- Maddeye gel!
YAŞAR TÜZÜN (Devamla)
- Sayın Kacır, maddeyi konuşuyoruz. Madde, az önce söyledim, laf ola beri gele
maddesi.
ÜNAL KACIR (İstanbul)
- Yok canım... Sen anlamamışsın!
YAŞAR TÜZÜN (Devamla)
- İnan öyle... Yani, bu madde, 10 uncu madde konulmamış olsa da, konulmuş olsa
da hiçbir şey fark etmiyor. O nedenle, kanunun da laf ola beri gele kanunu
olmasını istemiyoruz. Değerlendirmelerimizi yapıyoruz; takdir yetkisi sizlerin,
Yüce Genel Kurulun. Kabul edip etmeme noktasında, Genel Kurulumuz kararını
verecektir.
Değerli arkadaşlarım,
gerek belediye başkanlarının, bundan önceki kanunda görüştüğümüz gibi, özlük
haklarında ve diğer haklarda birtakım donanımlara kavuşmadığını...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ
(Elazığ) - Başkanlık Divanı üyesi olduğu için kesmeye gerek yok.
BAŞKAN - Sayın Tüzün,
1 dakikalık süre içerisinde konuşmanızı lütfen tamamlayınız. Yoksa, mikrofon
kendiliğinden kapanacaktır.
Buyurun.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla)
- Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlarım,
bu yetkiler, Belediyeler Kanununda uzun süre görüşüldü, tartışıldı ve biz, her
ne kadar, siyaset gözetmeksizin, 3 215 belediyenin sorunlarını dile getirmeye
çalıştıysak da, sizlerin oylarıyla bu kanunlar geçti. Yine, Büyükşehir
Belediyeleri Kanunu Tasarısında da düşüncelerimizi ve önerilerimizi aktaracağız;
kabul edip etmemek, Yüce Genel Kurulun yetkisindedir diye düşünüyorum.
Beni dinlediğiniz
için hepinize teşekkür ediyor, Yüce Genel Kurula saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Tüzün.
Saygıdeğer
milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
10 uncu maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Saat 20.30'da
toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati : 19.32
50
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 20.35
BAŞKAN : Başkanvekili
Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Yaşar
TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)
BAŞKAN - Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 113 üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Görüşmekte olduğumuz
619 sıra sayılı kanun tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
(Devam)
6. - Büyükşehir
Belediyeleri Kanunu Tasarısı ile İçişleri, Avrupa Birliği Uyum ve Plan ve Bütçe
Komisyonları Raporları (1/768) (S. Sayısı: 619) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
11 inci maddeyi
okutuyorum:
Büyükşehir
belediyesinin imar denetim yetkisi
MADDE 11.- Büyükşehir
belediyesi, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin imar uygulamalarını denetlemeye
yetkilidir. Denetim yetkisi, konu ile ilgili her türlü bilgi ve belgeyi
istemeyi, incelemeyi ve gerektiğinde bunların örneklerini almayı içerir. Bu
amaçla istenecek her türlü bilgi ve belgeler en geç onbeş gün içinde verilir.
İmar uygulamalarının denetiminde kamu kurum ve kuruluşlarından, üniversiteler ve
kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarından yararlanılabilir.
Denetim sonucunda
belirlenen eksiklik ve aykırılıkların giderilmesi için ilgili belediyeye üç ayı
geçmemek üzere süre verilir. Bu süre içinde eksiklik ve aykırılıklar
giderilmediği takdirde, büyükşehir belediyesi eksiklik ve aykırılıkları
gidermeye yetkilidir.
Büyükşehir belediyesi
tarafından belirlenen ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapılar, gerekli
işlem yapılmak üzere ilgili belediyeye bildirilir. Belirlenen imara aykırı
uygulama, ilgili belediye tarafından üç ay içinde giderilmediği takdirde,
büyükşehir belediyesi 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun 32 ve 42
nci maddelerinde belirtilen yetkilerini kullanma hakkını haizdir.
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Bursa Milletvekili Sayın
Ali Dinçer; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ
DİNÇER (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına saygılarımı sunuyorum.
Bu yasa tasarısının
en önemli maddesini tartışıyoruz; ama, maalesef, salonda çok az sayıda
parlamenter arkadaşımız var. Bu madde, bu yasa tasarısının bamteli, püf noktası.
Hepimiz biliyoruz ki, kentlerde, çarpık kentleşme, arsa spekülasyonu, kentsel
rant, büyük soygunlar, vurgunlar imar olaylarıyla oluyor. Halkın denetimine en
açık olması gereken konu, bu konu; ama, burada halk yok, denetim yok; burada,
büyükşehir belediyesinin olağanüstü bir hegemanyası var. Yani, demokratiklikle,
katılımla bağdaşması mümkün olmayan olağanüstü bir yetki... Büyükşehir
belediyesi ne derse o oluyor; kimsenin itiraz hakkı yok; ne alt belediyenin ilçe
belediyesinin ne tüzelkişilerin, tek tek şahısların, ne de halkın itiraz hakkı,
temyiz hakkı var. Son derece antidemokratik bir düzenleme. Böylesine bir maddeyi
kabul etmek demokrasi anlayışıyla bağdaşmaz. Ben açık söyleyeyim; imar
yetkilerini tümüyle büyükşehre devreden, büyükşehri tek yetkili kılan, hemşeriyi
hiç yerine koyan, onun katılımını, denetimini, şehir halkının katılma hakkını
küçücük bir cümleyle bile belirtmeyen bu madde, kabul edilebilecek bir madde
değil. Ben, bu tasarının diğer tüm maddelerini içime sindirsem bile, sırf bu
maddenin varlığı nedeniyle bu tasarıya evet diyemem; vicdan sahibi kimse
diyemez.
Arkadaşlar, ilçe
belediyesinin yetkisi sıfıra iniyor. İstediği an, üç aylık bir süre içerisinde,
istediği değişikliği yaptırıyor; eğer ilçe belediyesi yapmazsa, büyükşehir
belediyesi kendisi yapıyor ve ilçe belediyesinin hiç itiraz hakkı yok. Yani, bu
tasarıda, imarla ilgili uygulamaların kamuoyuna duyurulmasıyla, halkın
bilgilendirilmesiyle ilgili bir cümle dahi yok.
Biz, Avrupa Birliğine
üye olma iddiasındayız, isteğindeyiz, arzusundayız. Avrupa Birliğine üye olacak
olan bir ülkenin, Avrupa Birliği standartlarında, özgürlükçü, çoğulcu,
katılımcı, Batı Avrupa tipi demokraside olduğu gibi yerinden yönetim anlayışı
olmalı, halkın katılımıyla kararların alındığı bir belediyecilik olmalı. Yani,
biz, ne alt belediyelere güveniyoruz ne onların belediye meclislerine
güveniyoruz ne halka güveniyoruz, hiç kimseye güvenmiyoruz; sadece ve sadece
büyükşehir belediyesi... Ben, büyükşehir belediyesi, hatta, büyükşehir yok iken,
tek başıma Ankara'nın bütününün belediye başkanlığını yapmış bir kişiyim. Tekrar
böyle bir konumda olsam ve böyle bir yetki bana verilse, ben kabul etmem.
FİKRET BADAZLI
(Antalya) - Çok lüzumlu...
ALİ DİNÇER (Devamla)
- Biz, hep birlikte yaşıyoruz bu kentte; beraber yaşıyoruz bu kentte... Hepimiz
için lüzumlu; sadece, büyükşehir... Türkiye'deki kentleri, sadece büyükşehir
belediye başkanları düşünmez, herkes düşünür, hepimiz düşünürüz. Bu kentin
yönetiminde hepimizin, ortaklaşa, yer alma, katılma hakkımız var. Elinsaf
arkadaşlar!.. Amerika dahil, bütün gelişmiş
51
demokrasilerde, bu
konular çok açıktır, nettir. Ranta, spekülasyona, çıkar sağlamaya, soyguna,
vurguna dayalı imar uygulamaları halk tarafından ortaya çıkarılır; bunlar,
halkın denetimiyle önlenir. Düzgün iş, tabiî, halk tarafından da itibar görür,
kabul edilir. Önemli olan düzgün iş yapmaktır; ama, düzgün iş yapılmadığı zaman
onun önüne geçilebilecek mekanizmaların olması gerekir; hiçbirisi yok burada.
Elinsaf, Amerika'yı
yeniden keşfetmenin de âlemi yok arkadaşlar! Mesela, ben, bu konuyla ilgili size
bir örnek vereyim. Amerika'nın en büyük kenti New York'ta, 800 alt belediye
vardır metropol, megapol yönetiminin altında. Bu belediyelerden birinde "suburb"
denilen banliyö, kenar belediyelerden birinde geniş arazisi olan, büyük bir
kâşanesi olan varlıklı bir insan, vasiyetinde, bu araziyi, içinde gölleri olan,
ormanları olan bu araziyi mezun olduğu üniversiteye bağışlıyor. Üniversite
yönetimi, bu araziden yararlanmak istiyor doğal olarak, gelir elde etmek istiyor
ve işini bilen bir müteahhitle de anlaşıyor. Müteahhit, bütün kademelerden geçen
bir imar planıyla, yüksek katlı uygulamalarla, burada, hem üniversitenin hem de
kendisinin kazanç elde etmesini sağlayacak bir proje oluşturuyor. Bu proje her
kademeden geçiyor, alt belediyeden, üst belediyeden, hepsinden geçiyor; ama,
halkın bir yetkisi var, belli sayıda imzayla itiraz ediliyor ve referanduma
gidiliyor; çünkü, bu yüksek katlı uygulama, bu beldenin kentleşme moduna,
çizgilerine aykırı. Bu beldede, ağırlıklı, tek katlı, çift katlı yaşanan evler
var; tek katlı, maksimum çift katlı alışveriş merkezleri var, kültür merkezleri
var. "Bu yerleşim yerinin dokusunu bozamazsınız" diyorlar ve yasadaki
yetkilerine dayalı olarak itiraz ediyorlar. İtirazları, tabiî, yürürlüğe giriyor
-yetkili bir itiraz- referandum oluyor, büyük çoğunlukla halk bu imar planını
reddediyor. Haa, bunun üzerine iş bitiyor mu, o arazi boş mu kalıyor, üniversite
zarara mı uğruyor; hayır. Başka bir müteahhit, üniversiteyle, hemen hemen öbür
projenin getireceği kadar gelir getirecek şekilde bir anlaşma yapıyor, kent
halkının da kabulü olan bir plan ortaya çıkıyor. Şimdi, bu, Amerika'da böyle de,
başka yerlerde böyle değil mi? Bu, Avrupa Birliği üyesi ülkelerde de böyle.
Yani, dünyada demokrasinin kaynağı Avrupa Birliği ülkeleri, Batı Avrupa. Yani,
bu özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı demokrasinin bir adı da Batı Avrupa
demokrasisidir.
Nerede gelişmiş bu
Batı Avrupa demokrasisi? Başlangıçta, mutlakıyetçi rejimler var, imparatorluklar
var, feodal güçler var. Halk, bir nevi köle durumunda Orta Çağda; ama, feodal
güçlerin güvenlikli bir şekilde yaşamak için yaptıkları şatoların etrafında, o
güvenlikten yararlanarak, feodal gücün paralı askerlerinin güvenliğinden
yararlanarak ticaret gelişiyor ve o şatoların kenar surlarına "burg" deniliyor.
Derken, bu burgların, surların dibindeki sanayi gelişmesi, burjuva sınıfını
yaratıyor ve bunlar, ekonomik bakımdan da güçlenince demokratik haklar
istiyorlar. İlk aldıkları demokratik hak, yaşadıkları yerin yönetimi; yani,
belediye yönetimini kendilerinin yapması; belediyelerde, kent sınırları içinde
yerinden yönetime geçme.
Pek çok Avrupa
kentinin adı nedir; Hamburg, Strasburg, Edinburg. Böyle ilk yerleşim yerleri,
ilk kentleşme yerleri ve demokrasi, halkın kendi kendini yönetimi ilkönce
oralarda başlıyor, sonra ülke sathına yayılıyor, mutlakıyet rejimleri yıkılıyor,
demokrasi gelişiyor. Özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı demokrasi, Fransız
İhtilaliyle birlikte alabildiğine gelişme imkânı buluyor. Tabiî, yıllar alıyor
bu gelişme; ama, bu yıllar alan gelişmenin sonucunda, Avrupa standardı, Avrupa
Birliği standardı -Yerel Yönetimler Özerklik Şartında da yazıyor- yerinden
yönetimi getiriyor. Herkesi yaşadığı yörede yönetime katılma hakkıyla donatan
bir yerinden yönetim anlayışını getiriyor Avrupa standardı.
Şimdi, biz, Avrupa
Birliğine üye olmak durumunda olacağız, imarla ilgili konularda hemen hemen tüm
yetkiyi büyükşehre vereceğiz. Şehirlerde yaşayan insanlarımız, belde
insanlarımız, alt kademe belediyeleri -"ilk kademe belediyesi" diye geçiyor,
"ilçe belediyesi" diye geçiyor- onların seçilmiş belediye meclisi üyeleri var,
mahallelerin muhtarları var, ihtiyar heyeti üyeleri var, çok sayıda sivil toplum
kurumu var, meslek örgütü var, bu konularla ilgili olanlar var özellikle;
hiçbirisinin, hiçbir katılım yetkisi, kararı oluşturmayla ilgili bir müdahale
yetkisi yok.
FİKRET BADAZLI
(Antalya) - Yetkileri var da, büyükşehir üniform için müdahale ediyor.
ALİ DİNÇER (Devamla)
- Hayır... Bakın, kardeşim, okuyayım ben size.
BAŞKAN - Sayın
Badazlı, lütfen...
ALİ DİNÇER (Devamla)
- Maddeyi okuyun. Madde, mutlu bir tesadüf, Türkçe yazılmış, hepimiz anlayacağız
bunu.
"Büyükşehir
belediyesi, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin imar uygulamalarını denetlemeye
yetkilidir." Olur, denetler; ama, sadece büyükşehir değil, başka kurumların da
denetleme yetkisi olmalı, halkın özellikle denetleme yetkisi ve itiraz yetkisi
olmalı, bilgilenme hakkı olmalı.
"Denetim yetkisi,
konu ile ilgili her türlü bilgi ve belgeyi istemeyi -büyükşehir, ilçe
belediyesinden isteyecek- incelemeyi ve gerektiğinde bunların örneklerini almayı
içerir. Bu amaçla istenecek her türlü bilgi ve belgeler en geç onbeş gün içinde
verilir." Doğru, güzel bunlar.
"İmar uygulamalarının
denetiminde kamu kurum ve kuruluşlarından, üniversiteler ve kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşlarından yararlanılabilir." Katılımları yok, isterse
yararlanabilir. Halk da yok burada. Halktan, sivil toplum kurumlarından onay
alma, onların bilgisine bu plan çalışmalarını sunma durumu yok.
"Denetim sonucunda
belirlenen eksiklik ve aykırılıkların giderilmesi için ilgili belediyeye üç ayı
geçmemek üzere süre verilir." Büyükşehirin istediği değişiklikleri yaptı yaptı;
yapmadı... "Bu süre içinde eksiklik ve aykırılıklar giderilmediği takdirde,
büyükşehir belediyesi eksiklik ve aykırılıkları gidermeye yetkilidir." Yani,
planı kendisi yapar.
Bu eksiklik ve
aykırılık olayı da indîdir, sübjektiftir, kendisine göredir genellikle. Öyle
olabilir. Öyle olma halinde kim müdahale edecek? İlçe belediyesinin, ilçe
belediye meclisinin itiraz hakkı var mı; yok. Halkın itiraz hakkı var mı; yok.
Sivil toplum
52
kurumlarının itiraz
hakkı var mı; yok. Büyükşehir belediyesi, istediği gibi uygulamaya geçirir.
Yani, iyi niyet esastır tabiî, güzel; ama, yasalar, suiniyeti, kötü niyeti
önlemekle ilgili önlemleri koyar. Bir kentte yaşayan insanlar öncelikle o
kentteki çarpık kentleşmeden zarar görürler. Onların müdahale hakkı, söz hakkı
olmak durumundadır.
Açık, net...
İstanbul'un nüfusu 10 000 000'un üzerinde, Ankara'nın nüfusu da 4 000 000
civarında. Buralarda, oy dağılımına göre, yüzde 20-25 oy aldınız mı, ülke gibi
şehrin yönetimine geçiyorsunuz. Bu işi, bu görevi yapmış bir arkadaşınız olarak
söylüyorum; isteseniz de, geniş anlamda, halkla temas kurarak, halkın
katılımıyla birlikte belediyeyi yönetmeniz zor. Belediye yönetimlerinin
etrafında karanlık bir hale oluşuyor; halk, kolay kolay, yönetime giremiyor;
zaten girmek istese de, imkânsız. Siz, 10 000 000 nüfuslu bir kentte, büyükşehir
belediyesini, belediye başkanını, anında hemşerilerinin hemen hemen hepsiyle
karşılaştırabilir misiniz, onların görüşünü almasına, yüz yüze görüşmesine imkân
yaratabilir misiniz; yaratamazsınız. Oralarda -çok açık ve net olarak bugüne
kadar gördük- bütün çarpık kentleşmelerin, arsa spekülasyonlarının, haksız
rantlar elde edilmesinin nedeni, yeterli miktarda imarlı, altyapılı arsa
üretilmediği içindir. Var olan imarlı, sınırlı arsanın yüksek fiyata gitmesini
sağlamak için, işyeri için olsun, konut için olsun, yeterli miktarda imarlı,
altyapılı arsa üretilmiyor. Buralarda büyük rantlar dönüyor. İmarlı, altyapılı
arsa geniş miktarda üretilebilir ve insanlar bunları alır. Yani, ibadullah arazi
var, arazisi dar bir ülke değiliz; kentlerin etrafında da arazi var. O
arazilerde, rahatlıkla, hem de ihtiyacın ötesinde arzla, konut arsası ve işyeri
arsası üretilip, herkesin hizmetine sunulması mümkün, talebini karşılamak
mümkün; bu yapılmadığı için gecekondulaşma oluyor. Yoksa, insan niye dağın
başına, başlangıçta suyu yokken, elektriği yokken, yolu yokken kayanın üzerine
kaçak gecekondu yapsın; niye trilyonlarını yatırıp da, uygun olmayan arazilerde
büyük sanayi tesislerini kurmak zorunda kalsın; çünkü, uygun olan arazi yok.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Dinçer, 1 dakikalık süre içerisinde konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
ALİ DİNÇER (Devamla)
- Tamam, toparlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
uygun konut yapma, işyeri yapmayla ilgili arsalar olmadığı için kaçak
yapılanmalar oluyor, orman arazileri işgal ediliyor, güzelim ormanlarımız yok
ediliyor, sahiller talan ediliyor, kıyı kenar şeridi dahi itibar görmüyor. Bu
güzelim ülkede, çok ciddî, çağdaş, insanî bir şekilde yerleşmemiz mümkünken,
ferah ferah yaşamamız mümkünken, işyeri kurmak isteyen her girişimciye,
rahatlıkla, hem de karşılıksız, istihdam yaratsın, ekonomiyi büyütsün diye
karşılıksız yer vermemiz mümkünken -konut sahibi olmak önemli "dünyada mekan,
ahrette iman" diyor atalarımız- herkese, aslında, imarlı, altyapılı, kendi
olanaklarıyla, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde, mezrada bile konut
yeri vermek mümkünken, bu kadar geniş olanaklara sahip ülkede, işte, buna benzer
maddeler yüzünden işler aksıyor. Halkın içinde olmadığı bir proje, başarılı
olmaz.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ DİNÇER (Devamla)
- Görüyoruz ki, birçok deprem evi var, heyelandan dolayı yapılan birçok mahalle
var.
BAŞKAN - Sayın
Dinçer, teşekkür ediyorum.
ALİ DİNÇER (Devamla)
- Halka dönülmediği için yüksek miktarda ihaleye çıkılmış; ama, bu evlerde
oturmuyor insanlar, burada insanlarımız yok, yurttaşlarımız yok, hemşerilerimiz
yok.
Allah sonumuzu hayır
etsin. (CHP sıralarından alkışlar; AK Parti sıralarından "amin" sesleri)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, madde üzerinde 1 adet önerge vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 619
sıra sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu Tasarısının 11 inci maddesinin üçüncü
fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Salih Kapusuz Yahya
Baş Nusret Bayraktar
Ankara İstanbul
İstanbul
Recep Yıldırım Alim
Tunç
Sakarya Uşak
"Ancak 3194 sayılı
Kanunun 42 nci madde kapsamındaki konulardan dolayı iki kez ceza verilemez."
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon)- Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan,
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI GÜLDAL
AKŞİT (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.
SADULLAH ERGİN
(Hatay) - Gerekçeyi okutun efendim.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum :
Gerekçe: İlçe
belediyesinin 3194 sayılı Kanunun 42 nci maddesine göre yazdığı cezaların
Büyükşehir belediyesince ikinci kez yazılması engellenmektedir.
53
BAŞKAN- Sayın
milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
12 nci maddeyi
okutuyorum :
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Büyükşehir
Belediyesinin Organları
Büyükşehir belediye
meclisi
MADDE 12.- Büyükşehir
belediye meclisi, büyükşehir belediyesinin karar organıdır ve ilgili kanunda
gösterilen esas ve usullere göre seçilen üyelerden oluşur.
Büyükşehir belediye
başkanı büyükşehir belediye meclisinin başkanı olup, büyükşehir içindeki diğer
belediyelerin başkanları, büyükşehir belediye meclisinin doğal üyesidir.
Büyükşehir ilçe ve
ilk kademe belediye meclisleri ile bunların çalışma usul ve esaslarına ilişkin
diğer hususlarda Belediye Kanunu hükümleri uygulanır.
BAŞKAN - 12 nci
maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
13 üncü maddeyi
okutuyorum :
Meclis toplantısı
MADDE 13.- Büyükşehir
belediye meclisi, her ayın ikinci haftası önceden meclis tarafından belirlenen
günde mutat toplantı yerinde toplanır. Kasım ayı toplantısı dönem başı
toplantısıdır.
Bütçe görüşmesine
rastlayan toplantı süresi en çok yirmi, diğer toplantıların süresi en çok beş
gündür.
Mutat toplantı yeri
dışında toplanılmasının zorunlu olduğu durumda üyelere önceden bilgi vermek
kaydıyla belediye hudutları dahilinde meclis başkanının belirlediği yerde
toplantı yapılır. Ayrıca, toplantının yeri ve zamanı mutat usullerle belde
halkına duyurulur.
BAŞKAN - Madde
üzerinde 2 adet önerge vardır. Önergeleri, önce geliş sıralarına göre okutup,
sonra aykırılık derecelerine göre işleme alacağım.
İlk önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 619
sıra sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesinin üçüncü
fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın madde metnine eklenmesini arz
ve teklif ederiz.
Haluk Koç Mehmet
Boztaş İlyas Sezai Önder
Samsun Aydın Samsun
Erdal Karademir
Nurettin Sözen Mustafa Gazalcı
İzmir Sivas Denizli
Oğuz Oyan
İzmir
"Önemli ve acele bir
iş çıkarsa Belediye Başkanının yazılı çağrısı veya üyelerden 1/3'ünün gerekçeli
teklifi ile Belediye Meclisi olağanüstü toplanır."
BAŞKAN - İkinci
önergeyi okutup, işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 619
sıra sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesinin son
fıkrasına aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Haluk Koç Mehmet
Boztaş İlyas Sezai Önder
Samsun Aydın Samsun
Oğuz Oyan Erdal
Karademir Nurettin Sözen
İzmir İzmir Sivas
Mustafa Gazalcı
Denizli
"Kapalı yapılmayan
toplantıların tutanakları isteyen herkese verilir ve varsa görüntüleri ile
birlikte elektronik ortamda yayımlanır. Görüntü kasetlerinin kopyaları maliyet
bedeli karşılığı isteyenlere verilir."
54
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet?..
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.
OĞUZ OYAN (İzmir) -
Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Tasarının genel
gerekçesinde katılım ve saydamlığa vurgu yapılmakta, madde gerekçesinde de,
toplantıların aleniyeti ve kararların halka duyurulacağı öngörülmektedir.
Saydamlığın gerçekleşmesinin temel koşullarından biri de, toplantı
tutanaklarının isteyenlere verilmesi ve ilgililerin bilgi edinmelerinin
sağlanmasıdır. Kanun tasarısı metninde bu nitelikte bir düzenleme
bulunmadığından önerilen düzenleme ile bu eksiklik giderilmektedir.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 619
sıra sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesinin üçüncü
fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın madde metnine eklenmesini arz
ve teklif ederiz.
Oğuz Oyan (İzmir) ve
arkadaşları
"Önemli ve acele bir
iş çıkarsa Belediye Başkanının yazılı çağrısı veya üyelerden 1/3'ünün gerekçeli
teklifi ile Belediye Meclisi olağanüstü toplanır."
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet?..
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.
OĞUZ OYAN (İzmir) -
Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum.
Gerekçe:
3030 sayılı Kanunda
düzenlenmiş olan olağanüstü toplantı şekli tasarıda kaldırılmıştır. Bu
düzenleme, özellikle kentleşme sürecinin hızlı yaşandığı il, metropol ilçe ve
büyükşehir belediyelerinde karar üretim sürecini sınırlayacaktır.
Merkezî yönetimin
bazı görev ve sorumluluklarını yerel yönetimlere aktarma düşüncesi,
belediyelerin karar organı olan meclislerin çalışma süresini sınırlamakla
çelişmektedir.
Tasarının hem genel
gerekçesinde hem 12 nci maddenin gerekçesinde "Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik
Şartına uygunluğu sağlama açısından meclislerin sık sık toplanması ve mahallî
hizmetleri kendi içerisinde müzakere etmesinde fayda görülmektedir" denilmesine
rağmen, olağanüstü toplantıların kaldırılmasıyla, bu yaklaşımın tam tersi bir
uygulama ortaya çıkacaktır.
Olağan toplantı
günlerini, bütçede en çok 20, diğer aylarda en çok 5 günle sınırlamak,
meclislerin yılda sadece 12 gün toplanmasına yol açabilecek bir sonuç
doğurabilecektir.