![]()
|
Tarih : |
22.07.2004 |
|
Konu : |
5215 sayılı
Kanun |
|
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER tarafından
yayımlanması kısmen uygun bulunmayan, 5215 sayılı "Belediye Kanunu", 3.,
14. ve geçici 4. maddelerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce bir kez
daha görüşülmesi için, Anayasa'nın değişik 89. ve 104. maddeleri uyarınca
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na geri gönderilmiştir.
Söz
konusu Yasa'nın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na gönderilme
gerekçeleri aşağıda sunulmaktadır: T.C.
CUMHURBAŞKANLIĞI SAYI
: B.01.0.KKB.01-18/A-6-2004-850 22 / 07 / 2004
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
İLGİ:
12.07.2004 günlü, A.01.0.GNS.0.10.00.02-4879/16867 sayılı yazınız.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nca
09.07.2004 gününde kabul edilen 5215 sayılı "Belediye Kanunu"
incelenmiştir: 1-
İncelenen Yasa'nın 3. maddesinin (c) bendinde, "belde"nin, belediyesi
bulunan yerleşim yeri olduğu belirtilmiş; (a) bendinde de, belediye,
"Beldenin ve belde sakinlerinin mahalli müşterek
nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı
seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idari ve mali özerkliğe sahip
kamu tüzel kişisi" biçiminde tanımlanmıştır.
Görüldüğü gibi, yapılan düzenlemede belediye
tanımlanırken, "belde halkı" yanında "belde" ayrıca belirtilerek, beldenin
yerel ortak gereksinimlerini karşılama görevi de belediyelere verilmiştir.
Bu
ayrımla belediyeler, genel yönetimle ilgili konuları da kapsayacak
biçimde, genel yetkili yönetim birimi gibi tanımlanmış olmaktadır.
Anayasa'nın 126 ve 127. maddelerine göre, illerde,
merkezi yönetimin uzantısı olan ve "yetki genişliği" esasına göre
oluşturulan il genel yönetimi ile, yerel yönetim örgütlenmesi olan ve
"idari vesayet" ilkesine göre oluşturulan il özel yönetimi ve belediye
bulunmaktadır. İl
halkının ortak yerel gereksinmelerinin karşılanması il özel yönetiminin,
belde halkının ortak yerel gereksinmesinin karşılanması belediyenin, il ve
belde halkının ortak yerel gereksinmeleri dışında kalanlar ile belde de
dahil "il"in tüm hizmetlerinin karşılanması da il genel yönetiminin görev
alanına girmektedir. Ayrıca, Anayasa'nın yerel yönetimleri düzenleyen
127. maddesinde, yerel yönetimlerin, "il, belediye veya köy halkının
mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere..." kurulacakları açık
biçimde belirtilmiştir. Bu
nedenle, incelenen Yasa'nın, "belde halkı" yanında "belde" hizmetlerini de
içeren 3. maddesinin (a) bendi Anayasa'nın 126 ve 127. maddeleriyle
bağdaşmamaktadır. 2-İncelenen Yasa'nın 14. maddesinin birinci
fıkrasında, "Belediye, kanunlarla münhasıran başka bir kamu
kurum ve kuruluşuna verilmeyen mahalli müşterek nitelikteki her türlü
görev ve hizmeti yapar veya yaptırır, gerekli kararları alır, uygular ve
denetler." denilerek, belediyenin görev ve sorumlulukları
genel ve soyut olarak belirtilmiştir. Bu
fıkraya göre belediyelere, yasalarla "münhasıran" başka bir kamu kurum ve
kuruluşuna verilmeyen yerel ortak nitelikteki hizmetleri yapmak ya da
yaptırmak, gerekli kararları almak, uygulamak ve denetlemek görevi
verilmiştir. Böylece belediyeler, kamu hizmetlerinin görülmesi yönünden
"genel görevli" kılınmıştır. Anayasa'nın 126. maddesinde, merkezi yönetimin
örgütlenmesine ilişkin ölçütler "coğrafya durumu, ekonomik koşullar ve
kamu hizmetlerinin gerekleri" olarak sayılmıştır. Maddede, merkezi
yönetimin görevlerini belirginleştiren ya da sınırlayan bir düzenleme
yapılmamıştır. Buna
karşın, Anayasa'nın 127. maddesinde, yerel yönetimlerin örgütlenmesi hem
"coğrafya" hem de "konu" yönünden sınırlandırılmıştır. Maddeye göre, yerel
yönetimler, ancak yöresel olarak örgütlenebilmekte ve yalnızca yerel ortak
gereksinimlerin karşılanması yönünden görevlendirilebilmektedir.
Anayasa'da, merkezi yönetimin, Devlet iktidarını
yansıtacak biçimde tüm kamu hizmetlerinin yürütülmesini sağlamak üzere
ülke genelinde, yerel yönetimlerin ise, sınırlı bir coğrafyada ortak yerel
gereksinimlerin karşılanması gibi sınırlı bir konuda örgütlenmesi
öngörülmüştür. Buna
göre, yönetsel örgütlenmede, merkezi yönetim konu yönünden genel, yerel
yönetimler ise özel görevlidir. Bunun sonucu olarak, yasalarda, merkezi
yönetimin görevleri soyut ve genel, yerel yönetimlerin görevleri somut ve
belirgin biçimde düzenlenmelidir. Oysa,
yukarıda açıklandığı gibi, incelenen Yasa'nın 14. maddesinin birinci
fıkrası ile belediyeler, kamu hizmetlerinin yürütülmesi yönünden "genel
görevli" kılınmıştır. Maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında,
belediyelerin öncelikle yapmak ya da yaptırmakla yükümlü olduğu kimi asli
görevleri; dördüncü fıkrasında da yapılması belediyelerin inisiyatifine
bırakılan kimi görevleri belirlenmiştir. Maddenin diğer fıkralarında ise,
görev, yetki ve sorumluluk alanının yer yönünden sınırı düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, her ne kadar
"yasalarla münhasıran başka bir kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen",
"mahalli müşterek nitelikteki" görevlerden söz edilerek konu yönünden
sınır getirilmiş izlenimi yaratılmaya çalışılmış ise de, bu ölçütler soyut
olup, belediyeleri "genel görevli" konumdan çıkarmaya yetmemektedir.
Çünkü, merkezi yönetim örgütlenmesinde yer alan
kamu kurum ve kuruluşlarının görevi kapsamında sayılmayan ya da genel
görevli bir kamu kurum ya da kuruluşunun görev alanında yer almakta iken,
yapılacak bir yasal düzenleme ile o kurum ya da kuruluşun görev
kapsamından çıkarılan her türlü kamusal hizmet, bu madde nedeniyle,
başkaca bir yasal düzenlemeye gerek kalmaksızın belediyelerin görev
alanına girecektir. Hatta, yapılan düzenlemeden, kamu kurum ve
kuruluşlarının görevli kılınması durumunda da belediyenin aynı alandaki
görevinin sona ermediği; ancak, kamu kurum ve kuruluşlarına yasayla
"münhasıran" görev verilmesi durumunda belediyenin o alandaki görevinin
sona erdiği anlaşılmaktadır. "Münhasıran" sözcüğüyle merkezi yönetimin görev ve
yetki alanının daha da daraltıldığı, buna karşılık belediyelerin görev ve
yetki alanının genişletildiğini vurgulamak gerekmektedir.
Ayrıca, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kurulu'nda kabul edilen "Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden
Yapılandırılması Hakkında Kanun"da yer verilen ilgili kurallara kısaca
değinilmesi, konunun açıklığa kavuşturulması yönünden gerekli görülmüştür.
Yasa'nın 7. maddesinde, merkezi yönetimce
yürütülecek görevler sayılarak sınırlandırılmış; 8. maddesinde ise, yerel
ortak gereksinimlere ilişkin tüm görev, yetki ve sorumlulukların yerel
yönetimlerce yerine getirileceğinin belirtilmesi yeterli görülmüştür.
Madde
gerekçelerinde de, merkezi yönetimler ile yerel yönetimlerin görev, yetki
ve sorumluluklarının, getirilen yeni kamu yönetimi anlayışına uygun olarak
ele alındığı; merkezi yönetimin görev ve yetkilerinin sayılarak
sınırlandırıldığı, bunlar dışında kalanların yerel yönetimlerce
yürütülmesinin öngörüldüğü belirtilmiştir. Bu
Yasa'nın 7 ve 8. maddeleri ile incelenen Yasa'nın 14. maddesinin birlikte
değerlendirilmesinden, yerel yönetimlerin, bu bağlamda belediyelerin, kamu
hizmetlerinin görülmesinde genel görevli örgüt durumuna getirildiği
görülmektedir. Öte
yandan, bir yerel yönetim birimi olan il özel idaresine ilişkin Yasa'nın
78. maddesine 3360 sayılı Yasa'yla eklenen 13. bendin ikinci tümcesindeki
"İl özel idarelerinin görevli olduğu mahalli ve müşterek ihtiyaçların
kapsamı ve sınırı Bakanlar Kurulu'nca tespit olunur." kuralının iptaline
ilişkin, Anayasa Mahkemesi'nin 22.06.1988 günlü, E.1987/18, K.1988/23
sayılı kararında, "Yerel yönetimlere ilişkin temel kavramlar
üzerinde yapılan bu açıklamalar da göstermektedir ki, yerel yönetimlerin
kuruluş esasları, karar organlarının oluşumu, görev ve yetkilerinin
belirlenmesi, merkezi yönetimle bağ ve ilgileri, bunlar üzerinde
uygulanacak idari vesayet yetkisi, yasal bir düzenlemeyi gerektirmekte,
Ôyasallık' vazgeçilmez bir koşul olmaktadır. Anayasa'nın 123. ve 127.
maddeleri bu koşulu açık-seçik vurgulamaktadır. O halde:
1- İl
Özel İdaresi Kanunu (İUVKM.)'nun 78. maddesine, 3360 sayılı Yasanın 2.
maddesiyle eklenen 13. bendin ikinci tümcesiyle Ôİl Özel İdarelerinin
görevli olduğu mahalli ve müşterek ihtiyaçların kapsamı ve sınırı...'nın
saptanması yetkisinin Bakanlar Kurulu'na verilmesi, yasallık ilkesi ile
çatışmaktadır. Burada Bakanlar Kurulu kararı, yasa yerini almaktadır.
Bakanlar Kurulu'na bu yetkinin yasayla verilmiş
olması da, Anayasa açısından yasal düzenleme koşulunun yerine getirildiği
biçiminde yorumlanamaz. Anayasa Mahkemesi'nin konuya ilişkin kararlarında
ortaya koyduğu ölçütlere göre, yasa koyucu, genel kuralları koyarak
yönetime, takdir yetkisine göre düzenleyebileceği bir alan bırakırken,
Anayasa'nın öngördüğü yönetimin yargısal denetiminin etkinliğini
engellemiyecek nesnel kurallara bağlamalıdır."
denilerek, yasallık ilkesi gereği, yerel
yönetimlerin görevlerinin yasada sayılarak belirtilmesi gerektiği kabul
edilmiştir. Yasama organının, herşeyden önce bir hizmetin
yerel mi, yoksa ülke düzeyinde mi olduğunu belirlemesi; yerel düzeyde
görülen hizmetlerin yasada tek tek sayılması gerekmektedir.
Tersi
durumda, yurttaşlara standart bir kamu hizmeti sunma olanaksızlaşacak,
hizmetler yönünden bölgesel ve yerel dengesizlikler artacaktır.
İncelenen Yasa'nın 14. maddesinin birinci
fıkrasında, belediyelerin görevlerinin sınırlı ve belirgin değil, genel ve
soyut kavramlar kullanılarak düzenlendiği görülmektedir. Bu genel ve soyut
kavramların içeriğinin belirginleştirilmesinde belediyelerin yetkili
organlarının etkili olması kaçınılmazdır. Bu
durumda, Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda açıklanan kararıyla Bakanlar
Kurulu yönünden Anayasa'ya uygun görülmeyen bir yetkinin belediyelere
tanındığı sonucuna varılmaktadır ki, bunun olanaksızlığı açıktır.
Bu
nedenle de, incelenen Yasa'nın 14. maddesi Anayasa'nın 126 ve 127.
maddesindeki ilkelerle bağdaşmamaktadır. 3-
İncelenen Yasa'nın geçici 4. maddesinde, "Konusu suç teşkil etmemek ve kesinleşmiş bir
yargı kararına müstenit olmamak kaydıyla, bu Kanunun yayımı tarihine
kadar, memur temsilcileri ile toplu iş sözleşmesi akdederek veya başka bir
tasarrufta bulunarak belediye, büyükşehir belediyesi ve il özel idaresinde
çalışan kamu personeline her ne ad altında olursa olsun ek ödemede
bulunmaları nedeniyle kamu görevlileri haklarında idari, adli veya mali
yargılama ve takibat yapılamaz, başlatılanlar işlemden kaldırılır."
denilmektedir. a-
Maddede, konusu suç oluşturmamak ve kesinleşmiş yargı kararına dayanmamak
koşuluyla bu Yasa'nın yayımlandığı güne kadar yerel yönetimlerde çalışan
kamu personeline yasal dayanağı bulunmadan yapılan ek ödemeden dolayı
başta belediye başkanları olmak üzere sorumlular için başlatılan idari,
adli ya da mali yargılama ve soruşturmanın işlemden kaldırılması
öngörülmekte, bu nedenle soruşturma ve yargılama yapılamayacağı
belirtilmektedir. Maddedeki "konusu suç teşkil etmemek ve
kesinleşmiş bir yargı kararına müstenit olmamak kaydıyla" anlatımından,
madde kapsamına giren idari, adli ya da mali yargılama ve soruşturmanın
suç oluşturabilecek nitelikteki eylemleri de içerdiği anlaşılmaktadır.
Bu
içerikteki yargılama ve soruşturmanın yapılmasını engelleyen ya da
işlemden kaldırılmasını öngören düzenleme af niteliğindedir.
Anayasa'nın, 03.10.2001 günlü, 4709 sayılı
Yasa'yla değişik 87. maddesinde, "hürriyeti bağlayıcı ceza-para cezası" ya
da "adli ceza-idari ceza" ayrımı yapılmadan genel ve özel af ilanı,
Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun
kararına bağlanmıştır. 87.
maddenin nitelikli çoğunluk öngörülen bu özel düzenlemesi karşısında,
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin afla ilgili yasa kurallarını kabulünde,
Anayasa'nın genel düzenleme içeren 96. maddesinin uygulanamayacağı ve bu
maddede öngörülen karar yetersayısının geçerli olamayacağı açıktır.
Başka
bir anlatımla, incelenen Yasa'nın geçici 4. maddesinde yapılan düzenleme
af niteliğinde olduğu için, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının
beşte üç çoğunluğunun oyu ile kabul edilmesi anayasal zorunluluktur.
Tutanakların incelenmesinden, geçici 4. maddenin
kabulünde sayı belirlenmediği görülmekte, bu nedenle maddenin üye tam
sayısının beşte üç çoğunluğunun oyu ile kabul edilip edilmediği
anlaşılamamaktadır. Anayasa'da, genel kuraldan ayrılarak toplantı ve
karar yetersayısı için özel düzenlemeler bulunan durumlarda, herhangi bir
itiraz olmasa da, sonradan ortaya çıkacak duraksama ve tartışmalara neden
olmamak için toplantı ve karar yetersayılarının tutanaklara geçirilmesi
gerekmektedir. Tutanaklarda böyle bir açıklık bulunmadığından
geçici 4. maddenin kabulü için gerekli yetersayının oluşturulamadığı
sonucuna varılmaktadır. Ayrıca, tutanakların incelenmesinden, Yasa'nın
tümünün de 235 oyla kabul edildiği görülmektedir ki, bu sayı da af için
gerekli karar yetersayısının altında kalmaktadır.
Bu
nedenle, geçici 4. madde biçimsel yönden Anayasa'nın 87. maddesiyle
bağdaşmamaktadır. b-
Öte yandan, geçici madde ile getirilen af, haklarında kesinleşmiş yargı
kararı bulunanları kapsamamaktadır. Böylece, yargılama ve takibat aşamasında bulunan
kamu görevlileri af kapsamına alınırken, haklarında kesinleşmiş yargı
kararı bulunanlar aftan yararlandırılmamışlardır.
Anayasa'nın 2. maddesinde, "hukuk devleti" ilkesi
Türkiye Cumhuriyeti'nin nitelikleri arasında sayılmış; 10. maddesinde de,
herkesin yasa önünde eşit olduğu, hiçbir kişiye, aileye, zümreye ya da
sınıfa ayrıcalık tanınamayacağı, devlet organları ile yönetimin tüm
işlemlerinde eşitlik ilkesine uygun davranmak zorunda oldukları
belirtilmiştir. Hukuk
devleti, yurttaşlarına hukuk güvenliği sağlayan ve adil bir hukuk düzeni
kurup, bu düzeni sürdürmek için gerekli önlemleri alan devlettir.
Yurttaşların devlete karşı güven duygularının
zedelenmemesi için hukuk güvenliğinin sağlanması, yasaların adil olması ve
eşitlik ilkesine uygun kurallar içermesi gerekmektedir.
Hukuk
ve adalet toplumun ve devletin temeli ve amacı; eşitlik ise adaletin temel
öğesidir. Benzer durumlarda eşitlik ilkesine uygun davranılması adil hukuk
düzeninin gereğidir; farklı uygulama yapılması ise, adalet duygusunu
zedeleyecektir. Yasa
önünde eşitlik, eylemli değil, hukuksal anlamdadır. Eşitlik ilkesi,
yurttaşlar arasında hukuksal ayrım yapılmasını önlemek için getirilmiştir.
Bu ilke, yasal düzenlemelerin, niteliği, görev, yetki ve sorumluluğu,
görülen hizmetin özellikleri ve ayrıntıları aynı ya da benzer olan kişiler
arasında ayrım yapılmasına izin vermemektedir.
İncelenen Yasa'nın geçici 4. maddesinde aynı
hukuksal konumda olan kişiler arasında af konusunda farklılık
yaratılmıştır. Bu
nedenle, anılan madde, hukuk devleti ve eşitlik ilkelerine uygun
düşmemektedir. Yayımlanması yukarıda açıklanan gerekçelerle uygun
görülmeyen 5215 sayılı "Belediye Kanunu", 3, 14 ve geçici 4. maddelerinin
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce bir kez daha görüşülmesi için,
Anayasa'nın değişik 89 ve 104. maddeleri uyarınca ilişikte geri
gönderilmiştir. Ahmet
Necdet SEZER CUMHURBAŞKANI
|