Türkiye Büyük
Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 2. Yasama Yılı
112. Birleşim 08/Temmuz /2004 Perşembe
Formun
Üstü
Formun
Altı
Tutanak toplam
92 sayfadır.
DÖNEM : 22 CİLT : 55
YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
112 nci Birleşim
8 Temmuz 2004
Perşembe
İ Ç İ N D E K İ L E R
Sayfa
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI
KONUŞMALAR
1.- Ankara
Milletvekili Zekeriya Akıncı'nın, amatör spor klüplerinin sorunları ile alınması
gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in cevabı
2.- Aksaray
Milletvekili Ahmet Yaşar'ın, Türkiye-Almanya Parlamentolararası Dostluk Grubunun
Almanya'daki temaslarına ilişkin gündemdışı konuşması
3.- Kastamonu
Milletvekili Mehmet Yıldırım'ın, Şair ve Yazar Rıfat Ilgaz'ın ölümünün 11 inci
yıldönümü münasebetiyle gündemdışı konuşması
B) TEZKERELER VE
ÖNERGELER
1.- Denizli
Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın (6/1107) esas numaralı sözlü sorusunu geri
aldığına ilişkin önergesi (4/207)
C) GENSORU, GENEL
GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Trabzon
Milletvekili M. Akif Hamzaçebi ve 22 milletvekilinin, don olayının yarattığı
zararın ekonomik boyutlarının araştırılarak fındık üreticilerinin sorunlarının
çözümlenmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/206)
2.- Ankara
Milletvekili Yakup Kepenek ve 19 milletvekilinin, kadınların işgücüne
katılımının önündeki engellerin ve olumsuzlukların saptanarak katılımın ve
üretkenliğin artırılması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/207)
1
IV. - ÖNERİLER
A) SİYASÎ PARTİ GRUBU
ÖNERİLERİ
1.- Gündemdeki
sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu
önerisi
V. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı : 146)
2.- Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)
3.- Çanakkale
Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî
Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale
Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı : 305)
4.- Kamu Yönetiminin
Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri,
Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.Sayısı : 349)
5.- Özel Gelir ve
Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/827) (S.Sayısı : 618)
6.- Belediyeler
Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları
Raporları (1/766) (S. Sayısı : 616)
VI. - SORULAR VE
CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE
CEVAPLARI
1.- Adana
Milletvekili Atilla BAŞOĞLU' nun, Zeugma Antik Kenti kurtarma çalışmalarına
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/2803)
2.- Muğla
Milletvekili Ali ARSLAN'ın, emeklilerin tüketici fiyat endeksinden kaynaklanan
maaş kayıplarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sorusu ve Sağlık
Bakanı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vekili Recep AKDAĞ'ın cevabı
(7/2823)
3.- Antalya
Milletvekili Atila EMEK'in, Alanya İlçesindeki Akdağ-Hanay Yaylasının yaz ve kış
turizmine kazandırılmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan
MUMCU'nun cevabı (7/2843)
4.- Malatya
Milletvekili Muharrem KILIÇ'ın, Malatya Havaalanının uluslararası uçuşa açılıp
açılmayacağına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı
(7/2887)
5.- Tekirdağ
Milletvekili Enis TÜTÜNCÜ'nün, Bağ-Kur sigortalılarının prim borçlarının yeniden
yapılandırılmasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sorusu ve
Sağlık Bakanı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vekili Recep AKDAĞ'ın cevabı
(7/2908)
2
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 14.00'te açılarak sekiz oturum yaptı.
Bursa Milletvekili
Şerif Birinç, sulak alanların korunmasına ilişkin RAMSAR Sözleşmesine ve
Türkiye'de bu kapsamda yapılan çalışmalara,
Erzurum Milletvekili
Ömer Özyılmaz, Erzurum'da meydana gelen deprem sonrası yapılan çalışmalara ve
alınan tedbirlere,
İlişkin gündemdışı
birer konuşma yaptılar.
Tekirdağ Milletvekili
Enis Tütüncü'nün, Trakya çiftçisinin içinde bulunduğu sorunlara ve alınması
gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşmasına, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami
Güçlü cevap verdi.
Balıkesir
Milletvekili Sedat Pekel'in (6/1127) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına
ilişkin önergesi okundu, sorunun geri verildiği bildirildi.
Bursa Milletvekili
Şerif Birinç ve 27 milletvekilinin, Susurluk ve Nilüfer Çaylarındaki kirliliğin
nedenlerinin ve sorumlularının araştırılarak zararlı ve tehlikeli atıklardan
arındırılması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/205) Genel Kurulun bilgisine
sunuldu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırası
geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında
bulunan, Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin
Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının (1/521) (S. Sayısı: 146),
2 nci sırasında
bulunan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Tasarısının (1/523) (S. Sayısı: 152),
3 üncü sırasında
bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin
(2/212) (S. Sayısı: 305),
Görüşmeleri, daha
önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;
4 üncü sırasında
bulunan, Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması (1/731) (S.
Sayısı: 349),
5 inci sırasında
bulunan, Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması (1/827) (S. Sayısı: 618),
Hakkında Kanun
Tasarılarının görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır
bulunmadığından;
Ertelendi.
6 ncı sırasında
bulunan, Belediye Kanunu Tasarısının (1/766) (S. Sayısı: 616) görüşmelerine
devam olunarak 59 uncu maddesine kadar kabul edildi, birleşime verilen aradan
sonra, ilgili Komisyon yetkililerinin Genel Kurulda hazır bulunmadıkları
anlaşıldığından, müzakereleri ertelendi.
Hatay Milletvekili
Sadullah Ergin, İzmir Milletvekili Enver Öktem'in, yapmış olduğu konuşmada
Partisine sataşması nedeniyle bir açıklamada bulundu.
8 Temmuz 2004
Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime
01.42'de son verildi.
Sadık Yakut
Başkanvekili
Enver Yılmaz Yaşar
Tüzün
Ordu Bilecik
Kâtip Üye Kâtip Üye
Türkân Miçooğulları
Mevlüt Akgün
İzmir Karaman
Kâtip Üye Kâtip Üye
No. : 165
II. - GELEN KÂĞITLAR
8 Temmuz 2004
Perşembe
Teklif
3
1.- Bursa
Milletvekili M. Altan Karapaşaoğlu'nun; Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyelerinin
Ödenek, Yolluk ve Emekliliklerine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi (2/307) (Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 29.6.2004)
Rapor
1.- Ankara
Milletvekili Salih Kapusuz ve 4 Milletvekilinin, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanuna Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/306) (S. Sayısı: 638) (Dağıtma
tarihi: 8.7.2004) (GÜNDEME)
Sözlü Soru Önergeleri
1.- Hatay
Milletvekili Züheyir Amber'in, Emniyet Teşkilatı mensuplarının özlük haklarının
iyileştirilmesine ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1191)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)
2.- Antalya
Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun, Antalya-Korkuteli Osmankalfalar Köyü
göletinin ne zaman hizmete gireceğine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1192) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)
3.- Antalya
Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun, Antalya-Alanya-Beyreli Köyünün su
sorununa ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1193)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)
4.- Manisa
Milletvekili Nuri Çilingir'in, S.S. Üzüm Tarım Satış Kooperatifleri Birliğinin
DFİF'e olan borçlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1194)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)
5.- Kastamonu
Milletvekili Mehmet Yıldırım'ın, Kastamonu'nun bazı ilçelerindeki adliye
teşkilatlarının kaldırılma gerekçelerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi
(6/1195) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)
6.- Niğde
Milletvekili Orhan Eraslan'ın, BAĞ-KUR'a kayıtlı esnafın kuruma olan borçlarına
ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1196)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)
7.- Denizli
Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın, Antalya-İbradı İlçesinin Hükümet Konağı
inşaatına ne zaman başlanacağına ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1197) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)
8.- Denizli
Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın, Antalya'ya bağlı İbradı ve Akseki İlçeleri
arasındaki karayoluna ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru
önergesi (6/1198) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)
9.- Balıkesir
Milletvekili Sedat Pekel'in, doğal afetlerin tespitine yönelik radar
sistemlerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/1199)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)
10.- Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun, EPDK yönetmeliğine göre teminat olarak
kabul edilecek değerlere ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Abdüllatif Şener) sözlü soru önergesi (6/1200) (Başkanlığa geliş tarihi:
24.6.2004)
Yazılı Soru
Önergeleri
1.- Antalya
Milletvekili Nail KAMACI'nın, Bingöl-Güroymak İlçesinde belediyenin alkollü içki
satışını yasakladığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3011)
(Başkanlığa geliş tarihi: 11.6.2004)
2.- İstanbul
Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, bir yürütmeyi durdurma kararının uygulanmadığı
iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3012) (Başkanlığa geliş
tarihi: 11.6.2004)
3.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Haberleşme Yüksek Kurulunun toplanamama nedenine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3013) (Başkanlığa geliş tarihi:
14.6.2004)
4.- Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt ASLANOĞLU'nun, İran'ı ziyaret edip etmeyeceğine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3014) (Başkanlığa geliş tarihi:
16.6.2004)
5.- Adana
Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Adana İlinde uçak seferlerinin durdurulmasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3015) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.6.2004)
6.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Ali ÖZPOLAT'ın, olası bir depreme karşı ne gibi önlemler
alındığına ve bilimsel çalışmaların dikkate alınıp alınmadığına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3016) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)
7.- Adana
Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, çiftçileri ilgilendiren bir yasaya ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3017) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.6.2004)
8.- Malatya
Milletvekili Muharrem KILIÇ'ın, Sümer Holding Malatya Pamuklu Sanayi
İşletmesinin özelleştirilmesiyle ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/3018) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.6.2004)
9.- Uşak Milletvekili
Osman COŞKUNOĞLU'nun, Irak'la ilgili gelişmelerin ülkemiz üzerinde yaratacağı
etkilere karşı önlem alınıp alınmadığına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/3019) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.6.2004)
10.- Konya
Milletvekili Atilla KART'ın, bir polis memuru hakkındaki iddialara ve hakkında
yapılan adli işlemlere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/3020)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)
4
11.- Adana
Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, İstanbul Bayrampaşa Cezaevinde oda sisteminin
uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3021) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.6.2004)
12.- Iğdır
Milletvekili Dursun AKDEMİRin, yolsuzlukla mücadele için hazırlanan kanun
tasarısına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/3022) (Başkanlığa
geliş tarihi: 23.6.2004)
13.- Ardahan
Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan İlindeki yol projelerine ilişkin Bayındırlık
ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/3023) (Başkanlığa geliş tarihi:
16.6.2004)
14.- Antalya
Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya Boğaçayı Köprüsünün trafiğe açılmasına ve
Çevre Yolu Projesine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3024) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)
15.- İstanbul
Milletvekili Onur ÖYMEN'in, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin adının İKÖ
toplantısında farklı ifade edilmesine ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/3025) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.6.2004)
16.- Çanakkale
Milletvekili İsmail ÖZAY'ın, Türk delegasyonunun AYBYK toplantısında KKTC ile
ilgili tutumuna ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru
önergesi (7/3026) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.6.2004)
17.- İstanbul
Milletvekili Gürsoy EROL'un, yeni banknot ve madeni para basımına ilişkin Devlet
Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/3027) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.6.2004)
18.- İstanbul
Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, Halk Bankasından kredi kullanan bir firmaya
ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/3028)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)
19.- İzmir
Milletvekili K. Kemal ANADOL'un, bazı TRT çalışanlarına ilişkin Devlet
Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi (7/3029) (Başkanlığa geliş
tarihi: 16.6.2004)
20.- İzmir
Milletvekili K. Kemal ANADOL'un, bir TRT çalışanına ilişkin Devlet Bakanından
(Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi (7/3030) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.6.2004)
21.- Ardahan
Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan Sigorta İl Müdürlüğünün hizmet binası ve
personel ihtiyacına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3031) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2004)
22.- Konya
Milletvekili Atilla KART'ın, Konya-Karapınar'da yaptırılan bir dispanserin
personel ihtiyacına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3032) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.6.2004)
23.- Tekirdağ
Milletvekili Erdoğan KAPLAN'ın, köylüden alınan rüsum bedellerine ilişkin Çevre
ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/3033) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.6.2004)
24.- Konya
Milletvekili Atilla KART'ın, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğüyle ilgili
bazı iddialara ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/3034)
(Başkanlığa geliş tarihi: 22.6.2004)
25.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, çöp taşıma ihalelerinde kullanılan formüle ve
uygulamada usulsüzlük yapıldığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/3035) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.6.2004)
26.- Antalya
Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya 100. Yıl Bulvarında can güvenliğini
sağlama amaçlı önlemler alınmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3036) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)
27.- Konya
Milletvekili Atilla KART'ın, bir polis memuru hakkındaki iddialara ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3037) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.6.2004)
28.- Adana
Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, antika silah sahiplerinin bürokraside
karşılaştıkları sorunlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3038) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)
29.- Adana
Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, taksi sürücülerinin eğitimlerine ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3039) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.6.2004)
30.- Yalova
Milletvekili Muharrem İNCE'nin, Emekli Sandığı Yönetim Kurulunun teknik
öğretmenlerle ilgili bir kararına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3040) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.6.2004)
31.- Adana
Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, bazı yabancı firmaların ve yerli ortaklarının
vergi kaçırdıkları iddialarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3041) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)
32.- Adana
Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, YÖK Yasa Tasarısının hazırlanma aşamasında
Bakanlığın bilgisi dışında değişikliğe uğradığı iddiasına ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3042) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.6.2004)
33.- Adana
Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, YÖK Kanununun 35 inci maddesi kapsamı dışında
doktora yapan araştırma görevlilerine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı
soru önergesi (7/3043) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)
34.- İstanbul
Milletvekili Gürsoy EROLun, İstanbul ve Ankara'daki hastanelerde yoğun bakım
yatak sayısı ve solunum cihazı sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3044) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)
35.- Konya
Milletvekili Atilla KART'ın, yeni binasına taşınan Ankara Trafik Hastanesinin
eski binada kalan personel ve tıbbi cihazlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/3045) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.6.2004)
5
36.- Muğla
Milletvekili Gürol ERGİN'in, mazot için çiftçilere destekleme yapılıp
yapılmayacağına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3046) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2004)
37.- Diyarbakır
Milletvekili Mesut DEĞER'in, mısır ve soya fasulyesi ithalatı ile ithal
ürünlerdeki bazı sorunlara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3047) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2004)
38.- Ardahan
Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Gürcistan ile ticaretin geliştirilmesine ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3048) (Başkanlığa geliş
tarihi: 16.6.2004)
39.- Bursa
Milletvekili Kemal DEMİREL'in, işletmelerden istenen Sanayi Sicil Belgesine
ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/3049)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2004)
40.- Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt ASLANOĞLU'nun, THY'nin kiraladığı uçaklara ve isim
belirleme kriterlerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3050) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2004)
41.- Muğla
Milletvekili Ali ARSLAN'ın, Muğla için turizm master planı olup olmadığına
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/3051) (Başkanlığa
geliş tarihi: 17.6.2004)
42.- Adana
Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, TSE belgesi olmayan ürünlerin denetimine
ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/3052) (Başkanlığa
geliş tarihi: 17.6.2004)
43.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Halk Bankasından kredi kullanan bir firmaya ve bazı
iddialara ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER)
yazılı soru önergesi (7/3053) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.6.2004)
44.- Denizli
Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Hükümetin Kuzey Irak politikasına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3054) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)
45.- Denizli
Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, asgari ücrete ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/3055) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)
46.- Tunceli
Milletvekili Hasan GÜYÜLDAR'ın, İstanbul'daki NATO zirvesine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/3056) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)
47.- Trabzon
Milletvekili Şevket ARZ'ın, Trabzon'un bazı ilçelerinde yaşanan sel felaketine
ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/3057)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)
48.- Bursa
Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa-Gemlik-Kumla Caddesindeki bir binanın çökme
tehlikesine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3058) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)
49.- Aydın
Milletvekili Özlem ÇERÇİOĞLU'nun, Söke İŞ-KUR'un kapatılmasına ilişkin Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/3059) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25.6.2004)
50.- Ankara
Milletvekili İsmail DEĞERLİ'nin, SSK Etlik İhtisas Hastanesinden ayrılan
personele ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3060) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)
51.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, BOTAŞ'ın gaz kontrat devri ihalesini yapıp
yapmadığına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3061) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)
52.- Adana
Milletvekili Kemal SAĞ'ın, ihracatçı bir firmanın TETAŞ'a ait elektriği yasal
anlaşma olmaksızın Kuzey Irak'a sattığı iddiasına ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/3062) (Başkanlığa geliş tarihi:
25.6.2004)
53.- Samsun
Milletvekili İlyas Sezai ÖNDER'in, Samsun-Terme-Emiryusuf Köyü jandarma
karakolunun kaldırılıp kaldırılmayacağına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/3063) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)
54.- Adana
Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın, NATO toplantısı için alınan güvenlik
önlemlerinin doğuracağı sonuçlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3064) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)
55.- Iğdır
Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, fındıkla ilgili bazı sorunlara ilişkin Sanayi ve
Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/3065) (Başkanlığa geliş tarihi:
25.6.2004)
56.- Aydın
Milletvekili Özlem ÇERÇİOĞLU'nun, işletmelere verilen Sanayi Sicil Belgesine
ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/3066) (Başkanlığa
geliş tarihi: 25.6.2004)
57.- Mersin
Milletvekili Hüseyin ÖZCAN'ın, Yurtdışı Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından
hazırlanan bir mezuniyet yıllığına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3067) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)
58.- Denizli
Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, yurtdışındaki Türk firmalarına ilişkin Devlet
Bakanından (Kürşad Tüzmen) yazılı soru önergesi (7/3068) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25.6.2004)
59.- Denizli
Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, 4616 sayılı Kanunla serbest bırakılan hükümlü ve
tutuklulara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/3069) (Başkanlığa
geliş tarihi: 25.6.2004)
60.- Denizli
Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Devlet İstatistik Enstitüsüne ilişkin Devlet
Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi (7/3070) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25.6.2004)
6
61.- Adana
Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın, diplomatik gezilere katılan temsilcilere ilişkin
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/3071)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)
62.- Adana
Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın, Türkiye'deki hastanelere ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3072) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)
63.- Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, bir proje çerçevesinde dağıtılan
ineklere ve bazı iddialara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3073) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)
64.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Devlet protokolünde kullanılan uçaklara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3074) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)
65.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, SİT alanı olan bir bölgeye askeri gazino olarak
kullanılan binalar inşa edildiğine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/3075) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)
66.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TAİ ve TUSAŞ'ın bir Amerikan şirketine ait hisseleri
satın alacağı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3076)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)
67.- Adana
Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Sivil Havacılık Kanununda değişiklik
yapılmasıyla ilgili bir kanun teklifine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/3077) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)
68.- Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, bir yürütmenin durdurulması kararının
uygulanmadığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3078)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)
69.- Yozgat
Milletvekili Emin KOÇ'un, Yozgat'ın bazı ilçelerindeki adliyelerin kapatılma
nedenlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3079) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24.6.2004)
70.- Adana
Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, Koruma Müdürü hakkındaki bazı iddialara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3080) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)
71.- İstanbul
Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, TEDAŞ'ta çalışan bir teknisyenin görev yerinin
değiştirilmesiyle ilgili iddialara ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3081) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)
72.- İstanbul
Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, AKTAŞ Elektrik A.Ş. personelinin yasal haklarının
verilmediği iddialarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3082) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)
73.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Boğaziçi İmar İdare Heyetinin çalışmalarına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3083) (Başkanlığa geliş tarihi:
23.6.2004)
74.- Kırıkkale
Milletvekili Halil TİRYAKİ'nin, Kırıkkale Valisi hakkındaki bazı iddialara
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3084) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23.6.2004)
75.- Kırklareli
Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, basında yer alan bir konuşmasına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3085) (Başkanlığa geliş tarihi:
23.6.2004)
76.- Ankara
Milletvekili İsmail DEĞERLİ'nin, Ankara Büyükşehir Belediyesinin bazı
firmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3086)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)
77.- Antalya
Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya-Kemer arası yol çalışmalarının neden
olduğu sorunlara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3087) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)
78.- Bursa
Milletvekili Kemal DEĞERLİ'in, tarihi eserlerin korunmasına yönelik çalışmalara
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/3088) (Başkanlığa
geliş tarihi: 23.6.2004)
79.- Sinop
Milletvekili Engin ALTAY'ın, Bakanlığın bütçesine ve bütçe dışı gelirlerine
ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3089) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23.6.2004)
80.- Hatay
Milletvekili Züheyir AMBER'in, Hatay-Samandağ İlçesindeki öğrenci pansiyonu
inşaatına ve Hatay İli yatırım programına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı
soru önergesi (7/3090) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)
81.- Mersin
Milletvekili Hüseyin ÖZCAN'ın, Karaman İl Millî Eğitim Müdürünün bazı
açıklamalarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3091)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)
82.- Iğdır
Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, üniversite sınavı sonrası açıkta kalacak
adaylara yönelik bir çalışma olup olmadığına ilişkin Millî Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3092) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)
83.- Aydın
Milletvekili Mehmet Mesut ÖZAKCAN'ın, Giresun İli'nde öğretmenler için
düzenlenen bir kursta dağıtılan kitaplara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı
soru önergesi (7/3093) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)
84.- Sinop
Milletvekili Engin ALTAY'ın, hayvan üreticilerinin Et Teşvik Piriminden
yararlanması şartlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3094) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)
85.- Iğdır
Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, hazır gıdalarda kullanılan katkı maddelerine
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3095) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24.6.2004)
7
86.- Yozgat
Milletvekili Emin KOÇ'un, Yozgat'ta şiddetli dolu nedeniyle zarar gören
çiftçilere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3096)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)
87.- İzmir
Milletvekili Yılmaz KAYA'nın, Karayolu Taşıma Yönetmeliğine ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3097) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)
88.- Adana
Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, Adana'dan bazı illere direkt uçak seferlerinin
yeniden başlatılıp başlatılmayacağına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3098) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)
89.- Antalya
Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya-Kemer arası yol çalışmalarının neden
olduğu sorunlara ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3099) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)
90.- Konya
Milletvekili Atilla KART'ın, oğlunun yaptığı ithalatla ilgili bazı iddialara
ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/3100) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23.6.2004)
91.- Sinop
Milletvekili Engin ALTAY'ın, Orman Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışan mevsimlik
işçilere ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/3101)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)
92.- Bursa
Milletvekili Kemal DEMİREL'in, tarihi eser kaçakçılığını önlemek için alınan
tedbirlere ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad Tüzmen) yazılı soru önergesi
(7/3102) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)
93.- Iğdır
Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, organ nakli konusunda yürütülen çalışmalara
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3103) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24.6.2004)
94.- Kars
Milletvekili Selami YİĞİT'in, Halk Bankasının esnaf ve sanatkârların borçlarının
yeniden yapılandırılması konusunda bir çalışması olup olmadığına ilişkin Devlet
Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/3104) (Başkanlığa geliş tarihi:
24.6.2004)
95.- Manisa
Milletvekili Hasan ÖREN'in, bazı ilçelerde adliye teşkilatının kaldırılmasına
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/3105) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24.6.2004)
96.- Konya
Milletvekili Atilla KART'ın, 5195 sayılı Kanunun uygulamada doğurduğu sorunlara
ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/3106) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24.6.2004)
Meclis Araştırması
Önergeleri
1.- Trabzon
Milletvekili M. Akif Hamzaçebi ve 22 Milletvekilinin, don olayının yarattığı
zararın ekonomik boyutlarının araştırılarak fındık üreticilerinin sorunlarının
çözümlenmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın
98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/206) (Başkanlığa geliş tarihi: 6.7.2004)
2.- Ankara
Milletvekili Yakup Kepenek ve 19 Milletvekilinin, kadınların işgücüne
katılımının önündeki engellerin ve olumsuzlukların saptanarak katılımın ve
üretkenliğin artırılması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/207) (Başkanlığa geliş tarihi:
6.7.2004)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 14.00
8 Temmuz 2004
Perşembe
BAŞKAN : Başkanvekili
Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER : Enver
YILMAZ (Ordu), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 112 nci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı
vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden
önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz,
amatör spor kulüplerinin sorunları ve çözüm önerileriyle ilgili söz isteyen
Ankara Milletvekili Zekeriya Akıncı'ya aittir.
Buyurun Sayın Akıncı.
(CHP sıralarından alkışlar)
III. - BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI
KONUŞMALAR
1.- Ankara
Milletvekili Zekeriya Akıncı'nın, amatör spor klüplerinin sorunları ile alınması
gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in cevabı
ZEKERİYA AKINCI
(Ankara) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; yakın zamana kadar Avrupa Futbol
Şampiyonasının yapıldığı ve ülkemizde de pahalı ve sansasyonel futbolcu
transferlerinin çok konuşulduğu bugünlerde, biraz da amatör sporun
8
çilesini çeken
insanların ve çok sınırlı olanaklarla spor yapmaya çalışan gençlerimizin
sorunlarına dikkatinizi çekmek üzere, gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu
vesileyle, Yüce Heyetinizi, tüm amatör sporcuları, kulüp yöneticilerini ve
yurttaşlarımızı sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
amatör spor kulüplerinin kuruluş amacı, sporu yaygınlaştırmak, sporcular
arasında birlik ve dayanışmayı sağlamak, sporcuları desteklemek, sporun sevgi,
barış ve kardeşlik olduğunu anlatabilmektir. Unutulmamalıdır ki, amatör olsun
profesyonel olsun, en başarısızından en başarılısına, bütün sporlar amatörlükle
başlamaktadır. Bu pencereden bakıldığında, amatör spor kulüplerinin önemi daha
da artmaktadır. Denilebilir ki, ülke sporunun gelişmesi ve başarılı olabilmesi,
amatör spor kulüplerinin gelişmesi ve başarılı olmasıyla doğru orantılıdır.
Dünyada, ülkelerin artık en etkili tanıtım aracı haline gelen sporun her
kademesine, ilgili devlet kurumlarımız başta olmak üzere, bütün sivil toplum
örgütleri ve kurumlarının yardımcı olmaları kaçınılmazdır; yani, işin başında
önem verilmesi gereken kesim, amatör spor kulüpleridir. Şu anda en popüler, en
gözde sporcularımızı düşünün; onların birçoğu da, amatör bir spor kulübünde
yetişerek bulundukları yere gelmişlerdir; arkalarında, amatör ruhlu çok sayıda
insanının ilgisi ve desteği vardır.
Amatörlük zor iştir,
gönül işidir; gönüllülük, amatörlüğün tek ve en büyük sermayesidir; sevgi ister,
sevmek ister; sevmek ise, emek ister. Hiç karşılık beklemeden para ve zamanınızı
harcamak kolay değildir, her insanın yapabileceği bir iş de değildir.
Değerli arkadaşlarım,
devletimiz, her yaştaki insana spor yapma olanağı sağlamak için anayasal bir
görev üstlenmiştir. Kurumlarımızın bu anayasal görevi yerine getirip
getirmediğini pek düşünmüyor ve devletin bu görevini yerine getirme olanaklarını
ve yollarını çok da zorlamıyoruz. Bunun doğurduğu ihtiyaç nedeniyle de, spor
kulüpleri, yöneticileri ve sporcuları arasında birlik ve dayanışmayı sağlamak,
spor kulüplerini desteklemek, hangi dalda olursa olsun uğraş veren
kulüplerimizin durumunu düzeltmek, iyileştirmek, yeni haklar elde etmek, spor
yönetiminde ve spor dalı federasyonlarında Türk sporunu gelişmiş ülkelerdeki
seviyeye çıkarmak amacıyla, amatör spor kulüplerini bir araya toplamış olan
konfederasyon ve federasyonlar kurulmuştur.
Ülkemizde 6 170 adet
amatör spor kulübü bulunmaktadır. Bu kulüplerimizde, toplam 600 000 civarında
lisanslı sporcu bulunmaktadır. Biliyoruz ki ülkemizde en çok konuşulan spor dalı
futboldur. Bütün kulüplerimiz amatördür; ama, bazı kulüplerimizin profesyonel
futbol şubeleri vardır; bunların sayısı da 218 civarındadır. Üstelik, çoğunlukla
bu 218 takımın bir kısmının peşinden sürüklenip gidilmektedir. Geride kalan 6
000'e yakın spor kulübümüzü yeteri kadar düşünmemekte ve ilgilenmemekteyiz.
Futbolun sürekli
gündemde olmasını elbette yadırgamıyoruz. Asıl yadırganması gereken, yazılı ve
görsel medyamızın da futbola değil sadece birkaç futbol takımına ilgi gösterip,
onlara saatlerce ve sayfalarca yayınlarında yer ayırmalarına rağmen, diğer
birçok kulübümüz gibi amatörlerimize de yeterince ilgi göstermemesidir. Her
şeyin profesyonelliğe ve paraya tahvil edilmesi, amatörlere gösterilecek ilginin
önündeki en büyük engel olmaya devam ediyor. Elbette ki, kimi takımların ve
Millî Takımımızın başarıları hepimizi gururlandırmaktadır; ama, bu başarılı
sporcuları oluşturan kulüplerimizin altyapısını da amatörlerin oluşturduğunu
unutmamalıyız.
Değerli arkadaşlarım,
sporda gelişmiş ülkelerin seviyesini yakalamak için atılması gereken adımların
başında amatör spor camiasının eğitimi gelmektedir. Bu eğitim, ceplerinden para
harcayarak sporu bir hobi olarak gören yöneticiler, sporcu ve sporcu
ailelerinden başlayarak, her yaştaki insanımızı içine alacak şekilde
olabilmelidir.
Amatör sporcuların en
önemli sorunlarından biri, yine sağlık konusu olmaya devam ediyor. Özellikle
kendisi ve ailesi adına hiçbir sağlık güvencesine sahip olmayan sporcuların spor
müsabakalarında sakatlanacakları düşüncesi, bu sporcularımızda ciddî anlamda
endişe yaratmaktadır. Bu durumda olan lisanslı faal sporcuların tedavi
olanaklarının araştırılması, gerekiyorsa, yasal düzenlemeye gidilmesi,
sporculara büyük özgüven kazandıracaktır. Bunun için, faal lisanslı sporcuların
-futbol branşı dahil olmak üzere- sağlıkocaklarından ve sakatlıkta devlet
hastanelerinden yararlanabilmeleri sağlanmalıdır. Ayrıca, müsabakaların
yapıldığı sahalarda sürekli doktor ve ambulans bulundurulması, sakatlık
zamanlarında yapılacak ilk müdahaleler için ayrı bir önem taşımaktadır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Akıncı, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
ZEKERİYA AKINCI
(Devamla) - Değerli arkadaşlarım, amatör sporcuların diğer bir sorunu ise, oldum
olası, tesis ve malzeme yetersizliği olmaya devam etmektedir. Sınırlı statlarda,
yılda yaklaşık 63 000 futbol müsabakası yapılmaktadır. Özellikle spor
sahalarının azlığı, müsabakaların yoğunluğu, spor yapmanın temel ihtiyaçları
olan soyunma odaları, duş kabinlerinin ve spor malzemelerinin yetersiz oluşu
büyük sıkıntılar doğurmaktadır.
Hiçbir maddî
beklentisi olmadan, gençlerimizi kötü alışkanlıklardan uzaklaştırmak için,
onlara tamamen spor yaptırma çabasında olan kulüp yöneticilerinin karşılaştığı
sorunlardan bir diğeri, kaynak olmaya devam ediyor. Yaşanan ekonomik krizler
nedeniyle, kulüplerimizin gelir kaynaklarında azalma ve kesilmeler olmuş, bu
nedenle, birçok kulübümüz ya kapanmış ya kapanma noktasına gelmiştir. Özel
idarelerin bütçesi ve belediye olanaklarından, amatör spor kulüplerinin tesis ve
malzeme taleplerine daha fazla katkı yapmaları sağlanmalıdır. Bu iş için de, var
olan yasaların daha işlevsel kılınması zorunluluğu vardır. Ayrıca, denilebilir
9
ki, biz, profesyonel
müsabakalarda bile bunu başaramıyoruz; ama, hâlâ, karşılaşmaların amatör
kulüpler için de emniyetli bir ortamda yapılması arzusu camianın bir başka
beklentisidir.
Elbette ki, bütün bu
sorunların çözümü açısından ilgili tüm kurum ve kuruluşlar arasında iletişimin
sağlanması ve federasyonların demokratik, özerk bir statüye kavuşturulması,
mutlaka gerçekleştirilmesi gereken ilk adım.
Sözlerimi
tamamlarken, biraz da Ankara'daki amatör spor kulüplerimizin sorunlarına
değinmek istiyorum sevgili arkadaşlarım. Ankara'da bulunan 261 spor kulübünün
205 tanesi Ankara Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu üyesi olup, bu kulüplerde 15
000 lisanslı sporcu bulunmaktadır.
Geçen yıl, Gençlik ve
Spor Genel Müdürlüğü ile Ankaragücü ve Gençlerbirliği kulüplerinden oluşan ortak
girişim arasında, Ankara 19 Mayıs Stadyumunun kullanma hakkını konu alan on
yıllık bir sözleşme imzalanmıştır. Yapılan bu sözleşmeden sonra, yine Ankara
kamuoyunda amatör spor kulüplerinin, 19 Mayıs Stadyumu altındaki kulüp
binalarından çıkarılabilecekleri ve "dış saha" diye tanımlanan sahaların amatör
kulüplerden alınabileceği kuşkusu konuşulmaya başlanılmıştır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
ZEKERİYA AKINCI
(Devamla) - Sayın Başkan, tamamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın
Akıncı, lütfen... Çok yoğun bir çalışma tempomuz var...
ZEKERİYA AKINCI
(Devamla) - Biliyorum.
BAŞKAN - Hayır,
teşekkür edin; kusura kalmayın.
ZEKERİYA AKINCI
(Devamla) - Sözlerimi tamamlayayım; bitti.
BAŞKAN - Hayır, bugün
yoğun bir tempomuz var.
ZEKERİYA AKINCI
(Devamla) - Tamamlayayım, teşekkür edeyim.
Değerli arkadaşlarım,
bu konuda Sayın Bakanımızın da ilgisini çekecek Amatör Spor Kulüpleri
Federasyonunun talebi olan küçük bir öneriyle sözlerimi bitiriyorum.
1981 yılında
çıkarılan 2450 sayılı Kanunla Atatürk Kültür Merkezi kuruldu; hepimiz biliyoruz.
Bu merkezin alanı içerisinde, yapılacak bir yasal değişiklikle, Ankara'daki
bütün amatör spor kulüplerinin sorununu çözecek bir sosyal tesis, bir eğitim
tesisi ve merkezî idare binalarının kurulabilmesi mümkündür. O nedenle, Sayın
Bakanımızın da dikkatine sunarak, bu yasaya "Gençlik ve Spor" ilavesi yapılarak
"Atatürk Kültür, Gençlik ve Spor Merkezi" olarak değiştirilmesi talebi vardır.
Bunu, sizin ve Sayın Bakanımızın dikkatine sunuyorum. Bu, amatör spor
kulüplerimizin sorunlarının çözümünde büyük bir adım olacaktır.
Sözlerimi
tamamlarken, bütün amatör sporculara, büyük özveriyle amatör spora hizmet eden
kulüp yöneticilerine ve sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Akıncı.
Gündemdışı konuşmaya,
Hükümet adına Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Ali Şahin cevap
vereceklerdir.
Buyurun Sayın Şahin.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, değerli
arkadaşlar; hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.
Ankara Milletvekili
arkadaşımız Sayın Zekeriya Akıncı'nın, amatör sporun ve amatör spor kulüplerinin
sorunlarını gündeme getiren konuşmasını biraz önce hep birlikte dinledik.
Kendisine, duyarlılığı sebebiyle teşekkür ediyorum; çünkü, uluslar, spor yoluyla
kendilerini tanıtırlarken, bu sporcuların amatör spor kulüplerinden
yetiştiğinin, amatör bir ruhla spora başladıklarının altını çizmemiz gerekir.
Amatör spor kulüpleri olmazsa eğer, bugün, hem Türkiye'de hem dünyada adından
çokça bahsedilen profesyonel spor kulüpleri de olmaz, onlara eleman yetiştirecek
altyapı da olmaz. O bakımdan, amatör spor ve amatör spor kulüplerine verilecek
her türlü destek, o ülkedeki sporun gelişmesinin ilk adımlarıdır. O bakımdan,
Sayın Akıncı'nın özenle altını çizerek ifade ettiği o düşüncelerini paylaştığımı
ifade etmek istiyorum.
Kendileri somut bazı
öneriler getirdiler. Sosyal güvenceye sahip olmayan amatör sporcularımızın...
ZEKERİYA AKINCI
(Ankara) - Futbolcular da dahil.
DEVLE BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Futbolcular da dahil kuşkusuz.
...devlet
hastanelerinden ve sağlıkocaklarından ücretsiz yararlanmalarını temin edecek bir
düzenlemeye ihtiyaç olduğunu, böyle bir uygulamanın başlatılması gerekliliğini
vurguladılar. Doğrusu, biz de uzun süredir bunu düşünüyorduk. Sanıyorum bundan
bir ay kadar önce, Sağlık Bakanlığımız ile Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü
arasında - ki,Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü adına o protokole ben imza
atmıştım- sosyal güvenceye sahip olmayan -kuşkusuz ki, futbolcularımız da dahil-
sporcularımızın devlet hastanelerinden ücretsiz yararlanmalarını temin eden bir
protokol imzaladık. Bunun uygulamasını da yakinen takip ediyoruz. Sağlık
Bakanımıza ve Sağlık Bakanlığı camiasına da, bu ilgileri ve destekleri
sebebiyle, huzurunuzda teşekkür etmeyi bir vazife biliyorum.
Kuşkusuz, amatör spor
kulüplerimizin sorunları var; çünkü, amatör spor, bir kişinin, sevdiği için, o
spora olan tutkusu sebebiyle cebinden para harcayarak, fedakârlık yaparak
ilgilenmesi anlamına gelir. Ben de geçmişte amatör spor kulüplerinde
yöneticilik, hatta, başkanlık yapmıştım; bu işin ne kadar zor olduğunu yakinen
biliyorum. Sayın Akıncı da oralardan geliyor; dolayısıyla, yaşadıklarının sonucu
olarak burada düşüncelerini ifade ettiğini tahmin ediyorum, ona inanıyorum.
10
Peki, ne yapabiliriz;
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü olarak, spordan sorumlu Bakanlık olarak, amatör
sporcularımıza ve kulüplerimize başka nasıl yardımcı olabiliriz diye
düşündüğümüzde, bundan bir süre önce, burada, oybirliğiyle çıkarmış olduğumuz,
sponsorluğun alanını genişleten düzenlemeyi de, aslında, amatör spor
kulüplerimize ve sporcularımıza yeni bir destek olsun diye çıkardık; hatta,
amatör spora yapılacak olan her türlü yardımın, yüzde 100, vergi açısından bir
kolaylık sağlanması düzenlemesini dahi getirdiğimizi biliyorsunuz. Profesyonel
spor için bu yüzde 50'dir; ama, amatör spor için yüzde 100, vergi açısından
kolaylık getirdiğimizi, imkân sağladığımızı biliyorsunuz.
Bununla ilgili
yönetmeliğimiz yeni yayımlandı. İnanıyorum ki, tanıtımı iyi yapıldığında, spora
ilgi duyan varlıklı insanlarımızın, amatör spor kulüplerimize, hatta, lisanslı
bireysel sporculara dahi sponsor olmaları mümkündür; oraya harcamış oldukları
parayla ilgili de, vergiden istifade etmek suretiyle bir avantaj elde etmeleri
mümkündür.
Tabiî, tesis
açısından amatör spor kulüplerimizin eksikleri var; ama, şunu da hemen ifade
edeyim: Spor tesisleri bakımından, ziyaret ettiğim bazı ülkelerle
kıyasladığımızda, hiç de geri olmadığımızı gördüğümü ve tespit ettiğimi ifade
etmek istiyorum. Kuşkusuz ki, eksiklerimiz de çok; ama, almış olduğumuz bir
mesafe var. Bu mesafeyi küçümsememek için bu ifadeleri kullanıyorum; fakat,
tesis yönünden daha yapılması gereken çok iş olduğunun bilinci içerisindeyim.
Bizim, Gençlik ve
Spor Genel Müdürlüğü bütçesini, bu tesislerin başlamış olanlarını bitirme,
yenileriyle ilgili de, ihtiyaç olan yerlerde yenilerini yapma gibi bir
çalışmayı, göreve geldiğimiz günden beri büyük bir itinayla yürüttüğümüzü ifade
etmek istiyorum.
Sayın Akıncı, ayrıca,
Ankara'daki amatör spor kulüplerinin sorunlarına da temas ettiler. Gerçekten
-kendileri ifade etti- biz, Ankara 19 Mayıs Spor Stadyumunu, Ankaragücü ve
Gençlerbirliği ortak girişimine, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü olarak kiraya
verdik; ancak, bu protokolde, 19 Mayıs Stadyumunun altında amatör kulüplere
tahsis edilmiş olan yerlerle ilgili ayrı bir madde öngördük. Amatör spor
kulüplerimiz, kendilerine tahsis edilen o yerlerde faaliyetlerine devam
edecekler. Ne zamana kadar; Gençlerbirliği ve Ankaragücü, bu amatör spor
kulüplerimiz için, uygun bir yerde -tabiî, Genel Müdürlüğümüzün de tasvibiyle-
istifade edebilecekleri yerler yapana kadar.
ZEKERİYA AKINCI
(Ankara) - Bir yıldır olmadı.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - O zaman, orayı kullanmaya devam
edeceklerdir.
ZEKERİYA AKINCI
(Ankara) - Yer yok; bu tahsis yapılamıyor.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - O halde, Gençlerbirliği ve
Ankaragücü, amatör spor kulüplerimize, onlara böyle bir imkân sağlamadan oradan
çıkın diyemez; zaten, bunu protokole bağlamış bulunuyoruz.
19 Mayıs Stadyumuna
girdiğimizde, protokol tribününe girerken, sol tarafta toprak yüzeyli sahalar
var, amatör spor kulüplerimiz buradan yararlanıyorlar, bundan sonra da
yararlanmaya devam edecekler, o da protokolde öngörüldü; yani, profesyonel spor
kulüplerimize, bir spor tesisini devrederken, amatör spor kulüplerimizin zarara
uğramamasına itina gösterdiğimizi belirtmek istiyorum.
Ankara Büyükşehir
Belediye Başkanımız Sayın Melih Gökçek'in de bize bir vaadi var, onu da takip
ediyorum. Orayı, yani o toprak sahayı, çim yüzeyli saha haline getirecek ve
gerçekten modern bir tesis haline getirilmesi konusunda çalışmaları başlatacak.
Ben de bu işin takipçisiyim. Yakın bir zamanda hayata geçmesini temenni
ediyorum.
Sayın Akıncı, son
olarak, Atatürk Kültür Merkezi olarak bilinen yerle ilgili, buranın sportif
amaçlı kullanılması konusunda bir öneri getirdiler. Bu bizim gündemimizde;
hatta, bazı özel girişimlerde de bulunduk. Zannediyorum, bu konu Sayın
Cumhurbaşkanımıza kadar gidebilecek, onun da yardımıyla çözülebilecek olan bir
konudur. O bakımdan, Gençlik ve Spor Genel Müdürümüz, bu konudaki talebini, bir
münasebetle Sayın Cumhurbaşkanımıza ifade ettiler. Ben de özel olarak kendisiyle
görüşeceğim. Bu alanla ilgili, sizin, biraz önce, bir iki cümleyle dile getirmiş
olduğunuz ihtiyacın karşılanması konusunu da, spordan sorumlu Bakanlık olarak
takip edeceğimizi, bu konunun çözümüyle ilgili bir yasa değişikliği gerekiyorsa,
onu da Meclise sevk edeceğimizi, hep birlikte bu konuda adımlar atacağımızı,
atabileceğimizi düşünüyorum.
Bu açıklamaları yapma
fırsatı verdiği için Değerli Milletvekili arkadaşımız Sayın Akıncı'ya teşekkür
eder, hepinize saygılar sunarım efendim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Bakan.
Gündemdışı ikinci
söz, Parlamentolararası Türkiye-Almanya Dostluk Grubu olarak Almanya'ya
yaptıkları ziyaretle ilgili söz isteyen, Aksaray Milletvekili Ahmet Yaşar'a
aittir.
Buyurun Sayın Yaşar.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
2.- Aksaray
Milletvekili Ahmet Yaşar'ın, Türkiye-Almanya Parlamentolararası Dostluk Grubunun
Almanya'daki temaslarına ilişkin gündemdışı konuşması
11
AHMET YAŞAR (Aksaray)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk-Alman Dostluk Grubu olarak
Almanya'ya yapmış olduğumuz gezi hakkında Yüce Heyetinize bilgi sunmak için
gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
29 Haziran - 2 Temmuz
2004 tarihleri arasında, büyük bir heyetle, kalabalık bir heyetle, 24 kişilik
bir heyetle Almanya Parlamentosunu ziyarete gittik. Bu ziyaretimiz hakkında
kısaca bilgi sunmak istiyorum.
Hemen, sözlerimin
başında şunu ifade etmek istiyorum: Gerçekten, bu heyetin içerisinde Cumhuriyet
Halk Partili milletvekili arkadaşlarımızın olmasını çok arzu ediyorduk, vardı da
zaten; ama, sonradan, 3 Temmuzda yapılacağı ilan edilen olağanüstü kurultaydan
dolayı, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımız katılamadılar. Bu gezinin bizi
üzen en kötü tarafı da budur. Yalnız, orada görüştüğümüz tüm milletvekilleri,
özellikle SPD milletvekilleri ve Bakan Sayın Andres'ten, Sayın Ali Rıza
Gülçiçek'e özellikle selam getirdik. Bunu da sunmadan geçemeyeceğim.
Değerli arkadaşlarım,
biz, Dostluk Grubu üyeleri olarak, İstanbul Milletvekili İnci Özdemir, Ankara
Milletvekili Remziye Öztoprak, Afyon Milletvekili Reyhan Balandı, Aydın
Milletvekili Semiha Öyüş, İstanbul Milletvekili Halide İncekara, Batman
Milletvekili Mehmet Ali Suçin, Bingöl Milletvekili Feyzi Berdibek Diyarbakır
Milletvekili Ali İhsan Merdanoğlu, Diyarbakır Milletvekili İrfan Yazıcıoğlu,
Gaziantep Milletvekili Mahmut Durdu, Gaziantep Milletvekili Ahmet Uzer,
Gaziantep Milletvekili Mehmet Sarı, Gümüşhane Milletvekili Sabri Varan, İstanbul
Milletvekili Mehmet Denizolgun, Kahramanmaraş Milletvekili Fatih Arıkan,
Kırşehir Milletvekili Hacı Turan, Konya Milletvekili Mehmet Kılıç, Konya
Milletvekili Hasan Anğı, Mardin Milletvekili Nihat Eri, Mardin Milletvekili
Selahattin Dağ, Samsun Milletvekili Suat Kılıç, Osmaniye Milletvekili Durdu
Mehmet Kastal, Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Kaplan'dan müteşekkil 24 kişilik
bir heyetle Almanya'ya gittik.
Bu heyetin en önemli
özelliği şu: Burada 19 erkek milletvekili arkadaşımız, yapılan tüm masrafları
kendi ceplerinden karşılamıştır. Biliyorsunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi,
dostluk gruplarının sadece 5 kişisinin masraflarını ancak karşılayabiliyor. Biz,
bunu, pozitif ayrımcılık yaparak, hanım arkadaşlarımıza kullandırmayı uygun
bulduk ve 5 hanım arkadaşımızın dışında hiç kimse Parlamentonun finans
desteğinden yararlanmadı, bütün masraflarımızı kendimiz yaptık. Bu, sanıyorum,
Parlamento tarihinde bir ilke imza atmaktır.
Almanya ile çok uzun
yıllardır var olan dostluğumuzun daha çok pekişmesi, dostluğumuzun daha çok
gelişmesi, özellikle birçok milletvekiliyle, Alman Parlamentosundaki
milletvekilleri ile bizim Türk Parlamentosundaki milletvekillerini bir araya
getirmek, onlarla dostluğu geliştirmek, tanıştırmak ve iki ülkenin sorunları
hakkında sohbet etmek amacını taşıyordu bu gezi. Gerçekten de çok faydalı oldu.
Aşağı yukarı 18 saat toplantı yapmışız iki gün içerisinde. Tabiî, hepsi yemekli
ve sohbet toplantıları şeklindeydi, hiçbir diplomatik amacı yoktu; çünkü, biz,
hiçbirimiz diplomat değiliz; takdir edersiniz ki, hepimiz, milletvekili olarak
çeşitli mesleklere mensup arkadaşlarız. Sadece dostluk grubu üyesi olarak,
Almanya Dostluk Grubu üyeleri olarak Almanya'daki milletvekili arkadaşlarımızı
ziyaret etmek, onlarla tanışmak; ama, tabiî, bu vesileyle, sohbetler esnasında,
ülkelerdeki sorunları, özellikle Almanya'ya yerleşmiş, Türkiye'den göç etmiş
vatandaşların sorunlarını sohbet ederek değerlendirdik. Oldukça faydalı geçti ve
aynı zamanda Federal Almanya Parlamentosundaki mevcut partilerin tüm tepe
yöneticileri, genel sekreterlik düzeyinde, bizleri kabul ettiler. Bu bakımdan
da, son derece mutluyuz. Mesela, SDU'nun Genel Sekreteri, SPD'nin Genel
Sekreteri, Yeşiller Partisinin Genel Başkanı, FDP'nin yönetim kurulu üyesi 2
milletvekili, ayrıca, Alman-Türk Dostluk Grubu Başkanı Frau Claudia Roth, bizi
bir yemek ziyafetinde kabul etti ve bunlarla bol bol sohbet etme fırsatı bulduk.
Ayrıca, Almanya'da
yaşayan Türk işadamlarıyla bir araya geldik; başkonsolosumuzun bir davetinde
onlarla sohbet etme fırsatı bulduk; onların sorunlarını dinledik. Türk sivil
toplum örgütleriyle bir araya geldik; onların sorunlarını dinleme fırsatı
bulduk.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yaşar,
toparlar mısınız.
AHMET YAŞAR (Devamla)
- Tabiî ki, bu çalışmamız, nihai olarak, Avrupa Birliği müzakereleri başlamadan
önce, Türkiye'nin, Türkiye'de yapılan reformların, Türk Parlamentosunun bu
konuda yaptığı çalışmaları meslektaşlarımıza anlatmak, onları bilgilendirmek
amacını da taşıyordu. Bu vesileyle, onlara bu konuda bilgiler aktardık; ama,
şunu gördük, sevinçle bunu söyleyebilirim: Alman Parlamentosundaki, özellikle
tepe yöneticiler, çok iyi bir şekilde bizim yaptığımız reformları takip
etmişler, bunların hepsi hakkında çok net bilgiye sahipler ve şunu ifade
ediyorlar: "Gerçekten, Türkiye, çok büyük reformlar yapıyor. Bundan dolayı, biz
bile burada heyecanlanıyoruz. Türkiye, artık, Avrupa Birliği sürecinde geri
dönülmez bir yola girmiştir; artık, 12 nci ayda müzakerelerin başlaması için
tarih verilmeyeceği kuşkusunu kesinlikle taşımıyoruz." Bu da, heyetimiz için son
derece sevindirici olmuştur, moralimizi düzeltmiştir. Bu bakımdan da yararlıdır.
Şimdi, burada şunu
söylemeden geçemeyeceğim: Türkiye Büyük Millet Meclisinde 79 ülkeyle karşılıklı
dostluk grubu kurulmuş. Bu 79 dostluk grubunun 17'si Avrupa Birliği üyeleriyle
karşılıklı kurulmuş. Parlamentoda, 17 Avrupa Birliği üyesi ülkenin başkanları ve
yönetim kurulu üyeleri var, tabiî ki üyeleri var. Bu arkadaşlarımızın da eylül
sonuna kadar bu tür temaslar kurmalarının son derece yararlı olacağını
düşünüyoruz; çünkü, Almanya'da görüştüğümüz parti yöneticileri olsun,
milletvekilleri olsun, hepsinin "29 Eylül akşamına kadar sürekli çalışın, hem
Parlamento olarak yeni düzenlemelerinizi, eksik kalan düzenlemelerinizi
gerçekleştirin hem de buradaki milletvekilleriyle bu tür istişareleri kesmeyin,
devam ettirin" şeklinde görüşleri olmuştur. Bu, gerçekten çok önemli bir şey.
Türkiye'yi görmeyen, Türkiye'yi tanımayan birçok milletvekili var...
12
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yaşar,
toparlamanız için 2 dakika eksüre verdim. Çok yoğun bir gündemimiz var; sayın
milletvekillerimizin anlayışla karşılayacaklarını tahmin ediyorum.
Buyurun Sayın Yaşar.
AHMET YAŞAR (Devamla)
- Bu Parlamentolardaki, Türkiye'yi hiç görmemiş milletvekillerinin önyargılı
olduğunu gördük; ama, Türkiye'ye gelen, Türkiye hakkında bilgisi olan
milletvekillerinin çok daha pozitif anlamda değiştiğini gördük. Bu, çok önemli
bir şey. Bu bakımdan, tüm parlamentolararası dostluk gruplarının, özellikle
Avrupa Birliği ülkelerine ait dostluk gruplarının bu ülkelere giderek, bu
ülkelerde ikili temaslar kurmalarını, dostlukları geliştirmelerini tavsiye
ediyorum.
Bu konuda, şu ana
kadar, Alman Dostluk Grubu olarak, gerçekten çok yoğun faaliyetler
içerisindeydik. Genel Kurul yaptıktan sonra, ben, onüç aydır Başkanım. Onüç
aydır, gerek Türkiye'de gerek Almanya'da birçok etkinliklere katıldım. Bu
etkinliklerde gördüğüm şudur: İnsanlarla karşılıklı konuştuğunuz zaman, bire bir
oturup onlarla sohbet ettiğiniz zaman sizi daha iyi anlıyorlar. Zaten "insanlar
konuşa konuşa anlaşır, daha iyi tanır birbirini" sözü bize aittir. Bu bakımdan
da bu tür toplantıların yapılmasında çok fayda olacağını mülahaza ediyorum.
Aynı zamanda, bize bu
fırsatı tanıyan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımıza da huzurlarınızda
teşekkürlerimi arz ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Gündemdışı
üçüncü söz, Rıfat Ilgaz'ın 11 inci ölüm yıldönümü münasebetiyle söz isteyen,
Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım'a aittir.
Buyurun Sayın
Yıldırım. (CHP sıralarından alkışlar)
3.- Kastamonu
Milletvekili Mehmet Yıldırım'ın, Şair ve Yazar Rıfat Ilgaz'ın ölümünün 11 inci
yıldönümü münasebetiyle gündemdışı konuşması
MEHMET YILDIRIM
(Kastamonu) - "Ey yaralı kalplere binbir teselli katan,
Karanlığa bakarak
inle, durmadan inle.
Ey sazı ile ağlayan,
ey sazı ile ağlatan,
Zulmetleri parçala
coşkun namelerinle."
1928 yılında,
Kastamonu Öğretmen Okulunda 17 yaşında bir öğrenciyken, unutulmaz Maarif Bakanı
Mustafa Necati'nin huzurunda okuduğu "Sazını Çalana" şiiriyle herkesi
duygulandıran Rıfat Ilgaz'ın 11 inci ölüm yıldönümü nedeniyle huzurunuzdayım;
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Cide'yi,
Kastamonu'yu, Türkiye'ye ve dünyaya tanıtan büyük şair ve edebiyatçımızı
rahmetle anıyorum. Türk eğitim sistemine Kastamonu Öğretmen Okulu mezunu bir
öğretmen olarak, Türk kültürüne şair, yazar olarak büyük hizmetler veren,
kuşaklar yetiştiren Rıfat Ilgaz, yaşadığında değeri yeterince bilinmemiş,
horlanmış, işkenceye maruz kalmış, mahkûm edilmiş; ama, halkına küsmemiş,
toplumun gerçeklerini yazmaya devam etmiştir.
Evde yokluk, Cide'de
yokluk, Kastamonu'da yokluk ve yoksulluk, Türkiye'de yokluk ve bütün bu
yokluklara ve yoksulluklara karşı Rıfat Ilgaz'ın içinde, yüreğinde Kastamonu ve
Cide sevgisi. Memleket aşkıyla, halkına hep umutla bakmış. Kaleme aldığı şiir,
roman, öykü, çocuk hikâyeleri, Sarıyazma'dan Hababam Sınıfı'na kadar yılların
emeği ve arkasında bıraktığı binlerce eser ve yetiştirdiği binlerce genç.
"Öğretmenliğimi,
sanatımı, edebiyatımı Kastamonu'da kazındım; öyleyse, Kastamonu'yu simgeleyen
soyadı bulmak zorundayım" diyerek, Ilgaz soyadını alacak kadar özünden, kökünden
kopmayan bir halk çocuğu.
1984 yılında İlhan
Selçuk, Rıfat Ilgaz'la ilgili olarak şöyle diyordu: "Rıfat Ilgaz, artık, bir
kişi değil, bir kurumdur; herkes Hababam Sınıfını bilir. Yoldan geçen birini
çevirip sorun, olumlu yanıt alırsınız." Rıfat Ilgaz halka mal olmuştur, kendisi
de sade bir insandır, gösterişten kaçar, sıradan aşçı dükkânında, alçak gönüllü
bir meyhanede, sade insanların sıcak dostluklarında hayatın tadını bulur.
1991 yılında yazdığı
Son Şiirim'de:
"Elim birine değsin,
Isıtayım üşüdüyse;
Boşa gitmesin son
sıcaklığım!"
Diyecek kadar,
toplumu, halkı düşünen ve hep kendinden veren büyük bir insandı Rıfat Hoca.
Yaşadıkları, yazdıkları bu ülke tarihinin acısıydı, gözyaşıydı, gülümsemesiydi,
namusuydu ve özgür ve bağımsız bir ülke sevdasıydı.
Cide'deki doğduğu ve
yaşadığı ev, Kültür Bakanlığına devredilmiş, bugüne kadar Bakanlık bir tek çivi
çakmamıştır. Kültür Bakanlığımızı, Rıfat Ilgaz'ın hak ettiğini yapmak üzere
göreve çağırıyorum.
Adına, Cide'de
Sarıyazma Festivalleri düzenliyoruz; caddelere, parklara, sokaklara isimlerini
veriyoruz. Senin için ne yapsak azdır Rıfat Hoca.
13
Değerli yazar, şair
ve hemşerisi olmaktan onur duyduğum Rıfat Ilgaz'a rahmet diliyorum; hepinizi,
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Yıldırım.
Sözlü soru
önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutacağım.
Kâtip Üyenin oturduğu
yerden okumasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Önergeyi okutuyorum :
B) TEZKERELER VE
ÖNERGELER
1.- Denizli
Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın (6/1107) esas numaralı sözlü sorusunu geri
aldığına ilişkin önergesi (4/207)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Gündemin "Sözlü
Sorular" kısmının 458 inci sırasında yer alan (6/1107) esas numaralı sözlü soru
önergemi geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla
arz ederim.
Ümmet Kandoğan
Denizli
BAŞKAN - Sözlü soru
önergesi geri verilmiştir.
2 adet Meclis
araştırması önergesi vardır; okutuyorum:
C) GENSORU, GENEL
GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Trabzon
Milletvekili M. Akif Hamzaçebi ve 22 milletvekilinin, don olayının yarattığı
zararın ekonomik boyutlarının araştırılarak fındık üreticilerinin sorunlarının
çözümlenmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/206)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Bilindiği gibi,
fındık, Doğu Karadeniz Bölgesi halkının önemli bir kesiminin tek geçim
kaynağıdır. Yaklaşık 8 000 000 insanımızı ilgilendirmektedir. Fındık, bölge
halkının yalnızca geçim kaynağı olmayıp, yaşamının, kültürünün ayrılmaz bir
parçasıdır. Ülkemizdeki fındık ekim alanları yıldan yıla çok önemli artış
göstermiş, 1965 yılında 225 000 hektar iken, 2000'li yıllarda 650 000 hektara
ulaşmıştır. Üretim miktarı aynı süreçte 200 000 ton düzeyinden, 650 000 - 700
000 ton düzeyine çıkmıştır. Dünya fındık üretimi ise 800 000-900 000 ton olup,
bizden sonra en fazla fındık üreten ülke 120 000 ton ile İtalya'dır. Görüldüğü
gibi, Türkiye, dünya üretiminin yaklaşık yüzde 75'ini gerçekleştirmektedir.
Fındığın ülkemize her yıl kazandırdığı döviz miktarı 600 000 000 dolar ile 1
milyar dolar arasında değişmektedir.
Gerek Türkiye gerekse
bölge ekonomisi için böylesine önemli olan fındık ürünü 2004 yılı nisan ayında
dona maruz kalmıştır. Etkisini daha çok Doğu Karadeniz Bölgesinde hissettiren ve
özellikle de Samsun, Ordu, Giresun ve Trabzon İllerinde etkili olan don olayı,
sadece 2004 yılı fındık üretimini değil, 2005 ve 2006 yılları fındık üretimini
de olumsuz etkileyebilecek boyuttadır. Yüksek rakımlı bahçelerden 2004 yılında
hiç fındık alınmaması ihtimal dahilindedir. Bu durum, olayı "bölgesel tabiî
afet" haline getirmektedir.
Zararın tahminlerin
çok ötesinde olmasının nedeni, donun, fındık ağaçlarının korunmasız ve dış
etkilere en duyarlı olduğu dönemde meydana gelmesidir. 4-5 Nisan 2004 günlerinde
aralıklı olarak yağan ve 5 Nisanda ısının biraz yükselmesiyle dallarda eriyen
kar, gece sıcaklığının - 6 ila - 8 dereceye düşmesiyle dona dönüşerek hem erkek
çiçek tozlarına hem dişi çiçeklere hem de körpe sürgünlere zarar vermiştir.
Yüksek kol dediğimiz 500 rakımın üzerindeki bahçelerde fındığın mevsim gereği
hızlı gelişme gösteren sürgün ve yapraklarının, çotanak taslağı ve tomurcukların
hemen tamamen yandığı saptanmıştır.
Donun fındık ürününe
verdiği zarar sadece bölge ekonomisini değil, ülkemiz ekonomisini de olumsuz
etkileyecektir. Bu nedenle don olayının etkilerinin tespiti ile gerekli
önlemlerin alınması her açıdan önem taşımaktadır. Bu durum dikkate alınarak,
1- Donun yarattığı
zararın ekonomik boyutu ve etkilenen kesimler ile,
2- Zararın etkilerini
gidermek amacıyla,
a. Zarar gören
çiftçiler doğrudan gelir desteği sisteminde kayıtlı olsun olmasın zararlarının
karşılığında doğrudan gelir desteği kapsamında telafi edici ödeme yapılması,
b. Çiftçilere TC
Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine vadesi gelmiş borçları ile
Bağ-Kur ve SSK prim borçlarının faizsiz olarak ertelenmesi,
c. Fındık üretimini
sürdürebilmek amacıyla gerekli girdilerin sağlanması,
d. Çiftçilere TC
Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatifleri aracılığıyla kredi açılması ve
benzeri önlemlerin alınması yönündeki çözümlerin,
14
Tespiti amacıyla
Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis
araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
1- M.Akif Hamzaçebi
(Trabzon)
2- Kâzım Türkmen
(Ordu)
3- Gürol Ergin
(Muğla)
4- Mehmet Mesut
Özakcan (Aydın)
5- Yılmaz Kaya
(İzmir)
6- Mustafa Gazalcı
(Denizli)
7- İdris Sami
Tandoğdu (Ordu)
8- Bayram Ali Meral
(Ankara)
9- Atila Emek
(Antalya)
10- Nail Kamacı
(Antalya)
11- Osman Özcan
(Antalya)
12- Mehmet Semerci
(Aydın)
13- Güldal Okuducu
(İstanbul)
14- Eşref Erdem
(Ankara)
15- Abdulkadir Ateş
(Gaziantep)
16- Hasan Fehmi Güneş
(İstanbul)
17- Muzaffer
R.Kurtulmuşoğlu (Ankara)
18- Mehmet Işık
(Giresun)
19- Feramus Şahin
(Tokat)
20- Hüseyin Özcan
(Mersin)
21- Ersoy Bulut
(Mersin)
22- Mehmet Yıldırım
(Kastamonu)
23- Berhan Şimşek
(İstanbul)
BAŞKAN -
Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde
yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme,
sırası geldiğinde yapılacaktır.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
2.- Ankara
Milletvekili Yakup Kepenek ve 19 milletvekilinin, kadınların işgücüne
katılımının önündeki engellerin ve olumsuzlukların saptanarak katılımın ve
üretkenliğin artırılması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/207)
5 Temmuz 2004
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Ülkemizde kadınların
işgücüne katılma oranı, yani, çalışma çağında bulunan kadınların içinde, çalışan
kadınların payı, gelişmiş ülkelerle karşılaştırılmayacak kadar düşüktür.
Kadınların işgücüne
katılma oranının azlığı, toplumsal, ekonomik ve siyasal sorunlar yaratmaktadır;
çünkü, çalışmayan kadın, ekonomik olarak başkalarına bağımlı kalmaktadır.
Ekonomik bağımlılık da, siyasal ve toplumsal bağımlılıkları beraberinde
getirmektedir. Gelenek ve göreneklerin de pekiştirdiği, kadını iş göremez sayan
anlayış, birikimli bir biçimde sürüp gitmektedir. Kaldı ki, kadının bağımlılığı,
hem ulusal üretime hem de kendi ailesine olabilecek katkılarını ortadan
kaldırmakta, yok etmektedir.
İşgücüne katılma
oranı, kentlerde yüzde 18,7; kırsal kesimde yüzde 41 ve ülke ortalaması olarak
da yüzde 26,6'dır. Oysa, AB ülkeleri ortalaması olarak kadınların işgücüne
katılma oranı yüzde 40'ların üstündedir.
Bu nedenlerle:
1.- Kadınların
işgücüne katılımının önündeki sosyal, kültürel, ekonomik ve eğitsel engellerin
bulunup bulunmadığının saptanması;
2.- Kadınların
işgücüne katılmamalarının yarattığı olumsuzlukların, aile, içinde bulunulan
çevre ve ülke açısından irdelenmesi; özellikle ülkenin azgelişmiş bölgelerinde
kadının iş bulma durumunun belirlenmesi;
3.- Kadınların
işgücüne katılmamasına neden olan engellerin kaldırılması ve işgücüne
katılımının ve üretkenliğinin artırılması için gereken tedbirlerin alınması ve
yasal düzenlemelerin yapılması amacıyla,
15
Anayasanın 98 inci,
İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını
istiyoruz.
Saygılarımızla.
1.-Yakup Kepenek
(Ankara)
2.-Mehmet Parlakyiğit
(Kahramanmaraş)
3.-Muhsin Koçyiğit
(Diyarbakır)
4.-Hüseyin Bayındır
(Kırşehir)
5.-Mehmet Yıldırım
(Kastamonu)
6.-Abdulkadir Ateş
(Gaziantep)
7.-Hasan Fehmi Güneş
(İstanbul)
8.-Muzaffer R.
Kurtulmuşoğlu (Ankara)
9.-Muharrem Toprak
(İzmir)
10.-Mustafa Özyurt
(Bursa)
11.-Bülent Baratalı
(İzmir)
12.-Mehmet Semerci
(Aydın)
13.-Mevlüt Coşkuner
(Isparta)
14.-Kemal
Kılıçdaroğlu (İstanbul)
15.-Tuncay Ercenk
(Antalya)
16.-Mehmet Işık
(Giresun)
17.-Hasan Ören
(Manisa)
18.-Zekeriya Akıncı
(Ankara)
19.-Kâzım Türkmen
(Ordu)
20.-Atila Emek
(Antalya)
Gerekçe:
1.-Devlet İstatistik
Enstitüsü verileriyle, ülkemizde kadınların işgücüne katılma oranı düşüktür.
2002 yılında kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 27,9 iken, bu oran 2003
yılında yüzde 26,6 olarak gerçekleşmiştir.
Ülkemizde 2003
yılında işgücüne katılma oranı, kadın erkek ayırımı yapmadan, yani, toplam
olarak yüzde 48,3 olarak gerçekleşmiştir; yani, ülkemizde çalışma çağı nüfusunun
yarısından azı işgücü piyasasına çıkıyor. Ancak, işgücüne katılma oranı,
erkeklerde yüzde 70,4'e yükselirken, kadınlarda yalnızca yüzde 26,6 düzeyinde
kalmaktadır. Bir başka anlatımla, 15+ yaş nüfusu kadınlarının yalnızca dörtte
1'i gibi bir bölümü işgücü piyasasına çıkmakta ve çalışmak istemektedir.
Bu olgunun tüm
boyutlarıyla araştırılması gerekir.
2.-Kadının sosyal ve
ekonomik durumu yalnızca işgücüne katılımıyla değil, aynı zamanda yaptığı işin
niteliği ve göreli kazancıyla de belirlenir.
Kadınlarımız,
genellikle ya tümüyle ücretsiz ya da çok düşük ücretle çalışmaktadır. Çalışan
kadın nüfusunun yaklaşık yarısı -yüzde 49'u- ücretsiz aile işçisidir; kendi
hesabına ve işveren olanlar yüzde 12,9; ücretli ve yevmiyeli olanlar da yüzde
38,1 oranındadır. Bu veriler, çalışmayan kadınlar da gözönünde tutulursa,
kadınların dörtte 3'ünden fazlasının kişisel geliri olmadığını kanıtlıyor.
İşgücüne katılmayanların yarısından fazlası ev kadınıdır. Bunların hangi
nedenlerle çalışmadığının da araştırılması gerekir.
3.- Kentlerde, kırsal
kesime kıyasla, kadınların işgücüne katılma oranı önemli derecede düşüktür.
Türkiye, kadının
işgücüne katılması bakımından kırsal kesiminde Avrupa Birliği ülkelerini
andırmakta, kentlerinde ise geri kalmış, giderek ilkel bir görüntü
sergilemektedir. Kırsal alanda kadınların işgücüne katılımı yüzde 41 iken,
kentlerde yalnızca yüzde 18,7'dir.
Oysa, ekonomik ve
toplumsal koşullar, nesnel olarak, kentlerde, kadınların çok daha yüksek oranda
iş aramasını gerekli kılmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin araştırması ve
sonuçta gerekli yasal düzenlemeleri yapması gereken nokta, bu çelişkili
durumdur.
Sonuç olarak, kadının
toplumsal konumunun en önemli göstergesi olan işgücüne katılması sürecinin tüm
boyutlarıyla irdelenmesi ve bu konuda, gerekli yasal ve diğer önlemlerin
alınması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin harekete geçmesi büyük önem
taşımaktadır.
BAŞKAN -
Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde
yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler,
sırası geldiğinde yapılacaktır.
16
Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubunun İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır;
okutup oylarınıza sunacağım.
IV. - ÖNERİLER
A) SİYASÎ PARTİ GRUBU
ÖNERİLERİ
1.- Gündemdeki
sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu
önerisi
8.7.2004
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu,
8.7.2004 Perşembe günü (bugün) yapılan ilk çağrıda toplanamadığından, Grubumuzun
aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına
sunulmasını arz ederim.
Sadullah Ergin
AK Parti Grup
Başkanvekili
Öneri:
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 11 inci
sırasında yer alan 619 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 7 nci sırasına
alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi ve bugünkü
birleşimde çalışma süresinin 616 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin
bitimine kadar uzatılması,
Genel Kurulun
9.7.2004 Cuma günü de saat 14.00'te toplanması ve bu birleşimde; kanun tasarı ve
tekliflerinin görüşülmesi, çalışma süresinin ise 619 sıra sayılı kanun
tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar uzatılması,
Önerilmiştir.
BAŞKAN - Öneri
hakkında söz talebi?.. Yok.
Öneriyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
V. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1. - Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)
2. - Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)
3. - Çanakkale
Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihi
Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale
Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı : 305)
BAŞKAN - Adlî Yargı
İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve
Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının ve Çanakkale Milletvekilleri
Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı
Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan
maddeleriyle ilgili komisyon raporları henüz gelmediğinden, tasarıların ve
teklifin müzakerelerini erteliyoruz.
Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
4. - Kamu Yönetiminin
Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri,
Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı : 349)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yok.
Komisyon
bulunmadığından, tasarının müzakeresi ertelenmiştir.
Özel Gelir ve Özel
Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
5. - Özel Gelir ve
Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/827) (S. Sayısı : 618)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yok.
Komisyon
bulunmadığından tasarının müzakeresi ertelenmiştir.
Belediyeler Kanunu
Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları
raporlarının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
6. - Belediyeler
Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları
Raporları (1/766) (S. Sayısı: 616) (x)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet?.. Yerinde.
17
59 uncu maddeyi
okutuyorum:
(X) 616 S. Sayılı
Basmayazı, 1.7.2004 tarihli 109 uncu Birleşim Tutanağına eklidir.
BEŞİNCİ KISIM
Malî Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Belediyenin Gelir ve
Giderleri
Belediyenin gelirleri
MADDE 59.-
Belediyenin gelirleri şunlardır:
a) Kanunlarla
gösterilen belediye vergi, resim, harç ve katılma payları.
b) Genel bütçe vergi
gelirlerinden ayrılan pay.
c) Genel ve özel
bütçeli idarelerden yapılacak ödemeler.
d) Taşınır ve
taşınmaz malların kira, satış ve başka suretle değerlendirilmesinden elde
edilecek gelirler.
e) Belediye meclisi
tarafından belirlenecek tarifelere göre tahsil edilecek hizmet karşılığı
ücretler.
f) Faiz ve ceza
gelirleri.
g) Bağışlar.
h) Her türlü girişim,
iştirak ve faaliyetler karşılığı sağlanacak gelirler.
i) Diğer gelirler.
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına söz isteyen Bursa
Milletvekili Mehmet Küçükaşık.
Buyurun Sayın
Küçükaşık. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Küçükaşık,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsınız adına söz istediğiniz için, konuşma
süreniz 15 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime
başlamadan önce hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Biz, yerel
yönetimlerle ilgili çok şeyler konuştuk burada, kamu yönetimiyle ilgili çok
şeyler konuştuk. Artık, Türkiye'nin genelden yönetilemeyeceğini, yerelden
yönetilmesi gerektiğini, yerele ekkaynaklar aktarmamız gerektiğini ve adından da
anlaşılacağı üzere, yerel yönetimin görevinin, yerelin sorunlarını çözmek
olduğunu, yerelle ilgili sosyal alandaki her planlamanın da yerel yönetimler
tarafından yapılmasını konuştuk, tartıştık; fakat, belediyenin gelirlerini
düzenleyen bu tasarıya baktığımızda, yereli yönetmek için o kadar iddialı sözler
söylememize rağmen, yereli yönetmek için, yerele gerekli gelirlerin
verilmediğini ne yazık ki görmüş bulunmaktayız. Tasarıda yer alan, belediye
gelirlerini düzenleyen maddelerin tümü, hemen hemen eski tasarının bir tekrarı
şeklinde.
Acaba, biz,
belediyeler ve yerel yönetimler denilince hep büyükşehirleri mi anlıyoruz?!
Büyükşehirler
yasasında, büyükşehir belediyelerine, genel bütçeden ve vergi gelirlerinden
alınan paylarla yeterli kaynak aktardığımız halde, küçük belediyelere, ilçe
belediyelerine ve belde belediyelerine, ne yazık ki, herhangi bir şekilde kaynak
aktarma konusunda son derece çekimser davranıyoruz. En önemli sorunlarımızdan
birisi şu: Yerelde, gerek ilçe belediyelerimiz gerekse belde belediyelerimiz
var. Bu belediyelerimizin sınırları içerisinde birçok sanayi tesisi var. Bu
sanayi tesisleri o ilçelerde kuruluyor, o ilçenin suyunu, havasını, doğal
çevresini kirletiyor, o ilçenin altyapı tesislerini kullanıyor; fakat, şirketin
genel merkezinin genelde büyükşehirlerde olması nedeniyle, genel bütçelerden
alınan pay, vergilerden alınan pay, büyükşehir belediyelerine aktarılıyor.
Şimdi, bu, büyükşehir belediyesi sınırları içerisindeki alt belediyeler için
doğru bir kavram; ama, büyükşehirden onlarca, yüzlerce kilometre uzaklıktaki bir
yerel belediyeye bu payın verilmemesi nasıl anlaşılabilir?! Ya da çok basit bir
örnek verirsek, çok küçük bir ilimizde bir fabrika, bir tesis var; ama, o
tesisin genel merkezi İstanbul'da, Ankara'da veya İzmir gibi
büyükşehirlerimizden birisinde; o yöredeki işletmenin vergisini, ne yazık ki, o
ilin sınırları içerisindeki büyükşehir belediyesi alıyor. Bu, hak mı, reva mı?!
Bu konuda yasal herhangi bir düzenleme yapmıyoruz, yasal bir düzenleme için
herhangi bir çabamız da söz konusu değil. Örneğin, bir ilçe belediyesinde kurulu
olan bir sanayi tesisinin vergisini, o il sınırları içerisinde olmayan başka bir
büyükşehir belediyesinin alması mümkün mü acaba?! Böyle bir hakkı, o büyükşehir
belediyesine nasıl verebiliyoruz? Bu, çok yanlış bir işlem; ama, bu konuda
herhangi yasal bir düzenlemeye yönelik çabamız da yok. O zaman biz, o yerel
yönetimlere nasıl kaynak aktaracağız? O zaman, biz, o belediyelerin, siyasal
iktidardan, genel bütçeden, hükümetten pay almasını, belediye başkanlarının
siyasal iktidarın kapısından ayrılmasını nasıl sağlayacağız?! Onlara herhangi
bir gelir getirmiyoruz, herhangi bir güvence de vermiyoruz; belediye başkanları,
siyasal iktidarın sopası altında, onlardan pay alabilmek için, yine kavga
edecekler.
Bu konuda yasal bir
düzenlemenin muhakkak yapılması gerekiyor. Biz, bu konuda bir önerge vermiyoruz;
çünkü, bu tasarıyla ilgili olarak şimdiye kadar verdiğimiz bütün önergeler, ne
yazık ki, reddedildiği için, önerge vermeye gerek yok. Hiç olmazsa, bu bir
18
eksikliktir diyelim,
o geliri siz getirin diyelim. Buna yönelik yasal düzenlemeyi siz yaparsanız,
iktidar kanadından bir önerge gelirse kabul ediyorsunuz. Ben, bu durumu
hepinizin bilgisine sunuyorum.
İkinci olarak şu var:
Belediyeler, gerçekten de, çok büyük rant yaratma kapısı haline geldi.
Belediyeler, yaptıkları imar planlarıyla, yol planlarıyla, sanayi alanları ve
tesisleriyle, çok büyük bir kent rantı yaratıyorlar; ama, bu kentin,
belediyenin, yerel yönetimin yarattığı rantı, ne yazık ki, tüm kamuya mal edecek
bir şekilde, kendi bütçeleri içerisine dahil edemiyorlar. Örneğin, imar
planlarında bir kat izni verilmesiyle beraber o yörede yaratılan herhangi bir
rantı belediyenin kasasına aktarmamız mümkün değil; ancak, yerel yöneticilerin
cebine aktarılan bir rant haline geliyor yörede yaratılan bu kent rantı. O
zaman, yerel yönetimlerin yaratmış olduğu, belediyelerin yaratmış olduğu bu kent
rantının, bir kent vakfı kurularak, o belediyelerin, o beldelerin kasasına
aktarmanın yasal düzenlemesini yapmak zorundayız.
Yine, belediyelerin
yapmış olduğu imar planları ve düzenlemelerle, gerçekten de o beldeyi, o kenti
bir cazibe merkezi haline getirmesiyle beraber, emlak fiyatlarında son derece
büyük artışlar meydana geliyor; ama, biz, emlak alım satım harçlarını, tüm tapu
ve kadastro harç ve gelirlerini, ne yazık ki, orayı gerçekten de yaşanılır bir
belde haline getiren, oradaki emlak fiyatlarını yükselten belediyelere herhangi
bir şekilde kanalize edemiyoruz. Alınan paralar, tapu kadastro müdürlükleri
gelirleriyle beraber genel bütçeye dahil ediliyor; ama, aslında, orayı cazibe
merkezi, çekim merkezi haline getiren, oradaki bir dairenin, bir konutun
fiyatını artıran o yerel yönetime herhangi bir şekilde pay aktarma
zorunluluğumuz yok mu bizim? Orayı yaşanılır bir kent haline getiren o
belediyenin, o belediye başkanının o ranttan bir pay almasını niye
engelliyoruz?! Bu konuda tapu kadastro harçlarından ve gelirlerinden alınan
payın belediyelere de yüzde 5'lik veya yüzde 10'luk bir kesim içerisinde
aktarılmasının temel bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum.
Yine, Doğalgaz
Tüketimi Vergisinden belediyelere pay ayrılması gerektiğini düşünüyorum; ancak,
sadece doğalgaz dağıtımı yapan belediyelere bu pay verilmelidir.
Yine, araç
muayeneleri yapılıyor; o beldede, o belediye sınırları içerisinde yaşayan
yurttaşların araçlarının muayeneleri yapılıyor. Bu araç muayenelerinin
belediyelerce yapılması belediyeye yine ek bir gelir getirecektir.
Televizyon, radyo,
gazete ve dergi reklamlarından belediyelere de muhakkak bir pay aktarılması
gerekiyor.
Yine, araçlara
yapıştırılan firmayı tanıtıcı afiş, her türlü reklama dayalı işlemlerden de İlan
ve Reklam Vergisi alınması ve bu alınan paydan da belediyelere pay aktarılması
zorunludur.
Yine, cep telefonları
için alınan İletişim Vergisinden pay alınmasının da zorunlu olduğuna inanıyorum.
Şimdi, biz, bu
maddenin de (a) bendinde, kanunlarla gösterilen belediye vergi, resim, harç ve
katılma payları adı altında belediyelere gelir temin etmeye çalışıyoruz. Pekala,
her türlü bu vergi resim ve harçları ve katılma paylarını "kent vergisi" adı
altında bir vergi içerisinde toplasak da, vatandaşlara belediyenin yapmış olduğu
her hizmetten sonra "arkadaş, bizim yapmış olduğumuz bu yatırım karşılığı olarak
senin katılma payına bu kadar düşüyor" diye zorla para alıp da, yerel
yöneticilerle halkı karşı karşıya getirmektense, her belediyede bir kentli
olmanın bilinciyle yaşayan insanlardan o kentte yaşamanın karşılığı vermiş
olduğu vergisini alsak, zaten, bunları biz alıyoruz; ama, tek bir madde altında,
tek bir vergi kalemi altında toplayıp da, yerel yönetimlerle halk arasında çıkan
bu sorunları çözmeye çalışırsak, hiç olmazsa, belediyelere ek bir kaynak
aktarılmasında çok daha büyük bir çabamız olacağına inanıyorum.
Bütünüyle
baktığımızda, yeni Belediyeler Yasası Tasarısı, bilinenin tekrarından başka bir
şey değil. Çok iddialı sözler söylüyoruz hepimiz; belediyelere yeni kaynaklar
aktaracağız diyoruz; sağlıktan eğitime kadar sosyal hayatı düzenleyici, kültürel
hayatı düzenleyici her türlü fonksiyonu biz yerel yönetimlere ve belediyelere
devretmeyi düşünüyoruz. Ama, gelir olarak eli kolu bağlı bir belediye
başkanıyla, bir belediye yönetimiyle biz bu büyük hedeflere nasıl varacağız;
nasıl, biz, yereli güçlendirebileceğiz? Bu konuda herhangi bir şekilde pay
aktarmıyoruz. Nedense, büyükşehirden başka belediye diye bir şey yok Türkiye'de
ve sanıyorum, sizlerin kafasında da bir şey yok.
Bu konuda yasal
düzenlemeler yapılması dileğiyle, hepinizi, sevgilerimle, saygılarımla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür
ediyorum Sayın Küçükaşık.
Maddeyle ilgili 1
önerge vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 616
sıra sayılı kanun tasarısının 59 uncu maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini
arz ve teklif ederiz.
Haluk İpek Sadullah
Ergin Yahya Baş
Ankara Hatay İstanbul
Recep Koral İmdat
Sütlüoğlu
İstanbul Rize
"Büyükşehir
belediyelerinde büyükşehir sınırları ve mücavir alanları içinde belediyelerince
tahsil edilen Emlak Vergisi tutarının tamamı ilgili ilçe ve ilk kademe
belediyeleri tarafından alınır. Bunlardan büyükşehir belediyesine veya özel
idareye ayrıca pay kesilmez."
BAŞKAN- Komisyon
önergeye katılıyor mu?
19
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş)- Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN- Hükümet
katılıyor mu?
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul)- Katılıyoruz efendim.
HALUK İPEK (Ankara)-
Gerekçe okunsun Sayın Başkan.
BAŞKAN- Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Bu kanun ile
büyükşehir belediyelerinin kendi illerinde tahsil edilen vergi gelirlerinden
aldığı pay artırılmakta olduğundan, 8 Ocak 2002 tarihli, 4736 sayılı Kanunla
eksiltilen belediyelerin Emlak Vergisi payları yeniden düzenlenmektedir.
BAŞKAN - Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
60 ıncı maddeyi
okutuyorum:
Belediyenin giderleri
MADDE 60.-
Belediyenin giderleri şunlardır:
a) Belediyenin hizmet
binaları ve tesislerinin temini, bakımı ve onarımı için yapılan giderler.
b) Belediyenin
personeline ve seçilmiş organlarının üyelerine ödenen maaş, ücret, ödenek, huzur
hakkı, yolluklar, hizmete ilişkin eğitim harcamaları ile diğer giderler.
c) Her türlü alt
yapı, yapım, onarım ve bakım giderleri.
d) Vergi, resim,
harç, katılma payı, hizmet karşılığı alınacak ücretler ve diğer gelirlerin takip
ve tahsili için yapılacak giderler.
e) Belediye zabıta ve
itfaiye hizmetleri ile diğer görev ve hizmetlerin yürütülmesi için yapılacak
giderler.
f) Belediyenin
kuruluşuna katıldığı şirket, kuruluş ve katıldığı birliklerle ilgili ortaklık
payı ve üyelik aidatı giderleri.
g) Mezarlıkların
tesisi, korunması ve bakımına ilişkin giderler.
h) Faiz, borçlanmaya
ilişkin diğer ödemeler ile sigorta giderleri.
i) Dar gelirli,
yoksul, muhtaç ve kimsesizler ile özürlülere yapılacak sosyal hizmet ve
yardımlar.
j) Dava takip ve icra
giderleri.
k) Temsil, tören,
ağırlama ve tanıtım giderleri.
l) Avukatlık,
danışmanlık ve denetim hizmetleri karşılığı yapılacak ödemeler.
m) Yurt içi ve yurt
dışı kamu ve özel kesim ile sivil toplum örgütleriyle birlikte yapılan ortak
hizmetler ve proje giderleri.
n) Sosyo-kültürel ve
bilimsel etkinlikler için yapılan giderler.
o) Belediye
hizmetleriyle ilgili olarak yapılan kamuoyu yoklaması ve araştırması giderleri.
p) Kanunla verilen
görevler ve hizmetlerin yürütülmesi için yapılan diğer giderler.
r) Şartlı bağışlarla
ilgili yapılacak harcamalar.
s) İmar düzenleme
giderleri.
t) Her türlü proje
giderleri.
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına söz isteyen, Bilecik
Milletvekili Yaşar Tüzün.
Buyurun Sayın Tüzün.
(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA YAŞAR
TÜZÜN (Bilecik) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz
kanun tasarısının 60 ıncı maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve
şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Değerli
milletvekilleri, devletin görevlerini dar ve geniş anlamda tanımlamak mümkündür;
yerel yönetimler, bu tanımlamanın geniş anlamlı devlet örgütü içerisinde yer
alır. Diğer bir tabirle, devlet, halkının gereksinmelerini yerine getirirken,
merkezî yönetim ve yerel yönetim diye iki ana gruba ayrılır.
Yerel yönetimlerin
karar organlarının seçilmiş olmaları, tüzelkişiliğe sahip olmaları bu kurumlara
demokratik ve özerk kuruluş niteliği kazandırmaktadır. Halka yakın olarak
çalışan mahallî idarelerin önemli bir ayağı olan belediyeler, temsilî
demokraside, halkın yerel, kamusal menfaatlarının teminatıdır. Demokratik
sistemin önemli bir unsuru olarak çoğulculuğun, katılımcılığın, yerel ve ulusal
menfaatların uzlaştırılmasında, halkın tercih, talep ve beklentilerinin yönetime
yansıtılmasında belediyelerin önemli bir rolü vardır.
Günümüz itibariyle,
yaşanılan hızlı ve çarpıcı iktisadî, sosyal ve teknolojik gelişmeler, belediye
hizmetlerinin sunulmasında ve belediye organlarının yönetilmesinde yetersiz
kalmış, yeni düzenlemelerin gerekliliğini ortaya koymuştur. 1950'li yıllarda
başlayan, 1980'li yıllarda zirveye ulaşan kentleşme sürecinin ortaya çıkardığı
sorunlar, yerel yönetimlerin, özellikle belediyelerin
20
güçlendirilmesi
yönündeki toplumsal uzlaşmanın temelini oluşturmaktadır. Buna bağlı olarak,
nüfusun yaklaşık yüzde 80'inin belediye sınırları içerisinde yaşıyor duruma
gelmesi, mevcut tartışmaların belediye üzerinde yoğunlaşmasına neden olmuştur.
Bu düşüncelerin
ışığında Belediyeler Kanunu Tasarısı hazırlanmış ve Meclise getirilmiştir. Bu
kanun tasarısı, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı esas alınarak
hazırlanmıştır; oysa, bu tasarı, birçok hükmüyle Anayasaya aykırıdır. Aynı
mantık çerçevesinde hazırlanan Belediyeler Kanunu tasarısı da, birçok maddesiyle
Anayasaya aykırılıklar içermektedir.
Görüşmekte olduğumuz
kanun tasarısının 60 ıncı maddesi, belediye giderlerini içermekte olup,
maddeyle, belediyelerin giderleri tespit edilmekte ve gider çeşitleri ayrıntılı
olarak sayılmaktadır. Devlet Planlama Teşkilatının hazırlamış olduğu Sekizinci
Beş Yıllık Kalkınma Planının istatistikleri doğrultusunda hazırlanan raporlar
da, 1983-1988 yılları arasında belediyelerin -gerçekleşen, borçlanma dahil-
gelir ve harcama dengesinde yıldan yıla farklılaşmayla birlikte, giderlerin
ortalama yüzde 5'i kadar açıkları olmuştur; bu oran, belediyelerde, malî kriz
olarak nitelenebilecek bir durum olmadığını göstermektedir; ancak, yerine
getirilmesi gereken görevlerin, gerçekleşme oranı bakımından yapılacak bir
değerlendirme ve belediyelerde finansman kaynaklı sıkıntıların yönetsel kriz
ortamı yarattığını ortaya koyacaktır.
Değerli arkadaşlarım,
belediye harcamaları, bütçe yapısına göre cari, yatırım ve transfer harcamaları
olmak üzere üç başlıktan oluşmaktadır; üç başlıkta da ağırlık sahibi olan bir
kalem vardır; cari harcamalardaki ağırlık kalemi, personeldir; yatırım
harcamalarında yapı, tesistir; transfer harcamalarında da borç ödemeleridir.
Cari harcamaların
ağırlıklı kalemini oluşturan personel giderleri, belediyelerin en büyük
sorunlarıdır. Belediyelerin siyasî kurumlar olması ve her siyasî dönemde geçici
işçi statüsünde eleman alımı, daha sonra bu elemanların kadroluya dönüştürülerek
yerlerine yeni geçici işçiler alınmasına yol açmaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
niteliksiz, vasıfsız elemanların, siyasî düşünülerek, işe alınmış olmaları,
kadroların şişmesine, proje üretecek, hizmet götürecek personelin oluşmamasına
sebep olmuştur. Dolayısıyla, cari harcamalar kalemini gereksiz yere artırmış,
vatandaşa hizmet götürmeyi engeller hale getirmiştir.
Malî açıdan özerk
olan belediyelere Sosyal Sigortalar Kurumunun getirdiği yük de oldukça fazladır;
dolayısıyla, belediye borçlarının yüzde 60'ını, hatta, bazı belediyelerde yüzde
80'ini SSK alacakları oluşturmaktadır. Kaynakların yetersiz olduğu belediyelerde
bu konuda yeni düzenlemeye gidilmesinin yararlı olacağı kanaatindeyim. Yapılacak
düzenlemeden sonra, belediyeler, hizmet götürür, proje üretir hale
geleceklerdir.
Belediye harcamaları
içerisinde en yüksek oranı sergilediği gerekçesiyle personelin istihdamı ve
ücretlerine yönelik olarak alınan önlemlerin yerinde olduğu, özellikle 1580
sayılı Yasada öngörülen harcamaların yüzde 30'unu aşmama kuralına uyulduğu da
görülmüştür. Personel harcaması-toplam harcama oranı, farklı büyüklüklerde
belediyelerde farklı düzeyler sergileyebilir. Küçük belediyelerdeki bu oranın,
büyük belediyelere oranla daha yüksek olduğu görülmektedir.
Yatırım harcamaları
da, yapı, tesis, büyük onarım ağırlıklı kalem olarak göze çarpmaktadır.
Belediyelerin hizmet binalarının ve tesislerinin temini, bakım ve onarımı, her
türlü altyapı bakım ve onarım giderleri, kaynak sıkıntısı çeken belediyelerin
durumunu daha da zorlaştırmaktadır. Belirli bir plan ve program içerisinde
gerçekleştirilmeyen bu yatırımların, siyasî düşünülerek, ekonomik ve gereksiz
olan ya da öncelik sırası yanlış olan yatırımlara dönüşmesi, belediyelerin, daha
sonraki dönemlerde işini zorlaştırmakta, hizmet götürmekte önünü kapatmaktadır.
Transfer harcamaları
bölümü anakaleminde de borç ödemeleri önplana çıkmaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye'de, belediyeler, teknik, malî ve ekonomik açıdan yapılabilir nitelikte
olmayan bazı projelerde siyasî tercihlerini kullanarak, özellikle İller
Bankasından, yine, Hazine Müsteşarlığından borç ya da Müsteşarlık
garantörlüğünde dışborç alarak, kullanarak uzun vadede borçlanmışlardır.
Kullandıkları bu borç, uzun vadeli olması münasebetiyle, daha sonra gelen
belediye başkanlarını sıkıntıya sokmakta ve borç batağına saplamaktadır.
Dolayısıyla, yeni gelen belediye yönetimleri ve belediye başkanları borç,
ödemekten, geçmişe yönelik borçlar ödemekten hizmet götürememektedir.
Değerli arkadaşlarım,
belediye giderlerinin yüzde 30 ilâ yüzde 35'ini cari harcamalar; tabi ki, bunu
da, personel giderleri oluşturmaktadır. Yine, belediye giderlerinin yüzde 25 ilâ
yüzde 30'unu yatırım giderleri oluşturmaktadır. Geriye kalan yüzde 40'lık bölümü
transfer harcamalarında, dolayısıyla, borç ödemelerinde kullanılmaktadır.
Böylece, belediye başkanlarımız ve belediye yönetimlerimiz, belediyelerin
amaçlarına uygun, halkın gereksinimlerinin karşılanması konusunda hizmet
götürebilmesi için, gerçekten, büyük zorluklar içerisindedir.
Belediyelerin
dışkredi kullanımına esas usulleri, kredi piyasası kamu kredilerine yönlendirme
işlevi yüklenerek, kısa sürede, yasal düzenlemeye bağlanmalıdır. Yerel
yönetimlerin kamu kredi kullanımı genişletilmeli; ancak, İller Bankası, hem
finansman hem yatırım bakımından güçlendirilmeli ve yeniden düzenlenmelidir.
Değerli arkadaşlarım, belediyelerin sırtındaki en büyük kamburlardan bir tanesi
İller Bankasıdır.
Öyle mi Sayın Aykan?
ASIM AYKAN (Trabzon)
- Öyle.
21
YAŞAR TÜZÜN (Devamla)
- Değerli arkadaşlarım, yerel altyapı teknolojileri üzerine çalışmak ve en uygun
teknoloji tiplerini belirlemek üzere, İller Bankasının katılımıyla, TÜBİTAK ve
üniversitelerden oluşan altyapı ar-ge çalışmaları kurumu mutlaka
oluşturulmalıdır.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; belediye, maddî, anahizmet bünyesinde, ek olarak, katma bütçeli
işletmeler kurma esnekliklerine sahip kılınmış bir modeldir. Bu yapılar, temel
ve yerel hizmetlerin verimli ve hızlı yürütülmesi için uygun ve esnek kurumsal
çerçevelerdir. Bugüne kadar ihmal edilmiş olan bu yapıları geliştirilmeli,
yönetim ve finansman sorunlarına çözüm getirilmelidir. Belediye giderlerinin
daha sağlıklı ve daha ekonomik kullanılması için, ulusal çapta, yerel altyapı
planlaması yapılmalıdır.
Değerli arkadaşlarım,
bu konuda, İller Bankasının, kurumsal birikim ve deneyiminin değerlendirilmesi
ve yerel altyapı yatırımlarının planlama ve finansman sağlama, teknoloji
geliştirme, insan yetiştirme, yönetim, model ve yöntemleri geliştirmesine
öncülük etme amaçlı yapılandırılması gerekmektedir.
Değerli arkadaşlarım,
kısacası, belediyelerimizin içerisinde bulunduğu en önemli sorunlardan bir
tanesi ekonomik sorunlardır. 28 Mart mahallî seçimlerinde 3 225 belediye
başkanımızın 1 800'den fazlası Adalet ve Kalkınma Partisinden, geri kalan da
diğer siyasî partilerden seçilmişlerdir. Dolayısıyla, Cumhuriyet Halk Partisi
olarak önerimiz, gerçekten, seçilmişliğine saygı duyup -hangi siyasî partiden
seçilmiş olursa olsun- bu belediyelerin içerisinde bulunduğu sorunları çözmek
adına bir yasa tasarısı hazırlamamız gerekiyordu.
Değerli arkadaşlarım,
belediyelerin en önemli ayaklarından biri borçlarıdır. Maliyeye olan borçlarına
ne tür bir düzenleme yapabiliyoruz, SSK'ya olan borçlarından dolayı belediyelere
ne tür düzenlemede bulunabiliyoruz, TEDAŞ'a olan borçlarından dolayı
belediyelere ne tür bir düzenlemede bulunuyoruz; bu üç anakalem borcuna, biz,
Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, ne tür bir çözüm getiriyoruz;
belediyelerimizin ve belediye başkanlarımızın bizden beklentisi, bu
Parlamentodan beklentisi budur. Eğer, biz bunlara, çözüm noktasında burada bir
düzenleme yapamıyor isek, bir yasa çıkaramıyor isek, bunun adına, belediyelerin
reform niteliğindeki yasası dememiz söz konusu değildir.
Günlerdir bu tasarıyı
bu yüce çatı altında konuşuyoruz, değerlendiriyoruz, bizlerin önerilerini
sizlere söylüyoruz; ancak, tarafımızdan gelen hiçbir önerge Adalet ve Kalkınma
Partisi üyeleri tarafından kabul edilmemektedir. Bunu da anlamış değiliz.
Siyaset yapmamaya çalışıyoruz ve siyaset yaptığımız alan da yerel yönetimler.
Eğer, Türkiye'de yerel yönetimlerde yüzde 50'ye yakın belediye başkanı sizin
partinizden ise, bizim siyaset yapmadığımız apaçık ortadadır.
Ben şunu söylemeden
geçemeyeceğim: 1980 sonrası, gerek illerde gerekse belediye birliklerinde,
hatta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde, hatta, Avrupa ülkelerinde yerel
yönetimler reform yasası tasarısı tartışıldı. Özellikle, o dönemde Mahallî
İdareler Genel Müdür Yardımcımız olan, şimdi Genel Müdürümüz olan Kayhan Beyin
ağzı dili olsa da konuşsa; yıllarca, bu reform niteliğindeki yasa tasarısını,
gerçekten, her platformda savunduk, savunduk, savunduk... Gün bu günmüş denildi
ve ilk defa böyle bir tasarı Meclisimizin gündemine geliyor; ama, konuştuğumuz,
yıllarca değerlendirdiğimiz, üzerinde tartıştığımız, değerlendirme yaptığımız,
belediyelerin beklediği, halkın beklediği bir tasarıyla karşı karşıya değiliz.
Açıkça söyleyeyim değerli arkadaşlarım, bu, belediye başkanlarımızı ve bu
beklentide olan belediye sınırları içerisinde yaşayan hemşerilerimizi bir
kandırma tasarısıdır; bu nettir; yani, bu tasarının, yetmişdört yıl önce
çıkarılan 1580 sayılı Yasadan hiçbir farkı yoktur.
Somut olarak, bizim,
bu tasarıyla birlikte, belediyelerimizin içine düşmüş olduğu ekonomik sıkıntıyı
da çözmemiz gerekiyor ve bunu en kısa zamanda... Zannediyorum, yarın Büyükşehir
Belediyeleri Yasası Tasarısı Meclisimizde görüşülecek. Gerçekten, 16 büyükşehir
belediyesi, 3 225 belediyenin tüm ekonomik imkânlarını kullanmaktadır
arkadaşlar. Buna, mutlaka, bir yasal düzenleme getirmemiz gerekiyor. İnşallah,
yarın, bu tasarıyı da gözden geçireceğiz ve değerlendireceğiz.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Tüzün,
toparlar mısınız lütfen.
Buyurun.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla)
- Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlarım,
yerel yönetimlerimizin, belediyelerimizin, il özel idarelerimizin ve
muhtarlarımızın bizden beklentilerini, 22 nci Dönem milletvekilleri olarak
yerine getirmek zorundayız.
Ben, umudumu
kaybetmiş değilim. Bunu, bir başlangıç olarak kabul ediyorum. Yerel yönetimler
ayağının birinci basamağı olan il özel idareleriyle ilgili yasayı geçtiğimiz
hafta çıkardık. Bu hafta belediyeleri konuşuyoruz; yarın da, büyükşehir
belediyelerini konuşacağız. İnşallah, önümüzdeki günlerde, diğer eksiklikleri de
gündeme getiririz ve yasal düzenlemelere kavuştururuz diye düşünüyorum ve
böylece, bütçe giderlerinin, daha sağlıklı, daha ekonomik ve hizmete yönelik
kullanılması konusunda yasal düzenlenmelerin sağlanacağı düşüncesiyle, konuşmama
son verirken, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Tüzün.
Madde üzerinde 2 adet
önerge vardır; önergeleri, önce sırasıyla okutacağım, sonra, aykırılıklarına
göre işleme alacağım.
İlk önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
22
Görüşülmekte olan 616
sıra sayılı tasarının 60 ıncı maddesinin (n) bendinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ederiz.
Ferit Mevlüt
Aslanoğlu Ali Dinçer Feramus Şahin
Malatya Bursa Tokat
Şevket Arz Hüseyin
Ekmekcioğlu
Trabzon Antalya
"n)- Sosyo-kültürel,
sanatsal ve bilimsel etkinlikler için yapılan giderler."
BAŞKAN - Diğer
önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 616
sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının 60 ncı maddesinin birinci fıkrasının
(a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Hüsnü Ordu Mustafa
Said Yazıcıoğlu Mustafa Cumur
Kütahya Ankara
Trabzon
Mustafa Baş
Abdulkadir Kart
İstanbul Rize
"a) - Belediye
binaları, tesisleri ile araç ve malzemelerinin temini, yapımı, bakımı ve onarımı
için yapılan giderler."
BAŞKAN - En aykırı
olan bu önergeye Komisyon katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet
önergeye katılıyor mu?
DEVLET BAKANI MEHMET
AYDIN (İzmir) - Katılıyoruz efendim.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) - Gerekçe okunsun Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe: Belediye
giderleri arasında belediyenin sadece hizmet binaları ile sınırlı değil de
belediyeye ait bütün bina, araç gereç ve tesislerin sayılması uygun olacaktır.
BAŞKAN - Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 616
sıra sayılı tasarının 60 ıncı maddesinin "n" bendinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ederiz.
Ferit Mevlüt
Aslanoğlu (Malatya) ve arkadaşları
"n) Sosyo-kültürel,
sanatsal ve bilimsel etkinlikler için yapılan giderler."
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet
önergeye katılıyor mu?
DEVLET BAKANI MEHMET
AYDIN (İzmir) - Katılıyoruz efendim.
ALİ DİNÇER (Bursa) -
Sayın Başkan, konuşmak istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Dinçer.
ALİ DİNÇER (Bursa) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarı, Türkiye'nin
daha etkin ve verimli bir yönetime kavuşması, yerinden yönetilebilmesi,
katılımcı, demokratik anlamda yerel yönetimlerin oluşması açısından önemli,
eşiğinde bulunduğumuz Avrupa Birliğine girip Avrupa Birliğine uyum sağlamamız
açısından da önemli, Avrupa standardında bir ülke olabilmemiz açısından da
önemli.
Burada bu değişiklik
önergesini vermemizin sebebi bir ek yapmak ve inşallah, bu yasayı, çıktıktan
sonra, yurttaşlarımız, özellikle belediye yöneticilerimiz, Meclisteki tartışma
tutanaklarıyla birlikte okurlar ve bazı maddelerin niye böyle düzenlendiğini,
hangi amaçlarla düzenlendiğini o tartışmaları tutanaklardan okuyarak daha iyi
kavrarlar düşüncesiyle huzurunuzdayım.
Şimdi, kültürel
etkinlikler çok geniş kapsamlıdır; ama, sanatsal etkinlik dediğimiz zaman Avrupa
standardı açısından önemli bir vurguyu yapıyoruz. Bugün dünyanın, uzun yıllardır
şeklini belirleyen uygarlık Avrupa uygarlığı, reformla Rönesansla taçlanmış,
sanat, her türlü güzel sanat dalı Avrupa'dan kaynaklanmış ve bütün dünyaya
yayılmış; hâlâ, Avrupa, o konuda önder. Biz de, böyle bir kıtada oluşan Avrupa
Birliğinin üyesi olacağız. Aynı yola 1920'lerde, cumhuriyet kurulduktan sonra
girmişiz. Türkiye gibi bir ülkeye, Osmanlı İmparatorluğunun çökmesinden sonra
kurulan bir ülkeye, tiyatro, opera, bale, konservatuvar, güzel sanatlar
akademileri getirmişiz; 8 000 civarında halkevi, halkodasıyla, bu Batı'da
gelişen güzel sanat dallarını Şırnak'a kadar, Artvin'e
23
kadar, Edirne'ye
kadar, en uç noktaya kadar götürmeye çalışmışız. 1950'lerden sonra, bu çabalar,
biraz, maalesef, önyargılarla gözardı edilmiş. Şimdi, bizim, bu eksiğimizi
tamamlamamız gerekiyor.
Bu konuda, Avrupa
Birliği ülkelerinde de en etkin kuruluşlar belediyelerdir. Bizim sanatçılarımız,
cumhuriyetin aydınlanma dönemiyle ortaya çıkan değerli sanatçılarımız, maalesef,
Türkiye'de değerlendirildiğinden daha fazla Avrupa'da değerlendiriliyor; yani,
Konya'nın Bozkır'ından çıkan, köy enstitüsünü, sonra da Tatbikî Güzel Sanatlar
Yüksek Okulunu bitiren Hanefi Yeter, dünyanın sayılı ressamlarından oluyor ve
Berlin Belediyesinin verdiği geniş olanaklarla, Berlin duvarlarını, Berlin
sokaklarını süsleyen duvar boyu resimler yapıyor.
Yine, böyle, serhat
şehri Edirne'den çıkan dünya çapında bir heykeltıraşımız rahmetli İlhan Koman,
Türkiye'de değerlendirildiğinden çok daha fazla Avrupa Birliği ülkelerinde
değerlendiriliyor; Stockholm Belediyesinin verdiği imkânlarla Stockholm
metrosunun istasyonlarını süsleyen rölyefleri, kabartmaları, heykelleri yapıyor
ve hâlâ, onlar, milyonlarca insanın yolculuk yaptığı Stockholm metrosunda,
insanlar tarafından görülüyor.
Bir bakıyorsunuz,
çoksesli Avrupa müziğinin en yaygın olduğu ülkelerden birisinde, Almanya'da, 100
000'in üzerinde koro var, kadınlarla ilgili, gençlerle ilgili, çocuklarla
ilgili, işçilerle ilgili, değişik meslek dallarıyla ilgili ve bunlar,
belediyelerin desteğiyle, olağanüstü güzellikte, dünyada etki yapan festivaller
düzenliyorlar. Bizde de bunlar olabilmeli, bizde de belediyeler bunları
yapabilmeli. Bu nedenle, sanatsal etkinliklerin, belediyelerin temel görevleri
arasında olmasından ve giderleri açısından en hızlı para harcayacakları, çok
para harcayacakları alanlardan biri olmasından yanayım.
Halkımız, bu konuda
vakıflar kurdu; İstanbul Festivaliyle ilgili vakıf, Ankara Müzik Festivaliyle
ilgili Tunalı Hilmi Beyin kızı Sevda And'ın, Cenap And'la birlikte kurduğu
vakıf, Sevda-Cenap And Müzik Vakfı dünyanın parasını harcıyor ve dünyanın,
Avrupa'nın en iyi sanatçılarını Türkiye'ye getiriyor. İzmir Vakfı bunu yapıyor,
Adana'da yapıyorlar, Mersin'de yapıyorlar, Türkiye'nin çeşitli yerlerinde
yapıyorlar; en son Diyarbakır'da yapıldı. Belediyeler, bu vakıflara yeteri kadar
yardımcı olmuyorlar. Maalesef, belediye yönetimleri, bu tür sanat
etkinliklerini, ki, Avrupa standardı olan sanat etkinliklerini tam
kavrayamamışlar. İnşallah, bu yasaya bu eklemeyi yaparak, böyle bir bilincin
oluşmasına katkıda bulunuruz diye düşünüyorum.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sözlerinizi
tamamlar mısınız.
ALİ DİNÇER (Devamla)
- Tamamlayacağım Sayın Başkanım.
Belli bazı olumsuz
etkiler yapan çıkışlar oldu; örneğin "heykele tükürürüm" gibi. Buna benzer
olumsuz çıkışları da ortadan kaldırmak, onların etkilerini, olumsuz etkilerini
de izale etmek için, arkadaşlarımızla birlikte, böyle bir ilave yapılmasında
yarar gördük; desteğinizi de rica ediyoruz.
Başarılar diliyoruz.
Saygılar sunuyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Dinçer.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kabul edilen
önergeler doğrultusunda maddeyi oylarınıza...
HALUK KOÇ (Samsun) -
Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN - Karar
yetersayısını arayacağım Sayın Koç.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Sayın milletvekilleri, karar
yetersayısı yoktur.
Birleşime 10 dakika
ara veriyorum.
Kapanma Saati : 15.25
24
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 15.38
BAŞKAN : Başkanvekili
Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER : Yaşar
TÜZÜN (Bilecik) , Enver YILMAZ (Ordu)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112 nci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
616 sıra sayılı kanun
tasarısının müzakerelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
(Devam)
6. - Belediyeler
Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları
Raporları (1/766) (S. Sayısı: 616) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Tasarının 60 ıncı
maddesinin oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştı.
Şimdi, 60 ıncı
maddeyi oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.
Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir; karar yetersayısı vardır.
61 inci maddeyi
okutuyorum:
İKİNCİ BÖLÜM
Belediye Bütçesi
Belediye bütçesi
MADDE 61.-
Belediyenin stratejik plânına uygun olarak hazırlanan bütçe, belediyenin malî
yıl ve izleyen iki yıl içindeki gelir ve gider tahminlerini gösterir, gelirlerin
toplanmasına ve harcamaların yapılmasına izin verir.
Bütçeye ayrıntılı
harcama programları ile finansman programları eklenir.
Bütçe yılı Devlet
malî yılı ile aynıdır.
Bütçe dışı harcama
yapılamaz.
Belediye başkanı ve
harcama yetkisi verilen diğer görevliler, bütçe ödeneklerinin verimli, tutumlu
ve yerinde harcanmasından sorumludur.
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Malatya Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu; buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Ali Dinçer Bey konuşacak.
BAŞKAN - Bursa
Milletvekili Ali Dinçer; buyurun.
CHP GRUBU ADINA ALİ
DİNÇER (Bursa) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri;
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygılarımı sunuyorum.
Bütçe ve program
oluşturulması, planlı çalışma, sadece devlet için değil, belediyeler için de
gerekli; hatta, en küçük işletmeler için, küçük ve orta boy işletmeler, büyük
sanayi kurumları, ticarî kurumlar için de gerekli ve bunun, çok titiz yapılması,
gerçekçi yapılması gerekir. Bütçenin, programın, planın, projenin yapıldığı her
alanda, bu bütçeyle, programla, projeyle, planla ilgili insanların işin içine
girmesi gerekiyor. Maddede bu açıdan eksiklikler var.
Türkiye, dünyada
planlı kalkınma uygulamalarını ilk yapan ülkelerden biri. Sovyetler Birliği
bile, kendi anlayışına göre, Türkiye'den daha sonra planlı ekonomiye geçmiştir;
ama, Türkiye, cumhuriyetle birlikte, son derece zor koşulları taşıyan bir ülke
olarak bir an önce geri kalmışlığın zincirlerini kırabilmek, çağdaş uygarlık
düzeyinin üzerine çıkabilmek için tüm olanaklarını en iyi bir şekilde
kullanabilmek amacıyla kalkınma planları yapmıştır, yıllık programlar yapmıştır.
Zamanla, tabiî, bu
plan disiplini, böyle, palyatif, popülist politikaları dışladığından, çokpartili
demokratik rejime geçtiğimiz yıllarda popülist yaklaşımlar ortaya konulmuş,
partizan çalışmalar yapabilmek için eleştirilmiş "bize plan değil pilav lazım"
gibi, rasyonel olmayan, akılcı olmayan sloganlar bile geliştirilmiştir son elli
yıllık siyasî tarihimizde. Böyle bir slogan, böyle bir yaklaşım Türkiye'de plan
anlayışını, bütçe anlayışını oldukça zedelemiştir.
Türkiye, 1950'lere
kadar denk bütçelerle yönetilmiş, ele güne muhtaç olmamış bir ülke, ne
içborçlanmayı ne dışborçlanmayı bir kısır döngü haline getirmiş şimdi olduğu
gibi ve 1930'larda özellikle bazen yüzde 10'lara varan ekonomik büyüme
rakamlarına ulaşılmış; bu, belediyeler için de geçerli olmuş. Doğru dürüst
altyapısı olan kentsel yerleşim yerleri yokken, birden bire Türkiye'de
belediyeler de önem kazanmış, planlı, programlı, denk bütçelerle ciddî
yatırımlar yapar hale gelmiştir; ama, giderek belediyelerde de bu anlayış
bozulduğundan, açık bütçelere geçilmiş, ihtiyacın ötesinde istihdam nedeniyle,
ücret ve maaş ödemeleri yapıldıktan
25
sonra belediye
bütçelerinde yatırıma para kalmamış. Bu sıkıntıları yaşadık. Bunları
giderebilmek için Avrupa standardında, çağdaş ölçülerde bütçeler, planlar,
programlar, projeler gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bunları -tutanağa geçsin diye
özellikle vurgulayarak aktarmak istiyorum- yöre insanlarının katılımıyla yapmak
gerekir. Öylesine ki, bir belediye, bir mahallede, bir semtte yapacağı rutin
altyapı çalışmasını dahi o mahallenin, o semtin insanlarıyla tartışmalı, onlara
anlatmalı. Hele hele günlük yaşamı ilgilendiren çalışmalarda bunu yapmak daha da
elzem. Halkın bu şekilde katılımını aldığınız zaman, halk, proje uygulaması
sırasında, sadece manevî olarak değil maddeten de katılabilir ve belediyeler,
bütçelerini aşan işler yapabilir. Yeraltında olan, görülmeyen, nankör,
hizmetlerde, su şebekelerinde, kanalizasyon şebekelerinde bile, bakarsınız,
belde insanları, makine ekipmanlarıyla, insangücüyle katılmışlar, belediye
bütçesinin üstünde, fevkinde işler ortaya koymuşlar, başarılar elde etmişlerdir.
Eğer katılım olursa, onların yararına olan bir iş olarak gözükürse ve onların,
adam yerine konulup görüşleri alınırsa, bizim, halkımızla birlikte
yapamayacağımız iş yoktur. Bu, bizim kültürümüzde de var; nasıl var; bizim
insanlarımız, dar zamanlarda, kırsal alanlarda, imece usulüyle, hem birbirlerine
yardım ederler hem de ortak olarak yaşadıkları yerin sorunlarını, kazma kürek
beraber hallederler, birlikte çalışarak hallederler, hem de kadın kız, çoluk
çocuk.
Bu kültürü, biz,
özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı, Batı tipi demokratik yapılarda
değerlendirebilmeliyiz, buraya aktarabilmeliyiz. Zaten, biz, Avrupa Birliğine
girdikten sonra da, Avrupa Birliği normlarını kendi kültürel değerlerimizle,
geleneklerimiz göreneklerimizle, dayanışma anlayışımızla zenginleştirmek,
Avrupa'ya renk katmak, zenginlik getirmek durumunda olacağız. Bu nedenle de,
beldelerde, belediyelerde yapılacak bütün bütçe, plan, program, proje
çalışmaları, öncelikle o beldelerde yaşayan insanların katılımıyla, onlarla
tartışarak oluşturulmalı.
Tabiî, bunun
arkasından ne gelir; o insanlar, katılımlarıyla oluşan bütçe, plan, program,
proje çalışmalarını bire bir denetlerler. Bu, özellikle denetimin kolay olduğu
ölçeklerde, örneğin nüfusu 50 000'e kadar olan belediyelerde çok da etkili olur.
Türkiye'deki ahlak erozyonunun -soygun, vurgun, talan- Türkiye'yi nerelere
getirdiğini biliyoruz, son ekonomik krizi de biliyoruz; belediyeler de bundan
nasibini aldı. Başta, büyükşehir belediyeleri olmak üzere, milyarlarca dolarlık
soygunun, vurgunun tartışıldığı yapılara sahibiz; ama, hafızalarınızı yoklayın,
nüfusu 50 000'e kadar olan yerlerde, insanların birbirini tanıdığı beldelerde
buna benzer soygun, vurgun olayı pek olmuyor; çünkü, herkes birbirini tanıyor.
Partizanlık olayı da olmuyor; iktidarda olan partinin oy almadığı yerlere hizmet
götürmemesi pek mümkün değil; çünkü, büyük çoğunluk konu komşu, hısım akraba;
her gün birbirlerinin yüzlerine bakıyorlar ve insanlar yürüyerek de olsa,
belediyeye gelip, dertlerini anlatabiliyorlar, denetimlerini yapabiliyorlar.
Bunu yapabilmek için -biraz önce de söyledim, tutanaklarda yer almasında yarar
görüyorum- bütün bu çalışmalar halkın en geniş katılımıyla yapılabilmelidir;
belediyeler, mahalle kurultayları, semt kurultayları ve kent kurultaylarıyla
bunları rutin programlar haline getirebilmelidirler.
Çözülmesi gereken
olaylardan birisi -gerçi bu yasa tartışılırken daha önce gündeme getirdik, pek
kabul görmedi ama- Türkiye'nin, belediyeler Türkiyesi haline getirilmesidir. En
ücra noktadaki mezralar dahi, belli alanlarda kırsal bölge belediyelerinin
sınırları içinde olmalı ve Avrupaî kentsel hizmetlerden yararlanabilmelidir.
Böyle olursa, Türkiye'deki bir garabeti de çözmüş olacağız. Belediyelerin
mücavir alanlarında yaşayanlar her türlü vergiyi veriyorlar, ruhsat almak
durumundalar; ama, belediye yönetimine katılamıyorlar, belediye seçimlerine
katılamıyorlar. Böylesine bir durum, yani, Avrupa Birliği üyesi olmaya aday olan
bir ülkeye, gerçek anlamda yerinden yönetim ile yerinden demokrasiyi
gerçekleştirmeyi düşünen bir ülkeye, amaçlayan bir ülkeye yakışmıyor.
Eğer, Meclis
çoğunluğu, AKP İktidarı Türkiye'yi belediyeler Türkiyesi haline getirmeyi
şimdilik kabullenemiyorsa, en azından, biz, yasalarımızda, belediye bütçesinden
yararlanan insanlar, belediye bütçesini oluşturan insanlar arasında zor durumda
olan mücavir alan yaşayanlarını kollayacak bazı değişiklikler yapabilmeliyiz.
Düşünün, Avrupa Birliği ülkeleri, artık, başta Hollanda, İsveç olmak üzere,
belediyelerde seçme, seçilme hakkını yurttaşları olmayan göçmen işçilere dahi
tanıyorlar. Biz, mücavir alanlardaki bizim yurttaşımıza o belediyelerin
oluşumunda seçime katılma hakkı tanımıyoruz; ama, onlardan her türlü vergiyi de
alıyoruz. Onlar, verdikleri verginin denetimini yapamıyorlar; verdikleri
vergilerin, harçların harcamasını yapacak yapıların oluşmasında oy kullanma
hakkına sahip değiller. Biz, daha da ileri adım atıp, bu mücavir alanda
yaşayanların demokratik haklarını verirken...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ DİNÇER (Devamla)
- Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın
Dinçer, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
ALİ DİNÇER (Devamla)
- Bu mücavir alanlarda yaşayan yurttaşlarımıza, belediyelerde seçme, seçilme
hakkı vermek gerekiyor; ama, bunun yanında, bir adım daha atabilmeliyiz. Bu yasa
tasarısında ve bununla ilgili yasalarda bu değişiklikleri de düşünmemizde büyük
yarar var.
Bugün, Ege
Bölgesinde, Akdeniz Bölgesinde turistik alanlarımıza; örneğin, daha çok Katolik
Latin ülkelerinden Orta Anadolu'da Kapadokya'ya, Almanya'dan Alanya'ya,
İngiltere'den Bodrum'a, Fethiye'ye, Marmaris'e Avrupa Birliği üyesi ülkelerin
yurttaşları geliyorlar, yerleşiyorlar. Artık kiliseleri oluşuyor, her türlü
sosyal kurumları, kültürel kurumları oluşuyor. Bizim ülkemiz insanlarıyla,
bizimle birlikte yaşıyorlar ve bizim turizm sektörümüze büyük katkıda
bulunuyorlar, Türkiye'nin Avrupa Birliği ülkelerinde tanıtımına da büyük katkıda
bulunuyorlar; çünkü, bizi yaşayıp, bizimle birlikte yaşayıp bizi tanıyorlar.
Biz, onlara da Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğunda olduğu gibi, yaşadıkları
yörelerde belediyelerin seçimlerinde seçilme ve seçme hakkı tanırsak çok ciddî
bir adım atmış oluruz. Onlar da bütçenin, planın, projenin, programın
yapılmasında oraya vergi veriyorlar;
26
yönetime
katılabilmeliler; katılımcı belediyecilik, yerinden yönetim anlayışı içinde yer
alabilmeliler. Birçoğunun mezarı Türkiye'de olacak, yaşadıkları yerlerde olacak.
Onlar da, artık, bizim ülkemizin insanları ve yarın Avrupa Birliği üyesi
olduğumuz zaman, zaten, hep birlikte Avrupa vatandaşı olacağız onlarla. Şimdiden
onların bize Avrupa'da tanıdığı hakkı, bizim insanımıza Avrupa ülkelerinde,
kendi ülkelerinde tanıdıkları hakları biz de onlara tanımalıyız.
Bu düşüncelerimi
aktarmak istedim, siz de dinlediniz. Tekrar, hem şahsım adına hem Cumhuriyet
Halk Partisi adına saygılar sunuyorum; Yüce Meclise de başarılar diliyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Dinçer.
Madde üzerinde şahsı
adına söz isteyen Malatya Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu; buyurun.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; bir
kere, belediyecilikte hizmet mantığı olarak bakarsanız, hizmete oryantistseniz,
hizmet üretmek için varsanız başarılı belediyecilik yaparsınız. Tabiî, bütçe,
kafanızdaki hizmet mantığının deftere kitaba dökümüdür. Eğer, bu hizmet
mantığınız yoksa, istediğiniz kadar bütçe yapın, hiçbir işe yaramaz. Bütçeler,
mantalitenin deftere ve kitaba dökülmesi, daha sonra da bu mantalitenin
takibidir ve yürütülmesidir. Eğer, bir kere, hizmet mantaliten yoksa, istediğin
kadar bütçe yap, hiçbir işe yaramaz.
Tabiî, bütçe yaparken
tek bir şey var: Para... Para... Para... Eğer paran varsa, eğer kaynağın varsa
bütçeleri yaparsın. Kaynağın yok, gelirin yok; bütçe yapıyorsun, ne işe yarar?!
Bugün, belediyelerimizin çoğunun yaptığı bütçeler, sadece kâğıt üzerinde
kalmaktadır; yaptıkları bütçe, kaynakları olmadığı için, hiçbir şekilde hayata
geçirilemiyor.
İki konuda
dikkatinizi çekmek istiyorum: Belediyenin ihale ettiği işlerde, herkes biliyor
"bunlar para ödeyemez..." 10 liralık işin, bu mantıkla, kaç liraya yapılacağını
biliyorsunuz. Bir kere, çok pahalı bir maliyet getiriyor belediyelere.
Size bir örnek vermek
istiyorum; kurum ismi vermeyeceğim. Bayındırlık fiyatıyla muhammen bedeli 4
trilyon olan bir bina "param peşin" dediği için "tiko para ödeyeceğim" dediği
için -bir yılda bitiriliyordu- sabit fiyatla 2 trilyona yaptırıldı. Dikkatinizi
çekiyorum; parası olduğu için "tiko param var" dedi. Bayındırlık fiyatıyla 4
trilyon bedelindeki bir iş tiko para denildi, "yap işi, al paranı" denildi;
çünkü, parayı bloke etti bankaya, 2 trilyona yaptırdı. Bina bittiği gün... Eğer,
o bina Bayındırlık fiyatıyla, fiyat artışıyla yaptırılsaydı, 8 trilyona
çıkacaktı.
Şunu demek istiyorum:
Kurumlar, parası varsa, kaynakları varsa, işleri çok ucuza mal ediyorlar. Yine
söylüyorum; belediyelerin bu hale gelmesinin bir numaralı katili, İller
Bankasıdır. İller Bankası, belediyeleri maddî çıkmaz sokağa sürüklemiştir.
Ankara'da oturup o kadar pahalı ihaleler yapmıştır ki, bu belediyeler bunun
altından kalkamamaktadır. Böyle bütçe olmaz!.. Örnek vereyim: Malatyamızın
-belde ismi vermeyeceğim- 10 000 nüfuslu bir beldesini, siz, 7 trilyonluk borç
altına aldığınız zaman, bu belediye 50 000 tane bütçe yapsa, nasıl kalkacak
bunun altından?! Onun için, kaynak...
Özellikle biraz sonra
görşülecek maddede konuşacağım. Belediyelerimizin dışkaynaklı aldığı ve yaptığı
işlerin maliyetini biliyor musunuz arkadaşlar? Çünkü "ille yabancı firma
yapacak. Ben parayı veriyorum; ama, benim müteahhidim yapacak" diyor. Çünkü,
uzun vadeli bir kredi, sekiz yıllık, on yıllık krediler. Paramız olmadığı için
dışarıdan aldığımız kredilerin maliyeti... Bırakın maliyetini, o işleri, eğer
Türkiye'de kaynağımız olsa, anahtar teslimi, kendi firmamız, Türk firmamız
yapsa, en az 6-7 kat daha ucuza mal edebiliyoruz. Paramız olmadığı için
dışarıdan bulunan kaynak "buna yaptıracaksın" diyor ve maliyetli... Onun için,
bütçeler yapılır; ama, bu bütçelere kaynak bulmadığın takdirde, bu bütçelere
harcayacak gelirleri yaratmadığın takdirde, hep bunlar defter üzerinde kalır,
hiçbir işe yaramaz. Ben, bu konuda dikkatinizi çekmek istedim.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Aslanoğlu.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
62 nci maddeyi
okutuyorum:
Bütçenin hazırlanması
ve kabulü
MADDE 62.- Belediye
başkanı tarafından hazırlanan bütçe tasarısı eylül ayının birinci gününden önce
encümene sunulur ve İçişleri Bakanlığına gönderilir. İçişleri Bakanlığı belediye
bütçe tahminlerini konsolide eder ve Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu
uyarınca merkezi yönetim bütçe tasarısına eklenmek üzere eylül ayı sonuna kadar
Maliye Bakanlığına bildirir. Encümen, bütçeyi inceleyerek görüşüyle birlikte
kasım ayının birinci gününden önce belediye meclisine sunar.
Meclis bütçe
tasarısını yılbaşından önce, aynen veya değiştirerek kabul eder. Ancak, meclis
bütçe denkliğini bozacak biçimde gider artırıcı ve gelir azaltıcı değişiklikler
yapamaz. Kabul edilen bütçe, mali yılbaşından itibaren yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına söz isteyen, Ordu
Milletvekili Sayın Kâzım Türkmen; buyurun.
CHP GRUBU ADINA KÂZIM
TÜRKMEN (Ordu) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Belediyeler Kanunu
Tasarısının 62 nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım
adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
62 nci maddenin
öngördüğü koşullar, belediyenin bir sene içerisinde yapacağı faaliyetlerin
yapılabilme olanaklarını, belli bir prosedür içinde, malî yönden olabilirliğini
bağlamaktır. Bu yasalar görüşülmeye başlanıldığından bugüne değin, hem
altkomisyonda görev aldım hem Plan ve Bütçe Komisyonunda hem bugün burada;
ancak, hiçbir belediye başkanı arkadaşımızın "bizim yetkimiz ne
27
olacaktır, belediye
başkanları olarak bize hangi yetkiler verilecektir" sorusuna muhatap olmadım;
sadece "bizim kaynaklarımız ne olacak... "Belediyeye bu kadar yetkiyi
devrettiğinize göre, bu kadar hizmet alanını genişlettiğimize göre, kaynakların
ne olacağı konusunda sürekli bizden bilgi istediler. Hem İl Özel İdaresi Yasası
bu Genel Kuruldan geçti hem bugün Belediyeler Kanunu Tasarısını burada
bitireceğiz, yarın da büyük ihtimalle Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısına
başlayacağız; ancak, biz, milletvekilleri olarak, belediye gelirleri yasasının,
daha doğrusu, mahallî idarelerin gelir yasasının ne olacağı konusunda hiçbir
bilgi sahibi değiliz.
Burada, bütçeyi
yapmış olmak, bir prosedürü yerine getirmekten ibarettir. Burada önemli olan,
bütçenin, malî disiplin içerisinde, eylül ayının ilk gününde, başkanlık
tarafından, encümene ve İçişleri Bakanlığına sunulmuş olması. Eylül ayının
sonunda ise, yine malî disiplin bakımından, İçişleri Bakanlığının, belediyenin
hazırlamış olduğu bütçeyi Maliye Bakanlığına ve dolayısıyla, encümenin bütçe
üzerindeki düşünce ve kararlarını, kasım ayının ilk gününden itibaren meclise
sunmuş olması gerekiyor.
Burada, meclisin,
bütçe üzerindeki alt ve üst sınırlarda oynama yetkisi yoktur, sadece bütçe
kalemleri içerisinde yer değiştirebilir. Burada asıl önemli olan şey şudur:
Belediyeleri o kadar çok, geniş yetkilerle donattık ki, hizmet alanları çok
fazla. Olması gereken de budur. Başka kanunların, başka kurumların yapamadığı,
mahallî müşterek hizmetler dediğimiz zaman, bunun içerisine her şey girmektedir;
ancak, burada, sadece gelirden bahsetmek, gelirlere göre belediyelerin
başarısını bağlamak uygun da değildir. Bir kere, belediyecilik teknik bir iştir,
mühendislik işidir, geleceği öngörme işidir. Sadece para yetmiyor. Ben bu
düşüncelerimi, belediyede ondört yıl görev yapmış bir arkadaşınız olarak
söylüyorum.
Şimdi, bugünlerde
-doğru veya değil, bilemiyorum- belediyelerimizin büyük bir bölümü borç batağı
içerisindedir; bu doğrudur; ancak, birçok belediye başkanı arkadaşımızın,
özellikle devlet kurumlarına olan borçlarının faizleri silinerek uzun vadede
ödeneceği konusunda hükümetten beklentileri var. Böyle bir beklentinin olmuş
olması doğru; ancak, bunu yaparken bir hakkaniyeti, bir doğruyu da gözden
kaçırmamamız gerekiyor. Örneğin, öyle belediyeler var ki, Sosyal Sigortalara,
Maliyeye hiç borçları yok. Borcunu ödeyen belediyede yaşayan vatandaşlar ile
"canım, nasıl olsa bunu devlet öder" anlayışıyla borcunu hiç ödemeyen
belediyeleri aynı kefeye koyarak aynı muameleyi yapmış olmak, o yöre halkına
karşı son derece haksızlık olur diye düşünüyorum; ama, bütün bunlara rağmen,
eğer, güzel kentleri oluşturamamışsak, şehirlerin büyümesini yeterince
sağlayamamışsak, kentte oturanların -Ankara dahil- yüzde 60'ı hâlâ altyapısı
noksan yerlerde, gecekondularda oturuyorsa, bunda ciddî bir malî yetersizlik söz
konusudur. Gelecek yasanın ne olduğunu bilmediğimiz için, burada herhangi bir
şey söyleyemiyoruz; ama, bu kadar yetki devredilirken, mutlak yapabilirlik olan
parasal miktarı da aktarmış olmak gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım,
burada çok ciddî bir haksızlıkla karşı karşıyayız. Elbette ki benim bu
söylediğim, büyükşehir belediyelerinde yaşayan milletvekili arkadaşlarımız için
çok uygun olmayabilir. Büyükşehir belediyelerinin hizmet alanları çok daha geniş
diye düşünmüş olabiliriz. Bakınız, en büyük haksızlık, büyükşehir
belediyelerine, kendi hudutları içerisindeki gelirlerin yüzde 5'ini dağıtmak
oluyor.
Şimdi, yeni yasaya
göre değerli arkadaşlarım, bundan sonra hiçbir zaman büyükşehir belediyesi
kurulamaz. Eğer, bu Genel Kurulda 750 000 nüfus azaltılamazsa, biliniz ki,
bundan sonra büyükşehir belediyesi kurma olanağı yoktur. Örneğin, Trabzon'da
yaşayan insanlarımızın medenî ihtiyaçları, gereksinmeleri, büyümeleri, Samsun'da
oturan insanlarımızdan daha mı geridedir? İstanbul'da oturan insanlarımızın
belediye hizmetlerinden yararlanma hakları, Ordu'da yaşayan insanlarımızın aynı
hizmetlerden yararlanma haklarından daha mı fazladır?.. Şöyle söyleniyor:
Efendim, bunlar büyükşehir belediyesi, onların, altyapı hizmetleri bakımından
çok daha fazla paraya ihtiyaçları var.
Sayın
milletvekilleri, bu yüzde 5'in dağıtımına şu şekilde katılmak mümkündür: Bütün
belediyeler bundan yararlanmalıdır. Eğer, biz, bütün belediyeleri bundan
faydalandıramazsak, kendi yöremizin insanlarına, Türk toplumuna, Türkiye'nin
gelişmesine çok büyük zarar vermiş oluruz. Eğer, bugün, yüzde 5 payı, örneğin,
Kars Belediyesi almış olsa, Kars Belediyesi, çok daha fazla iş yaratarak,
İstanbul'a, Ankara'ya, İzmir'e göçü önlemeyecek mi?.. İşin, bu yönüne hiç
bakmıyoruz.
Şimdi, işin şu yönüne
bakıyoruz: Sayın milletvekilleri, hangi yaşta olursak olalım, hangi mevkide
olursak olalım, fakir fukara bir insanın, yiyecek ihtiyacı, duyduğu kalori
ihtiyacı ile zengin insanın duyduğu kalori ihtiyacı ayrı mıdır aynı mıdır;
elbette aynıdır. Biz, küçük şehirlerimizi, küçük beldelerimizi büyütmeden,
genişletmeden onları nasıl çağdaş hale getirebileceğiz; bu mümkün değil.
Dolayısıyla, bu bütçenin yapılışında bir adaletsizlik söz konusudur. Kaldı ki,
büyükşehir belediyeleri de kendi aralarında bile bunu paylaşmakta oldukça zorluk
çekiyorlar.
Yeni yasa, başta
söylediğim gibi, Türkiye'de, yeniden büyükşehir belediyeleri olma olanaklarını
kaldırıyor. Başkanım, Trabzon'un 750 000 nüfusa gelmesi kaç senede mümkün olur?!
Olmasın dediğiniz zaman, oraya başka bir ekkaynak ve gelir sağlamak
zorundasınız, bir adaleti sağlamak zorundasınız; çünkü, insanların bütün
ihtiyaçları birdir.
O zaman ne oluyor;
şehirler büyümüyor, gelişmiyor, güzelleşmiyor, oralara yeterince hizmet
gitmiyor. Yeterince hizmet gitmediği zaman yeni iş sahaları açılmıyor. Yeni iş
sahaları açılmadığı zaman insanlar ne yapıyor; kendi geleceğini, ekmeğini
kazanmak için büyük şehirlere gidiyor; ama, bu sefer, büyük şehirler hızla bir
gecekonduya dönüşüyor. İşte, bunu, göçü önlemenin tek yolu, bütün kentlerimizi
malî yönden desteklemektir ve bu haksızlığı, mutlaka ve mutlaka orta yerden
kaldırmaktır.
Belediyeler, bütün
bunları yaparken, elbette ki, bütçelerini de yaparken, Belediyeler Kanunu
Tasarısının 14 üncü maddesinde öngörüldüğü ve buradan geçtiği gibi, yapılacak
işlerin de öncelik sırasını bütçelerine koyacaklardır; ama, bu öncelik sırası
bir kritere bağlı değildir; her belediyenin, her beldenin ihtiyaçları farklıdır.
Bazı beldelerin ihtiyaçlarındaki aciliyet çöp yakma sistemlerini
28
kurmaktır, bazısında
ise altyapıları kurmaktır; ama, bütün bunlara rağmen, gözlemimiz odur ki,
belediyeler, bu bütçelerini yaparken, hizmetlerini yaparken, belirli bir
sorumluluk almak zorundadır.
Bu tasarı,
belediyelerin bütçelerindeki sorumluluklarını tamamen orta yerden kaldırmış,
malî denetimi yok saymış, halkın denetimi tamamen orta yerden kaldırılmıştır.
Çünkü, hükümetin izlemiş olduğu politikaya tam ters bir biçimde, hem
belediyelere hem büyükşehir belediyelerine, alabildiğine, yeniden şirket kurma
hakkı tanınarak, her türlü... Geçmiş olduğumuz dönemlerde İçişleri Bakanlığının
bu konuda genelgesi vardır; yani, belediyelerin şirket kurması, Türkiye'de her
türlü yolsuzluğun, vurgunun anakapısı denilmiş olmasına rağmen, yeni gelen
tasarıyla, bu tamamen açılmıştır. Böyle bir durumda, bütçenin bütünlüğünden, bir
bütçe disiplininden söz etmek söz konusu değildir.
Belediye
başkanlarının, zaten atama yetkisi tek başlarına kendilerine verilmiş; sadece
meclislere bir bilgi veriliyor; ancak, bu konuda nasıl bir kriter ortaya
konulacağı belli değildir. Şu anda, bütün belediyelerin en büyük sıkıntısı
budur; kendilerine müracaat eden insanlara iş bulmak, onlara iş kapısı açmak
gibi sıkıntılarla karşı karşıyalar. Milletvekillerimiz de burada karşı karşıya;
her belediyeye telefon açarak, şu adama, şu insana, fakir fukaraya iş veremez
misin sorusunu soruyor. İşte, belediye başkanları, yeni şirketlerle istediği
adamı almanın yolunu bulurken, belli bir süre sonra, o şirketlerde tam bir
denetimi söz konusudur; malî denetim yoktur, halkın denetimi hiç yoktur. Böyle
bir denetimin olduğu yerde, belli bir süre sonra, daha önce, Türkiye'de
hepimizin acıyla yaşadığı, büyük ıstırap duyduğumuz bir biçimde, yolsuzlukların
kapısı yeniden açılacaktır. O bakımdan, belediyelerin, mecbur olmadıkça, şirket
kurmaları son derece yanlıştır; çünkü, bu şirketler, asıl yapılması gereken kamu
hizmetlerini yapacaklardır. Halbuki, belediyelerin kamu hizmetlerini başka
kuruluşlara devretmiş olması, Anayasa bakımından da zaten uygun değildir. Kendi
görevlerini ve yetkilerini başka kuruluşlara dağıtarak hizmet verilemez. Hele
hele, Avrupa Birliğine üye olmak istediğimiz böylesine bir dönemde,
belediyelerimizde yolsuzlukların, yanlışlıkların yeniden ortaya çıkması,
bunların kamuoyunda tartışılmış olması, Türkiye'yi son derece sıkıntıya düşürür.
Onun için, bu yolu mutlaka ve mutlaka kesmek gerekiyor.
Belediyelerin İller
Bankasıyla olan ilgisi, elbette ki, yeniden düzenlenecek; zaten, o bakımdan da,
İller Bankasının sermayesi artırılmıştır bu Meclis tarafından; ancak, şunu da
burada söylemek gerekiyor: İller Bankasına yapılacak her müracaat, belediye
meclislerinin almış olduğu karara bağlıdır. İller Bankası, gelip, hiçbir
belediyeye "ben senin altyapını yapayım, kanalizasyonunu yapayım" diye bir
istekte bulunmuyor; belediyeler, meclis kararı alıyor, İller Bankasına müracaat
ediyor, oradan para almak zorunda kalıyor. Geçmiş dönemlerde, İller Bankasından
alınan paraların faiz oranları çok fazla olduğu için, hiçbir belediye bu faizin
altından kalkamadığı için, alabildiğine borçlandılar. Şu anda, Türkiye'deki
belediyelerin büyük bir bölümünün korktuğu borç, İller Bankasına olan
borçlarıdır. İller Bankasına olan borçların faizleri silinir, anaparaları da
uzun vadeye bağlanırsa, belediyeler, bütçelerini yaparken, bu esası dikkate
alabilirler, o zaman, hizmet olanakları çok daha fazla olur. Belediyelerin
hizmet alanını çok fazla genişletmiş olması, sadece kentin güzelleşmesi
değildir...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Türkmen, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
KÂZIM TÜRKMEN
(Devamla) - ... o kentte yaşayan insanlar için iştir, ekmektir ve aştır; çünkü,
her yapılan hizmet, orada çalışan bir insana hayat verecek demektir. En kısa
zamanda, bu yasa çıktıktan sonra, İller Bankasının belediyelere olan kredi
borçlarını yeni bir şekle sokarak bu yasayla bütünleştirmek gerektiğine
inanıyorum.
Ben, bu yasanın,
kamuoyunda beklenen bir yasanın çok gerisinde olduğunu üzülerek görüyorum. Yeni
yolsuzlukların kaynağı olmamasını temenni ediyorum.
Bu duygularla,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Türkmen.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
63 üncü maddeyi
okutuyorum.
Harcama yetkilisi
MADDE 63.- Belediye
bütçesiyle ödenek tahsis edilen her bir harcama biriminin en üst yöneticisi
harcama yetkilisidir.
BAŞKAN - Madde
üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına söz isteyen, Bilecik
Milletvekili Sayın Yaşar Tüzün; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA YAŞAR
TÜZÜN (Bilecik) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz
Belediyeler Kanunu Tasarısının 63 üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlar,
yerel yönetimlerde ortaya konulan anahtar sözcükler olan, "sorumluluk,
şeffaflık, etkinlik, karar sürecine yönetimin katılımı ve demokrasi" gibi
kavramları kısaca açmak istiyorum.
Yerel hizmet
sistemini karşılayabilmek için, yerel yönetimlere yetki ve esneklik sağlamak
gerekiyor, yerel yönetimlerin, kendi koşullarına ve gereksinmelerine en uygun
yönetimin belirlenmesine imkân sağlamak gerekiyor. Yerel yönetimi, merkezî
yönetimin müdahalelerinden olduğu kadar, merkezî yönetimi de, yerel yönetimlerin
baskısıyla yerine getirebileceği isteklerden korumak
29
gerekiyor. Bu
düşüncelerden yola çıkan mevcut hükümetse, yerel yönetimler yasasını ele almış,
İl Özel İdaresi Kanunu çıkarmış, Belediyeler ve Büyükşehir Belediyeleri Kanun
Tasarılarını sırayla Meclis Genel Kuruluna getirerek kanunlaştırmaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
ancak, yapılmak istenilen ile yapılan, ayrı şeyleri ifade etmektedir.
Belediyeler demokratik olmalıdır; ancak, bugüne kadar görüştüğümüz maddelerde
demokrasiye de maalesef rastlanamamıştır. Örneğin, yerel yönetimlerin en önemli
birimi olan muhtarlarımıza, komisyonlara katılma hakkı veriyoruz, oy kullanma
hakkı vermiyoruz. Soruyorum; sizce, bu demokratik midir?
Belediyelerin karar
verme süreçlerine halkın her düzeyde katılımı ve ortak çalışma gibi değerlerin
önplanda tutulması gerekirken, ihtisas komisyonları çalışmalarında, sivil toplum
örgütlerine ve üniversitelere yeterince yer verilmediği ve haklarının yeterince
tanınmadığı görüşündeyiz.
Değerli arkadaşlarım,
belediyeler, yönetsel özerkliğe sahip kamu tüzelkişilikleri olmalıdır; kararları
ve eylemleri, ne önceden izne ne de sonra da onaya bağlı kalmalıdır. Eğer,
kentin içinde oturan hemşerileri, o belediye meclisine, o belediye başkanına bu
yetkiyi vermişse, bu -tekrar söylüyorum- ne önceden ne de sonradan onaya bağlı
kalmalıdır.
Belediyeleri bağlayan
en önemli unsur, hukuka uygun çalışma zorunluluğudur. Hukuka uygunluğu karara
bağlayacak tek yetkili organsa yargı kuruluşlarıdır. Hukuka uygun çalışma
zorunluluğu, belediyelerin başına buyruk olmasını engelleyecek en önemli
unsurdur. Bir yandan merkezî yönetimin, diğer yandan halkın ve toplumsal
örgütlerin, hukuka uygunluğu denetleyecek önemli araçlarla donatılması mutlaka
sağlanmalıdır.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; görüştüğümüz 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının
Beşinci Kısım "Belediye Bütçesi" başlıklı İkinci Bölüm 63 üncü maddesinde
"Harcama yetkilisi" başlığıyla "belediye bütçesiyle ödenek tahsis edilen her bir
harcama biriminin en üst yöneticisi harcama yetkilisidir" denilmektedir. Bu
maddede, önce, belediye harcamalarına göz atmak gerekiyor. Yapılan
istatistiklere göre, belediyelerin, gerçekleşen borçlanma dahil, gelir ve
harcama dengesinde yıldan yıla farklılaşmayla birlikte, gelirlerinde ortalama
yüzde 10 ile yüzde 20 arasında açıklar oluşmaya başlamıştır. Bu oranlar her
geçen gün büyümekte, malî kriz olarak nitelendirilebilecek durumlara
dönüşmektedir. Bütçe harcamaları bütçe yapısına göre değerlendirilmeli,
harcamalar da planlama dahilinde yapılmalı. Bütçe gelirleri gözönünde
bulundurularak harcama yapılmalı, geliri olmayan harcama yapılmamalı veya
borçlanma yoluna gidilmemelidir. Belediyeler yeterli malî kaynaklara
kavuşturulmalıdır.
Değerli arkadaşlarım,
malî kaynaklar açısından da yeterince öneride bulunduk ve bulunmaya devam
ediyoruz.
Belediyelere
merkezden gönderilen ödenekler artırılmalı, İller Bankası daha etkin hale
getirilmeli; yani, İller Bankası, ihale yapan, belediyelere borç veren ve yapmış
olduğu hizmetin karşılığında, kat kat, çok daha fazla faiz alan klasik bir kurum
olmamalı. İller Bankası, kendi içerisinde, mutlaka, yeniden yapılandırılmalı ve
belediyelere sunacağı imkânları, maddî imkânları, ihale imkânlarını, mutlaka ve
mutlaka, düşük faizle sunmalıdır.
Belediyelere,
hizmetlerini sunarken, ilke olarak, bunları, yaratacakları kaynaklarla
karşılamalarını benimsetmeliyiz. Genel bütçeden gönderilen kaynaklar, yerel
nüfusa ve adil kıstaslara göre halka paylaştırılmalıdır. Halen merkezî yönetimin
tahsil etmekte olduğu bazı kaynakların belediyelerce tahsil edilmesi
sağlanmalıdır. Belediyelere vergidışı yollardan kaynak yaratma yetkisi
verilmelidir. Borçlanmalar seçim dönemiyle sınırlı tutulmalıdır. Seçim dönemini
aşan borçlanmalar için halkın görüşü alınmalı, gerekirse referandum
yapılmalıdır.
Savunma ve güvenliği
ilgilendiren veya orman, millî park niteliğinde olan arazi dışındaki alanlar,
belediyelerin, yerel yönetimlerin kullanımına açılmalıdır. Mülkiyetin yerelliği
ilkesi temel alınmalıdır. Belediyeler, kendilerine devredilen bu arazileri kamu
yararına değerlendirmeli, kesinlikle, ama kesinlikle, cari harcamaların
karşılanmasında kullanılması sağlanmalı, bu konudaki yasal düzenleme de
Meclisimiz tarafından yapılmalıdır. Bütün bu harcamalar, gelirler için,
belediyeciliğin her kademesinde katılımcılık ve demokrasi sağlanmalı, bu
konudaki yasal düzenlemeler, yine, Meclisimiz tarafından yapılmalıdır.
Katılımcı, demokratik belediyecilik mutlaka hayata geçirilmelidir. Belediye
yönetiminin, uygulamalarını o bölgede yaşayan halka sorumluluk duyarak yapması
için, halk denetimi mutlaka sağlanmalıdır. Önemli ihaleler halka açık yapılmalı,
ihalelerde, konularına göre meslek odalarının da temsilcilerinin katılımı
sağlanmalıdır.
Değerli arkadaşlarım,
mutlaka, yine, belediye meclislerinin yönetimine üniversitelerin danışma
kurullarından bir komite oluşturulmalıdır; bunun yeterli ödeneği de belediye
meclisi tarafından verilmelidir.
İmar planı
değişikliklerinde, kent rantı sağlayacak konularda mahalle sakinlerinin de
görüşleri mutlaka alınmalıdır.
Değerli arkadaşlarım,
işte, bu önerilerimizi topladığımızda, gerçekten, bu çıkan yasada maalesef
bunları göremiyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
hem il özel idarelerini hem belediyeleri hem de büyükşehir belediyelerini
kapsayan -bu, benim ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak Grubumuzun önerisidir-
mutlaka, ama mutlaka yerel yönetimler bakanlığı kurulmalıdır. Eğer, biz, bu
Türkiye Cumhuriyetinin yüzde 80'inin belediye sınırları içerisinde yaşadığını
düşünüyorsak ve kabul ediyorsak ve yapılan araştırmalar bunu gösteriyor ise,
mutlaka, ama mutlaka, yerel yönetimler bakanlığı kurulmalıdır. Bugün,
zannediyorum, 59 uncu hükümette 22 bakanımız var, Başbakanla birlikte 23
bakanlık var; 24 üncü bakanlığın kurulması için, yani, belediyeler, yerel
yönetimler bakanlığının kurulması için Cumhuriyet Halk Partisi olarak her türlü
katkıya ve desteğe hazırız. Bunu, Meclis kürsüsünden bir kez daha ifade etmenin
mutluluğunu yaşıyorum.
30
Değerli arkadaşlarım,
merkezî yönetim ile yerel yönetimler arasında eşgüdümü sağlamak, iletişimi
sürdürmek, yerel yönetimlere fon ve proje desteğini sağlamak, bu yerel yönetim
bakanlığının görevi olmalıdır.
Değerli arkadaşlarım,
bakınız, Bayındırlık Bakanlığının imar ve iskânla ilgili birimleri, mutlaka
yerel yönetimler bakanlığına devredilmelidir.
Arsa Ofisi de yerel
yönetimler bakanlığına devredilmelidir.
Yine, Tapu ve
Kadastro Genel Müdürlüğü... Bu, yerelin bir işi. Dolayısıyla, yerel yönetimler
bakanlığına Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü bağlanmalıdır.
Toplu Konut
İdaresi... Toplu Konut İdaresi kırsalda proje üretiyor mu, soruyorum size;
belediye imar planı sınırları içerisinde üretiyor ve dolayısıyla da, Toplu Konut
İdaresi, yerel yönetimler bakanlığına mutlaka bağlanmalıdır.
Belediyeler bankası
niteliğine kavuşturulacak bir İller Bankası oluşturulmalıdır ve bu, yine, yerel
yönetim bakanlığına bağlanmalıdır.
Mahallî İdareler
Genel Müdürlüğü... İçişleri Bakanlığımız, Türkiye'nin en büyük bakanlıklarından
bir tanesi; içinde, bağlı bulunduğu bütün birimler mevcuttur ve fazlasıyla
vardır; Mahallî İdareler Genel Müdürlüğü, yine, yerel yönetimler bakanlığına
bağlı olmalıdır.
Köy Hizmetleri Genel
Müdürlüğünü de yerel yönetimler bakanlığına bağlamamız gerekir.
Değerli arkadaşlarım,
yani, biz, bu yasaya "yerel yönetim reformu" diyebilmemiz için, sizin de, seçim
bölgelerinize gittiğinizde, seçmenlerinize, seçilmiş olan muhtarlarınıza,
belediye meclisi üyelerinize, il genel meclisi üyelerinize ve belediye
başkanlarınıza, ya arkadaş, biz, 22 nci Dönem Adalet ve Kalkınma Partisi
milletvekilleri olarak bu tasarıyı çıkardık, bu, bir reform niteliğindedir
diyebilmeniz için, yerel yönetimler bakanlığını hep beraber kurmamız ve
oluşturmamız gerekiyor. Yoksa, yarın, gittiğiniz seçim bölgelerinizde, bu
seçilenler size hesap soracaklar, yıllardır üzerinde tartıştığımız durduğumuz
yerel yönetimler reform yasası tasarısı böyle olmamalıydı, bizim
beklentilerimizi bu tasarı gerçekleştirmedi diyerek size sitemde bulunacaklardır
değerli arkadaşlarım. Bizler, sizleri uyarıyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak
üzerimize düşen görevi fazlasıyla yaptığımıza inanıyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
demokrasiyi güçlendirmenin temel araçlarından biri olan yerel yönetimlerin
insana dönük, toplumun yararı doğrultusunda hizmet yürütmesinin, örgütsel ve
yönetsel şeffaflığın gerçekleştirilmesinin temel öncülüğü belediyelerde
olmalıdır. Şeffaf ve halkın denetimine açık bir yerel yönetim anlayışını
yerleştirmemiz, denetim konusunda sivil toplum örgütleri ve halkla birlikte
çalışmayı yerel yönetimlerde başarmamız gerekiyor. Hemşerilerinin bilgi edinme
hakkını, yerel yönetimlerde, şeffaflığın temel kurallarından biri haline
getirmemiz gerekiyor.
Bunları getirecek,
düzenleyecek ve hayata geçirecek, kanunlaştıracak yer ve makam ise Yüce
Parlamentodur, bu çatıdır. Bu çatı altında, yerel yönetimlerin, özellikle
belediyelerimizin sorunları noktasında, belediyelerimizin kendi içindeki
borçlanmaları noktasında her türlü katkıyı ve desteği vermeye Cumhuriyet Halk
Partisi olarak hazırız. Türkiye Cumhuriyetinin yüzde 80'inin, yani, 50 000 000'a
yakın hemşerimizin mutluluğu ve refahı bizim mutluluğumuz ve refahımızdır. Biz,
bu konuda destek vermeye devam edeceğiz; ancak, bu tasarıda, beklediğimiz
maddeleri ve reform niteliğinde bir değişikliği göremediğimiz için maddelerin
bazılarına katılamıyoruz.
Sözlerime burada son
verirken, Yüce Meclise tekrar saygılar sunuyorum, beni dinlediğiniz için de
hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Tüzün.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
64 üncü maddeyi
okutuyorum:
Kesin hesap
MADDE 64.- Her yıl
bütçesinin kesin hesabı, belediye başkanı tarafından hesap döneminin bitiminden
sonra mart ayı içinde encümene sunulur. Kesin hesap, belediye meclisinin mayıs
ayı toplantısında görüşülerek karara bağlanır.
Kesin hesabın
görüşülmesi ve kesinleşmesinde, bütçeye ilişkin hükümler uygulanır.
BAŞKAN - Madde
üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
65 inci maddeyi
okutuyorum:
Bütçe sistemi
MADDE 65.- Belediye
bütçesi ile muhasebe işlemlerine ilişkin esas ve usuller Maliye Bakanlığının
görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle
düzenlenir.
BAŞKAN - Madde
üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Çanakkale Milletvekili
Sayın İsmail Özay; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
31
CHP GRUBU ADINA
İSMAİL ÖZAY (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, bu
madde üzerinde ne konuşulur diye düşünülebilir; ama, bu madde üzerinde,
gerçekten, geleceğe yönelik çıkarılacak olan yönetmeliğe katkıda bulunmak için
söz aldım ve sözlerimi çok uzatmayacağım.
Aslında, 61'den 67'ye
kadar uzanan maddeler dizini, bir teknik düzenleme ve bu maddelere yönelik
söylenecek çok fazla söz yok; kaldı ki, merkezî devletin bütçeleme sistemiyle de
uyum sağlaması gerekiyor; o anlamda, normal düzenlemeler.
Ben, özellikle
iktidarın, hükümetin sık sık söylediği katılım ve şeffaflık konusundaki açılımı,
bu bütçeleme düzeninde, tasarıya hiç yansıtmadığını görüyorum. Çeşitli
zorlukları olabilir, kamunun yeniden yapılanmasına yönelik engeller belki bu
açılımı engelliyor olabilir; ama, bazı örnekleri, artık, Türkiye'de de
gerçekleştirmemiz gerekiyor. Örneğin, toplumun yönetimi denetlemesi, sadece
seçimlerde karşılaşılan, yapılan temsilî denetlemenin dışında ve hukuksal
denetlemenin dışında, bir kamusal denetlemeye de yönelik açılımları
gerçekleştirmesi gerekiyor; başka bir tanımla, denetleyen devletdışı kamusal
alanları da üretmemiz gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım,
tabiî ki, mevcut, dünyada bazı örneklerden faydalanmak, bunlara atıfta bulunmak,
yönelmek de mümkün. Çoğu yerel yöneticinin, uzmanların bildiği bir örneği kısaca
irdeleyip, ondan sonra önerilere geçmek istiyorum.
1996 yılında Dünya
Zirvesinde, Habitatta, dünyanın en iyi uygulama örneği, Porto Allegro örneği
olarak sunuldu; dünyanın kabul ettiği bir yerel yönetim bütçeleme sistemi olarak
dünyaya sunuldu. Kısaca bundan bahsedeceğim.
Genellikle halkın
direkt bütçelemeye katılmasına olanak sağlayan bir yapılanma. Türkiye'de zaman
zaman kent konseyleri Yerel Gündem 21 çerçevesi içerisinde de bu katılımlara
yönelik açılımlar gerçekleşiyor; ama, yaklaşık onaltı yıldan beri süren uygulama
Porto Allegro'da şöyle gerçekleşiyor:
Bir mahallenin
içerisindeki belli bir bölgede, sadece bütçeye yönelik, insanlar toplanarak
isteklerini, beklentilerini sunuyorlar. Buradaki öncelik sırasını yine kendi
aralarında belirliyorlar ve mahalle komitelerine yönelik delegasyonlarını
seçiyorlar. Mahalle komiteleri toplantısına gidildiğinde de, halkın o bölgedeki
istedikleri, talepleri kuruşlandırılarak belediye tarafından keşifleri
çıkarılıyor, bilgi aktarılıyor. Mahallede yapılan bu konsey toplantısında da
belli ihtiyaç sıralaması gerçekleştiriliyor ve bir üst kent konseyine
temsilcilerini seçiyorlar. Kent konseyinde de, tekrar yeniden bir sıralama
yapılıyor ve tüm şehirle ilgili mahallelerden gelen insanların öncelik sıraları
bir kez daha belirlenip, belediye meclisine sunuluyor. Belediye meclisi de,
şüphesiz ki, siyasî irade, kendi beklentilerine, kendi programına yönelik
katkıları da koyarak bir sürdürülebilir bütçe oluşturuyor.
Değerli arkadaşlarım,
model olarak bakıldığında, çeşitli kentlerde, çeşitli şekilde uygulanabilen bir
yöntem olarak, değerlendirilebilir; ama, önemli olan, bu tür yöntemlerin hayata
geçiyor olabilmesidir.
Katılım, şeffaflık...
Özellikle, katılım, Türkiye'de zaman zaman çok denenen, hatta devletin de 1991
yılında, Sayın Süleyman Demirel hükümeti döneminde uyguladığı bir yöntem olarak
da ortaya çıktı; ama, hiçbir şekilde yönetimlerde katılımı gerçekleştirme
olanağına sahip olamadık. Yaklaşık on yıldır Türkiye'de söylem haline
getirdiğimiz bu uygulamayı pratiğe dönüştüremedik. Aslında, bu uygulamanın en
uygunu, yerel yönetimlerde gerçekleştirilebilecek bir uygulamadır.
Şimdi maddeye
geliyorum, bu sunuşu yaptıktan sonra. Burada, 65 inci maddede, Maliye
Bakanlığının önerileri de gözönüne alınarak, İçişleri Bakanlığı tarafından,
bütçe uygulamasına yönelik yönetmelik çıkarılacağından bahsediliyor.
Bu yönetmelik
hazırlanırken, belki dünya örneklerinden veya her siyasî partinin kendi
gündeminde olan katılım ve şeffaflığa yönelik bütçeleme çalışmasına katkı vermek
üzere bazı hükümler yer alabilir. Bir kere, sık sık söylediğimiz performans ve
verimlilik denetimini sözle gerçekleştirebilmek mümkün değil, müfettiş veya
denetmen aracılığıyla gerçekleştirebilmek mümkün değil, siyasî iradenin,
otoritenin koyduğu kriterlere göre de gerçekleştirmek mümkün değil; performans
ve verimliliği, ancak bütçeleme esasına, bütçenin düzenliliği esasına göre
gerçekleştirebilmek mümkün.
Sık sık konuşulan bir
konu olan "acaba, globalleşmenin etkisiyle, performansı hangi noktadan alacağız;
özel sektör anlayışı içerisinde mi alacağız, kamu yararı içerisinde mi alacağız"
anlayışını, ancak bütçede ortaya çıkarabiliriz. O nedenle, bütçenin yapılması
sırasında, hiç olmazsa bazı bölgelerde bu yönetmeliğimizi uygulayabiliriz. En
azından, Yerel Gündem 21'i uyguladığımız, pratiği olan bazı belediyelerde, bu
tür bütçe uygulamalarını bir prototip uygulama olarak gerçekleştirebiliriz diye
düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım,
bildiğiniz gibi, bütçeler -belediye başkanı arkadaşlarım bilirler- genellikle
eski bütçenin katsayılarla artırılmasıdır, eski bütçeye benzetilerek
yapılmasıdır; sanki bir yasak savma gibidir. Bu noktada belediye bürokratlarının
çok iyi donanımlı olmamasının da bazı etkileri olabilir; ama, siyasî insanların
biraz da işine gelir; bunu bir teknik iş gibi görürler, bütçe konusunda çok çaba
sarf etmezler. Maalesef, gerçek budur; ayrıntılar hariçtir, bazı iyi niyetli
bütçe çalışmaları olabilir; ama, yaygın olan kavram budur.
Bir de, sık sık
bahsettiğimiz Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartındaki "belediyeler
kendilerini hesap vermekle sorumlu saymalıdırlar" ilkesine, bütçede hesap verme
anlayışını ortaya çıkararak da bir örnek oluşturabiliriz. Mesela -zamanım
daraldığı için kısa geçiyorum- yönetmelikle getirebileceğimiz bazı hükümler
olabilir. Biz, belediye encümenimizde aylık kesinhesaplarımızı onaylarız, kesin
bütçelerimizi onaylarız; encümenin bilgisi vardır; bunlar halkla paylaşılabilir.
Bunu yayımlamakta bir engel yoktur; ama, yönetmelikle, belki, bu özendiricilik
sağlanabilir. Eğer her ay yayımlanması zor bir uygulama olarak gelebiliyorsa,
özel sektörde olduğu gibi, üç aylık dönemler içerisinde yayımlanır ve halkın
denetimine sunulabilir; bunlar web sayfasında yapılabilir. Örneğin, bağımsız
demokratik denetleme kurullarına görev verebiliriz. Her kentte, özellikle orta
ölçekli kentlerimizde, serbest muhasebeciler odası, ticaret odası, esnaf odası,
işçi sendikaları var. Bunlar, bütçelerimizi hem de kesinleşen bütçelerimizi üç
aylık
32
dönemler içerisinde
denetleyebilirler, denetlemeden öte, halkla paylaşabilecekleri görüş
oluşturabilirler. Örneğin, bütçe denkliği, cari harcama miktarı, yatırım
miktarı, borç ödenmesi miktarı, faiz ödemeleri gibi, toplumun anlayabileceği
bazı konuları halka sunabilirler.
Bir başka konu;
bütçeyle ilgili bilgiler, muhtarlara, sivil toplum kuruluşlarına, siyasî
partilere, belediye başkanının üyesi olmadığı farklı siyasî partilere
gönderilebilir; bu şekilde kamu denetlemesi sağlanabilir. Bir kere, bütçe
komisyonları, bütçeleme esasının temelini oluşturan önemli kurumlardır. Bütçe
komisyonları halka açık yapılabilir. Halkın konuşması, halka söz verilmesi belki
pratik anlamda söz konusu değildir; ama, bütçe komisyonuna önerge vermesi -belli
bir sayıda veya bireysel olarak- düzenlenebilir. Özellikle, belediyelerin
menkulleri, gayrimenkulleri, araçları gereçleri; yani, mal varlığının dökümü
yılda bir kez halka ilan edilmelidir; bu şekilde bir denetleme mekanizması
oluşturulabilir. Hiç tartışmasız hepimizin söylediği, belediye ihaleleri
başlamadan önce ve sonuçlandıktan sonra da yayımlanmalıdır.
Bir önemli konuya
İçişleri Bakanlığımızın önderlik yapmasında yarar vardır. Özellikle belediye
bürokratlarımızın, Anadolu'da, yeterince eğitim düzeyine ulaşmadıkları da bir
gerçektir. Bunlara, belediye birliklerinin zaman zaman sağladığı olumlu noktalar
oluyor; ama, bunların yetmediği, hatta, belediye muhasebe personelinin zorunlu
eğitime yöneltildiği bir ortamın İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanmasında,
düzenlenmesinde yarar vardır diye düşünüyorum.
Değerli
milletvekilleri, özellikle, biraz önce söylediğim "bağımsız demokratik denetleme
kurulu" diye tanımladığım serbest muhasebeciler odası, ticaret odası gibi
çeşitli demokratik kitle örgütlerinin oluşturduğu bir denetleme yapısı bütçede
şunu denetleyecektir: Bütçenin performansı, denkliği, bunlar önemli
kavramlardır, bunlar teknik kavramlardır; ama, artık başka bir konu var;
özellikle belde halkı açısından gerekli olup olmadığı konusu önem taşımaktadır.
Toplumsal tercihin bu noktada olup olmadığı da değerlendirilmelidir; yani,
siyasî iradenin tercihi ile toplumun tercihi arasındaki bağdaştırmanın yapılması
ve denetlenmesi yerinde olur diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım,
bunları, zaman harcamak amacıyla değil, özellikle yönetmeliğe yönelik,
Türkiye'nin demokratik açılım sağlaması gereken yaklaşımlar olarak sergilemek ve
sunmak istedim.
Hepinize, bu anlayış
içerisinde saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Özay.
Madde üzerinde, şahsı
adına, Kırşehir Milletvekili Sayın Hüseyin Bayındır; buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; ben de şahsım adına
hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Nüfusu 2 000'in
altında kalan belediyeleri kapatma mantığınızı doğrusu anlayamadım. Bu
Belediyeler Kanunu Tasarısının görüşmelerine başlanılmasından bu yana, sürekli,
her bir arkadaşımız kendi bölgesinin özelliklerini anlatıyor, nüfusu 2 000'in
altındaki belde belediyelerini niçin kapattığınızı soruyor; ama, doğrusu, Sayın
Bakan dahil, hiçbirinizden, bizi ikna edici bir cevap alamadık.
Siz nereden
tanırsınız Kırşehir'in Toklumen Beldesini?! Nereden bilirsiniz Mahzenli
Beldesini, Köşker Beldesini, Karacaören Beldesini, Boğazevci Beldesini?! Nereden
bilirsiniz Başköy Beldesini, Hamit Beldesini, İsahocalı Beldesini?! Bu
insanlara, hani, seçimlerde ya da çeşitli platformlarda yaptığınız konuşmalarda
"katılımcıyız" diyordunuz ya; hangisine danıştınız?! Buraların tarihî
özelliğini, kültürel dokusunu, buradaki değerleri, buradaki belediye
başkanlığını, kırk yıllık, elli yıllık geçmişe dayanan, halk arasında kent
anlayışını getiren bir olgudan köy yapma anlayışına sürüklemeyi onlara sormadan
nasıl yapabilirsiniz?!
BAŞKAN - Sayın
Bayındır, maddeyle ilgili konuşur musunuz.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Devamla) - Başkanım, bu daha önemli diye düşünüyorum; ama, maddeyle ilgili de
konuşacağım.
Şimdi, buradaki
belediye başkanları ve oradaki muhtarlar, oradaki vatandaşlarımız gerçekten
zorda. Bakın, size, çok çarpıcı bir örnek vereceğim. Yer Nevşehir, ilçe Ürgüp,
belde Mustafapaşa. Yanardağların ve erozyonun bizlere muhteşem bir armağanıdır
Kapadokya. Yıllardır uygarlıkların odağı olan bu büyülü coğrafyadaki yerleşimler
hiçbir zamana ait değillerdir. Onlar tüm kültürlerin ortak mirasıdır, tıpkı
geçmişin aynasından geleceğe bakan Mustafapaşa gibi.
Mustafapaşa, Nevşehir
İlinin, Ürgüp İlçesine bağlı bir beldedir. 1966 yılında belediye merkezî
kurulmuş ve kırk yıla yakın süredir belediye hizmetleri devam etmektedir.
Kapadokya'nın merkezinde tarihî, kültürel ve turistik dokuya sahip bu belde,
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kentsel SİT alanı ilan edilmiş ve 350'ye
yakın bina, tarihî konak, Kültür Bakanlığınca koruma altına alınmıştır ve
buradaki medrese, camii, manastır ve kiliseler de aynı durumdadır.
Mustafapaşa, gerek
tarihî ve coğrafî dokusu gerekse zengin kültürel yapısı itibariyle bir turizm
cenneti konumundadır. Bunun içindir ki, Mustafapaşa Kasabası 12.3.1982 tarih ve
2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununa göre turizm bölgesi ilan edilmiştir. Bakın,
Mustafapaşa Beldesinde, 620 yatak kapasiteli küçük ve büyük ölçekli turizm
işletmeleri vardır.
Bütün bunları, siz
yok sayıyorsunuz, bu beldeyi de nüfusu 2 001 değil, 2 000'in altında, 1 999 diye
kapatmaya çalışıyorsunuz. Bence, buraya, Sayın Bakanımın ya da bu yasayı
hazırlayanların yeni bir ölçü, yeni bir kriter getirmesi gerektiğini
düşünüyorum.
33
Yine, söylüyorum,
katılımcıydınız, hiç kimseye sormadan... Bakın, ben, size isimler vereceğim;
Toklumen'in Belediye Başkanı İsmail Kaya, Toklumen'in muhtarları Mazhar Atat,
Ramazan Aydın, İsmail Kocamış, bizi izliyorlar. Bekliyorlar ki... Kendi
beldeleri Toklumen, elli yıla yakın, Kırşehir'in deniz kenarındaki yeridir...
Diyeceksiniz ki "Kırşehir'de deniz mi var?" Evet, bizim denizimiz de Hirfanlı
Barajıdır. Oraya gelirseniz, oradaki insanları, oradaki tatil yerlerini, oradaki
yeşilliği, oradaki kültürü yerinde görürsünüz.
Sayın Başkanım ve
değerli milletvekilleri; ben hepinizi, dileyen kim varsa, Mustafapaşa Beldesine
hiçbir masraf talep etmeden götürmeye varım. Gelin görün, o kapatmaya
çalıştığınız, her sokağı tarih kokan yerin kapanmaması gerektiği konusunda,
inanıyorum ki içten, siz de aynı düşünceleri benimle paylaşacaksınız; ama, o gün
geç olacak.
VAHİT KİLER (Bitlis)-
Kapatmıyoruz.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Devamla)- Kapatıyorsunuz, beldeyi köy yapıyorsunuz. Herkes aya, siz yaya!
Ama, bizim elimizde
iş olsun, iş yapmak istiyoruz diyorsanız, bakın benim size bir önerim var.
Maaşları belediye başkanının iki dudağı arasında olan o kamu çalışanları var ya,
onların çoğu belediyelerde, aylardır ya da yıllardır maaş alamayanları var; çoğu
ikramiyesini alamaz. Gelin bu yasa tasarısı içerisine, onlarla ilgili, belediye
başkanlarının iki dudağı arasında maaş almamaları için de bir madde ilave edin;
onlarla ilgili de bir çalışma yapın da, hiç değilse bu yaptığınız çalışma bir
işe yarasın diye düşünüyorum...
Sizi, kentleri köy
yapmaktan alıkoymaya çağırıyorum.
Çok teşekkür
ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür
ediyorum Sayın Bayındır.
Buyurun Sayın Bakan.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; ben, öncelikle
burada konuşan bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Gerçekten, arkadaşlarımız
değerli katkılarda bulunuyorlar ve bunlardan azamî derecede istifade etmeye
gayret ediyoruz.
Yine biraz önce
konuşan Sayın İsmail Özay arkadaşımız -eski bir belediye başkanı- eğitim
konusuna temas ettiler. Doğru bir şey ve biz de buna çok önem veriyoruz. Hepiniz
hatırlarsınız herhalde; İçişleri Bakanlığı olarak, hemen seçimden sonra, ilk
defa, nüfusu 3 000'in üzerinde olan belediye başkanlarımız için Antalya'da bir
eğitim programı düzenledik ve bütün bu belediye başkanlarımızı, üçer gün arayla
-kısa süreli de olsa- temel konularda, belediyecilik konularında bir eğitimden
geçirdik; ama, şimdi, asıl önemli bir projemiz var -Avrupa Birliği fonlarından;
Avrupa Birliğiyle anlaşma son safhaya geldi; inşallah, bu proje gerçekleşirse-
bütün belediye personeline yönelik bir eğitim çalışmasını da başlatmış olacağız;
ki, önemli bir konudur, personelin eğitimi çok önemlidir.
Değerli arkadaşlarım,
bir de, burada, "bu küçük belediyeleri, nüfusu 2 000'in altındaki belediyeleri
neden kapatıyorsunuz" diye, sık sık ifade ediliyor; müsaadenizle, izah etmeye
çalışayım.
Değerli arkadaşlar,
bir hakka sahipliğin sürdürülebilmesi, o hakkı kazanmak için gereken şartların
muhafazasına bağlıdır. Yani, seçilmiş birinin seçilme şartlarını kaybetmesi
halinde nasıl ki düşüyorsa seçilmişliği, daha açık bir anlatımla, örneğin, bir
belediye başkanı, belediye başkanı seçildikten sonra, belediye başkanı olabilme
şartlarından birini kaybetmesi halinde, nasıl belediye başkanlığından düşüyorsa,
1580 sayılı Kanuna göre belediye olabilme şartlarını haiz olan beldelerin de, bu
şartlardan birini kaybetmeleri halinde, bunun düşmesi tabiîdir. İşi, böyle de
kabullenmek ve böyle de görmek lazım.
Ben, saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Bakan.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
66 ncı maddeyi
okutuyorum:
Geçmiş yıl bütçesinin
devamı
MADDE 66.- Herhangi
bir nedenle yeni yıl bütçesi kesinleşmemiş ise yeni bütçenin kesinleşmesine
kadar geçen yıl bütçesi uygulanır.
Bütçenin kabulüne
kadar yapılan işlemler yeni yıl bütçesine göre yapılmış sayılır.
BAŞKAN - Söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler...
ALİ DİNÇER (Bursa) -
Sayın Başkan, CHP adına söz talebim vardı.
BAŞKAN - Sayın
Dinçer, şu ana kadar bize intikal etmiş herhangi bir talep yok; oylamaya da
geçtim.
Kabul etmeyenler...
Madde, kabul edilmiştir.
67 nci maddeyi
okutuyorum:
Gelecek yıllara
yaygın hizmet yüklenmeleri
34
MADDE 67.- Belediyede
belediye meclisinin, belediyeye bağlı kuruluşlarda yetkili organın kararı ile
park, bahçe, sera, refuj, kaldırım ve havuz bakımı ve tamiri; araç kiralama,
kontrollük, temizlik, güvenlik ve yemek hizmetleri; makine-teçhizat bakım ve
onarım işleri; bilgisayar sistem ve santralleri ile elektronik bilgi erişim
hizmetleri; sağlıkla ilgili destek hizmetleri; fuar, panayır ve sergi
hizmetleri; baraj, arıtma ve katı atık tesislerine ilişkin hizmetler; kanal
bakım ve temizleme, alt yapı ve asfalt yapım ve onarımı, trafik sinyalizasyon ve
aydınlatma bakımı, sayaç okuma ve sayaç sökme-takma işleri ile ilgili hizmetler;
toplu ulaşım ve taşıma hizmetleri; sosyal tesislerin işletilmesi ile ilgili
işler, süresi ilk mahallî idareler genel seçimlerini izleyen üçüncü ayın sonunu
geçmemek üzere ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürülebilir.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Grubumuz adına, Sayın Ali Dinçer konuşacak.
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Ali
Dinçer; buyurun.
A. İSMET ÇANAKCI
(Ankara) - Ankara değil, Bursa Sayın Başkan, "Ankara" deyip de yerimizi
daraltma.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Ankara değil, Bursa; bu sefer de siz yanlış yaptınız.
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Dinçer; Bursa milletvekili...
CHP GRUBU ADINA ALİ
DİNÇER (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, hem 66 hem 67,
işin tekniği gereği, yer alması gereken maddeler. Fakat, bu maddelerin de sadece
işin gereği yer alması gereken maddeler olarak düşünülmesi eksik kalır. Bu
konulara açıklık getirmek için, tasarının tutanaklardaki tartışmaları arasında
yer almasında yarar gördüğümüz bazı uyarıları Cumhuriyet Halk Partisi adına
aktarmak istiyorum.
Her halükârda, geçmiş
yıl bütçesinin devamı bile olsa, bütçe hazırlanamadığından dolayı, bu konu açık,
net olmalı, kamuoyunun bilgisine sunulmalı, özellikle belediye sınırları içinde
yaşayan yurttaşların bilgisine sunulmalı; uygulamanın nasıl olduğunu onlar
görmeli, bilmeli; çünkü, bir yıl önceki bütçenin, bütçe hazırlanamadığından
dolayı devam etmesi, 67 nci maddede gösterilen hizmetlerin de, geleceğe sari
hizmetlerin de etkilenmesine sebep oluyor, onları da kapsayan bir geniş anlama
sahip. Örneğin, en çok istismar edilen konulardan birisi -halk bunu da bilmeli,
çok açık, net bir şekilde ortaya konulmalı- sosyal yardımla ilgili olay.
Türkiye'deki
uygulamalar, maalesef, bizim geleneklerimize uygun, törelerimize uygun olmuyor.
Belediyelerin, meclislerinin denetimine uzak olan şirketleri kanalıyla
olağanüstü büyük miktarlarda çeşitli yardım maddeleri, malzemeleri alınıyor.
Örneğin, bir bakıyorsunuz mahallelerde belediyelere ait araçlar yüzbinlerce
plastik top dağıtıyor, yardım paketlerini görüyorsunuz ve bu araçların üzerinde
de belediye başkanının adı oluyor, mahalleye daha önceden belediye başkanının,
yardımlarla ilgili, imzalı bez pankartları asılıyor ve çoluk çocuk, herkes
kapışıyor, zaman zaman kargaşalar oluyor, insanlar kargaşadan dolayı
birbirlerine zarar veriyorlar, yaralanmalar oluyor. Böylesine uygulamaların,
görüldüğü zaman, tepki görmesi doğal; çünkü, bizim geleneklerimize göre ve bir
atasözümüze göre, yardım, yardım alanı mağdur etmemeli; yani, yardım gören kişi,
yardım almaktan dolayı manevî olarak ezilmemeli. Böylesine yardım yaptığınız
zaman, bir defa, belli bazı ürünler, pazarda pazarlanacak, esnaf tarafından,
ticaret erbabı tarafından satılacak olan ürünler, belli yerlerden genellikle
yüksek rakamlarla alınıyor, kaynak aktarımları söz konusu oluyor; kalite düşük
oluyor; genellikle, sezondışı veyahut stok fazlası, depolarda uzun yıllar
beklemiş olan malların eritilmesi gibi bir amaç güdülüyor ve bu da, belediye
bütçesinden olduğu halde, halkın verdiği vergilerle olduğu halde, belediye
başkanının sanki şahsî yardımıymış gibi, caddelerde, sokaklarda, pankartlarla
süslenerek dağıtılıyor. Burada kuyruğa giren insanların kişilikleri eziliyor,
onlar, bir ölçüde kapıkulu haline getiriliyor. Halbuki, bu hizmetler, son derece
doğal olabilmeli; yardım yapılacağı zaman, bir beldede, belediye yönetimi, diğer
merkezî idarenin uzantılarıyla birlikte muhtaç olanları belirler. Öncelikle, o
muhtaç olanların, iş güç sahibi olup, alınterleriyle çalışıp para kazanıp, kendi
kazandıkları paralarla ihtiyaçlarını gidermeleri sağlanır. O zaman, o, bağımsız
kişiliğe sahip yurttaş olur. O, yardıma muhtaç, dağıtılan yardımı kuyruğa girip
olma durumunda olan kapıkulu durumuna düşmez. O yardımı alma sırasında kuyrukta
bekleyen insanların ezikliklerini, gözünüzle görüyorsunuz; çünkü, yoldan geçen
tanıdıkları, bildikleri görüyorlar onları ve insanlar, böylesine bir durumda,
olağanüstü derecede kişiliklerini yitirme, kişiliklerinin ezilmesiyle karşı
karşıya kalma durumunda oluyorlar.
Biz, Hazineden
beslenmenin, Osmanlı İmparatorluğu döneminde -özellikle gerileme döneminde- ne
kadar zararlı olduğunu gördük. "Kapıkulu" tabiri de oradan geliyor "ulufe"
tabiri de o zamandan geliyor. Devletin gelirleri bellidir; zaman içinde bu
gelirler düşüyor, seferler azalıyor, fetihler azalıyor, vergi toplanan alanlar
daralıyor, topraklar kopuyor; bakıyorsunuz, kapıkullarına dağıtılacak para pek
kalmıyor. Ondan sonra paranın değeri düşürülüyor, madenî para içindeki altın
değeri, gümüş değeri azalıyor; bildiğimiz enflasyon söz konusu oluyor. İsyanlar
söz konusu oluyor ve geniş kitleler, imparatorluk sınırları içindeki insanlar,
devletten beslenen insanlar haline geliyor; üretici olma, kişilikli bireyler
olma durumundan uzaklaşıyorlar.
Bu yardımlar,
bütçeyle yapılan bu yardımlar uzatılmış da olsa, normal süresi içinde de olsa,
geçmişteki bu yanlışlığın tekrarına tekabül ediyor. Nasıl, o zamanlar,
kapıkullarına dağıtan, bahşeden, ulufe dağıtan padişahsa, bu sefer, bir
bakıyorsunuz, beldelerde belediye başkanları oluyor, hem de açık, net bir
şekilde, kendi adlarıyla sanki bu yardımları yapıyorlarmış havasını veriyorlar
ve haksız bir şekilde de, zor durumda olan insanların duygularını, düşüncelerini
istismar etmiş oluyorlar, yönlendirmiş oluyorlar. Bunu, bir şekilde oy alma
aracı olarak kullanma durumunda oluyorlar ve zor durumda olan insanın, bizim
yardımlaşma geleneğimizden dolayı hakkı olan yardımı, sanki, belediye başkanı
veriyormuş gibi bir hava ortaya çıkıyor. Onu, o şekilde düşünmeye zorluyoruz ve
bu yardımların devamı için, o yardımları yapan görünümündeki belediye başkanının
göreve devamı gerekir diye düşündürülüyor insanlar, oyları da bu şekilde
yönlendiriliyor.
35
Bazen, 67 nci maddede
bahsedilen, çok geniş kapsamlı belediye hizmetleri için de söz konusu oluyor.
Belediye, seçimden sonra, kendisine oy veren oy vermeyen herkese hizmet etmekle
yükümlü bir kurum; ama, bakıyorsunuz, bütçede olduğu halde, planda olduğu halde,
yıllık programda olduğu halde, bazı semtlerin, mahallelerin hizmetleri
aksatılıyor. Neden; oy vermedi diye. Daha sonra oy verirseniz hizmet getiririz
diye ileri gelenlerle pazarlık yapılıyor; özellikle küçük yerlerde, büyük seçmen
kitlesine sahip olan ailelere "daha sonraki seçimde oy verirseniz hizmetiniz
gelir" deniliyor. Bunların hepsi, sadece ciddî anlamda, çağdaş anlamda
demokratik ilkelere aykırı değil, bizim özkültürümüze, geleneklerimize,
göreneklerimize de aykırı olaylar. Bunları giderebilmek için gereğini yapabilmek
gerekiyor.
Belediye bütçeleri,
mümkün olduğu kadar çok dikkatli hazırlanmalı, halkın katılımıyla hazırlanmalı
ve bütün işler, bütün harcamalar süresi içinde tamamlanmalı. Hele hele, burada
üç ayla sınırlanan... Seçim sonrasında belki başka bir yönetim gelecek; o zamana
kadar uzatılması mahzurludur; çünkü, yeni gelen yönetim, halka verdiği söz
gereği kendi programını uygulamak durumundadır, ona göre iş yapmak durumundadır,
ona göre bütçe yapmak durumundadır, harcama yapmak durumundadır...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Dinçer.
ALİ DİNÇER (Devamla)
- Yani, yapılacak bir seçimden sonra oluşacak yönetimin üç aylık döneminde de
olsa bir önceki yönetimin hâkim olması, demokratik kurallara uymuyor.
66 ncı ve 67 nci
maddeyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini aktardım. Cumhuriyet Halk
Partisi adına, Sayın Başkana, siz değerli milletvekillerine tekrar teşekkür
ediyorum, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Dinçer.
Başka söz talebi?..
Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Sayın
milletvekilleri, 67 nci maddeyle ilgili 2 adet önerge olduğu söylenildi...
Madde üzerinde 2 adet
önerge vardır. Önergeleri, önce geliş sırasına göre okutacağım; sonra aykırılık
derecelerine göre işleme alacağım.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Oylamayı geri aldınız değil mi Sayın Başkan?
BAŞKAN - Oylamayı
geri alıyoruz Sayın Koç.
ALİ DİNÇER (Bursa) -
66 ncı maddede de oylamayı geri alsaydınız da bana söz verseydiniz; yani, bu
uygulamayı bizim için de geçerli kılsaydınız memnun olurduk, daha demokratik bir
Başkan görmüş olurduk.
BAŞKAN - İlk önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 616
sıra sayılı Belediye Kanunu Tasarısının 67 nci maddesinin sonundaki "genel
seçimleri izleyen" ibaresinden sonra gelen " üçüncü" ibaresinin "altıncı"
şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Yahya Baş Osman Nuri
Filiz M. Emin Tutan
İstanbul Denizli
Bursa
Fahri Keskin Mustafa
Tuna Nusret Bayraktar
Eskişehir Ankara
İstanbul
BAŞKAN - En aykırı
olan ikinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 616
sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının 67 nci maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Bülent Baratalı
Türkân Miçooğulları M.Akif Hamzaçebi
İzmir İzmir Trabzon
Yaşar Tüzün A. Kemal
Kumkumoğlu Mehmet Küçükaşık
Bilecik İstanbul
Bursa
"Madde 67.-
Niteliğinden dolayı malî yılla sınırlı tutulamayan ve sürekliliği bulunan
yiyecek, yakacak, akaryakıt, madenî yağ ihtiyaçları; taşıma, temizlik ve yemek
hizmetleri; taşıtların zorunlu malî sorumluluk sigortası; makine-teçhizat bakım
ve onarım işleri, bilgisayar sistem ve santralları ile elektronik bilgi erişim
hizmetleri, ilaç, aşı, serum ve tıbbî sarf malzemeleri; her iş itibariyle,
bütçelerinde öngörülen ödeneklerin yüzde ellisini, izleyen yılın haziran ayını
geçmemek ve yüklenme süresi oniki ayı aşmamak üzere ve meclis kararıyla gelecek
yıla geçici yüklenmelere girilebilir.
36
Gerçekleşmesi birden
çok yılı kapsayan büyük inşaat ve imalatla harita, etüt, plan, proje ve
danışmanlık hizmetleri için yüklenmelere girişilmesi, harcanacak miktar, yılları
bütçesine konulmak ve bu inşaat ve hizmetlerin miktar ve niteliği bütçe
kararnamesinde belirtilmek suretiyle belediye meclisince izin verilmesine
bağlıdır."
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş)- Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu?
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Belediyeler Kanunu
Tasarısıyla getirilen hüküm, gelecek yıllara yaygın hizmet yüklenmeleri
konusunda 1050 sayılı Kanunda var olan ve Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol
Kanununda da varlığını sürdüren ilkeye aykırıdır. Bu kanunların benimsediği
temel ilke, gerçekleşmesi birden çok yılı kapsayan yatırım projeleri dışındaki
işlerde, oniki ayı aşmayan süreyle yüklenmelere girişilmesi şeklindedir.
Kamu Malî Yönetimi ve
Kontrol Kanunuyla uyumlu bir düzenleme yapmak amacıyla ve daha önceden olduğu
gibi, gelecek yıllara yaygın hizmet yüklenmelerinin belediye meclisinin iznine
tabi kılmak amacıyla değişiklik önerilmiştir.
BAŞKAN - Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 616
sıra sayılı Belediye Kanunu Tasarısının 67 nci maddesinin sonundaki "genel
seçimleri izleyen" ibaresinden sonra gelen "üçüncü" ibaresinin "altıncı"
şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Nusret Bayraktar
(İstanbul) ve arkadaşları
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş)- Takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu?
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Mahallî idare
seçimlerinden sonra yeni başlayan belediye başkanının üç ay içerisinde ihale
yapması ve sonuçlandırması mevcut ihale süreçleri bakımından mümkün değildir. Bu
sürenin altı aya çıkarılması uygun olacaktır.
BAŞKAN - Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
68 inci maddeyi
okutuyorum:
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Borçlanma ve İktisadî
Girişimler
Borçlanma
MADDE 68.- Belediye,
görev ve hizmetlerinin gerektirdiği giderleri karşılamak amacıyla aşağıda
belirtilen usul ve esaslara göre borçlanma yapabilir ve tahvil ihraç edebilir.
a) Dış borçlanma,
4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun
hükümleri çerçevesinde sadece belediyenin yatırım programında yer alan
projelerinin finansmanı amacıyla yapılabilir.
b) İller Bankasından
yatırım kredisi ve nakit kredi kullanan belediye, ödeme planını bu bankaya
sunmak zorundadır. İller Bankası hazırlanan geri ödeme planını yeterli görmediği
belediyenin kredi isteklerini reddeder.
c) Tahvil ihracı
yatırım programında yer alan projelerin finansmanı için ilgili mevzuat hükümleri
uyarınca yapılır.
d) Belediye ve bağlı
kuruluşları ile bunların sermayesinin yüzde ellisinden fazlasına sahip oldukları
şirketlerin, faiz dahil iç ve dış borç stok tutarı, en son kesinleşmiş bütçe
gelirleri toplamının 213 sayılı Vergi Usul Kanununda belirlenen yeniden
değerleme oranıyla artırılan miktarını aşamaz. Bu miktar büyükşehir belediyeleri
için bir buçuk kat olarak uygulanır.
e) Belediye ve bağlı
kuruluşları ile bunların sermayesinin yüzde ellisinden fazlasına sahip oldukları
şirketler, en son kesinleşmiş bütçe gelirlerinin, 213 sayılı Vergi Usul
Kanununda belirlenen yeniden değerleme oranıyla artırılan miktarının yılı içinde
toplam yüzde onunu geçmeyen iç borçlanmayı belediye meclisinin kararı; yüzde
onunu geçen iç borçlanma için ise meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun
kararı ve İçişleri Bakanlığının onayı ile yapabilir.
37
f) Belediyelerin,
ileri teknoloji ve büyük tutarda maddi kaynak gerektiren altyapı yatırımlarında
Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca
kabul edilen projeleri için yapılacak borçlanmalar (d) bendindeki miktarın
hesaplanmasında dikkate alınmaz. Dış kaynak gerektiren projelerde Hazine
Müsteşarlığının görüşü alınır.
Yukarıda belirtilen
usul ve esaslara aykırı olarak borçlanan belediye yetkilileri hakkında, fiilleri
daha ağır bir cezayı gerektirmeyen durumlarda Türk Ceza Kanununun 240 ıncı
maddesi hükümleri uygulanır.
Belediye, varlık ve
yükümlülüklerinin ayrıntılı bir şekilde yer aldığı mali tablolarını üçer aylık
dönemler halinde İçişleri ve Maliye bakanlıkları ile Devlet Planlama Teşkilatı
ve Hazine Müsteşarlıklarına gönderir.
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen İzmir Milletvekili
Oğuz Oyan; buyurun.
OĞUZ OYAN (İzmir) -
Şahsım adına olan süremi de ekleyecek misiniz Sayın Başkan?
BAŞKAN - Konuşma
süreniz 15 dakikadır.
Buyurun.
CHP GRUBU ADINA OĞUZ
OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclisin ilgisinin
dağıldığı; ama, çok önem taşıyan bir yasa tasarısını görüşüyoruz. Meclisin
ilgisi, sanırım, yaz aylarının rehavetiyle de açıklanabilir, yasama döneminin
son günlerinde olmamızla da açıklanabilir; fakat, ortada bir gerçek var değerli
arkadaşlarım, Türkiye'nin yetmişdört yılını ilgilendiren bir yasayı
değiştiriyoruz, belki de önümüzdeki onlarca yılı ilgilendirecek yasaları
tartışıyoruz. Bu yasalarla ilgili, burada, dün de bu saptama yapıldı; süreci
hızlandırmak adına İktidar Partisi milletvekilleri söz almıyorlar, sanki bu yasa
tasarısı sadece muhalefeti ilgilendiriyormuş gibi, yasa tasarısıyla ilgili
sadece biz konuşuyoruz. Sayın Bakan arada bir konuşma yaptığı zaman "bu yasa
zaten bizim" diyor.
Değerli arkadaşlarım,
yasama organı ile yürütme organının kuvvetler ayrılığı itibariyle iki farklı
organ olduklarını; dolayısıyla, yasama organının iktidar kanadının da hükümetin
getirdiği her şeye "evet" demekle yükümlü olmadığını hatırlatmak isterim. Bu
tasarılar nerede tartışılıyor; komisyonlarda tartışılıyor; İçişleri Komisyonu ve
Plan ve Bütçe Komisyonu. Bu komisyonlarda İktidar Partisinin kaç milletvekili
görev alıyor; yaklaşık 40. Onların hepsi de devam etmediğine göre, bizim
Meclisimizin yaklaşık yüzde 8'i civarında bir orandan bahsediyoruz. Haydi,
burada da ilgi duyup okuyanları dikkate alsak, Meclisin iktidar kanadının
herhalde yüzde 10'unu aşmayan bir ilgiyle karşı karşıyayız. Sadece katılım
açısından demiyorum, oy verme açısından demiyorum, 134, 164 oyun bulunması
itibariyle söylemiyorum. Bu yasa tasarılarını gerçekten kaç kişi hakkıyla
okuyup, elini kaldırdığında vicdanı rahat olarak oy kullanıyor; böyle bir
sorunumuz var değerli arkadaşlarım. Bu sorun, yaptığımız yasaların kalıcılığı
açısından da sorun, bu yasaların yol açabileceği sorunların Türkiye'nin,
hepimizin, bu iktidarın ve gelecek iktidarların başına getireceği ilave dertler
açısından da bir sorun.
Bakın, şimdi bizim
burada tartıştığımız madde, bu yasanın can alıcı maddelerinden bir tanesi,
borçlanmayla ilgili bir madde. Bu borçlanma maddesi, daha önce geçmiş bir başka
maddeyle de ilişkili. O da şuydu, hatırlatayım: Belediyelerin vergi, harç, resim
gibi birtakım gelirlerinin haciz kapsamına alınıp alınamayacağı, yani,
borçlarına karşılık bunların haczedilip edilemeyeceği. Burada iki tane önerge
çarpıştı. Muhalefetin önergesi şuydu: Biz diyorduk ki, bunlar haciz kapsamı
dışında olsun; belediyenin bütün vergisel nitelikteki -vergi, resim, harç-
gelirleri kapsam dışında kalsın. Nitekim, hükümetin ilk teklifinde de böyleydi;
komisyonda ne olduysa, araya birileri girmişti- iç ve dış güçler, bilemem; ama-
bu değişmişti, çıkarılmıştı. Burada ürkek bir adım attı hükümet ve AKP Grubu,
şunu söyledi: "Belediyenin kendi tahsil ettiği vergi, resim, harç gelirleri..."
Değerli arkadaşlar,
arada dağlar kadar fark var. Belediyelerin vergi gelirlerinin yüzde 80'i,
bütçeden aktarılan nitelikteki vergi gelirleridir. Siz bunları haciz kapsamına
alıyorsunuz bu önergenizle, sadece belediyelerin kendi topladıkları, kendi öz
vergi gelirlerini -Emlak Vergisi gibi- kapsam dışında bırakıyorsunuz; yani,
dostlar alışverişte görsün. Görüntüyü kurtaran, esası değiştirmeyen bir önerge
veriyorsunuz.
Şimdi, bakın, burada,
borçlanmayı konuşuyoruz, Sayın İçişleri Bakanı yok; ama, burada, tekrar bunu
düşünmek ve hatırlamak için bir fırsat; belki, ileride, bu tasarının yürürlük,
yürütme maddeleri geldiğinde, tekrar, her şeyi gözden geçirmek için bir fırsat
değerli arkadaşlar. Yani, bunu burada tekrar hatırlatmayayım. Bir ülkenin
egemenliği böyle gider. Bir ülke, kendi vergi gelirleri üzerinde hükümran
değilse, o ülke hükümran olamaz; olamadığını daha önce gördük. Yani, 1879'daki
Rüsumu Sitte, Osmanlı vergi gelirlerinin tahsilini alacaklılara bırakmıştı.
1881'de Düyunu Umumiyeyle, bu, dış alacaklıların bütününün kurduğu bir teşkilat
haline dönüştü. Bunu, burada daha önce konuştuk. Bu, bir hükümranlık kaybıdır.
Kendi vergi gelirlerini başkalarına emanet etmişsen, hükümranlık kaybı
başlamıştır, o ülke egemenlik iddiasını aşındırıyor demektir. Siz, burada bunu
yapıyorsunuz. Siz, belediyelerin vergi gelirlerinin çok büyük bir bölümünü
ipotek kapsamına alıyorsunuz, haczedilebilir duruma sokuyorsunuz ve bunun da
burada şimdi konuştuğumuz borçlanma maddesiyle ilişkisi şu: Belediyelerin
borçlanma sınırlarını öylesine genişletiyorsunuz ki, dediğimiz bu olasılığın
gündeme gelmesi de çok güçleniyor. Yani, belediyeler zaten önemli bir borç
batağında. Bunlara yeni borçlanma imkânları, olanakları yaratıyorsunuz ve
dolayısıyla, dediğimiz bu olayın bir istisna falan değil, belediyelerin çok sık
karşılaşacağı bir durum haline gelmesine yol açıyorsunuz. Acaba, kaç
milletvekilimiz bunun farkında ve kaçı bunun üzerinde bir tartışma açılması için
"bunu bir değiştirelim, bu kadar olmaz" diyen bir sağduyu sahibi?!
Değerli arkadaşlarım,
burada yaptığımız iş, büyük bir iş. Biz, bir yasama organıyız, bu ülkenin
geleceğini düzenliyoruz, bu ülkenin bugününü ve geleceğini düzenliyoruz. Bu,
burada, böyle, okunmadık etmedik, tartışılmadık maddeler üzerine el kaldırmakla
38
geçiştirilebilecek
bir olay değil ve burada hükümetin yanlış yapabileceğini dikkate alınız.
Sonuçta, her şey çok aceleye getiriliyor ve hükümet çeşitli baskılar altında.
Başta uluslararası finans kuruluşlarının baskısı altında bir hükümete sahip
olduğunuzu idrak ediniz. Geçmiş hükümet bu nedenle sandık altında kalmıştı. Dış
güçlerin baskısı altında bir hükümetle karşı karşıya olduğunuzun idrakine
varmazsanız, dolayısıyla, o hükümeti denetleme görevini yapmazsanız, bizi,
yarın, bugünden daha kötü günler bekliyor demektir. O nedenle, ben, herkesi
biraz daha sorumluluğa davet etmek istiyorum öncelikle.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, bu tasarıların hepsinin mantığında şu var; gerek İl Özel İdaresi
Kanununda gerek bunda gerek yarın muhtemelen görüşeceğimiz Büyükşehir
Belediyeleri Kanunu Tasarısında, hepsinde şu mantık var: Biz, belediyelere fazla
kaynak aktarmayalım. Zaten elimizde kaynak yok, bütçe imkânları sınırlı;
bütçenin, vergi gelirlerinin, zaten -ilk beş ay sonuçlarına bakın- yüzde 75'ini
faize aktarmışız. Biz diyelim ki belediyelere ve il özel idarelerine: Kardeşim,
biz size şu yetkileri, şu görevleri aktardık, başınızın çaresine bakın. İki tane
alan size, buyurun... Bir, hizmetleri ücret karşılığında üretin, kamu hizmetini
piyasaya bırakın, elinizde özelleştirilecek ne varsa bunları atın, satın; hatta,
biz, size yeni özelleştirilecek malzemeler vereceğiz, yeni kamu mamelekini
vereceğiz, patrimuanını devredeceğiz; bunları da özelleştirin. Bunun dışında,
borçlanın... Borçlanın... Yani, bir, piyasaya devredin her şeyi; şirketler
kurun, hizmetleri öyle yaptırın; onun dışında da borçlanın.
Şirketler de
borçlanabilir tabiî. Burada -birazdan geleceğim- bu şirketlerin borçlanmasının
da bir sınırı yok; çünkü, şirketler zaten özel hukuk hükümlerine tabi. Her
alanda şirket kurulabilir, alan sınırlaması yok ve şirketler özel hukuk
hükümlerine tabi; çünkü, bunlar sermaye şirketleri kurabiliyorlar. Dolayısıyla,
burada getirilen sınırlar da şirketleri kapsamıyor zaten. Bu sınırlar ne kadar
sınır; bunun tartışılması lazım.
Şimdi, siz, bunu
diyorsunuz belediyelere. Daha önce hatırlatmıştım; tıpkı 1984 iktidarının
KİT'ler konusunda yaptığı gibi. KİT'lere dedi ki: "Ben, artık, bütçeden size
sermaye transferi yapmayacağım, Merkez Bankasından kredi de kullandırmayacağım;
gidin, piyasadan bulun paranızı." Ne oldu; 1990'lı yılların başında KİT'ler bir
kur farkı nedeniyle çok ciddî zararlara uğradılar, içpiyasadan yüzde 250 faiz
hadlerine varan maliyetlerle borçlandılar ve sistem battı. 1989'a kadar, bütün
konsolide bilançosu itibariyle sistem hâlâ kârlıyken, 1990 yılından itibaren bu
sistem olduğu gibi zarar etmeye başladı; ondan sonra da, özelleştirme için yeni
bir gerekçe oluşturuldu; bunlar zarar ediyor, yürümüyor falan... Değerli
arkadaşlarım, şimdi, belediyeler için bizi bekleyen tehdit budur.
Bakınız, şimdi,
burada, borçlanma konusunda yetkiler veriyorsunuz. İki türlü yetki var. "Bir
belediyenin toplam borcu, onun toplam gelirini aşamaz" diye bir sınır konuluyor.
Bu toplam geliri de, işte -2003'ün geliri örneğin- 2003 yılındaki yeniden
değerleme katsayısıyla bulunacak bir miktar kadar 2004'te borçlanabilir. Yani, o
katsayı neyse, örneğin yüzde 25'se, 2003 gelirinin yüzde 25 fazlasıyla 2004
yılında borçlanabiliyor bir belediye. Bir sınır daha getiriyorsunuz; "her yıl,
kendi yıllık gelirinin yüzde 10'u kadar borçlanabilir" diyorsunuz değerli
arkadaşlarım; ama, bunu da aşmak için bir imkân getiriyorsunuz. O imkân şu:
Belediye meclisi toplandığında, salt çoğunluğuyla bunu, yüzde 10'u aşma imkânı
getiriyorsunuz, İçişleri Bakanının da izniyle. Yani, istenen belediyelere, yıl
içinde de yüzde 10 değil, yüzde 50, yüzde 60, toplam gelirlerinin belki yüzde
100'ü kadar borçlanma imkânı getiriyorsunuz. Yani, sınır, idarî kararla
aşılabilir; bir yasamaya falan gerek yok, idarî kararla aşılabilir durumdadır.
Bir başka şeyi tekrar
söyleyeyim: Şirketler konusunda herhangi bir içborçlanma sınırı yoktur. Dış
borçlanma sınırı var mıdır yok mudur, o ayrı. Dış borçlanmalarda, daha önce, en
azından, 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında
Kanun hükümleri çerçevesinde belediyeye bir sınır getirdik, böyle bir
dışborçlanma sınırı var; ama, bakınız, dışborçlanma konusunda belediyelerin çok
da imrenilecek bir durumda olmadığını söyleyeyim. Bakınız, 1992-2002 döneminde,
Hazine, toplam 4 950 000 000 dolar borç ödemesini belediyeler adına
üstlenmiştir. Yani, Hazine, bu dönemde, geçtiğimiz -1992-2002- bu on yıllık
dönemde 5 milyar dolar civarında bir belediye borcunu üstlenmiştir. 2003 yılının
ilk yarısında bu rakam, 5 131 000 000 dolara ulaşmıştır. Şimdi, 1998 yılından
itibaren bütçe kanunlarıyla buna sınır getirmeye başladık ve bir miktar daha bu
borçlanma, en azından dışborçlanma konusunda daha makul durumlara gelindi; ama,
bu makul durumlar dahi önemli bir borç yükünü ortaya koyuyor.
Şimdi, bakınız, size
yine bir rakam vereyim. Hazine Müsteşarlığının verilerine göre, 30 Eylül 2003
tarihi itibariyle Hazinenin yerel yönetimlerden alacakları, Türk parası
cinsinden, 11 katrilyon 440 trilyondur. Bunun yaklaşık 6 trilyonu vadesi geçmiş
borçlardan oluşmaktadır. Yani, belediyelerin borçlarının yarıdan fazlası vadesi
geçmiştir, ödenemez durumdadır. Bunun 3 katrilyon dolayında olan miktarı
garantili borçtur, 355 trilyon civarında bir bölümü devirli borçtur, 2,5
katrilyon dolayında bir bölümü de yap-işlet-devret projeleri dolayısıyla
üstlenilen borçtur. Diğer vadesi gelmeyen borçlar açısından da, aşağı yukarı
benzer bir dağılım aşağı yukarı söylenilebilir.
Şimdi, bu tür bir
yapı varken, böylesine, belediyelere hangi kaynakları aktardığımızın belli
olmadığı bir çerçeve ve özel yasaları görüşüyoruz yerel yönetimlerle ilgili ve
bunun içinde de bir borçlanma... Biz, şu an, Yasama Organı olarak, belediyelere
hangi gelirlerin ne kadar aktarılacağını bilmeden bütün bunları konuşuyoruz. Bir
tek büyükşehirlerde, türev belediye türü olduğu için -yarın belki ele alacağız-
konuşulacak bir rakam var gelirlerle ilgili. Ne il özel idarelerinin -ki, kamu
hizmetlerinin merkezî yönetimi, hemen hemen bütün görev alanları devrediliyor-
ne belediyelerin gelirleriyle ilgili hiçbir şey bilmiyoruz; ama, böyle bir
durumda borçları konuşabiliyoruz.
39
Değerli arkadaşlarım,
burada, hiç olmazsa, bu dışborçlar konusunda ya da borçlanma... Daha doğrusu,
şunu söyleyeyim: Belediyelerin borçlanma sınırlarını genişletme konusunda,
belediye meclislerinin salt çoğunluğu yerine, bari nitelikli çoğunluk gibi
birtakım tanımlar koysaydık ve böylece, bir sınır da oradan getirmeye sahip
olsaydık.
Şimdi, tekrar
hatırlatmak belki gerekebilir. Yerel yönetimlerin böylesine borçlanmalarının ne
gibi krizlere yol açtığının örnekleri var. Arjantin örneği bunlardan bir tanesi.
Beş yıl içinde millî gelire oranla borcunu yüzde 50 kadar, yani, yüzde 4'ten
yüzde 6,5'e artırmış bir ülkedir ve Arjantin'deki krizin tetiklenmesinde ve
derinleşmesinde bu belediye borçları çok önemli rol oynamıştır.
Şimdi, biz, Arjantin
olayını, zaten, Türkiye olarak, adım adım izliyoruz, biraz geriden izliyoruz ve
adım adım izliyoruz. Şimdi oradaki yeni bir modeli de almış bulunuyoruz. Ben,
size, biraz tarihsel örnek de vereyim. 1947'de Türkiye, IMF'ye üye olduktan
sonra, bu uluslararası finans kuruluşları, Türkiye'yi borçlandırmak için büyük
bir hevesle geldiler ve 1950'de iktidar olan hükümet, hazinedeki bütün o altın
ve döviz stokunu üç yıl içinde eritmiştir ve 1958'de moratoryum ilan etmek
zorunda kalmıştır, borçlarını ödeyemez duruma gelmiştir. Yani, bir kere borç
kıskacına kendinizi kaptırırsanız, ondan sonra, sizin o egemenlik haklarınızın
giderek nasıl aşındığını görürsünüz. Türkiye, bunun çok zengin laboratuvarıdır,
tarihimiz bunların örnekleriyle doludur.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Oyan,
toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
OĞUZ OYAN (Devamla) -
Evet, çok yakın örnekleri var. Şimdi, biz bunları tekrar ortaya koymak
durumundayız. Tekrar, bu konulardan hiç ders almamış gibi, yeniden her şeyi
yaşamak üzere düğmeye basıyoruz.
Yani, biz, acaba, bu
kadar hafızası kıt olan bir toplum olmak zorunda mıyız?! Dolayısıyla, geçmişten
ders almayan, hafızası bu kadar yetersiz olan toplumların, giderek kendi kendini
yönetme hakları tartışılmaya başlanır ve bu dış güçlerin oyuncağı haline gelmeye
başlarsınız. O zaman, size şunu söylemeye başlarlar: "Irak'a ordunu yolla -1
Martta yapmak istediğiniz gibi, 7 Ekimde yapmak istediğiniz gibi- yahut da
ülkeni geniş bir üs haline getir." Ortadoğu'da bizim ülke çıkarlarımızdan çok
farklı çıkarları savunan bir dünya egemen gücünün talepleri doğrultusunda
davranmaya başlarsınız. Yani, eğer, siz, kendi ekonomik bağımsızlığınızı
elinizde tutamazsanız -ki, tutmanız istenilmiyor- o zaman, kendi kaderinize
sahip olamazsınız, kendi kaderinizi belirleyemez durama düşersiniz.
Bu arada, tabiî,
belediyeleri de, kendi kaderini belirleyemez duruma düşürdüğünüzün ne kadar
farkındasınız, bilmiyorum. Belediyeler de, bu durumda, gelirleri yok,
borçlanıyorlar. Borçlanma karşısında, üzerlerinde bir Hazine var, İller Bankası
var, bütün bunlar kesiliyor ve Hazine de, belediyelerin bir düyunu umumiyesi
gibi çalışmaya başlıyor.
Değerli arkadaşlar,
belediyeleri, il özel idarelerini -her neyse- bütün bu yerel yönetim
birimlerini, bu kadar belirsiz bir ortama atmaya hakkımız var mı?! Bu
belediyeler, bu yerel yönetimler bizim birimlerimiz; ama, biz bunlara dersek ki,
başınızın çaresine bakın ve bunların her biri de kendi başının çaresine bakmaya
başlarsa, bütün bunları, bu dağınık manzarayı bir gün kim toparlayacak ve
Türkiye, buradan, acaba, siyasî bağımsızlık kayıplarına da gidecek mi?!
İlginiz için teşekkür
ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Oyan.
Madde üzerinde, şahsı
adına söz isteyen, Kars Milletvekili Selami Yiğit; buyurun.
SELAMİ YİĞİT (Kars) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 68 inci
maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, yerel yönetimlerin, Hazineye, 2003 yılı sonu itibariyle, 6,5
katrilyon lira olan vadesi geçmiş borçları 8 katrilyon liraya, toplam borçları
ise 12,6 katrilyon liraya çıkmıştır. Buna karşılık, 2004 yılının ilk üç ayında,
belediyeler, borçlarının ancak 72 trilyon lirasını ödeyebilmişlerdir. Yine aynı
dönemde, belediyeler, 110 trilyon liralık Hazine garantili borçlarını devlete
ödettirmişlerdir.
Değerli
milletvekilleri, Hazine-belediye ilişkilerinin gevşemesiyle ve 28 Mart
seçimlerinin etkisiyle, belediyelerin vadesi geçmiş borçlarında 1,5 katrilyon
liralık bir artış gözlenmiştir. Türkiye'de, Hazinenin vadesi geçmiş alacak
stoku, Mart 2004 itibariyle 20 katrilyon liradır. Burada, yerel yönetimlerin
payı -yukarıda belirttiğim gibi- 8 katrilyon liradır. Hazinenin vadesi geçmiş
alacak stokunda en büyük oranını, yerel yönetimlerin borcu teşkil etmektedir.
Değerli
milletvekilleri, bu aşamada, alacaklı Hazine, borçlu belediyedir. Dışborç
verenler ise, alacaklarını alıp aradan çekilmişlerdir; sorun, bir içsoruna
dönüşmüştür. Şimdi, Hazine, bu alacakları belediyelerden tahsil edebilmek için,
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunu kullanmakta ve haciz işlemlerini
yürütmektedir. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Hazine tarafından
2002'den bu yana kullanılmaktadır. Bundan önce bir yaptırım kullanılmıyordu.
Buradaki yaptırım, Hazinenin, defterdarlıklar aracılığıyla, belediyenin
taşınır-taşınmaz mallarına ve gelirlerine haciz koydurması anlamına gelmektedir.
Bu yaptırımla birlikte ortaya çıkan manzara şudur: Hazine, alacaklı adına
belediye üzerinde haciz işlemi yapan kuruluşa dönüşmüştür. Bir başka deyişle,
Hazine, kamu idarelerimize karşı, alacaklıların güvence ve iflas aracı olmuştur.
Hazine Müsteşarlığı, çağdaş Düyunu Umumiye İdaresi haline gelmiştir. Tabiî, bu
arada, haciz işlemleri bazı belediyeler için çok hızlı, bazı belediyeler için
ise ağırdan alınmaktadır.
40
Değerli
milletvekilleri, yine, maddenin (b) bendi İller Bankasını ilgilendirmektedir ve
(b) bendinde, İller Bankası, kendisinden yatırım ve nakit kredisi isteyen
belediyelerin geri ödeme planını yeterli görmezse, belediyelerin kredi talebini
reddedecektir deniliyor. Tasarı, İller Bankasını, piyasa koşullarında rekabette
sıkıştırmış, kamu bankası olmanın üstünlüklerinden yoksun bırakmıştır. Değerli
eski belediye başkanlarımız, İller Bankasıyla ilgili olarak geniş bilgiler
verdiler bu kürsüden.
Bu tasarıyla
birlikte, belediyeler, asıl olarak, dış ve iç para piyasalarına dayalı, kamu
kredi sisteminin hiçbir rolünün bulunmadığı yeni bir borçlanma dönemine adım
atmaktadırlar.
Değerli
milletvekilleri, bu durumu takdirlerinize bırakıyorum, saygılarımı sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Yiğit.
Madde üzerinde 2 adet
önerge vardır; önergeleri önce geliş sıralarına, sonra aykırılık derecelerine
göre işleme alacağım.
İlk önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 616
sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının 68 inci maddesine aşağıdaki fıkranın
son fıkra olarak eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Bülent Baratalı
Türkân Miçoğulları M. Akif Hamzaçebi
İzmir İzmir Trabzon
Yaşar Tüzün Haluk Koç
Mehmet Küçükaşık
Bilecik Samsun Bursa
A. Kemal Kumkumoğlu
İstanbul
"Hazine Müsteşarlığı,
belediyelerin borçlanmaları nedeniyle birinci fıkrada belirtilen sınırlar
dışında sınırlamalar getirmeye, borçlanmayla ilgili usul ve esasları belirlemeye
yetkilidir."
BAŞKAN - İkinci ve en
aykırı önergeyi okutup işleme alıyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
Belediye Kanunu Tasarısının 68 inci maddesinin sonuna aşağıdaki paragrafın ilave
edilmesini teklif ediyoruz.
Nail Kamacı Osman
Özcan Erdal Karademir
Antalya Antalya İzmir
Oğuz Oyan Yaşar Tüzün
Sedat Pekel
İzmir Bilecik
Balıkesir
Haluk Koç Ufuk Özkan
Samsun Manisa
Belediyenin genel
bütçe vergi gelirleri payından kamu borçları (vergi, SSK, Emekli Sandığı, İller
Bankası vb) sebebi ile azamî yüzde 30 kesinti yapılabilir.
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu?
DEVLET BAKANI MEHMET
AYDIN (İzmir) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Sayın Koç?..
HALUK KOÇ (Samsun) -
Konuşacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 68 inci madde, belki de bu yasa
tasarısının en merkez maddelerinden bir tanesi. Şimdi "borçlanmayı haciz, haczi
iflas izleyecektir" diye bir genel başlık da koyabiliriz bunun eleştirisine.
Değerli arkadaşlarım,
gerçekten de borçlanma, haciz ve iflas, birbirine dayanan ve biri olmadan
diğerinin eksik kaldığı bir sacayağıdır. Borçlanmada sınırları ve borç verenin
güvenini sağlayan asıl mekanizma iflastır. Şimdi, borçlar hukukunun temel
kurallarından bir kısmı... Belediye Kanunu, belediyelere borçlanma yetkisi
veriyor, doğrudur; alacaklıya da haciz yetkisi veriyor, bu da doğrudur. Şimdi,
yasalarda görünmüyor; ama, bu sürecin bizi getireceği nokta çok açıktır; yani,
yakında göreceğimiz tablo -ben, özellikle belediye başkanlığı yapmış
arkadaşlarımın bu konuyu çok önemle dinleyeceklerine inanıyorum- şudur:
41
Şimdi, Dünya
Bankasıyla yapılan Gelirler Kanunu Tasarısı hazırlıkları sonunda ülke gündemine
"belediyeler iflas edebilir" hükmü gelecektir, getirilecektir bu. Bu
düzenlemenin malî sorumluluğunu tam olarak, özerk olarak, demokratik olarak
üstlenmiş belediyeler, tam anlamıyla bunu da üstlenmek durumunda kalacaklardır.
"Tam sorumluluk, iflas yetkisi verilerek sağlanabilir" şeklinde bunun
savunulacağını göreceğiz önümüzdeki dönemde. İflas gibi, devlet kavramının asla
kabul edemeyeceği, devletler ve kamu idareleri için, dolayısıyla, ülke ve
hemşerilik kavramları için, iktidardan sürülmek, uzaklaştırılmak, yani yok olmak
anlamına gelen iflas gibi bir düzenlenmenin, nasıl bir cambazlıkla "demokrasinin
gereğidir" diye önümüze getirileceğini göreceğiz ve 8 Temmuz 2004 tarihli bu
konuşmayla da, bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tutanaklarına Cumhuriyet Halk
Partisi adına burada işleniyor değerli arkadaşlarım.
Bu görüş, inanın,
şimdiden ortaya atılmış ve tartışılmaya da başlanılmıştır, gazetelerde yer
almaktadır. Bakın, Hürriyet Gazetesinde bir ekonomi yazarı 18 Haziran 2004'te
şunları belirtiyor: "Kendi kredi değerliliğiyle borçlanabildikleri sürece,
belediyelerin serbestçe borçlanması öngörülüyor. Bugünkü yapı içinde,
belediyelerin piyasadan serbestçe borçlanabilmeleri yanlıştır" diyor Sayın
Kumcu. "Borçlanabilme ve iflas, madalyonun iki yüzü gibidir..." Bunu diğer
arkadaşlarım da söylediler. "...iflasına izin verilmeyen birimler
borçlanmamalıdır, kendi başlarına borçlanmasına izin verilen birimlerin iflas
etmeleri de doğal sayılmalıdır. İflasa izin verilmediği yerde enflasyon olur.
Belediyelerin iflas etmelerine acaba biz izin verecek miyiz?!"
Değerli arkadaşlarım,
hep bahsediyoruz, küresel ticaret düzeni diyoruz. Buna karşı, ülke olarak biz,
mutlaka, ulusal ölçekte, ekonomi olsun, kültür olsun, savunma olsun, diğer
alanlar olsun, tedbirlerimizi almak zorundayız. Küreselleşmeyi yadsımıyoruz, bir
gerçektir, dünya gerçeğidir; ama, Türkiye olarak, her alanda, kendi ülkemizin
doğrularını, kendi ülkemizin gerçeklerini, taban değerlerini bilerek, onların
analizini yaparak bazı koruma tedbirlerini almak zorundayız.
Değerli arkadaşlarım,
bu sistemin sonunda, para satmaya çok istekli borç vericiler var piyasada. Haciz
sisteminin genişletilmesini ve bunun iflas kurumuyla tamamlanmasını, bunlar, bu
piyasa oyuncuları, bu borç vericiler talep edeceklerdir. İki örnek vereceğim:
Yozgat eski Belediye Başkanı arkadaşımız şu anda İktidar Partisi milletvekili, o
belediye, bir tesis dolayısıyla gündeme gelmişti. Yine, Dalaman Belediyesi
örneği de ortada. Bunlarla ilgili internet bilgileri elimde, eğer merak eden
arkadaşlarımız olursa, bunları da takdim edebilirim. Onun için, bu konuda bizim
duyarlı olmamız gerekiyor ve bu konuda hükümetin katılmadığı -gerekçe olarak ben
burada genelini özetledim- ama, sizlerin katılmasını umduğum önergemizin
kabulünü sizlerden arz ediyorum.
Saygılarımı
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Koç.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 616
sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının 68 inci maddesine aşağıdaki fıkranın
son fıkra olarak eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Türkân Miçooğulları
(İzmir) ve arkadaşları
"Hazine Müsteşarlığı,
belediyelerin borçlanmaları nedeniyle birinci fıkrada belirtilen sınırlar
dışında sınırlamalar getirmeye, borçlanmayla ilgili usul ve esasları belirlemeye
yetkilidir."
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu?
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Türkiye'nin artan
kamu borç stoku, bu alanda yeni yasal düzenlemeler yapılmasını gerektirmiş ve bu
nedenle 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında
Kanunla iç ve dışborç yapma ile ilgili prosedürler yeniden düzenlenmiştir. 4749
sayılı Kanunun sistematiğine uygun olarak belediyelerin borçlanmaları konusunda
maddede getirilen sınırlamalara ek olarak Hazine Müsteşarlığınca da sınırlamalar
getirilmesi amaçlanmıştır.
BAŞKAN - Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
Birleşime 5 dakika
ara veriyorum.
Kapanma Saati : 17.42
42
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati : 17.53
BAŞKAN : Başkanvekili
Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER : Yaşar
TÜZÜN (Bilecik), Enver YILMAZ (Ordu)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112 nci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
616 sıra sayılı kanun
tasarısının müzakerelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
(Devam)
6.- Belediyeler
Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları
Raporları (1/766) (S. Sayısı: 616) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Tasarının 69 uncu
maddesini okutuyorum:
Arsa ve konut üretimi
MADDE 69.- Belediye;
düzenli kentleşmeyi sağlamak, beldenin konut, sanayi ve ticaret alanı ihtiyacını
karşılamak amacıyla belediye ve mücavir alan sınırları içinde, özel kanunlarına
göre korunması gerekli yerler ile tarım arazileri hariç imarlı ve alt yapılı
arsalar üretmek, konut, toplu konut yapmak, satmak, kiralamak ve bu amaçlarla
arazi satın almak, kamulaştırma yapmak, bu arsaları trampa etmek, bu konuda
ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşları ve bankalarla işbirliği yapmak ve
gerektiğinde onlarla ortak projeler gerçekleştirmek yetkisine sahiptir.
Belediye, bu amaçla
bütçesinden gerekli parayı ayırmak suretiyle işletme tesis edebilir.
Üretilen arsa ve
konutların satışı, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabidir. Ancak, o
belediye ve mücavir alan sınırları içinde kendisine, eşine veya onsekiz yaşından
küçük çocuklarına ait konutu olmayan dar gelirli kişiler ile afete maruz
kalanlara, sanayi bölgelerinden nakledileceklere ve üyelerinin tamamı bu durumda
olan kooperatiflere, bedeli 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre
oluşturulan takdir komisyonu tarafından belirlenecek tutardan aşağı olmamak
üzere arsa tahsisi yapılabilir. Durumları 775 sayılı Gecekondu Kanununun 25 inci
maddesine uyan kimselere de bu maddeye göre arsa ve konut sağlanabilir. Bu
fıkranın uygulama esasları, İçişleri Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskân
Bakanlığı tarafından müştereken hazırlanacak çerçeve yönetmeliğe uygun olarak
belediye meclisleri tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir.
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, İzmir Milletvekili Sayın
Erdal Karademir; buyurun.
CHP GRUBU ADINA ERDAL
KARADEMİR (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan
Belediye Kanunu Tasarısının 69 uncu maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu ve şahsım adına söz aldım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, ülkemizdeki kırsal alanlardan kentlere ve büyük illere yönelik
yoğun göç, kentsel toprağa yönelik talebin artışına neden olmaktadır. Doğal
olarak kentler, büyüme nedeniyle yeni yerleşme alanlarına gereksinim
duymaktadır. Bu durum, belediyelerde, hem planlama hem de altyapı sorunlarını
beraberinde getirmektedir.
Tasarının bu
maddesiyle belediyeler, düzenli kentleşmeyi sağlamak, beldenin konut, sanayi ve
ticaret alanı ihtiyacını karşılamak amacıyla belediye ve mücavir alan sınırları
içerisinde, özel kanunlarına göre korunması gerekli yerler ile tarım arazileri
hariç imarlı ve altyapılı arsalar üretmek, konut, toplukonut yapmak, kiralamak
ve bu amaçla arazi satın almak, kamulaştırma yapmak, satmak, takas etmek, diğer
kamu kurumları ve bankalarla işbirliği yapmak, gerektiğinde onlarla ortak
projeler üretmek konularında yetkili kılınmıştır.
Tasarıda,
belediyelerin bulundukları yerleşim yerlerinin sağlıklı ve düzenli gelişmesi ve
kentleşmesi için kent planları hazırlayacakları hüküm altına alınmış olmasına
rağmen, bu yaklaşım, planlı kentlerin oluşması için yeterli değildir; çünkü,
imar planlarının yapılması önemli; ama, asıl önemli olan, yapılan imar
planlarının yaşama geçirilmesidir; yani, imar planlarının uygulanması gerekiyor.
Bunun için, tasarıya, imar planlarının imar programları çerçevesinde etaplar
halinde uygulanma zorunluluğu getirilmelidir. Belediyelerin yapacakları
yatırımların ve imar planlarının uygulama etaplarını belirleyecekleri imar
programları yapmaları, İmar Kanununun da bir gereğidir. Oysa, tasarıda, ne
belediyelere ne il genel meclislerine ne de encümenlere bu konuda görev
verilmiştir. Tasarılar, arsa üretmek ve konut üretmek için belediyelere
kamulaştırma yapma yetkisi tanımaktadır. Kamulaştırmalar, kamu yararının
gerektirdiği durumlarda yapılabilir ve öyle de olmalıdır. Kamulaştırılacak
yerler planlarla belirlenir ve bu, bir anayasal gerektir; oysa, tasarılarda,
bireylere ve kooperatiflere arsa satmak için belediyelerin kamulaştırma
yapabilecekleri belirtilmekte olup, Anayasaya aykırı bir durum yaratılmaktadır.
Örneğin, lüks konut alanları üretmek ya da böylesi konutlar yapmak isteyenlere
arsa satmak için kamulaştırma yapılamaz ve yapılmamalıdır.
43
Tasarının bu
maddesinde, arsa ve arazi üretimi tanımlanırken "bunların satışında, 2942 sayılı
Kamulaştırma Kanunu gereği takdir komisyonu tarafından belirlenecek tutardan"
ifadesi yer almaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
oysa, 2942 sayılı Kanundaki kıymet takdir komisyonları, 24.4.2001 tarihli ve
4650 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle kaldırılmıştır. Dolayısıyla, bu
komisyonlar, ilgili idarenin bünyesinde kurulacaklardır; kaldı ki, parsel
sahipleri, idarece kurulan komisyonlarca tespit edilen bedelleri kabul etmek
zorunda değildir. Çünkü, Kamulaştırma Yasasının yeni durumunda, idarelerin,
öncelikle anlaşarak satın almayı deneyeceklerine, anlaşma olmazsa, yargı
kararıyla uzlaşma sağlanmasına yer verilmiştir. Yasa tasarısını hazırlayanların
bunlardan haberleri olmadığı anlaşılmaktadır.
Tasarının geçici 1
inci maddesinde, 1/5 000 ölçekli nazım imar planı içinde kalan hazine arsa ve
arazilerinin büyüklüğüne göre belediyelere devredilmesi öngörülmektedir. Oysa,
hazine arazilerinin belediyelere devri, 4916 sayılı Yasayla değişik 4706 sayılı
Yasada öngörülmekte; ancak, koşullara bağlanmaktadır. Buna göre, hazine
arazilerinin 3 yıllığına bedelsiz olarak belediyelere devredilmesi, ancak, bu
süre içinde imar planı ve parselasyonlarının yapılması ve ardından, kamu
hizmetlerine ayrılan yerlerinin hazineye terk edilmesi, konut veya ticarete
ayrılan yerlerin hazinenin onaylayacağı bedelle satılması ve elde edilecek
bedelin, Maliye Bakanlığı, büyükşehir belediyesi, ilçe ve alt kademe
belediyeleri arasında paylaşılması, belirtilen sürede satış gerçekleşmezse,
hazine taşınmazlarının hiçbir şarta bağlı olmadan hazineye geri dönmesi
öngörülmüştür. Halen yürürlükte olan bu yasaya hiç değinilmeden, bu kez başka
bir öneri getirilmektedir.
Ayrıca, bu tasarıda,
1/5 000 ölçekli nazım imar planı içinde deyimiyle, hazine arazilerinin 1/1 000
ölçekli uygulama imar planlarındaki durumlarına bakılmaksızın devre konu
yapılması söz konusudur. 1/1 000 ölçekli uygulama imar planlarında, yol, meydan,
park, eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, hal, pazar yeri ve benzeri gibi
alanların tahsis edilip edilmediğine bakılmaksızın, belediyelere 1/5 000 ölçekli
plan kararlarına göre satış konusunda yetki veren bu tasarı yanlıştır.
Yine, bu tasarının
18/i maddesi ile, İl Özel İdaresi Kanununun 10/e maddelerinde, belediyelerin ve
il özel idarelerinin gayrimenkul yatırım ortaklıkları kurabilecekleri
belirtilmektedir. Böylelikle, hazine arsa ve arazilerinin, belediyeler ve il
özel idareleri eliyle çıkar ve rant çevrelerinin arpalığına dönüşmesinin önü
açılmaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
Başbakanlıktan Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilen taslakta "hazine
arazilerinin değerlendirilmesinde öncelikle toplukonut ve şehircilik
hizmetlerinde kullanılır" deyimine yer verilmekteydi, tasarının geçici
maddesinin bu fıkrasının kaldırılmış olduğunu görmekteyiz. Bu fıkranın
kaldırılmasıyla, hazine arsa ve arazilerinin her türlü kullanıma konu
olabileceğinin işareti verilmektedir. Bu anlamda, planlama ve uygulama
konularına, çoğunun sicilleri bozuk olan ve her türlü denetimin dışında tutulan
yerel yönetimlerin, bu kez, hazine arazi ve arsalarının devrini aldıktan sonra
bunları ne şekilde kullanacaklarının hiçbir şarta bağlı tutulmaması yanlıştır.
Tasarının bu
maddesinde "üretilen arsa ve konutların satışı 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu
hükümlerine tabidir" denilmektedir. Belediyelerin, kendilerine ait ve hazine
mülkiyetindeki taşınmazlar üzerinde yapılacak arsa ve konut üretimini, kentin ve
ihtiyaç sahiplerinin talepleri uyarınca kullanmak yerine gelir kaynağı olarak
değerlendirmeleri önlenmelidir. Oysa, yürürlükteki Belediye Yasasının 68 inci
maddesinde ucuz konut yapımından söz edilmektedir. Çağdaş ülkelerin belediye
yasalarında "halkın paraca ulaşabileceği ve satın alabileceği, kiralayabileceği
sosyal konutlar" ifadesi yer almaktadır. Öyleyse, belediyelerin görevleri, konut
yapmak değil, ucuz konut ve sosyal konut yapmak olmalıdır.
Tasarıdaki altyapılı
arsa üretimi görevi olumlu olmakla birlikte, vatandaşın ulaşabileceği arsa
ölçeği tanımlanmamıştır. Vatandaşın konut sorununu çözmede en önemli adımlardan
biri küçük arsa üretimidir. Bu bağlamda, belediyelerin öncelikle görevlerinden
biri, altyapılı, ucuz ve küçük arsa üretmek olmalıdır. Tasarıda, konut
ihtiyaçlarının çözümünde kentsel dönüşüm alanlarının bu amaçla
değerlendirilmesine yer verilmeyişi bir eksikliktir.
Son yıllarda yoğun
olarak gündeme gelen ve gerekliliği artarak hissedilen kentsel dönüşümü
gerçekleştirmede mevcut kentsel alanların yeniden düzenlenmesi ve
iyileştirilmesi, belediyelerin doğrudan, yetki ve sorumluluğunda olması gereken
konulardır. Bu nedenle, tasarıda, yeni planlı konut alanlarının üretiminin yanı
sıra, sağlıksız ve plansız yerleşimler ile tarihî kent mekânlarının restorasyon
ve iyileştirilmesi konusunda görevler verilmelidir.
Tasarıda sözü edilen
konut ve arsa üretimini gerçekleştirmek için gerekli araçlar belirtilmemiş,
üstelik, maddenin ikinci fıkrasında "belediye, bu amaçla bütçesinden gerekli
parayı ayırmak suretiyle işletme tesis edebilir" denilmektedir. Bu ifade, muğlak
bir ifade olup, gerekli paranın ayrılmaması halinde bu projenin yerine
getirilmesi olası görülmemektedir.
Büyükşehir
Belediyeleri Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesinde "büyükşehir
belediyeleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç iki yıl
içinde büyükşehirin 1/25 000 ölçekli nazım imar planlarını yapar veya yaptırır"
denilmektedir.
Aynı tasarının 7/b
maddesinde ilçe ve alt kademe belediyelerinin, nazım planlarının yürürlüğe
girmesinden başlayarak, bir yıl içinde uygulama imar planlarını ve parselasyon
planlarını yapmamaları durumunda yetkinin büyükşehir belediyesine geçeceği
söylenilmektedir. Bu yaklaşım olumludur; ama, büyükşehir belediyesinin süresi
içinde bu görevi yerine getirmemesi durumunda ne olacağı belirsizdir. Oysa,
planlama sürecinin sürelere bağlanması kadar, görevlerin kesintisiz yerine
getirilmesini sağlayacak seçenekli çözümlere de ihtiyaç vardır. Belirtilen
sürede görevini yerine getirmeyen kişi veya organlara, görevden men dahil,
caydırıcı parasal veya cezaî yaptırımlar öngörülmesi bir yana, bu görevin daha
sonra kimler tarafından yerine getirileceğinin de kesintisiz
44
kurgulanması
gerekmektedir; çünkü, yerel yönetimlerde görevini yapamayanların herhangi bir
caydırıcı yaptırımla karşılaşmaması hizmetleri olumsuz etkilemekte ve bundan en
çok kentlerimiz zarar görmektedir.
Ayrıca, planlama
konusundaki eksik kurallar kadar, planların uygulanmasını sağlayacak imar
programlarını onama görevinin belediye veya il genel meclisinin görevleri
arasında sayılmaması da şaşırtıcıdır. İmar Kanununun 10 uncu maddesiyle belediye
meclislerine verilen bu görevin, Belediyeler Kanunu Tasarısında, belediye
meclisinin görevleri arasında sayılmaması dikkat çekicidir.
Kentlerde oluşan imar
rantları, kentin yaşam ve çevre kalitesinin yükseltilmesi için kullanılmalıdır.
Bunun için yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır. Oysa, bu rantlar yasal olmayan
biçimlerde paylaşılırken, belediye yönetimleri, kaçak yapı sahipleri ve rant
peşinde koşan çıkar çevreleri de bu olayları örtbas etmekte ve kentlerdeki kaçak
ve düzensiz yerleşmeleri, plansızlığı bir kılıf olarak kullanmaktadırlar.
Değerli arkadaşlarım,
bu nedenle, tasarıda, planlama konusunun acil ve kesin olarak çözümlenmesi, buna
aykırı davrananlara da caydırıcı ve etkili yaptırımlar öngörülmelidir.
Ülkemizin önemli bir
bölümü deprem kuşağındadır. Bu anlamda, olası depremde can ve mal kayıplarının
azaltılması için mevcut yapıların dayanıklılığının artırılması, afet riski
yüksek bölgelerin boşaltılması ve gelecekte yapılacak yapılar için planlama ve
yerleşme sisteminde yeni stratejilerin geliştirilmesi gerekmektedir. Afet riski
büyük olan bölgelerde fiziksel ve sosyal çevrenin yeniden inşaının kentsel
dönüşüm adıyla gerçekleştirilmesinde model arayışlarının halen devam etmesi,
söylemden eyleme henüz geçilememiş olması da bir handikaptır.
Dar ve orta
gelirlilere konut temini için somut politikaların üretilmediği de görülmektedir.
Giderek artan kentsel sorunlar ve ihtiyaçlar karşısında, Belediyeler Kanunu
Tasarısı ve İl Özel İdaresi Kanununun yetersiz kurallara sahip oldukları da
gözlenmektedir.
Bu nedenle,
belirtilen konuları da kapsayacak şekilde yasa ve tasarılar gözden geçirilmeli
ve geliştirilmelidir. Kentlerdeki kaçak yapılaşmanın boyutları ve hiçbir
belediye başkanı ve teknik elemanın caydırıcı malî ve cezaî yaptırımla
karşılaşmadığı dikkate alındığında, kontrol ve denetim mekanizmasının
yetersizliği ve etkisizliği hemen göze çarpmaktadır. Bu durumda, kontrol ve
denetim işlevini etkili hale getirmek yerine gevşetmenin, yerel yönetimlerde
yozlaşmayı ve rüşvet çarkını artıracağı da bir gerçektir.
Yerel yönetimlerde
planlama, yapı izni, arsa satışı, kiralama, işyeri açma izni, teknik altyapı
faaliyetleri, gecekondu ve kaçak yapıların yıkılması gibi pek çok konu gereği
gibi denetlenememektedir.
Yolsuzluklar ve
rüşvete ilişkin şikâyetlerin derhal incelenerek sorumluların kısa sürede yargı
önüne getirildikleri de söylenemez. Var olan bu durumda, kontrol ve denetim
mekanizmasını artırmak yerine kaldırmaya yönelik davranışlar düşündürücüdür.
Değerli arkadaşlarım,
yerel yönetimler, kent planlarını yapma ve uygulama konusunda etkin, katılımcı
ve demokratik yöntemlerle hareket etmelidir ve geleceğin kentlerini planlarken,
dar ve orta gelirliler için konut temini amacına yönelik daha somut politikalar
üretilmelidir.
Bu düşüncelerle,
hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Karademir.
Madde üzerinde 1 adet
önerge vardır, okutup, işleme alıyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Bakanlığına
Görüşülmekte olan 616
sıra sayılı Belediye Kanunu Tasarısının 69 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının
birinci cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve aynı cümleden sonra
gelen "ancak" kelimesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Salih Kapusuz Alim
Tunç Recep Yıldırım
Ankara Uşak Sakarya
Mehmet Kart Hamit
Taşcı Abdullah Erdem Cantimur
Samsun Ordu Kütahya
"Arsalar hariç
üretilen konutların satışı 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi
değildir."
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Efendim, uygun
görüşle takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet
önergeye katılıyor mu?
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.
SADULLAH ERGİN
(Hatay) - Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
45
Gerekçe:
Mevcut 1580 sayılı
Belediye Kanununa göre belediyeler belde halkının ihtiyacını karşılamak amacıyla
konut yapabilmektedirler. Bu konutların satışı Devlet İhale Kanunu hükümlerine
tabi olmaksızın yapılmaktadır. Tasarının 69 uncu maddesinde ise konutların
satışı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi tutulmaktadır. Ancak böyle bir
durumda belediyeler konut ihtiyacı içinde olan belde sakinlerinin bu
ihtiyaçlarını giderecek bir konut satış uygulaması yapamayacaklardır. Bu durum
maddeden beklenen amacın gerçekleşmesini önleyecektir. Belediyeler konut
üretiminde gerektiğinde bankalarla ortaklık yapacak ve çeşitli işbirliğinde
bulunacaklardır. 2886 sayılı Kanuna göre satış yapılması durumunda konut üretimi
ve bunun için bu tür işbirliği imkânları ortadan kalkacaktır.
BAŞKAN - Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda 69 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
70 inci maddeyi
okutuyorum:
Şirket kurulması
MADDE 70.- Belediye
kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen
usullere göre şirket kurabilir.
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına Samsun Milletvekili Sayın
Haluk Koç söz istemişlerdir; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA HALUK
KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi şahsım ve
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle özür
dilemek istiyorum; çünkü, 70 inci madde üzerinde söz aldım; fakat -bir önerge
lehinde konuşurken 68 inci maddenin önemini vurgulamıştım- konuşmamın büyük
ağırlığı 68 inci maddeye dönük olacak, öncelikle bunu belirtir, özür dilerim.
Değerli arkadaşlarım,
gerçekten, bu borçlanma konusu Türkiye'deki kamu idareleri için son derece
önemli bir konu. Borçlanmanın içyüzünü iyi anlamak, iyi değerlendirebilmek için,
inanın, buradaki düzenlenen hükümlere bakmak tam yeterli değil. Düzenleme, hep,
başka kanunlara gönderme yapılarak ele alınmıştır. Borçlanma, 4749 sayılı Kamu
Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna göre yapılacaktır.
İsterseniz, bu
kanunun "Kapsam" başlıklı 2 nci maddesine geri dönelim. Burada "büyükşehir
belediyelerini, belediyeleri ve bunlara bağlı kuruluşlar ile sair yerel yönetim
kuruluşlarını, yap-işlet-devret, yap-işlet ve işletme hakkı devri ve benzeri
finansman modelleri çerçevesinde gerçekleştirilmesi öngörülen projeler
kapsamında ödeme yükümlülükleri Hazine Müsteşarlığınca garanti edilen
kuruluşları ve hibelerle sınırlı olmak kaydıyla sivil toplum örgütlerini kapsar"
deniliyor. Bu kanunun öngördüğü borç geri ödemesini sağlama mekanizması -önerge
lehinde söz aldığımda da vurgulamıştım- kısacası, haciz sistemiyse, 6183 sayılı
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda düzenlenmiştir; Kamu Finansmanı
ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun bunu açıkça belirtir, bu
hükümler orada mevcuttur.
Değerli arkadaşlarım,
başka kanunlara gönderme yapılarak borçlanma hukuku burada ele alınıyor
demiştim. Şimdi, 4749 sayılı Kanunun "Hazine alacaklarının tahsili ve idaresi"
başlıklı 11 inci maddesini anımsatmak istiyorum. "Borçlu tarafından ödenmemesi
durumunda bu tür alacaklar için 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü
Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.
Vadesinde ödenmeyen
Hazine alacaklarına 6183 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde gecikme zammı
uygulanır" deniliyor.
Bu iki yasa
çerçevesinde sistem şöyle kurulmuştur; kısaca şematize etmeye çalışıyorum:
Dışborçlanmada müteselsilen sorumluluk vardır; yani, belediye, bağlı kuruluş,
şirket ve iştirak biçiminde; en alttaki birimin aldığı borç, onun bağlı olduğu
belediyeye bağlanmıştır. En alttaki bu birimler arasında; yani, belediye, bağlı
kuruluş, şirket ve iştirak arasında dışborç söz konusu olunca çok sıkı bir
bağlantı kurulmuştur; ancak, Belediyeler Kanunu Tasarısının daha önce
görüştüğümüz "Belediye teşkilatı" başlıklı 48 inci maddesinde bunlardan hiç söz
edilmemektedir. Sanki, belediyelerin böyle birimleri yoktur. Belki, sayın
bürokratlara da bu konuda bir gönderme oluyor.
4749 sayılı Yasanın
"Hazine garantileri ve garantisiz borçlar için izin alınması" başlıklı 8 inci
maddesi -bunu uzun boylu okumayacağım- "İl özel idareleri, büyükşehir
belediyeleri ve belediyeler, kendilerine ait tüzelkişilerin ve/veya kendilerine
bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzelkişiliğini haiz kuruluşlar ile" diye devam
ediyor. Şimdi, bunlar da, hazine alacaklarının geri ödenmesinden müteselsilen
sorumludurlar.
Şimdi, şemanın ikinci
ayağına geçiyoruz: "Bu kapsamda akdedilen dışkredi anlaşmalarından ortaya çıkan
her türlü geri ödeme yükümlülüğü tamamlanıncaya kadar borçlu kuruluş, borcun
geri ödenmesi süresince meydana gelebilecek -dikkat edin değerli arkadaşlarım,
belediye başkanlığından gelen sevgili milletvekili arkadaşlarım- her türlü idarî
değişikliklere ve yeni görevlendirmelere bağlı olmaksızın, borcun geri
ödenmesinden sorumludur.
Kredi borçlusu
kuruluşlar, Hazine garantisi altında sağlanan dışkredilere ilişkin geri ödemeler
için gereken tutarı yılı bütçelerinde yatırım harcamalarına kıyasla öncelikli
olarak ayırmakla mükelleftirler.
Dışborçların
ödenmesinde aksamaya sebebiyet verdiği tespit edilenlere bu aksamadan doğan
zarar ölçüsünde rücu olunur."
46
4749 sayılı Kanun,
madde 8... Şemanın ikinci ayağı yoruma gerek olmayacak kadar açık. Bu
hükümlerle, tasarıyla belediyelere verildiği söylenen her türlü özerklik, borç
ödeme sisteminin işlemesine endekslenmiştir ve bir ilke getirilmiştir:
Yatırımlardan önce borcu geri ödemek gelir.
Resmin üçüncü bölümü:
Değerli arkadaşlarım, bu yasaya göre, "Kuruluşların hesap, bilgi ve belgelerini
denetlemeye müsteşarlık yetkilidir. Genel ve katma bütçedışı kuruluşlara genel
bütçeden yapılacak aktarmalarda, Hazine alacaklarının kaynakta tahsilatına,
ilgisine göre, bakan veya Maliye Bakanı yetkilidir... Belediye veya bağlı
kuruluşun geri ödeme yükümlülüklerini karşılamak üzere gelirlerinin bir kısmının
aktarılması amacıyla proje uygulayıcı kuruluşun yetkili organlarının kararı ile
bir dışborç ödeme hesabı oluşturulur. Dışborç ödeme hesabı oluşturulmasına
ilişkin yetkili organın kararı kesin olup, belediye veya bağlı kuruluşun yönetim
değişikliği veya başka bir kararıyla iptal edilemez veya gelirleri azaltılacak
şekilde değiştirilemez." Bu da madde 11.
Son bölüm dördüncü
bölüm: Belediyenin varlığı dışborca, dışborcun yönetimi alacaklı adına çalışan
Hazineye, dolayısıyla belediyeler -resmi bütünleştirdiğimiz zaman- alacaklılara
bağlanmıştır.
Değerli
milletvekilleri, dört parçayı birleştiriyorum: Belediyenin varlığı dışborca,
dışborcun yönetimi alacaklı adına çalışan Hazineye, dolayısıyla belediyeler de
bu zincirle alacaklılara bağlanmıştır.
Sayın
milletvekilleri, şimdi, borç geri ödemede haciz sistemi, Hazine tarafından Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre işletilmektedir. Bu çok açık.
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, kamunun özelden alacaklarını
tahsil etmek için çıkarılmış bir kanundur. Umarım yanılmıyorum; konunun
uzmanları var... Çok dikkat etmek gerekiyor. Burada, bu kanunun kullanılış amacı
ve yönü değiştirilmektedir; yani, bu kanun, kamunun özelden alacaklarını tahsil
etmek için müeyyideler getirmiştir, uygulama şablonu çizmiştir. Burada, bu
kanunun kullanılış amacı ve yönü değiştirilmiştir.
Şimdi, bir kamu
kurumu olarak Hazine, kamu adına tahsili düzenleyen bu kanunu, özel kesimin
kamudan alacaklarına ilişkin kanun haline getirmektedir. Değerli arkadaşlarım,
geriye dönüş budur.
Peki, burada alacaklı
kimdir; dışborçtan bahsediyoruz; alacaklı, yabancı sermayedir. Türkiye'nin kamu
idaresi olan belediyeye ya da onun şirketine, iştirakine borç vermiştir yabancı
sermaye. Alacağını tahsil etmesi konusunda alacaklının emrindeki kuruluş kimdir;
Hazine Müsteşarlığıdır. Müsteşarlık, kendi kamu kimliğini kullanmaktadır bu
alacak-verecek ilişkisinde; kamu alacaklarıyla ilgili kanunu işletmektedir; özel
alacaklının parasını bir kamu kuruluşundan tahsil etmektedir.
Değerli arkadaşlarım,
son derece önemli bir konu. Bunu, oldukça karmaşık gündem içerisinde
anlaşılabilir bir şekilde sunmaya çalışıyorum. Gerçekten özen göstermemiz
gerekiyor. 68 inci madde geçti; ama, daha sonrasında belki bazı önlemler
alınabilir.
Sayın Oyan da, Sayın
Selami Yiğit de vurguladılar. O zaman, Hazine Müsteşarlığı -benzetme hiç yabana
kaçmıyor- tarihteki Düyunu Umumiye gibi çalıştırılmak istenilmektedir.
Müsteşarlık, Düyunu Umumiye gibi, borç ödemek için gelir harcama idaresi haline
getirilmektedir.
Sayın
milletvekilleri, elinizi vicdanınıza koyun, bu dediklerimde bir yanlış varsa,
lütfen, bırakın 1 saat geç çıksın, buraya gelin, yetkilileriniz var, Sayın Bakan
burada, bürokratları burada; bu söylediklerimin böyle olmadığını bize
açıklasınlar, Cumhuriyet Halk Partisi olarak tatmin olalım. Bunları istemek,
herhalde bir Anamuhalefet Partisi olarak önemli bir yasa konusunda hakkımız olsa
gerek diye düşünüyorum ve bunun yanıtını bekliyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür
ediyorum Sayın Koç.
Madde üzerinde
verilmiş 2 adet önerge vardır.
Önergeleri, önce
geliş sırasıyla okutacağım, sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 616
sıra sayılı yasa tasarısının 70 inci maddesinin aşağıdaki biçimde
değiştirilmesini teklif ederiz.
Saygılarımızla.
"Madde 70.- Belediye,
kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında Bakanlar Kurulundan izin almak
kaydıyla şirket kurabilir."
Mustafa Gazalcı
Hüseyin Ekmekçioğlu Muhsin Koçyiğit
Denizli Antalya
Diyarbakır
Erdal Karademir
Hüseyin Bayındır Sezai Önder
İzmir Kırşehir Samsun
BAŞKAN - İkinci ve
aykırı önergeyi okutuyorum:
47
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 616
sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının "Şirket kurulması" başlıklı 70 inci
maddesinin kanun tasarısı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Bülent Baratalı
Türkân Miçooğulları Mehmet Küçükaşık
İzmir İzmir Bursa
Ali Kemal Kumkumoğlu
Mehmet Akif Hamzaçebi
İstanbul Trabzon
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Uygun görüşle takdire
bırakıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet
önergeye katılıyor mu?
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Belediyeler Kanunu
Tasarısının 70 inci maddesinde belediyenin kendisine verilen görev ve hizmet
alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye şirketleri
kurulabileceği düzenlenmiştir.
Belediyelerin hangi
konularda şirket kurabileceği, eski kanunda olduğu gibi ve Anayasaya uygun
biçimde hizmet alanları itibariyle sayılmamış, bunun yerine, belediyelerin görev
ve hizmet alanlarında şirket kurabileceği hükme bağlanmıştır. Bu düzenlemenin
doğal sonucu, belediyelerin bütün hizmetlerinin şirketler kurarak verilebilir
hale gelmesidir.
Yasayla belediyelere
verilen kamu hizmetinin idarî bir işlemle özel hukuk kişisine devredilmesi,
hukukun genel ilkelerine de, Anayasanın 47 nci maddesine de aykırıdır. Bir
yasama işlemiyle oluşturulan herhangi bir kamu hizmeti, idarî bir işlemle fiilen
"özel hukuk kişilerine" gördürülmektedir. Bu, Anayasanın özelleştirmede kanun
arayan 47 nci maddesine açıkça aykırıdır.
BAŞKAN - Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 616
sıra sayılı yasa tasarısının 70 inci maddesinin aşağıdaki biçimde
değiştirilmesini teklif ederiz.
Saygılarımızla.
"Madde 70. -
Belediye, kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında Bakanlar Kurulundan izin
almak kaydıyla, şirket kurabilir."
Mustafa Gazalcı
(Denizli) ve arkadaşları
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet
önergeye katılıyor mu?
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Biz de katılmıyoruz; çünkü, zaten, şirket
kurabilmek için Bakanlar Kurulunun izni gerekiyor.
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Gazalcı.
MUSTAFA GAZALCI
(Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergemiz şu: "İlgili mevzuat
gereği şirket kurabilir" deniliyor. İlgili mevzuat Özelleştirme Kanunu. 1994
tarihli, 4046 sayılı Özelleştirme Kanununun 26 ncı maddesine göre, Bakanlar
Kurulundan izin alınarak şirket kurulabiliyor. Şimdi, Özelleştirme Kanunu, genel
bir kanun değil, Belediye Kanununu düzenleyen bir kanun değil, şirketleri
düzenleyen bir kanun değil. Dolayısıyla, bu tasarıda, yani, belediyeleri
konuştuğumuz tasarıda bunun açıkça belirtilmesi gerekir. Biraz sonra, 71 inci
maddede, kendi bütçesiyle ilgili işletmeler için İçişleri Bakanlığından izin
alır denildiği halde, burada hiç Bakanlar Kurulundan söz edilmiyor. Biz de
diyoruz ki, yarın Özelleştirme Kanunu ortadan kalktı; peki, ilgili mevzuat ne
olacak Sayın Bakanım? O yüzden, burada, mademki, Bakanlar Kurulundan izin alınır
diyorsunuz, bunun, asıl kanunda yasa yapma açısından gösterilmesi gerekir.
Değerli arkadaşlar,
bu şirket işleri karışık işler. Bakın, belediyeleri belediye olmaktan çıkarıyor
bir holding yapıyor. Yarın Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısını
görüşeceğiz. Örneğin, Ankara Belediyesinde şimdi tam 14 tane A.Ş. var; bunların
hiçbirisi, belediye meclis üyeleri tarafından, ne etkinlik raporları ne de malî
durumdan denetlenebiliyor.
48
Bir soru önergesine
Sayın Bakanın verdiği yanıta göre, örneğin, Ankara Belediyesi (EGO ve ASKİ) 1994
ile 2004 yılları arasında 137 100 000 dolarlık doğalgaz ve su sayacı almış aynı
firmadan. Şimdi bunda ne var diyeceksiniz; çok büyük iş var. 137 100 000
dolarlık sayacı on yıldır aynı firmadan alıyorsa, bu firma adını da
değiştiriyorsa, ben, kuşku duyarım, denetlemek isterim belediye meclisi üyesi
olarak; ama, şimdi adını okusam zamanım yetmez; öyle A.Ş'ler var ki!.. Belediye,
belediye, olmaktan çıkmış, holding olmuş.
Biz önergemizde
diyoruz ki; bir şirket kurulacağı zaman, hiç olmazsa, hükümetten izin alınır
diye buraya açıkça yazılsın. İlgili mevzuat, başında da söylediğim gibi,
Özelleştirme Yasası yarın değişir, ortadan kalkar ve bu, boşlukta kalır. O
yüzden, bir daha düşünelim yasa yapma açısından. Buraya, hiç olmazsa, nasıl bir
sonraki maddede "İçişleri Bakanlığından izin alır" diyorsak, burada da "Bakanlar
Kurulundan izin alır" demek zorundayız yasa yapma tekniği açısından diyorum.
Çünkü, o gönderme yaptığı yasa yarın değişir, ortadan kalkar; değişmese bile, o,
belediyelerle ilgili değil, şirketlerle ilgili değil; buraya çok açık biçimde
yazılması gerekir diyoruz.
Teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Gazalcı.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
70 inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul
edilmiştir.
71 inci maddeyi
okutuyorum:
İşletme tesisi
MADDE 71.- Belediye,
özel gelir ve gideri bulunan hizmetlerini İçişleri Bakanlığının izniyle bütçe
içinde işletme kurarak yapabilir.
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, Bursa Milletvekili
Ali Dinçer; buyurun.
CHP GRUBU ADINA ALİ
DİNÇER (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına saygılarımı sunuyorum.
71 inci maddeyi, 69
ve 70 inci maddelerle birlikte geniş kapsamlı değerlendireceğim. Şimdi, burada,
hep "amaç, konut sorununu çözmek" deniliyor; aslında, sadece konut sorununu
çözmek değildir belediyelerin görevi; aynı zamanda, işyeri ihtiyacı olanların
arsa sorununu da çözmektir; ikisini bir arada düşünmek gerekir; çünkü, ikisi
birlikte, şehir planı içinde, ahenkle çözülmelidir. Mümkün olduğu kadar işyeri
alanlarına yakın yerleşim alanları olmalı ki, o işyerlerinde çalışacak olan
insanlar rahat gidip gelebilsinler. Fakat, bunu yaparken, bazı kolaycı çözümlere
itibar ediyorlar belediyeler ve bu maddeler de -71 hariç- ona çanak tutuyor.
Nedir; ben, o zaman, arsa sorununu çözmek için bir şirket kurarım diyor; konut
sorununu çözmek için bir şirket kurarım diyor; yahut herhangi bir sorunu çözmek
için bir şirket kurarım diyor; bunlar yanlış. Belediyelerin, hele büyükşehir
belediyelerinin basım işleri çok, bir matbaa kurayım diyor. Bazıları da teşvik
ediyor "kur bir matbaa" diyor, sonra, orada, ihtiyacın ötesinde eleman işe
başlıyor, birsürü makine alınıyor. Bir bakıyorsunuz, çalışanlara çok miktarda,
değişik kalitede giysi dağıtmak gerekiyor; haa, o zaman bunu halletmek için
-kolay, kontrolü bende olsun- bir şirket kurayım... Kolaycı çözümler, her zaman
şüpheyle karşılanması gereken çözümlerdir; genellikle de yanlış olurlar.
Biz, Haluk Beyle
birlikte, Ankara'da esnafın toplantısına gittik; en çok onlar mutazarrır; çünkü,
açık, net, biliyoruz, iş dünyasını yakından tanıyanlar bilir; bu tür şirketler,
genellikle partizan atamalarla, en azından israf kaynağı oluyorlar, soygun,
vurgun kaynağı da oluyorlar; işin ehli olmayanlar geliyor. Yapılması gereken,
aslında, ihtiyaçları tespit edip, o ihtiyaçlar doğrultusunda ciddî şartnameler
hazırlayıp, küçük ve orta boy işletmelerden, büyük ticaret erbabından -durumuna
göre- sanayi erbabından ihtiyaçları karşılamaktır. Bu, esnafın, sanayiin,
ticaretin gelişmesine de katkıda bulunur. Piyasa ekonomisi içinde, yarışmacı
fiyatlar ortaya çıkar; ihtiyaçlar hem daha kaliteli hem daha ucuz karşılanır ve
bunun denetimi de, rahatlıkla, halk tarafından seçilen belediye meclisleri
tarafından yapılır.
Bunun, böyle
olduğunu, size doğrudan gösteren bir haberi okuyacağım. Daha yakında, 6 Temmuz
2004'te "İstanbul'da özelleştirme şimdilik rafa kaldırıldı" diye bir haber
gazetelerde. Ne deniliyor bu haberde: "İstanbul Büyükşehir Belediyesi,
şirketlerini önce ıslah edip düzeltecek, değeri artınca satışa çıkaracak."
Bilgileri veren, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kaynak Geliştirme ve İştirakler
Daire Başkanı Mihmail Mangan; tanıdığım, ciddî bir arkadaş: Aktif çalışan 18
belediye şirketini özelleştirmeyi şimdilik düşünmediklerini söylüyor. Bu ne
perhiz, bu ne lahana turşusu... Hem özelleştirme programda olacak hem de
belediyelerde yeni BİT'ler oluşturacaksınız bu maddelerle. Mangan "biz, bu
şirketleri, özelleştirmeden önce ıslah edelim, düzeltelim, değerlerini
artıralım, herkesin peşinden koşacağı değer haline getirelim; ondan sonra,
özelleştirmek kolay olur" diyor ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 25
şirketinden 18'inin aktif olarak çalıştığını ve bunlardan 6'sının 2003 yılı
itibariyle, 31 trilyon zarar ettiğini, diğerlerinin kâr ettiğini söylüyor.
Gazete haberindeki şu cümle çok önemli: "Belediye şirketlerinin bugüne kadar 400
000 000 dolar tutarında sermayeden yediğini kaydeden Mangan 'dolayısıyla, bu
gidişe dur demenin zamanı gelmiştir' diye konuştu." Tamam, doğru söylüyor; ama,
yanlış devam ediyor, atasözlerini hatırlatıyor; insana "karakolda doğru söyler
mahkemede şaşar", "bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu", bir de "atma Recep, din
kardeşiyiz" dedirtiyor. Kardeşim, eğer, sen "400 000 000 dolar sermayeden yemiş
olan bu şirketleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin şirketlerini düzelteceğim"
dersen, bu şirketlerde, ehil
49
olmayan insanların
elinde, israfa, soyguna, vurguna devam edilecek ve düzelteceğim derken, belki
400 000 000 dolar değil, 500 000 000 dolar daha gidecek.
Bunu böyle yapmak
yerine, biraz önce söylediğim gibi, belediye ihtiyaçlarını... Türkiye'de, artık,
özel sektör gelişmiştir, her alanda hizmet verebilir, üretim yapabilir
durumdadır; bunların ehil olanlarını, yarışmacı ortamlarda, ihaleyle tespit
edip, ihtiyaçları öyle karşılamak gerekir. Çağdaş olan, globalleşen dünya
ekonomisinde doğru olan budur; bunun doğru olduğunu hep beraber söylüyoruz.
İşletmelerin önemi
nerededir; etkin ve verimli olmalarındadır, sahipliğinde değildir. Ciddî
patronajı olmayan, denetimi olmayan, sahipliği olmayan ve gelişigüzel, kolaycı
olarak kurulan şirketler, hem esnafın, ticaret erbabının, sanayi erbabının elini
kolunu bağlar hem de zarar eden, kamuya yük olan şirketler ortaya çıkar; bu,
insafla kabil olmayan bir yaklaşım, çelişkilerle dolu bir yaklaşım.
Şimdi, IMF
kısıtlamaları nedeniyle, artık, Türkiye'de öyle fazla israf olmuyor, soygun
olmuyor diyebiliriz; çünkü, deniz bitmiş, ekonomi çok sıkı bir kriz ortamından
geçmiş, iç ve dışborç sarmalından dolayı elde para da yok, maaşların ödenmesi
bile zor; ama, burada, bu BİT'ler, belediye şirketleri, tek israf alanı olarak,
soygun, vurgun alanı olarak, irrasyonel, akıldışı işletmeler olarak duruyor.
Bunun yerine, aslında yapılması gereken, Türkiye'de geleneği oluşmuş olan
işletmelerdir; İETT işletmesi gibi, İSKİ, ASKİ, EGO işletmeleri gibi. Böylesine
işletmelerde, oturmuş bir kurumlaşmayla, belediye meclisleri, encümenler de yer
alır; bunların üzerinde, belediye meclislerinin devamlı denetimi vardır; ayrıca,
burada, belediye tarafından denetmenler görevlendirilir; bunların teftiş
kurulları vardır, belli kuralları vardır. Buralar, daha az israfın olduğu, daha
az soygunun, vurgunun olduğu yerlerdir; yani, belli bazı görevleri yapmak için,
şirket kurmak yerine işletme açmak gerekir. Örneğin, asfaltla ilgili şirket
kuracağınıza işletme açın, konkasör şantiyesi, işletmesi açın; çok daha ciddî
olur bunlar.
Kaldı ki, mümkün
olduğu kadar, işi piyasa kuralları içinde yapmak gerekir. Esnafın, küçük ve orta
boy işletmelerin, büyük boy işletmelerin, sınai kuruluşların, ticarî
kuruluşların ürünlerini yarışmacı ortamda almak gerekir. Sayın Gazalcı'nın "kör
değneğini bellemiş" dediği gibi, doğalgaz sayaçlarını devamlı aynı şirketten
almak anlamına gelmez bu. Yarışmacı ortamda işler çok daha rasyonel olur ve çok
daha etkin ve verimli işler yapılır.
Arsayla ilgili konu
da öyle. Arsa üretmek için dahi, şirket veya işletme kurmak, hatta belediye
kadroları oluşturmak doğru değildir; yani, belediye kadrolarında, sözleşmeli
kadroyla da olsa, devlet personel yasasıyla da olsa, istihdam edeceğiniz
kişilerle harita yapmak, imar planı yapmak, arsa üretmek, kamulaştırma yapmak
kolay iş değildir; bu işler oldukça çetrefil işlerdir ve ciddî,
profesyonelleşmiş kadroların yapması gereken işlerdir. Piyasadaki proje
gruplarını, haritacıları, plancıları, mühendisleri, onların proje firmalarını da
desteklemek gerekiyor; onlar hem yurtiçinde iş yapıp, tecrübe sahibi olmalılar
hem yurtdışında.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Dinçer, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
ALİ DİNÇER (Devamla)
- Türkiye'nin etkin ve verimli bir ekonomiye kavuşabilmesi için Türkiye'nin
projecilik sektörünün desteklenmesi gerekiyor; çünkü işin özünde proje vardır.
İyi proje olursa işler daha iyi gider. Arsa üretiminde ihtiyaç belirlenir, nazım
plan doğrultusunda, planlar doğrultusunda şartnameleri belirlenir var olan özel
firmalara, proje gruplarına ihale yaparsınız, arsalar üretilir; sadece konut
değil, aynı zamanda işyeri arsaları da üretilir, hem de ihtiyaçtan fazla. Ev
sahibi olmak isteyen, yatırım yapıp, işyeri sahibi olmak isteyen herkese,
ihtiyacını karşılayacak hatta ihtiyaçtan fazla, imarlı, asgarî altyapılı arsayı
sunabilmeliyiz; gelişme böyle olur. Çağdaş konut sahibi olarak, yaşam tarzına
ulaşma böyle olur. İşyeri kurmak ve ekonomiyi büyütmek, istihdamı artırmak böyle
olur.
Yapıma geldi mi, kamu
hiç karışmamalı. Yapımla ilgili de Türkiye'nin çok deneyimli yüklenici,
müteahhit firmaları var değişik alanlarda -tesisatta olsun, inşaatta olsun,
elektrik işlerinde olsun, sınaî alanda olsun- onlara yaptırılmalı. Örneğin,
konut ihtiyacı olan kişi olanaklarına ve ihtiyaçlarına göre zaman zaman arsa
alabilmeli; kamu, belediye ona arsa tahsis edebilmeli, o kendi evini
yapabilmeli; kooperatif haline gelenler arsa tahsisini almalı, kooperatif olarak
birlikte yapabilmeli; hatta yap-satçı potansiyelini dahi değerlendirebilmeli.
Konut üretimiyle ilgili büyük taahhüt firmalarının da potansiyelini
değerlendirebilmeliyiz; onlara da, bu üretilen arsaları verip, hem konut hem
işyeri yapmalarını ve piyasanın ihtiyaçlarını, ülkenin ihtiyaçlarını, halkın
ihtiyaçlarını karşılamalarını sağlayabiliriz. Bu, daha rasyoneldir, daha
etkindir, daha verimlidir, işler daha ucuza çıkar, daha sağlam, daha iyi
kalitede olur; amacımız bu.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Teşekkür
eder misiniz Sayın Dinçer.
ALİ DİNÇER (Devamla)
- Bu maddeler, inşallah, biraz önce söylediğim gibi, Türkiye'nin çıkarına,
halkımızın çıkarına düşünülerek değerlendirilir. 70 inci madde geçti,
belediyeler şirket kuracak; ama, İstanbul Belediyesi şirketlerinin halini, son
on onbeş yıldaki durumunu anlattım. Bunu, hem de, İstanbul Büyükşehir
Belediyesinin ilgili daire başkanı basına vermiş. Aslında çoğumuz biliyoruz
bunları, sadece İstanbul'da değil, Ankara'da da, sadece o partinin bu partinin
belediyesinde değil, her yerde var bu sorunlar. Bu sorunlara gerçekçi çözümler
bulmak gerekiyor. Eğer belli bir kurumla sorunlar çözülecekse, hizmetler
yapılacaksa, mal üretilecekse, hizmet üretilecekse, bu, hiç olmazsa, denetimi
daha açık, net olan belediye işletmeleriyle olmalıdır. Belediye şirketlerinin
hemen hemen tamamen kaldırılması gerekir, yeni şirket kurulmaması gerekir. Var
olan şirketlerin de durumu İstanbul
50
Belediyesindeki
şirketlerden farklı değildir, onların da tasfiyesi gerekir. Bu, halkın
yararınadır, ülkenin yararınadır; çağdaş olmak, rasyonel olmak anlamında
bunların yapılması gerekir.
Tekrar, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Dinçer.
Madde üzerinde şahsı
adına söz isteyen, Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı; buyurun.
MUSTAFA GAZALCI
(Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan
Belediyeler Yasası Tasarısının 71 inci maddesi üzerinde kişisel söz aldım;
tümünüzü saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlar,
önemli bir yasa yapıyoruz ve maddeler, AKP'nin çok fazla, oyundan başka katılımı
olmadan, düşüncesini açıklamadan geçiyor. Şimdi, ben düşünüyorum; şirket
belediyecilik mi, holding belediyecilik mi, yoksa kamu hizmeti gören bir
belediyecilik anlayışı mı bu? Az önce oyladığımız maddede, şirketçi bir
belediyecilik anlayışına, holdingci bir belediyecilik anlayışına biz geçit
verdik.
Daha önce
görüştüğümüz Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısı da, bu ruhla hazırlanmıştı;
orada da 9 bakanlığın taşrayla ilişkileri kesilmiş, bakanlık merkez örgütüne,
kendi konusunda alt birim hizmet görüyor diye hizmet yasaklanmıştı. Şimdi,
görüştüğümüz 71 inci maddeyle -belediye işletmeleri, yani halkçı belediye
anlayışı- belediyeler, kendi bütçesi içinde şirkete gördürmediği, havale
etmediği işi, İçişleri Bakanlığının onayına sunuyor. Biz, demin 70 inci maddede
"Bakanlar Kurulundan izin alır" demeyi bile çok gördük "ilgili mevzuata göre"
diye geçti. Orada, şirketçi belediyecilik anlayışında bir kolaylaştırma var;
ama, burada ise bir zorlama var. Yani, deniliyor ki: Kardeşim, sen kamu işi
görme, boş ver, bunu yaptır, şirkete havale et...
Gerçekten de, bu
holding belediyecilik anlayışı, son zamanlarda, yasalarımızdan önce binalarıyla
da ortaya konuldu. Özellikle büyük kentlerin belediyelerine gittiğiniz zaman
görürsünüz, belediye binaları, bir büyük holding binası gibi, vatandaşın, makam
odalarına, makam araçlarına, oradaki şatafata yaklaşması mümkün değil. Nerede
kaldı o eski halkçı belediyeci tipleri; Osman Kibarlar, İstanbul'daki Ahmet
İsvanlar ve daha sayabileceğimiz, binasıyla, makam odalarıyla halkla iç içe olan
birçok belediye başkanı.
Değerli arkadaşlar,
bakın, belediyeler şirketleri kuruyor, o şirketlerin yönetimine kendi adamlarını
koyuyor, artık, orada denetim, şu bu yok. O paraları belki bir havai fişek
olarak görüyorsunuz, belki bir başka yerde açılış töreni olarak görüyorsunuz.
Kimin parası bu; bunlar, yurttaştan toplanan, halktan toplanan paralarla
yapılıyor.
Sayın Bakan, demin
buraya geldi dedi ki: Bir kazanılmış hak; kaybederseniz, belediyelik hakkınız da
gider, o koşul elden gider.
Ben yanıyorum şimdi.
Bu tasarıda 5 000 ölçütü var; yani, nüfusu 5 000 olan yerlerde belediye
açılabilecek. Sayın Bakanın mantığına göre, değil nüfusu 2 000'in altında olan
belediyeler, nüfusu 5 000'in altındaki bütün belediyelerin kapatılması gerekir;
koşulu taşımıyor ya.
Bende bir bilgi var.
Türkiye'de nüfusu 2 000'den 5 000'e kadar olan 1 646 belediye var. Bu
belediyeler içinde 5 000 000'dan fazla nüfus yaşıyor. Kapattığımız
belediyelerin; yani -hep 340 diyorduk; 359-2 000'in altında nüfusu olan -hiç
başka bir ölçüt koymadan- 602 000 kişinin yaşadığı belediyelerin belediyelik
haklarına son veriyoruz; yani, küçük belediyeler siz yoksunuz, siz köysünüz, siz
mahallesiniz; yukarıdaki belediyeler, büyük belediyeler, kurun şirketinizi,
holdinginizi, alın paranızı, borçlanın, gösterin şatafatınızı...
FİKRET BADAZLI
(Antalya) - Bizim öyle bir iddiamız yok.
MUSTAFA GAZALCI
(Devamla) - Arkadaşlar, nerede kaldı sizin halkçılığınız; nerede kaldı o
aldığınız oylar; eğitim, kültür hizmetleri?..
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET YENİ (Samsun) -
Adaletli davranıyoruz.
BAŞKAN - Sayın
Gazalcı, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
MUSTAFA GAZALCI
(Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
"Bizim böyle bir
iddiamız yok" diyor, oradan laf atan arkadaşım. Onu halka şikâyet ediyorum;
demek ki, AKP'li arkadaşımızın, halka hizmet etme gibi, belediye aracılığıyla
kamu hizmeti gördürme gibi bir derdi, bir kaygısı yok; ama, bakın, bu şirketçi
belediyecilik anlayışı, bir gün gelir, sizin de başınıza iş açar. Yarın,
Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı konuşulurken, isterseniz mahkemelerdeki
dosyaları bir getirtin, neler olmuş o şirketlerde, bir bakın.
Değerli arkadaşlar,
belediye, İçişleri Bakanlığı tarafından denetleniyor; güzel, belediye
işletmeleri denetleniyor; ama, kurduğu şirketleri İçişleri Bakanlığı değil,
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı denetliyor, o da ne kadar denetliyor... Bakın, bütün
yolsuzluklar, bütün haksızlıklar o şirketler eliyle oluyor.
Biz, iki maddede iki
ayrı yönümüzü belli ettik. 70 inci maddede şirketçi belediyecilik anlayışımızı
ortaya koyduk, bu maddede de tam tersine bir bağımlılık getiriyoruz.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
MUSTAFA GAZALCI
(Devamla) - Genel Kurulu selamlayıp bitireceğim Sayın Başkanım.
51
Değerli arkadaşlar,
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Gazalcı.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
72 nci maddeyi
okutuyorum:
Borç ve alacakların
takas ve mahsubu
MADDE 72.- 4749
sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun
kapsamındaki Hazine alacakları hariç olmak üzere belediyenin, genel bütçeli
kuruluşlardan, sosyal güvenlik kuruluşlarından, mahalli idarelerden ve diğer
kamu kurum ve kuruluşlarından olan özel hukuk ve kamu hukukuna tâbi alacak ve
borçları takas ve mahsup edilir. Bu amaçla kurum ve kuruluşların bütçelerine
yeterli ve gerekli ödenek konur.
Bu madde gereğince
yapılacak takas ve mahsup işlemlerine ilişkin esas ve usuller, İçişleri
Bakanlığının olumlu görüşü alınarak, Maliye Bakanlığı tarafından çıkarılacak bir
yönetmelikle düzenlenir.
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Malatya Milletvekili Sayın Ferit
Mevlüt Aslanoğlu; buyurun.
CHP GRUBU ADINA FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin çok değeli üyeleri;
maddenin hemen başında hazine alacaklarından bahsediliyor "hazine alacakları
hariç olmak üzere" deniliyor.
Saygıdeğer
milletvekilleri, mevcut belediyelerin hazineye ne kadar borcu olduğunu biliyor
musunuz; ne kadarının vadesi geçmiş, ne kadarının vadesi gelmemiş?.. Hazinenin
garanti verdiği, gerek dışgaranti verdiği gerekse finanse ettirdiği projeler
nelerdi; bu projeler, bu belediyelerimize neler kattı ve bu projelerden ne
kadarlık bir katmadeğer elde edildi? Hakikaten, ders almak için, özellikle dönüp
bu projeleri irdelemek gerekiyor. Bu projeler, kaç paraya yapılmış, nasıl
yapılmış, kaç paraya ihale edilmiş; bu projeleri kimler yapmış?
Tabiî bunun birinci
nedeni şu: "Yapılsın da, ne olursa olsun, kaç paraya yapılırsa yapılsın..."
Para, bu ülkenin parası; para, (X) belediyesinin parası değil, para bu ülkenin
parası. Ben inanıyorum ki -bu benim şahsî inancım- özellikle dışkrediyle finanse
edilen projelerin maliyetleri, sırf Türkiye'de uzun vadeli finansman olmadığı
için, Türkiye'de uzun vadeli finansman kaynağı olmadığı için -beş yıl ve on yıl
vadeli projelerdir bunlar- Türkiye Cumhuriyeti hazinesine, çok büyük
yükümlülükler yüklemiştir.
Ben, özellikle Hazine
Müsteşarlığının, inanın, geçmişten gelen... Bunların hepsi belli; rakam
söyleyeceğim biraz sonra size: 5 milyar dolar, şu anda vadesi gelmemiş, 6 milyar
dolar vadesi geçmiş, yaklaşık 12 milyar dolar.
Şimdi, bu krediler
hangi belediyelere, niçin, hangi projeler için verilmiş ve bunların
maliyetlerini, hakikaten, ders almak açısından...
Türkiye, bana göre,
bu kredilerle, çok büyük yara almıştır ve bu projelerden üretilen kaynak,
verilen paranın çok çok gerisindedir. Onun için, ben bu konuya dikkatinizi
çekmek istiyorum. Bu konu, hakikaten, bana göre, Türkiye'nin kanayan bir
yarasıdır; ama, maalesef, ben, Meclis ilk açıldığında, Sayın Bakanımdan istirham
ettim, daha hâlâ bir cevap alamadım. Hangi belediyeye verilmiş, hangi proje
finanse edilmiştir?
Bir başka olay;
yabancı kreditörler, ben bu krediyi veririm sana; ama, mutlaka, bu işi benim
firmama yaptıracaksın diyor. Yani, kredi bir yabancı ülkeden alınıyorsa,
mutlaka, o iş de, o yabancı ülkenin firmasına yaptırılıyor. Eğer bu projede
makine alımı varsa, bu makine alımları da yine o ülkeden yapılıyor. Yani,
kaynağın olmadığı için, paran olmadığı için, bir projeyi hangi maliyette finanse
ediyorsun... Ben, bir kez daha dikkatinizi çekmek istiyorum.
Tabiî, öbür taraftan,
borç ve alacakların takas ve mahsubu konusunda ise... Hangi borçlar, hangi
alacaklar... Bir kere, belediyelerin alacağı dediğimiz olgu, İller Bankası
kaynağının dışında, bir de, senede iki defa Maliye Bakanlığının verdiği kaynak
dışında hiçbir kaynakları yoktur; yani, devletten, kamudan alacağı. Tabiî,
buradaki en büyük kaynak İller Bankası. Zaten, SSK ve TEDAŞ en kolay yolu
buluyor; hemen bu belediyenin alacaklarına haczi koyduruyor. Mevcut belediyeler,
eğer, SSK borçlarından ve elektrik borçlarından dolayı bir şekilde borçları
silinmezse ömrü billah faizle boğuşur.
Tabiî, geçmişe
dönelim yine; demin de söyledim, bu belediyelerin bu hale gelmesinin tek sebebi
İller Bankasıdır. Belediyelere çok ağır maliyetlerle iş yaptırılmıştır.
Malatya'nın Doğanyol İlçesindeki kanalizasyon ihalesi buradan yapılmıştır. Hangi
maliyetlerle; çok büyük maliyetlerle. Maalesef, belediyeler "ben belediye
başkanıyım, benim zamanımda bu yapılsın" diyerek hiç bu işin maliyetine
bakmamıştır. Yapılsın da yeter! Ama, bugün, demin de söyledim, yine,
Malatyamızın bir beldesinde bir belediyenin 7 trilyon borcu vardır. İller
Bankası bu belediyeye bu parayı verirken mutlaka bir projesi vardı; ama, bu
belediye acaba bu parayı ödeyebilecek mi diye bakmadı mı ve hangi maliyetle
verdi? Şunu bilin ki, İller Bankası, geçtiğimiz beş yıl içerisinde Türk
bankacılık kesiminden yüzde 150'yle, yüzde 200'le, yüzde 70'le, yüzde 130'la
para alarak, üzerine 10 puan ilave ederek belediyelere bu faiz oranlarıyla kredi
vermiştir. Yüzde 150'le borçlanan bir belediyenin bu faizin altından kalkacağını
düşünebiliyor musunuz?! Maalesef, Türk finans piyasasından borçlanmış, üzerine
10 puan ilave koymuştur "benim maliyetim budur" demiştir ve belediyelerin
çöküşünün bir nedeni de budur; fahiş faizler...
52
Tabiî, yine,
belediyelerin kendi borçlarının yanında en büyük sorun -demin bahsettiler-
iştiraklerin borcu. Bugün, belediyelerin iştirakleri de borç batağındadır. Her
ne kadar hukukî hükmî şahsiyet olarak belediyeyi ilgilendirmiyorsa da, halk,
insanlar, karşısındaki şirketi belediyenin şirketi bildiği için belediyeyi
tanıyor. Oradaki aşırı borçlanmayı kesmediğimiz sürece, oradaki aşırı
borçlanmayı önlemediğimiz sürece, yarın, karşımıza başka bir kaos çıkacaktır.
Yine, ayrıca,
belediyelerin taşeronlara olan borçları bu tasarıda hiç yoktur. Maalesef,
taşeronlar belediyeden parayı alıyor; ama, taşeron kendi taahhütlerini yerine
getirmiyor. Bu, büyük bir sorundur, büyük bir yaradır. Birkaç belediyede,
özellikle temizlik işlerinden dolayı belediyeden parayı alıp işçilerine ödemeyen
birsürü belediye var. Yine, tasarıda, taşeronların bu konudaki sorumluluklarına
hemen hemen hiç yer verilmemiş ve belediyeler bu halde.
Tabiî, mahsup
işlemi... Şunu da söylemek istiyorum: Türkiye'de, eğer, siyaset ve siyasetçiler
belediye başkanlarına (X) partinin, (y) partinin belediye başkanı diye bakarsa
"bu belediye benim belediyem, burada yaşayan insan benim insanım" diye bakmazsa,
Türkiye'de, maalesef belediyecilik anlayışı düzelmez. Yine, belediye başkanları
da belediye başkanı olduktan sonra "önce halkımın belediye başkanıyım" diye
düşünmediği sürece, siyaseti kafasından atmadığı sürece bu belediyelerin
düzelmesine imkân yoktur ve maalesef, Türkiye'de iktidarlar belediyelere, öz
evlat-üvey evlat olarak bakıyor. Hayır, Sayın milletvekilleri, Türkiye'nin her
yerindeki belediye o iktidarın öz evladıdır; ama...
SELAMİ UZUN (Sivas) -
Bizde hiç ayırım olmadı...
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Devamla) - Selami Bey, hiç öyle değil; ben size bunun örneklerini
gösteririm.
Eğer ülkede demokrasi
varsa, demokrasiye inanıyorsak...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın
Aslanoğlu, toparlar mısınız.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Devamla) - ...belediye başkanları halkın oyuyla geldiyse, belediye
başkanı başka bir partidense, o yörenin halkını cezalandırmak, Türkiye'de, ne
adalettir... Hiçbir şey değildir. O açıdan, benim istirhamım, lütfen, belediye
başkanlarını, belediyeleri öz belediyem-üvey belediyem olarak ayırmayalım.
Hepinize saygılar
sunuyorum.
Teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Aslanoğlu.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
Birleşime, saat
20.00'ye kadar ara veriyorum.
Kapanma Saati : 19.04
53
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati : 20.00
BAŞKAN : Başkanvekili
Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER : Yaşar
TÜZÜN (Bilecik), Mevlüt AKGÜN (Karaman)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112 nci Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
616 sıra sayılı kanun
tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
(Devam)
6.- Belediyeler
Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları
Raporları (1/766) (S. Sayısı: 616) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Tasarının 73 üncü
maddesini okutuyorum:
ALTINCI KISIM
Çeşitli ve Son
Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Çeşitli Hükümler
Kentsel dönüşüm ve
gelişim alanı
MADDE 73.- Büyükşehir
belediyeleri, büyükşehir belediyeleri sınırları içindeki ilçe ve ilk kademe
belediyeleri ve il belediyeleri ile nüfusu 50.000'in üzerindeki belediyeler;
kentin gelişimine uygun olarak eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore
etmek; konut alanları, sanayi ve ticaret alanları, teknoloji parkları ve sosyal
donatılar oluşturmak, deprem riskine karşı tedbirler almak veya kentin tarihî ve
kültürel dokusunu korumak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri
uygulayabilir.
Kentsel dönüşüm ve
gelişim projelerine konu olacak alanlar, meclis üye tam sayısının salt
çoğunluğunun kararı ile ilân edilir.
Kentsel dönüşüm ve
gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili
resim ve harçların dörtte biri alınır.
Bir yerin kentsel
dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilân edilebilmesi için; o yerin belediye
veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması ve en az ellibin metrekare
olması şarttır.
Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim proj