|
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER tarafından
yayımlanması kısmen uygun bulunmayan, 5197 sayılı "İl Özel İdaresi
Kanunu", 3., 6., 7., 10., 11., 13., 15., 18., 25., 35., 45., 47.,
52. ve geçici 1. maddelerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce bir
kez daha görüşülmesi için, Anayasa'nın değişik 89. ve 104. maddeleri
uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na geri
gönderilmiştir.
Söz konusu Yasa'nın Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığı'na gönderilme gerekçeleri aşağıda sunulmaktadır:
T.C.
CUMHURBAŞKANLIĞI
SAYI : B.01.0.KKB.01-18/A-5-2004-798 10 / 07
/ 2004
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
İLGİ: 25.06.2004 günlü,
A.01.0.GNS.0.10.00.02-4880/16868 sayılı yazınız.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kurulu'nca 24.06.2004 gününde kabul edilen 5197 sayılı "İl Özel
İdaresi Kanunu" incelenmiştir:
1-İncelenen Yasa'nın 3, 6, 7, 10, 11, 13,
15, 18, 25, 35, 45, 47, 52 ve geçici 1. maddelerinde;
- İl özel
yönetimi tanımlanırken, "il halkı" yanında "il"in yerel ortak
gereksinmelerinin de bu yönetimlerce karşılanacağına yer verilerek,
il özel yönetimleri farklı bir boyuta taşınmakta,
- Yine bu tanımda, il özel yönetimlerine ilk
kez idari ve mali özerklik tanınmakta; bunlarla ilgili olarak diğer
maddelerde il özel yönetimleri, merkezi yönetimin onayına bağlı
olmadan,
¥Gerçek ve tüzel kişilere izin ve ruhsat
vermek,
¥Yasak koymak ve uygulamak,
¥Taşınır ve taşınmaz malları almak, satmak,
kiralamak, kiraya vermek, takas etmek, bunlar üzerinde sınırlı ayni
hak tesis etmek,
¥İç ve dış borç almak,
¥Özelleştirme yapmak,
¥Yurt içi ve dışındaki yerel yönetimler ve
birlikleri ile işbirliği yapmak,
¥Sermaye şirketleri kurmak,
gibi görev ve yetkilerle donatılmakta,
- İl özel
yönetiminin görev ve yetkileri, belirgin ve sınırlı biçimde tek tek
sayılmak yerine hizmet alanları belirtilmekte; yasalarla açıkça
başka kurum ve kuruluşlara verilmeyen yerel nitelikteki her türlü
görev ve hizmetin il özel yönetimlerince yerine getirileceği genel
ve soyut biçimde öngörülmekte; bu arada, il özel yönetiminin hangi
hizmet alanlarında il genelinde, hangi hizmet alanlarında belediye
sınırları dışında yetkili olacağı vurgulanmakta,
- Valiliğin organlar içindeki yeri son
sıraya düşürülüp, valilerin il genel meclisi başkanlığı görevine son
verilmekte; il genel meclisi tek karar organı olarak düzenlenip,
başkanını kendi üyeleri arasından seçmesi, meclis gündemini başkanın
belirlemesi, yılda iki kez yerine her ay toplanması öngörülmekte;
meclis kararlarının kesinleşmesi için valinin "onay"ına sunulma
zorunluluğu kaldırılmakta; valinin hazırladığı yıllık etkinlik
raporunun yetersiz görülmesi durumunda yetersizlik kararının "gereği
yapılmak üzere" İçişleri Bakanlığı'na gönderileceği belirtilerek, özerklikten
öte bağımsız niteliğe kolayca dönüşebilecek yerel bir meclis
oluşturulmakta,
- İl özel yönetimi örgütlenmesinde genel
sekreterlik oluşturulup, il özel yönetimi hizmetlerinin genel
sekreterce yürütüleceği, genel sekreterin valiye karşı sorumlu
olacağı, il encümenine valinin bulunmaması durumunda genel
sekreterin başkanlık yapacağı vurgulanarak vali yardımcılarının
yerel organlardaki yetkisi kaldırılmakta; dolayısıyla, vali ve
kaymakamlara bu organlardaki görevleri nedeniyle yapılan ödemeler
sürdürülüp vali yardımcılarının ödeneği kesilmekte, böylece mesleki
mali statü yönünden hiyerarşik yapı bozulmakta,
- Bütçenin ve kesinhesabın kabulünde ve
kesinleşmesinde il genel meclisi kararı yeterli görülmekte,
- İl özel
yönetimleri "genel yetkili" organlara dönüştürülmektedir.
İl özel yönetimlerinin yapılanması ve
işleyişine yönelik köklü değişiklikler getiren incelenen Yasa'nın
anılan düzenlemelerinin hukukun genel ilkelerine, anayasal kurallara
ve kamu yararına uygun düşüp düşmediğinin değerlendirilmesi
gerekmektedir.
Bunun için, Türkiye Cumhuriyeti Devleti
Yönetimi'nin yapılanmasında esas olan anayasal ilkeleri ortaya
koymak; ulus devletin düşünsel temellerine ve tekil devlet modelinde
örgütlenmeye egemen olan "merkeziyetçilik" ve "yerinden yönetim"
ilkeleriyle bunları tamamlayan "idarenin bütünlüğü" ve "idari
vesayet" kavramları üzerinde durmak gerekli görülmüştür.
2- Anayasa'nın başlangıç bölümünde, bu
Anayasa'nın Yüce Türk Devleti'nin bölünmez bütünlüğünü belirlediği,
hiçbir etkinliğin Türk ulusal çıkarları, Türk varlığı, Devlet'i ve
ülkesiyle bölünmezliği esası karşısında koruma göremeyeceği
belirtilmiş; 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin başlangıçta
belirtilen temel ilkelere dayanan bir Devlet olduğu vurgulanmış; 5.
maddesinde de, Türk Ulusu'nun bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin
bölünmezliğini korumak Devlet'in temel amaç ve görevleri arasında
sayılmıştır.
Bu
kurallar, Anayasa'da "tekil devlet" modelinin kabul edildiğini
göstermektedir. Tekil devlet modeli, merkeziyetçi yapıyı ve ancak
onun denetim ve gözetiminde merkez dışı örgütlenmeyi olanaklı
kılmaktadır.
Anayasa'da, hem yasama, yürütme ve yargı
erki merkeze bağlanarak siyasal, hem de yönetim düzeneğinde merkez
esas alınarak yönetsel yönden merkeziyetçilik benimsenmiştir.
Anayasa'nın 123. maddesinde, yönetimin,
- Kuruluş ve görevleriyle bir "bütün"
olduğu,
- Merkezden yönetim ve yerinden yönetim
esaslarına dayandığı,
kuralına yer verilmiştir.
Merkezi yönetim Anayasa'nın 126., yerel
yönetimler ise 127. maddelerinde düzenlenmiştir.
126. maddeye göre,
- Türkiye, merkezi yönetim kuruluşu yönünden
coğrafya durumuna, ekonomik koşullara ve kamu hizmetlerinin
gereklerine göre illere, iller de diğer kademeli bölümlere
ayrılmakta,
- İllerin yönetimi "yetki genişliği" esasına
dayanmaktadır.
127. maddeye göre de,
- Yerel yönetimler; il, belediye ya da köy
halkının yerel ortak gereksinimlerini karşılamak üzere, kuruluş
ilkeleri yasayla belirlenen, yasada gösterilen karar organları
seçmenlerce seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileridir.
- Yerel yönetimlerin kuruluş ve görevleri
ile yetkileri "yerinden yönetim" ilkesine uygun olarak yasayla
düzenlenecektir.
- Merkezi yönetim, yerel yönetimler
üzerinde,
¥Yerel hizmetlerin yönetimin bütünlüğü
ilkesine uygun biçimde yürütülmesi,
¥Kamu görevlerinde birliğin sağlanması,
¥Toplum yararının korunması,
¥Yerel gereksinimlerin gereği gibi
karşılanması,
amacıyla, yasada belirtilen esas ve usuller
çerçevesinde "idari vesayet" yetkisine sahiptir.
Görüldüğü gibi, Anayasa'da, tekil devlet
modelinin yönetsel örgütlenmedeki temel ilkeleri, "merkezden
yönetim", "yerinden yönetim" ve bunları tamamlayan "idarenin
bütünlüğü" olarak belirlenmiştir.
Ayrıca, yönetsel örgütlenme,
- Merkez-taşra ilişkisi yönünden "yetki
genişliği",
- Merkezi yönetim-yerel yönetim ilişkisi
yönünden "idari vesayet",
ilkelerine dayanmaktadır.
Merkezi yönetim ve yerel yönetimler, Devlet
iktidarının örgütlenmesinde hizmeti ve coğrafyayı esas alarak iki
temel parçayı oluşturmaktadır. Bu iki parçalı yapının yönetsel
örgütlenmede farklı sonuçlara yol açmaması için, Anayasa'da
"idarenin bütünlüğü" ilkesine yer verilmiş ve yerinden yönetim,
devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliği ve yönetimin tümlüğü
ilkeleriyle sınırlandırılmıştır.
"İdarenin bütünlüğü" ilkesi, tekil devlet
modelinde yönetim alanında öngörülen temel ilkedir. Bu ilke,
yönetsel işlev gören ayrı hukuksal statülere bağlı değişik
kuruluşların "bir bütün" oluşturduğunu anlatmaktadır.
Tekil devlet modelinde, tek bir egemenlik
vardır ve devlet tek yetkilidir. Devletin örgütsel yapısı parçalı
bir görünüm sergilese ve devlet yetkisini kullanan birçok kamu
tüzelkişisi olsa da, bunların arasındaki birlikteliği "idarenin
bütünlüğü" ilkesi sağlamaktadır.
Parçalı yapıda olan yönetimde, "bütünlüğü"
sağlamaya yönelik iki hukuksal araç, "hiyerarşi" ve "idari
vesayet"tir. Hiyerarşi, başka bir deyişle "yetki genişliği" ilkesi,
tek bir tüzelkişilik içinde yer alan çeşitli örgüt ve birimler,
idari vesayet ise, merkezi yönetim ile yerinden yönetim kuruluşları
arasındaki "bütünleşmeyi" sağlamaktadır.
"İdarenin bütünlüğü" ilkesi, merkezin
denetimi ve gözetimi ile yaşama geçirilmektedir. Genel yönetimin
taşra örgütlenmesi üzerindeki denetimi "hiyerarşik denetim";
yerinden yönetimler üzerindeki denetimi ise "vesayet denetimi"dir.
Yerinden yönetimin en önemli sakıncası,
Devlet'in birliğini ve kamu hizmetlerinin tutarlılığını
bozabilmesidir. Bu sakıncayı önlemek için Devlet'e ve onu temsil
eden merkezi yönetime, yerinden yönetim kuruluşlarının eylem ve
işlemlerini denetlemek ve gerektiğinde bozabilmek yetkisi
tanınmıştır. Bu yetki, "idari vesayet" kavramı ile Anayasa'da yerini
almıştır.
"İdari vesayet"i, kamu düzenini ve ülke
bütünlüğünü sağlamak için, kamu yararı amacıyla, yasaların verdiği
yetkiye dayanarak, merkezi yönetim örgütünün, yerel yönetim ile kamu
hizmeti yönetimi tüzelkişilerinin organları, işlemleri ve parasal
kaynakları üzerindeki denetimi olarak tanımlamak olanaklıdır. Bu
yönüyle idari vesayet yetkisi, yerinden yönetim kuruluşlarına
tanınan özerkliğin ayrıklığını oluşturmaktadır.
Anayasa'nın 127. maddesine göre idari
vesayet, hukuksallık denetimi yanında yerindelik denetimini de
içermektedir.
İdari vesayet yetkisi, il özel
yönetimlerinin tüm eylem, işlem ve etkinliklerinin merkezi yönetimin
denetiminde olmasını; bu bağlamda, yasada belirtilen il genel
meclisi kararlarının valinin onayına bağlı tutulmasını
gerektirmektedir. İncelenen Yasa'daki düzenleme bu gereğe uygun
düşmemektedir.
İncelenen Yasa'yla il özel yönetimindeki
yetkileri zayıflatılan vali, Devlet'in ve Hükümet'in ildeki
temsilcisi olmasına karşın gücünü ve etkisini yitirmektedir.
Ayrıca, pek çok maddesi Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kurulu'nca kabul edilen Kamu Yönetiminin Temel
İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Yasa Tasarısı'nda,
merkezi yönetimin il örgütlerinin çoğunun kaldırılması,
kimilerinin de yerel yönetimlere devredilmesi öngörülerek valinin il
genel yönetimindeki yetkileri de azaltılmaktadır.
Bu
düzenlemeler, amaçlanmasa da, Anayasa'da öngörülmeyen bir yönetim
sistemine geçilmesine neden olabilecek niteliktedir.
İncelenen Yasa'nın yukarıda yer verilen
maddelerinin,
- Tekil devlet
modelinden "yerel" ağırlıklı devlet modeline geçişe olanak sağlayan,
-
Güçlü merkezi yönetim yerine güçlü yerel yönetimlere yer veren,
-
İl özel yönetimlerini, il genel yönetimini de kapsayacak biçimde
genel yetkili duruma getiren,
içerikleriyle,
Anayasa'nın "tekil devlet modeli"ne, "idarenin bütünlüğü", "yetki
genişliği", "idari vesayet" ilkelerine ve kamu yararına uygun
düşmediği görülmektedir.
3- Yukarıdaki değerlendirmeler dışında kimi
konular üzerinde ayrıca durulması gerekli görülmüştür:
a- İncelenen Yasa'nın 3. maddesinin (a)
bendinde, il özel idaresi tanımlanırken, "İlin ve il sınırları
içindeki halkın mahalli müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını
karşılamak üzere kurulan..." anlatımı kullanılarak, "il halkı"
yanında "il" ayrıca belirtilmiştir.
Bu ayrımla, il özel idaresi, il genel
yönetimini de içerecek biçimde illerin genel yetkili yönetim birimi
gibi tanımlanmış olmaktadır.
Anayasa'nın 126 ve 127. maddelerine göre,
illerde, merkezi yönetimin uzantısı olan ve "yetki genişliği"
esasına göre oluşturulan il genel yönetimi ile, bir yerel yönetim
örgütlenmesi olan ve "idari vesayet" ilkesine göre oluşturulan il
özel yönetimi bulunmaktadır.
İl halkının ortak yerel gereksinmelerinin
karşılanması il özel idaresinin, il halkının ortak yerel
gereksinmeleri dışında kalanlar ile "il"in tüm hizmetlerinin
karşılanması da il genel yönetiminin görev alanına girmektedir.
Anayasa'nın yerel yönetimleri düzenleyen
127. maddesinde, yerel yönetimlerin, "il...halkının mahalli müşterek
ihtiyaçlarını karşılamak üzere..." kurulacakları açık biçimde
belirtilmiştir.
Bu nedenle, incelenen Yasa'nın 3. maddesinin
(a) bendindeki tanım Anayasa'nın 126 ve 127. maddeleriyle
bağdaşmamaktadır.
b- İncelenen Yasa'nın 6. maddesinin birinci
fıkrasında,
"İl özel idaresi; kanunlarla başka bir kamu
kurum ve kuruluşuna verilmeyen mahalli müşterek nitelikteki her
türlü görev ve hizmeti yapar, gerekli kararları alır, uygular ve
denetler."
denilmektedir.
Anayasa'nın 126. maddesinde, merkezi
yönetimin örgütlenmesine ilişkin ölçütler "coğrafya durumu, ekonomik
koşullar ve kamu hizmetlerinin gerekleri" olarak sayılmıştır.
Maddede, merkezi yönetimin görevlerini belirginleştiren ya da
sınırlayan bir düzenleme yapılmamıştır.
Buna karşın, Anayasa'nın 127. maddesinde,
yerel yönetimlerin örgütlenmesi hem "coğrafya" hem de "konu"
yönünden sınırlandırılmıştır. Maddeye göre, yerel yönetimler, ancak
yöresel olarak örgütlenebilmekte ve yalnızca yerel ortak
gereksinimlerin karşılanması yönünden görevlendirilebilmektedir.
Anayasa'ya göre merkezi yönetim, Devlet
iktidarını ve tüm kamu hizmetlerini ülke genelinde örgütlerken,
yerel yönetimler, sınırlı bir coğrafyada ortak yerel gereksinimlerin
karşılanması gibi sınırlı bir konuda örgütlenebilmektedir.
Buna göre, yönetsel örgütlenmede, merkezi
yönetim konu yönünden genel, yerel yönetimler ise özel görevlidir.
Başka bir anlatımla, yasalarda merkezi yönetimin görevleri soyut ve
genel, yerel yönetimlerin görevleri somut ve belirgin biçimde
düzenlenmelidir.
İl özel yönetiminin görev ve yetkileri
incelenen Yasa'nın 6. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiş; bu
görevlerden kimilerinin hangi coğrafi sınırlar içinde yerine
getirileceği de ikinci fıkrasında kurala bağlanmıştır.
Maddenin birinci fıkrasıyla, il özel
yönetimi, "yasalarla başka bir kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen",
"mahalli müşterek nitelikteki" her türlü görev ve hizmeti yapmak,
gerekli kararları almak, uygulamak ve denetlemekle görevlendirilmiş,
başka bir anlatımla kamu hizmetlerinin yürütülmesi yönünden
"genel görevli" kılınmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde
sayılan hizmetlerin il sınırları içinde; (b) bendinde sayılan
konuların ise belediye sınırları dışında il özel yönetimince
yürütüleceği kurala bağlanarak, kimi görevler yönünden yetkinin
sınırları, konu yönünden değil, yalnızca yer yönünden çizilmektedir.
Yapılan düzenlemede, her ne kadar "yasalarla
başka bir kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen" ve "mahalli müşterek
nitelikteki" görevlerden söz edilerek konu yönünden sınır getirilmiş
izlenimi yaratılmaya çalışılmış ise de, bu ölçütler soyut olup, il
özel yönetimlerini "genel görevli" konumdan çıkarmaya yetmemektedir.
Çünkü, merkezi yönetim örgütlenmesinde yer
alan kamu kurum ve kuruluşlarının görevi kapsamında sayılmayan ya da
genel görevli bir kamu kurum ya da kuruluşunun görev alanında yer
almakta iken, yapılacak bir yasal düzenleme ile o kurum ya da
kuruluşun görev kapsamından çıkarılan her türlü kamusal hizmet, bu
madde nedeniyle, başkaca bir yasal düzenlemeye gerek kalmaksızın il
özel idarelerinin görev alanına girecektir.
Ayrıca, çoğu maddesi Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kurulu'nda kabul edilen, ancak, kimi maddeleri
üzerindeki görüşmeler tamamlanmadığı için henüz yasalaşmayan "Kamu
Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında
Kanun Tasarısı"nda yer verilen ilgili kurallara kısaca değinilmesi,
konunun açıklığa kavuşturulması yönünden gerekli görülmüştür.
Yasa Tasarısı'nın 7. maddesinde, merkezi
yönetimce yürütülecek görevler sayılarak sınırlandırılmış; 8.
maddesinde ise, yerel ortak gereksinimlere ilişkin tüm görev, yetki
ve sorumlulukların yerel yönetimlerce yerine getirileceğinin
belirtilmesi yeterli görülmüştür.
Madde gerekçelerinde de, merkezi yönetimler
ile yerel yönetimlerin görev, yetki ve sorumluluklarının, getirilen
yeni kamu yönetimi anlayışına uygun olarak ele alındığı; merkezi
yönetimin görev ve yetkilerinin sayılarak sınırlandırıldığı, bunlar
dışında kalanların yerel yönetimlerce yürütülmesinin öngörüldüğü
belirtilmiştir.
Bu Yasa Tasarısı'nın 7 ve 8. maddeleri ile
incelenen Yasa'nın 6. maddesinin birlikte değerlendirilmesinden,
yerel yönetimlerin, bu bağlamda il özel idarelerinin, kamu
hizmetlerinin görülmesinde genel görevli örgüt durumuna getirildiği
görülmektedir.
Öte yandan, yürürlükteki İl Özel İdaresi
Yasası'nın 78. maddesine 3360 sayılı Yasa'yla eklenen 13. bendin
ikinci tümcesindeki "İl özel idarelerinin görevli olduğu mahalli ve
müşterek ihtiyaçların kapsamı ve sınırı Bakanlar Kurulu'nca tespit
olunur." kuralının iptaline ilişkin, Anayasa Mahkemesi'nin
22.06.1988 günlü, E.1987/18, K.1988/23 sayılı kararında,
"Yerel yönetimlere ilişkin temel kavramlar
üzerinde yapılan bu açıklamalar da göstermektedir ki, yerel
yönetimlerin kuruluş esasları, karar organlarının oluşumu, görev ve
yetkilerinin belirlenmesi, merkezi yönetimle bağ ve ilgileri, bunlar
üzerinde uygulanacak idari vesayet yetkisi, yasal bir düzenlemeyi
gerektirmekte, Ôyasallık' vazgeçilmez bir koşul olmaktadır.
Anayasa'nın 123. ve 127. maddeleri bu koşulu açık-seçik
vurgulamaktadır. O halde:
1- İl Özel İdaresi Kanunu (İUVKM.)'nun 78.
maddesine, 3360 sayılı Yasanın 2. maddesiyle eklenen 13. bendin
ikinci tümcesiyle Ôİl Özel İdarelerinin görevli olduğu mahalli ve
müşterek ihtiyaçların kapsamı ve sınırı...'nın saptanması yetkisinin
Bakanlar Kurulu'na verilmesi, yasallık ilkesi ile
çatışmaktadır. Burada Bakanlar Kurulu kararı, yasa yerini
almaktadır.
Bakanlar Kurulu'na bu yetkinin yasayla
verilmiş olması da, Anayasa açısından yasal düzenleme koşulunun
yerine getirildiği biçiminde yorumlanamaz. Anayasa Mahkemesi'nin
konuya ilişkin kararlarında ortaya koyduğu ölçütlere göre, yasa
koyucu, genel kuralları koyarak yönetime, takdir yetkisine göre
düzenleyebileceği bir alan bırakırken, Anayasa'nın öngördüğü
yönetimin yargısal denetiminin etkinliğini engellemiyecek nesnel
kurallara bağlamalıdır."
denilerek, yasallık ilkesi gereği, il
özel yönetimlerinin görevlerinin yasada sayılması gerektiği kabul
edilmiştir.
Yasama organının, herşeyden önce bir
hizmetin yerel mi, yoksa ülke düzeyinde mi olduğunu belirlemesi;
yerel düzeyde görülen hizmetlerin yasada sayılması gerekmektedir.
Tersi durumda, yurttaşlara standart bir kamu
hizmeti sunma olanaksızlaşacak, hizmetler yönünden bölgesel ve yerel
dengesizlikler artacaktır.
İncelenen Yasa'nın 6. maddesinde il özel
yönetimlerinin görevlerinin sınırlı ve belirgin değil, genel ve
soyut kavramlar kullanılarak düzenlendiği görülmektedir. Bu genel ve
soyut kavramların içeriğinin belirginleştirilmesinde il özel
yönetimlerinin yetkili organlarının etkili olması kaçınılmazdır. Bu
durumda, Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda açıklanan kararıyla Bakanlar
Kurulu yönünden Anayasa'ya uygun görülmeyen bir yetkinin il özel
yönetimlerine tanındığı sonucuna varılmaktadır ki, bunun
olanaksızlığı açıktır.
Bu nedenle de, incelenen Yasa'nın 6. maddesi
Anayasa'nın 126 ve 127. maddesindeki ilkelerle bağdaşmamaktadır.
c- İncelenen Yasa'nın 6. maddesinin ikinci
fıkrasının (a) bendinde, il özel yönetimlerinin il sınırları içinde
yapmakla görevli ve yetkili oldukları konular arasında "eğitim"
hizmetleri de sayılmıştır.
Bentteki, "Eğitim(e)...ilişkin hizmetleri il
sınırları içinde... yapmakla görevli ve yetkilidir" anlatımından,
- İlköğretim ya da ortaöğretim ayrımı
yapılmadan,
- Yapım ve yönetim sınırlaması getirilmeden,
eğitime ilişkin tüm hizmetlerin il özel
yönetimlerinin görevi içine alındığı görülmektedir.
Yürürlükteki İl Özel İdaresi Yasası'nın 78.
maddesinin 9. bendinde, ilkokulların tesis ve yapımı ile bunların
yönetim ve gözetim görevi il özel yönetimlerine verilmiş iken,
incelenen Yasa'da "Eğitim(e) ilişkin hizmetler" düzenlemesinin
getirilmesi, yukarıdaki anlayışı geçerli kılmaktadır.
aa- Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş
felsefesi, coğrafi ve siyasal yönden tekil devlet yapısını, tam
bağımsızlık ilkesini, yönetsel yönden laik, demokratik, sosyal,
hukuk devletini, ekonomik, sosyal, kültürel ve sanatsal yönden de
çağdaş bir Türkiye'yi hedeflemektedir.
Atatürk devriminin amacı, aydınlanma çağını
yakalamak ve Türk toplumunu çağdaşlaştırmaktır. Bu amaç, Anayasa'nın
başlangıcında "çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak", 174. maddesinde
de, "çağdaş uygarlık düzeyini aşmak" biçiminde anlatımını bulmuştur.
Çağdaş yönetim anlayışında, devletin temel
görevlerine çekilmesi gerektiği savunulurken, bu görevler adalet,
savunma, eğitim ve sağlık olarak sayılmakta, ülke olanaklarının bu
alanlara özgülenmesiyle başarının yakalanacağı vurgulanmaktadır.
Özellikle eğitim konusunda başarılı olamayan
ülkelerin geleceklerini tehlikeye atacakları kuşkusuzdur. Çünkü
eğitim, diğer tüm başarıların temelini, altyapısını ve kaynağını
oluşturmaktadır.
Çocuklarımızın, ülkemizin gerçekleri ve
gereksinimleri yönünde, gelişen ve değişen dünya gereklerine uygun
çağdaş bir eğitim ortamı içinde yetiştirilmesi çağı yakalamanın
zorunlu koşuludur.
Anayasa'nın çağdaş bir eğitim ve öğrenim
öngörülen 42. maddesinde,
- Kimsenin eğitim ve öğretim hakkından
yoksun bırakılamayacağı,
- Eğitim ve öğretimin, Atatürk ilke ve
devrimleri doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre,
Devlet'in gözetim ve denetimi altında yapılacağı,
- Eğitim ve öğretim özgürlüğünün Anayasa'ya
sadakat borcunu ortadan kaldırmayacağı,
- İlköğretimin kız ve erkek tüm yurttaşlar
için zorunlu ve Devlet okullarında parasız olacağı,
belirtilmiştir.
Anayasa'da eğitim ve öğretim, birey yönünden
hak olarak tanınırken, Devlet'in de başta gelen ödevlerinden
sayılmıştır.
Devlet'in bu ödevleri yerine getirmesinin
yolu, kuşkusuz, Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda, aklın
egemenliğine dayanan, çağdaş eğitim ve öğretim kurumları
oluşturması, varolanları geliştirmesidir.
Eğitim ve öğretim hizmetlerine, Devlet'çe
önemli ağırlık verilmesi, çağın ve Anayasa'nın gereğidir. Bu gerek,
eğitim ve öğretim hizmetlerinin merkezi yönetimin görevleri arasında
kalmasını zorunlu kılmaktadır.
Çağdaşlaşma yolunda böylesine büyük önemi
bulunan eğitim hizmetlerinin il özel yönetimlerine bırakılması,
toplumsal yarar yönünden uygun düşmemektedir.
bb- Anayasa koyucu, Atatürk devrimlerinin
temel felsefesinin önemini, devrim yasalarını 174. maddesi ile
korumaya alarak vurgulamıştır.
Anayasa'nın 174. maddesinde, Türk toplumunu
çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyeti'nin
laik niteliğini koruma amacı güden devrim yasaları tek tek sayılarak
anayasal güvenceye alınmıştır.
Bu yasalar, maddede de belirtildiği gibi
laiklik ilkesiyle doğrudan ilgili bulunmakta, Cumhuriyetimizin laik
niteliğini somutlaştırmakta ve ona içerik kazandırmaktadır. Bu
nedenle, Anayasa'nın 174. maddesi, başlangıcı ile 2. ve 24.
maddelerinden ayrı düşünülemez ve onları tamamlayıcı niteliktedir.
Ülkemizde laik öğretime geçiş, Anayasa'nın
174. maddesiyle korumaya alınan 03 Mart 1924 günlü, 430 sayılı
Öğretim Birliği Yasası ile gerçekleştirilmiştir. Bu Yasa'yla, Şeriye
ve Evkaf Bakanlığı ile vakıflarca yönetilen medreseler ve dini
eğitim veren okullar kapatılmış, Türkiye'deki tüm okullar, Milli
Eğitim Bakanlığı'na bağlanmıştır.
Öğretim birliği ilkesinin amacı, eğitimi tek
elden uygulanan bir Devlet politikası durumuna getirerek, akla ve
bilime dayalı programlarla çağdaş uygarlık hedefine yönelmiş
yurttaşlar yaratmaktır.
Başka bir anlatımla, Türk milli eğitiminin
genel amacı, Türk Ulusu'nun tüm bireylerini, Atatürk ilke ve
devrimlerine ve Anayasa'da anlatımını bulan Atatürk
Milliyetçiliği'ne bağlı, Anayasa'nın başlangıcında belirtilen temel
ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan
Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve
bunları yaşamında uygulayan yurttaşlar olarak yetiştirmektir.
Yasakoyucu, kişiler yönünden hak, devlet
yönünden ödev olan eğitim ve öğrenim hakkını düzenlerken, toplumun
gereksinim duyduğu insan gücünün yetiştirilmesi, böylece, toplumsal,
ekonomik ve kültürel kalkınmanın sağlanması gibi hususları gözetmek
zorundadır. Bunun merkezi planlama, programlama ve uygulamayı
gerektireceği açıktır.
Eğitimde, planlama ve program kadar, belki
ondan da fazla önemli olan uygulamadır. Uygulamada illere göre
yaşanacak sapmalar, laik eğitim ve ulusal birlik yönünden
aykırılıklara neden olacaktır.
Eğitim hizmetlerinin, yurt düzeyinde ve
ulusal düzeyde, ülkedeki tüm yurttaşlara fırsat ve olanak eşitliği
sunacak biçimde merkezi yönetimin genel sorumluluğu altında
yürütülmesi gerekmektedir.
Bunun tersine, eğitim hizmetlerinin il
özel yönetimlerine bırakılması, eğitimin laikleşmesini ve tek elden
yürütülmesini amaçlayan öğretim birliği ilkesiyle, ulusal birlik
amacıyla, demokratik, laik, eşitlikçi, adil, işlevsel ve bilimsel
temellere dayalı eğitim anlayışıyla, Anayasa'nın Atatürk ilke ve
devrimlerini temel alan ruhuyla bağdaşmamaktadır.
cc- Ayrıca, birçok maddesi Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulu'nca kabul edilen Kamu Yönetiminin Temel
İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Yasa Tasarısı'nın 7.
maddesinin (d) bendinde, "milli eğitimle ilgili görev ve hizmetler"
merkezi yönetimce yürütülecek görev ve hizmetler arasında
sayılmıştır.
İncelenen Yasa'da eğitimle ilgili tüm
hizmetlerin il özel yönetimlerine bırakılması iki düzenleme arasında
uyumsuzluk yaratmaktadır.
d- İncelenen Yasa'nın 10. maddesinin (k)
bendinde, "halk denetçisini seçmek" il genel meclisinin görev ve
yetkileri arasında sayılmıştır.
Yürürlükteki kurallarda "halk denetçiliği"
kurumu bulunmamaktadır. Bu kuruma henüz yasalaşmayan Kamu
Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Yasa
Tasarı'sında yer verildiği bilinmektedir.
Yürürlüğe girmemiş bir düzenlemeye
dayanılarak il genel meclisine görev ve yetki verilmesi, yasa yapma
tekniğine uygun düşmemekte, hukuk devleti ilkesiyle
bağdaşmamaktadır.
Ayrıca, belirtmek gerekir ki, halk
denetçiliği kurumu Anayasa'da düzenlenmemiştir.
Anayasa'ya göre, idari işlem ve eylemlerin
hukuka uygunluk denetimi idari yargı yerlerince yapılmaktadır. Bu
sistemin önüne, Kamu Yönetimi Temel İlkeleri ve Yeniden
Yapılandırılması Hakkında Yasa Tasarısı'nın incelenmesinden
anlaşıldığı üzere, yine hukuka uygunluk denetimi yapan bir birimin
eklenmesi anayasal sorun yaratacak niteliktedir. Çünkü, kararlar
arasındaki çelişkinin yoğunlaşması yargıya karşı güven bunalımına
neden olacaktır.
Yayımlanması yukarıda açıklanan gerekçelerle
uygun görülmeyen 5197 sayılı "İl Özel İdaresi Kanunu", 3, 6, 7, 10,
11, 13, 15, 18, 25, 35, 45, 47, 52 ve geçici 1. maddelerinin Türkiye
Büyük Millet Meclisi'nce bir kez daha görüşülmesi için, Anayasa'nın
değişik 89 ve 104. maddeleri uyarınca ilişikte geri gönderilmiştir.
Ahmet Necdet SEZER
CUMHURBAŞKANI
|