Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 2. Yasama Yılı
92. Birleşim 25/Mayıs /2004 Salı


Formun Üstü

Formun Altı

Tutanak toplam 74 sayfadır.


DÖNEM : 22 YASAMA YILI : 2

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 50

92 nci Birleşim

25 Mayıs 2004 Salı

İ Ç İ N D E K İ L E R

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Ali Temür'ün, Karadeniz Bölgesinde fındık üretimini etkileyen don olayı sonucunda üreticilerin zararının boyutlarına ve alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı

2.- Ordu Milletvekili İ. Sami Tandoğdu'nun, Karadeniz Bölgesinde fındık üretimini etkileyen don olayı sonucunda üreticilerin zararının boyutlarına ve alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı

3.- Manisa Milletvekili Hüseyin Tanrıverdi'nin, Türkiye-Filistin Parlamentolararası Dostluk Grubu olarak Filistin'e yaptıkları ziyaret ve temaslarla ilgili izlenimlerine ilişkin gündemdışı konuşması

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Devlet eski Bakanı Eyüp Aşık hakkındaki dosyaya ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/567)

2.- Orman eski Bakanı ve Tarım ve Köyişleri eski Bakanı Nevzat Ercan ile Tarım ve Köyişleri eski Bakanları İsmet Attila, Musa Demirci ve Mustafa Rüştü Taşar haklarındaki dosyalara ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/568)

3.- Balıkesir Milletvekili Sedat Pekel'in (6/1084) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/183)

1


4.- Almanya'nın Bonn Şehrinde düzenlenmesi öngörülen Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına İlişkin Uluslararası Parlamenterler Forumuna bir parlamento heyetinin katılmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/569)

5.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bir heyetle birlikte İrlanda'ya yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/570)

6.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın bir heyetle birlikte İsviçre'ye yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/571)

7.- Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç'ın, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Bankalar Kanunu Hükümlerine İstinaden Bankacılık İşlemleri Yapma ve Mevduat Kabul Etme İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketi Hakkında Tesis Edilecek Bazı İşlemler Hakkındaki Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin (2/236) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/184)

8.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün; Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/205) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/185)

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil ve 24 milletvekilinin, gençlerimizin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/191)

V.- ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

VI.- GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI

A) ÖNGÖRÜŞMELER

1.- CHP Grubu adına Grup Başkanvekilleri, Samsun Milletvekili Haluk Koç, İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol ve İstanbul Milletvekili Ali Topuz'un Irak Halkına yöneltilen şiddet ve Türkiye'nin Irak politikası konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/14)

2.- Kayseri Milletvekili Taner Yıldız ve 21 milletvekilinin Irak Halkına yöneltilen şiddet ve işkence olaylarının ulusal ve uluslararası düzeydeki yansımaları konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/15)

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)

2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)

3.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.Sayısı: 349)

5.- Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair 560 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Tarım, Orman ve Köyişleri ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonları Raporları (1/238) (S. Sayısı 428)

6.- Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/806) (S. Sayısı: 454)

7.- Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/705) (S. Sayısı: 432)

VIII.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İzmir Milletvekili Kemal Anadol'un, çeşitli kanunlar uyarınca yargılananlara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı (7/1986)

2.- Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, tarihî eserlerin tahribatının gözlenmesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı (7/2136)

3.- İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in, yargının baskı altında olduğu iddialarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı (7/2210)

4.- Ankara Milletvekili İsmail Değerli'nin, Ankara Büyükşehir Belediyesi hakkında açılan davalara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı (7/2229)

2


5.- İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in, yurt dışında bulunan Sivas olayı sanıklarının iadesiyle ilgili girişimde bulunulup bulunulmadığına ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı (7/2284)

6.- Adana Milletvekili N.Gaye Erbatur'un, Emekli Sandığı sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın cevabı (7/2319)

7.- Muğla Milletvekili Ali Arslan'ın, Muğla-Dalaman'da tarımsal üretime verilen zararın önlenmesine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin cevabı (7/2323)

8.- İstanbul Milletvekili Gürsoy Erol'un, özürlü vatandaşların oy kullanımıyla ilgili YSK tarafından alınan tedbirlere ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı (7/2325)

9.- İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in, bazı gazetecilerden oluşan "İkinci Cumhuriyetçi"ler listesinin gerçekliğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı M.Vecdi Gönül'ün cevabı (7/2341)

10.- İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in, bir yayın grubuna ait mal varlıklarının satışına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in cevabı (7/2348)

11.- İzmir Milletvekili Yılmaz Kaya'nın, bir açıklamasına ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün cevabı (7/2352)

12.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, bir vatandaşın AİHM'ye götürdüğü bir davaya ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün cevabı (7/2353)

13.- Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir'in, THY Milano Ofisi tarafından dağıtıldığı iddia edilen bir broşüre ilişkin Başbakandan sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın cevabı (7/2385)

14.- Hatay Milletvekili Züheyir Amber'in, İsdemir Limanında tutulan toksik atık yüklü gemiye ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin cevabı (7/2416)

15.- Manisa Milletvekili Hasan Ören'in, bedelli askerlik uygulamasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı M.Vecdi Gönül'ün cevabı (7/2418)

16.- İzmir Milletvekili Muharrem Toprak'ın, halk pazarlarında satılan gıdaların denetimine ilişkin Başbakandan sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/2419)

17.- Konya Milletvekili Atilla Kart'ın, bir holding başkanıyla görüşmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın cevabı (7/2421)

18.- Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük'ün, Çanakkale İlinin ekonomik sorunlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in cevabı (7/2427)

19.- Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı'nın, elma üreticilerinin sorunlarına,

- Konya Milletvekili Atilla Kart'ın, yapılan bir atamaya,

- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Doğu Anadoludaki çiftçilere yardım yapılıp yapılmayacağına,

- Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü'nün, ayçiçeği üretimine ve Türk tarımının sorunlarına,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı (7/2432,2433,2434,2435)

20.- Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, kırtasiye üretim ve ithalatına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı (7/2450)

21.- Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Irak Felluce'deki bombalı saldırıya ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün cevabı (7/2457)

22.- Konya Milletvekilii Atilla Kart'ın, meteoroloji istasyonlarına ve çalışan personele ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin cevabı (7/2465)

23.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun, Ankara-Beypazarı'ndaki tarihî Sultan Alaaddin Camiine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın'ın cevabı (7/2466)

24.- İstanbul Milletvekili Gürsoy Erol'un, sigara fiyat artışına ve sigarayla mücadeleye ilişkin Maliye Bakanından sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Maliye Bakanı Vekili Abdüllatif Şener'in cevabı (7/2489)

25.- Adana Milletvekili N.Gaye Erbatur'un, pirinç ithalatına,

- Diyarbakır Milletvekili Mesut Değer'in, 1999-2004 yıllarında ithal edilen araç sayısına,

İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı (7/2503,2504)

26.- Mardin Milletvekili Muharrem Doğan'ın, Sümer Holdingin özelleştirilmesi çalışmalarına ilişkin Maliye Bakanından sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in cevabı (7/2514)

3


27.- İzmir Milletvekili Canan Arıtman'ın, THY Genel Müdürünün uygulamalarına ilişkin Maliye Bakanından sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Maliye Bakanı Vekili Abdüllatif Şener'in cevabı (7/2515)

28.- Diyarbakır Milletvekili Mesut Değer'in, 1999-2004 yılları arasında üretilen veya ithal edilen taşıt sayısına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un cevabı (7/2525)

29.- İzmir Milletvekili Erdal Karademir'in, Formüla-1 yarış pisti inşa edilmesine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin cevabı (7/2526)

30.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce'nin, milletvekillerinin protokollerdeki yerlerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç'ın cevabı (7/2531)

31.- Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir'in, Tekelin bir Alman firmasına tütün satışına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın cevabı (7/2539)

32.- İzmir Milletvekili Muharrem Toprak'ın, çiftçilere yapılacak malî desteğe ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı (7/2544)

33.- Adana Milletvekili N.Gaye Erbatur'un, SHÇEK'de çocuklara hizmet veren birimlerdeki personele ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Güldal Akşit'in cevabı (7/2546)

34.- Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, çiftçilerin borçlarından kaynaklanan mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı (7/2550)

35.- İstanbul Milletvekili Bülent Tanla'nın, DİE tarafından yapılan mutluluk araştırması sonuçlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın cevabı (7/2566)

4


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak iki oturum yaptı.

Elektronik cihazla yapılan yoklamalar sonucunda Genel Kurulda toplantı yetersayısı bulunmadığı anlaşıldığından;

25 Mayıs 2004 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 15.27'de son verildi.

İsmail Alptekin

Başkanvekili

Mevlüt Akgün Mehmet Daniş

Karaman Çanakkale

Kâtip Üye Kâtip Üye

No. : 133

II. - GELEN KÂĞITLAR

21 Mayıs 2004 Cuma

Tasarılar

1.- Türk Vatandaşlığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı (1/815) (Adalet ve İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.5.2004)

2.- Kimberley Süreci Sertifika Sistemine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/816) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.5.2004)

Teklifler

1.- Nevşehir Milletvekilleri Osman Seyfi ve Mehmet Elkatmış'ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/288) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.5.2004)

2.- Nevşehir Milletvekili Rıdvan Köybaşı'nın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/289) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 14.5.2004)

Raporlar

1.- Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/806) (S. Sayısı: 454) (Dağıtma tarihi: 21.5.2004) (GÜNDEME)

2.- Ziraat Odaları ve Ziraat Odaları Birliği Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (1/788) (S. Sayısı: 455) (Dağıtma tarihi: 21.5.2004) (GÜNDEME)

3.- Basın Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Adalet Komisyonları Raporları (1/781) (S. Sayısı: 456) (Dağıtma tarihi: 21.5.2004) (GÜNDEME)

No. : 134

24 Mayıs 2004 Pazartesi

Tasarı

1. - Millî Eğitim Temel Kanunu ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı (1/817) (Plan ve Bütçe ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.5.2004)

Teklif

1. - Eskişehir Milletvekili Fahri Keskin ve 3 Milletvekilinin; Orman Kanununun Ek 8 inci Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/290) (Tarım, Orman ve Köyişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.5.2004)

Sözlü Soru Önergeleri

1. - Mersin Milletvekili Hüseyin GÜLER'in, Göksu Deltasına yapılacak olan Taşucu Tersanesine ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1113) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

2. - Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, son günlerde ekonomide yaşanan dalgalanmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1114) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

3. - Balıkesir Milletvekili Sedat PEKEL'in, jeotermal enerji kullanımına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1115) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

5


4. - Balıkesir Milletvekili Sedat PEKEL'in, bazı ilaçlarla ilgili "biyoeşdeğerlilik raporu" na ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1116) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

5. - Balıkesir Milletvekili Sedat PEKEL'in, bir ilaçla ilgili iddialara ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1117) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

6. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, yurt dışındaki işçilerimizin yurda gelişlerinde güvenliklerinin sağlanmasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1118) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

7. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, İstanbul'daki bazı hastanelerde çalışan doktorların ücretlerindeki eşitsizliğe ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1119) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)

8. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumuna ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1120) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)

9. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, kaymakam atamalarına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1121) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)

10. - Ankara Milletvekili Oya ARASLI'nın, basında yer alan bir habere ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1122) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)

Yazılı Soru Önergeleri

1. - Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin, milletvekillerinin protokollerdeki yerlerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/2531) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.4.2004)

2. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Bedelli askerliğe ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2613) (Başkanlığa geliş tarihi: 7.5.2004)

3. - İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN'in, Batı Trakya Türklerinin sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2642) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

4. - İstanbul Milletvekili Mehmet Ali ÖZPOLAT'ın, Bakırköy Sümerbank İşletmesinin satışına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2643) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)

5. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, gösterimde olan yabancı bir sinema filmine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2644) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)

6. - İstanbul Milletvekili Ali Rıza GÜLÇİÇEK'in, mahkûmlara yönelik sağlık hizmetlerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2645) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

7. - Malatya Milletvekili Muharrem KILIÇ'ın, yurt dışındaki vatandaşlarımızın boşanma işlemleriyle ilgili sorunlarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2646) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

8. - İstanbul Milletvekili Bihlun TAMAYLIGİL'in, kamu bankalarının özelleştirilmesi ile ilgili danışman firmalarla anlaşma yapılıp yapılmadığına ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/2647) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

9. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Halk Bankasının ve Ziraat Bankasının takipteki alacaklarına ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/2648) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

10. - Diyarbakır Milletvekili Mesut DEĞER'in, genetiği değiştirilmiş mısır ve soya fasulyesi ithaline ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad TÜZMEN) yazılı soru önergesi (7/2649) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)

11. - Diyarbakır Milletvekili Mesut DEĞER'in, genetiği değiştirilmiş mısır ve soya fasulyesinin ithaline ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad TÜZMEN) yazılı soru önergesi (7/2650) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)

12. - İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, TPAO'nun yurtdışında yaptığı yatırımlara ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2651) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

13. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Eti Zeolit A.Ş.'nin kapatılmasıyla ilgili çalışmalara ve yapılan atamaya ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2652) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

14. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Arpaçay ve Susuz ovalarının sulama projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2653) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

15. - Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in, SEAŞ Genel Müdürünün görevden alınmasına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2654) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

16. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Seyhan Ovası sulama projelerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2655) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)

17. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Ankara'da meydana gelen bir mahalle kavgasıyla ilgili gelişmelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2656) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

6


18. - Kırklareli Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, belediye başkanlarına yönelik zorunlu eğitim uygulamasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2657) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

19. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, bazı polis karakollarında şiddet uygulandığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2658) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

20. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, bir emniyet müdürüyle ilgili bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2659) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

21. - Antalya Milletvekili Tuncay ERCENK'in, bir filmle ilgili tanıtım eksikliği olup olmadığına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2660) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

22. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa-İznik İlçesinde bulunan Beştaş Anıtının korunmasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2661) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)

23. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa İlinin tanıtımına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2662) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)

24. - Diyarbakır Milletvekili Mesut DEĞER'in, bazı ürünlerin ithalatında gümrük vergisi değişimi yapılıp yapılmayacağına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2663) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)

25. - İzmir Milletvekili Canan ARITMAN'ın, RJ100 tipi uçakların tekrar sefere konulacağı iddiasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2664) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

26. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, sağlık meslek kuruluşlarının bakanlığa bağlanacağı iddiasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2665) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

27. - Diyarbakır Milletvekili Mesut DEĞER'in, genetiği değiştirilmiş ürünlerin ithalatına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2666) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)

28. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, genetik olarak değiştirilmiş tarımsal ürünlerle ilgili düzenlemelere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2667) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

29. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, tarım üreticilerinin sorunlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2668) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

30. - Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri SAYGUN'un, transgenik ürünlerle ilgili alınacak tedbirlere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2669) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

31. - Sinop Milletvekili Engin ALTAY'ın, fındık üretimiyle ilgili arazi tespit çalışmalarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2670) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

32. - Diyarbakır Milletvekili Mesut DEĞER'in, ithal edilen genetiği değiştirilmiş mısır ve soya fasulyesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2671) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)

33. - Mersin Milletvekili Hüseyin ÖZCAN'ın, Mersin-Tarsus İlçesinde yaşanan doğal afetten etkilenen çiftçilerin desteklenmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2672) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)

34. - Isparta Milletvekili Mevlüt COŞKUNER'in, Teşvik Yasasının uygulamasına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/2673) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

35. - İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, Aliağa ve çevresinde kurulu tesislerin çevreye verdiği zarara ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/2674) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

36. - Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün, özürlü kontenjanı uygulamasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/2675) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

37. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, özürlü vatandaşların sorunlarına ilişkin Devlet Bakanından (Güldal AKŞİT) yazılı soru önergesi (7/2676) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

38. - Hatay Milletvekili İnal BATU'nun, Romen vatandaşlarına vize uygulamasına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/2677) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)

39. - Adana Milletvekili Kemal SAĞ'ın, Adana Fen Lisesinin fiziki şartlarının iyileştirilmesine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2678) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)

40. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya-Korkuteli bölgesinde heyelan nedeniyle oluşan hasara ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2679) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri

1. - Denizli Milletvekili Mehmet U. NEŞŞAR'ın, sağlıkla ilgili harcamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2275)

2. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, bir şahısla ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2291)

3. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir yabancı dergide yer alan manevi şahsiyetini itham edici ifadeye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2293)

4. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, KESKOMB'un verdiği bir gazete ilanına ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/2305)

7


5. - Ankara Milletvekili İsmail DEĞERLİ'nin, Ankara Büyükşehir Belediyesinde usulsüzlük yapıldığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2318)

6. - Samsun Milletvekili Musa UZUNKAYA'nın, Ziraat Bankası ve Halkbank yönetim kurulu üyelerinin maaşlarına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/2326)

7. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, bazı atamalara ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/2333)

No. : 135

25 Mayıs 2004 Salı

Teklif

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 5 Milletvekilinin; Orman Kanununun İkinci Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/291) (Tarım, Orman ve Köyişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

Geri Alınan Yazılı Soru Önergesi

1.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU, vergi kaçaklarındaki artışa ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesini 25.5.2004 tarihinde geri almıştır (7/2631)

Meclis Araştırması Önergesi

1.- İstanbul Milletvekili Bihlun TAMAYLIGİL ve 24 Milletvekilinin gençlerimizin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/191) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2004)

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, ortağı olduğu şirketler olup olmadığına ve bu şirketlerin vergi durumuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2329)

2.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, Iğdır İli ve çevresindeki bazı yatırım projelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2334)

3.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, THY İtalya Milano Bürosu ve Kültür Turizm Ofisinin çalışanlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2335)

4.- Mersin Milletvekili Mustafa ÖZYÜREK'in, EMASYA birliklerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2336)

5.- Adana Milletvekili Kemal SAĞ'ın, Ziraat Bankası ve Halk Bankası yönetim kurulu üyelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2337)

6.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, aday adayı olan Giresun Valisinin görevine tekrar başlatılıp başlatılmayacağına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2340)

7.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, üniversitelerin araştırma fonlarının serbest bırakılmasına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/2347)

8.- Diyarbakır Milletvekili Muhsin KOÇYİĞİT'in, OHAL bölgesi dışına çıkartılan kamu personeline ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2356)

9.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, aday adayı olan Giresun Valisinin görevine tekrar başlatılıp başlatılmayacağına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2357)

10.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, polis emeklilerinin sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2358)

11.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa-Büyükorhan-Derecik Köyünde bulunan tarihi kalıntılara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2360)

12.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya-Kemer karayolundaki yol genişletme çalışmalarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2361)

13.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, müze ve ören yerlerine girişlere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2362)

14.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, bazı atamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2379)

15.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, bazı şahısların atamalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2381)

8


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

25 Mayıs 2004 Salı

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Enver YILMAZ (Ordu), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN- Türkiye Büyük Millet Meclisinin 92 nci Birleşimini açıyorum.

III. - Y O K L A M A

BAŞKAN- Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için 5 dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen de sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını, teknik personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, don olayının fındık mahsulüne verdiği zarar ve fındık üreticisinin mağduriyeti konusunda, Giresun Milletvekili Sayın Ali Temür'e aittir.

Buyurun Sayın Temür.

Süreniz 5 dakika.

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Ali Temür'ün, Karadeniz Bölgesinde fındık üretimini etkileyen don olayı sonucunda üreticilerin zararının boyutlarına ve alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı

ALİ TEMÜR (Giresun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; don olayının fındık mahsulüne verdiği zararlar ve fındık üreticisinin mağduriyetiyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisimizi ve halkımızı saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Temür, bir dakikanızı rica ediyorum.

Değerli arkadaşlar, konuşmacıyı kürsüden takip etme imkânımız yok; değerli arkadaşlarımızın daha sakin olmalarını ve konuşmacı değerli milletvekilimizi takip etmelerini rica ediyorum.

Buyurun.

ALİ TEMÜR (Devamla) - Fındık, yaklaşık beşbin yıldır tanınıp bilinen bir üründür. Karadeniz Bölgesinin iklim özellikleri fındık için en ideal ortamı oluşturur. Fındık ağacı, kıyılardan en çok 30 kilometre içeride ve yüksekliği 750 ilâ 1 000 metreyi geçmeyen yerlerde ürün verir. Türkiye, yıllık dünya fındık üretiminin yaklaşık yüzde 70'ini karşılamaktadır. Türk fındığı, kalite olarak "Giresun" ve "levant" olmak üzere ikiye ayrılır. Giresun kalite fındık, tadı ve içerdiği yağ oranıyla yeryüzünün en üstün fındığıdır. Levant kalite fındık ise, daha az yağ içerir, Giresun dışındaki fındık bölgelerinde yetişir.

Fındık tarımı, genellikle küçük arazilerde ve aile işletmeciliği biçiminde yapılmaktadır. Türkiye'de yaklaşık 600 000 hektar arazi üzerinde 400 000 kadar çiftçimizin fındık üretimiyle uğraştığı bilinmektedir; bu ise, doğrudan ya da dolaylı olarak 8 000 000 insanı ilgilendirmektedir.

Fındık, kökleriyle toprağımızı koruyan, meyvesiyle milyonlarca insanın geçimini sağlayan, milyarlarca dolar döviz girdisiyle ülke ekonomisine katkı sağlayan önemli bir üründür. Fındık ihracatından elde edilen gelir yıllara göre değişiklik göstermekle birlikte, 700 000 000 dolar ile 1 000 000 000 dolar arasında değişmektedir.

Nisan ayı, fındık için önem arz eden bir aydır; çünkü, nisan ayında fındık dalları yeşermeye, bahçeler yemyeşil örtüye bürünmeye ve fındık çotanakları oluşmaya başlar; ancak, bu yılın nisan ayı, fındık mahsulü için, don olayı nedeniyle, sıkıntılı bir ay olmuştur. Nisan ayının ilk günlerinde meydana gelen don olayı, fındık mahsulünü etkilemiş ve büyük zarar vermiştir. Fındık üretiminin yapıldığı yerlerin ziraat odaları, tarım il müdürlükleri, Fiskobirlik ve Fındık Araştırma Enstitüsü, olumsuz hava koşulları neticesinde meydana gelen don olayının fındık mahsulüne verdiği zararların hangi boyutlarda olduğunu araştırmışlardır. Sonuca göre, 4 Nisan 2004 günü - 2 ile - 6 derece arasında yaşanan don olayı, Giresun ve Ordu İllerimizde fındığa, ortalama olarak, yüksek kesimlerde yüzde 90, orta kesimlerde yüzde 70, sahil kesimlerde yüzde 40 oranında zarar vermiş ve ürün kaybına neden olmuştur; bu kayıp sadece 2004 yılını da içermemektedir. Söz konusu kurumların araştırmaları, 2005-2006 yılı fındık mahsulü için de,

9


yükseklerde yüzde 50-60, orta kesimlerde yüzde 30-40 ve sahil kesimlerinde yüzde 15 ile 25 arasında ürün kaybına neden olacağını ifade etmektedir.

Fındık üretimiyle uğraşan 400 000 ailemizin büyük bölümü, don olayının fındığa verdiği zarardan etkilenmiş durumdadır. Geçimlerini tamamen fındıktan sağlayan halkımız umutsuzluğa düşmüştür; zira, fındık, onların, umutlarını ve hayallerini gerçeğe dönüştürdükleri tek gelir kaynağıdır. Vatandaşlarımız, nişan, sünnet, nikâh ve düğün gibi merasimlerini bile fındığa göre organize ederler. Ekonomik hayat, büyük oranda, fındıktan elde edilen gelirle yürütülmektedir. Halkımızın tek geçim kaynağı olan fındığın don olayından zarar görmesi ve bu zararın gelecek yıllardaki ürünü de etkileyecek oranda olması, geçimlerini fındıktan sağlayan vatandaşımızda büyük bir çöküntüye neden olmuştur. Özellikle Giresun ve Ordu İllerimizin ekonomik canlılığının temel değeri fındıktır. Zararın büyük boyutlarda olması, illerimizdeki ticarî hayatı da yakından etkileyecektir; ayrıca, geçim kaygısı içindeki vatandaşlarımızı göçe zorlayacağı gibi, büyük şehirlere göçün hızlanacağı tahmin edilmektedir.

Devletimiz ve hükümetimiz, her zaman, zarara uğrayan mağdur vatandaşlarımızın yanında olmuştur, onların yaralarını sarmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlayın efendim.

ALİ TEMÜR (Devamla) - Fındık üreticisi, devletinin şefkatli elini üzerinde görmek istemektedir; bu istek, fındık üreticisinin en doğal hakkıdır.

Üreticilerimizin yaralarını sarmak için şunlar yapılabilir:

Mağdur durumdaki fındık üreticilerimizin bankalara, kooperatiflere olan borçları ile SSK ve Bağ-Kur prim ödemelerinin faizsiz olarak ertelenmesi.

Doğrudan gelir desteği kapsamında, çiftçilerimize dekar başına ödenen 16 000 000 Türk Lirasının ikinci taksiti olan 8 000 000 Türk Lirasının fındık üreticisine öncelikle ödenmesi.

2004 yılı doğrudan gelir desteği miktarının makul ölçülerde artırılarak, birinci taksitinin eylül ayında ödenmesi.

Yine, mağdur olan üreticilerimize, fındık üretici belgesi karşılığında ek bir ödemenin yapılabilmesi amacıyla gerekli çalışmanın yapılması.

Fındık ürünü dışında, ekonomik gelir sağlayacak yardımcı ürünlerin yetiştirilebilmesi amacıyla, düşük oranlı, uzun vadeli kredi imkânlarının sağlanması.

Bu çalışmaların, mağdur olan fındık üreticimizi bir nebze rahatlatacağı ve üzüntülerini umuda dönüştüreceği kanaatindeyim.

Sözlerimin sonunda, fındık üreticilerimizin üzüntülerini paylaştığımı belirtiyor, hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Temür.

Sayın Bakanımız cevap verecek; ancak, ikinci konuşmacı da aynı konuya değineceğinden, Sayın Tandoğdu'nun konuşmasından sonra Sayın Bakana söz vereceğim.

İkinci söz isteği, yine, Karadeniz Bölgesinde fındık mahsullerinde meydana gelen don ve zarar sebebiyle, Ordu Milletvekili Sayın İdris Sami Tandoğdu'ya aittir.

Buyurun Sayın Tandoğdu.

Süreniz 5 dakika.

2.- Ordu Milletvekili İ. Sami Tandoğdu'nun, Karadeniz Bölgesinde fındık üretimini etkileyen don olayı sonucunda üreticilerin zararının boyutlarına ve alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı

İ.SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Karadeniz Bölgesinde, 4-5 Nisan 2004 tarihlerinde hava sıcaklığının - 6 ve - 8 dereceye düşmesi sonucu don olayı meydana gelmiş, fındık başta olmak üzere, tüm ürün veren ağaçlar zarar görmüştür. Bu zararla ilgili, gündemdışı söz almış bulunmaktayım.

Yalnız, Giresun Milletvekili sayın arkadaşıma şunu belirteyim: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, bizi, 7 milletvekili arkadaşımızla beraber bölgede incelemeye gönderdiğinde, Samsun'dan Trabzon'a kadar, ilçe ilçe, belde belde, köy köy, mahalle mahalle, fındıkta meydana gelmiş olan hasarı tespit ederken, onların da yanımızda olmalarını isterdim, onların da bu tespitlerde bize yardımcı olmalarını isterdim; ama, bundan sonra -fındık, hakikaten Karadeniz için çok önemli bir konu, tek geçim kaynağı- bu beraberliğimizi, oralarda sizlerle yaşamak isterim.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; fındık, Karadeniz Bölgesi ekonomisinde en önemli üründür. Dünya fındık ihtiyacının yüzde 75'ini Karadeniz fındığı karşılamaktadır; ülkemize de, yılda 1 milyar dolar gelir sağlamaktadır. Geçmiş tarihimize baktığımızda, Osmanlı'dan kalan Düyun-i Umumiye borcumuzu da, yapmış olduğumuz fındık ihracatının geliriyle ödediğimizi görürüz. Ülkemizde, böyle bereketli bir ikinci ürün yoktur. O nedenle, fındık, millî bir ürün olarak ödüllendirilmeli, üreticileri ve ihracatı da millîleştirilmelidir.

10


Maalesef, don olayı, Karadenizlileri ve bilhassa Orduluları ekonomik, psikolojik bunalıma ve çıkmaza sokmuştur. Fındık hasarının, sahil kesiminde, yani, düz alanda yüzde 30'larda olduğunu; daha üst seviyelerde, orta kesimde, rakımın 500'lere vardığı yerlerde yüzde 60'ın üzerinde olduğunu; rakımın 700'e vardığı yerlerde yüzde 90'lara, yüzde 100'lere vardığını, bilirkişilerle beraber müşahede ettik ve inceledik. Bu olaylar, nisan ve mayıs ayı itibariyledir; esas önemli hasar, haziran ayında sıcağın başlamasıyla, yeni tomurcuklanmış, yeni oluşmuş olan fındığın o sıcak karşısında dökülmesiyle de -ürünün yüzde 15, yüzde 20 fire vereceğini görüyoruz- hasar oranı artacaktır. Neticede, 1 ton fındık alınan bahçeden 100 kilogram fındık alınma imkânı var; yani bilinen tabiriyle, 100 çuval fındık alacağı bir yerden bu sene 1 çuval fındık alacak benim müstahsilim, benim köylüm, benim işçim, benim fındık üreticim. Fındık, Ordu İlinin tek geçim kaynağı olup, aynı zamanda yaşam biçimini de belirleyen, düzenleyen bir millî üründür; düğünler, sünnetler, okullar, inşaatlar, kışlık yakacaklar, seyahatler ve tatiller hep fındığa bağlıdır. 2004 yılında çerezlik fındık yok, çerezlik yok. Benim Ordumun ve 18 ilçesinin yiyeceği içeceği ne olacak, çok merak etmekteyim.

Göç veren bu bölgede, göçte bulunan hemşerilerimin gönderdiği paralarla geçimini sağlamakta olan o hemşerilerim zor durumda kalacak; çünkü, maalesef geçmişten beri gelen işsizliğin arttığı bu günlerde, bu yıllarda kendi geçim derdine düşen o hemşerilerimizden de o bölgeye para gelemeyecek. Acaba benim Karadenizlim; Ordulum, Giresunlum, Trabzonlum, Termelim, Çarşambalım, Kumrulum, Korganlım, Fatsalım, Ünyelim ne yiyecek; bunun düşüncesi, benim kalbime, yüreğime kadar vurdu ve en sonunda beni kalp hastası yaptı.

2004 yılı fındığı yok. Sorun yalnız bununla kalmıyor, devam ediyor; 2005-2006'da da, bu hasarın meydana getirmiş olduğu durumdan dolayı fındık yine yok.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, gelin, bu millî ürüne ve bu Karadenizlilere sahip çıkalım; bu olayı, bölgesel doğal afet olarak değerlendirelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Efendim, mikrofonu açıyorum; toparlayın.

Buyurun.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Teşekkür ederim Başkanım.

Tarım il ve ilçe müdürleri, ziraat odaları temsilcileri, Fiskobirlik yöneticileri, esnaf örgütleri, köy muhtarları ve fındık üreticileri gibi, ben de, bölgenin sosyoekonomik kurtuluşunun, burasının afet bölgesi ilanıyla olacağına inanıyorum; başka çıkış yolu yoktur.

Tarım Bakanı Sayın Sami Güçlü'ye, bana ve arkadaşlarıma gösterdiği katkılarından dolayı, fikirlerimizi paylaşmasından dolayı ayrıca çok teşekkür ediyorum. Konunun Bakanlar Kuruluna getirilerek, burasının, doğal afet bölgesi ilan edilmesini kendilerinden ve bakanlardan bekliyoruz.

Sayın milletvekilleri, hükümetin, bu coğrafî yörede Cenabı Allah'ın meydana getirdiği doğal afete karşı duyarsız ve suskunluk içerisinde kalmaması, millî üreticinin durumunu görmezden gelmemesi gerekir. Cumhuriyet Halk Partisinin oluşturduğu 7 kişilik fındık komisyonu üyelerinin ve bilhassa benim, Sayın Başbakandan ve bakanlardan ricamız çok büyüktür. Bu rica, bölge halkının isteğidir; burasının, afet bölgesi kapsamına sokulmasını, onlar adına istiyoruz ve ayrıca, acilen de acil eylem planı içerisine sokulması dileğimle şu tedbirlerin alınmasını istiyorum:

1- 2003 yılı doğrudan gelir desteği ödemelerinin acilen ve hemen tamamlanmasını ve hatta 2004 yılı doğrudan gelir desteği ödemelerinin bir kısmının da bu yıl içinde yapılmasını;

2- Zarar gören millî üreticinin Ziraat Bankası ve tarım kredi borçlarının ve de Bağ-Kur ve SSK primlerinin iki yıl faizsiz olarak ertelenmesini;

3- Zarar gören millî üreticiye, fındık üreticisi belgesi karşılığı, dönüm başına 200 000 000 lira ödeme yapılmasını;

4- Fındık ihracatından, on onbeş yıldan bugüne dek kesilen fon birikiminin, mağdur olan bu üreticiye ödenmesini;

5- En önemlisi, Cumhuriyet Halk Partisinin eskiden beri savunduğu tarım sigortası yasasının acilen çıkarılmasını ve primlerinin de üç yıl devlet tarafından ödenmesini;

Bekliyorum.

Bu taleplerimin, tüm Karadenizlilerin, millî fındık üreticilerinin sesi olduğunu bilmenizi istiyor, değerlendirmesini en iyi şekilde yapmanızı bekliyor, hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tandoğdu.

Sayın milletvekilleri, Tarım Bakanımız Sayın Prof. Sami Güçlü Hükümet adına cevap verecektir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Giresun Milletvekilimiz Sayın Ali Temür ve Ordu Milletvekilimiz Sayın İdris Sami Tandoğdu'nun gündemdışı konuşmalarına cevap vermek üzere söz aldım. Her iki konuşmacımız da, Karadeniz Bölgesinde meydana gelen afetle ilgili düşüncelerini dile getirdiler; ben, hadiseyi biraz daha genellemek istiyorum.

11


Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz, kuraklık, don, sel ve dolu zararı gibi doğal afetlere daima açık olan ve bu afetlerin sık sık vuku bulduğu bir coğrafyada yer almaktadır. Nitekim, 2002 yılında 37 ilimizde, 2003 yılında ise 38 ilimizde tabiî afet yaşanmıştır. Oluşan bu afetler dolayısıyla çiftçilerimiz önemli ekonomik kayıplarla karşı karşıya kalmaktadır. Devlet tarafından gerekli yardımlar sağlanamadığı takdirde, çiftçilerimiz tarımsal üretimini sürdürmekte zorluk çekmektedirler.

Üzülerek ifade etmeliyim ki, bu yıl da, birçok ilimizde tarımsal üretim, don, sel, fırtına gibi olumsuz iklim koşullarından etkilenmiş, 2004 yılının ilk dört ayında 51 ilimizde tabiî afet yaşanmıştır. Zarar gören il ve ilçelerde komisyonlar kurulmuş ve hasar tespit çalışmaları sürmektedir. Bu 51 ilimizden, bugüne kadar 13 ilimizle ilgili kesin hasar sonuçları bize intikal etmiştir.

Bu yıl, Karadeniz Bölgemizde önemli fındık üreticisi illerimiz olan Giresun, Ordu ve Trabzon'da, 3-5 Nisan tarihlerinde, çok sık rastlanılmayan bir afeti maalesef yaşadık. Bu illerimizde meydana gelen don zararından, yapılan ön hasar tespit çalışmalarına göre, Giresun İlinde 10 ilçede 525 köyde 53 000 çiftçimiz, yüzde 40 ile yüzde 90 arasında zarar gördü. Sahil kesiminde zarar görenlerin oranı ise, yüzde 40 ile yüzde 55 arasındadır. Orta kesimde zarar görenlerin oranı yüzde 60 ile yüzde 80, yüksek kesimlerde zarar görenlerin oranı ise yüzde 80 ile yüzde 90 arasındadır.

Ordu İlinde ise, 19 ilçede 665 köyde 90 000 çiftçimize ait yaklaşık 2 000 000 dekar alanda, yüzde 20 ile yüzde 95 arasında zarar tespit edildi.

Trabzon İlinde, yine 19 ilçemizde 479 köyde 54 000 çitçimize ait yaklaşık 572 000 dekar fındık alanında, yüzde 5 ile yüzde 95 arasında zarar belirlendi. Bu illerimizde yaşanan don olayından, toplam 3 400 000 dekar fındık alanı, değişen oranlarda zarar gördü. Afetten ötürü, yaklaşık 190 000 çiftçimiz ise mağdur durumda kaldı.

Batı Karadeniz Bölgesindeki fındık alanlarında ise don zararının fazla olmadığını, sadece Düzce Ovasındaki bazı alanlarda yüzde 5 ilâ yüzde 10 oranında bir zararın söz konusu olduğunu tespit ettik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün itibariyle doğal afetlere maruz kalan üreticilerimize yardım edilmesi amacıyla yürürlükte bulunan yasalar, bütçeden yeterli kaynak ayrılamadığı için etkili olamamaktadır. 2002 yılı başına kadar, ülkemizde doğal afetlere maruz kalan üreticilere yardım yapılmasını sağlayan iki yasa mevcuttu. Bunlardan birincisi, 1948 yılında yürürlüğe giren Muhtaç Çiftçilere Ödünç Tohumluk Verilmesi Hakkında Kanundu. Bu kanun çerçevesinde, kuraklık, don, sel, yangın ve benzeri afetlerden mahsulü zarara uğrayıp tohumluğu kalmamış ve kredi kuruluşlarından da tohum kredisi alamayacak halde bulunan üreticilere gerekli yardım yapılmaktaydı. 5254 sayılı bu Kanun, 3 Mart 2001 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanan yeni bir kanunla - Bazı Fonların Tasfiyesi Hakkında Kanunla- 1 Ocak 2002 tarihi itibariyle yürürlükten kaldırıldı.

Doğal afetlere maruz kalan üreticilere yardım sağlayan bir diğer kanun ise, 1977 yılında yürürlüğe giren 2090 sayılı Tabiî Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanundu. 2090 Sayılı Kanun kapsamında, tarımsal varlıkları doğal afet nedeniyle en az yüzde 40 oranında zarar gören ve zararlarını diğer gelirleriyle karşılayamayacak olan çiftçilere yardım yapılması öngörülmekteydi. 2090 sayılı Kanun yürürlükte olmasına rağmen, bu kanunun fonla ilgili maddeleri yürürlükten kaldırıldığı ve bütçeden yeterli kaynak ayrılmadığı için, 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren doğal afete maruz kalan üreticilere aynî veya nakdî olarak ihtiyaç duyulan yardım yapılamamaktadır. Bunun sonucu olarak, 2001 yılından itibaren, 2004 yılının nisan ayı sonuna kadar olan dönem içerisinde, bitkisel üretim ve hayvancılıkla ilgili alanlarda, tabiî afetlerden dolayı zarar gören çiftçilerimizin toplam zararları 268 trilyon liraya ulaşmış olup, bunun belli bir oranda çiftçilere intikal ettirilmesi esasına göre, 2090 sayılı Kanuna göre, çiftçilere ödenmesi gereken bedel 133,1 trilyon liradır. Yani, bugün, kanuna göre, çiftçilerimize 2001'den itibaren ödememiz gereken miktar böyle bir noktaya kadar ulaşmıştır; ama, fiilen ödenen bir rakam söz konusu değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karadeniz Bölgesindeki fındık üretimi yapılan illerimizde meydana gelen don zararından dolayı çiftçilerimizin gelir kayıplarının azaltılması veya zararın bir kısmının telafi edilmesi için hasar tespit çalışmaları sürmektedir. Üç ilimizdeki tarım il müdürlüklerimizden aldığımız ilk raporlar, biraz önce aktardığım bilgileri ihtiva etmektedir.

Bu arada, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, 7 milletvekiliyle, bölgede meydana gelen zararı incelemek ve sonunda bir rapor haline getirerek bunu hükümete sunmak üzere yaptığı çalışmalar sonuçlanmış, nitekim, 18 Mayıs 2004 tarihinde, Bakanlığımıza gelerek, bana, bu raporun bir suretini, Sayın Gürol Engin Hocamızın başkanlığındaki bir heyet takdim etmiştir. Kendileriyle, hadiselerin tahlilinde büyük ölçüde mutabık kaldık. Kendileri biraz önce önerilerini dile getirdiler; ben de, bu önerilerinin gerçekçi olduğunu ve bununla ilgili olarak üzerimize düşen görevi yapmaya çalışacağımızı ifade ettim. Özellikle birkaç konuda verecekleri ve verdikleri destek için kendilerine teşekkür ediyorum; biraz sonra ona değineceğim.

Mevcut imkânlar çerçevesinde, çiftçilerimizin zararının tam olarak karşılanabilmesi mümkün değildir. Diğer ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de, doğal afetler nedeniyle oluşacak zararların telafisi için en etkili yol, tarım sigortaları uygulamasıdır. Bu nedenle, hükümet programımızda yer alan tarım sigortaları hakkında kanun, en kısa sürede, devlet destekli olarak yürürlüğe konulacak ve ülkede oluşan bu boşluğun doldurulması sağlanacaktır.

Bu konudaki çalışmalarımız, Bakanlığımızın da katılımıyla Hazine Müsteşarlığı koordinatörlüğünde tamamlanmış olup, taslak, 29 Nisan 2004 tarihinde Başbakanlığa intikal etmiştir. Söz konusu yasa tasarısı üzerinde, Kanunlar Kararlar Genel Müdürlüğümüz bünyesinde çalışmalar sürdürülmektedir. Bu tamamlandıktan sonra, yasa tasarısı Meclisimize intikal edecektir. Böylece, bu yasa çıkarılırken, tamamıyla siyasî mülahazalardan uzak bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğine, çiftçilerimizin menfaatına olan bu düzenlemenin, İktidar ile Muhalefetin bir görüşbirliği içerisinde gerçekleştirileceğine inanıyorum.

12


Önümüzdeki hafta, tabiî afetlerden zarar gören çiftçilerimizin durumlarıyla ilgili Bakanlar Kuruluna bilgi sunacağım; 2001 yılından itibaren oluşan zararlar, çiftçilere yapılan ödemeler, tarım ürünleri sigortası yasası çıkıncaya kadar alınacak tedbirler hususunda önerilerimizi ileteceğim. Biraz önce konuşan Giresun Milletvekili Sayın Ali Temür Beyin ve daha sonra söz alan Sayın İdris Sami Tandoğdu'nun ifadelerinde belirttikleri hususları ben de burada gündeme getireceğim. Bu öneriler, doğrudan gelir ve prim ödemelerinde öncelik, bazı illerin afet kapsamına alınması ve bu bölgelerde kredi ve faiz ödemelerinin, SSK ve Bağ-Kur primi ödemelerinin daha uzun bir vadeye yayılması gibi unsurları ihtiva edecektir.

Dolayısıyla, ben, bu bilgileri sunduktan sonra, don ve diğer tabiî afetlere maruz kalan üreticilerimize, tekrar, geçmiş olsun diyorum, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bakana teşekkür ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemdışı üçüncü söz isteği, Türkiye - Filistin Parlamentolararası Dostluk Grubu olarak Filistin'e yaptıkları ziyaret ve temaslar konusunda, Manisa Milletvekili Sayın Hüseyin Tanrıverdi'ye aittir.

Buyurun Sayın Tanrıverdi.

3.- Manisa Milletvekili Hüseyin Tanrıverdi'nin, Türkiye-Filistin Parlamentolararası Dostluk Grubu olarak Filistin'e yaptıkları ziyaret ve temaslarla ilgili izlenimlerine ilişkin gündemdışı konuşması

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye - Filistin Parlamentolararası Dostluk Grubu olarak, 19 - 23 Mayıs 2004 tarihleri arasında Filistin'e yaptığımız tarihî ziyaretle ilgili olarak, bugünkü gündemi de yakından ilgilendiren ve orada bulunduğumuz temasları, yaptığımız incelemeleri sizlerle paylaşmak için gündemdışı söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Ortadoğu sorununun dünya gündemine taşındığı şu günlerde, daha iki gün önce, büyük bir yıkımın, insanlıkdışı uygulamaların yaşandığı, insanlığın ayaklar altına alındığı Filistin topraklarından ayağının tozuyla gelmiş bir arkadaşınız olarak huzurlarınızdayım.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde ilk defa kurulan Türkiye-Filistin Parlamentolararası Dostluk Grubu olarak aldığımız davet üzerine, ben ve beraberimdeki 6 milletvekili arkadaşımla (Fatma Şahin, Mahmut Göksu, Tevfik Akbak, Mustafa Eyiceoğlu, Halil İbrahim Yılmaz ve Cumhuriyet Halk Partisinden Şevket Gürsoy) birlikte, işgal altındaki Filistin topraklarındaydık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tek kelimeyle ifade edecek olursak, orada gerçek bir insanlık trajedisi yaşanmaktadır. İnsanlar katlediliyor, ana ve babalar evlatlarını kaybediyor; kadınlar dul, çocuklar öksüz ve yetim kalıyorlar. Çocuklar öldürülüyor, acımasızca sakat bırakılıyor. İnsanların evleri başlarına yıkılıyor, toprakları yakılıyor, talan ediliyor.

Değerli milletvekilleri, sizlere, mazlum ve mağdur insanların selamlarıyla birlikte, gözyaşlarını da getirdik; ağlayan anaların, kolları kanatları kırılmış, sakat bırakılmış çocukların, masum ve savunmasız insanların feryatlarını getirdik.

Değerli milletvekilleri, Filistin'de bulunduğumuz süre içinde, Filistin Devlet Başkanı Sayın Yaser Arafat'la, halen harap haldeki karargâhında birbuçuk saat yüz yüze görüştük. Sayın Arafat'tan başka, Filistin Ulusal Yasama Meclisi Başkanvekili, Dışişleri Bakanı Yardımcısı, belediye başkanları ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle, bizleri, yani Türk insanını görünce, âdeta bir kurtarıcı görmüş gibi sevinen, güçlü Osmanlı'yı hatırlayan Filistin Halkıyla bir arada olduk.

Bizler, Filistin'e geçtiğimiz ilk nokta olan Ramallah'a varır varmaz kendimizi çatışmanın içinde bulduk. Bir yanda, her zaman ekranlarda izlediğimiz gibi, son teknolojiyle donatılmış, çelik yelekli, miğferli, tam teçhizatlı ve son model silahlara sahip İsrail'in ölüm makineleri; diğer yanda ise, sokaklarda bulabildikleri taşlarla onlara karşı koymaya çalışan, direniş gösteren Filistinli çocuklar gördük.

Öncelikle şunu belirteyim ki, Türk Parlamentosu üyesi olarak orada bulunduğumuzu öğrenen Filistin Halkı, bizi, bağrına basmıştır; herkeste buruk bir sevinç yaşanmıştır. Ziyaretimizin üçüncü günü, yani, 21 Mayıs 2004 Cuma günü, Filistinli Bakan Sayın Salim Tamari bizleri Betlehem'de karşıladığında aynen şu ifadeleri kullanmıştır: "Osmanlı yönetimi bize değer veriyordu ve Filistin, Osmanlı için çok önemliydi. Buna karşın, biz, Osmanlı Türkünün kıymetini anlamadık ve ona ihanet ettik. Bu ihanetin bedelini çok ağır ödedik ve halen ödüyoruz. Artık çok geç ve telafisi mümkün değil; ama, geçmişi unutarak, bir şekilde, bir yerlerden yeniden başlamak istiyoruz. O an, işte bu andır. Sizlerin ziyareti, hâlâ bizim dostumuz olduğunuzu göstermektedir. Bize yardım edin ve yeni bir sayfa açalım."

Bu ifadelerin aynısını ve benzerlerini, orada karşılaştığımız, bir araya geldiğimiz birçok Filistinli yetkili ve halk da ifade etmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Tanrıverdi, lütfen, konuşmanızı tamamlayın efendim.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Filistin Parlamentosu, İsrail'in uyguladığı politikalar sonucu toplanamamaktadır, Filistin Meclisini oluşturan parlamenterler bir araya gelememektedir. Şu an 2 milletvekili hapistedir. İnsanların bir bölgeden bir bölgeye geçişi engellenmektedir. Filistin'de, Ramallah ve Gazze olmak üzere, iki yerde toplanabilen Filistin Meclisi, ancak telekonferansla birbirleriyle bağlantı kurabilmektedir. Filistin Halkının oylarıyla seçilmiş Filistin Meclisi üyesi 2 milletvekilinin hapiste olması, oradaki halkı derinden üzmektedir. Bu, son derece acı veren bir gelişmedir. Düşünün ki, bir parlamenter, halkından aldığı yetkiyi, bir başka milletin esareti altında kullanamamaktadır.

13


Değerli milletvekilleri, İsrail, uluslararası toplumun itidal çağrılarına, Birleşmiş Milletlerin aldığı kınama kararına ve "saldırılara dur" uyarılarına rağmen, şiddetini artırarak, saldırılara, umursamaz bir şekilde devam etmektedir, zulmüne devam etmektedir. Bu umursamaz tavır, tüm barış çabalarının İsrail tarafından baltalandığını açıkça ortaya koymaktadır. İsrail'in dünya kamuoyuna yaptığı cilalı ve süslü barış çağrıları, sadece dünya kamuoyunu oyalamaya ve vakit geçirmeye yöneliktir. Bir yandan Ağlama Duvarına giderek Allah'tan günahlarının affını isteyen İsrail, öbür taraftan, dünyada tüm duvarların yıkıldığı bir çağda, Filistin'de, âdeta insanlık vicdanına utanç duvarı örmektedir. Bu çelişki, İsrail'in gerçek niyetini açıkça ortaya koymaktadır; çünkü, orada yaşananlar, gerçekten elem ve ıstırap vericidir. Orada yaşananları kelimelerle ifade etmek gerçekten zor. Bu ve bunun zorluğunu burada bir kez daha yaşıyorum.

Değerli milletvekilleri, orada, durum, her geçen gün biraz daha kötüye gitmektedir. Bu kaygı verici gelişmeler devam ederse, sadece Filistin toprakları değil, yakın bir zamanda tüm Ortadoğu ve dünya barışı büyük yara alacaktır. Medeniyetlerin buluştuğu ortak nokta olan Ortadoğu'da medeniyetler çatışması kaçınılmaz bir hale gelmektedir. Bu açıdan, uluslararası toplum, acilen müdahale etmelidir; Birleşmiş Milletler, hemen, Barış Gücünü oraya göndermelidir.

Değerli milletvekilleri, Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat'la yaptığımız görüşmede, Sayın Arafat, açıkça, Türkiye'den acil yardım talebinde bulunmaktadır. Arafat, Türkiye'nin, tarihî misyonu ve kökleri itibariyle, uluslararası kamuoyunu harekete geçirebilecek güçte bir ülke olduğunun altını çizerek "Türkiye, Birleşmiş Milletler Barış Gücünün Filistin'e getirilmesinde başrol oynamalıdır; bu tarihî görev, bölgede uzun yıllar kalmış ve adaletle hükmetmiş bir milletin varisleri olarak sizlere düşmektedir; çünkü, Kudüs sizindir; Beytül Makdis'e, El Kudüs adını siz verdiniz; orası sizindir, ancak siz koruyabilirsiniz" demiştir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, İsrail-Filistin sorununun çözümüne katkıda bulunabilir; hele hele, konuya yakın ilgi duyan 59 uncu hükümetimizin yapacağı katkılar, geçmişten çok daha fazla olacaktır; çünkü, ABD'nin ve diğer ülkelerin arabuluculuk fonksiyonu sınırlıdır. Kaldı ki, hem İsrail nezdinde hem de Filistin nezdinde, Türkiye güvenilir bir ülkedir. Bu konuda, hem Filistin tarafı hem de İsrail tarafı, Türkiye'den gelecek arabuluculuk rolüne soğuk bakmamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ziyaretimiz sırasında, Filistinlilerin bize ifade ettikleri Türkiye'den beklentileri şunlardır:

Akan kanın acilen durdurulması.

Filistin'e, barış gücü veya gözlemci statüsünde Türk askeri gönderilmesi.

İsrail'e, uluslararası toplumla birlikte, caydırıcı yaptırımların uygulanması.

Arafat'ın, tecrit konusundan kurtarılması için Türkiye'nin devreye girmesi.

Filistin'e, acil gıda, ilaç, eğitim ve temel ihtiyaç maddeleri yardımının yapılması.

İşgal altındaki Filistin topraklarında yeni yerleşim birimlerinin inşaının hemen durdurulması.

Değerli milletvekilleri, daha önce de vurguladığım gibi, İsrail ile Filistin sorununun çözümünde Türkiye olarak çok şey yapabiliriz. Aslında, bu konuda hatırı sayılır imkânlarımız ve önemli bir potansiyelimiz mevcuttur. Bunun için, uluslararası toplum duyarlı olmaya çağrılarak, İsrail'i insanlıkdışı politikalardan vazgeçirmeye yönelik daha sert ve caydırıcı yaptırımlar uygulanabilir; İsrail'le, gerek diplomatik gerekse ekonomik ve siyasî ilişkilerimiz gözden geçirilerek, bir baskı unsuru oluşturulabilir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; savaştan asla kimse kazançlı çıkmaz; çünkü, birisi yener, diğeri yenilir; ancak, insanlık, her zaman kaybeden taraftır; bugün de insanlık kaybetmektedir. İnsanlığın bu kaybının daha fazla artmaması için, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere tüm dünyanın barışa katkı yapmasını istiyoruz.

Son günlerde artan zulüm karşısında, İsrailliler -150 000-200 000 kişi- sokaklarda toplanıp mitingler yapmakta, İsrail'in bu acımasız zulmüne İsrailliler karşı durmaktadır. Ayrıca, geçtiğimiz gün, İsrail Adalet Bakanının açıklamalarını dinlediniz. Adalet Bakanı Sayın Yosef Lapid şunu söylüyordu: "Yıkılmış evlerin enkazında ilaç arayan yaşlı kadını görünce, İkinci Dünya Savaşındaki Nazi saldırılarına maruz kalan babaannemi hatırladım." Oradaki zulmün, oradaki işkencenin, orada yapılan saldırının dozajının ne olduğunu, sanıyorum, İsrail Adalet Bakanının bu sözleri gayet açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Orada, gerçekten, tanklar, önüne geleni eziyor, binaları yıkıyor, ağaçları kökünden parçalıyor, bütün arazileri talan ediyor. Çoluk çocuk demiyor... 3 yaşındaki bir çocuğun kafasına kurşun sıkmanın neyle bağdaştırılacağını sizlerin takdirine bırakıyorum. Bu ne kindir, bu ne cinayettir, bu ne zulümdür!.. Bir an önce bu akan kanın durdurulması için tüm dünya ülkelerine Sayın Başbakanımızın yaptığı çağrı orada büyük bir yankı bulmuştur. Dünya kamuoyundaki ilgililer, inşallah, bu sese kulak vererek bir an önce harekete geçerler.

Ben, sözlerimi burada noktalarken, hepinizi, tekrar, saygıyla selamlıyorum ve Sayın Başkanıma, bu önemli konuda bana vakit tanıdığı için özel teşekkürlerimi ifade ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Tanrıverdi.

Hükümet adına?..

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri) - Biraz sonra konuşacağız...

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.

Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 2 adet tezkeresi vardır; bunları ayrı ayrı okutup, bilgilerinize sunacağım.

14


Sayın milletvekilleri, okunacak tezkereler hacimlidir; o bakımdan, Sayın Kâtip Üyenin sunuşları oturduğu yerden okuması hususunu oylarınızı sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birinci tezkereyi okutuyorum:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Devlet eski Bakanı Eyüp Aşık hakkındaki dosyaya ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/567)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğünü zarara uğrattığı iddiasıyla Devlet eski Bakanı Eyüp Aşık hakkında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı müfettişleri tarafından düzenlenen 10.11.2003 tarih ve 003/17 sayılı rapor ile Başbakanlık müfettişlerinin 16.1.2004 tarih ve 37/04-05 sayılı değerlendirme yazısı Anayasanın 100 üncü maddesine göre gereği yapılmak üzere Başbakanlıkça Başkanlığımıza intikal ettirilmiştir.

Bilindiği gibi, Anayasanın 100 üncü maddesine göre Meclis soruşturması açılması, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin (55 üye) vereceği önergeyle istenebilmektedir.

Böyle bir önerge olmadan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının söz konusu dosyayla ilgili olarak Meclis soruşturmasına ilişkin bir işlemi resen yürütmesi mümkün bulunmadığından, daha önce yapılan uygulamalar doğrultusunda, konunun Genel Kurulun bilgisine sunulması ve anılan dosyanın milletvekillerinin tetkik ve takdirlerine açılması Başkanlığımızca uygun mütalaa edilmiştir.

Bu tezkere okutulup Genel Kurulun bilgisine sunulduktan sonra, Başkanlığımızda bulunan dosya, sayın milletvekillerinin tetkik ve değerlendirmelerine açılacaktır.

Yüce Heyetin bilgilerine sunulur.

Bülent Arınç

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

2.- Orman eski Bakanı ve Tarım ve Köyişleri eski Bakanı Nevzat Ercan ile Tarım ve Köyişleri eski Bakanları İsmet Attila, Musa Demirci ve Mustafa Rüştü Taşar haklarındaki dosyalara ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/568)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Görevinin gerektirdiği hassasiyette davranmadığı ve halk sağlığını tehlikeye atabilecek uygulamalara sebep olduğu gerekçesiyle Orman eski Bakanı ve Tarım ve Köyişleri eski Bakanı Nevzat Ercan hakkında; halk sağlığını tehlikeye atan çeşitli olurları imzaladıkları gerekçesiyle Tarım ve Köyişleri eski Bakanları İsmet Attila, Musa Demirci ve Mustafa Rüştü Taşar haklarında; Başbakanlık Teftiş Kurulunun 19.4.2004 tarih ve 14/04-27-8-1 sayılı öninceleme raporu, Anayasanın 100 üncü maddesine göre gereği yapılmak üzere Başbakanlıkça Başkanlığımıza intikal ettirilmiştir.

Bilindiği gibi, Anayasanın 100 üncü maddesine göre Meclis soruşturması açılması, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin (55 üye) vereceği önergeyle istenebilmektedir.

Böyle bir önerge olmadan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının söz konusu dosyayla ilgili olarak Meclis soruşturmasına ilişkin bir işlemi resen yürütmesi mümkün bulunmadığından, daha önce yapılan uygulamalar doğrultusunda, konunun Genel Kurulun bilgilerine sunulması ve anılan dosyanın milletvekillerinin tetkik ve takdirlerine açılması Başkanlığımızca uygun mütalaa edilmiştir.

Bu tezkere okutulup Genel Kurulun bilgisine sunulduktan sonra, Başkanlığımızda bulunan dosya, sayın milletvekillerinin tetkik ve değerlendirmelerine açılacaktır.

Yüce Heyetin bilgilerine sunulur.

Bülent Arınç

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum:

3.- Balıkesir Milletvekili Sedat Pekel'in (6/1084) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/183)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 446 ncı sırasında yer alan (6/1084) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

15


Sedat Pekel

Balıkesir

BAŞKAN - Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin bir önerge vardır; okutuyorum:

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil ve 24 milletvekilinin gençlerimizin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/191)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2000 yılı genel nüfus sayımı sonuçlarına göre ortalama yaşı 24,83 olan bir ülkede yaşıyoruz. Bunun anlamı, Türkiye nüfusunun yarısının 25 yaşından genç olduğudur ve sadece bu veri bile Türkiye için gençlerin ne denli önemli olduğunun ve olması gerektiğinin bir göstergesidir.

Gençliğin, eğitim sistemiyle ilgili sorunları yanı sıra, işsizlik, sosyal sorunlar, uyuşturucu ve sigara bağımlılığı gibi birçok sorunu bulunmaktadır. Bu sorunlar ülkemizin geleceğini tehdit etmektedir ve ileride çözülmesi imkânsız bir hale gelebilecektir.

Bu nedenle;

1. Gençlerimizin var olan sorunlarının tespit edilmesi,

2. Bu tespitlerden yola çıkarak çözüm yollarının bulunması,

3. Gençlikle ilişkili tüm kamu kurum ve kuruluşlarının koordinasyonunun sağlanması,

4. Yasal olarak yapılması gereken düzenlemelerin belirlenmesi,

Amacıyla, Anayasamızın 98 inci, İçtüzüğümüzün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması yapılmasını arz ve teklif ederiz. 14.05.2004

1. Bihlun Tamaylıgil (İstanbul)

2. Feridun Fikret Baloğlu (Antalya)

3. Halil Tiryaki (Kırıkkale)

4. Necati Uzdil (Osmaniye)

5. Yavuz Altınorak (Kırklareli)

6. Mehmet Yıldırım (Kastamonu)

7. Nail Kamacı (Antalya)

8. V. Haşim Oral (Denizli)

9. Mustafa Gazalcı (Denizli)

10. Yakup Kepenek (Ankara)

11. Mehmet Tomanbay (Ankara)

12. Mehmet Ziya Yergök (Adana)

13. Gürol Ergin (Muğla)

14. Nejat Gencan (Edirne)

15. Naci Aslan (Ağrı)

16. Engin Altay (Sinop)

17. Mehmet Nuri Saygun (Tekirdağ)

18. Ersoy Bulut (Mersin)

19. Feramus Şahin (Tokat)

20. Hüseyin Güler (Mersin)

21. Orhan Ziya Diren (Tokat)

22. Vezir Akdemir (İzmir)

23. Hüseyin Özcan (Mersin)

24. Feridun Ayvazoğlu (Çorum)

25. Mehmet Işık (Giresun)

Gerekçe:

16


2000 yılı genel nüfus sayımı sonuçlarına göre Türkiye nüfusunun yarısını 25 yaşından genç nüfus oluşturmaktadır. Aynı verilere göre, 6 ve yukarı yaştaki nüfus için de okuma yazma bilmeyenlerin oranı yüzde 12,68'dir ve ülkemizde toplam 7 589 657 kişi okuryazar değildir. Bu oran, doğu ve güneydoğu illerinde daha yüksektir. Örneğin, Şırnak'ta bu oran yüzde 34, Şanlıurfa, Ağrı ve Van'da yüzde 32'dir. Eğitim düzeyi verilerine göre ise, ilkokul mezunu oranı yüzde 47,77; ortaokul ve dengi okul mezunu oranı yüzde 8,23; lise ve dengi okul mezunu oranı yüzde 12,55; üniversite mezunu oranı ise yüzde 7,80 olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla, ülkemizde, her 100 kişiden sadece 8'i bir meslek sahibidir.

Üniversite öğrencileri arasında yapılan bir araştırmada, Türk üniversitelerinde okuyan her 4 gençten 3'ünün, çalışmak ve yaşamak üzere başka bir ülkeye gitmeyi düşünmekte olduğu ortaya çıkmıştır. Üniversite öğrencilerinden yaşamak ya da çalışmak için yurt dışına gitmeyi hiç düşünmeyenlerin oranı ise yüzde 24,5'tir.

Uyuşturucu nedeniyle kaybettiğimiz gençlerimizin sayısı her geçen gün artmaktadır. Sigara kullanımıyla ilgili yapılan bir araştırmaya göre ise, ortaokullarda sigara içme oranı ortalama yüzde 34, liselerde ise yüzde 77'dir. Bugün, özellikle büyük şehirlerde, uyuşturucu madde ve sigara bağımlılığı önemli boyutlara ulaşmıştır.

İstihdam verilerine bakıldığında ise, Türkiye'de 12 yaş ve üstü nüfus olan 51 724 194 kişinin toplam nüfusun yüzde 76,3'ünü oluşturduğu görülmektedir. Bu toplam içerisinde işgücüne katılma oranı yüzde 55,2'dir. Yaşanan genel işsizlik gençler için temel bir sorun teşkil etmekte, buna ek olarak, son yıllarda yaşanan krizler sonucu oluşan "diplomalı işsizler" de önemli bir kitleyi oluşturmaktadır.

Ülkemizde gençlikle ilgili kurumsal yapı incelendiğinde, çokbaşlı bir özellik göze çarpmaktadır. Bu yapı, ülkemiz gençlerinin sorunları ile bunların çözümüne ilişkin ulusal bir gençlik politikası oluşturamamıştır. AB bünyesinde, gençlikle ilgili konulara özel bir önem verilmekte ve bu konuda çeşitli platformlarda çalışmalar yapılmaktadır. Mevcut durumda, Türkiye, Polonya ve İtalya hariç, tüm AB üyesi ve aday ülkelerde ulusal gençlik konseyleri bulunmaktadır.

Pek çok ülkede, ulusal gençlik konseyleri, gençlik parlamentoları ve benzeri adlar altında gençlik üzerine çalışmalar yapılmakta ve gençlerin sorunları ve çözüm önerileri yanı sıra, gençlerin yönetimde söz sahibi olmalarının önemi her platformda dile getirilmektedir.

Bütün bu sorunların ve çözüm yollarının araştırılması, var olan kurum ve kuruluşların koordinasyonunun sağlanması ve gerekli görülen alanlarda yapılacak yasal düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması yapılması gerekmektedir.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)

4.- Almanya'nın Bonn Şehrinde düzenlenmesi öngörülen Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına İlişkin Uluslararası Parlamenterler Forumuna bir parlamento heyetinin katılmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/569)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Almanya'nın Bonn şehrinde 1-4 Haziran 2004 tarihleri arasında düzenlenmesi öngörülen "Yenilenebilir Enerji Kaynakları Konferansı" çerçevesinde 2 Haziran 2004 tarihinde yapılacak "Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına İlişkin Uluslararası Parlamenterler Forumu"na, Hazırlık Komitesi adına Dr. Herman Scheer (SPD), Türkiye Büyük Millet Meclisi Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Üyelerinden oluşan bir parlamento heyetini davet etmiştir.

Söz konusu davete icabet edilmesi hususu Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

Yılmaz Ateş

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı Vekili

BAŞKAN - Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Başbakanlığın, Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş 2 adet tezkeresi vardır; ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Birinci tezkereyi okutuyorum:

5.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bir heyetle birlikte İrlanda'ya yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/570)

20.5.2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

17


AB genişleme törenine katılmak üzere bir heyetle birlikte 1 Mayıs 2004 tarihinde İrlanda'ya yaptığım resmî ziyarete ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

Recep Tayyip Erdoğan

Başbakan

LİSTE

Ömer Çelik (Adana)

Egemen Bağış (İstanbul)

Şaban Dişli (Sakarya)

BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İkinci tezkereyi okutuyorum:

6.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın bir heyetle birlikte İsviçre'ye yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/571)

21.5.2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ'ın, Cenevre'de düzenlenen "Dünya Sağlık Örgütü 57. Dünya Sağlık Asamblesi"ne katılmak üzere bir heyetle birlikte 16-19 Mayıs 2004 tarihlerinde İsviçre'ye yaptığı resmî ziyarete, Muğla Milletvekili Ali Arslan'ın da iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

Recep Tayyip Erdoğan

Başbakan

BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.

V.- ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

ÊDanışma Kurulu Önerisi

No:79 25.5.2004

Genel Kurulun 25.5.2004 Salı günkü (bugün) birleşiminde; sözlü soruların görüşülmemesi, daha önce öngörüşmelerinin bu birleşimde yapılması kararlaştırılan, gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmının 157 ve 158 inci sıralarında yer alan, (8/14) ve (8/15) esas numaralı genel görüşme önergelerinin birleştirilerek yapılacak öngörüşmelerinin bitiminden sonra, diğer denetim konularının görüşülmemesi, kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi,

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 35 inci sırasında yer alan 454 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 6 ncı sırasına, 6 ncı sırasında yer alan 432 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci sırasına, 34 üncü sırasında yer alan 451 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci sırasına, 7 nci sırasında yer alan 439 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu sırasına, 21 inci sırasında yer alan 337 sıra sayılı kanun teklifinin ise 10 uncu sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Çalışma sürelerinin; bugünkü birleşimde 432 sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar, 26.5.2004 Çarşamba günkü birleşimde ise sözlü soruların görüşülmemesi ve 439 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar, 27.5.2004 Perşembe günkü birleşimde de 337 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerinin bitimine kadar uzatılmasının,

Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

İsmail Alptekin

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı Vekili

Haluk İpek Ali Topuz

AK Parti Grubu Başkanvekili CHP Grubu Başkanvekili

18


BAŞKAN- Öneriyle ilgili söz isteği?.. Yok.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilmiş 2 adet doğrudan gündeme alınma önergesi vardır; ayrı ayrı okutup, işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)

7.- Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç'ın, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Bankalar Kanunu Hükümlerine İstinaden Bankacılık İşlemleri Yapma ve Mevduat Kabul Etme İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketi Hakkında Tesis Edilecek Bazı İşlemler Hakkındaki Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin (2/236) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/184)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Plan ve Bütçe Komisyonunda bulunan (2/236) esas nolu kanun teklifim, komisyona giriş tarihinden itibaren 45 gün geçtiği halde sonuçlandırılamamıştır.

Bu nedenle, kanun teklifimin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 37 nci maddesine göre Genel Kurul gündemine alınmasını saygılarımla arz ederim.

Muharrem Kılıç

Malatya

BAŞKAN - Önerge sahibinin söz isteği var mı?

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Var efendim.

BAŞKAN - Buyurun.

Süreniz 5 dakikadır.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 5021 sayılı kanunun geçici 1 inci maddesine bir fıkra eklenmesine ilişkin kanun teklifimin Genel Kurul gündemine alınmasıyla ilgili olarak söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 16.12.2003 gün ve 5021 sayılı Kanunla, bankacılık hizmetlerine son verilen Türkiye İmar Bankasında mevduatı bulunan vatandaşlarımızın bu mevduatlarının ödenmesinin şartları düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler sırasında -daha önce sigorta kapsamında olmadığı, hükümet tasarısı metninde de bulunmadığı halde- ticarî kuruluşlar mevduatı ile diğer kuruluşlar mevduatının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunca ödenmesi karara bağlanmıştır. Üstelik, bundan faydalanan ticarî kuruluşlar mevduatının ve diğer kuruluşlar mevduatlarının kimlere ait olduğu hususunda kamuoyunun da bir bilgisi olmamıştır. Ancak, bankadan, karşılığı olmadığını bilmeden, hazine bonosu alan pek çok vatandaşımız, kanun tasarısının ilk halinde yer almasına rağmen daha sonra bu yasa kapsamından çıkarılarak mağdur edilmişlerdir.

Bankalar, yasalara göre kurulmuş, devletin denetimi ve düzenlemesini yaptığı kurumlardır. Vatandaş, büyük ölçüde devletine güvenerek bu bankaya para yatırmış ve hazine bonosu almıştır.

Kaldı ki, İmar Bankası, hazine bonosu satış işlemlerini saklı gizli değil, alenen yapmıştır; televizyonlarda, basında ve hatta billboard'larda "hazine bonosuna en yüksek faiz" sloganıyla, devletin bankacılık işlemlerini denetlemekle görevli kurumlarının bilgisi dahilinde açıkça bu satış işlemlerini sürdürmüştür.

Bırakalım sade vatandaşı, bankacılık sistemini kontrolle görevli kurumların dışında hiç kimsenin, bu hazine bonosu satışının karşılığının olmadığını bilmesi mümkün değildir.

Belki, vatandaşa "sen, hazine bonosu almak için para yatırdığında hazine bonosunun aslını niye almadın" diye de sorabiliriz veya Sayın Başbakanın bir mudiye verdiği cevapta olduğu gibi "parayı yatırırken bize mi sordunuz" diyebiliriz. İşin garibi, uygulamada, hiçbir banka, vatandaşa hazine bonosunun aslını vermemekte, sadece, hazine bonosu aldığına dair bir makbuz düzenleyip, vermektedir. Yine, vatandaşın, parasını bankaya yatırırken veya hazine bonosu alırken hükümet yetkililerine sorması gibi bir uygulama da bulunmamaktadır. Bu koşullarda, vatandaşı "niçin hazine bonosu aldın" diye suçlamak ne kadar adildir?! Kaldı ki, vatandaş, hazine bonosuna, mevduattan daha güvenli olması sebebiyle yönelmiştir. Zira, 3.7.2003 tarihine kadar, bankalardaki mevduat güvencesinin limiti en fazla 50 milyar TL ile sınırlıydı. Bu nedenle, vatandaş, özellikle 50 milyar TL'nin üzerindeki parasını mevduata değil, hazine bonosuna yatırmıştır.

Bu olayda bir suçlu aranıyorsa, bu suçlu, vatandaş değil, devletin bankacılık işlemlerini gözetlemekle, düzenlemekle ve denetlemekle görevli kurumlarıdır. Hazine bonosu satmaya yetkili olmayan bu bankaya, Hazine yetkilileri, BDDK, TMSF ve SPK "dur" demeyerek, görevlerini yapmayacaklar, ondan sonra da, vatandaşı "sen, niçin hazine bonosu aldın" diye suçlayacaklar; bu, adil bir davranış değildir.

Bu masum insanların bazıları emekli ikramiyesini, bazıları sattığı arabasının ve evinin parasını hazine bonosuna yatırarak, hem paralarını, kayıt altında, ekonominin hizmetine sundular hem de buradan sağladıkları faizlerle mutfak giderlerini, çocuklarının eğitim

19


giderlerini karşılamaya çalıştılar. Bu nedenle, lütfen, devletine ve devletin kurumlarına güvenerek hazine bonosu almış olan bu insanlara suçlu muamelesi yapmayalım; Hazinenin ve diğer devlet kurumlarının ihmalinin yükünü bu masum insanların üzerine yıkarak, bu insanları mağdur etmeyelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kılıç, son cümlenizi rica ediyorum.

Buyurun.

MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Nitekim, Başbakanlık Teftiş Kurulunun, İmar Bankasındaki hayalî hazine bonosu satışıyla ilgili yaptığı incelemeler sonucu verilen raporda "BDDK hayalî bono satışını başından beri biliyordu, hayalî bono satışı BDDK'nın bilgisi dahilinde oldu" denilerek, BDDK ve SPK suçlu bulunmuştur.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ben, yirmi yıl avukatlık yaptım. Haklı oldukları açık olan ve devletin, kusursuz sorumluluk gereği de olsa, kesinlikle sorumlu olduğu bir konuda, bu insanları, dava açmaya zorlayarak, dava masrafları ve avukatlık masraflarıyla karşı karşıya bırakmanın ne kadar adil olduğunu takdirlerinize sunuyorum.

Devletin bu sorunu çözmesini talep ederken, İmar Bankasını ve bu bankanın sahiplerini sorumsuz gördüğümüz anlaşılmasın. Bu soygunu yapanların en ağır şekilde cezalandırılmalarını ve haksız edindikleri malvarlıklarına el konulmasını biz de istiyoruz. Kaldı ki, bunlarla ilgili gerekli cezaî ve hukukî davalar açılmış, malvarlıklarına el konulmuş ve bu malların paraya çevrilmesi aşamasına gelinmiştir.

Hepimiz, adalet anlayışı içerisinde, toplumun huzur ve refahını korumak için milletvekili andı içtik. Mağdur edilmiş bulunan bu insanların sorunlarına çözüm bulmak için, iktidarıyla muhalefetiyle tüm milletvekili arkadaşlarımdan bu kanun teklifine destek vermelerini bekliyorum.

Yüce Heyetin bu desteği esirgemeyeceğini umar, saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.

Başka söz talebi?.. Yok.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

8.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün; Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/205) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/185)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/205) esas numaralı kanun teklifim 45 gün içerisinde komisyonda görüşülmediğinden, İçtüzüğün 37 nci maddesi gereğince doğrudan gündeme alınması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 23.1.2004

Ensar Öğüt

Ardahan

BAŞKAN - Sayın Öğüt, buyurun.

Süreniz 5 dakika.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ardahan İlimize "Ardahan" isimli bir üniversite kurulması için vermiş olduğum kanun teklifi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, hükümet, kalkınmamış bölgelerin kalkındırılmasıyla ilgili olarak dört ay önce bir kanun çıkardı kişi başına millî geliri 1 500 doların altındaki illere teşvik anlamında birtakım kolaylıklar getirildi; ama, Ardahan gibi kış şartları ağır geçen illere yatırım yapan yok. Serbest piyasa ekonomisi modeli nedeniyle, devlet yatırım yapmıyor, özel sektör de gitmiyor; ama, sınırda olan - stratejik alanda çok önemli olan- Ardahan'ın ve o bölgenin kalkınması için o bölgelere üniversitelerin kurulması gerekir.

Şunu diyebilirsiniz: Kars'ta Kafkas Üniversitesi var, Ardahan'da kurulsa da olur kurulmasa da... Öyle değil değerli arkadaşlar. Yaklaşık 8 000 talebesi olacak, 2 000 civarında öğretim üyesi olacak, nüfus 10 000 artmış olacak; Ardahan ve Ardahan'a bağlı ilçelerdeki esnaf için büyük bir gelişme olacak; çünkü, 10 000 kişinin oraya ekonomik katkı sunması, o bölgeyi kalkındıracaktır.

Bir zamanlar kahramanlıklarıyla destan yazan Ardahan, tarım ve hayvancılıkta en önde giden illerimizden biriydi; ancak, başta İran olmak üzere, komşu illerden gelen kaçak hayvan, Ardahan'daki ve Doğu Anadoludaki hayvancılığı öldürmüş durumdadır. İklim şartları tarımı daha da beter etmiştir. Sınır ticaretinden yararlanamayan Ardahan ve Ardahanlı insanlarımız şu anda yoksulluk ve açlık sınırında yaşamaktadırlar. Ardahan'da işsizlik oranı yüzde 70. Yani, sınırda bekçilik yapacaksın, bu devlete askerlik yapacaksın, vergi vereceksin, şehit olacaksın... Bu insanları göçe zorlayarak bölgeyi yoksullaştırmak hangi akla, mantığa dayanıyor; onu ben halen, bir türlü, aklıma, mantığıma sığdıramıyorum.

Değerli arkadaşlar, Ardahan'ın köylerinin yüzde 70'inde su yok. Ardahanlı bu devlete vergi verirken, şehit olurken, askerlik yaparken, seksendört yıldır bu devlet Ardahanlıya bir tas içecek su vermemiş. Bunu ve bu konuyu gözönünde tuttuğunuz zaman...

20


Sekiz ay karlar altında kalan Ardahan halkı, suyu olmayan köyleri ne yapıyor biliyor musunuz; karı eriterek su içiyor, karı eriterek onun suyuyla banyo yapmaya çalışıyor. Hangi çağda yaşıyoruz, hangi Avrupa Birliğinden bahsediyoruz?!

Şimdi, böyle bir ortamda ne var... Geçen seneden bu yana, ben, baktım ki işin içinden çıkamıyorum, kendi adıma, milletvekili olarak, bir kepçe aldım köylere su getirmek için; ama, Köy Hizmetlerinden iki yıldır Ardahan'a bir mühendis gönderemiyorum. Evet, Ardahan'da mühendis yok. Proje yapsalar, kepçesi benden, borusunun parasını da vatandaşlardan alarak suyu getireceğim. Ben bunu resmî yazıyla valiye bildirmişim; vali "efendim, kepçemiz yok, borumuz yok, mühendisimiz yok, proje yapamıyoruz" diyor, Ardahan İl Müdürü bana aynısını söylüyor; Sayın Bakana anlatıyorum, Sayın Bakan "tamam, hallederiz" diyor. Geçen sene Genel Müdürü aldım, götürdüm; halen mühendis gitmemiş; bu çok ayıptır. Ben köylere gidemiyorum, siz de gidemeyeceksiniz, Türkiye'deki diğer köylere de gidemeyeceksiniz. Yani, ben kendi paramla yapacağım, kardeşim, mühendis gönder, bana proje ver... Bunu yapamayan bir devlet Ardahanlıdan bir şey beklemesin. Böyle bir mantıksızlık olmaz.

Benim sizden ricam, Ardahan'ın kalkınması ve gelişmesi için...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Sayın Öğüt, toparlayın efendim.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Tamam.

... güvenlik açısından stratejik önem taşıyan ilimizde 133 000 insan yaşıyor; 1 000 000'a yakın insan göç etmiş. Şimdi, Sayın Dışişleri Bakanımız burada, ben arz ediyorum; Gürcistan'ın Ahıska Bölgesine 500 000 Ermeni yerleşti; Ahıska Türkleri, orada, yok oldu. Ermenistan'ın emeli gerçekleşecek, Karadeniz'e uzanacak. Ermenistan güçleniyor, Ardahan boşalıyor. Ardahan'ı Ermenistan'a mı vereceğiz?! Bu ne cüret!.. Halen, suyu olmayan köylerin projesi yapılmıyor.

Bu nedenle, ben sizden istirham ediyorum değerli milletvekilleri; hepimizin sorumluluğu var; bu yalnız benim değil, Türkiye'nin sorumluluğudur. Ardahan, geçmişte, Anadolu topraklarının garantisi olarak iki defa Rusya'ya savaş tazminatı olarak verildi. Bugün Ermenistan, Kars'ı, Ardahan'ı, Erzurum'u istiyor. Bu stratejik anlamdaki illerimizin kalkınması için, sınır ticaretinin gelişmesi, hayvancılığın ve tarımın gelişmesi -o bölgelere fabrikalar kurulmuyorsa- üniversitelerin kurulması lazım. Üniversiteler kurulursa, değerli arkadaşlar, o bölgeler bacasız fabrika olur; güvenlik açısından önemli, göçün önlenmesi açısından önemli, her konuda önemlidir.

Onun için, Yüce Meclisten, bu kanun teklifimin gündeme alınarak, Ardahan'a "Ardahan" isimli bir üniversite kurulmasını istirham ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Efendim, Hükümetin söz isteği?.. Yok.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmına geçiyoruz.

Alınan karar gereğince, bu kısmın 157 nci sırasında yer alan, CHP Grubu adına Grup Başkanvekilleri, Samsun Milletvekili Haluk Koç, İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol ve İstanbul Milletvekili Ali Topuz'un, Irak Halkına yöneltilen şiddet ve Türkiye'nin Irak politikası konularında; 158 inci sırada yer alan, Kayseri Milletvekili Taner Yıldız ve 21 milletvekilinin, Irak Halkına yöneltilen şiddet ve işkence olaylarının ulusal ve uluslararası düzeydeki yansımaları konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 102 ve 103 üncü maddeleri uyarınca bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergelerinin öngörüşmelerine başlıyoruz.

VI.- GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE

MECLİS ARAŞTIRMASI

A) ÖNGÖRÜŞMELER

1.- CHP Grubu adına Grup Başkanvekilleri, Samsun Milletvekili Haluk Koç, İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol ve İstanbul Milletvekili Ali Topuz'un Irak Halkına yöneltilen şiddet ve Türkiye'nin Irak politikası konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/14)

2.- Kayseri Milletvekili Taner Yıldız ve 21 milletvekilinin Irak Halkına yöneltilen şiddet ve işkence olaylarının ulusal ve uluslararası düzeydeki yansımaları konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/15)

BAŞKAN -Hükümet?.. Burada.

Genel görüşme önergeleri, Genel Kurulun 18.5.2004 tarihli 90 ıncı Birleşiminde okunduklarından, tekrar okutmuyorum.

İçtüzüğümüze göre, genel görüşme açılıp açılmaması hususunda, sırasıyla, hükümete, siyasî parti gruplarına ve önergelerdeki birinci imza sahibine veya onların göstereceği bir diğer imza sahibine söz verilecektir.

Konuşma süreleri, hükümet ve gruplar için 20'şer dakika, önerge sahipleri için 10'ar dakikadır.

Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: AK Parti Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Ömer Çelik, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Onur Öymen; önerge sahipleri olarak, Balıkesir Milletvekili Sayın Turhan Çömez ve İstanbul Milletvekili Sayın Şükrü Elekdağ. Bu talepleri değerlendireceğim.

21


İlk sözü Hükümete veriyorum. Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcımız Sayın Abdullah Gül; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; son günlerde giderek tırmanan ve hepimizi gerçekten kaygılandıran Irak'la ve Filistin'le ilgili konularda size bilgi vermek istiyorum, bunun için söz almış bulunuyorum; Hükümetim adına, hepinize saygılar sunuyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bölgemizdeki atmosfer, Irak'ta ve Filistin sorununda paralel olarak yaşanan tırmanmayla son haftalarda daha da bozulmuştur. Son gelişmeler, Hükümetimizin uzun süredir bütün ilgili taraflara yaptığı uyarı, telkin ve tavsiyelerin haklılığını, ne yazık ki, bir kez daha göstermiştir. Bölgede endişe ve ümitsizlik artmaktadır. Olumsuz siyasî, askerî gelişmeler, bölgede ekonomik, ticarî gelişme ve işbirliği perspektifini, diyalog çalışmalarını, sosyal reform girişimlerini olumsuz etkilemektedir. Bölgemizde barışın ve istikrarın sağlanması yönündeki çabalara her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.

Sayın milletvekilleri, komşumuz Irak, savaşın sona ermesinden bu yana en zor dönemini yaşamaktadır. Kardeş Irak Halkının çektiği acılar ne yazık ki henüz sona ermemiştir. Süregelen Irak bunalımının bölgede ve dünyadaki olumsuz siyasî ve ekonomik etkileri de sürmektedir.

Irak'ın özgür, demokratik ve müreffeh bir geleceğe doğru ilerleyebilmesinin temel şartlarından biri asayiş ve güvenlik ortamının tesis edilmesidir; bu ortam hâlâ tesis edilememiştir. Koalisyon güçleri yer yer direnişle karşı karşıyadır. Bu durum, diğer sorunlara odaklanmayı zorlaştırmaktadır; ülkenin yeniden imarı için harcanmakta olan kaynak ve çabaların halka ulaşmasını olumsuz etkilemektedir. Savaşın son bulmasının ardından, Irak genelinde, koalisyon güçlerinin yanı sıra Iraklı sivillere, siyasî şahsiyetlere, yabancı temsilciliklere ve uluslararası kuruluşlara saldırılar da devam etmektedir. Bu saldırılar güvenlik durumunu ağırlaştırmaktadır. Koalisyon kuvvetleri, bir süreden beri, aynı anda iki ayrı cephede çatışmak durumunda kalmışlardır. Zaman zaman orantısız, aşırı güç kullanılmaktadır. Çatışmalarda sivil halk, konutlar ve maalesef cami ve türbe gibi kutsal yerler de zarar görmeye başlamıştır; bu hususlar direniş odaklarının çeşitlenmelerine de yol açmaktadır.

Koalisyonun işini daha da zorlaştıran bir gelişme, başta İspanya olmak üzere koalisyona askerî destek veren bazı ülkelerin, Irak'tan güçlerini çekme kararı almış olmalarıdır.

Değerli milletvekilleri, güvenlik ve istikrarın tesisi konusunda ciddî güçlüklerin yaşandığı bir dönemde, Irak'taki bir cezaevinde, bazı koalisyon askerleri tarafından tutuklulara işkence ve insanlıkdışı muamele yapıldığı ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu gelişme mevcut tabloyu büsbütün ağırlaştırmıştır. Söz konusu olaylar, uluslararası insanî hukuka ve evrensel değerlere hiçbir şekilde uygun düşmemektedir ve hafızalardan da kolay kolay silinmeyecek iz bırakmıştır. Gerek Irak Halkı gerekse halkımızın dahil olduğu uluslararası toplum infial içindedir. Hükümet olarak, bu olayı kınamış bulunuyoruz. Özellikle bölge halklarının tepkisinin uzun vadeli olumsuz sonuçlar yaratmasından da endişe duyuyoruz.

Amerika Birleşik Devletleri yönetimi, bu olayların üzerine giderek, sorumluları ortaya çıkarmayı ve cezalandırmayı vaat etmiştir. Kamuoyu önünde üstlenilen bu taahhütlerin en kısa zamanda sonuç vermesini bekliyoruz. Amerika Birleşik Devletleri yetkililerinin yaptıkları üzüntü ve özür beyanları faydalı olmuştur; ama, bu sözlerde durulması, esas o zaman bütün dünya kamuoyunda etki yaratacaktır. Amerika dahil uluslararası kamuoyunun ve medyanın, olayları demokratik biçimde açıklayarak tartışmış olmasını olumlu karşılıyoruz.

Sayın milletvekilleri, Irak'taki çatışma ortamı, meşru bir yönetime yönelik siyasî geçiş sürecinin işleyebilmesini de engellemektedir. Diğer yandan, savaşın ardından, Irak'ta, halkı kucaklayan ve halk tarafından benimsenen yönetim yapılarının bir türlü tesis edilememiş olması da asayişsizliği tetiklemektedir. Bu kısırdöngünün kırılabilmesi için Irak'ın önündeki tek çıkış yolu, siyasî sürecin meşru kılınması suretiyle ilerletilmesidir. Bu süreç, ayrılıkları derinleştiren bir zeminde yürüyemez. Dolayısıyla, geçici yapılarda, tüm kesimler temsil imkânı bularak bir araya gelmelidir. Süreç, ulusal uyumun oluşturulmasını hedefleyen bir zemine oturtulmalıdır.

İşte bu noktada, Birleşmiş Milletler rolünün önplana çıkması gerekmektedir.Biz de, Birleşmiş Milletlerin bu rolüne büyük önem veriyoruz.

Gerek koalisyon gerek uluslararası toplum, bu kuruluşun tarafsız konumuna ve uzmanlığına gittikçe daha fazla ihtiyaç olduğunu kabul etmektedir. Önümüzdeki süreçte, Birleşmiş Milletlerin Irak'ta daha etkin bir rol üstlenmesini beklemekteyiz.

Irak'taki siyasî geçiş sürecinin takvimi, 8 Mart tarihinde imzalanan geçici idarî yasayla belirlenmiş durumdadır. Buna göre, birinci aşama, 30 Haziran 2004 tarihinde koalisyon yönetimi ve Irak Yönetim Konseyinin lağvedilmesi ve egemenliğin, yeni kurulacak olan Irak geçici hükümetine devredilmesiyle başlayacaktır. İkinci aşamada ise, en geç 31 Ocak 2005'e kadar yapılacak ulusal meclis seçimleri sonucunda, Irak geçiş hükümetinin kurulmasıyla başlayacak ve bu seçilmiş meclisin hazırlayacağı daimî anayasa uyarınca, yeni hükümetin kurulmasıyla 31 Aralık 2005'te son bulacaktır. Geçici idarî yasa, 30 Haziranda başlamak üzere, siyasî geçiş sürecinin sonuna kadar yürürlükte kalacaktır.

Sayın milletvekilleri, 30 Haziran tarihi yaklaştıkça, Irak'taki siyasî süreç kritik bir aşamaya girmekte ve iki konu önplana çıkmaktadır. Bunlardan birincisi, 1 Temmuz itibariyle egemenliği devralacak olan geçici hükümetin yapısına ilişkindir. Diğeri ise, en geç 2005 Ocak ayında yapılması planlanan genel seçimlere yönelik hazırlıklardır. Her iki konuda da Birleşmiş Milletlerin katkısı ve tavsiyeleri istenmiştir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Irak Özel Temsilcisi, Irak Yönetim Konseyinin yerine, ağırlıklı olarak bir teknokratlar hükümetinin kurulmasını önermektedir. Bunun üyelerinin Irak Halkına ve Birleşmiş Milletlere danışılarak mayıs

22


ayı sonuna kadar belirlenmesi öngörülmektedir. Ayrıca, geçici hükümete danışmanlık yapacak bir ulusal konferans toplanması yönünde de tavsiyelerde bulunmaktadır.

2005 yılı başında seçimlerle belirlenecek ve anayasayı hazırlamakla görevlendirilecek olan ulusal meclisin egemenlik yetkisini serbestçe kullanabilmesi gerçekten de hayatî bir önem taşımaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bush'un, egemenliğin Iraklılara devredilecek olması vesilesiyle, siyasî geçiş sürecinin aşamaları hakkında dün gece yaptığı -Türkiye saatiyle bu sabah yaptığı- açıklamayı da önemle not etmiş bulunuyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, bulunduğu coğrafyada bir güvenlik ve istikrar kuşağı yaratabilmek amacıyla diplomasinin tüm imkânlarını kullanmaktadır. Bu bağlamda, komşumuz Irak'a özel bir önem atfetmekteyiz. Irak'ın içerisinde bulunduğu bu kritik aşamada, temel sorumluluk koalisyon yönetimine ve Irak Halkına düşmektedir. Koalisyon, geçmişte yaptığı bazı hataları tekrarlamamaya özen göstermelidir. Irak'ı oluşturan bütün kesimler siyasî sürecin içerisine çekilmelidir. Egemenliğin temsili ve meşru yönetim yapılarına devredilmesinin önü açılmalıdır. Bu sağlanabildiği takdirde, geçtiğimiz yıldan beri yaşanmakta olan travmanın yerini, Irak Halkının kendi geleceğine birlikte sahip çıkma duygusu alacaktır.

Yine, bu bağlamda, Irak'ın geleceğinin, her şeyden önce Iraklılar tarafından belirleneceği akılda tutulmalıdır. Toplumu oluşturan değişik kesimler, etnik ve mezhebî çıkarları ve mülahazaları bir kenara bırakmalıdırlar. Bunlar, ortak gelecekleri için bir toplumsal uzlaşıya varabildikleri ölçüde Irak'ın sorunlarına çözüm üretebileceklerdir.

Bu vesileyle, Iraklı tüm siyasî partileri ve liderlerini, bu dönemde, maceracılıktan uzak ve sorumlu bir tutum takınmaya, dar çıkar hesaplarından uzak durmaya davet ediyorum. Aşırı ihtiraslarını dizginleyemeyenlerin, kendilerine ve halklarına zarar vereceğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Iraklı Türkmenlerin, ılımlı, yetenekli, barışçı bir toplum olarak, Irak'ın birliğine, istikrarına, refahına ve geleceğine en iyi hizmeti verebileceğine de inanıyoruz. Iraklı Türkmen soydaşlarımız, Irak'taki geçiş sürecine daha etkili biçimde katılmak ve birlikteliklerini sergilemek üzere, güç koşullarda azimli bir siyasî faaliyet yürütmektedirler. Onların haklarına ve güvenliğine, diğer bütün Iraklılarla birlikte sahip olmasına önem atfediyoruz.

Hükümetimiz, Irak'ın içinden geçmekte olduğu bu hassas dönemde, Irak'ı oluşturan bütün kesimlerle diyalog ve temaslarını yoğun biçimde sürdürmektedir. Çeşitli Irak heyetlerini Ankara'da ağırlıyoruz. Bağdat'a ve Kuzey Irak dahil diğer bölgelere, Hükümetimizin Irak Özel Temsilcisinin eşgüdümünde heyetler gönderiyoruz. Bölge ülkeleri, Birleşmiş Milletler, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliğiyle de temas halindeyiz. Bu temaslarımızda, sağduyuyu, toplumsal uzlaşıyı ve istikrar arayışlarını önplanda tutan bir yaklaşım sergilemekteyiz.

Iraklılara egemenliğin devredileceği 30 Haziran tarihinde bir ertelemeye gidilmemelidir. Bu devir sanal değil, gerçek olmalıdır. Hem koalisyon geçici yönetiminin hem de Irak Yönetim Konseyinin mevcudiyetinin 1 Temmuz itibariyle sona ermesinde yarar görüyoruz. Geçici Irak hükümeti, Irak Yönetim Konseyinin bir uzantısı veya benzeri olmamalıdır. Bu, siyasî sürecin selameti açısından da zorunludur.

Irak'ta geçici hükümetin göreve gelmesinin ardından bir ulusal konferans düzenlenmesi fikrini de kuvvetle destekliyoruz.

Ayrıca, 2005 yılı ocak ayında yapılması planlanan genel seçimler, Irak'taki bütün kesimlerin Mecliste temsiline imkân verecek bir sistem çerçevesinde düzenlenmelidir. Irak'taki çeşitli kesimleri mağdur edecek hususların, yeni seçim yasasında yer almasına Birleşmiş Milletler engel olmalıdır. Bu hedefler doğrultusunda, diplomatik alanlardaki çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz yıl, savaştan önce Hükümetimizin girişimiyle başlatılan "Irak'a komşu ülkeler girişimi" büyük bir merhale kaydetmiştir. Belki de, bölgemizin tarihinde ilk defa, bütün ülkelerin, Irak gibi hassas bir konuda, ortak bir sesle ortaya çıkmaları böylece mümkün olmuştur. Bu süreç, artık Irak konusunda sağlam bir müktesebat oluşturmuş durumdadır. Bu girişimin önemi, uluslararası camia ve Birleşmiş Milletler tarafından da takdir edilmektedir.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu teşebbüsümüzden ilham alarak, Irak'a komşu ülkelerin de dahil olduğu bir istişare grubu oluşturmuştur. 5 kez yapılan toplantıların sonuncusuna, Irak Geçici Dışişleri Bakanı ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Özel Temsilcisinin de katılması, bu girişimimizin etkinliğinin arttığının diğer bir göstergesidir.

Başta koalisyon ülkeleri olmak üzere bütün tarafların, komşu ülkelerin görüş, endişe ve tavsiyelerini dikkate almalarında, herkes için fayda olduğunu, bir kez daha, burada belirtmek istiyorum.

Komşu ülkeler sürecinin yarattığı ilgi, Birleşmiş Milletlerin yanı sıra, kısa sürede başka uluslararası örgütler nezdinde de yansımalarını bulmuştur. Parlamentolararası Birlik, Irak'a komşu ülkeleri, bu defa parlamento başkanları düzeyinde bir araya getirmek üzere harekete geçmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Bülent Arınç'ın ülkemizi temsilen katıldığı komşu ülkeler toplantısı, 12-13 Mayıs tarihlerinde Amman'da gerçekleşmiştir. Söz konusu toplantıda, Irak'ta demokratik kurumların oluşturulmasına ve Birleşmiş Milletlerin bu doğrultudaki çabalarına komşu ülkelerin desteği bir kez daha teyit edilmiştir.

Son olarak, İslam Konferansı Örgütünün Irak konusunda inisiyatif almasını önerdik. Bununla ilgili, aylar önce Malezya Dışişleri Bakanına yazdığım mektup üzerine, Malezya harekete geçti. Geçen nisan ayında yapılan İslam Konferansı Örgütü Olağanüstü Dışişleri Bakanları Toplantısında bir dizi öneri ve eylem üzerinde de mutabık kaldık.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın Irak'la ilgili kısmını tamamlamadan önce, evvelce belirttiğim bir hususu yeniden vurgulamakta yarar görüyorum. Egemenliğin 30 Haziranda devredilmesinden sonra, Irak Halkı, kendi siyasî geleceğini inşa etme

23


yolunda zorlu bir sınav vermeye devam edecektir. Bu uzun ve çetin süreçte, Türkiye, Irak Halkını desteklemeyi sürdürecektir. Irak Halkının, istisnasız bütün kesimlerini akrabamız saydığımızı hep söyledik; söylemekle kalmadık, siyasî, ekonomik, sosyal girişimlerimizle, güvenlikle ilgili çabalarımızla, bunu da ispatladık. Kızılayın Irak'taki faaliyetleri, Türkiye'de tedavi ettirdiğimiz terör kurbanı Iraklı Kürtler, Iraklı diplomatlara Ankara'da verdiğimiz kurs, Irak Anayasasıyla ilgili olarak Ankara'da düzenlenen sempozyum buna örnektir. Irak Ekonomik İşler Koordinatörümüz, Uluslararası Irak'a Yardım Konferansına katılmak üzere, bugün Doha'ya hareket etmiştir. Tabiatıyla, Iraklı Kürtlerle coğrafî, tarihî ve insanî nedenlerle özel ve yakın ilişkilerimiz bulunmaktadır. Bu ilişkiler sürecektir; ancak, önümüzdeki dönemde Irak Halkının tüm kesimlerinin kendi aralarında uzlaşmaya yardımcı olacak bilinçle hareket etmeleri ve geçiş sürecini sahiplenmeleri hayatî önem taşımaktadır. Zira, Irak'ta barışın anahtarı, Irak Halkının kendi elindedir. Türkiye, bu yönde samimî çaba gösterenlere destek olmaya devam edecektir.

Sayın Başkan, müsaade ederseniz, Filistin'le ilgili Hükümetimizin görüşlerini de, burada, sayın milletvekillerine aktarmak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, Ortadoğu'da yaşanan şiddet olaylarını derin endişeyle izlemeye devam ediyoruz. Bir yandan İsrail'in çok sayıda Filistinli sivilin ölümüne yol açan ağır yıkım ve yıldırma hareketleri, diğer yandan İsrailli sivillerin ölümüne yol açan intihar saldırıları, durumu, gittikçe tehlikeli boyutlara taşımaktadır. Bu olayları şiddetle kınıyoruz. Bunların devamı halinde, durumun kontrolsüz bir hale gelmesinden ve sonuçları öngörülemeyecek bir ortamın doğmasından da endişe ediyoruz.

İhtilafın tarafları arasında karşılıklı güven, maalesef, hâlâ tesis edilememiştir. Bu nedenle, uluslararası kamuoyu tarafından yürütülen barış çabalarından bugüne kadar somut bir sonuç alınması da mümkün olmamıştır.

İsrail Başbakanı Ariel Şaron, bir süre önce, İsrail'in, Gazze şeridinin tamamından çekilmesini ve Batı Şeria'daki yerleşim yerlerinden bazılarının boşaltılmasını öngören bir ayrılma planı açıklamıştır. Bu plan, tartışmalara ve tepkilere yol açmıştır. Plan, Hükümetimizce de usul ve içerik bakımından eleştirilmiştir. Bu tartışma sürerken, 11 Mayıs 2004 tarihinden itibaren Gazze şeridinde vahim şiddet olayları yaşanmıştır. Bu olaylarda İsrail güvenlik güçlerinin orantısız ve aşırı güç kullandıkları görülmüştür. Bunun sonucu, aralarında çocukların da bulunduğu çok sayıda Filistinli hayatını kaybetmiştir. Bu olaylar, barış umutlarına yeni bir darbe olmuştur. Bu olayların devamı olarak, İsrail, güvenlik gerekçesiyle, Gazze şeridinin Mısır sınırında bulunan çok sayıda evi tanklarla yıkmıştır. Böylece, çok zor şartlar içinde mülteci kamplarında yaşayan binlerce Filistinliye yeni binlerce Filistinli ilave edilmiştir. Bunun ardından, Refah Mülteci Kampında protesto yürüyüşü yapan Filistinlilerin üzerine helikopterler ve tanklardan ateş açılmıştır. Açılan ateşte 15 Filistinli ölmüş ve birçok kişi yaralanmıştır. Bu olaylar, durumu daha da trajik boyutlara ulaştırmıştır.

Bütün bu gelişmeler son derece tehlikeli olup, bizi tedirgin etmektedir. Biz, yol haritasının uygulanmasını beklerken, İsrail'in her türlü hukuka aykırı davranış içine giren politikalarını Türkiye'nin tasvip etmesi kesinlikle mümkün değildir. Gazze'de yaşanan ve hepimizi derinden sarsan olaylar ise, kesinlikle ölçünün tamamen kaçırılması anlamına gelmektedir. Bu konuda, Sayın Başbakanımız, ben, görüşlerimizi açık, net bir şekilde ifade ettik. Halkımızın da tepkisi gayet açık bir şekilde ortadadır. Tüm dünyayı ayağa kaldıran bu olayları bir kez daha kınıyoruz. Bunların hiç kimseye faydası da olmayacaktır.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, kabul ettiği 1544 sayılı Kararla, tüm şiddet, terör ve yıkım eylemlerini kınamıştır. Bu karar, Türkiye'nin de dahil olduğu uluslararası toplumun gelişmelerden duyduğu kaygıyı ve içinde bulunulan durumun ciddiyetini gereğince yansıtmaktadır.

Diğer taraftan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, söz konusu kararında, İsrail'in, uluslararası insanî hukuktan kaynaklanan sorumluluklarının bilincinde olarak, Filistinlilerin hayat şartlarını daha da zorlaştıracak ev yıkımlarını durdurmasını istemiştir. Bu talebe, Hükümetimiz de kuvvetle katılmaktadır ve bu çağrıyı, burada, bir kez daha tekrarlamaktayız.

Bölgede yaşanan olaylara ilişkin olarak Hükümetimizce yapılan açıklamalarda, İsrail'in davranışları kınanmıştır. Bu tür orantısız, aşırı hareketlerin, bizatihi İsrail'in güvenlik amaçlarına hizmet etmeyeceği, aksine, bu bölgede yaşayan Filistin Halkının hayat koşullarının daha da güçleşmesine yol açacağı, ayrıca, terör eylemlerini gerçekleştiren gruplara yeni gerekçeler sağlayacağı vurgulanmıştır.

Değerli milletvekilleri, içerisinde bulunulan bu çok hassas dönemde, itidal ve sağduyunun her zamankinden fazla önem taşıdığına inanıyoruz. Taraflara, karşılıklı güven bunalımını daha da derinleştirecek adımlardan özenle kaçınmalarını telkin ediyoruz. Kendilerini, sorumluluklarının bilincinde hareket etmeye ve diyalog yollarını kapatmamaya çağırıyoruz. İki tarafın da güvenliği, ancak, siyasî müzakereler yoluyla tesis edilebilecek, yaşayabilir bir barış anlaşmasıyla sağlanabilir. İsrail-Filistin ihtilafı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin ilgili kararları çerçevesinde, İsrail ve Filistin'in güvenli ve tanınmış sınırlar içerisinde yan yana yaşayacakları bir bölge vizyonu zemininde çözülmelidir. Bu çerçevede, taraflarca kabul edilmiş olan yol haritası, kaçırılmaması gereken bir fırsattır. Taraflara, yol haritasının bir an önce hayata geçirilmesi için üzerlerine düşen görevleri yerine getirme çağrımızı, bu vesileyle bir kez daha tekrarlıyoruz.

Bölgede bu zamana kadar yaşanan gelişmeler, sorunun sadece Filistin ile İsrail taraflarının gayretleriyle çözümlenemeyeceğini göstermiştir. İhtilafın barışçı yollardan çözümü için, uluslararası toplumun da elini taşın altına koyması gerekmektedir; ancak, bu çabalar, sadece kınama noktasında kalmamalıdır. Bunun ötesine geçecek şekilde, ilgili devletlerin bir araya gelerek, gerekli adımları atmaları lazımdır. Bu bağlamda, Birleşmiş Milletlere önemli görevler düşmektedir.

Türkiye, her iki tarafın da güvenini haiz bir ülke olarak, öncelikle şiddet ve terörün durdurulması, ardından da barış görüşmelerinin başlatılması için, çabalarını aktif bir şekilde sürdürmektedir. Bu çerçevede, Türkiye, İslam Konferansı Örgütünün

24


harekete geçmesinde de öncü rol oynamıştır. Nitekim, 22 Nisan 2004 tarihinde Malezya'da yapılan İKÖ Ortadoğu özel toplantısında, "quartet" denilen dörtlü grubun üyeleri Birleşmiş Milletler, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Rusya Federasyonu ile İKÖ adına temaslarda bulunmak üzere oluşturulan 5 üyeli Bakanlar Delegasyonuna ülkemiz de seçilmiş bulunmaktadır. Bakanlar Delegasyonu, ilk aşamada, 19 Mayıs 2004 tarihinde Dublin'de Avrupa Birliği Dönem Başkanı İrlanda Dışişleri Bakanıyla, 20 Mayıs 2004 tarihinde de Moskova'da Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanıyla yararlı görüşmeler yapmıştır. Bu toplantılardan Dublin'dekine Devlet Bakanı Sayın Beşir Atalay, Moskova'dakine ise ben katıldım. Delegasyonun, bilahara, haziran ayı başında, quartet'in diğer üyeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ve Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanıyla da temaslarda bulunması planlanmaktadır. Ayrıca, 9-12 Mayıs 2004 tarihlerinde Cidde'de gerçekleştirilen İslam Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları Hazırlık Toplantısına Türkiye başkanlık etmiştir. Heyetimiz, Filistin lehine olan kararlarda uzlaşı sağlanması için yoğun gayret sarf etmiştir. Bu gayretlerimiz ve katkımız, başta Filistin olmak üzere, diğer üye ülkeler tarafından takdirle karşılanmıştır.

Türkiye'nin Filistin konusundaki çabaları sadece İKÖ'yle sınırlı kalmamaktadır. Türkiye, Ortadoğu sorunu konusunda Birleşmiş Milletlerde yapılan görüşmelerde, geleneksel olarak, Filistin Halkının haklı davasını destekleyegelmiştir. Bu çerçevede, ülkemiz, Gazze'de yaşanan olaylar üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyince kabul edilmiş olan 1544 sayılı Kararı desteklediğini açıklamıştır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun, işgal altındaki toprakların temsili konusunda son olarak aldığı karara da olumlu oy vermiş bulunmaktayız.

Geçtiğimiz haftalarda katıldığım Euro-Med, Avrupa-Akdeniz ve NATO Dışişleri Bakanları toplantılarında, Avrupa ülkelerinin yanı sıra aralarında Filistin'in de bulunduğu başlıca Arap ülkelerinin ve İsrail'in Dışişleri Bakanıyla görüştüm, Arap Ligi Genel Sekreteriyle de geniş bir istişarede bulundum. Bu toplantılarda yaptığım konuşmalarda ve ikili temaslarımda bölgede yaşanan durumun vahametine dikkat çektim. Sorunun, günümüzde en önemli tehdit haline gelen terörizmi nasıl beslediğini, muhataplarıma anlatma fırsatı buldum. Yol haritasının uygulanması yolunda acil biçimde harekete geçilmesi gerektiğini, bir kez daha orada da bütün muhataplarıma anlattım. Avrupa Birliği Konseyi Genel Sekreteri ve Ortak Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Solona'yla geçen hafta Brüksel'de yaptığım görüşmede de konuyu bir kez daha ele aldım. Yol haritasının uygulanmasını teminen Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle ortak girişimler yapma fikri üzerinde durduk. Ortadoğu sorunu hakkındaki görüşlerimizi ve politikalarımızı anlatmak amacıyla Arap basınının Türkiye'deki temsilcileriyle geçen hafta bir toplantı yaptım. Bu toplantıya katılan basın mensuplarının Türkiye'nin izlediği dengeli ve yapıcı politikaları takdirle izlediklerini tespit ettim. Bu toplantıda ifade ettiğimiz görüşler, bölge basınında geniş bir şekilde yankı buldu.

Değerli milletvekilleri, diğer yandan, Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı Sayın Yaser Arafat'tan aldığımız mesajda, Türkiye'nin gayretleri ve aktif tutumundan dolayı memnuniyetleri ifade edilmiştir. Ayrıca, barışın ancak kapsamlı olduğu takdirde kalıcı olacağı düşüncesinden hareketle, Suriye ve Lübnan kanallarının da zamanı geldiğinde canlandırılması gerektiğini savunuyoruz. Bu yöndeki düşüncelerimizi, önceki hafta Türkiye'yi ziyaret eden Lübnan Başbakanı Refik Hariri'yle de paylaştık.

Bu vesileyle, İsrail'le ilişkilerimize de değinmek istiyorum. Türkiye, aralarında Avrupa ve Arap ülkelerinin de yer aldığı birçok ülke gibi, Madrid Barış Konferansı ve Oslo Anlaşmalarının olumlu sonuçlarını teşvik edici biçimde, 1992'den itibaren İsrail'le ilişkilerini geliştirmiştir. Bu ilişkiler, halen, kendi dinamikleri içinde seyrini sürdürmektedir.

BAŞKAN - Sayın Bakan, bir dakikanızı rica ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Genel Kurulda gerçekten bir uğultu var. Dışişleri Bakanımız çok önemli bir konuyu Genel Kurulumuzun bilgilerine sunuyor, Sayın Bakanımızı sükûnetle dinlemenizi rica ediyorum.

Buyurun efendim.

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - Türkiye-İsrail ilişkilerinin, karşılıklı çıkarların yanı sıra, bölgedeki barış, istikrar ve diyalog çabalarına hayatî bir katkı yaptığını bütün taraflar da kabul etmektedir.

Sayın milletvekilleri, barış sürecinin canlandırılmasına yönelik her türlü çaba ve girişim, Filistin Halkının içinde bulunduğu ağır ekonomik ve sosyal güçlüklerin acilen dindirilmesine yönelik önlemleri de içermektedir. Filistin'i ziyaret edip yeni gelen Dostluk Grubunun gerek İktidara gerekse muhalefete mensup değerli üyeleri de, bunu yerinde tespit etmişlerdir ve yaptıkları basın açıklamalarıyla, heyetin Sayın Başkanının burada yaptığı açıklamayla da, bu, bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bu husus, uluslararası toplumun, her şeyden önce, ahlakî ve insanî bir yükümlülüğüdür. Bu inançtan hareketle, 2003 Aralık ayında, Filistin ve Filistinli kardeşlerimize yönelik kapsamlı bir ekonomik ve sosyal eylem planı açıklamış bulunuyoruz. Bu plan, kamu ve özel sektörümüz ile sivil toplum kuruluşlarının, Filistin'le ilgili ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetlerinin artırılmasını ve eşgüdüm içinde gerçekleştirilmesini öngörmektedir. Bu plan çerçevesinde kurumlararası çalışmalar başlamış bulunmaktadır. Sayın Başbakanın bugün imzaladığı bir genelgeyle, planın uygulanması ve konuyla ilgili gelişmelerin takibinden sorumlu olacak Filistin Ekonomik-Sosyal İşbirliği Koordinatörlüğü görevini, değerli devlet adamı, eski bakanlarımızdan Sayın Vehbi Dinçerler'in deruhte etmesi kararlaştırılmıştır. Sayın Vehbi Dinçerler, bu konuyla ilgili özel olarak görevlendirilmiştir ve kendisine her türlü kamu ve özel sektör desteği verilecektir. Bunun altyapısı da hazırlanmıştır. Bakanlığımız, bu konuyla ilgili olarak, uzun süredir ciddî çalışmalar yapmıştır. Önümüzdeki birkaç gün içerisinde, bununla ilgili olarak, kamuoyumuza geniş bir açıklama da yapılacaktır.

Halihazırda, arazideki yegâne uluslararası gözlem gücü, El Halil'deki uluslararası geçici mevcudiyettir. Bu kuvvette askerî gözlemci bulunduran tek İslam Konferansı Örgütü üyesi ülke Türkiye'dir. Diğer yandan, hükümetimiz, yol haritasının hayata geçirilmesi halinde üçüncü taraflara açık olacak şekilde izleme-gözlem mekanizmalarına katılmaya hazır olduğunu taraflara bildirmiş ve bu yönde gerekli girişimlerde de bulunmuştur.

25


Türkiye, 1996 yılından bu yana, Filistin'e, sağlık, eğitim, kamu maliyesi, kurumsallaşma, güvenlik, turizm ve tarım alanlarında yaklaşık 7 000 000 dolar karşılıksız yardımda bulunmuştur. Türkiye, keza, Birleşmiş Milletler Filistinli Mülteciler İçin Yardım ve Bayındırlık Ajansı aracılığıyla, Filistinli mültecilere yardım yapmaktadır. Ülkemiz, bu ajansın icra komitesi üyesidir. El Halil'deki uluslararası geçici mevcudiyet vasıtasıyla da, El Halil'de yaşayan Filistinli halka dolaylı yardımlar yapmaktayız.

Filistin'e yaptığımız aynî yardımlar, gıda, ilaç ve tıbbî yardım, malzeme şeklinde olmaktadır.

Filistinli yaralılar ülkemizde tedavi edilmişlerdir.

Filistinli diplomatlar, Dışişleri Bakanlığımızın eğitim merkezinde eğitim görmektedirler.

Filistin televizyon kanalı personeli ise TRT'de eğitilmektedir.

Filistinli polislere Türk Polis Akademisinde eğitim imkânı sağlanmıştır.

Öğrenci bursları verilmektedir.

Öte yandan, Filistin ulusal yönetiminin gerçekleştirmekte olduğu reform çabalarına da destek vermekteyiz. Bu amaçla, Filistin tarafının talebi üzerine, Bakanlığımız, ülkemizin önde gelen bir anayasa uzmanını, müstakbel Filistin Devletinin anayasasını incelemekle görevlendirmiştir. Hazırlanan rapor, Filistin tarafına iletilmiş bulunmaktadır.

Bunun yanı sıra, diğer bir akademisyenimiz de, geçtiğimiz yıl, Filistin'i ziyaret ederek, anayasa hazırlığı ve idarî reform çalışmaları konusunda Filistinli yetkililerle ortak çalışmalar yapmıştır. Filistinliler, idarî reform ve anayasa çalışmalarına Türkiye'nin yaptığı katkıdan duydukları memnuniyeti her vesileyle dile getirmektedir.

Türkiye, bir yandan barış çabalarına destek verirken, diğer yandan, kardeş Filistin Halkının hayat şartlarının iyileştirilmesi için elinden gelen katkıyı sağlamaya devam edecektir.

Değerli arkadaşlar, bütün bu çalışmaların daha etkin bir şekilde devam edebilmesi için, gerek Irak'la ilgili olsun gerek Filistin'le ilgili olsun, her şeyden önce güvenlik gelmektedir. Güvenliğin olmadığı bir ortamda, ekonomik, sosyal ve insanî faaliyetlerin rahat bir şekilde yapılabilmesi mümkün değildir. O bakımdan, biz, gerek Irak'ta gerek Filistin'de barışın tesis edilmesine, istikrarın tesis edilmesine birinci derecede önem vermekteyiz.

Irak, komşumuz olan bir ülkedir ve Irak'ta yaşayan herkes -Arabıyla, Kürdüyle, Türküyle- bizim akrabalarımızdır. Filistin ise, tarihî olarak bize çok yakın olan bir ülkedir. Dolayısıyla, Türkiye olarak, bu her iki ülkede etkinliğimizi sürdürmeye kararlıyız. Hükümetimiz bu konularla yakından ilgilenmektedir, Meclisimiz yakından ilgilenmektedir, kamuoyumuz yakından ilgilenmektedir. Ümit ediyorum ki, önümüzdeki aylar, önümüzdeki dönem, her iki bölge için de, daha çok istikrarın sağlandığı, barışın sağlandığı ve Türkiye'nin etkinliğinin daha çok gösterildiği bir bölge olacaktır.

Bu duygularla, Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

AK Parti Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Ömer Çelik; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ÖMER ÇELİK (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İlk olarak, milletimizin hislerini de ifade etmek bakımından, Ebu Gurayb Cezaevinde ve son olarak Refah Mülteci Kampında ortaya çıkan olayları Grubum adına şiddetle kınıyorum. Ortaya çıkan manzara, gerçekten, insanlığın geldiği zaman diliminde son derece vahim bir manzaradır. İnsanlığın aydınlanmadan bu yana elde ettiği bütün değerlerin neredeyse bir cezaevinde iflas ettiğini görüyoruz. Evrensel değerler açısından bakıldığında ortada kabul edilemez bir durum vardır. Demokrasi, insan hakları, hukuk devleti ve diğer yüksek prensipleri bir bölgeye getirmek adına yapılan bir operasyonun ardından bölgede çıkan manzara, neredeyse, oradaki insanları bu değerlere düşman haline getirecek çok vahim olayları zincirleme bir şekilde tetiklemektedir. Kuşkusuz, burada, son derece sağduyuyla ve titizlikle hareket edilmesi gerektiği şeklinde bir sorumluluk durumuyla karşı karşıyayız.

Bizim açımızdan, Irak'ın toprak bütünlüğü, Irak'ta demokratik, insan haklarına dayalı bir hukuk devletinin var olması her şeyden daha önemlidir. Bunun gerçekleşmesi için, şu anda orada yönetim sorumluluğunda bulunanların, ortaya çıkan bu manzaraların sorumluları hakkında süratle işlem yapması gerektiğini, bunları cezalandırması gerektiğini ve bu cezaları kamuoyuna şeffaf bir biçimde duyurması gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca, bölgenin, Irak'ın toprak bütünlüğü çerçevesinde "Irak, tüm Iraklılarındır" prensibine dayalı olarak yapılandırılması konusunda herkesin son derece aktif bir biçimde sorumluluğunu yerine getirmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bunun için öncelikle yol haritasının işlemesi gerekiyor. Yol haritasını işletmekle sorumlu olanların davranışlarındaki yavaşlığı bir an evvel üzerlerinden atmaları gerekiyor ve yol haritasının işlemesi konusunda Filistin tarafının ciddî bir muhatap olarak alınmasını engelleyici davranışların önüne geçilmesi gerekiyor.

Öte yandan, yine, evrensel prensipler ve uluslararası hukuk açısından, Filistin'de ortaya çıkan görüntülerin, bundan sonra, dünya düzeninin belli bir meşruiyet ve belli bir hukuk temelinde işlemesine dönük tüm zeminleri tahrip edecek bir noktaya geldiğini düşünüyoruz.

Filistin ve İsrail'in, tanınmış ve yaşayabilir sınırlar içerisinde yan yana yaşayacak bir barış ortamına kavuşması bizim görüşümüzün esasını oluşturmaktadır. Bunun için, Filistin Devletinin, yaşayabilir bir devlet olarak hayatiyetini sürdürmesi barış için temel şartlardan bir tanesidir. Yaşayabilir bir Filistin Devleti, sadece Filistinlilerin güvenliğini değil, aynı zamanda İsrail'in güvenliğini de garanti altına alan bir şeydir.

Irak'ta meşru yönetimin tesis edilmesi bakımından dikkat edilmesi gereken birkaç tane nokta var; birincisi, 30 Haziranda koalisyon güçlerinin devir işleminin sembolik bir işlem olmaması gerekiyor. Burada, perde gerisinde koalisyon güçlerinin olduğu,

26


perdenin önünde ise, bir uydu hükümetin olduğu bir yapılanmanın Irak'ın şu anda bulunduğu durumu daha da kötüleştireceği konusundaki uyarılarımızı şimdiden yapıyoruz. Bu sebeple, uydu bir hükümet değil "Irak tüm Iraklılarındır ve Irak'ın kendi kaderini tayin etme hakkı Irak Halkına aittir" prensiplerine uygun, gerçek temsil yeteneğine sahip bir yapılanmanın ortaya çıkması konusunda, tarafların tüm sorumluluklarını yerine getirmesi konusunda hassas olmaları gerektiğini söylüyoruz.

Irak'ta yaşayan Araplar, Kürtler, diğer etnik unsurlar ve Türkmenler bizim vatandaşlarımızın akrabalarıdır; hiçbirini diğerinden ayırt etmiyoruz, hepsine eşit bir mesafeden bakıyoruz ve bu çerçevede, hepsinin yönetimde ciddî bir şekilde, sanal olmayan bir tarzda temsil edilmesinin, Irak'ın güçlü ve barışçı geleceği açısından son derece önemli olduğunu söylüyoruz. Bu sebeple, şu ana kadar Türkmenlerin Irak'taki yapılanma denkleminin dışında tutulmasına dönük uygulamalara bir an evvel son verilmesi gerekmektedir. Türkmenler, Irak'ın diğer tüm aslî unsurları gibi, Irak'ın bir aslî unsurudur ve yönetimde kendi ağırlıklarına ve tarihî geleneklerine uygun bir biçimde yer almalıdırlar; bu, Irak'ın gerçek bir yönetime kavuşması açısından vazgeçilmez bir durumdur.

Öte yandan, bugün Hz. Ali'nin türbesine bomba isabet etmesi olayında olduğu gibi, Kûfe ve Necef gibi belli dinî gruplarca kutsal sayılan kentlere dönük davranışlarda son derece titiz olunması gerekir. Belli dinî grupların kutsal saydığı mekânlara dönük, insanların inançlarını incitecek uygulamaların ortaya çıkması, Irak'ta geçiş takvimini sabote edecek durumları doğuracaktır. O sebeple, bir istikrarın adresi olması gereken geçiş takviminin, yeni bir kaos takviminin başlangıcı olmaması için, özellikle kutsal değerlere karşı hassas olunması konusunda koalisyon güçlerinin son derece titiz davranması gerekir.

Türkiye'nin bölgeye dönük rolü, kaçınılmaz bir biçimde tarihî bir roldür. Türkiye, bölgeye ilgisi olan, gerek Irak'a gerek Filistin'e ilgisi olan diğer ülkelerden bir ülke değildir; âdeta, Türkiye'nin siyasî genetiğinin bir parçasıdır bölge. Irak'taki durum, Türkiye'nin güvenliğini bire bir ilgilendirmektedir. Filistin'e ise milletimiz büyük hislerle bağlıdır. Hem bölgeye bağlıdır hem de bölgedeki ortaya çıkan durumlara dönük olarak son derece ciddî bir takip içerisindedir. Kuşkusuz, bölgeye hislerimizle bağlı olmamız, hissiyatımızla bir siyaset üreteceğimiz anlamına gelmiyor, hislerimizi hiç terk etmeden, son derece soğukkanlı ve akılcı bir siyaset ve çözüm modeli önermek zorundayız. Bu süreçte Türkiye'nin rolü, son derece hayatî bir rol olacaktır; çünkü, Türkiye, diğer bölge ülkelerinden veya diğer uluslararası güçlerden bir güç olmadığı için konunun her iki tarafına da eşit çerçevede yaklaşabilecek, eşit çerçevede, eşit ağırlıkta söz söyleyebilecek bir tarihsel ağırlığa sahiptir.

Tüm bunlar, birincisi, Irak Halkının güvenlik ve esenliği içindir. Irak Halkının güvenlik ve esenliği, dünyanın barış içinde olması, dünyada barışçıl bir düzenin sürdürülmesi açısından bugün anahtar noktasındadır. O sebeple, Irak'ın geleceği, artık Iraklıların geleceğini çok açık bir biçimde aşmıştır ve tüm insanlığın geleceğini ilgilendiren gelişmeleri pozitif ya da negatif yönde tetikleyebilecek bir düzeye ulaşmıştır.

Öte yandan, İsrail-Filistin meselesi, yaşayabilir bir Filistin Devletinin varlığı, İsrail'in güvenliği ve Filistin Halkının güvenliği açısından temel kot durumundadır. Bir yanda masum insanları ve sivilleri öldüren terör eylemleri, öbür yanda, yine, masum insanların ve sivillerin ölümüne yol açan hükümet himayesindeki birtakım şiddet politikaları arasında kalmak, İsrail Halkının da Filistin Halkının da yararına değildir.

Filistin davası, birtakım masumlara ve sivillere yönelik terör eylemlerinin etiketi altında kalmayacak kadar büyük bir davadır. Öte yandan, İsrail Hükümetinin, İsrail Devletinin ve İsrail Halkının güvenliği için, bu şiddet politikalarından, Refah Mülteci Kampında ortaya çıkan manzaralara yol açan uygulamalardan titizlikle kaçınması gerekir. Tüm bunlar, Filistin ve İsrail Halklarının güvenliği ve esenliği açısından son derece önemlidir. Türk Halkı, Filistin Devletinin, İsrail Devletinin, Filistin Halkının ve İsrail Halkının dostudur ve Türk Halkının, Türk Hükümetinin buradaki yaklaşımı, bizim yaklaşımımız, her iki halkın esenlik içerisinde bir arada yaşayabileceği bir çözüm modelinin tesis edilmesine dönüktür; bu, ne birtakım marjinal terör eylemlerinin, masumlara dönük ve sivillere dönük terör eylemlerinin angajmanı altında kalmalıdır ne de hükümet himayesindeki kabul edilemez birtakım şiddet politikalarının gölgesinde bırakılmalıdır.

Gelinen noktada, uluslararası güçlerin, bu soruna dönük oluşturdukları yol haritasını dinamik bir biçimde işletmeleri, dörtlü çalışma grubunun, aynı zamanda İslam Konferansı Örgütünü de ciddî bir biçimde yanına katarak, Türkiye'nin üreteceği sinerjiyi sürekli gündemde tutarak, bu olayın çözümüne dönük olarak ciddî ve hızlı bir süreç katetmesi, bugün gelinen noktada, dünya barışı için son derece kritik olmuştur. Bugün "Büyük Ortadoğu Projesinden", Büyük Ortadoğu Bölgesine demokrasi ve refah getirilmesinden bahsediliyor; ama, herkes bilmelidir ki, adı ister Büyük Ortadoğu Projesi olsun isterse başka bir proje olsun, adı ne olursa olsun, Büyük Ortadoğu Bölgesine demokrasi, refah ve insan haklarına dayanan düzenler gelmesi isteniyorsa, demokrasi ve insan hakları temelindeki yerel dinamiklerin meşru zeminlerde harekete geçmesi bekleniyorsa, bunun için öncelikle meşruiyet zemininin kurulması lazımdır; meşruiyet zemininin omurgasında da Filistin sorununun çözümü yatmaktadır.

Son olarak, kimden gelirse gelsin ve kime yönelirse yönelsin, ister resmî hüviyeti olsun isterse resmî hüviyeti olmasın, tüm terör eylemlerini şiddetle kınıyoruz ve bütün bu süreç boyunca gerek Filistin Halkından gerek İsrail Halkından hayatını kaybeden masumların, kadınların, çocukların ve masum sivillerin hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.

Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çelik.

İkinci söz isteği, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Onur Öymen'in.

Buyurun Sayın Öymen. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Irak hapishanelerinde koalisyon güçleri mensuplarınca yapılan şiddet ve işkence uygulamaları hakkında Yüce Meclise sunduğumuz genel görüşme talebiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

27


Değerli milletvekilleri, bu konu gerçekten birkaç cümleyle geçiştirilemeyecek kadar önemlidir. O bakımdan, müsaadenizle meselenin özüne değinmek istiyorum.

10 Aralık 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesinin kabulünden bu yana, artık, insan hakları konusu, devletlerin iç işi olmaktan çıkmıştır; artık, hiçbir ülke kendi sınırları içinde kendi vatandaşlarına dilediği gibi eziyet etme hakkına sahip değildir. Sorumluluk taşıdıkları ülkelerde de eziyet etme, işkence yapma hakkına hiç kimse sahip değildir.

Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve diğer uluslararası kuruluşlar çerçevesinde imzalanan çok sayıda sözleşme, devletlerin insan hakları alanında uymaları zorunlu olan kurallar getirmiştir, devletlerin bu kurallara uymaları için denetim mekanizmaları kurulmuştur; Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Mahkemesi ve İşkenceyle Mücadele Sözleşmesinin denetim mekanizması bunlar arasındadır.

İnsan hakları alanında pek çok uluslararası örgüt faaliyet göstermekte ve bunlar, bu normlara uyulmasını gözetmekte, hükümetlere uyarılarda bulunmakta, gerektiğinde eleştirilerde bulunmaktadırlar.

Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, bazı devletler bununla da yetinmiyorlar, her yıl insan hakları raporu yayımlıyorlar, bütün dünya ülkelerinin insan haklarına ne derece uyduğunu ne derecede uymadığını saptayan raporlar hazırlıyorlar, bütün dünyaya ilan ediyorlar ve devletleri, insan haklarına uymadıkları için, sanıklara kötü muamele yaptıkları için çoğu zaman eleştiriyorlar.

Değerli arkadaşlar, son zamanlarda Irak'ta meydana gelen ve dünya kamuoyuna da yansıyan şiddet ve zulüm olayları, insan hakları konusunun evrensel boyutunu ve önemini bir kere daha ortaya çıkardı. Bu gelişmeler, komşumuz Irak'ın ve bölgenin geleceği için duyduğumuz kaygıları da artırmıştır.

İnsan hakları konusu gündeme geldiğinde, özellikle Türkiye'deki insan haklarıyla ilgili konular gündeme geldiğinde, Batılı dostlarımız, müttefiklerimiz, bize, daima "dostlar açık konuşur; size, görüşlerimizi, eleştirilerimizi açıkça söyleyeceğiz" deyip, Türkiye'de gerçeklere uyan uymayan, haklı haksız pek çok eleştirilerini dile getirmişlerdir.

Değerli arkadaşlar, şimdi konuşma sırası bizde; şimdi biz diyoruz ki: Dostlar açık konuşur; şimdi, lütfen, siz bizi dinleyin.

Irak, şu anda bir şiddet girdabına sürüklenmiştir. Amerikan öncülüğündeki işgal kuvvetlerinin bir yıl önce gerçekleştirdiği askerî harekât sonunda kaç Amerikalının öldüğünü biliyoruz ve bundan üzüntü duyuyoruz; ama, kaç Iraklının öldüğünü bilmiyoruz. Kamuoyuna yansıyan bazı rakamlar, sadece son aylarda ölen Iraklıların sayısının 5 000'i bulduğunu gösteriyor. Bu, çok büyük bir rakamdır ve bu insanların büyük çoğunluğu, masum kadınlardan, çocuklardan oluşmaktadır.

Son aldığımız bilgilere göre, ne yazık ki, bu sivillerin bir bölümü, hapishanelerde yapılan zulüm ve işkence sonucunda öldürülmüşlerdir. Irak hapishanelerinde uygulanan utanç verici işkencelerin fotoğrafları dünya televizyonlarına ve basına yansımış ve bütün insanlığın tepkisine, infialine yol açmıştır.

Değerli arkadaşlar, bu işkenceler, uluslararası hukukun açık bir ihlalini oluşturuyor. Savaş zamanında sivillerin korunmasıyla ilgili 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi, savaş durumunda sivillere yapılacak muamelelerle ilgili olarak, sanıklara yapılacak muamelelerle ilgili olarak bazı kurallar koymuştur. Bu sözleşmenin özellikle 3 üncü maddesi önemlidir. Bu maddede "ihtilaf halinde bulunacak taraflardan her biri aşağıdaki hükümleri uygulamakla yükümlü olacaktır" deniliyor ve bu yükümlülükler şöyle sıralanıyor: "Silahlarını teslim eden silahlı kuvvetler mensupları ile diğer herhangi bir sebeple savaşdışı olan kimseler de dahil olmak üzere, her koşulda, ırk, renk, din, itikat, cinsiyet gibi ayırımcı uygulamalarda bulunmaksızın, herkese insanî muamele yapılacaktır. Bu şahıslara karşı, ne zaman ve nerede olursa olsun, aşağıdaki muamelelerde bulunmak yasaktır." Neymiş o muameleler; hayata ve beden bütünlüğüne kastetmek; özellikle katl, zulüm, azap ve işkence yapılması. Başka; rehin alınması. Başka; şahısların haysiyet ve şerefine tecavüz edilmesi, küçük düşürücü davranışlarda bulunulması, adlî teminat altında verilmiş hükümlere dayanmayan mahkûmiyetler ve idamlar.

Değerli arkadaşlarım, işte, Irak'ta, bütün bunlar olmuştur ve olmaktadır. Son günlerde, dünya basınına yansıyan fotoğrafların da gösterdiği gibi, maalesef, bazı Amerikan ve İngiliz askerlerinin, hapishanelerde sanıklara yaptıkları muameleler, 1949 Cenevre Sözleşmesinin bu hükümlerinin çok açık bir ihlalini oluşturmaktadır. Amerikan Kongresinde yapılan görüşmelerde, bazı senatörlerin ve Kongre üyelerinin soruları üzerine, Amerikan Savunma Bakanlığının en üst düzeydeki yetkilileri ve Irak'ta görevli komutanlar, bu Cenevre Sözleşmelerinin ihlal edildiğini kabul etmişlerdir.

Basına yansıyan bazı haberlerden öğrendiğimize göre, bu baskı ve zulüm eylemleri, bazı hallerde Irak'lı esirlerin dinlerine, inançlarına, kutsal değerlerine ağır bir saldırı haline dönüşmüştür. Bütün bu eylemleri, derin bir infialle karşılıyoruz ve şiddetle kınıyoruz. Uluslararası Af Örgütünün verdiği bilgilere göre, Uluslararası Kızılhaç Örgütü, şubat ayında yayımladığı raporda, bu ihlallerin bireysel olaylar olmadığını, sistematik bir işkence haline dönüştüğünü ortaya koymuştur.

Yine, basından, sanıkların sorgulamasında uygulanacak yöntemlerle ilgili olarak, verilen bazı genel nitelikte talimatların bulunduğunu öğreniyoruz. Öyle anlaşılıyor ki, bu genel talimatlar, yani sanıkların direncinin her halükârda kırılması yolundaki talimatlar, belki alt düzeydeki bazı yetkililere cesaret vermiştir, cüret vermiştir. O bakımdan, bu sonucun ortaya çıkmasında, yalnızca o eylemleri yapanlar değil, bu talimatları verenlerin de sorumluluğu vardır. Denetlemeyi yeterince yapmayanların da sorumluluğu vardır. Netice itibariyle, bu konuda siyasî sorumluluk taşıyanlar da vardır ve bu siyasî sorumluluk taşıyanların da yapması gerekenler vardır.

28


Öyle anlaşılıyor ki, Amerikan Adalet Bakanlığının bazı hukukçuları da, bu sanıklara, hukukun bütün gereklerinin yapılmasının, uluslararası sözleşmelerin tam olarak uygulanmasının gerekmediği yolunda bir rapor vermişlerdir. Eğer, bu bilgiler doğruysa, bu son derece vahimdir, hazindir.

Değerli arkadaşlar, öyle anlaşılıyor ki, bu saldırılar, sadece hapishanelerde olmuyor. Daha birkaç gün önce, Sayın Genel Başkanımızın bu sabahki grup toplantısında belirttiği gibi, bir düğün evine havadan saldırı yapılmış Irak'ta ve çok sayıda insan ölmüştür. Amerikalı yetkililer "efendim, onlar kötü niyetli insanlardı, kötü niyetli insanlar da eğlenir" diyorlar. Değerli arkadaşlarım, kötü niyetli insanlara yapılacak şey, onları havadan bombalamak değildir; onları yakalayacaksınız, yargıya teslim edeceksiniz, cezalarını yargı verecek. Siz havadan nasıl tespit ediyorsunuz insanların niyetini?! Onların içinde çocuklar var, kadınlar var, onlar da mı kötü niyetliydi?! O bakımdan, biz, bu gibi izahları inandırıcı bulmuyoruz.

Değerli arkadaşlar, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, nerede ve kimin tarafından yapılırsa yapılsın, bütün şiddet ve terör eylemlerini kuvvetle kınıyoruz ve bu arada, Irak'ta bazı Batılılara yönelik şiddet eylemlerini de aynı şekilde kınıyoruz. Yapan kim olursa olsun, hedef kim olursa olsun, yöntem kim olursa olsun, bütün terör eylemlerini, bütün şiddet eylemlerini kuvvetle kınıyoruz.

Değerli arkadaşlar, alınan bilgilere göre, maalesef, bu eylemler sadece Irak'ta olmuyor. Afganistan'da da buna benzer eylemler olduğuna dair kuvvetli bilgiler var. Küba Adasının Guantanamo bölgesindeki Amerikan üssünde tutuklu bulundurulan şahıslara da bu eylemlerin yapıldığını, fizikî ve psikolojik baskılar uygulandığını söyleyen, açıklayan bilgiler var. İşte biz bunları şiddetle kınıyoruz ve bu olayların tekrarlanmaması için uluslararası toplumun kuvvetli tepki göstermesini zorunlu görüyoruz. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak 4 Mayısta bir açıklama yaptık ve bütün bu saldırıları kınadık. Diliyoruz ki, Türkiye'deki bütün siyasî partiler, bütün siyasî kuruluşlar aynı derecede duyarlılık göstersinler bu gibi eylemlere karşı.

Şimdi şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisini bu olaylar karşısında çok kuvvetli bir tepki göstermeye davet ediyoruz. Ümit ediyoruz ki, bu toplantımızın sonunda bir ortak açıklama yaparak, bu saldırıları, bu şiddet eylemlerini birlikte kınayacağız.

Değerli arkadaşlar, şu hususu da bu vesileyle belirtmek istiyorum: Türkiye'de insan hakları ihlalleri olduğu zaman buna şiddetli tepki gösterenler, başka ülkelerde de bu ihlaller olduğu zaman aynı tepkiyi göstermek zorundadırlar. Sadece Türkiye'deki olaylara tepki gösterirseniz, onun dışındaki ülkelerdeki olaylara sessiz kalırsanız inandırıcılığınızı kaybedersiniz. İnsan hakları alanında çalışan bütün insanların, bütün örgütlerin en büyük gücü inandırıcılıklarıdır. O bakımdan, biz, bütün insan hakları örgütlerini, bu konuda cesaretle tepki göstermeye davet ediyoruz. Şu veya bu düşünceyle, şu veya bu siyasî kaygıyla sessiz kalanlar, sorumluluğa ortak olacaklardır.

Bu vesileyle şunu da söyleyeyim: Kuzey Irak'taki esas şiddet eylemlerinden sorumlu olan PKK örgütü mensuplarının herhangi birisine karşı bir eylem yapıldığını duymadık. Şiddet eylemi beklemiyoruz; ama, bunlardan bir tanesinin bile tutuklanıp Türkiye'ye iade edildiğini duymadık.

Beklerdik ki, Sayın Bakan bugünkü konuşmasında Irak'la ilgili olarak, Filistin'le ilgili olarak çok kapsamlı izahlarda bulunurken, bir cümle de bu Kuzey Irak'taki PKK'lıların durumu için söylesin. Acaba, onların durumu ne? Onların yakalanıp Türkiye'ye teslim edilmeleri için hükümetimizin girişimlerde bulunduğunu biliyorduk. Ne sonuç aldık? Irak'ta başka insanlara karşı, hukukun tanımadığı, hukuka aykırı eylemlerde bulunanlar, acaba, hukuk içinde bu teröristlere karşı bir eylem yaptılar mı, bir tanesini yakaladılar mı, bir tanesini mahkemeye verdiler mi? İran'a karşı eylem yapan Halkın Mücahitleri Örgütüne karşı aldıkları önlemlerin küçük bir bölümünü PKK'ya karşı aldılar mı? Almadılarsa, biz ne yaptık, hangi tepkiyi gösteriyoruz? İşte, burada, Mecliste bunu söylemeyeceksiniz de nerede söyleyeceksiniz?! Zannediyorum ki, bu konuyu da gündemde tutmak bizim için son derece önemlidir.

Değerli arkadaşlarım, Irak'ta meydana gelen olaylardan sonra, Amerikan Başkanı özür diledi, Amerikan Dışişleri Bakanı özür diledi, Amerikan Savunma Bakanı özür diledi. Biz bunu olumlu karşılıyoruz. Biraz önce Sayın Dışişleri Bakanımız da bundan söz etti, bunların özür dilemelerini olumlu karşıladığını söyledi.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Süleymaniye Kentinde, başına çuval geçirilip onuru zedelenen, milletçe hepimizin onurunu kıran eylemden sonra hükümete bir çağrıda bulunmuştuk; demiştik ki: "Amerikalılardan, özür dilemelerini isteyin. Amerikalılara söyleyin, bu eylem dolayısıyla bizden, Türk Milletinden özür dilesinler." Biz, basını araştırdık, gazetelerde şöyle bir bilgiye rastladık; diyor ki basın: Sayın Dışişleri Bakanımız bizim bu çağrımız üzerine bir demeç vermiş veya bir cevap vermiş, gazetecilere şunları söylemiş: "Amerika bir süper güçtür. Özür, ancak eşit güçler arasında beklenebilir. Büyük devletler özür dilemez."

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri) - Benimle ilgisi yok. Benden duyduğunuzu söyleyin.

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, büyük devletler özür diler. (CHP sıralarından alkışlar) İşte, bu son olayda da görülmüştür ki, büyük devletler özür diler. Mesele, büyük devletlere özür diletmesini bilmektir. Sayın Bakanın cevabını her zaman saygıyla dinleyeceğiz. Herhalde "basın yanlış yazmıştır" diyecektir. Gayet tabiî ki bu sözlerini de saygıyla karşılayacağız.

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri) - Diyecektir değil, diyorum burada, söylüyorum. Gazete kupürüyle hareket etmeyin.

29


ONUR ÖYMEN (Devamla) - Ama, biz bu bilgileri basından aldık, onun için naklediyorum. Çünkü biz, o sırada, Yüce Meclisin kürsüsünden de söyledik, basın yoluyla da söyledik. Mutlaka, Amerika'nın özür dilemesini sağlamalıyız dedik. Sağlayamamışızdır. Bunları unutmayalım.

Ayrıca, Amerika'da bu işkenceden sorumlu olanların yakalanıp cezalandırılmaya başlandıklarını görüyoruz; bunu olumlu karşılıyoruz; ama bu da yeterli değildir; sanıklara tazminat ödenmelidir ve bu olayların bir kere daha tekrarlanmaması için gerekli bütün önlemler alınmalıdır, insan hakları karşısında sıfır hoşgörüyle hareket edilmelidir. Biz Amerikalılardan bunu bekliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, insan haklarına, demokrasiye beşiklik eden ülkelerin nasıl olup da böyle eylemler içine girdiklerini, doğrusu, merak ediyoruz. Şimdi, demin de söyledim, bunlar rapor yayımlıyorlar, bütün ülkeleri eleştiriyorlar, insan hakları alanında şu eksiğiniz var, bu eksiğiniz var diyorlar, suçluyorlar başka devletleri. Daha birkaç gün önce Amerika'nın raporu yayımlandı. Şimdi, eğer, eleştiriye uğrayan ülkeler "ilk taşı elleri temiz olan atsın" derlerse, siz ne diyeceksiniz, ne cevap vereceksiniz?! O bakımdan, başkalarının camını taşlayanların kendi camını kırmamaya özen göstermeleri lazım. Biz, bu devletlerin, dostlarımızın, müttefiklerimizin insan hakları alanında örnek olmasını bekliyoruz diğer ülkelere.

Çok değerli milletvekilleri, Irak'ta meydana gelen olaylar, 1 Mart tarihli tezkerenin, Cumhuriyet Halk Partisinin ısrarlı girişimleri sonucunda reddedilmesinin ne kadar isabetli olduğunu, ne kadar yerinde bir hareket olduğunu ortaya koymuştur. Eğer bu önerge reddedilmeseydi, eğer 100'e yakın Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili bizimle birlikte oy kullanmasaydı ve hükümetin 1 Mart tarihli tezkeresi kabul edilseydi, değerli arkadaşlarım, şu anda Türk askerleri işte bu bölgede olacaklardı, bu bölgede görev yapıyor olacaklardı, Allah bilir, çok sayıda askerimizi şehit vermiş olacaktık ve onun yanında da bu feci olayların hiç değilse manevî mesuliyetine ortak olacaktık. O bakımdan, biz Cumhuriyet Halk Partililer olarak 1 Mart tezkeresini reddetmenin gururunu taşıyoruz ve bunun vicdan huzuru içindeyiz. İnanıyoruz ki, eğer bu gelişmeleri bilselerdi, diğer Adalet ve Kalkınma Partisi mensubu arkadaşlarımız da bu tezkereye hayır oyu verirlerdi ve vicdanlarını müsterih tutarlardı. Zannediyorum ki bu tezkerenin reddedilmesi Yüce Meclisin yaptığı en doğru işlerden biri olmuştur ve ülkemizi büyük bir badireden kurtarmıştır. Tekrar ediyorum, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu tezkerenin reddedilmesinden büyük bir gurur duyuyoruz, büyük bir vicdan huzuru duyuyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, Irak'ta barış ve istikrarın sağlanabilmesi, ancak, bugünden cesaretli adımların atılmasıyla mümkündür. Biz, bu konudaki görüşlerimizi çeşitli vesilelerle açıkladık. Diyoruz ki: Irak'ta barışa ve huzura kavuşmanın birinci ve en önemli yolu, Irak'ta serbest seçimler yapılmasıdır; Irak Halkının özgür iradesiyle işbaşına gelecek bir hükümetin yönetimi devralmasıdır; aynı zamanda, Irak vatandaşlarının, silahlı dinî ve etnik grupların aracılığı olmadan devlet yönetimine katılmalarıdır; Irak'ta laik ve demokratik bir devletin kurulmasıdır. Biz inanıyoruz ki, bir Müslüman ülkede laiklik olmadan demokrasi olmaz. Bunun en iyi örneğini Türkiye vermiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Mikrofonu açıyorum; buyurun Sayın Öymen.

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Başka hiçbir Müslüman ülkede bugüne kadar demokrasinin kurulamamasının en önemli sebeplerinden biri, o ülkelerde laikliğin yerleşmemiş olmasıdır. Irak'ta, biliyoruz, geçici temel yasada din esasına atıfta bulunuluyor; ama, bu, Irak'ın anayasası değildir. Irak'ın anayasası, seçilecek yeni meclis tarafından yapılacaktır. Bizim dileğimiz, bu yeni anayasanın laik ve demokratik bir devletin anayasası olmasıdır. O bakımdan, Amerikan Dışişleri Bakanı Sayın Powell'ın, birkaç gün önce "Irak'ta dinî bir devlet de kurulsa kabulümüzdür" yolundaki sözlerini anlayışla karşılamakta güçlük çekiyoruz. Irak'ta dinî bir devletin kurulmasına razı olmak demek, Irak'ta demokrasinin kurulmamasını kabul etmek demektir. O bakımdan, laikliğin önemle gözönünde bulundurulmasını mutlaka bekliyoruz.

Şiddet olayları nasıl sona erecektir? Biz, inanıyoruz ki, bunun için, bir Birleşmiş Milletler Barış Gücünün güvenliğin sorumluluğunu devralması lazımdır ve bu barış gücünde, tercihen, Irak'la menfaat ilişkisi olmayan, Irak'a komşu olmayan ülkelerin askerleri görev yapmalıdır. Genellikle, pek çok yerde Birleşmiş Milletlerin uyguladığı kural budur. O bakımdan, barış gücünün böyle ülkelerden oluşması başarı şansını artıracaktır.

Türkiye, bütün bu konularda aktif, yaratıcı, sonuç alıcı bir politika izlemelidir diye düşünüyoruz. Sayın Bakan, hükümetin yaptığı çalışmaları anlattı, dikkatle not ettik; fakat, zannediyorum ki, Türkiye'nin şimdiye kadar yaptığı çalışmalar yeterli olmamıştır; sonuç ortadadır. Türkiye gibi bir ülke, mutlaka ağırlığını hissettirmelidir ve sonuç almalıdır; aynen, bizim, Kuzey Irak'la ilgili olarak, vaktiyle, Ankara sürecinde yaptığımız gibi. Ankara sürecinde Türkiye ağırlığını koymuştur, oradaki çatışmaları durdurmuştur ve barışçı bir ortamın yaratılmasında birinci derecede rol oynamıştır. İşte, bunu yapacaksınız, devlet olarak bunu yapacaksınız, ağırlığınızı hissettireceksiniz; yoksa, bazı temaslarda bulunmuş olmak, bazı komitelere katılmak yeterli değil. Türkiye konumundaki bir ülkenin bundan çok daha fazlasını yapması lazımdır.

Bizdeki bilgi yanlış değilse, biz, Kuzey Irak'ta, Kerkük ve Süleymaniye kentlerinde diplomatik temsilciler açmayı taahhüt etmiştik. Eğer, yanılıyorsak, bizdeki bilgi yanlışsa, Sayın Bakan düzeltsin; doğruysa, bu temsilcilikleri niye açmadık; güvenlik nedeniyle mi? Bağdat'ta güvenlik, Kerkük'ten ve Süleymaniye'den daha mı çok?! Orada temsilciliğimiz var. Gayet tabiî ki, biz, diplomatlarımızı güvensizlik ortamı içinde görevlendirmek istemeyiz; ama, zannediyorum ki, Türkiye gibi bir ülke, hele taahhüt

30


etmişse, bu taahhüdünü yerine getirmelidir. Kosova'da nasıl yaptık; Kosova'da en zor şartlar altında, en tehlikeli koşullarda diplomatik temsilcilik açan biz değil miyiz; herkesten önce biz açmadık mı, ilk biz olmadık mı ve hâlâ, bu temsilciliğimiz Kosova'da görev yapmıyor mu?! Kuzey Irak, Kerkük, Türkmen soydaşlarımızın yaşadığı bölgeler bizim için daha mı az önemlidir?! İşte, aktif diplomasi budur arkadaşlar. Arada bir heyet geliyor, heyet gidiyor; bunlar yeterli değil. Türkiye'nin orada varlığı sürekli olarak hissedilmelidir. Türkiye, zannediyorum ki, bunu yapacak imkânlara sahiptir ve oradaki temsilcilerinin güvenliğini sağlayacak olanaklara da sahiptir.

Değerli arkadaşlarım, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, İktidarın bu söylediğimiz konularda atacağı adımları destekleyeceğimizi şimdiden beyan ediyoruz. Daha önce de söyledik, çeşitli vesilelerle tekrarladık. Bu gibi konuları içpolitikanın tamamen dışında tutmak lazımdır. Bunlar, bizim ortak meselelerimizdir, millî davalarımızdır. Hükümetin atacağı her cesaretli adımı, Türkiye'nin çıkarlarını, bölge çıkarlarını koruyacak her cesaretli adımı, bu çerçevede, destekleyeceğimizi söylüyoruz.

Geçtiğimiz hafta içinde, Filistin'de de büyük bir acı yaşadık. Değerli AKP sözcüsü bu konudaki görüşlerini açıkladı, Sayın Bakan da açıkladı. Refah Mülteci Kampında cereyan eden olaylar, gerçekten, insanlık için utanç vericidir; çocuklar öldürülmüştür, kadınlar öldürülmüştür. İsrail-Filistin ihtilafı ne olursa olsun, ne kadar zor olursa olsun, orada ölen insanlar bu ihtilafın sorumlusu değillerdi ve bu insanlar, bunun cezasını çekmişlerdir, bir bedel ödemişlerdir. İsrail'in bunu yapmaya hakkı yoktu. İsrailliler buna tepki gösteriyorlar; "basın abarttı" diyorlar, "özür diledik" diyorlar. Bunlar yeterli değil. İsrail Büyükelçisi, Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu olarak yaptığımız açıklamadan sonra, geldi, bizi ziyaret etti ve özür dilediklerini söyledi, gerekli tedbirleri alacaklarını söyledi. Bunlar yeterli değil. Filistin'de, çok sayıda insan, binlerce insan hayatını kaybetti, evler yıkıldı, hastaneler perişan edildi. Filistin lideri Arafat, şu anda, kuşatma altındadır; özgürlüğüne sahip değil; dünyaya çıkamıyor, hiçbir yere seyahat edemiyor. Türkiye'nin, böyle bir duruma tepki göstermesi lazımdır. Biz beklerdik ki, Sayın Bakan, bu kürsüden Arafat'ın gönderdiği mektuptan bahsetmekle yetinmesin, desin ki "biz de Arafat'ı ziyaret edeceğiz. Ben, Dışişleri Bakanı olarak, gidip, Sayın Arafat'ı makamında ziyaret edeceğim ve Filistin Halkının uğradığı zulüm karşısında Türk Milletinin tepkisini, desteğini, dayanışma duygularını şahsen ileteceğim." Biz, bunu bekliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) AKP ve Cumhuriyet Halk Partisine mensup değerli milletvekillerimiz Filistin'e gitmiştir. Bekliyoruz ki, Sayın Bakanımız da gitsin ve Türk Milletinin duygularını, düşüncelerini, bizzat, Sayın Arafat'a anlatsın.

Milletvekillerimiz televizyonda açıkladılar; Filistin'de ölenlerin yüzde 38'i 15 yaşından küçüktür. Değerli arkadaşlar, çocukları öldürüyorlar, Filistin'de çocukları öldürüyorlar... Buna karşı tepkimiz bu kadar cılız olmamalıdır; Türkiye'nin sesi daha gür çıkmalıdır. Biz, hükümetten bunu bekliyoruz. Biz, Türk Milletini temsil ediyoruz. Türk Meclisinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sesi Türk Milletinin sesidir. Burada, gazete haberlerini alt alta koyarak Türkiye'nin hassasiyetini anlatamayız; gür sesimizi çıkaracağız. Bu tepkileri kınadığımızı söylemekle de yetinmeyeceğiz, önlem alacağız. Devlet budur, Türkiye budur; Türkiye'nin bunu yapması lazımdır.

"Efendim, orada da teröristler masum İsraillileri öldürüyorlar; 1 kadın ile 4 çocuğunu öldürmüşler..." Onu da kınıyoruz. Demin söyledim; bir şiddet başka bir şiddeti haklı göstermez. Eğer, masum İsraillilerden de ölenler oluyorsa -ki, oluyor- onu yapanları da kınıyoruz. Şiddetin hiçbir türüne hoşgörü göstermiyoruz; ama, başka bir şiddet, İsrail'in yaptığı şiddeti haklı gösteremez. Bunu da, bu vesileyle, açıkça ifade etmek istiyoruz.

Filistin, bu anda, bir felaket bölgesidir; yarınından emin olan bir tek insan yoktur, can güvenliği içinde yaşayan insan yoktur ve biz, bu eylemleri, bu şiddet eylemlerini, Ortadoğu barışını zorlaştırıcı eylemler olarak görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, yakın tarihte gördüğü zulüm dolayısıyla insanlığın merhametini kazanmış olan Yahudiler, şimdi, başka uluslara zulüm yapan bir millet olarak tarihe geçmek istemeyeceklerdir. Biz buna inanıyoruz. İsrail Halkının gösterdiği tepkileri de saygıyla karşılıyoruz ve o tepkileri de destekliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu düşüncelerle, Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu olarak, Yüce Meclisin, gerek Irak hapishanelerindeki işkence ve zulme, gerek masum Filistinli kardeşlerimize yönelik saldırılara karşı ortak ve güçlü bir tavır almasını öneriyoruz. Yüce Meclisin bir bütün olarak bu konuda göstereceği tepki, Türk Milletinin ortak sesi olacaktır ve dünyaya milletimizin insanî değerlere nasıl sahip çıktığını gösterecektir. Meclisimize yakışan budur, milletimize yakışan budur.

İşte, bu düşüncelerle, ortak bir açıklama yayımlamamızı öneriyoruz. Bu konuda, zannediyoruz ki, Adalet ve Kalkınma Partisi Meclis Grubu da desteğini verecektir ve Yüce Meclis, bu duygularımızı ve düşüncelerimizi dünyaya ilan edecektir.

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, bu vesileyle, Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Öymen.

Önerge sahibi olarak, Balıkesir Milletvekili Sayın Turhan Çömez söz istemişlerdir; buyurun. (Alkışlar)

Sayın Çömez, süreniz 10 dakika.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilinen 6 000 yıllık tarihiyle medeniyetlerin ve savaşların odak noktası olmuş bir coğrafyada, Irak'ta yaşananları konuşmak üzere, tarihî bir toplantı yapıyoruz.

Genel görüşmeye ilişkin önerge sahipleri adına söz almış bulunuyorum. Bugün burada konuşulanların insanlık tarihi adına bir ibret vesikası olmasını dileyerek sözlerime başlıyorum ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün, kan, hüzün, nefret ve intikam duygularının hâkim olduğu Irak'a defalarca gittim. Hem savaştan önce hem de savaştan sonra bulundum Irak'ta; kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına hemen her yerini dolaştım; fakat, her seferinde yeni bir Irak ruhuyla tanıştım. Savaştan önce Saddam'dan korkan, nefret eden ve bunu en yakınıyla bile paylaşamayan

31


Irak Halkı, savaşın bitimiyle yeni bir beklenti içerisine girmişti; binlerce mil öteden gelen süper güç, bu topraklara sonsuz özgürlük, demokrasi ve zenginlik getirecek, Irak Halkını Saddam'ın zulmünden kurtaracak ve bu topraklarda yaktığı özgürlük ateşini tüm Ortadoğu'ya yayarak, yepyeni ve büyük bir Ortadoğu yaratacaktı.

Irak Halkı, savaşın tüm acımasızlığına rağmen, yılların zulmüne direndiği gibi, bu zor günlere de sabredip güzel günleri beklemeye başladı; ancak, geçen zaman içerisinde bu beklentiler gerçekleşmedi. Yokluklar ve uzayıp giden kuyruklar, can ve mal güvenliğinin olmayışı, kaotik yaşam koşulları, ulaşım ve iletişim güçlükleri Irak Halkının sabrını zorlamaya başladı. Zamanla, sabrın yerini yüksek sesli eleştiriler ve sonra da gösteriler aldı. Dinine, diline ve her şeyine yabancı olduğu işgal güçleri, artık, Irak Halkı için düşman anlamına gelmeye başlamıştı. Geçen altı aylık zamanda beklentiler gerçekleşmemiş, Saddam dönemi aranır hale gelmişti. Savaşı kazanan Amerika Irak Halkını kazanamamış, umut ve beklentinin yerini hayal kırıklığı ve öfke almıştı. Nihayet, son yaşanan manzaralarla, öfke, yerini nefrete ve savaşma arzusuna bıraktı.

Bu, ABD'nin bir yanlış hesabı mıydı, yoksa, sosyolojik, psikolojik ve dinî temellerine yabancı olduğu bu coğrafyada yaptığı bir toplumsal mühendislik hatası mıydı, savaşın gerçek nedeni gibi, bunu da bilmiyoruz. Bu savaş, Irak Halkına demokrasi ve sonsuz özgürlük getirmek için mi, Irak Halkını Saddam'dan kurtarmak için mi, Irak Halkını ve tüm dünyayı kitle imha silahlarından korumak için mi, Ortadoğu coğrafyasına getirilmek istenen demokrasinin ilk adımı olması için mi, pek çok Iraklının dediği gibi neft, yani petrol için mi, yoksa, şimdilik bilemediğimiz çok ulvî gerekçelerle mi başlatıldı, bilmiyoruz; ama, benim bildiğim bir şey var, tarih, bu savaşı tüm boyutlarıyla yargılayacak ve bir ibret vesikası olarak kayıt düşecektir.

Değerli arkadaşlarım, orada, televizyonlarda gördüğünüz manzaralardan daha çok acımasız manzaralar yaşanıyor. Ölüm ile yaşam arasındaki mesafenin çok kısaldığı, insanların topyekûn korkuyla yaşadığı Irak'ta, sefaletin ve yokluğun her boyutunu görmeniz mümkün.

Bugüne kadar binlerce ameliyat yaptım; trafik kazasında yaralanan, bıçaklanan, kurşunlanan pek çok insanı ameliyat ettim; ama, inanın, Bağdat'ın ilaçsız hastanelerinde üst üste yatan çaresiz insanlar kadar yüreğimi burkan bir manzaraya başka yerde tanık olmadım bugüne kadar; sokaktaki serseri kurşunlarla yaşama veda eden çocukların cesetleri ya da misket bombasıyla bacaklarını kaybetmiş gençlerin dramları kadar ıstırap veren başka olaylara tanık olmadım meslek hayatım boyunca. Tabiî, savaşın korkunç yüzü bunlarla da sınırlı değil. Son zamanlarda, dünya kamuoyu gündemine acımasızca giren işkence görüntüleri, bir anda, savaşın kapalı kapılar ardındaki gerçek yüzünü gözler önüne serdi. İnsanların günlerce uykusuz bırakılması, başlarına torba geçirilerek dövülmesi, zor pozisyonlarda bekletilmesi, tecrit edilmesi, dinini inkâra zorlanması, taciz edilmesi, tecavüz edilmesi, dövülmesi ve nihayet öldürülmesi, Irak savaşının ortaçağ artığı manzaralarını dünya gündemine taşıdı ve ne yazık ki, demokrasi, sonsuz özgürlük ve zenginlik vaat edilen topraklarda, bugün, işkence, gözyaşı, kan, nefret ve intikam duyguları hâkim.

Değerli milletvekilleri, birkaç haftadır dünya basınında yer alan ve insanlık onurunu ayaklar altına alan manzaralar, hepimizin hafızalarında derin izler bıraktı. Bu manzaraları tanımlamak için hangi ifadeyi tercih edersek edelim yetersiz kalacaktır. Yayınlanan fotoğraflar, insanlık adına, gelecek adına, moral bozucu ve iç karartıcı. Ne yazık ki, televizyon ekranları bakılamaz hale geldi.

Tüm bunların yaşandığı bir ortamda, ABD Dışişleri Bakanlığının yayımladığı rapor ise, ABD'nin inandırıcılığına gölge düşüren ifadeler içeriyor. "İnsan Hakları ve Demokrasiyi Desteklemek" başlıklı rapor, Irak'ta yeni bir insan hakları bakanlığının kurulduğunu hatırlatıyor ve Saddam Hüseyin'in devrilmesinden sonra ülkede insan hakları adına atılan adımlardan geniş bir biçimde söz ediyor. Koalisyon güçlerinin Saddam rejiminin yıllar süren siyasî baskı ve insan hakları ihlallerinin yaralarını nasıl sarmaya çalıştığının anlatıldığı bu raporun ekranlara yansıyan manzaralarla nasıl örtüşebileceğini, siz değerli milletvekillerinin takdirlerine arz ediyorum.

Değerli milletvekileri, peki, bu manzaralar münferit vakalar mı, yoksa, sistematik çalışmalar mı? Irak'taki cezaevlerinden sorumlu ABD'li kadın Tuğgeneral Karpinsky, esirlere taciz ve kötü muamelenin, fiilen resmî politika olduğundan söz ediyor.

Binlerce fotoğrafın gizlice ve amatörce çekildiğini, herhalde, kimse düşünmüyor. Herhalde, işkence yaptığı ya da öldürdüğü insanların önünde zafer işareti yapan askerler için sadece basit bir kişisel sapkınlık tanımlaması yapmak kimsenin aklından geçmiyor. Hele, uluslararası Kızılhaç Örgütünün şubat ayında yazdığı ve ABD'ye ilettiği rapordan sonra, kimsenin, bu işkencelerin birkaç işgal askerinin elinden çıktığını düşünmesi mümkün değil.

Geçen ekim ayında Ebu Gurayb Cezaevini ziyaret eden Kızılhaç yetkilileri, yazdıkları 24 sayfalık raporda, Amerikan askerî istihbaratınca tutuklulara itiraf, bilgi alma ve işbirliği yapmaları için sistematik bir şekilde işkenceyle eş düzeyde kötü muameleler yapıldığını yazdılar ve bunu ABD'ye ilettiler; üstelik, bu uyarılarını defalarca yaptılar.

Bakınız, işkence fotoğraflarının önemli aktörü 21 yaşındaki Lynndie England, CBS Televizyonunda ne diyor: "Bana başparmağımı kaldırmış halde durmam söylendi. 'Makineye bak, çekiyoruz' dediler. Bana biraz saçma gelmişti; ama, bu emri üstlerim vermişti. Sonra, beni kutladılar ve 'süper iş, devam et' dediler. Gördükleriniz daha bir şey değil; ama, size anlatamam. Eğlenceliydi." Bu ifadelerden sonra, herhalde yaşananların münferit olaylar olduğunu düşünmemiz için hiçbir neden kalmıyor.

Sizlere The Washington Post Gazetesinde yayımlanan bir haberden paragraf okuyacağım: "Amerikan askerleri, bir tutukludan, kırık bacağına vurarak, İslama küfretmesini ve hayatta olduğu için İsa'ya teşekkür etmesini istediler. Asker 'herhangi bir şeye inanır mısın' diye sorduğu tutukludan 'Allah'a inanırım' yanıtını alınca 'ben, işkenceye inanıyorum ve sana işkence edeceğim' dedi. Ramazan ayında, tutuklular, İslamı ve Allah'ı reddetmeye zorlandı, domuz eti yedirilerek içki içirildi ve tecavüz edildi."

32


Irak coğrafyasında bu insanlıkdışı manzaralar yaşanırken, ABD Adalet Bakanlığı avukatları Başkan Bush'a bir bilgi notu gönderdiler ve ABD Ordusunun, teröre karşı savaşı sırasında, tutuklulara muamelede uluslararası hukuka uymak zorunda olmadığını kaydederek, kötü niyetli, ideolojik ve siyasallaşmış bir hukuk belgesini, dünya insan hakları tarihinin simsiyah sayfalarına not ettiler.

Önleyici savaş doktrini de, terörizmle savaşta her şey meşrudur yaklaşımı da, artık, yaşanan bu son işkence manzaralarıyla iflas etmiştir.

Değerli arkadaşlarım, Vatikan Dışişleri Bakanı "ABD, Irak'ta, kendi eliyle kendine, 11 Eylülden daha büyük bir darbe vuruyor" dedi. Bu, çok önemli bir ikazdır.

Geçenlerde, bir vesileyle bir arada olduğum ABD Dışişleri eski Bakanı Allbright'a Irak'ta gördüğüm manzarayı anlattım ve ne düşündüğünü sordum; aynen, dediği şu oldu: "Eski bir Dışişleri Bakanı olarak bunu söylemek zor; ama, ABD'nin dünyadaki ününün düşüşünü görmek beni üzüyor. ABD'nin Irak'a saldırısı çok büyük bir hataydı. Ben, bu saldırıya onay vermemiştim. Dünya, ABD'ye yardım etsin."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çömez, mikrofonu açıyorum; buyurun.

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Teşekkür ederim.

Evet, Amerika, yaşananları istisnaî bir olay olarak geçiştirmemeli ve bir iki askerin yargılanıp cezalandırılmasıyla çözülemeyeceğini net olarak anlamalıdır. Özür dilemek ya da Iraklı masum halkın onurunu iade etmek adına süslü ifadeler kullanmak da, artık, yaraları sarmak bir yana, yeni rahatsızlıklar uyandırmaktadır. Yayımlanan fotoğraflar, ABD'nin, kötüye karşı iyiyi temsil etme iddiasını çürütmüştür ve basılan deklanşörler, insanlık onurunu değil, ABD imajını çürütmüştür. Pornografik işkence gölgesinde demokrasi vermeye kalkanlar, o gölgenin esaretinden kurtulamayacaklardır.

Amerika için artık tek yol kalmıştır; o da, barışı sağlamak ve kalıcı kılmak için süratli ve gerçekçi adımlar atmak ve Irak'ı, huzur içerisinde, asıl sahiplerine teslim etmek. Dünyanın bu beklentisine kulak vermek, hem dünya barışı için hem de ABD için en doğru olanıdır.

Saygılarımla. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çömez.

Önerge sahibi olarak ikinci söz isteği, İstanbul Milletvekili Sayın Şükrü Elekdağ'a aittir.

Buyurun Sayın Elekdağ. (Alkışlar)

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Irak Halkına yöneltilen şiddet ve Türkiye'nin Irak politikası konularında bir genel görüşme açılmasına ilişkin olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına sunulan önerge hakkında konuşmak amacıyla söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, hemen belirteyim ki, CHP'yi takiben, İktidar Partisinin de aynı konuda bir genel görüşme açılması hususunda önerge vermiş olması memnuniyet vericidir; çünkü, komşumuz Irak'ta devam eden ve hukuka aykırılığı ve insanlıkdışı uygulamaları nedeniyle tüm uygar dünyanın tepkisine yol açan bu çirkin savaş, bütün Ortadoğu bölgesinde ve çevresinde şiddetin tırmanmasına ve istikrarsızlığın artmasına meydan verdiği gibi, Türkiye'nin güvenliği açısından da yeni tehdit unsurlarının doğmasına zemin hazırlamaktadır.

Değerli arkadaşım Onur Öymen, yaptığı konuşmada, Grubumuz adına sunulmuş olan önergenin, Irak Halkına yöneltilen şiddet ve Irak'ta insan hakları ihlallerine ilişkin yönlerini tam bir vukufla ele aldı. Bu nedenle ben, konuşmamda, daha ziyade, Irak'ta savaşın nasıl bir seyir izleyebileceği ve Ortadoğu bölgesi ile ülkemiz üzerindeki etkilerinin neler olabileceği ve gelişmeler karşısında Türkiye'nin politikasının nasıl şekillenmesi gerektiği üzerinde duracağım.

Değerli arkadaşlarım, Irak'taki duruma ilişkin olarak, Türkiye açısından belirtilmesi gereken öncelikli husus şudur: Türkiye, ulusal çıkarları nedeniyle, komşusu Irak'ın, insanların barış ve huzur içinde yaşadığı, istikrarlı ve olabildiğince demokratik bir ülke olmasını, Amerika kadar, hatta, ondan fazla istemektedir; çünkü, Irak'ta halen tanık olduğumuz çatışmalar bu tırmanma temposuyla devam ettiği ve yaygınlaştığı takdirde, bu ülkedeki durumun ölümcül bir Vietnam-Filistin karışımına dönüşmesi kaçınılmaz olacaktır. Böyle bir gelişme halinde, Irak, uluslararası fanatik dinci terörün merkezi haline gelecek ve tüm Körfez bölgesi ile Ortadoğu'yu istikrarsızlığa sürükleyecektir. Böyle bir gelişmenin, Türkiye üzerinde de son derece olumsuz etkileri olması beklenmelidir.

Tabiatıyla, bu durumda, Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması mümkün olmayacak ve ülke dağılacaktır. Bu tür bir gelişmenin, Türkiye'nin güvenlik ve istikrarı açısından yeni tehditlerin oluşmasına yol açması kaçınılmaz olacaktır. Bu bakımdan, biz, her ne kadar, Amerika'nın Irak'a saldırıp işgal etmesini son derece yanlış ve hatalı buluyorsak da, bugünkü ortamda, Türkiye'nin çıkarlarının, Amerika'nın Irak'ta istikrarın sağlanması ve halka dayalı bir yönetimin kurulması hedefiyle tamamen bağdaştığı görüşündeyiz. Bu hedefin sağlanmaması halinde, Türkiye çıkarlarının zarar göreceği hususunda derin endişeler beslemekteyiz.

33


Bu bakımdan, değerli arkadaşlarım, şimdi yapacağım analizin, belirtmiş olduğum bu hususlar ışığında değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Bugün, Irak'taki duruma objektif bir görüşle baktığımız takdirde, şu iki gerçeği artık net olarak görüyoruz: Bunlardan birincisi, Amerika'nın, Irak'ta, tüm otoriter Ortadoğu devletlerine model olacak, Irak Halkını temsil eden ve kendi ayakları üzerinde duran, olabildiğince demokratik bir rejim kurmayı öngören hedefinin gerçekleşmesinin, artık, uzak bir ihtimal olduğu, maalesef, belli olmuştur. Bu ifademle, böyle bir amacın bizatihi Irak için bir hayal olduğunu söylemek istemiyorum. Vurgulamak istediğim, Amerika için böyle bir hedefi gerçekleştirmenin, artık, son derece zor hale geldiğidir.

İkincisi de, Irak'ta istikrarın kuvvet kullanımıyla sağlanamayacağının ortaya çıkmasıdır. Tabiatıyla, Amerika'nın muazzam bir silah arsenali vardır ve bununla, isterse, sadece Falluja değil, tüm Irak kentlerini dümdüz edebilir; ancak, böyle bir hareket hattının da ülkenin harabeye dönüşmesine yol açmasının yanında, Amerika'nın temel amaçlarına ve bu bağlamda, terörü bastırma hedefine ters düşeceği açıktır.

Bu konuda, Anthony Cordesman "Irak Savaşı, Strateji, Taktikler ve Askerî Dersler" adlı yeni kitabında, şunları söylüyor: "Tabiî ki Amerika Irak'ı yenilgiye uğratır; ancak, askerî bir çözümün, aşırı kuvvet kullanımına ve büyük sivil zayiata yol açacağı, bu durumun da tüm dünyanın ayağa kalkmasına meydan vereceği bilinmelidir. Ayrıca, Amerika'nın, tüm isyan eden Sünnîler ve Şiîler ile yabancı mücahitleri öldürmesi veya hapsetmesi mümkün değildir. Bunları öldürse bile, karşısında, imha ettiklerinden daha fazlasını bulacağı kuşkusuzdur." Bence, tanınmış bir stratejist olan Cordesman'ın görüşlerine değer vermekte yarar var.

Her halükârda, değerli arkadaşlarım, olayların ulaştığı bu aşamada, Irak'ta barışın ve dönüşümün sağlanmasında askerî kuvvetten medet ummak isabetli bir yaklaşım değil; yani, Irak'ta çözüm, halkı kazanmayı, siyasî bir yaklaşımı ve uzlaşmayı gerektiriyor. Bu yaklaşımın ne olduğunu belirtmeden önce, ahlak faktörünün de siyasî çözümü zorunlu kıldığını söylemeliyim.

Amerikan yönetiminin, Irak'ı işgal için ileri sürdüğü gerekçelerin hiçbirinin gerçek bir yönü olmadığı, artık belli olmuştur.

Irak'la 11 Eylül saldırısı ve Bin Ladin arasında hiçbir ilişki olmadığı kesindir. Ayrıca, Irak'ın kitle imha silahları imal etme kapasitesine sahip olmadığı da saptanmıştır. Bunlara ilaveten, eski Savunma Bakanı William Cohen'in de belirtmiş olduğu üzere, 2000'li yıllarda, Irak'ın, komşuları için bir tehdit oluşturmadığı da bilinmektedir.

Bu gerçekler, Amerika'da eski yönetim mensupları tarafından son zamanlarda yazılan bazı kitapların yayımlanmasından sonra tam bir netlikle ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda, hem Clinton hem de Bush yönetiminde terörle mücadelenin eşgüdümünden sorumlu olan Richard Clarke'ın yazmış olduğu "Bütün Düşmanlara Karşı" adlı kitap, Amerikan medyası tarafından, Bush yönetiminin iflas belgesi olarak nitelenmektedir. Richard Clarke, kitabında, Bush yönetiminin El Kaide'yi hiç ciddiye almadığını, iktidara geldikleri andan itibaren hep Irak'la uğraştıklarını ileri sürüyor. Clarke, 11 Eylül saldırısının ertesi günü sabahı harekât merkezine gitmiş; orada, Savunma Bakanı Rumsfeld ile Savunma Bakan Vekili Wolfolwitz'in görüştüklerini görmüş ve tahmin etmiş ki, bunlar, El Kaide ve Afganistan'a karşı nasıl bir harekât planlanacak, onu konuşuyorlar; fakat, yanlarına vardıkları zaman, Savunma Bakanı ile Savunma Bakan Vekilinin Irak'ı nasıl vuracaklarını konuştuklarını görünce dehşete düşmüş. O toplantıda Rumsfeld "Afganistan'da vurmak için iyi hedefler yok; halbuki, Irak'ta bol bol var. Bu bakımdan, Irak'ı bombalayalım" diyormuş.

Richard Clarke, Bush yönetiminin kendisini devredışı bırakmasını şöyle izah ediyor: "11 Eylülden sonra Irak'ı işgal etmek ve saldırmak, Pearl Harbour baskını üzerine Amerika'nın Meksika'yı işgal etmesine benzer dedim. Bu benzetme işime son verilmesine yol açtı."

Clarke, kitabında, Bush yönetimini, gereksiz, çok masraflı bir savaşa kalkışarak dünyanın her yerinde köktendinciliği, radikal İslamcı terörü güçlendirmekle suçluyor.

Değerli arkadaşlarım, bütün bunlar, bu savaşın ne kadar yanlış, hakkaniyetten, meşruiyetten yoksun temeller üzerine bina edildiğini ortaya koymaktadır. Bu durum da, Irak'ta askerî yöntemlere dayanmayan siyasî bir çözümü zorunlu kılmaktadır. Esasında, Amerikan yönetiminin, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Özel Temsilcisi Lakdar Brahimi'nin planını kabul ederek siyasetini bu yöne doğru kaydırdığını görüyoruz; ancak, Avrupa medyası, Washington'un tutumunu samimî bulmuyor; Amerika'nın yeni açılımını, Başkanlık seçimine kadar durumu idare edecek bir manevra olarak görüyor. Esasında, gerçek durum da bu merkezde. Washington, Birleşmiş Milletler temsilcisine seçtireceği ve yumuşak başlı kişilerden oluşacak bir hükümete yetki transfer etmiş gibi görünerek, Başkanlık seçiminin yapılacağı zamana kadar durumu idare etmek peşinde; yani, sizin anlayacağınız, 30 Haziranda yapılacak yetki devri gösterişten ibaret...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Elekdağ, mikrofonu açıyorum.

Buyurun lütfen.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, Irak'ta istikrarın sağlanması için yeni bir siyasal meşruiyetin oluşturulması gerekiyor. Brahimi'nin planının ise, bunu sağlamak için yeterli olmayacağı apaçık belli. Zira, siyasal meşruiyetin oluşması için, Irak'ın yeni bir anayasaya kavuşturulmasında, seçimlerin yapılmasında ve hükümetin kurulmasında söz sahibi otoritenin, yani önde gelen sorumlunun Amerika değil, Birleşmiş Milletler olması icap ederdi.

Yeni siyasal meşruiyetin oluşması için, Birleşmiş Milletlerin, tam yetkiyle mücehhez olarak, Iraklı liderlerle, seçimleri, etnik ve mezhep grupları arasındaki dengenin nasıl tesis edileceğini ve devlet hizmetlerine etkinliğin nasıl kazandırılacağını tartışması ve otoritesini belli etmesi icap ederdi.

34


Bugünün ortamında, Irak'ta sorunun esas kaynağı olan Amerika, çözümün bir parçası olabilir mi? Her şeye rağmen olması lazım değerli arkadaşlarım; çünkü, Amerika'nın çıkarları da bunu gerektiriyor. Amerika'nın Irak'tan çıkarken arkasında sadece enkaz ve kaos bırakması, hem kendi hem de bölgedeki müttefiklerinin ulusal çıkarları açısından büyük ve uzun vadeli sakıncalar doğurur.

Bu bakımdan, Amerika'nın, sözünü ettiğimiz yeni siyasal meşruiyetin oluşmasına yardımcı olması gerekir. Bu yeni siyasal meşruiyetin kalıcı ve etkili olması için, uluslararası, bölgesel ve yerel konsensüsler üzerine bina edilmesi gerekir. Evet, bu siyasal meşruiyetin kalıcı ve etkili olması için, uluslararası, bölgesel ve yerel konsensüsler üzerine bina edilmesi gerekir.

Bu konsensüsler nasıl oluşturulacaktır; bunun yolu, Irak'ta istikrar koşullarının, siyasî açıdan tam yetkili bir Birleşmiş Milletlerin, Iraklıların, Avrupa Birliğinin, Arap dünyası temsilcilerinin, Amerika'nın ve soruna katkıda bulunabilecek bölge ülkelerinin işbirliğini sağlamaktan geçer; ancak, değerli arkadaşlarım, bu doğrultuda atılacak adımların başarılı olması için, bir gerçeğin çok iyi anlaşılması lazımdır. Bu da, Irak'ta çözüm artık nasıl Ortadoğu ortamından soyutlanamıyorsa, Ortadoğu'da da hiçbir şey Filistin sorunundan soyutlanamaz.

Durumu bu hale getiren, Amerika'nın Irak'a askerî müdahalesi olmuştur. Nasıl ki, Irak'taki savaş, İslam dünyasındaki Amerikan aleyhtarlığını eylemci bir cepheye dönüştürüyor ve gençleri teröre itiyor, aynı şekilde, Filistin sorununda da Amerika'nın İsrail yanlısı tutumu, terörü besliyor, çemberini genişletiyor ve Arap-İslam âlemindeki gençlere yeni terör ufukları açıyor.

Arap halkları, kendi rejimlerini ve liderlerini, Batı'nın ve Amerika'nın işbirlikçileri, uşakları olarak görüyor; Filistin'de dökülen kana duyarsız ve çaresiz durumdaki liderlerini kınıyor ve onlardan nefret ediyor; ancak, bu nefret, Arap liderlerin hamisi konumundaki Amerika'ya katlanarak yönleniyor.

Arap halkı, Amerika'nın İsrail'i kayırarak Filistin sorununun adil bir çözüme kavuşmasını engellemesini, tüm Araplara karşı bir saldırı olarak algılıyor ve Amerika'yı Şaron'un suç ortağı olarak görüyor. Bu duygular, Arap kitlelerini, kendi liderlerine olduğu kadar Amerika'ya karşı da düşmanlığa ve isyana sevk ediyor. İşte ikiz kuleleri ve Pentagon'u vuran terör böyle besleniyor. Bu bakımdan, Amerikan yönetiminin, Filistin sorununun çözümünü Sabra ve Şatila katliamlarının sorumlusu Şaron'un silahlarına emanet etmesi, Ortadoğu'yu çok mümbit bir terörist tarlası haline getiriyor; Arap sokaklarına, Amerika'ya nefretin tohumlarını ekiyor; İslam âlemini Bin Ladin'in etkisi altına itiyor. Evet, Amerika, maalesef, izlediği politikayla, farkında olmadan, Bin Ladin'in din savaşı yaratma çabalarına hizmet ediyor.

Değerli arkadaşlarım, bu gerçeklere gözlerini kapayan bir Amerika'nın global terörle mücadelede başarılı olması mümkün mü...

Bu bakımdan, biz, Amerika'nın, hem kendi çıkarları açısından hem de dünya barış ve istikrarına karşı sorumluluğunu dikkate alarak, Filistin'de akan kanı durdurmasını ve soruna adil ve kalıcı çözüm getirmek amacıyla gerekli adımları atmasını bekliyoruz.

Sözlerime son verirken bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün Irak'taki tabloya baktığımız zaman, hepimizin bir şeye şükretmesi lazım; bu da, Türkiye'nin bu hukukî, siyasî ve ahlakî meşruiyeti olmayan kirli ve çirkin savaşa katılmayı reddetmesi ve topraklarını böyle bir savaş için bir üs haline dönüştürmemiş olmasıdır. Meclisimiz, 1 Martta ortak sağduyusunu ortaya koymuş ve bu muhteşem kararı almıştır; fakat, bu kararın alınmasında tek fire vermeyen CHP'nin oylarının hakkını da teslim etmek gerektir.

Irak Halkına yöneltilen şiddet ve Türkiye'nin Irak politikası hakkında genel görüşme açılması hususundaki önerimizi tekrarlayarak sözlerime son veriyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Elekdağ.

Sayın milletvekilleri, genel görüşme önergeleri üzerindeki öngörüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, genel görüşme açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım.

Genel görüşme açılmasını kabul edenler... Genel görüşme açılmasını kabul etmeyenler... (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar [!])

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - İşgalcileri mi destekliyorsunuz?!

BAŞKAN - Genel görüşme açılmasını kabul etmeyenler, Başkanlık Divanındaki arkadaşlarımız saymakta zorlanıyor, kabul etmiyorsanız parmağınızı kaldırın, açıkça görelim.

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Utanmayın, utanmayın; gönlünüzden geçeni yapın!

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, Kâtip Üyelerimiz arasında anlaşmazlık olduğundan, oylamayı elektronik cihazla yapacağım (CHP sıralarından alkışlar) ve yine, bir defa daha tekrar ediyorum, genel görüşme açılmasını kabul edip etmediğinizi, kabul, ret ya da çekimser oylarıyla, iradenizi elektronik cihazla bildireceksiniz.

Oylama için 3 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

35


Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, genel görüşme açılması kabul edilmemiştir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sonuç ne?

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Sayın Başkan, sonucu açıklar mısınız.

BAŞKAN - Efendim, işarî oylamada sonucu açıklama gibi bir usul yok İçtüzükte; Başkanlık Divanında değerli arkadaşlarımız var, onlar gördü zaten.

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Saklayın bakalım ne olacak!

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Bilgi edinme hakkımız var Sayın Başkan.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Bilgi edinme hakkımızı kullanmak istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçeceğiz; ama, arkadaşlarımız yerlerine oturursa.

Bütün arkadaşlara rica ediyorum, herkes yerine otursun.

Sayın milletvekilleri...

Toplantıya 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 18.18

36


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 18.33

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 92 nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

Önce, yarım kalan işlerden başlayacağız.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı :146)

2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı : 152)

3.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı : 305)

BAŞKAN - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının ve Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporları henüz gelmediğinden, tasarıların ve teklifin müzakerelerini erteliyoruz.

Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı :349)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Komisyon bulunmadığından, tasarının müzakeresi ertelenmiştir.

Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair 560 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.

5.- Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair 560 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Tarım, Orman ve Köyişleri ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonları Raporları (1/238) (S. Sayısı: 428)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Komisyon bulunmadığından, kanun hükmünde kararnameyle ilgili tasarının müzakeresini erteliyoruz.

Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz.

6.- Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/806) (S. Sayısı: 454) (X)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Komisyon raporu 454 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Karaman Milletvekili Sayın Fikret Ünlü; buyurun.

Süreniz 20 dakika.

CHP GRUBU ADINA FİKRET ÜNLÜ (Karaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüş ve düşüncelerini anlatmak üzere huzurunuzdayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz, Futbol Federasyonunun kuruluş amacı, bu kanunun amacı, Türkiye'deki futbol faaliyetlerini, ulusal ve uluslararası kurallar çerçevesi içerisinde yürütmek, organize etmek ve geliştirmektir. Tabiî ki, tüm federasyonların amacı aynı doğrultudadır ve bu çerçeve içerisinde, çok doğal olarak, yarışma platformu içerisinde, federasyonlarımız, takımlarımızın, millî takımlarımızın ve kulüplerimizin en üst düzeyde başarılı olması için de büyük bir amaç gütmektedir. Şimdi, hepimizin amacı, bu kanun tasarısının da amacı, bu genel amaca hizmet edebilecek düzenlemeleri yapmaktır. Bu nedenle, hükümetimizin getirmiş olduğu değişiklik tasarısının maddelerini genel olarak destekliyoruz. Bir an önce çıkması için sayın

37


hükümet çaba sarf ediyor. Doğrusunu isterseniz, ne kadar hızlı hareket ederlerse etsinler, getirilen bu değişiklik maddeleriyle mesafe alabilecekleri inancını da taşımıyorum. Onu da, daha önce çalışmalarda da bulunmuş bir insan olarak söylüyorum; çünkü, kamuoyunda çok doğal olarak bir beklenti yaratıldı. Acaba, hükümet, bu değişikliklerle, Türkiye Futbol Federasyonunun seçimlerinde ya da organizasyonlarında ve asıl önemlisi, Türkiye'de yaşanmakta olan şaibe ortamında ve gerçekten, Türkiye'de futbol camiamızda görülen kirlilikte bir başarı elde edebilir mi diye bekliyoruz; ama, ne yazık ki, getirilen değişiklikler bu amacı gütmüyor. Onu açık olarak baştan söylemek istiyorum; fakat, her şeye rağmen, Cumhuriyet Halk Partisi olarak destekliyoruz ve bu konuda da mesafe alabilmeniz için -mutlaka iyi niyetle hazırlanmış bir değişiklik tasarısıdır- sonuç alabilmeniz için yardımcı olmaya çalışacağız.

Değerli arkadaşlarım, hepiniz biliyorsunuz; bütün spor faaliyetleri, spor, bütün dünyada ortak kurallarla işleyen bir kurumdur, organizasyondur. Belki de, dünyada, spor gibi, ortak kurallarla, kurumlarıyla, koşullarıyla işleyen başka bir sektör yoktur ne ekonomide ne dilde ne siyasette ne dinde; aklınıza hangisi gelirse, yargıdan yayın organlarına varıncaya kadar, parlamentolardan sendikaların, demokratik kuruluşların, hatta, anayasaların oluşumuna varıncaya kadar, bu kuruluşlar, bütün dünyada farklı kurumlar, kurallarla işlemektedir; ama, spor faaliyetleri bütün dünyada ortak kurallarla çalışıyor. Onun için de, bu niteliğinden ötürü müthiş bir tanıtım gücü vardır dünyada. Ortak koşullarda işlediği için, yürütüldüğü için, sonuçlarında muazzam bir tanıtım etkisi bırakıyor. Bu nedenle, yapacağımız her düzenleme büyük önem taşıyor; ona da hep birlikte dikkat etmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Şimdi, eskiye göre, Sayın Bakan da sık sık ifade ediyorlar, getirilen değişikliklerin ilki genel kurulun oluşumunda göze çarpıyor. Sayın Bakan, sayın hükümet, genel kurulun üye sayısını aşağı yukarı 2 katına çıkardı. Bu, eskiden, bugünkü durumun 3 katına yakındı zaten, 285'ti sanıyorum,

(x) 454 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

biz, bunu, 57 nci hükümet döneminde 106'ya indirmiştik, şimdi yeniden 215'e çıkarılıyor. Aslında, kulüp sayısında bir artış yok, profesyonel liglerde mücadele eden, faaliyet gösteren 155 kulübümüz var; bugün getirilen değişiklikle, birinci, ikinci ve üçüncü liglerden 57 kulüple temsil edilecek. Bu, aşağı yukarı eskiden de aynıydı, 50'ye yakındı; fakat, ne biz ne de şimdiki hükümet, Türkiye Futbol Federasyonunun faaliyetleri içerisinde gözüken 3 434 tane amatör kulübü gereği gibi temsil ettiremedik. Ben, bunu her zaman söylüyorum, gerçekten, Türkiye'deki kirliliğin önlenmesi; şaibe ortamından, federasyonun ve faaliyetlerinin kurtarılması, belki de bu sayının çok yüksek tutulmasında yatıyor; ama, bunu biz başaramadık; şimdi görüyorum ki, yeni değişiklikle de böyle bir sonuca varamayacağız. Sanıyorum 3 434 amatör kulübümüzden, ancak, Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu 5 üyeyle -biz de 3 üye çağırıyorduk- temsil ediliyor. Ne kadar temsil ediyorlar, o kulüplerin haklarını ne kadar arıyorlar, o bile tartışma konusudur; çünkü, getirilen 3813 sayılı Yasanın daha önceki değişikliklerinde "Türkiye Futbol Federasyonunun yıllık toplam gelirlerinin en az yüzde 30'u, projeler karşılığında, ikinci, üçüncü lig kulüpleri ile aynı amaca hizmet eden kuruluş veya kulüplere, eşit oranda, genel kurul kararıyla dağıtılır" hükmü getirilmişti; bu maddenin bile sağlıklı bir şekilde işletildiği kanısında değilim ne yazık ki.

Şimdi, burada, tabiî, gönül isterdi ki, Sayın Bakanın da ilk başlarda 600 veya 800 olarak telaffuz ettiği genel kurul üye sayısı o rakamlara ulaşabilseydi.

Ben, bir noktada, çıkış yolunu burada görüyorum; çünkü, hepimiz biliyoruz, hepimiz yaşıyoruz; değerli yayın organlarımızda bu konularda deneyimli, birikimli olan spor yazarlarımız, yorumcularımız, hemen hemen her gün akşam, konunun kirliliğinden, şaibe ortamından ve yapılan haksızlıklardan... Kulüplerimizin yöneticileri, illere varıncaya kadar, hep bunlara tanık oluyoruz. Peki, bu, nereden kaynaklanıyor; iki nedeni var.

Değerli arkadaşlarım, birincisi, genel kurullar görevini yapamıyor, Türkiye Futbol Federasyonu Genel Kurulu görevini yapamıyor; yaptırılmıyor. Üzerinde, siyasî, ekonomik, sosyal baskılar var; oluyor. Kulüplerin beklentileri var; küme düşerken çığlık çığlığa bağırıyorlar; ama, bir süre sonra kulaklarına fısıldıyorlar, diyorlar ki; sesini çıkarma, Federasyonu kızdırmayalım, belki seneye bir üst kümeye tekrar çıkarız veya -sesinizi çıkarmayın- düşeriz. Bunlar, hem Federasyonu yaralıyor hem de bu şaibe ortamının, bu kirliliğin spor adına yaygınlaşmasına neden oluyor.

Değerli arkadaşlarım, ben, bunu, nasıl olabilir, nasıl önlenebilir diye çok düşündüm; çok sıkıntısını çektiğim için çok düşündüm.

Bir nedeni, genel kurul üye sayısının belki de çok yüksek tutulmasındadır; ikincisi de, Futbol Federasyonu üzerinde ve tüm federasyonların üzerinde bir spor yüksek üst kurulunun oluşturulmasıdır. Bunun başka bir çıkış yolunu ben görmüyorum. En önemlisi, belki de, genel kurul olmazsa bile -bu yasa, artık, bugün, öyle anlaşılıyor ki, geçirilecek- ileride, spor yüksek kurumu ya da spor yüksek konseyi, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu gibi, Sermaye Piyasası Kurulu gibi, Din İşleri Yüksek Kurulu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu gibi, aklınıza ne gelirse, bu tür kurulmuş üst kurullara uygun bir üst kurul oluşturmak lazımdır. Federasyonların üzerinde, onları denetleyecek, yasal dayanağı olan, yaptırım gücünde, gücünü geldikleri kurumlardan alan kişilerden, spor bilgisiyle, otoritesiyle ve temsil ettiği kurumun spor üzerindeki ağırlığıyla, olimpiyat komitesinden tutunuz, federasyon başkanlarının kendi aralarından seçecekleri 3 veya 5 kişiyle, üniversitelerden gelecek temsilcilerle, Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonuyla ve başta Millî Eğitim Bakanlığından, Türk Silahlı Kuvvetlerinden gelecek üst düzey temsilcilerle -en

38


az müsteşarlık düzeyinde- 17-19 kişiden oluşan bir spor yüksek kuruluyla, hepimizin en büyük sorunu haline gelen, kamu vicdanını çok yaralayan, çok rencide eden bu ortamdan kurtuluruz diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, sık sık konuşuluyor "bunlar, Federasyon Başkanına bağlanıyor" deniliyor; Federasyon Yönetim Kurulu içerisinde Merkez Hakem Kurulu Başkanı ve diğer üyeler hakkında değişik dedikodular, söylentiler oluyor ve yıpratıcı yayınlar yapılıyor. Bunları önlemenin yolu budur. Bu tür kurumları korumak da bizim görevimizdir; Parlamento olarak, korumak da bizim görevimizdir; aksi halde, dün bu eleştirilerden kurtulamadılar, bugün kurtulamıyorlar, yarın hiç kurtulamazlar değerli arkadaşlarım. Onun için, ben, şahsen, böyle bir üst kurul ihtiyacını görüyorum.

Şimdi, tasarı ne değişiklik getiriyor; birincisi, genel kurulda temsilde getiriyor. Sayın Bakana şunu söyleyeyim: Sayın Bakan "kulüp temsilcilerini yüzde 42'den yüzde 72'ye çıkardık" diyorlar; bu, doğru değil. Bu, eskiden de yüzde 70'in üzerindeydi. Birinci ligde 18 kulübümüz var; genel kurula, çağrı tarihinde ilk 10 sırada olan kulüplerden 2'şer kişi, diğerlerinden de 1'er kişi geliyor. 2'şer kişiden 20 kişi eder, 18 kişiyi de eklerseniz 38 kişi eder, 8 kişiyi de eklerseniz 46 kişi eder. Birinci ligden, bir kere, 46 kişi geliyor. Yasa çıktığında, ikinci ligde 5 grup var, onlardan 2'şer kişi geliyor. Ayrıca, üçüncü ligde de 8 grup var. Bunları da sayarsanız, zaten 70'in üzerindedir; 106 kişinin yüzde 42'si 70 kişi etmiyor. Neyse, bu, maddî bir hata; ama, sürekli konuşuluyor; o bakımdan, bu oranlamanın da doğru yapılmasında yarar var.

İkinci değişiklik Merkez Hakem Kurulunda yapılıyor. Merkez Hakem Kurulu üyelerini, biz, Federasyon Başkanının, yönetiminin yetkisine vermiştik oluşumunu. Neden; değerli arkadaşlarım, o günlerdeki genel kurulları hatırlayın; içinizde sporla ilgili çok değerli arkadaşlarımız var, bilirler, başta Sayın Başbakan olmak üzere bilirler; kulüpler, ne yazık ki, Merkez Hakem Kurulunda görev alacak hakemlerle diyaloğa girmeye başladılar; bunlar yaşandı, çok çirkin olaylar yaşandı. Onun için, biz, bundan kurtarıp, Federasyonun yetkisine verelim; Federasyon her şeyiyle yetkili olsun; hakem hatalarından da, atamalarından da, kendi faaliyetlerinden de sorumlu olsun; genel kurul gereğini yerine getirsin dedik ve bu düşünceyle, Federasyon yönetimini güçlendirmiştik; ama, şimdi, Sayın Bakan, sayın hükümet diyorlar ki: "Hayır, biz, daha bağımsız olmasını sağlayıcı bütçe imkânları da sağladık; bir de böyle deneyeceğiz." Tekrar denenmiş oluyor, denensin; destekliyoruz, bir itiraz yok, denensin; ama, göreceksiniz ki, bu tartışmalar, bu eleştiriler önümüzdeki yıllarda da devam edecektir.

Bize göre, bir diğer önemli değişiklik, satır aralarında geçiştirilmek istenmiş olan bir değişiklik -değerli arkadaşlarım, bunu, şiddetle reddediyoruz- Türkiye liginin adının satılması meselesidir. Buradan sağlanacak gelirlerin, ikinci, üçüncü lig kulüplerine yüzde 35'ini, yüzde 45'ini vereceğiz, kalanını, payları düştükten sonra, Federasyon ile diğer kuruluşlar arasında bölüştüreceğiz gibi... Sanki, maddî bir menfaat sağlıyormuş veya katkı yapıyormuş düşüncesiyle, Türkiye liginin adı satılmak istenilmektedir. Geçmişte satıldı. Hatırlayın, bir gün, spordan sorumlu Devlet Bakanı olarak haberim bile olmadan, gazetelerde, televizyonlarda, manşetlerde tanık olduk ki, Türkiye Futbol Liginin adı Telsim Türkiye Ligi olarak değiştirilmiş. İtiraz ettik; çok uğraştım, kabul etmediler; mahkemeye verdim; tedbir koydurduk; tedbire itiraz ettiler, itirazları reddedildi. Bu kez, "Türkiye" adını kullanamazsınız diye itiraz ettik; neyse; onu, tekrar "Türkiye" adını başa alarak, "Türkiye Telsim Ligi" yaptılar. Ona da itiraz ettik; tedbir koydurduk. Tedbire itiraz ettiler; reddedildi. Arkasından "Telsim Ligi" yaptılar; çok uğraştılar. En sonunda, Bakanlar Kurulu kararıyla biz, bu uygulamayı, bana bağlı olan Federasyonun uygulamasını durdurduk. Danıştaya başvurdu, Federasyonumuz; hem de Danıştaya başvururken -denetim, gözetim görevi altındaki bir kuruluşun, özerkliği nasıl kullandığını düşünün- hükümeti, Federasyonun yetkilerini gasbetmekle suçlayarak Danıştaya başvurdular.

Düşünün; Bakanlar Kuruluna bağlı bir kuruluş, kamu kuruluşu niteliğinde, özerk, ama, böyle bir serbestliği, böyle bir keyfîliği asla düşünülemez; Danıştaya başvurdular, Danıştay 10. Dairesi reddetti. 10. Dairenin reddine karşılık, genel kurula götürdüler; 15 kişilik Danıştay Genel Kurulu yine reddetti.

Ben, bunu ilk kez burada söylüyor değilim; daha önce genel müdürlükten, "çalışmalarımıza katkı yapın "diye davet ettiler; orada bu düşüncelerimi söyledim; ardından da, komisyonlarda, Sayın Bakana, bu mahkeme kararları dahil, anlattım.

Değerli arkadaşlarım, bu konuda önergemiz var. Hiçbirimize yakıştıramam; açık söyleyeyim; Türkiye Cumhuriyeti Devleti, eğer, ihtiyaç varsa, ikinci, üçüncü, dörtüncü liglerin, amatör liglerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek imkânları sağlayabilecek güce sahiptir.

Biz, büyük bir devletiz; bizim ortak değer yargılarımız var; ortak sevinç kaynaklarımız var. Türkiye ligleri, Türkiye Ligi; herkesin kendini o kurumun içerisinde hissettiği kuruluşlardır bunlar; adını satamazsınız. Her birinizin aklına başka bir isim gelebilir. Dün, Telsim Ligi idi, yarın başka bir firmanın ismi olabilir. İlgili kurumlarla ilgili neler yaşandığını hep beraber gördük. Türkiye Liginin adını bir kişinin adıyla, bir kurumun adıyla özdeşleştirmek, bir firmayla özdeşleştirmek hiçbirimize uygun düşecek bir yaklaşım değildir, buna imkân sağlamak doğru değildir.

Doğru değildir; Türkiye birinci liginde, hepimizin tuttuğu takımlar vardır; Elazığlıyız, Karamanlıyız, Trabzonluyuz, Karslıyız, Vanlıyız; ama, oralarda olsak bile, bugün birinci ligde yarışan özellikle, 3 büyük kulüpten, 4 büyük kulüpten herbirimizin tuttuğu kulüpler vardır. Bunların yarıştığı bir ligin adı, başka bir firma adıyla anılamaz; bu satılamaz, satılmamalıdır. Değerli arkadaşlar, o nedenle, bu 23 üncü maddede değişiklik yapan 12 nci madde kesinlikle tasarıdan çıkarılmalıdır. Değerli arkadaşlarım, ben, AKP'ye, başta Sayın Başbakanımız olmak üzere, hiç kimseye, böyle bir şeye imkân sağlamayı yakıştıramam. Bu, tasarıya getirilmiş, gizli -açık söyleyeyim, değerli arkadaşlarım kusura bakmasın- buraya sokuşturulmuş bir maddedir; bunu yapmak doğru değildir.

39


Şimdi, Türkiye'de spor kamuoyunu bir beklenti içerisine sokuyoruz, diyoruz ki: Yasayı, Futbol Federasyonu genel kurulundan önce çıkarırsak çok şey değişecek. Ne değişecek; Merkez Hakem Kurulunu genel kurul seçecek, genel kurul üye sayısı 106'dan 215'e çıkacak; 215'e çıkarken, temsil edilen 55 kulüp sayısı 155'e mi çıkıyor; bütün profesyonel liglerdeki 155 kulüp mü temsil ediliyor; yok, kulüp sayısı yine aynı; ama, aynı kulüpten 3 kişi çağırıyorsunuz, 5 kişi çağırıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, o kulübün içerisinden genel kurula giden insanların kulüp başkanlarının iradesi dışında hareket edebileceklerini varsaymak çok büyük bir iyi niyettir. Burada bir değişiklik olmaz; ama, değerli arkadaşlar, hükümet getirsin, biz, bu değişikliği de destekliyoruz.

Tabiî, idarî birimler 1 inci maddede yer alıyor. İdarî birimlerin yerlerinin tespit edilmesi yetkisi Federasyona veriliyor; Ankara, merkez olarak kalıyor; ama, takdir edeceğiniz ve tahmin edeceğiniz gibi, bugün, aslında, fiilen de İstanbul olarak kullanılıyor. Bütün hakemlerimiz dahil, tahkim kuruluyla, denetleme kuruluyla, her şeyiyle, Futbol Federasyonu İstanbul'a taşınıyor. Niçin taşınıyor; orada 400'ün üzerinde amatör kulübümüz müsabaka yapıyor, Türkiye genelinde yılda binlerce müsabaka oluyor; en büyük ilimiz, ikinci ilden 2 kat daha fazla nüfusa sahip, 3 büyüklerimiz orada; her neyse; bir yarar umuluyor. Peki, olabilir, her şey denensin, spor adına, bütün bürokratik engeller aşılarak her şey denensin; ama, değerli arkadaşlarım, bunlar denenirken, denemesi yapılırken, tabiî ki, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yüksek idaresiyle bazı yanlışları da önlememiz gerekiyor.

Belki izlediniz -sürem de tamamlanıyor- daha dün akşam spor yorumcusu değerli arkadaşlarım, başta değerli dostum Hıncal Uluç olmak üzere, beni hep suçlamışlardır. Ben nerede karşılaştıysam "bu Futbol Federasyonuyla başa çıkamadın ya, o sana yetiyor" demişlerdir bana. Onlara da sorsam başka şey söylerler.

Değerli arkadaşlarım, toplum yararına, kamu yararına, hiçbir hatalarına göz yummadım. Her zaman, teftiş kurullarıyla, mahkemelerle, Danıştayıyla, Sayıştayıyla, her şeyiyle, kamu yararı gözetilerek, üzerlerine gidilmiştir; ama, ben, özerkliğine dokunmamayı temel prensip edindim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim, sözlerinizi tamamlayın.

FİKRET ÜNLÜ (Devamla) - Futbol Federasyonuyla ilgili kanunun 31 inci maddesinde, bakanın denetim ve gözetim görevi vardı, bunu genişlettik; denetimi ve gözetimi altındadır. Nasıl denetleyeceğiz, nasıl gözetleyeceğiz; bu belli değil; açıklık getirdik; dedik ki: "Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından yapılacak inceleme ve soruşturma sonucunda, Futbol Federasyonu yönetiminin görevde kalmalarında sakınca görülürse, spordan sorumlu Devlet Bakanı Genel Kurulu olağanüstü toplantıya çağırır." Bundan daha büyük özerklik olur mu, özerklik bundan daha güzel korunabilir mi değerli arkadaşlarım?! Ama, Futbol Federasyonu Genel Kurulu, Başbakanlık Teftiş Kurulunun "görevde kalmalarında sakınca vardır" demesine rağmen, tekrar, aynı yönetimi seçti. Peki, bunlar neden oluyor; işte, bunlar, Futbol Federasyonunun üzerindeki siyasal ve sosyal baskı güçlerinin etkisinden ötürü oluyor. Bunun karşısında durmak ve direnmek gerekir, taviz vermeden direnmek gerekir.

Bir yönden suçlanıyoruz; deniliyor ki: "Futbol Federasyonu Başkanı yüksekokul mezunu olsun." Değerli arkadaşlarım, kanunu ben çıkarmadım, bu, önceden çıkarılmış bir kanun. Federasyonda, herkesin aklında kalan şu: Spordan sorumlu Devlet Bakanı olarak, Fikret Ünlü'nün getirdiği kanunla oldu... Kanun çok önceden çıktı. Biz, bazı maddelerini değiştirdik, anlattığım gibi, daha da özerk hale getirdik.

Değerli arkadaşlarım, siz, büyük çoğunluğa sahipsiniz, yüksekokul mezunu olma koşulunu getirin. 47 federasyonun yönetmeliğini değiştirdim ben, benim zamanımda değişti; 47'sinde de yüksekokul mezunu olma koşulu vardır, lisan bilgisi koşulu vardır, hem de okuldan ve kurslardan almak şartıyla, belgelemek şartıyla.

İçişlerinize karışmak benim haddim değil; ama, dünden duyuyorum, merkez yürütme kurullarında "artık seçimlere gidiyoruz, müdahil olmayalım, bu işlere karışmayalım..."

Değerli arkadaşlarım, işte, en büyük baskı, en büyük taviz orada başlıyor. Benim üzerimden şey yapmayın. Getirilsin... Cumhuriyet Halk Partisi hazır; yüksekokul koşulunu mu getireceksiniz, dil bilme koşulunu mu getireceksiniz, getirin; ne getirirseniz getirin. Kaldı ki, bu, Federasyon seçimlerini de etkilemesin; kim seçilecekse seçilsin; ama, gerçekten, bu şartların yerine getirilmesi kaçınılmazdır.

Değerli arkadaşlarım, hele, bugün, bütün dünyada herkesin gözdesi, herkesin ilgi odağı haline gelmiş futbolun başkanlarının, yönetim kurulu üyelerinin -uluslararası ilişkiler içerisinde bütün bu faaliyetleri yürütürken- yabancı dil bilmesi çok büyük ihtiyaçtır. Kendi hayatımdan bildiğim için söylüyorum. Bütün o üst kurullarda, görüşmelerde, müzakerelerde, bunlar, tabiî, çok büyük ihtiyaç olarak ortaya çıkıyor.

Değerli arkadaşlarım, unutulmamak üzere, başa dönerek, bir tavsiye olarak söylüyorum -bugünkü konu içerisinde değil- bütün bu tartışmaların üstesinden gelecek olan düzenleme, spor yüksek kuruludur, yüksek spor konseyi meselesidir. Bütün federasyonlar için geçerli olabilecek bir üst kurulla, bu tartışmalara son verebiliriz diye düşünüyorum.

Gerçi, tabiî, insan unsuru; ne kadar güzel yaparsanız yapın, insanlar, iyi yönetmezlerse, iyi niyetli yaklaşmazlarsa, tabiî ki, her aşamada bu tür sorunları yaşamak mümkündür.

Sabrınız için teşekkür ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Ünlü.

40


Gruplar adına ikinci söz isteği, AK Parti Grubu adına, Trabzon Milletvekili Sayın Faruk Özak'ın.

Buyurun Sayın Özak. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FARUK NAFİZ ÖZAK (Trabzon) - Sayın Başkan değerli milletvekilleri; Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; spor ve özellikle futbol, günümüzde, geniş kitleleri etkileyen, uluslararası ilişkileri geliştirerek, ülkeler ve milletlerarası iletişimi sağlayan ve doğru yönlendirildiğinde, dünya barışına katkıda bulunan evrensel bir faaliyettir. Sosyal, ekonomik ve diğer boyutlarıyla futbol, gezegenimizin ortak tutkusudur, ortak değeridir.

Futbol, çok yönlü bir sektör olarak dünya genelinde ve ülkemizde hızlı bir değişim süreci yaşamaktadır. Bu süreci, dünya ve Avrupa'yla aynı paralelde yaşamamız gerekliliği de son derece açıktır. Genç nüfus ve sporcu potansiyeli itibariyle, birçok dünya ülkesiyle kıyaslanmayacak kadar büyük bir zenginliğe sahip olan ülkemizde, futbolun çok daha kaliteli ve yüksek standartlarda yapılması, izlenmesi ve idare edilmesi gerekmektedir. İşte, bu kaçınılmazlık, tüm sosyal branşlarda çağdaşlaşmaya giden hükümetimizce, futbol için de yeni bir düzenleme yapılmasını zorunlu kılmıştır.

Bu noktadan yola çıkarak, özerkliği, daha katılımcı ve daha demokratik ruhla yaşatabilecek bir federasyon yapısı oluşturulması için yoğun çaba sarf etmiş olan hükümetimiz, Türk sporunun geleceğine ışık tutacak bir açılımın da yasal zeminini oluşturmuştur. Özellikle, bu yıl, Meclis açısından, sporda, çok enteresan bir yıl oldu; sponsorluk yasasını geçirdik, sporda şiddet ve düzensizliği önlemeyle ilgili yasayı geçirdik. Şimdi de, inşallah, Futbol Federasyonu Yasasını değiştireceğiz. Daha sonra da spor yüksek kurulu yasa tasarısını getireceğiz. O bakımdan, çok zengin bir yıl oldu. Ben, bu vesileyle CHP'yi de kutluyorum.

Spor, kültür ve sanat, bugün, toplumların aynası olarak kabul edilmektedir. Bedenen ve ruhen iyi yetişmiş olan genç bir nüfus, ülkemizin her alanda dünyayla rekabet gücünü artıracaktır; ancak, sporun yapısal olarak sağlam temeller üzerine oturmuş olması, sporcuların sağlıklı yetişmesi ve eğitilmesi için olmazsa olmaz bir şarttır.

Sporun tarihî gelişimi sonucu ortaya çıkan profesyonel spor, sadece, zevk için, boş zamanları değerlendirme faaliyeti olma dışında, kazanç elde etme amacı güdülen bir uğraş haline gelmiştir. Sanayileşme ve kentleşme süreci, sporun meslek olarak seçilmesini gündeme getirmiş, bu gelişme sonucunda da sporun bilimsel yöntemlerle incelenmesi ve yazılı hukuk kurallarıyla düzenlenmesi gereksinimini ortaya çıkarmıştır.

Spor mevzuatı, temel hukuk ilkelerine uygun olarak, bütün ülkelerin içhukuklarına etki edecek biçimde uluslararası niteliktedir. Uluslararası spor örgütlerine üye olan ülkeler, bu kuruluşların belirlediği ilkelere ve talimatlara uyacaklarını peşinen kabul etmişlerdir.

Ülkemizde profesyonel futbol faaliyetleri, 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun uyarınca kurulmuş bulunan Türkiye Futbol Federasyonu tarafından yürütülmektedir. Bu kanun ilk defa rahmetli Özal tarafından çıkarılmış, daha sonra -Sayın Bakanımızın dediği gibi- değiştirilmiş ve bugünkü mevcut haliyle bizim önümüze gelmiştir. Kanunun 1 inci maddesine göre, futbol faaliyetleri millî ve milletlerarası kurallara göre yürütülür, teşkilatlandırılır ve geliştirilir.

Futbolun sürekli gelişmesi ve uluslararası niteliği nedeniyle süratle değişen ve gelişen şartlara uyumun sağlanabilmesi için anılan kanunda değişiklikler yapılması zorunlu hale gelmiştir.

Sürekli gelişen bir sektör ve faaliyet olan futbolla ilgili yapılan tüm hukukî değişiklikler, temelde, daha özerk, daha katılımcı, daha yerel, daha şeffaf ve özde daha demokrat ve daha rasyonel planlamayla daha verimli bir yapının varlığı içindir. Futbolumuzun dünyayla entegrasyonunda bu kriterlerin oturtulması vazgeçilmezdir.

Tasarıyla, futbolla ilgili kişi ve kuruluşların genel kurulda yeterli ve etkin bir şekilde temsili sağlanarak, genel kurul üye sayısı artırılmış, sporda dünya standartlarında olduğu gibi ülkemizde de futbolun altyapısını oluşturan spor kulüplerinin delege sayıları ile spor ürününün asıl sahibi olan spor kulüplerinin oy oranı artırılmış, genel kuruldaki temsil oranları yükseltilmiştir. Bu değişiklik yapıya daha katılımcı ve daha yerel bir nitelik kazandıracaktır.

Genel kurul tarafından seçilen tahkim kurulu üyelerinin bir kısmının hukuk fakülteleri ile spor yüksekokullarında -ki, 2 asıl ve 2 yedektir bunlar- görev yapan öğretim üyeleri arasından seçilmesi esası öngörülerek, mesleğinde ihtisas sahibi kişilerin tahkim kurulunda görev yapmaları sağlanmıştır. Bu, daha evvel yalnızca 5 asıl, 5 yedek üyeydi ve hukukçu olmaları yetiyordu. Şu anda bu biraz değiştirildi.

Kanunun mevcut halinde, başkan ve yönetim kurulu üyesi seçilebilmek için aranacak şartlar düzenlenmemişti. Yani, sizin, başkan ve yönetici olmanız için hangi şartları haiz olacağınız konusu yoktu. Bu, şu anda buraya konuldu. Bu kişilerin vergi ve sigorta borçlarının olmaması, seçim tarihinden önceki beş yıl içerisinde kanunda belirlenen hak mahrumiyeti cezasıyla cezalandırılmamış ve Türk Ceza Kanununda öngörülen yüz kızartıcı suçlar ile devlet aleyhine olan suçları işlemeyenlerden seçilmeleri sağlanmıştır.

Bu eklemeyle, toplum önünde görev yapan kişilerin daha şeffaf ve örnek kişiler olması amaçlanmıştır.

Başkanvekilleri ile yönetim kurulunun birkısım üyelerini belirleme yetkisi başkandan alınarak genel kurul ile yönetim kuruluna verilmiş ve bu kurulların etkinliği artırılmıştır. Bu da, demokratikleşmenin bir gereği olarak kanun tasarısına eklenmiştir.

41


Mevcut düzenlemede federasyon başkanı tarafından seçilen Merkez Hakem Kurulu Başkanı ve üyelerinin genel kurul tarafından seçilmeleri ve ayrı bütçelerinin olması öngörülerek, başkana bağımlılığı engellenmiş ve kamuoyunda bu kurul ve hakemlerle ilgili tartışmaların önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

Biliyorsunuz, geçmişte, bu kurul, Federasyon Başkanı tarafından seçiliyordu; şimdi, genel kurul tarafından seçilecek ve bunlara, Federasyonumuzun bütçesinden en az yüzde 2 oranında bir pay veriliyor.

Şimdi, bu maddelerde ne gibi değişiklikler var -biraz evvel Sayın Ünlü de bahsetti- şöyle bir bakalım: İdarî birimlerin görev yerlerinin değişikliği var. Esas, en büyük değişiklik madde 2'de: "Madde 5.- Genel Kurul, çağrı tarihinde, aşağıdaki üyelerden oluşur" deniliyor. Birinci ligde şampiyon olmuş kulüplerin daha fazla üyeyle, delegeyle iştiraki sağlandı; ama, geçmişte olmayan, bugün olan ne var; bünyesinde futbol dalı bulunan federasyonların başkanları da ilave edildi. Ayrıca, A Millî Takım Teknik Direktörlüğünü en az altı ay yapmış olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ilave edildi.

Bir başka ilave de şudur: En az 75 defa A millî olmuş ve genel kurul tarihinden en az altı ay önce faal sporculuğu bırakmış olanlar. Geçici maddeyle buna bir ilave daha var. O da nedir; o da şudur, orada şöyle söyleniyor: "Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce en az 40 defa A millî olmuş ve faal futbolculuğu bırakmış olanlar Türkiye Futbol Federasyonunun Genel Kurul üyesi olurlar." Bu da, yeni bir ilavedir.

Bir de, kıta futbol federasyonları şampiyonaları var; bu da, 1 inci maddenin (g) fıkrasıyla ilave edilmiş. Burada "gençler" ibaresi çıkarılmış, Türkiye profesyonel futbol en üst liginde şampiyon olan kulüplerden herbiri için ilave 2 temsilci alınması öngörülmüş; bunu, biraz evvel de söyledim.

Ayrıca, biraz evvel Sayın Ünlü'nün eleştirdiği, isim sponsorluğu, isim hakkı konusu var. Ben, bunu sponsorluk yasasında da talep etmiştim. Aslında, Sayın Ünlü'nün hassasiyetini anlıyorum. Özellikle, kimler sponsorluk yapabilir, kimler yapamaz; bu, zaten yönetmelikle yayımlandı; ama, buradaki hadise aynı yönetmelikle aşılabilir diye düşünüyorum. Yani, bu isim hakkı konusunda kimlerin Türkiye Ligine isim verebileceği, kimlerin veremeyeceği eğer yönetmelikle aşılabilirse, bu hassasiyetimiz de aşılabilir diye düşünüyorum; çünkü, dünyada bunun örnekleri var.

Ayrıca, yönetim kurulunca her yıl belirlenecek limiti aşan harcamalar için başkanla birlikte bir yönetim kurulu üyesine yetki veriliyor.

"Sporda şiddetin önlenmesi için gerekli tedbirleri almak ve aldırmak" gibi, maddelerde, ilave var.

Denetleme kuruluna değişik görevler veriliyor. Özellikle, üzerinde en fazla durmamız gereken, denetleme kurulu, raporunu genel kurul üyelerine bir ay önceden, çok detaylı bir şekilde gönderiyor.

Tahkim kuruluyla ilgili görüşlerimi biraz evvel söylemiştim.

Merkez Hakem Kurulu, geçmişte, başkan tarafından seçiliyordu; bundan sonra genel kurul tarafından seçilecek. Özellikle, 156 üyeye sahip olan futbol kulüplerimiz, istedikleri kimseleri, Merkez Hakem Kurulu Başkanı ve yönetimi olarak seçebilirler. O bakımdan, 215 kişilik delege sayısının 156'sının futbol kulübü delegesi olması, aslında, bu tasarının en güzel tarafı. Geçmişte de böyleydi, yüzde 70 oranı, şimdi de böyle; bu bakımdan, bunu da takdir etmek lazım.

Merkez Hakem Kuruluna en az yüzde 2 bütçe verilebiliyor. Ayrıca, bu isim hakkından alınan paranın yüzde 35'i üçüncü lige, yüzde 25'i ikinci lig kulüplerine, geri kalanı birinci lig kulüplerine dağıtılabiliyor.

Uygulanacak para cezası miktarının, her yıl, yeniden değerleme oranında artırılması var.

Millî müsabakalarda protokol tribünü, Federasyon tarafından düzenleniyor.

13 üncü maddeyle değiştirilen 29 uncu maddede "futbol müsabakalarının televizyon, radyo ve her türlü teknik cihaz ve benzeri araçlarla" şeklinde bir ilave var. Özellikle, kimler delege olamaz; bunlar var.

Şimdi, ben, bunlara ilaveten, özellikle, belki konu dışında; ama, biraz da konuyu ilgilendiriyor; şunları da söylemek, sizlerle paylaşmak istiyorum: Özellikle, havuz sistemi, son derece büyük zorluklarla elde edilmiş bir kazanımdır. Bizim de bu konuda önemli katkılarımız olmuştur Trabzon olarak, Trabzonspor olarak. Bu, mutlaka devam ettirilmelidir; çünkü, bugün, bazı kulüplerimizin bütçelerinin yüzde 90'ı, bazılarının yüzde 50'si havuzdan gelen, havuz sisteminden gelen -televizyondan gelen- paralardan oluşmaktadır. Bunu bozmaya hiçbir kulübün hakkı yoktur. Burada, zaten, birtakım kriterler var, parametreler var. Ligde kalış müddetiniz var, şampiyonluk müddetiniz var, maç isim hakkı var, kazandığınız maçla ilgili birtakım kriterler var; gerekirse, birtakım şeyler daha ilave edilebilir. Özellikle kulüplerimizin yaşaması, Türk sporunun ve futbolunun çıtasının yükselmesi havuz sistemine bağlıdır.

Burada, havuz sistemiyle ilgili, ihaleyi alanların bir şikâyeti var; KDV çok yüksek. Tabiî, o, Sayın Bakanımızın sorunu değil; ama, belki, bu, ileride gündeme gelebilir; daha ileride, belki, yayın sponsorluğu da gündeme gelebilir.

Ben, futbolumuzla ilgili bir başka şey söylemek istiyorum: Futbol Federasyonumuzun, yabancı futbolcu sayısını tekrar gözden geçirmesi lazım. Özellikle yabancı kaleci transferi birtakım kriterlerle zorlaştırılabilir ve ileride, belki de yasaklanmalıdır diye düşünüyorum.

42


Hakemlerimizin her müsabaka sonrası acımazsızca eleştirilmesine son verilmeli, bu konuda, özellikle ilgili kişi ve kurumlar, kulüpler, federasyonlar, medya mensupları, yöneticiler bir centilmenlik anlaşması yapmalılar. Özellikle Kulüpler Birliğimiz, bu konuda mutlaka öncülük yapmalı diye düşünüyorum.

Genç ve başarılı hakemlerimizin hedefi, Avrupa'da ve dünyada, üst düzey organizasyonlarda maç yönetmek olmalıdır. Burada, Futbol Federasyonumuza ve medyamıza, ilgili her kesime büyük görevler düşüyor; ama, bu nasıl olacak; mutlaka bir lisanı çok iyi konuşacak, çok genç yaşta hakemliğe başlayacak. Bu eğitimi almalıdır ve biz onu motive etmeliyiz ve desteklemeliyiz.

Teknik direktörlerimizi yurtdışına açmalıyız. Türkiye'de, bilgileri, becerileri ve teknik kapasiteleri uygun çok fazla isim var. Eksikleri nedir; lisan bilmiyorlar, kendilerine güvenleri yok, destek yok, lobi yok özellikle.

Sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesiyle ilgili -özellikle önümüzdeki ay, ilgililerce- muhtelif yerlerde, ligler başlamadan, mutlaka toplantılar yapmalıyız. Önümüzdeki dönemde, bu yıl ve daha önce yaşanan, bu çirkin, spora, futbolcuya, sporcuya, centilmenliğe yakışmayan tavır, davranış ve söylemlere müsaade edilmeyeceği, olayın hukukî ve ahlakî boyutu mutlaka anlatılmalıdır. Özellikle yerel yöneticilere bu konuda çok büyük görevler düşmektedir. Kavga gürültü, küfür, tekme, tokat, karalama, suçlama; artık, tüm Türk Halkı bunlardan bıktı. Özellikle futbol kulüplerimizin başkanlarına ve yöneticilerine çok büyük sorumluluklar düşmektedir. Futbol Federasyonu delegesi kim olabilir kim olamazla ilgili bir kriter var.

Ben, burada çok önemli bir noktaya parmak basmak istiyorum; daha evvel, diğer yasa görüşmelerinde de söylemiştim. Bizim futbol kulüplerimiz ile normal bir dernek arasında yasal hiçbir fark yok; yani, yılda 100 000 000 lira, 500 000 000 lira, 1 000 000 000 lira bütçesi olan bir dernek ile koskoca kulüplerimiz arasında yasal statü olarak hiçbir fark yok. Bunu mutlaka değiştirmeliyiz; çünkü, çok büyük bütçeleri yöneten; ama, yalnızca normal bir dernek gibi yönetilen futbol kulüplerimizle ilgili çok acele yeni bir düzenleme yapmamız, futbol kulüpleri yasasını çıkarmamız gerekiyor. Neden gerekiyor; biz diyoruz ki, futbolumuzu çirkinliklerden, kirden kurtaralım; ama, evvela futbol takımlarımızın ve futbol kulüplerimizin genel kurullarını kurtarmamız lazım. Biz, Futbol Federasyonuna kim başkan olabilir, kim yönetici olabilir, kim delege olabilir, bunları yazdık; ama, kim (A) kulübüne başkan olabilir, kim (A) kulübüne yönetici olabilir, kim aynı kulübe üye olabilir diye hiçbir kriterimiz yok. Böyle yaparsak, bir gün, futbolumuz, fair play'den uzak, gerçekten, inanmamış, bilgisiz, ilgisiz, donanımsız, dürüst olmayan, üretken olmayan insanların eline düşebilir diye düşünüyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, bu tasarının hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum; hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özak.

Şahsı adına, Mardin Milletvekili Sayın Süleyman Bölünmez; buyurun. (Alkışlar)

SÜLEYMAN BÖLÜNMEZ (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Spor, ülkeleri ve insanları birbirine yaklaştıran, barış ve kardeşlik bağlarını güçlendiren, çağımızın en önemli sosyal olaylarından biridir. Futbol, gerek dünyada gerekse ülkemizde, en çok ilgi duyulan ve heyecan uyandıran bir spor dalıdır. Teknolojinin gelişmesi ve hızla yaygınlaşan kitle iletişim araçlarıyla ülkenin her noktasına ulaşan bir spor dalı olan futbol, toplumun her kesimi tarafından zevkle izlenmekte; ayrıca, futbol, dünyada ve Türkiye'de, sadece sosyal zamanları değerlendirme faaliyeti olmanın dışında, ekonomik, sosyal, tanıtım boyutu açısından da oldukça önemli sosyal bir aktivitedir. Böyle önemli bir aktivitenin kurallarının belirlenmesi, kurumsallaşmasının gerekliliği gözardı edilemez bir gerçektir. Bununla ilgili dünyadaki modern gelişmeler dikkate alınarak, Türkiye Futbol Federasyonuyla ilgili tasarının gündeme gelmesi sevindirici bir gelişmedir.

Mardinspor Başkanı olarak, futbolla yakinen ilgilenmekteyim. Bu camianın yaşadığı sıkıntıları, sorunları, bir bir, bizzat yaşadım ve yaşamaktayım. Türkiye Futbol Federasyonuyla ilgili tasarının yasalaşmasıyla beraber, hem kuralların dünyadaki gelişmelere uyumlu hale getirileceği hem de başlangıçtan beri yasanın aksayan yönlerinin giderilmesinin gerçekleşeceği inancındayım.

Futbolun altyapısını oluşturan kulüplerin genel kurulda temsil imkânı ve oy oranlarının artırılmasının hedeflendiği ve tahkim kurulu üyelerinin önemli bir kısmının bundan böyle genel kurulca belirlenmesi gibi yeni bir düzenlemeye gidilmiştir. Tasarıyla, futbolla ilgili kişi ve kuruluşların genel kurulda yeterli ve etkin bir şekilde temsili sağlanarak, genel kurul üye sayısı artırılmıştır. Sporda gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de futbolun altyapısını oluşturan spor kulüplerinin üye sayıları ile spor ürünlerinin asıl sahibi olan spor kulüplerinin oy oranı yüzde 42'den yüzde 72'ye çıkarılarak genel kuruldaki temsil oranları yükseltilmiştir. Genel kurul tarafından seçilen tahkim kurulu üyelerinin bir kısmının hukuk fakülteleri veya spor yüksekokullarında görev yapan öğretim üyeleri arasından seçilmesi esası öngörülmektedir. Mesleğinde ihtisas sahibi kişilerin tahkim kurulunda görev yapmaları sağlanmıştır. Bu, oldukça olumlu bir gelişmedir. Aynı tahsil düzeyinin, tüm federasyon başkanlıklarında aranıldığı gibi, artık, dünyada, Türkiye'yi temsil eden Futbol Federasyonunun başındaki kişinin yöneteceği bu federasyonda da aranılması şarttır. Sayın Ünlü'nün, daha evvel Bakanlık yaptığı dönemdeki tecrübelerine dayanarak verdiği bilgilerde bu yöndedir. Bu doğrultuda, Türkiye'yi temsil eden Sayın Federasyon Başkanının, lisanıyla ve tahsiliyle o görevi üstlenen bir kişi olması gerekir.

43


Değerli arkadaşlar, tasarıya göre Federasyon Genel Kurulu üye sayısının 106'dan 215'e çıkarılması uygun görülmektedir. Federasyon başkanları üst üste en fazla iki dönem seçilebilecektir. Ayrıca, çıkacak bu kanunla ikinci lig ve üçüncü ligde top koşturan takımlardan temsilciler genel kurul üyesi olabileceklerdir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Komisyonunda oybirliğiyle kabul edilmiş tasarıya göre, Futbol Federasyonunun idarî birimlerinin görev yerleri yönetim kurulunca belirlenecektir. Bu durumda, "Merkez Hakem Kurulu İstanbul'da görev yapabilecektir" hükmü, tasarının olumlu maddeleridir.

Federasyon Genel Kurul üyeleri arasında, ikinci lig (A) kategorisindeki kulüp başkanlarının da yer alarak, genel kurul üyesi olması ve kulüplerinin haklarını daha iyi savunabilecek olmaları tasarının olumlu yanıdır.

Tasarıya göre, genel kurul dört yılda bir, futbol liglerinin tescili tarihinden itibaren en geç 45 gün içinde, malî genel kurul ise her yıl haziran ayında, yönetim kurulunun belirleyeceği tarihte olağan olarak toplanacaktır. Genel kurul, başkanı, yönetim kurulunun 14 üyesini, tahkim, merkez hakem ve denetleme kurullarını seçecektir. Başkanın görev süresi dört yıl olacak, başkanın seçimi, genel kurulda, yönetim kurulunun 14 üyesinin seçiminden önce yapılacaktır.

Televizyonlara uygulanacak para cezalarının 500 milyar lirayı geçemeyeceği ve bu miktarın her yıl yeniden değerleme oranında artırılması konusuna da katılmaktayım.

Futbol karşılaşmalarının televizyon, radyo ve her türlü teknik cihazla yayınlanmasına, yayınların düzenlenmesine ve programlanmasına yalnızca Federasyon Yönetim Kurulu yetkili olacaktır. Millî karşılaşmaların şifresiz kanallardan yayınlanması hususu, futbolumuz ve vatandaşlarımız adına sevindiricidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamuda yeniden yapılanma ve AB'ye uyum yasaları çalışmalarının devam ettiği bu dönemde, spor yönetiminin de yeniden yapılanma içerisine girmesi, oniki yıl önce özerk hale gelen Futbol Federasyonu Kanununun daha katılımcı ve daha şeffaf bir anlayışla ele alınması, geç kalmış bir karar olsa dahi, bugün görüşülmesi, sevindirici bir gelişmedir.

Genel kurulda 76 delegeyle temsil edilen süper lig, ikinci lig ve üçüncü lig kulüplerinin 156 delegeyle temsil edilmelerine fırsat verildiğini belirtmek istiyorum. Bununla birlikte, Anadolu kulüplerinin sesi de duyulmuş olacaktır.

Bunların yanı sıra, bünyesinde futbol dalı bulunduran Engelliler Federasyonu ile Üniversite Sporları Federasyonu Başkanlarının, en az altı ay Millî Takım Teknik Direktörlüğü yapmış Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da genel kurul üyesi olabilecekleri açıklanmıştır. Bundan anlaşılacağı üzere, bu şartları haiz birçok sporcu ve spora hizmet etmiş değerli insanın, artık, genel kurul üyesi olması yolunun açılması sevindiricidir.

Tasarıya göre, Futbol Federasyonu Genel Kurulunun, liglerin tescili tarihinden itibaren en geç kırkbeş gün içinde yapılacağı bildirilmektedir. Mevcut yasadaki, bir kişinin ömür boyu Federasyon Başkanı olabileceği hükmünün değiştirilmiş olması ve bir kişinin en fazla üst üste iki dönem başkanlık yapabileceğinin hükme bağlanması hakkında olumlu düşünmekle birlikte, şaibelerin çok konuşulduğu 2003-2004 sezonuyla ilgili, taze kan olması ve daha adil olacağı düşüncesiyle, çıkacak bu kanundan önce iki dönem üst üste başkanlık yapanların da bu hüküm doğrultusunda seçime katılmaması gerektiği kanaatindeyim.

Daha önceki kanuna göre, 15 kişi olan yönetim kurulu üyelerinden 3'ünü Federasyon Başkanının seçtiğini hatırlatmak istiyorum; ancak, tasarıyla getirilen, yönetim kurulu üyelerinin tamamının genel kurul tarafından seçilmesi konusuna olumlu bakmaktayım.

Tasarıda, Türkiye futbol liglerine isim hakkını vermenin Federasyonun görevleri arasına konulduğu belirtilmiş, elde edilecek gelirin Futbol Federasyonu tarafından nasıl kullanılacağının açıklaması da yapılmıştır. İkinci ve üçüncü lig kulüplerinin buradan büyük pay almasını beklemekteyim. Ekonomik sıkıntı bakımından en mağdur durumda olan kulüplerimiz ikinci ve üçüncü lig kulüpleridir. İsim hakkından elde edilen gelirin yüzde 35'i üçüncü lig, yüzde 25'i ikinci lig, geriye kalan yüzde 40'ının ise, Federasyon payı düşüldükten sonra, süper lig kulüplerine dağıtılacak olması olumlu bir gelişme olmakla birlikte, daha adil dağıtılmasını beklemekteyiz.

Yerli futbolcu yetiştirmenin esası olan üçüncü ligler ve amatör kulüplerin daha fazla desteklenmesi gerektiği inancındayım.

Kulüp Başkanı olarak ve tüm kulüpler adına, Değerli Bakanımız Sayın Mehmet Ali Şahin başta olmak üzere, emeği geçen tüm komisyon üyelerine ve Gençlik ve Spor Genel Müdürü Sayın Atalay ve bürokratlarına teşekkür ederim.

Mevcut yasaya göre, Federasyon Başkanının yönetim kurulundan 2 kişiyi başkan yardımcısı olarak atadığını hatırlatmak istiyorum. Tasarıyla, 2 başkan yardımcısının bundan böyle yönetim kurulu tarafından belirlenecek olması ve Futbol Federasyonunun kendi malî denetimini kendisinin yapabilmesi için bir denetleme kurulu oluşturması, her yıl haziran ayında yapılacak malî genel kuruldan en az bir ay önce, denetleme kurulu raporunun genel kurul üyelerine gönderilmesi sisteminin işlevsel olacağı kanaatindeyim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sonuç olarak, stadlarımız ve sahalarımız çağdaş anlamda iyileştirilmezse, altyapı ve semt sahaları, artan nüfus oranında yetişen gençliğe hizmet edecek şekilde yenilenip ihtiyaca cevap verecek düzeye getirilmezse, sporun temel unsurları olan sporcu, antrenör...

44


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen tamamlayın Sayın Bölünmez.

SÜLEYMAN BÖLÜNMEZ (Devamla) - ... ve hakemlerin eğitimine önem verilmezse, yurtdışı karşılaşmalara ve yayınlara önem verilmezse, millî takımlar düzeyinde başarılardan söz edilemeyecektir.

Millî takımımızı, millî aslanlarımızı, en son, Avustralya'da göstermiş olduğu başarıdan dolayı kutlar, başarılarının devamını dilerim. Bu kanaatle, 2003-2004 futbol sezonunda, gruplarında şampiyon olan Fenerbahçe, Trabzonspor, Sakaryaspor, Erciyesspor, Büyükşehir Belediye Ankaraspor, Karagümrük, Sarıyer, Karaman, ASAŞ, Alanya, Pendik, Ünye ile Oyak Renaultspora ve Mardinspora yeni sezonda başarılar diler; hizmet eden tüm sporcu ve teknik ekipleri, yaz kış demeden destekleyen ülkemizin centilmen taraftarlarını da ayrıca kutlarım.

Ayrıca, liglerde centilmence mücadele ederek, futbolun acı cilvesi olan bir alt kümeye düşmeyi yaşayan takımlarımızın da önümüzdeki sezonda şampiyonluk mutluluğunu yaşamalarını diler; tasarının sporumuza ve Türk futboluna hayırlı olması dileğiyle, Yüce Meclise saygılar sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bölünmez.

Efendim, tümü üzerinde konuşmalar tamamlandı.

Hükümetin söz isteği var mı?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Verilecek aradan sonra konuşayım efendim.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Maddelere geçilmesi kabul edilmiştir.

20.30'da tekrar toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati : 19.27

45


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 20.30

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 92 nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

454 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

6.- Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/806) (S. Sayısı: 454) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 1 inci maddesini okutuyorum:

TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONU KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1. - 17.6.1992 tarihli ve 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin ikinci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"İdarî birimlerin görev yerleri Yönetim Kurulunca belirlenir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. - 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 5 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 5. - Genel Kurul, çağrı tarihinde, aşağıdaki üyelerden oluşur:

a) Türkiye profesyonel futbol en üst ligindeki kulüplerin başkanları ile yönetim kurullarınca belirlenecek dörder temsilci.

b) Türkiye Profesyonel İkinci Ligi (A) kategorisindeki kulüplerin başkanları ile ilk on sırada yer alan kulüplerden birer temsilci.

c) Türkiye Profesyonel İkinci Ligi (A) kategorisi dışında kalan diğer gruplardaki ilk üç sırada yer alan kulüplerin başkanları ile yönetim kurullarınca belirlenecek birer temsilci.

d) Türkiye Profesyonel Üçüncü Liginde her gruptan ilk üç sırada olan kulüplerin başkanları.

e) Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığını asaleten altı aydan fazla yapmış olanlar.

f) Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi Başkanı ile Yönetim Kurulunca belirlenecek üç temsilci.

g) FIFA ve UEFA'nın icra kurullarında fiilen görev yapanlar ile komisyonlarında en az beş yıl görev yapan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve büyükler kategorisinde olimpiyat, dünya, kıta futbol federasyonları şampiyonaları finalleri ile Avrupa şampiyonalarının en az yarı finallerinde maç yönetmiş faal olmayan hakemler.

h) Bünyesinde futbol dalı bulunan federasyonların başkanları.

ı) (A) Millî Takım teknik direktörlüğünü en az altı ay yapmış olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları.

i) En az yetmişbeş defa (A) Millî olmuş ve Genel Kurul tarihinden en az altı ay önce faal sporculuğu bırakmış olanlar.

j) Profesyonel Futbolcular Derneği Başkanı ile Yönetim Kurulunca belirlenecek bir temsilci.

k) Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu Genel Başkanı ile Yönetim Kurulu tarafından belirlenecek dört temsilci.

l) Türkiye Futbol Adamları Derneği Başkanı ile Yönetim Kurulunca belirlenecek bir temsilci.

m) Türkiye Futbol Antrenörleri Derneği Başkanı ile Yönetim Kurulunca belirlenecek bir temsilci.

n) Türkiye Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği Yönetim Kurulu tarafından belirlenecek FIFA kokartlı ve Genel Kurul tarihinde faal olmayan hakemler arasından üç temsilci.

o) Türkiye profesyonel futbol en üst liginde şampiyon olan kulüplerden her biri için ilave iki temsilci.

Birinci fıkranın (b), (c) ve (d) bentlerinde belirtilen profesyonel liglerdeki kulüplerin puan ve averajlarının eşitliği halinde; grup sırasının tespitinde, UEFA kriterleri de dikkate alınarak, kulüpler, Genel Kurul temsilcilerini Federasyon gözetiminde ve kendi aralarında çekecekleri kur'a ile belirler. Takımların maç sayılarında eşitsizlik bulunması halinde ise o ligdeki puan sıralaması dikkate alınarak hangi kulübün Genel Kurulda temsil edileceğini belirlemeye Federasyon yetkilidir.

46


Türkiye liglerinde statü değişiklikleri yapılması veya liglerdeki takım sayılarında azalma veya artış olması nedeniyle yeniden oluşturulacak lige dahil takımların temsilci sayısını, Genel Kurulda temsil edilen liglerin üye sayısının yüzde onunu geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere, artırmaya veya azaltmaya Federasyon yetkilidir.

Genel Kurul dört yılda bir futbol liglerinin tescili tarihinden itibaren en geç kırkbeş gün içinde, Malî Genel Kurul ise her yıl haziran ayında, Yönetim Kurulunun belirleyeceği tarihte olağan olarak toplanır. Toplantının gündemi ve tarihi en az onbeş gün önceden günlük ulusal iki gazetede ilân edilir ve Federasyonca, Genel Kurul üyelerine yazılı olarak bildirilir. Genel Kurul gerektiğinde, toplam üye sayısının yüzde kırkının noter kanalıyla yazılı müracaatı, Federasyon Yönetim Kurulunun kararı veya spordan sorumlu Bakanın çağrısı üzerine olağanüstü toplanır. Genel Kurulun olağanüstü toplantıya çağrılması halinde, çağrıda bulunanlar gündeme esas olacak toplantı sebebini de bildirmek zorundadırlar.

Olağan ve olağanüstü toplantının yapılabilmesi için üye tam sayısının yarısından fazlasının katılımı gerekir. İlk toplantıda çoğunluk sağlanamadığı takdirde, ikinci toplantı ertesi gün üye tam sayısının üçte biri ile yapılır. İkinci toplantıda da çoğunluk sağlanamadığı takdirde üçüncü toplantı bir hafta sonra çoğunluk aranmaksızın yapılır. Kararlar toplantıda hazır bulunan üyelerin yarısından fazlasının oyu ile alınır.

Olağan veya olağanüstü toplantıda Federasyon Başkanı, Yönetim Kurulu ve diğer kurulların seçimi yenilenebilir.

Genel Kurulda birden fazla oy hakkı bulunan üyeler ancak bir oy kullanabilirler. Vekâleten oy kullanılamaz.

Federasyonda ücretli veya sözleşmeli statü ile görev yapanlar, Genel Kurul üyesi olamazlar."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Ersin; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA AHMET ERSİN (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2 nci maddesiyle ilgili, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini sunmak üzere huzurunuzdayım; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kuşkusuz, mevcut kanun tasarısı iyi niyetle hazırlandı ve özellikle, futbolumuzun içinde bulunduğu kirlilikten arınması için birtakım çabalar gösterildiğini anlamak istiyorum bu tasarıdan. Gerçekten, Federasyonun futbol üzerindeki tekelinin, Federasyonun oligarşik yapısının değiştirilmesi için iyi niyetle yapıldığını düşündüğümüz bu kanun tasarısının, sanıyorum, futbolumuzun içinde bulunduğu olumsuzlukları, bir ölçüde de olsa, çok az da olsa gidermeye katkısı olabilir.

Değerli milletvekilleri, futbolumuzla ilgili istediğiniz kadar kanun tasarıları getirin, istediğiniz değişiklikleri yapın; eğer, futbolun içine girmiş olan virüsü temizlemek için iyi niyetli ve kararlı bir çalışma içine girilmezse, bu yıl yaşadığımız olumsuzluklar ve daha önceki yıllardan da gelen olumsuzluklar, önümüzdeki yıllarda, dönemde yine yaşanır.

Değerli dostlarım, arkadaşlarım, bir defa, ilköğretim çağındaki çocuklar bile futbol endüstrisinin içinde mafya gruplarının olduğunu biliyor. Yani, futbolumuzun, özellikle de son dönemlerde mafyalaştığına ilişkin genel bir kanı var. Eğer bu grupları futbolumuzdan arındırmazsanız, futbolumuzu bu mafyalaşma gidişatından geri çevirecek önlemler alınmazsa, getirilecek olan hiçbir tasarı, yapılacak olan hiçbir çalışma, futbolun içinde bulunduğu kirliliği temizlemeye yetmez; yine şikeleri tartışırız, teşvik primlerini tartışırız, tehdit şikesini, hatır şikesini tartışırız. Dolayısıyla, futbolumuzun içinde bulunduğu sorunun kaynağında, futbolun spor olmaktan çıkarılıp, bu endüstrinin tamamen mafyanın eline, mafya gruplarının eline geçmiş olması yatıyor.

Şimdi, bu konuyu, futboldaki bu kötü gidişatı, kirliliği, bu çatı altında ve bu kürsüde birkaç kez gündeme getirdim; ancak, spordan sorumlu Sayın Bakan, ısrarla bu iddiaları reddetti; belge istedi. Varlığını reddetti, kabul etmedi; taa ki, Alaattin'in lambasından çıkan cini görünceye kadar!

Şimdi de Sayın Bakan sesleniyor herkese, "bildikleriniz varsa, gelin, anlatın; korkmayın! İhbar edin bu gibi oluşumları; ihbar edin, korkmayın" diye öğüt veriyor.

Sevgili dostlarım, tabiî, korkmayın demek kolay. Hele hele koruma ordusunun arasından başını uzatıp korkmayın demek daha da kolay. Şimdi, bakın, çok yakın zamanda, bu konuları gündeme getiren, futboldaki mafyalaşmayı gündeme getiren, bu konuda yazılar yazan, yorumlar yapan spor yazarları ve yorumcuların birkaçı silahlı saldırıya uğradı ve bunların failleri halen aramızda geziyorlar.

Şimdi, spor yazarlarına karşı, yorumculara karşı yapılan bu saldırıları engelleyemiyorsan ya da yapanları yakalayıp adalet önüne çıkarmıyorsan, o zaman korkmayın demenize kim inanır?! Kaldı ki, o gruplar, böylesine kamuoyu önünde olan kişilere korkusuzca yaptıkları bu silahlı saldırılarla, aslında, arı kovanına çomak sokmak isteyen herkese gözdağı verdiler ve ne yazık ki, bunların hepsi aramızda geziyorlar ve devlet, maalesef, bu gruplara karşı âciz kaldı, güpegündüz sokak ortasında, en büyük caddelerde, kalabalık caddelerde bu suçları işleyenlere karşı hiçbir önlem alamadı ve bunları yakalayıp adalet önüne çıkaramadı.

Şimdi, bakın, bu olaylar genellikle İstanbul'da oluyor. İstanbul'da bir Emniyet Müdürümüz var. Bu Emniyet Müdürü, görevini bırakıp, büfecilerin hamiliğine soyunuyor. Gözaltına alınan büfecileri bırakmadı diye ilçe emniyet müdürünü görevden alıyor ve bununla da yetinmiyor "verdiğim talimat kanunsuz da olsa uygulanır, uygulatırım" diyor. Kim söylüyor bunu?.. Bunu söyleyen

47


kim?.. Yani, hesaba itiraz eden sarhoş müşteriyi pataklayan pavyon fedaisi mi?.. Kim söylüyor bunu?.. Hukuk devletinde böyle bir söz söylenebilir mi?!

Şimdi, soruyorum ben, Sayın İçişleri Bakanı -kendisi burada yok; ama, hükümeti temsilen bir bakanımız var- siz, allahaşkına, İstanbul'a emniyet müdürü mü atadınız kasaba şerifi mi atadınız?! Bu ne biçim iştir! Yani, suç işleniyor, mafya almış başını gidiyor İstanbul'da, Teksas'a dönmüş; ama, Emniyet Müdürü hiçbir önlem geliştiremiyor, hiçbir önlem alamıyor ve o Emniyet Müdürü de yerinde duruyor, Sayın Bakan da yerinde duruyor. Bir hukuk devletinde olmaması gereken olayları yaşıyoruz maalesef.

Değerli dostlarım, belirttiğim gibi, futbolumuzun içinde bulunduğu kirliliğin temelinde mafyalaşma var; bunu ısrarla söylüyorum ve bizim, hukuk devletinde, hükümetin, devleti yönetenlerin, sporu yönetenlerin yapması gereken, yerine getirmesi gereken birinci görev, işte, bu çıkar çevrelerine karşı, bu çetelere karşı mücadele vermek ve futbolumuzu bunlardan arındırmak olmalıdır; ama, maalesef, bugüne kadar bu konuda ciddî ve önemli adımlar atılmadı. Umarız, önümüzdeki süreçte, daha farklı bir anlayışla, bu sorunların da giderilmesi için çaba gösterilir; ama, öncelikle, ısrarla söylüyorum, bu spor yazarlarına, bu yorumculara karşı yapılan bu silahlı saldırıların faillerinin bulunması ve adalete teslim edilmesi lazım. Eğer bu yapılamıyorsa, açık söyleyeyim, eğer ortada bir sorun var ve bu sorunun giderilmesi için, bu sorunu gidermesi gerekenler eğer hiçbir çaba içerisine girmiyorlarsa, o zaman, onlar da o sorunun bir parçası olurlar. Dolayısıyla, yapılması gereken birinci görev bu; işlenen suçların faillerinin yakalanması ve adalete teslim edilmesi.

Şimdi, Federasyon genel kurulunun mevcut yasaya göre daha geniş tabanlı olarak toplanması, Federasyon başkanı ve yöneticilerinin daha geniş taban tarafından seçilmesi elbette olumlu ve bu arada, tabiî, Federasyon başkanının da özellikle yükseköğrenim görmüş olması ve mutlaka yabancı bir dil bilmesi gerektiğini de söylememize gerek yok; çünkü, 21 inci Yüzyılda artık ikinci bir dili, Türkçenin dışında bir dili ve uluslararası bir dili, İngilizce, Fransızca ve Almancadan birisini mutlaka bilmesi gerekir ve yasaya da bu konuda, bu doğrultuda bir hüküm konulması gerekir. Eğer bu yapılmazsa, gerekli eğitimi almamış kişilerden Federasyon başkanı yapılırsa, işte, o da kalkar, bir mafya liderinin talimatına uyarak Eyüp Sultan'da kurban keser... Yani, bunları da yaşadık maalesef.

Bu arada, tasarıda, amatör spor kulüplerinin temsili yeterli değil; bunun iki katına çıkarılması lazım, en az 8 kişi olması lazım; çünkü, futbolun asıl çilesini çekenler amatör kulüplerdir. Bu kulüpler, büyük ekonomik yoksulluklar içinde, büyük sıkıntılar içinde bu sporu yapmaya, bu sporu geliştirmeye çalışıyorlar. Federasyonda temsilinde de mutlaka, 4 değil, en az 8 kişiyle temsil edilmelerinde yarar var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ersin, mikrofonunuzu açıyorum, lütfen toparlayın.

AHMET ERSİN (Devamla) - Bu arada, Merkez Hakem Komitesinin, Federasyonun güdümünden kurtarılması da önemli bir gelişme, kendi bütçesine sahip olması önemli bir gelişme ve tasarıda getirilen şekliyle genel kurul tarafından bu kurulun seçiliyor olması olumlu bir gelişme, olumlu bir karar; dolayısıyla, olması gereken bir karar.

Değerli dostlarım, arkadaşlarım, sözlerimin başında da söylediğim gibi, futbolumuzun, genel olarak sporumuzun; ama, özellikle futbolumuzun çok ciddî, önemli sorunları var. Şike, teşvik primi gibi gelişmeler, olaylar, çirkinlikler, maalesef, sporumuzu, özellikle futbolumuzu kirletiyor; dolayısıyla, bunların engellenmesi bakımından ciddî adımların atılması lazım. Özellikle, tekrar tekrar söylüyorum, futbolumuzdaki mafyalaşmanın, futbolumuzun içine girmiş olan mafya gruplarının da futbolumuzdan arındırılması lazım, bunlara karşı çok ciddî bir devlet mücadelesi lazım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Ersin.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Ersin'in açıklamalarına birkaç cümleyle cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN - Yerinizden mi?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İzmir Milletvekilimiz Ahmet Ersin Beyin, futbolumuzun içinde bulunduğu olumsuzlukları dile getirmesi ve bunu bir mafyalaşma olarak nitelemesiyle ilgili olarak ben de birkaç cümle söylemek istiyorum.

Elbette, toplumun büyük kesiminin ilgisini çeken organizasyonlarda kontrol mekanizmasının çok özenle kurulması ve bunun sağlıklı bir şekilde işletilmesi, kamunun başlıca görevlerindendir. Bu hususta, ülkemizde meydana gelen durumların, elbette bir müdahale gerektirdiği kanaatini biz de paylaşıyoruz.

Dünyanın birçok ülkesinde, futbolun çok popüler olduğu ülkelerde de benzer hadiselerin yaşandığını ve oralarda da tedbirler alma konusunda gayretler içinde olunduğunu biliyoruz. Ancak, bu, tabiî, toplumun bir kültürü aynı zamanda. Eğer, bir toplum, hayatın çeşitli alanlarında benzer otoriter yapılaşmayı hızla oluşturabiliyorsa, bu konuda hepimize düşün bir görev vardır ve bu

48


konunun, sadece yasalarla düzeltilmesi konusunda da beklentilerimizi çok yüksek tutmamalıyız diye düşünüyorum; ama, elbette, bu konudaki mücadeleden de vazgeçilemez diye kabul ediyorum.

İstanbul Emniyet Müdürümüzle ilgili olarak söylediğiniz ifadeleri ben şahsen okumadım ve dinlemedim.

AHMET ERSİN (İzmir) - Okusaydınız bilirdiniz.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Ancak, eğer, bir emniyet müdürümüz, sizin ifade ettiğiniz şekilde bir sözü kullanmışsa, bunun kabul edilebileceğini de düşünmüyorum. Dolayısıyla, herhalde, konuyla ilgili Bakanımızın bir açıklama yapmasının doğru olacağını düşünüyorum. Bir hukuk devletinde idarecilerimizin üsluplarını da daha özenle seçmeleri gerektiğine inanıyorum.

AHMET ERSİN (İzmir) - Teşekkür ederim.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Açıklamalarınızın birçoğu için, spor dünyamızın içinde bulunduğu duruma dikkat çekme yönü itibariyle, teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 3 adet önerge vardır; önergeleri, önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılık derecelerine göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 454 sıra sayılı kanun tasarısının 2 nci maddesiyle değiştirilen 5 inci maddenin birinci fıkrasının (n) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

n) Türkiye Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği Genel Başkanı ve Yönetim Kurulunca belirlenecek 2 temsilci.

Haluk İpek Recep Garip Zülfü Demirbağ

Ankara Adana Elazığ

Recep Yıldırım Mustafa Ataş Selahattin Dağ

Sakarya İstanbul Mardin

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 454 sıra sayılı kanun tasarısının 2 nci maddesinin (k) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Fikret Ünlü Tuncay Ercenk Yaşar Tüzün

Karaman Antalya Bilecik

Ahmet Ersin Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu Hasan Aydın

İzmir Ankara İstanbul

k) Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu Genel Başkanı ile Yönetim Kurulu tarafından belirlenecek 8 temsilci.

BAŞKAN - Üçüncü ve en aykırı önergeyi okutuyorum; bu önergeden itibaren işleme başlıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 454 sıra sayılı kanun tasarısının 2 nci maddesiyle değiştirilen 5 inci maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

c) Türkiye profesyonel ikinci ligi (A) kategorisi dışında kalan diğer gruplardaki ilk altı sırada yer alan kulüplerin başkanları.

Murat Yıldırım Recep Koral Yahya Baş

Çorum İstanbul İstanbul

Maliki Ejder Arvas Nusret Bayraktar Seyfi Terzibaşıoğlu

Van İstanbul Muğla

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ HİKMET ÖZDEMİR (Çankırı) - Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Katılıyoruz.

BAŞKAN - Önerge sahipleri, gerekçeyi mi okutayım?

49


MALİKİ EJDER ARVAS (Van) - Gerekçe okunsun efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Daha fazla kulüple temsili temin edeceği nedeniyle.

BAŞKAN - Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı, kısa gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 454 sıra sayılı kanun tasarısının 2 nci maddesinin (k) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Fikret Ünlü (Karaman) ve arkadaşları

k) Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu Genel Başkanı ile Yönetim Kurulu tarafından belirlenecek 8 temsilci.

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ HİKMET ÖZDEMİR (Çankırı) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet?..

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Sayın Ünlü, gerekçeyi mi okutayım?

FİKRET ÜNLÜ (Karaman) - Gerekçe okunsun efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu çok geniş bir organizasyondur. Temsilde adalet sağlamak açısından bu düzenleme gereklidir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

Sayalım efendim...

MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) - Niye sayıyorsunuz Sayın Başkan; demin saymadınız!.. Görevinizi kötüye kullanıyorsunuz!.. İyi bir hukukçu değilsiniz Sayın Başkan!..

BAŞKAN - Anlayamadım?..

MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) - Görevinizi kötüye kullanıyorsunuz!.. Demin saymadınız, şimdi sayıyorsunuz!..

BAŞKAN - Kabul etmeyenler...

MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) - Niye kabul etmiyorsunuz, anlamadım! Cebinizden bir şey mi çıkıyor arkadaşlar?!

BAŞKAN - Önerge kabul edilmemiştir.

Üçüncü önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 454 sıra sayılı kanun tasarısının 2 nci maddesiyle değiştirilen, 5 inci maddenin birinci fıkrasının (n) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

n)Türkiye Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği Genel Başkanı ile Yönetim Kurulunca belirlenecek 2 temsilci.

Haluk İpek (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu önergeye?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI TAYYAR ALTIKULAÇ (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu efendim?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi mi okutalım efendim?

SADULLAH ERGİN (Hatay) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

50


Türkiye Futbol Federasyonu Genel Kurulunda temsil edilen taban birlikleri, başkanları ve yönetim kurulunca belirlenen diğer üyeleri ile temsil edilmelerine rağmen, Türkiye Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği aynı statüye tabi tutulmamıştır.

Türkiye Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneğine ait tüzüğün 7 nci maddesinde "üyeliğe giriş koşulları" içinde "faal futbol hakemi ve faal futbol hakem gözlemcileri olmak" şartı da vardır.

Halbuki, tasarıda adı geçen derneği temsil edecek üyelerin faal olmayan hakemler arasından seçileceği öngörülmüştür.

Bu durumda dernek üyeleri, Türkiye Futbol Federasyonu Genel Kuruluna delege olarak seçilme imkânına sahip olamamaktadırlar.

Değişiklik, bu durumu düzeltmektedir.

BAŞKAN - Komisyonun takdire bıraktığı ve Hükümetin katıldığı, gerekçesini dinlediğimiz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi, 2 nci maddeyi kabul edilen 2 önerge doğrultusunda oylamadan önce bir açıklama yapmak istiyorum. Tasarının çerçeve 1 inci maddesinde 3813 sayılı Kanunun tarihi, numarası ve adı belirtildiğinden, kanun yazım tekniğine daha uygun olması ve diğer maddelere paralellik sağlaması açısından çerçeve 2 nci maddede 3813 sayılı Kanunun adının metinden çıkarılması gerekmektedir, mükerrerlik var. Bu bakımdan, size açıkladığım şekliyle, 3813 sayılı Yasanın adı çıkarılarak ve kabul edilen iki önerge doğrultusunda 2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. - 3813 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"b) Başkanı, Yönetim Kurulunun ondört üyesini, Tahkim, Merkez Hakem ve Denetleme kurullarını seçmek,"

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 3 üncü madde kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4. - 3813 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Başkanın görev süresi dört yıldır. Başkanın seçimi, Genel Kurulda Yönetim Kurulunun ondört üyesinin seçiminden önce yapılır. Genel Kurulda Başkan adayı olabilmek için Genel Kurul üyelerinin beşte birinin yazılı teklifi gerekir. Başkanın yokluğunda görevlerini, Başkanın belirleyeceği başkanvekili yürütür. Başkan Genel Kurula katılan üyelerin oyçokluğu ile seçilir. Başkan en fazla üst üste iki dönem seçilebilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

4 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 4 üncü madde kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 5. - 3813 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Yönetim Kurulu; Federasyon Başkanı ile Genel Kurulun seçeceği ondört üye olmak üzere onbeş üyeden teşekkül eder."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 5 inci madde kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 6. - 3813 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin (a) ve (f) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye (ö) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bentler eklenmiştir.

"a) Futbol takımlarını kayıt ve tescil etmek, bunları liglere ve gruplara ayırmak, liglerin isimlerini belirlemek, ligleri düzenlemek, uygulanacak terfi ve tenzil statüsünü belirlemek,"

"f) Federasyonun merkez, taşra ve yurt dışı görevlerinde çalışan personelin ücretleri ile sosyal haklarını ve gerekli görülen federasyon kurullarının huzur haklarını, tazminatlarını, yolculuk ve ikamet giderlerini ve yolluklarını tespit etmek,"

"p) İki başkanvekilini belirlemek,

r) Ulusal ve uluslararası kuralların ve her türlü talimatın uygulanmasını sağlamak,

s) Ülkemizde mevcut ise; akredite belgesine sahip olan Doping Kontrol Merkezinde, sporcuların anti doping kontrollerini yaptırmak, dopingli çıkan futbolcularla ilgili ulusal ve uluslararası kurulların kararlarını uygulamak,

t) Yönetim Kurulunca her yıl belirlenecek limiti aşan harcamalar için, Başkan ile birlikte bir Yönetim Kurulu üyesine yetki vermek,

u) Sporda şiddetin önlenmesi için gerekli tedbirleri almak ve aldırmak."

BAŞKAN- Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyle ilgili verilmiş 1 önerge var; önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

51


Görüşülmekte olan 454 sayılı kanun tasarısının çerçeve 6 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde ve 3813 sayılı Kanunun 10 uncu maddesine eklenmesi öngörülen (p), (r ), (s), (t) ve (u) bentlerinin (ö), (p), (r ), (s) ve (t) olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 6- 3813 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin (a) ve (f) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı maddeye (o) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bentler eklenmiş ve maddenin (ö) bendi (u) olarak teselsül ettirilmiştir.

Haluk İpek Recep Garip Selahattin Dağ

Ankara Adana Mardin

T. Ziyaeddin Akbulut N. Doğan Topaloğlu

Tekirdağ Ankara

BAŞKAN- Komisyon önergeye katılıyor mu?..

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI TAYYAR ALTIKULAÇ (İstanbul)- Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN- Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul)- Katılıyoruz efendim. Kanun yapma tekniği açısından bir düzeltmedir. Maddenin aslında herhangi bir değişiklik yapılmamaktadır.

HALUK İPEK (Ankara) - Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN- Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe: Kanun yazım tekniği açısından maddenin (ö) bendinin en sonda yer alması uygun olacaktır.

BAŞKAN - Gerekçesini dinlediğiniz, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi, 6 ncı maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

7 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 7. - 3813 sayılı Kanunun 12 nci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Denetleme Kurulunun görev, yetki ve sorumlulukları

Madde 12. - Denetleme Kurulu, Genel Kurulca onaylanan talimata uygun olarak Federasyonun malî işlemlerini Genel Kurul adına denetler. Her yıl hazırlayacağı yıllık denetleme raporunu Genel Kurulun onayına sunar.

Denetleme raporunda; gelir-gider tabloları, bilançolar ve yıllık faaliyetleri esas alan malî tablolar yer alır. Ayrıca kaynakların etkin, ekonomik ve verimli kullanılıp kullanılmadığı, harcamaların sportif faaliyetler için yapılıp yapılmadığı ve malî işlemlere ilişkin karar ve tasarrufların amaç ve programlarına uygun olup olmadığı hususlarına da yer verilir. Denetleme Kurulu, raporunu Genel Kurul üyelerine bir ay önceden gönderir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 454 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 7 nci maddesiyle değiştirilen 12 nci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

"Denetleme kurulu, yönetim kurulunca hazırlanan ve genel kurulca kabul edilen talimata uygun olarak Federasyonun malî işlemlerini Genel Kurul adına denetler. Her yıl hazırlayacağı yıllık denetleme raporunu Genel Kurulun onayına sunar."

Haluk İpek Recep Garip Zülfü Demirbağ

Ankara Adana Elazığ

Recep Yıldırım Mustafa Ataş Selahattin Dağ

Sakarya İstanbul Mardin

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI TAYYAR ALTIKULAÇ (İstanbul) - Takdir, Yüce Meclisin Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu efendim?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Katılıyorsunuz.

HALUK İPEK (Ankara) - Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

52


BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Denetleme kurulunun çalışma usul ve esaslarını düzenleyen talimatın hangi organ tarafından hazırlanacağına açıklık getirilmektedir.

BAŞKAN - Gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

8 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 8. - 3813 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 13. - Tahkim Kurulu; iki asıl ve iki yedek üyesi üniversitelerin hukuk fakülteleri veya spor yüksekokullarında görev yapan öğretim üyelerinden olmak üzere beş asıl, beş yedek hukukçu üyeden oluşur. Tahkim Kurulu üyeleri dört yıl görev yapmak üzere Federasyon Genel Kurulunca seçilirler.

Üyeler kendi aralarından bir Başkan seçerler.

Kurul, görevinde bağımsızdır. Üyeler istifa etmedikçe veya çekilmiş sayılmadıkça yerlerine yenisi görevlendirilemez.

Kurul beş üyenin katılımı ile toplanır, kararlar oy çokluğu ile alınır. Asıl üyenin katılmadığı toplantıya yedek üye iştirak eder. Tahkim Kurulunun kararları kesindir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 9. - 3813 sayılı Kanunun 15 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 15. - Merkez Hakem Kurulu Genel Kurulca seçilir ve biri Başkan olmak üzere toplam dokuz üyeden oluşur. Aynı sayıda ve aynı nitelikte yedek üye seçilir. Üyelerin yedisi faal olmayan hakemlerden, ikisi ise spor alanında en az on yıl meslekî deneyimi olan kişiler arasından belirlenir.

Bu seçimde, Merkez Hakem Kurulu üyeleri aday listesinde Merkez Hakem Kurulu Başkanının kim olacağı ayrıca gösterilir.

Kurul, görevinde bağımsızdır. Üyeler istifa etmedikçe veya çekilmiş sayılmadıkça yerlerine yenisi seçilemez."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

9 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

10 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 10. - 3813 sayılı Kanunun 21 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Federasyonun bütçesinden en az yüzde iki oranında Merkez Hakem Kuruluna verilecek pay bu Kurulun bütçesini oluşturur. Bütçe Genel Kurulda ibra edilir. Merkez Hakem Kurulunun bütçesi Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslar dahilinde kullanılır."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

11 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 11. - 3813 sayılı Kanunun 22 nci maddesinin (e) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"e) Sponsorluk gelirleri,"

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

12 nci maddeyi okutuyorum: