Türkiye Büyük
Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 2. Yasama Yılı
92. Birleşim 25/Mayıs /2004 Salı
Formun
Üstü
Formun
Altı
Tutanak toplam
74 sayfadır.
DÖNEM : 22 YASAMA
YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
CİLT : 50
92 nci Birleşim
25 Mayıs 2004 Salı
İ Ç İ N D E K İ L E R
I.- GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- YOKLAMA
IV.- BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI
KONUŞMALAR
1.- Giresun
Milletvekili Ali Temür'ün, Karadeniz Bölgesinde fındık
üretimini etkileyen don olayı sonucunda üreticilerin zararının boyutlarına ve
alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı
konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün
cevabı
2.- Ordu Milletvekili
İ. Sami Tandoğdu'nun, Karadeniz Bölgesinde fındık
üretimini etkileyen don olayı sonucunda üreticilerin zararının boyutlarına ve
alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı
konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün
cevabı
3.- Manisa
Milletvekili Hüseyin Tanrıverdi'nin, Türkiye-Filistin
Parlamentolararası Dostluk Grubu olarak Filistin'e
yaptıkları ziyaret ve temaslarla ilgili izlenimlerine ilişkin gündemdışı konuşması
B) TEZKERELER VE
ÖNERGELER
1.- Devlet eski
Bakanı Eyüp Aşık hakkındaki dosyaya ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/567)
2.- Orman eski Bakanı
ve Tarım ve Köyişleri eski Bakanı Nevzat Ercan ile
Tarım ve Köyişleri eski Bakanları İsmet Attila, Musa Demirci ve Mustafa Rüştü Taşar haklarındaki
dosyalara ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/568)
3.- Balıkesir
Milletvekili Sedat Pekel'in (6/1084) esas numaralı
sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/183)
1
4.- Almanya'nın Bonn
Şehrinde düzenlenmesi öngörülen Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına İlişkin
Uluslararası Parlamenterler Forumuna bir parlamento heyetinin katılmasına
ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/569)
5.- Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın bir heyetle birlikte İrlanda'ya
yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi
(3/570)
6.- Sağlık Bakanı
Recep Akdağ'ın bir heyetle birlikte İsviçre'ye yaptığı
resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/571)
7.- Malatya
Milletvekili Muharrem Kılıç'ın, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Bankalar
Kanunu Hükümlerine İstinaden Bankacılık İşlemleri Yapma ve Mevduat Kabul Etme
İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketi Hakkında Tesis Edilecek
Bazı İşlemler Hakkındaki Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin
(2/236) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/184)
8.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt'ün; Yükseköğretim Kurumları
Teşkilâtı Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/205) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin
önergesi (4/185)
C) GENSORU, GENEL
GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- İstanbul
Milletvekili Bihlun Tamaylıgil ve 24 milletvekilinin, gençlerimizin sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/191)
V.- ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU
ÖNERİLERİ
1.- Gündemdeki
sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu
önerisi
VI.- GENSORU, GENEL
GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A) ÖNGÖRÜŞMELER
1.- CHP Grubu adına
Grup Başkanvekilleri, Samsun Milletvekili Haluk Koç,
İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol ve İstanbul
Milletvekili Ali Topuz'un Irak Halkına yöneltilen şiddet ve Türkiye'nin Irak
politikası konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/14)
2.- Kayseri
Milletvekili Taner Yıldız ve 21 milletvekilinin Irak Halkına yöneltilen şiddet
ve işkence olaylarının ulusal ve uluslararası düzeydeki yansımaları konusunda
genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/15)
VII.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)
2.- Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)
3.- Çanakkale
Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa
Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici
Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212)
(S. Sayısı: 305)
4.- Kamu Yönetiminin
Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri,
Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.Sayısı: 349)
5.- Gıdaların
Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair 560 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile
Tarım, Orman ve Köyişleri ve Sağlık, Aile, Çalışma ve
Sosyal İşler Komisyonları Raporları (1/238) (S. Sayısı 428)
6.- Türkiye Futbol
Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/806)
(S. Sayısı: 454)
7.- Kamu Görevlileri
Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Anayasa
Komisyonları Raporları (1/705) (S. Sayısı: 432)
VIII.- SORULAR VE
CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE
CEVAPLARI
1.- İzmir
Milletvekili Kemal Anadol'un, çeşitli kanunlar
uyarınca yargılananlara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı
(7/1986)
2.- Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, tarihî eserlerin
tahribatının gözlenmesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı (7/2136)
3.- İstanbul
Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in, yargının baskı
altında olduğu iddialarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı
(7/2210)
4.- Ankara
Milletvekili İsmail Değerli'nin, Ankara Büyükşehir Belediyesi hakkında açılan
davalara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı (7/2229)
2
5.- İstanbul
Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in, yurt dışında
bulunan Sivas olayı sanıklarının iadesiyle ilgili girişimde bulunulup
bulunulmadığına ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in
cevabı (7/2284)
6.- Adana
Milletvekili N.Gaye Erbatur'un, Emekli Sandığı sağlık
hizmetlerinden yararlanma hakkına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın cevabı (7/2319)
7.- Muğla
Milletvekili Ali Arslan'ın, Muğla-Dalaman'da tarımsal üretime verilen zararın önlenmesine
ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin cevabı (7/2323)
8.- İstanbul
Milletvekili Gürsoy Erol'un, özürlü vatandaşların oy
kullanımıyla ilgili YSK tarafından alınan tedbirlere ilişkin sorusu ve Adalet
Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı (7/2325)
9.- İstanbul
Milletvekili Emin Şirin'in, bazı gazetecilerden oluşan "İkinci Cumhuriyetçi"ler listesinin gerçekliğine ilişkin Başbakandan
sorusu ve Millî Savunma Bakanı M.Vecdi Gönül'ün cevabı
(7/2341)
10.- İstanbul
Milletvekili Emin Şirin'in, bir yayın grubuna ait mal varlıklarının satışına
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in cevabı (7/2348)
11.- İzmir
Milletvekili Yılmaz Kaya'nın, bir açıklamasına ilişkin sorusu ve Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün cevabı (7/2352)
12.- Sinop
Milletvekili Engin Altay'ın, bir vatandaşın AİHM'ye
götürdüğü bir davaya ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül'ün cevabı (7/2353)
13.- Iğdır
Milletvekili Dursun Akdemir'in, THY Milano Ofisi tarafından dağıtıldığı iddia
edilen bir broşüre ilişkin Başbakandan sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın cevabı (7/2385)
14.- Hatay
Milletvekili Züheyir Amber'in, İsdemir Limanında tutulan toksik
atık yüklü gemiye ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin cevabı
(7/2416)
15.- Manisa
Milletvekili Hasan Ören'in, bedelli askerlik uygulamasına ilişkin Başbakandan
sorusu ve Millî Savunma Bakanı M.Vecdi Gönül'ün cevabı
(7/2418)
16.- İzmir
Milletvekili Muharrem Toprak'ın, halk pazarlarında satılan gıdaların denetimine
ilişkin Başbakandan sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/2419)
17.- Konya
Milletvekili Atilla Kart'ın, bir holding başkanıyla görüşmesine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın
cevabı (7/2421)
18.- Çanakkale
Milletvekili Ahmet Küçük'ün, Çanakkale İlinin ekonomik sorunlarına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in cevabı (7/2427)
19.- Denizli
Milletvekili Mustafa Gazalcı'nın, elma üreticilerinin
sorunlarına,
- Konya Milletvekili
Atilla Kart'ın, yapılan bir atamaya,
- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Doğu Anadoludaki çiftçilere yardım yapılıp yapılmayacağına,
- Tekirdağ
Milletvekili Enis Tütüncü'nün, ayçiçeği üretimine ve
Türk tarımının sorunlarına,
İlişkin soruları ve
Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
(7/2432,2433,2434,2435)
20.- Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, kırtasiye üretim ve
ithalatına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı (7/2450)
21.- Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Irak Felluce'deki bombalı saldırıya ilişkin sorusu ve Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün cevabı (7/2457)
22.- Konya Milletvekilii Atilla Kart'ın, meteoroloji istasyonlarına ve
çalışan personele ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin cevabı
(7/2465)
23.- Antalya
Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun,
Ankara-Beypazarı'ndaki tarihî Sultan Alaaddin Camiine
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın'ın cevabı (7/2466)
24.- İstanbul
Milletvekili Gürsoy Erol'un, sigara fiyat artışına ve
sigarayla mücadeleye ilişkin Maliye Bakanından sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Maliye Bakanı Vekili Abdüllatif
Şener'in cevabı (7/2489)
25.- Adana
Milletvekili N.Gaye Erbatur'un, pirinç ithalatına,
- Diyarbakır
Milletvekili Mesut Değer'in, 1999-2004 yıllarında ithal edilen araç sayısına,
İlişkin soruları ve
Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı (7/2503,2504)
26.- Mardin
Milletvekili Muharrem Doğan'ın, Sümer Holdingin özelleştirilmesi çalışmalarına
ilişkin Maliye Bakanından sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in cevabı (7/2514)
3
27.- İzmir
Milletvekili Canan Arıtman'ın, THY Genel Müdürünün
uygulamalarına ilişkin Maliye Bakanından sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Maliye Bakanı Vekili Abdüllatif Şener'in
cevabı (7/2515)
28.- Diyarbakır
Milletvekili Mesut Değer'in, 1999-2004 yılları arasında üretilen veya ithal
edilen taşıt sayısına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un
cevabı (7/2525)
29.- İzmir
Milletvekili Erdal Karademir'in, Formüla-1 yarış pisti inşa edilmesine ilişkin sorusu ve
Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin cevabı (7/2526)
30.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce'nin, milletvekillerinin protokollerdeki yerlerine
ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç'ın cevabı (7/2531)
31.- Iğdır
Milletvekili Dursun Akdemir'in, Tekelin bir Alman firmasına tütün satışına
ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın
cevabı (7/2539)
32.- İzmir
Milletvekili Muharrem Toprak'ın, çiftçilere yapılacak malî desteğe ilişkin
sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün
cevabı (7/2544)
33.- Adana
Milletvekili N.Gaye Erbatur'un, SHÇEK'de çocuklara hizmet veren birimlerdeki personele
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Güldal Akşit'in cevabı (7/2546)
34.- Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, çiftçilerin
borçlarından kaynaklanan mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin Başbakandan
sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün
cevabı (7/2550)
35.- İstanbul
Milletvekili Bülent Tanla'nın, DİE tarafından yapılan
mutluluk araştırması sonuçlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın cevabı (7/2566)
4
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 15.00'te açılarak iki oturum yaptı.
Elektronik cihazla
yapılan yoklamalar sonucunda Genel Kurulda toplantı yetersayısı bulunmadığı
anlaşıldığından;
25 Mayıs 2004 Salı
günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 15.27'de son verildi.
İsmail Alptekin
Başkanvekili
Mevlüt Akgün Mehmet Daniş
Karaman Çanakkale
Kâtip Üye Kâtip Üye
No. : 133
II. - GELEN KÂĞITLAR
21 Mayıs 2004 Cuma
Tasarılar
1.- Türk Vatandaşlığı
Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı (1/815) (Adalet ve
İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.5.2004)
2.- Kimberley Süreci Sertifika Sistemine Katılmamızın Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/816) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî
Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi : 13.5.2004)
Teklifler
1.- Nevşehir
Milletvekilleri Osman Seyfi ve Mehmet Elkatmış'ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41
Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı
Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi (2/288) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve
Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.5.2004)
2.- Nevşehir
Milletvekili Rıdvan Köybaşı'nın; Yükseköğretim
Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/289)
(Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi : 14.5.2004)
Raporlar
1.- Türkiye Futbol
Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/806)
(S. Sayısı: 454) (Dağıtma tarihi: 21.5.2004) (GÜNDEME)
2.- Ziraat Odaları ve
Ziraat Odaları Birliği Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve
Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (1/788) (S.
Sayısı: 455) (Dağıtma tarihi: 21.5.2004) (GÜNDEME)
3.- Basın Kanunu
Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Adalet Komisyonları Raporları (1/781) (S.
Sayısı: 456) (Dağıtma tarihi: 21.5.2004) (GÜNDEME)
No. : 134
24 Mayıs 2004
Pazartesi
Tasarı
1. - Millî Eğitim
Temel Kanunu ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Tasarısı (1/817) (Plan ve Bütçe ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.5.2004)
Teklif
1. - Eskişehir
Milletvekili Fahri Keskin ve 3 Milletvekilinin; Orman Kanununun Ek 8 inci
Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/290) (Tarım, Orman ve
Köyişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa
geliş tarihi: 20.5.2004)
Sözlü Soru Önergeleri
1. - Mersin
Milletvekili Hüseyin GÜLER'in, Göksu Deltasına
yapılacak olan Taşucu Tersanesine ilişkin Ulaştırma
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1113) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
2. - Hatay
Milletvekili Züheyir AMBER'in, son günlerde ekonomide yaşanan dalgalanmalara
ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1114) (Başkanlığa geliş tarihi:
14.5.2004)
3. - Balıkesir
Milletvekili Sedat PEKEL'in, jeotermal enerji kullanımına ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1115) (Başkanlığa geliş tarihi:
14.5.2004)
5
4. - Balıkesir
Milletvekili Sedat PEKEL'in, bazı ilaçlarla ilgili
"biyoeşdeğerlilik raporu" na
ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1116) (Başkanlığa geliş tarihi:
14.5.2004)
5. - Balıkesir
Milletvekili Sedat PEKEL'in, bir ilaçla ilgili
iddialara ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1117) (Başkanlığa
geliş tarihi: 14.5.2004)
6. - Iğdır
Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, yurt dışındaki
işçilerimizin yurda gelişlerinde güvenliklerinin sağlanmasına ilişkin
Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1118) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
7. - Iğdır
Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, İstanbul'daki bazı
hastanelerde çalışan doktorların ücretlerindeki eşitsizliğe ilişkin Başbakandan
sözlü soru önergesi (6/1119) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)
8. - Iğdır
Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, Makine ve Kimya
Endüstrisi Kurumuna ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1120) (Başkanlığa
geliş tarihi: 17.5.2004)
9. - Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, kaymakam
atamalarına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1121) (Başkanlığa
geliş tarihi: 17.5.2004)
10. - Ankara
Milletvekili Oya ARASLI'nın, basında yer alan bir
habere ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1122) (Başkanlığa
geliş tarihi: 17.5.2004)
Yazılı Soru
Önergeleri
1. - Yalova
Milletvekili Muharrem İNCE'nin, milletvekillerinin
protokollerdeki yerlerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından
yazılı soru önergesi (7/2531) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.4.2004)
2. - Konya
Milletvekili Atilla KART'ın, Bedelli askerliğe ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2613) (Başkanlığa geliş tarihi: 7.5.2004)
3. - İstanbul
Milletvekili Onur ÖYMEN'in, Batı Trakya Türklerinin
sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2642) (Başkanlığa geliş
tarihi: 14.5.2004)
4. - İstanbul
Milletvekili Mehmet Ali ÖZPOLAT'ın, Bakırköy Sümerbank
İşletmesinin satışına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2643)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)
5. - Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, gösterimde
olan yabancı bir sinema filmine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/2644) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)
6. - İstanbul
Milletvekili Ali Rıza GÜLÇİÇEK'in, mahkûmlara yönelik
sağlık hizmetlerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2645)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
7. - Malatya
Milletvekili Muharrem KILIÇ'ın, yurt dışındaki
vatandaşlarımızın boşanma işlemleriyle ilgili sorunlarına ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2646) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
8. - İstanbul
Milletvekili Bihlun TAMAYLIGİL'in, kamu bankalarının özelleştirilmesi ile ilgili
danışman firmalarla anlaşma yapılıp yapılmadığına ilişkin Devlet Bakanından (Ali
BABACAN) yazılı soru önergesi (7/2647) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
9. - Konya
Milletvekili Atilla KART'ın, Halk Bankasının ve Ziraat
Bankasının takipteki alacaklarına ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı
soru önergesi (7/2648) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
10. - Diyarbakır
Milletvekili Mesut DEĞER'in, genetiği değiştirilmiş
mısır ve soya fasulyesi ithaline ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad TÜZMEN) yazılı soru önergesi (7/2649) (Başkanlığa
geliş tarihi: 17.5.2004)
11. - Diyarbakır
Milletvekili Mesut DEĞER'in, genetiği değiştirilmiş
mısır ve soya fasulyesinin ithaline ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad TÜZMEN) yazılı soru önergesi (7/2650) (Başkanlığa
geliş tarihi: 17.5.2004)
12. - İzmir
Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, TPAO'nun yurtdışında
yaptığı yatırımlara ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2651) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
13. - Konya
Milletvekili Atilla KART'ın, Eti Zeolit A.Ş.'nin kapatılmasıyla
ilgili çalışmalara ve yapılan atamaya ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2652) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
14. - Ardahan
Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Arpaçay ve Susuz ovalarının sulama projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2653) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
15. - Manisa
Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in, SEAŞ Genel Müdürünün
görevden alınmasına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2654) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
16. - Adana
Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Seyhan Ovası sulama
projelerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2655) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)
17. - Konya
Milletvekili Atilla KART'ın, Ankara'da meydana gelen
bir mahalle kavgasıyla ilgili gelişmelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2656) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
6
18. - Kırklareli
Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, belediye
başkanlarına yönelik zorunlu eğitim uygulamasına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2657) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
19. - Konya
Milletvekili Atilla KART'ın, bazı polis karakollarında
şiddet uygulandığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2658) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
20. - Konya
Milletvekili Atilla KART'ın, bir emniyet müdürüyle
ilgili bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2659)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
21. - Antalya
Milletvekili Tuncay ERCENK'in, bir filmle ilgili
tanıtım eksikliği olup olmadığına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2660) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
22. - Bursa
Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa-İznik İlçesinde
bulunan Beştaş Anıtının korunmasına ilişkin Kültür ve
Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2661) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.5.2004)
23. - Bursa
Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa İlinin tanıtımına
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2662) (Başkanlığa
geliş tarihi: 17.5.2004)
24. - Diyarbakır
Milletvekili Mesut DEĞER'in, bazı ürünlerin
ithalatında gümrük vergisi değişimi yapılıp yapılmayacağına ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2663) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)
25. - İzmir
Milletvekili Canan ARITMAN'ın, RJ100 tipi uçakların
tekrar sefere konulacağı iddiasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2664) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
26. - İzmir
Milletvekili Enver ÖKTEM'in, sağlık meslek
kuruluşlarının bakanlığa bağlanacağı iddiasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2665) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
27. - Diyarbakır
Milletvekili Mesut DEĞER'in, genetiği değiştirilmiş
ürünlerin ithalatına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2666)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)
28. - Adana
Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, genetik olarak
değiştirilmiş tarımsal ürünlerle ilgili düzenlemelere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2667)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
29. - İzmir
Milletvekili Enver ÖKTEM'in, tarım üreticilerinin
sorunlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2668) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
30. - Tekirdağ
Milletvekili Mehmet Nuri SAYGUN'un, transgenik ürünlerle ilgili alınacak tedbirlere ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2669) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
31. - Sinop
Milletvekili Engin ALTAY'ın, fındık üretimiyle ilgili
arazi tespit çalışmalarına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2670) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
32. - Diyarbakır
Milletvekili Mesut DEĞER'in, ithal edilen genetiği
değiştirilmiş mısır ve soya fasulyesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2671)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)
33. - Mersin
Milletvekili Hüseyin ÖZCAN'ın, Mersin-Tarsus İlçesinde
yaşanan doğal afetten etkilenen çiftçilerin desteklenmesine ilişkin Tarım ve
Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2672)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)
34. - Isparta
Milletvekili Mevlüt COŞKUNER'in, Teşvik Yasasının uygulamasına ilişkin Sanayi ve
Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/2673) (Başkanlığa geliş tarihi:
14.5.2004)
35. - İzmir
Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, Aliağa ve çevresinde
kurulu tesislerin çevreye verdiği zarara ilişkin Çevre ve Orman Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2674) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
36. - Çanakkale
Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün, özürlü kontenjanı
uygulamasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2675) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
37. - İzmir
Milletvekili Enver ÖKTEM'in, özürlü vatandaşların
sorunlarına ilişkin Devlet Bakanından (Güldal AKŞİT)
yazılı soru önergesi (7/2676) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
38. - Hatay
Milletvekili İnal BATU'nun, Romen vatandaşlarına vize
uygulamasına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru
önergesi (7/2677) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)
39. - Adana
Milletvekili Kemal SAĞ'ın, Adana Fen Lisesinin fiziki
şartlarının iyileştirilmesine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2678) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2004)
40. - Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun,
Antalya-Korkuteli bölgesinde heyelan nedeniyle oluşan hasara ilişkin Bayındırlık
ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2679) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.5.2004)
Süresi İçinde
Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri
1. - Denizli
Milletvekili Mehmet U. NEŞŞAR'ın, sağlıkla ilgili
harcamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2275)
2. - Yozgat
Milletvekili Emin KOÇ'un, bir şahısla ilgili iddialara
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2291)
3. - İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir yabancı dergide yer
alan manevi şahsiyetini itham edici ifadeye ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/2293)
4. - İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, KESKOMB'un verdiği bir gazete ilanına ilişkin Devlet
Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/2305)
7
5. - Ankara
Milletvekili İsmail DEĞERLİ'nin, Ankara Büyükşehir
Belediyesinde usulsüzlük yapıldığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2318)
6. - Samsun
Milletvekili Musa UZUNKAYA'nın, Ziraat Bankası ve
Halkbank yönetim kurulu üyelerinin maaşlarına ilişkin
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif
ŞENER) yazılı soru önergesi (7/2326)
7. - Adana
Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, bazı atamalara
ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/2333)
No. : 135
25 Mayıs 2004 Salı
Teklif
1.- Adalet ve
Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili
Salih Kapusuz ve 5 Milletvekilinin; Orman Kanununun
İkinci Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/291) (Tarım,
Orman ve Köyişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)
Geri Alınan Yazılı
Soru Önergesi
1.- Adana
Milletvekili Atilla BAŞOĞLU, vergi kaçaklarındaki artışa ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesini 25.5.2004 tarihinde geri almıştır (7/2631)
Meclis Araştırması
Önergesi
1.- İstanbul
Milletvekili Bihlun TAMAYLIGİL ve 24 Milletvekilinin
gençlerimizin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/191) (Başkanlığa
geliş tarihi: 18.5.2004)
Süresi İçinde
Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri
1.- Konya
Milletvekili Atilla KART'ın, ortağı olduğu şirketler
olup olmadığına ve bu şirketlerin vergi durumuna ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/2329)
2.- Iğdır
Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, Iğdır İli ve
çevresindeki bazı yatırım projelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/2334)
3.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, THY İtalya Milano Bürosu
ve Kültür Turizm Ofisinin çalışanlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/2335)
4.- Mersin
Milletvekili Mustafa ÖZYÜREK'in, EMASYA birliklerine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2336)
5.- Adana
Milletvekili Kemal SAĞ'ın, Ziraat Bankası ve Halk
Bankası yönetim kurulu üyelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/2337)
6.- Konya
Milletvekili Atilla KART'ın, aday adayı olan Giresun
Valisinin görevine tekrar başlatılıp başlatılmayacağına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/2340)
7.- Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun,
üniversitelerin araştırma fonlarının serbest bırakılmasına ilişkin Devlet Bakanı
ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı
soru önergesi (7/2347)
8.- Diyarbakır
Milletvekili Muhsin KOÇYİĞİT'in, OHAL bölgesi dışına
çıkartılan kamu personeline ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2356)
9.- Kırklareli
Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, aday adayı olan
Giresun Valisinin görevine tekrar başlatılıp başlatılmayacağına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2357)
10.- Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, polis
emeklilerinin sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2358)
11.- Bursa
Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa-Büyükorhan-Derecik Köyünde bulunan tarihi kalıntılara
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2360)
12.- Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya-Kemer
karayolundaki yol genişletme çalışmalarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2361)
13.- Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, müze ve ören
yerlerine girişlere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2362)
14.- Adana
Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, bazı atamalara
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2379)
15.- Adana
Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, bazı şahısların
atamalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2381)
8
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 15.00
25 Mayıs 2004 Salı
BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Enver
YILMAZ (Ordu), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN- Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 92 nci Birleşimini açıyorum.
III. - Y O K L A M A
BAŞKAN- Elektronik
cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için 5 dakika
süre vereceğim.
Sayın
milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini,
bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır
bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen de sisteme giremeyen
üyelerin ise yoklama pusulalarını, teknik personel aracılığıyla, 5 dakikalık
süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk
söz, don olayının fındık mahsulüne verdiği zarar ve fındık üreticisinin
mağduriyeti konusunda, Giresun Milletvekili Sayın Ali Temür'e aittir.
Buyurun Sayın Temür.
Süreniz 5 dakika.
IV.- BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI
KONUŞMALAR
1.- Giresun
Milletvekili Ali Temür'ün, Karadeniz Bölgesinde fındık
üretimini etkileyen don olayı sonucunda üreticilerin zararının boyutlarına ve
alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı
konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün
cevabı
ALİ TEMÜR (Giresun) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; don olayının fındık mahsulüne verdiği
zararlar ve fındık üreticisinin mağduriyetiyle ilgili olarak söz almış
bulunuyorum; Yüce Meclisimizi ve halkımızı saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Temür, bir dakikanızı rica ediyorum.
Değerli arkadaşlar,
konuşmacıyı kürsüden takip etme imkânımız yok; değerli arkadaşlarımızın daha
sakin olmalarını ve konuşmacı değerli milletvekilimizi takip etmelerini rica
ediyorum.
Buyurun.
ALİ TEMÜR (Devamla) -
Fındık, yaklaşık beşbin yıldır tanınıp bilinen bir
üründür. Karadeniz Bölgesinin iklim özellikleri fındık için en ideal ortamı
oluşturur. Fındık ağacı, kıyılardan en çok 30 kilometre içeride ve yüksekliği
750 ilâ 1 000 metreyi geçmeyen yerlerde ürün verir.
Türkiye, yıllık dünya fındık üretiminin yaklaşık yüzde 70'ini karşılamaktadır.
Türk fındığı, kalite olarak "Giresun" ve "levant"
olmak üzere ikiye ayrılır. Giresun kalite fındık, tadı ve içerdiği yağ oranıyla
yeryüzünün en üstün fındığıdır. Levant kalite fındık
ise, daha az yağ içerir, Giresun dışındaki fındık bölgelerinde yetişir.
Fındık tarımı,
genellikle küçük arazilerde ve aile işletmeciliği biçiminde yapılmaktadır.
Türkiye'de yaklaşık 600 000 hektar arazi üzerinde 400 000 kadar çiftçimizin
fındık üretimiyle uğraştığı bilinmektedir; bu ise, doğrudan ya da dolaylı olarak 8 000 000
insanı ilgilendirmektedir.
Fındık, kökleriyle
toprağımızı koruyan, meyvesiyle milyonlarca insanın geçimini sağlayan,
milyarlarca dolar döviz girdisiyle ülke ekonomisine katkı sağlayan önemli bir
üründür. Fındık ihracatından elde edilen gelir yıllara göre değişiklik
göstermekle birlikte, 700 000 000 dolar ile 1 000
000 000 dolar arasında
değişmektedir.
Nisan ayı, fındık
için önem arz eden bir aydır; çünkü, nisan ayında fındık dalları yeşermeye,
bahçeler yemyeşil örtüye bürünmeye ve fındık çotanakları oluşmaya başlar; ancak, bu yılın nisan ayı,
fındık mahsulü için, don olayı nedeniyle, sıkıntılı bir ay olmuştur. Nisan
ayının ilk günlerinde meydana gelen don olayı, fındık mahsulünü etkilemiş ve
büyük zarar vermiştir. Fındık üretiminin yapıldığı yerlerin ziraat odaları,
tarım il müdürlükleri, Fiskobirlik ve Fındık Araştırma
Enstitüsü, olumsuz hava koşulları neticesinde meydana gelen don olayının fındık
mahsulüne verdiği zararların hangi boyutlarda olduğunu araştırmışlardır. Sonuca
göre, 4 Nisan 2004 günü - 2 ile - 6 derece arasında yaşanan don olayı, Giresun
ve Ordu İllerimizde fındığa, ortalama olarak, yüksek kesimlerde yüzde 90, orta
kesimlerde yüzde 70, sahil kesimlerde yüzde 40 oranında zarar vermiş ve ürün
kaybına neden olmuştur; bu kayıp sadece 2004 yılını da içermemektedir. Söz
konusu kurumların araştırmaları, 2005-2006 yılı fındık mahsulü için de,
9
yükseklerde yüzde
50-60, orta kesimlerde yüzde 30-40 ve sahil kesimlerinde yüzde 15 ile 25
arasında ürün kaybına neden olacağını ifade etmektedir.
Fındık üretimiyle
uğraşan 400 000 ailemizin büyük bölümü, don olayının fındığa verdiği zarardan
etkilenmiş durumdadır. Geçimlerini tamamen fındıktan sağlayan halkımız
umutsuzluğa düşmüştür; zira, fındık, onların, umutlarını ve hayallerini gerçeğe
dönüştürdükleri tek gelir kaynağıdır. Vatandaşlarımız, nişan, sünnet, nikâh ve
düğün gibi merasimlerini bile fındığa göre organize ederler. Ekonomik hayat,
büyük oranda, fındıktan elde edilen gelirle yürütülmektedir. Halkımızın tek
geçim kaynağı olan fındığın don olayından zarar görmesi ve bu zararın gelecek
yıllardaki ürünü de etkileyecek oranda olması, geçimlerini fındıktan sağlayan
vatandaşımızda büyük bir çöküntüye neden olmuştur. Özellikle Giresun ve Ordu
İllerimizin ekonomik canlılığının temel değeri fındıktır. Zararın büyük
boyutlarda olması, illerimizdeki ticarî hayatı da yakından etkileyecektir;
ayrıca, geçim kaygısı içindeki vatandaşlarımızı göçe zorlayacağı gibi, büyük
şehirlere göçün hızlanacağı tahmin edilmektedir.
Devletimiz ve
hükümetimiz, her zaman, zarara uğrayan mağdur vatandaşlarımızın yanında
olmuştur, onların yaralarını sarmıştır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayın
efendim.
ALİ TEMÜR (Devamla) -
Fındık üreticisi, devletinin şefkatli elini üzerinde görmek istemektedir; bu
istek, fındık üreticisinin en doğal hakkıdır.
Üreticilerimizin
yaralarını sarmak için şunlar yapılabilir:
Mağdur durumdaki
fındık üreticilerimizin bankalara, kooperatiflere olan borçları ile SSK ve
Bağ-Kur prim ödemelerinin faizsiz olarak ertelenmesi.
Doğrudan gelir
desteği kapsamında, çiftçilerimize dekar başına ödenen 16 000 000 Türk Lirasının ikinci taksiti olan 8 000 000 Türk Lirasının fındık üreticisine öncelikle ödenmesi.
2004 yılı doğrudan
gelir desteği miktarının makul ölçülerde artırılarak, birinci taksitinin eylül
ayında ödenmesi.
Yine, mağdur olan
üreticilerimize, fındık üretici belgesi karşılığında ek bir ödemenin
yapılabilmesi amacıyla gerekli çalışmanın yapılması.
Fındık ürünü dışında,
ekonomik gelir sağlayacak yardımcı ürünlerin yetiştirilebilmesi amacıyla, düşük
oranlı, uzun vadeli kredi imkânlarının sağlanması.
Bu çalışmaların,
mağdur olan fındık üreticimizi bir nebze rahatlatacağı ve üzüntülerini umuda
dönüştüreceği kanaatindeyim.
Sözlerimin sonunda,
fındık üreticilerimizin üzüntülerini paylaştığımı belirtiyor, hepinize teşekkür
ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Temür.
Sayın Bakanımız cevap
verecek; ancak, ikinci konuşmacı da aynı konuya değineceğinden, Sayın Tandoğdu'nun konuşmasından sonra Sayın Bakana söz vereceğim.
İkinci söz isteği,
yine, Karadeniz Bölgesinde fındık mahsullerinde meydana gelen don ve zarar
sebebiyle, Ordu Milletvekili Sayın İdris Sami Tandoğdu'ya aittir.
Buyurun Sayın Tandoğdu.
Süreniz 5 dakika.
2.- Ordu Milletvekili
İ. Sami Tandoğdu'nun, Karadeniz Bölgesinde fındık
üretimini etkileyen don olayı sonucunda üreticilerin zararının boyutlarına ve
alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı
konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün
cevabı
İ.SAMİ TANDOĞDU
(Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Karadeniz Bölgesinde,
4-5 Nisan 2004 tarihlerinde hava sıcaklığının - 6 ve - 8 dereceye düşmesi sonucu
don olayı meydana gelmiş, fındık başta olmak üzere, tüm ürün veren ağaçlar zarar
görmüştür. Bu zararla ilgili, gündemdışı söz almış
bulunmaktayım.
Yalnız, Giresun
Milletvekili sayın arkadaşıma şunu belirteyim: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu,
bizi, 7 milletvekili arkadaşımızla beraber bölgede incelemeye gönderdiğinde,
Samsun'dan Trabzon'a kadar, ilçe ilçe, belde belde, köy köy, mahalle mahalle, fındıkta meydana gelmiş olan hasarı tespit ederken,
onların da yanımızda olmalarını isterdim, onların da bu tespitlerde bize
yardımcı olmalarını isterdim; ama, bundan sonra -fındık, hakikaten Karadeniz
için çok önemli bir konu, tek geçim kaynağı- bu beraberliğimizi, oralarda
sizlerle yaşamak isterim.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; fındık, Karadeniz Bölgesi ekonomisinde en önemli
üründür. Dünya fındık ihtiyacının yüzde 75'ini Karadeniz fındığı
karşılamaktadır; ülkemize de, yılda 1 milyar dolar gelir sağlamaktadır. Geçmiş
tarihimize baktığımızda, Osmanlı'dan kalan Düyun-i Umumiye borcumuzu da, yapmış
olduğumuz fındık ihracatının geliriyle ödediğimizi görürüz. Ülkemizde, böyle
bereketli bir ikinci ürün yoktur. O nedenle, fındık, millî bir ürün olarak
ödüllendirilmeli, üreticileri ve ihracatı da millîleştirilmelidir.
10
Maalesef, don olayı,
Karadenizlileri ve bilhassa Orduluları ekonomik, psikolojik bunalıma ve çıkmaza
sokmuştur. Fındık hasarının, sahil kesiminde, yani, düz alanda yüzde 30'larda
olduğunu; daha üst seviyelerde, orta kesimde, rakımın 500'lere vardığı yerlerde
yüzde 60'ın üzerinde olduğunu; rakımın 700'e vardığı yerlerde yüzde 90'lara,
yüzde 100'lere vardığını, bilirkişilerle beraber müşahede ettik ve inceledik. Bu
olaylar, nisan ve mayıs ayı itibariyledir; esas önemli hasar, haziran ayında
sıcağın başlamasıyla, yeni tomurcuklanmış, yeni oluşmuş olan fındığın o sıcak
karşısında dökülmesiyle de -ürünün yüzde 15, yüzde 20 fire vereceğini görüyoruz-
hasar oranı artacaktır. Neticede, 1 ton fındık alınan bahçeden 100 kilogram
fındık alınma imkânı var; yani bilinen tabiriyle, 100 çuval fındık alacağı bir
yerden bu sene 1 çuval fındık alacak benim müstahsilim, benim köylüm, benim
işçim, benim fındık üreticim. Fındık, Ordu İlinin tek geçim kaynağı olup, aynı
zamanda yaşam biçimini de belirleyen, düzenleyen bir millî üründür; düğünler,
sünnetler, okullar, inşaatlar, kışlık yakacaklar, seyahatler ve tatiller hep
fındığa bağlıdır. 2004 yılında çerezlik fındık yok, çerezlik yok. Benim Ordumun
ve 18 ilçesinin yiyeceği içeceği ne olacak, çok merak etmekteyim.
Göç veren bu bölgede,
göçte bulunan hemşerilerimin gönderdiği paralarla geçimini sağlamakta olan o
hemşerilerim zor durumda kalacak; çünkü, maalesef geçmişten beri gelen
işsizliğin arttığı bu günlerde, bu yıllarda kendi geçim derdine düşen o
hemşerilerimizden de o bölgeye para gelemeyecek. Acaba benim Karadenizlim;
Ordulum, Giresunlum, Trabzonlum, Termelim, Çarşambalım, Kumrulum, Korganlım, Fatsalım, Ünyelim ne yiyecek; bunun düşüncesi,
benim kalbime, yüreğime kadar vurdu ve en sonunda beni kalp hastası yaptı.
2004 yılı fındığı
yok. Sorun yalnız bununla kalmıyor, devam ediyor; 2005-2006'da da, bu hasarın
meydana getirmiş olduğu durumdan dolayı fındık yine yok.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, gelin, bu millî ürüne ve bu Karadenizlilere sahip çıkalım; bu
olayı, bölgesel doğal afet olarak değerlendirelim.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Efendim,
mikrofonu açıyorum; toparlayın.
Buyurun.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Teşekkür ederim Başkanım.
Tarım il ve ilçe
müdürleri, ziraat odaları temsilcileri, Fiskobirlik
yöneticileri, esnaf örgütleri, köy muhtarları ve fındık üreticileri gibi, ben
de, bölgenin sosyoekonomik kurtuluşunun, burasının afet bölgesi ilanıyla
olacağına inanıyorum; başka çıkış yolu yoktur.
Tarım Bakanı Sayın
Sami Güçlü'ye, bana ve arkadaşlarıma gösterdiği katkılarından dolayı,
fikirlerimizi paylaşmasından dolayı ayrıca çok teşekkür ediyorum. Konunun
Bakanlar Kuruluna getirilerek, burasının, doğal afet bölgesi ilan edilmesini
kendilerinden ve bakanlardan bekliyoruz.
Sayın
milletvekilleri, hükümetin, bu coğrafî yörede Cenabı Allah'ın meydana getirdiği
doğal afete karşı duyarsız ve suskunluk içerisinde kalmaması, millî üreticinin
durumunu görmezden gelmemesi gerekir. Cumhuriyet Halk Partisinin oluşturduğu 7
kişilik fındık komisyonu üyelerinin ve bilhassa benim, Sayın Başbakandan ve
bakanlardan ricamız çok büyüktür. Bu rica, bölge halkının isteğidir; burasının,
afet bölgesi kapsamına sokulmasını, onlar adına istiyoruz ve ayrıca, acilen de
acil eylem planı içerisine sokulması dileğimle şu tedbirlerin alınmasını
istiyorum:
1- 2003 yılı doğrudan
gelir desteği ödemelerinin acilen ve hemen tamamlanmasını ve hatta 2004 yılı
doğrudan gelir desteği ödemelerinin bir kısmının da bu yıl içinde yapılmasını;
2- Zarar gören millî
üreticinin Ziraat Bankası ve tarım kredi borçlarının ve de Bağ-Kur ve SSK
primlerinin iki yıl faizsiz olarak ertelenmesini;
3- Zarar gören millî
üreticiye, fındık üreticisi belgesi karşılığı, dönüm başına 200 000 000 lira ödeme yapılmasını;
4- Fındık
ihracatından, on onbeş yıldan bugüne dek kesilen fon
birikiminin, mağdur olan bu üreticiye ödenmesini;
5- En önemlisi,
Cumhuriyet Halk Partisinin eskiden beri savunduğu tarım sigortası yasasının
acilen çıkarılmasını ve primlerinin de üç yıl devlet tarafından ödenmesini;
Bekliyorum.
Bu taleplerimin, tüm
Karadenizlilerin, millî fındık üreticilerinin sesi olduğunu bilmenizi istiyor,
değerlendirmesini en iyi şekilde yapmanızı bekliyor, hepinize saygılar ve
sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Tandoğdu.
Sayın
milletvekilleri, Tarım Bakanımız Sayın Prof. Sami Güçlü Hükümet adına cevap
verecektir.
Buyurun Sayın Bakan.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
TARIM VE KÖYİŞLERİ
BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Giresun
Milletvekilimiz Sayın Ali Temür ve Ordu
Milletvekilimiz Sayın İdris Sami Tandoğdu'nun gündemdışı
konuşmalarına cevap vermek üzere söz aldım. Her iki konuşmacımız da, Karadeniz
Bölgesinde meydana gelen afetle ilgili düşüncelerini dile getirdiler; ben,
hadiseyi biraz daha genellemek istiyorum.
11
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ülkemiz, kuraklık, don, sel ve dolu zararı gibi doğal afetlere
daima açık olan ve bu afetlerin sık sık vuku bulduğu
bir coğrafyada yer almaktadır. Nitekim, 2002 yılında 37 ilimizde, 2003 yılında
ise 38 ilimizde tabiî afet yaşanmıştır. Oluşan bu afetler dolayısıyla
çiftçilerimiz önemli ekonomik kayıplarla karşı karşıya kalmaktadır. Devlet
tarafından gerekli yardımlar sağlanamadığı takdirde, çiftçilerimiz tarımsal
üretimini sürdürmekte zorluk çekmektedirler.
Üzülerek ifade
etmeliyim ki, bu yıl da, birçok ilimizde tarımsal üretim, don, sel, fırtına gibi
olumsuz iklim koşullarından etkilenmiş, 2004 yılının ilk dört ayında 51 ilimizde
tabiî afet yaşanmıştır. Zarar gören il ve ilçelerde komisyonlar kurulmuş ve
hasar tespit çalışmaları sürmektedir. Bu 51 ilimizden, bugüne kadar 13 ilimizle
ilgili kesin hasar sonuçları bize intikal etmiştir.
Bu yıl, Karadeniz
Bölgemizde önemli fındık üreticisi illerimiz olan Giresun, Ordu ve Trabzon'da,
3-5 Nisan tarihlerinde, çok sık rastlanılmayan bir afeti maalesef yaşadık. Bu
illerimizde meydana gelen don zararından, yapılan ön hasar tespit çalışmalarına
göre, Giresun İlinde 10 ilçede 525 köyde 53 000 çiftçimiz, yüzde 40 ile yüzde 90
arasında zarar gördü. Sahil kesiminde zarar görenlerin oranı ise, yüzde 40 ile
yüzde 55 arasındadır. Orta kesimde zarar görenlerin oranı yüzde 60 ile yüzde 80,
yüksek kesimlerde zarar görenlerin oranı ise yüzde 80 ile yüzde 90 arasındadır.
Ordu İlinde ise, 19
ilçede 665 köyde 90 000 çiftçimize ait yaklaşık 2 000 000 dekar alanda, yüzde 20 ile yüzde 95 arasında zarar
tespit edildi.
Trabzon İlinde, yine
19 ilçemizde 479 köyde 54 000 çitçimize ait yaklaşık 572 000 dekar fındık
alanında, yüzde 5 ile yüzde 95 arasında zarar belirlendi. Bu illerimizde yaşanan
don olayından, toplam 3 400 000 dekar fındık alanı, değişen oranlarda zarar
gördü. Afetten ötürü, yaklaşık 190 000 çiftçimiz ise mağdur durumda kaldı.
Batı Karadeniz
Bölgesindeki fındık alanlarında ise don zararının fazla olmadığını, sadece Düzce
Ovasındaki bazı alanlarda yüzde 5 ilâ yüzde 10 oranında bir zararın söz konusu
olduğunu tespit ettik.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bugün itibariyle doğal afetlere maruz kalan üreticilerimize
yardım edilmesi amacıyla yürürlükte bulunan yasalar, bütçeden yeterli kaynak
ayrılamadığı için etkili olamamaktadır. 2002 yılı başına kadar, ülkemizde doğal
afetlere maruz kalan üreticilere yardım yapılmasını sağlayan iki yasa mevcuttu.
Bunlardan birincisi, 1948 yılında yürürlüğe giren Muhtaç Çiftçilere Ödünç
Tohumluk Verilmesi Hakkında Kanundu. Bu kanun çerçevesinde, kuraklık, don, sel,
yangın ve benzeri afetlerden mahsulü zarara uğrayıp tohumluğu kalmamış ve kredi
kuruluşlarından da tohum kredisi alamayacak halde bulunan üreticilere gerekli
yardım yapılmaktaydı. 5254 sayılı bu Kanun, 3 Mart 2001 tarihinde Resmî Gazetede
yayımlanan yeni bir kanunla - Bazı Fonların Tasfiyesi Hakkında Kanunla- 1 Ocak
2002 tarihi itibariyle yürürlükten kaldırıldı.
Doğal afetlere maruz
kalan üreticilere yardım sağlayan bir diğer kanun ise, 1977 yılında yürürlüğe
giren 2090 sayılı Tabiî Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar
Hakkında Kanundu. 2090 Sayılı Kanun kapsamında, tarımsal varlıkları doğal afet
nedeniyle en az yüzde 40 oranında zarar gören ve zararlarını diğer gelirleriyle
karşılayamayacak olan çiftçilere yardım yapılması öngörülmekteydi. 2090 sayılı
Kanun yürürlükte olmasına rağmen, bu kanunun fonla ilgili maddeleri yürürlükten
kaldırıldığı ve bütçeden yeterli kaynak ayrılmadığı için, 1 Ocak 2002 tarihinden
itibaren doğal afete maruz kalan üreticilere aynî veya nakdî olarak ihtiyaç
duyulan yardım yapılamamaktadır. Bunun sonucu olarak, 2001 yılından itibaren,
2004 yılının nisan ayı sonuna kadar olan dönem içerisinde, bitkisel üretim ve
hayvancılıkla ilgili alanlarda, tabiî afetlerden dolayı zarar gören
çiftçilerimizin toplam zararları 268 trilyon liraya ulaşmış olup, bunun belli
bir oranda çiftçilere intikal ettirilmesi esasına göre, 2090 sayılı Kanuna göre,
çiftçilere ödenmesi gereken bedel 133,1 trilyon liradır. Yani, bugün, kanuna
göre, çiftçilerimize 2001'den itibaren ödememiz gereken miktar böyle bir noktaya
kadar ulaşmıştır; ama, fiilen ödenen bir rakam söz konusu değildir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Karadeniz Bölgesindeki fındık üretimi yapılan illerimizde
meydana gelen don zararından dolayı çiftçilerimizin gelir kayıplarının
azaltılması veya zararın bir kısmının telafi edilmesi için hasar tespit
çalışmaları sürmektedir. Üç ilimizdeki tarım il müdürlüklerimizden aldığımız ilk
raporlar, biraz önce aktardığım bilgileri ihtiva etmektedir.
Bu arada, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubunun, 7 milletvekiliyle, bölgede meydana gelen zararı incelemek
ve sonunda bir rapor haline getirerek bunu hükümete sunmak üzere yaptığı
çalışmalar sonuçlanmış, nitekim, 18 Mayıs 2004 tarihinde, Bakanlığımıza gelerek,
bana, bu raporun bir suretini, Sayın Gürol Engin Hocamızın başkanlığındaki bir
heyet takdim etmiştir. Kendileriyle, hadiselerin tahlilinde büyük ölçüde mutabık
kaldık. Kendileri biraz önce önerilerini dile getirdiler; ben de, bu
önerilerinin gerçekçi olduğunu ve bununla ilgili olarak üzerimize düşen görevi
yapmaya çalışacağımızı ifade ettim. Özellikle birkaç konuda verecekleri ve
verdikleri destek için kendilerine teşekkür ediyorum; biraz sonra ona
değineceğim.
Mevcut imkânlar
çerçevesinde, çiftçilerimizin zararının tam olarak karşılanabilmesi mümkün
değildir. Diğer ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de, doğal afetler nedeniyle
oluşacak zararların telafisi için en etkili yol, tarım sigortaları
uygulamasıdır. Bu nedenle, hükümet programımızda yer alan tarım sigortaları
hakkında kanun, en kısa sürede, devlet destekli olarak yürürlüğe konulacak ve
ülkede oluşan bu boşluğun doldurulması sağlanacaktır.
Bu konudaki
çalışmalarımız, Bakanlığımızın da katılımıyla Hazine Müsteşarlığı
koordinatörlüğünde tamamlanmış olup, taslak, 29 Nisan 2004 tarihinde
Başbakanlığa intikal etmiştir. Söz konusu yasa tasarısı üzerinde, Kanunlar
Kararlar Genel Müdürlüğümüz bünyesinde çalışmalar sürdürülmektedir. Bu
tamamlandıktan sonra, yasa tasarısı Meclisimize intikal edecektir. Böylece, bu
yasa çıkarılırken, tamamıyla siyasî mülahazalardan uzak bir şekilde
değerlendirilmesi gerektiğine, çiftçilerimizin menfaatına olan bu düzenlemenin, İktidar ile Muhalefetin bir
görüşbirliği içerisinde gerçekleştirileceğine
inanıyorum.
12
Önümüzdeki hafta,
tabiî afetlerden zarar gören çiftçilerimizin durumlarıyla ilgili Bakanlar
Kuruluna bilgi sunacağım; 2001 yılından itibaren oluşan zararlar, çiftçilere
yapılan ödemeler, tarım ürünleri sigortası yasası çıkıncaya kadar alınacak
tedbirler hususunda önerilerimizi ileteceğim. Biraz önce konuşan Giresun
Milletvekili Sayın Ali Temür Beyin ve daha sonra söz
alan Sayın İdris Sami Tandoğdu'nun ifadelerinde belirttikleri hususları ben de
burada gündeme getireceğim. Bu öneriler, doğrudan gelir ve prim ödemelerinde
öncelik, bazı illerin afet kapsamına alınması ve bu bölgelerde kredi ve faiz
ödemelerinin, SSK ve Bağ-Kur primi ödemelerinin daha uzun bir vadeye yayılması
gibi unsurları ihtiva edecektir.
Dolayısıyla, ben, bu
bilgileri sunduktan sonra, don ve diğer tabiî afetlere maruz kalan
üreticilerimize, tekrar, geçmiş olsun diyorum, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Bakana
teşekkür ediyoruz.
Sayın
milletvekilleri, gündemdışı üçüncü söz isteği, Türkiye
- Filistin Parlamentolararası Dostluk Grubu olarak
Filistin'e yaptıkları ziyaret ve temaslar konusunda, Manisa Milletvekili Sayın
Hüseyin Tanrıverdi'ye aittir.
Buyurun Sayın Tanrıverdi.
3.- Manisa
Milletvekili Hüseyin Tanrıverdi'nin, Türkiye-Filistin
Parlamentolararası Dostluk Grubu olarak Filistin'e
yaptıkları ziyaret ve temaslarla ilgili izlenimlerine ilişkin gündemdışı konuşması
HÜSEYİN TANRIVERDİ
(Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye - Filistin Parlamentolararası Dostluk Grubu olarak, 19 - 23 Mayıs 2004
tarihleri arasında Filistin'e yaptığımız tarihî ziyaretle ilgili olarak, bugünkü
gündemi de yakından ilgilendiren ve orada bulunduğumuz temasları, yaptığımız
incelemeleri sizlerle paylaşmak için gündemdışı söz
almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, Ortadoğu sorununun dünya gündemine taşındığı şu günlerde, daha
iki gün önce, büyük bir yıkımın, insanlıkdışı
uygulamaların yaşandığı, insanlığın ayaklar altına alındığı Filistin
topraklarından ayağının tozuyla gelmiş bir arkadaşınız olarak huzurlarınızdayım.
Türkiye Büyük Millet
Meclisinde ilk defa kurulan Türkiye-Filistin Parlamentolararası Dostluk Grubu olarak aldığımız davet
üzerine, ben ve beraberimdeki 6 milletvekili arkadaşımla (Fatma Şahin, Mahmut
Göksu, Tevfik Akbak, Mustafa
Eyiceoğlu, Halil İbrahim Yılmaz ve Cumhuriyet Halk
Partisinden Şevket Gürsoy) birlikte, işgal altındaki
Filistin topraklarındaydık.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; tek kelimeyle ifade edecek olursak, orada gerçek bir insanlık
trajedisi yaşanmaktadır. İnsanlar katlediliyor, ana ve babalar evlatlarını
kaybediyor; kadınlar dul, çocuklar öksüz ve yetim kalıyorlar. Çocuklar
öldürülüyor, acımasızca sakat bırakılıyor. İnsanların evleri başlarına
yıkılıyor, toprakları yakılıyor, talan ediliyor.
Değerli
milletvekilleri, sizlere, mazlum ve mağdur insanların selamlarıyla birlikte,
gözyaşlarını da getirdik; ağlayan anaların, kolları kanatları kırılmış, sakat
bırakılmış çocukların, masum ve savunmasız insanların feryatlarını getirdik.
Değerli
milletvekilleri, Filistin'de bulunduğumuz süre içinde, Filistin Devlet Başkanı
Sayın Yaser Arafat'la, halen harap haldeki
karargâhında birbuçuk saat yüz yüze görüştük. Sayın
Arafat'tan başka, Filistin Ulusal Yasama Meclisi Başkanvekili, Dışişleri Bakanı Yardımcısı, belediye
başkanları ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle, bizleri, yani Türk
insanını görünce, âdeta bir kurtarıcı görmüş gibi sevinen, güçlü Osmanlı'yı
hatırlayan Filistin Halkıyla bir arada olduk.
Bizler, Filistin'e
geçtiğimiz ilk nokta olan Ramallah'a varır varmaz kendimizi çatışmanın içinde bulduk.
Bir yanda, her zaman ekranlarda izlediğimiz gibi, son teknolojiyle donatılmış,
çelik yelekli, miğferli, tam teçhizatlı ve son model silahlara sahip İsrail'in
ölüm makineleri; diğer yanda ise, sokaklarda bulabildikleri taşlarla onlara
karşı koymaya çalışan, direniş gösteren Filistinli çocuklar gördük.
Öncelikle şunu
belirteyim ki, Türk Parlamentosu üyesi olarak orada bulunduğumuzu öğrenen
Filistin Halkı, bizi, bağrına basmıştır; herkeste buruk bir sevinç yaşanmıştır.
Ziyaretimizin üçüncü günü, yani, 21 Mayıs 2004 Cuma günü, Filistinli Bakan Sayın
Salim Tamari bizleri Betlehem'de karşıladığında aynen şu ifadeleri kullanmıştır:
"Osmanlı yönetimi bize değer veriyordu ve Filistin, Osmanlı için çok önemliydi.
Buna karşın, biz, Osmanlı Türkünün kıymetini anlamadık ve ona ihanet ettik. Bu
ihanetin bedelini çok ağır ödedik ve halen ödüyoruz. Artık çok geç ve telafisi
mümkün değil; ama, geçmişi unutarak, bir şekilde, bir yerlerden yeniden başlamak
istiyoruz. O an, işte bu andır. Sizlerin ziyareti, hâlâ bizim dostumuz
olduğunuzu göstermektedir. Bize yardım edin ve yeni bir sayfa açalım."
Bu ifadelerin
aynısını ve benzerlerini, orada karşılaştığımız, bir araya geldiğimiz birçok
Filistinli yetkili ve halk da ifade etmiştir.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Tanrıverdi, lütfen, konuşmanızı tamamlayın efendim.
HÜSEYİN TANRIVERDİ
(Devamla) - Değerli milletvekilleri, Filistin Parlamentosu, İsrail'in uyguladığı
politikalar sonucu toplanamamaktadır, Filistin Meclisini oluşturan
parlamenterler bir araya gelememektedir. Şu an 2 milletvekili hapistedir.
İnsanların bir bölgeden bir bölgeye geçişi
engellenmektedir. Filistin'de, Ramallah ve Gazze olmak üzere, iki yerde toplanabilen Filistin Meclisi,
ancak telekonferansla birbirleriyle bağlantı kurabilmektedir. Filistin Halkının
oylarıyla seçilmiş Filistin Meclisi üyesi 2 milletvekilinin hapiste olması,
oradaki halkı derinden üzmektedir. Bu, son derece acı veren bir gelişmedir.
Düşünün ki, bir parlamenter, halkından aldığı yetkiyi, bir başka milletin
esareti altında kullanamamaktadır.
13
Değerli
milletvekilleri, İsrail, uluslararası toplumun itidal çağrılarına, Birleşmiş
Milletlerin aldığı kınama kararına ve "saldırılara dur" uyarılarına rağmen,
şiddetini artırarak, saldırılara, umursamaz bir şekilde devam etmektedir,
zulmüne devam etmektedir. Bu umursamaz tavır, tüm barış çabalarının İsrail
tarafından baltalandığını açıkça ortaya koymaktadır. İsrail'in dünya kamuoyuna
yaptığı cilalı ve süslü barış çağrıları, sadece dünya kamuoyunu oyalamaya ve
vakit geçirmeye yöneliktir. Bir yandan Ağlama Duvarına giderek Allah'tan
günahlarının affını isteyen İsrail, öbür taraftan, dünyada tüm duvarların
yıkıldığı bir çağda, Filistin'de, âdeta insanlık vicdanına utanç duvarı
örmektedir. Bu çelişki, İsrail'in gerçek niyetini açıkça ortaya koymaktadır;
çünkü, orada yaşananlar, gerçekten elem ve ıstırap vericidir. Orada yaşananları
kelimelerle ifade etmek gerçekten zor. Bu ve bunun zorluğunu burada bir kez daha
yaşıyorum.
Değerli
milletvekilleri, orada, durum, her geçen gün biraz daha kötüye gitmektedir. Bu
kaygı verici gelişmeler devam ederse, sadece Filistin toprakları değil, yakın
bir zamanda tüm Ortadoğu ve dünya barışı büyük yara alacaktır. Medeniyetlerin
buluştuğu ortak nokta olan Ortadoğu'da medeniyetler çatışması kaçınılmaz bir
hale gelmektedir. Bu açıdan, uluslararası toplum, acilen müdahale etmelidir;
Birleşmiş Milletler, hemen, Barış Gücünü oraya göndermelidir.
Değerli
milletvekilleri, Filistin Devlet Başkanı Yaser
Arafat'la yaptığımız görüşmede, Sayın Arafat, açıkça, Türkiye'den acil yardım
talebinde bulunmaktadır. Arafat, Türkiye'nin, tarihî misyonu ve kökleri
itibariyle, uluslararası kamuoyunu harekete geçirebilecek güçte bir ülke
olduğunun altını çizerek "Türkiye, Birleşmiş Milletler Barış Gücünün Filistin'e
getirilmesinde başrol oynamalıdır; bu tarihî görev, bölgede uzun yıllar kalmış
ve adaletle hükmetmiş bir milletin varisleri olarak sizlere düşmektedir; çünkü,
Kudüs sizindir; Beytül Makdis'e, El Kudüs adını siz verdiniz; orası sizindir, ancak
siz koruyabilirsiniz" demiştir.
Değerli
milletvekilleri, Türkiye, İsrail-Filistin sorununun çözümüne katkıda
bulunabilir; hele hele, konuya yakın ilgi duyan 59
uncu hükümetimizin yapacağı katkılar, geçmişten çok daha fazla olacaktır; çünkü,
ABD'nin ve diğer ülkelerin arabuluculuk fonksiyonu sınırlıdır. Kaldı ki, hem
İsrail nezdinde hem de Filistin nezdinde, Türkiye güvenilir bir ülkedir. Bu konuda, hem
Filistin tarafı hem de İsrail tarafı, Türkiye'den gelecek arabuluculuk rolüne
soğuk bakmamaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ziyaretimiz sırasında, Filistinlilerin bize ifade ettikleri
Türkiye'den beklentileri şunlardır:
Akan kanın acilen
durdurulması.
Filistin'e, barış
gücü veya gözlemci statüsünde Türk askeri gönderilmesi.
İsrail'e,
uluslararası toplumla birlikte, caydırıcı yaptırımların uygulanması.
Arafat'ın, tecrit
konusundan kurtarılması için Türkiye'nin devreye girmesi.
Filistin'e, acil
gıda, ilaç, eğitim ve temel ihtiyaç maddeleri yardımının yapılması.
İşgal altındaki
Filistin topraklarında yeni yerleşim birimlerinin inşaının hemen durdurulması.
Değerli
milletvekilleri, daha önce de vurguladığım gibi, İsrail ile Filistin sorununun
çözümünde Türkiye olarak çok şey yapabiliriz. Aslında, bu konuda hatırı sayılır
imkânlarımız ve önemli bir potansiyelimiz mevcuttur. Bunun için, uluslararası
toplum duyarlı olmaya çağrılarak, İsrail'i insanlıkdışı politikalardan vazgeçirmeye yönelik daha sert
ve caydırıcı yaptırımlar uygulanabilir; İsrail'le, gerek diplomatik gerekse
ekonomik ve siyasî ilişkilerimiz gözden geçirilerek, bir baskı unsuru
oluşturulabilir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; savaştan asla kimse kazançlı çıkmaz; çünkü, birisi yener, diğeri yenilir; ancak, insanlık, her zaman kaybeden
taraftır; bugün de insanlık kaybetmektedir. İnsanlığın bu kaybının daha fazla
artmaması için, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere tüm dünyanın barışa katkı
yapmasını istiyoruz.
Son günlerde artan
zulüm karşısında, İsrailliler -150 000-200 000 kişi- sokaklarda toplanıp
mitingler yapmakta, İsrail'in bu acımasız zulmüne İsrailliler karşı durmaktadır.
Ayrıca, geçtiğimiz gün, İsrail Adalet Bakanının
açıklamalarını dinlediniz. Adalet Bakanı Sayın Yosef
Lapid şunu söylüyordu: "Yıkılmış evlerin enkazında
ilaç arayan yaşlı kadını görünce, İkinci Dünya Savaşındaki Nazi saldırılarına
maruz kalan babaannemi hatırladım." Oradaki zulmün, oradaki işkencenin, orada
yapılan saldırının dozajının ne olduğunu, sanıyorum, İsrail Adalet Bakanının bu
sözleri gayet açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Orada, gerçekten, tanklar,
önüne geleni eziyor, binaları yıkıyor, ağaçları kökünden parçalıyor, bütün
arazileri talan ediyor. Çoluk çocuk demiyor... 3 yaşındaki bir çocuğun kafasına
kurşun sıkmanın neyle bağdaştırılacağını sizlerin takdirine bırakıyorum. Bu ne
kindir, bu ne cinayettir, bu ne zulümdür!.. Bir an önce bu akan kanın
durdurulması için tüm dünya ülkelerine Sayın Başbakanımızın yaptığı çağrı orada
büyük bir yankı bulmuştur. Dünya kamuoyundaki ilgililer, inşallah, bu sese kulak
vererek bir an önce harekete geçerler.
Ben, sözlerimi burada
noktalarken, hepinizi, tekrar, saygıyla selamlıyorum ve Sayın Başkanıma, bu
önemli konuda bana vakit tanıdığı için özel teşekkürlerimi ifade ediyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Tanrıverdi.
Hükümet adına?..
DIŞİŞLERİ BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri) - Biraz sonra konuşacağız...
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.
Başkanlığın Genel
Kurula diğer sunuşları vardır.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığının 2 adet tezkeresi vardır; bunları ayrı ayrı okutup, bilgilerinize sunacağım.
14
Sayın
milletvekilleri, okunacak tezkereler hacimlidir; o bakımdan, Sayın Kâtip Üyenin
sunuşları oturduğu yerden okuması hususunu oylarınızı sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Birinci tezkereyi
okutuyorum:
B) TEZKERELER VE
ÖNERGELER
1.- Devlet eski
Bakanı Eyüp Aşık hakkındaki dosyaya ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/567)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruluna
Çay İşletmeleri Genel
Müdürlüğünü zarara uğrattığı iddiasıyla Devlet eski Bakanı Eyüp Aşık hakkında
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı müfettişleri tarafından
düzenlenen 10.11.2003 tarih ve 003/17 sayılı rapor ile Başbakanlık
müfettişlerinin 16.1.2004 tarih ve 37/04-05 sayılı değerlendirme yazısı
Anayasanın 100 üncü maddesine göre gereği yapılmak üzere Başbakanlıkça
Başkanlığımıza intikal ettirilmiştir.
Bilindiği gibi,
Anayasanın 100 üncü maddesine göre Meclis soruşturması açılması, Türkiye Büyük
Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin (55 üye) vereceği önergeyle
istenebilmektedir.
Böyle bir önerge
olmadan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının söz konusu dosyayla ilgili
olarak Meclis soruşturmasına ilişkin bir işlemi resen yürütmesi mümkün
bulunmadığından, daha önce yapılan uygulamalar doğrultusunda, konunun Genel
Kurulun bilgisine sunulması ve anılan dosyanın milletvekillerinin tetkik ve
takdirlerine açılması Başkanlığımızca uygun mütalaa edilmiştir.
Bu tezkere okutulup
Genel Kurulun bilgisine sunulduktan sonra, Başkanlığımızda bulunan dosya, sayın
milletvekillerinin tetkik ve değerlendirmelerine açılacaktır.
Yüce Heyetin
bilgilerine sunulur.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet
Meclisi
Başkanı
BAŞKAN -
Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer tezkereyi
okutuyorum:
2.- Orman eski Bakanı
ve Tarım ve Köyişleri eski Bakanı Nevzat Ercan ile
Tarım ve Köyişleri eski Bakanları İsmet Attila, Musa Demirci ve Mustafa Rüştü Taşar haklarındaki
dosyalara ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/568)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruluna
Görevinin
gerektirdiği hassasiyette davranmadığı ve halk sağlığını tehlikeye atabilecek
uygulamalara sebep olduğu gerekçesiyle Orman eski Bakanı ve Tarım ve Köyişleri eski Bakanı Nevzat Ercan hakkında; halk sağlığını
tehlikeye atan çeşitli olurları imzaladıkları gerekçesiyle Tarım ve Köyişleri eski Bakanları İsmet Attila, Musa Demirci ve Mustafa Rüştü Taşar haklarında;
Başbakanlık Teftiş Kurulunun 19.4.2004 tarih ve 14/04-27-8-1 sayılı öninceleme
raporu, Anayasanın 100 üncü maddesine göre gereği yapılmak üzere Başbakanlıkça
Başkanlığımıza intikal ettirilmiştir.
Bilindiği gibi,
Anayasanın 100 üncü maddesine göre Meclis soruşturması açılması, Türkiye Büyük
Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin (55 üye) vereceği önergeyle
istenebilmektedir.
Böyle bir önerge
olmadan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının söz konusu dosyayla ilgili
olarak Meclis soruşturmasına ilişkin bir işlemi resen yürütmesi mümkün
bulunmadığından, daha önce yapılan uygulamalar doğrultusunda, konunun Genel
Kurulun bilgilerine sunulması ve anılan dosyanın milletvekillerinin tetkik ve
takdirlerine açılması Başkanlığımızca uygun mütalaa edilmiştir.
Bu tezkere okutulup
Genel Kurulun bilgisine sunulduktan sonra, Başkanlığımızda bulunan dosya, sayın
milletvekillerinin tetkik ve değerlendirmelerine açılacaktır.
Yüce Heyetin
bilgilerine sunulur.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet
Meclisi
Başkanı
BAŞKAN -
Bilgilerinize sunulmuştur.
Sözlü soru
önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum:
3.- Balıkesir
Milletvekili Sedat Pekel'in (6/1084) esas numaralı
sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/183)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Gündemin "Sözlü
Sorular" kısmının 446 ncı sırasında yer alan (6/1084)
esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla
arz ederim.
15
Sedat Pekel
Balıkesir
BAŞKAN - Sözlü soru
önergesi geri verilmiştir.
Meclis araştırması
açılmasına ilişkin bir önerge vardır; okutuyorum:
C) GENSORU, GENEL
GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- İstanbul
Milletvekili Bihlun Tamaylıgil ve 24 milletvekilinin gençlerimizin sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/191)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
2000 yılı genel nüfus
sayımı sonuçlarına göre ortalama yaşı 24,83 olan bir ülkede yaşıyoruz. Bunun
anlamı, Türkiye nüfusunun yarısının 25 yaşından genç olduğudur ve sadece bu veri
bile Türkiye için gençlerin ne denli önemli olduğunun ve olması gerektiğinin bir
göstergesidir.
Gençliğin, eğitim
sistemiyle ilgili sorunları yanı sıra, işsizlik, sosyal sorunlar, uyuşturucu ve
sigara bağımlılığı gibi birçok sorunu bulunmaktadır. Bu sorunlar ülkemizin
geleceğini tehdit etmektedir ve ileride çözülmesi imkânsız bir hale
gelebilecektir.
Bu nedenle;
1. Gençlerimizin var
olan sorunlarının tespit edilmesi,
2. Bu tespitlerden
yola çıkarak çözüm yollarının bulunması,
3. Gençlikle ilişkili
tüm kamu kurum ve kuruluşlarının koordinasyonunun sağlanması,
4. Yasal olarak
yapılması gereken düzenlemelerin belirlenmesi,
Amacıyla,
Anayasamızın 98 inci, İçtüzüğümüzün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis
araştırması yapılmasını arz ve teklif ederiz. 14.05.2004
1. Bihlun Tamaylıgil (İstanbul)
2. Feridun Fikret
Baloğlu (Antalya)
3. Halil Tiryaki
(Kırıkkale)
4. Necati Uzdil (Osmaniye)
5. Yavuz Altınorak (Kırklareli)
6. Mehmet Yıldırım
(Kastamonu)
7. Nail Kamacı
(Antalya)
8. V. Haşim Oral (Denizli)
9. Mustafa Gazalcı (Denizli)
10. Yakup Kepenek
(Ankara)
11. Mehmet Tomanbay (Ankara)
12. Mehmet Ziya Yergök (Adana)
13. Gürol Ergin
(Muğla)
14. Nejat Gencan (Edirne)
15. Naci Aslan (Ağrı)
16. Engin Altay
(Sinop)
17. Mehmet Nuri Saygun (Tekirdağ)
18. Ersoy Bulut
(Mersin)
19. Feramus Şahin (Tokat)
20. Hüseyin Güler
(Mersin)
21. Orhan Ziya Diren
(Tokat)
22. Vezir Akdemir
(İzmir)
23. Hüseyin Özcan (Mersin)
24. Feridun Ayvazoğlu (Çorum)
25. Mehmet Işık
(Giresun)
Gerekçe:
16
2000 yılı genel nüfus
sayımı sonuçlarına göre Türkiye nüfusunun yarısını 25 yaşından genç nüfus
oluşturmaktadır. Aynı verilere göre, 6 ve yukarı yaştaki nüfus için de okuma
yazma bilmeyenlerin oranı yüzde 12,68'dir ve ülkemizde toplam 7 589 657 kişi
okuryazar değildir. Bu oran, doğu ve güneydoğu illerinde daha yüksektir.
Örneğin, Şırnak'ta bu oran yüzde 34, Şanlıurfa, Ağrı
ve Van'da yüzde 32'dir. Eğitim düzeyi verilerine göre ise, ilkokul mezunu oranı
yüzde 47,77; ortaokul ve dengi okul mezunu oranı yüzde 8,23; lise ve dengi okul
mezunu oranı yüzde 12,55; üniversite mezunu oranı ise yüzde 7,80 olarak
karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla, ülkemizde, her 100 kişiden sadece 8'i bir
meslek sahibidir.
Üniversite
öğrencileri arasında yapılan bir araştırmada, Türk üniversitelerinde okuyan her
4 gençten 3'ünün, çalışmak ve yaşamak üzere başka bir ülkeye gitmeyi düşünmekte
olduğu ortaya çıkmıştır. Üniversite öğrencilerinden yaşamak ya da çalışmak için yurt dışına gitmeyi hiç düşünmeyenlerin
oranı ise yüzde 24,5'tir.
Uyuşturucu nedeniyle
kaybettiğimiz gençlerimizin sayısı her geçen gün artmaktadır. Sigara
kullanımıyla ilgili yapılan bir araştırmaya göre ise, ortaokullarda sigara içme
oranı ortalama yüzde 34, liselerde ise yüzde 77'dir. Bugün, özellikle büyük
şehirlerde, uyuşturucu madde ve sigara bağımlılığı önemli boyutlara ulaşmıştır.
İstihdam verilerine
bakıldığında ise, Türkiye'de 12 yaş ve üstü nüfus olan 51 724 194 kişinin toplam
nüfusun yüzde 76,3'ünü oluşturduğu görülmektedir. Bu toplam içerisinde işgücüne
katılma oranı yüzde 55,2'dir. Yaşanan genel işsizlik gençler için temel bir
sorun teşkil etmekte, buna ek olarak, son yıllarda yaşanan krizler sonucu oluşan
"diplomalı işsizler" de önemli bir kitleyi oluşturmaktadır.
Ülkemizde gençlikle
ilgili kurumsal yapı incelendiğinde, çokbaşlı bir
özellik göze çarpmaktadır. Bu yapı, ülkemiz gençlerinin sorunları ile bunların
çözümüne ilişkin ulusal bir gençlik politikası oluşturamamıştır. AB bünyesinde,
gençlikle ilgili konulara özel bir önem verilmekte ve bu konuda çeşitli
platformlarda çalışmalar yapılmaktadır. Mevcut durumda, Türkiye, Polonya ve
İtalya hariç, tüm AB üyesi ve aday ülkelerde ulusal gençlik konseyleri
bulunmaktadır.
Pek çok ülkede,
ulusal gençlik konseyleri, gençlik parlamentoları ve benzeri adlar altında
gençlik üzerine çalışmalar yapılmakta ve gençlerin sorunları ve çözüm önerileri
yanı sıra, gençlerin yönetimde söz sahibi olmalarının önemi her platformda dile
getirilmektedir.
Bütün bu sorunların
ve çözüm yollarının araştırılması, var olan kurum ve kuruluşların
koordinasyonunun sağlanması ve gerekli görülen alanlarda yapılacak yasal
düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması yapılması
gerekmektedir.
BAŞKAN -
Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge gündemde
yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi
vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:
B) TEZKERELER VE
ÖNERGELER (Devam)
4.- Almanya'nın Bonn
Şehrinde düzenlenmesi öngörülen Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına İlişkin
Uluslararası Parlamenterler Forumuna bir parlamento heyetinin katılmasına
ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/569)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruluna
Almanya'nın Bonn
şehrinde 1-4 Haziran 2004 tarihleri arasında düzenlenmesi öngörülen
"Yenilenebilir Enerji Kaynakları Konferansı" çerçevesinde 2 Haziran 2004
tarihinde yapılacak "Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına İlişkin Uluslararası
Parlamenterler Forumu"na, Hazırlık Komitesi adına Dr. Herman Scheer (SPD), Türkiye Büyük
Millet Meclisi Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji
Komisyonu Üyelerinden oluşan bir parlamento heyetini davet etmiştir.
Söz konusu davete
icabet edilmesi hususu Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin
Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uyarınca
Genel Kurulun tasviplerine sunulur.
Yılmaz Ateş
Türkiye Büyük Millet
Meclisi
Başkanı Vekili
BAŞKAN - Tezkereyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Başbakanlığın,
Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş 2 adet
tezkeresi vardır; ayrı ayrı okutup oylarınıza
sunacağım.
Birinci tezkereyi
okutuyorum:
5.- Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın bir heyetle birlikte İrlanda'ya
yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi
(3/570)
20.5.2004
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
17
AB genişleme törenine
katılmak üzere bir heyetle birlikte 1 Mayıs 2004 tarihinde İrlanda'ya yaptığım
resmî ziyarete ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi
uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte
gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep Tayyip Erdoğan
Başbakan
LİSTE
Ömer Çelik (Adana)
Egemen Bağış
(İstanbul)
Şaban Dişli (Sakarya)
BAŞKAN - Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
İkinci tezkereyi
okutuyorum:
6.- Sağlık Bakanı
Recep Akdağ'ın bir heyetle birlikte İsviçre'ye yaptığı
resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/571)
21.5.2004
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Sağlık Bakanı Prof.
Dr. Recep Akdağ'ın, Cenevre'de düzenlenen "Dünya
Sağlık Örgütü 57. Dünya Sağlık Asamblesi"ne katılmak üzere bir heyetle birlikte
16-19 Mayıs 2004 tarihlerinde İsviçre'ye yaptığı resmî ziyarete, Muğla
Milletvekili Ali Arslan'ın da iştirak etmesi uygun
görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte
gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep Tayyip Erdoğan
Başbakan
BAŞKAN - Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Danışma Kurulunun bir
önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.
V.- ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU
ÖNERİLERİ
1.- Gündemdeki
sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu
önerisi
ÊDanışma Kurulu
Önerisi
No:79 25.5.2004
Genel Kurulun
25.5.2004 Salı günkü (bugün) birleşiminde; sözlü soruların görüşülmemesi, daha
önce öngörüşmelerinin bu birleşimde yapılması
kararlaştırılan, gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair
Öngörüşmeler" kısmının 157 ve 158 inci sıralarında yer
alan, (8/14) ve (8/15) esas numaralı genel görüşme önergelerinin birleştirilerek
yapılacak öngörüşmelerinin bitiminden sonra, diğer
denetim konularının görüşülmemesi, kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi,
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 35 inci
sırasında yer alan 454 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 6 ncı sırasına, 6 ncı sırasında yer
alan 432 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci sırasına,
34 üncü sırasında yer alan 451 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci sırasına, 7
nci sırasında yer alan 439 sıra sayılı kanun
tasarısının 9 uncu sırasına, 21 inci sırasında yer alan 337 sıra sayılı kanun
teklifinin ise 10 uncu sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre
teselsül ettirilmesi;
Çalışma sürelerinin;
bugünkü birleşimde 432 sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin bitimine
kadar, 26.5.2004 Çarşamba günkü birleşimde ise sözlü soruların görüşülmemesi ve
439 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar, 27.5.2004
Perşembe günkü birleşimde de 337 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerinin
bitimine kadar uzatılmasının,
Genel Kurulun onayına
sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.
İsmail Alptekin
Türkiye Büyük Millet
Meclisi
Başkanı Vekili
Haluk İpek Ali Topuz
AK Parti Grubu Başkanvekili CHP Grubu Başkanvekili
18
BAŞKAN- Öneriyle
ilgili söz isteği?.. Yok.
Öneriyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilmiş 2 adet doğrudan gündeme alınma
önergesi vardır; ayrı ayrı okutup, işleme alacağım ve
oylarınıza sunacağım.
İlk önergeyi
okutuyorum:
B) TEZKERELER VE
ÖNERGELER (Devam)
7.- Malatya
Milletvekili Muharrem Kılıç'ın, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Bankalar
Kanunu Hükümlerine İstinaden Bankacılık İşlemleri Yapma ve Mevduat Kabul Etme
İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketi Hakkında Tesis Edilecek
Bazı İşlemler Hakkındaki Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin
(2/236) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/184)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Plan ve Bütçe
Komisyonunda bulunan (2/236) esas nolu kanun teklifim,
komisyona giriş tarihinden itibaren 45 gün geçtiği
halde sonuçlandırılamamıştır.
Bu nedenle, kanun
teklifimin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 37 nci maddesine göre Genel Kurul gündemine alınmasını
saygılarımla arz ederim.
Muharrem Kılıç
Malatya
BAŞKAN - Önerge
sahibinin söz isteği var mı?
MUHARREM KILIÇ
(Malatya) - Var efendim.
BAŞKAN - Buyurun.
Süreniz 5 dakikadır.
MUHARREM KILIÇ
(Malatya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 5021 sayılı kanunun geçici 1
inci maddesine bir fıkra eklenmesine ilişkin kanun teklifimin Genel Kurul
gündemine alınmasıyla ilgili olarak söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; 16.12.2003 gün ve 5021 sayılı Kanunla, bankacılık hizmetlerine
son verilen Türkiye İmar Bankasında mevduatı bulunan vatandaşlarımızın bu
mevduatlarının ödenmesinin şartları düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler sırasında
-daha önce sigorta kapsamında olmadığı, hükümet tasarısı metninde de bulunmadığı
halde- ticarî kuruluşlar mevduatı ile diğer kuruluşlar mevduatının Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonunca ödenmesi karara bağlanmıştır. Üstelik, bundan
faydalanan ticarî kuruluşlar mevduatının ve diğer kuruluşlar mevduatlarının
kimlere ait olduğu hususunda kamuoyunun da bir bilgisi olmamıştır. Ancak,
bankadan, karşılığı olmadığını bilmeden, hazine bonosu alan pek çok
vatandaşımız, kanun tasarısının ilk halinde yer almasına rağmen daha sonra bu
yasa kapsamından çıkarılarak mağdur edilmişlerdir.
Bankalar, yasalara
göre kurulmuş, devletin denetimi ve düzenlemesini yaptığı kurumlardır. Vatandaş,
büyük ölçüde devletine güvenerek bu bankaya para yatırmış ve hazine bonosu
almıştır.
Kaldı ki, İmar
Bankası, hazine bonosu satış işlemlerini saklı gizli değil, alenen yapmıştır;
televizyonlarda, basında ve hatta billboard'larda
"hazine bonosuna en yüksek faiz" sloganıyla, devletin bankacılık işlemlerini
denetlemekle görevli kurumlarının bilgisi dahilinde açıkça bu satış işlemlerini
sürdürmüştür.
Bırakalım sade
vatandaşı, bankacılık sistemini kontrolle görevli kurumların dışında hiç
kimsenin, bu hazine bonosu satışının karşılığının olmadığını bilmesi mümkün
değildir.
Belki, vatandaşa
"sen, hazine bonosu almak için para yatırdığında hazine bonosunun aslını niye
almadın" diye de sorabiliriz veya Sayın Başbakanın bir mudiye verdiği cevapta olduğu gibi "parayı yatırırken bize
mi sordunuz" diyebiliriz. İşin garibi, uygulamada, hiçbir banka, vatandaşa
hazine bonosunun aslını vermemekte, sadece, hazine bonosu aldığına dair bir
makbuz düzenleyip, vermektedir. Yine, vatandaşın, parasını bankaya yatırırken
veya hazine bonosu alırken hükümet yetkililerine sorması gibi bir uygulama da
bulunmamaktadır. Bu koşullarda, vatandaşı "niçin hazine bonosu aldın" diye
suçlamak ne kadar adildir?! Kaldı ki, vatandaş, hazine bonosuna, mevduattan daha
güvenli olması sebebiyle yönelmiştir. Zira, 3.7.2003 tarihine kadar,
bankalardaki mevduat güvencesinin limiti en fazla 50 milyar TL ile sınırlıydı.
Bu nedenle, vatandaş, özellikle 50 milyar TL'nin üzerindeki parasını mevduata
değil, hazine bonosuna yatırmıştır.
Bu olayda bir suçlu
aranıyorsa, bu suçlu, vatandaş değil, devletin bankacılık işlemlerini
gözetlemekle, düzenlemekle ve denetlemekle görevli kurumlarıdır. Hazine bonosu
satmaya yetkili olmayan bu bankaya, Hazine yetkilileri, BDDK, TMSF ve SPK "dur"
demeyerek, görevlerini yapmayacaklar, ondan sonra da, vatandaşı "sen, niçin
hazine bonosu aldın" diye suçlayacaklar; bu, adil bir davranış değildir.
Bu masum insanların
bazıları emekli ikramiyesini, bazıları sattığı arabasının ve evinin parasını
hazine bonosuna yatırarak, hem paralarını, kayıt altında, ekonominin hizmetine
sundular hem de buradan sağladıkları faizlerle mutfak giderlerini, çocuklarının
eğitim
19
giderlerini
karşılamaya çalıştılar. Bu nedenle, lütfen, devletine ve devletin kurumlarına
güvenerek hazine bonosu almış olan bu insanlara suçlu muamelesi yapmayalım;
Hazinenin ve diğer devlet kurumlarının ihmalinin yükünü bu masum insanların
üzerine yıkarak, bu insanları mağdur etmeyelim.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kılıç,
son cümlenizi rica ediyorum.
Buyurun.
MUHARREM KILIÇ
(Devamla) - Nitekim, Başbakanlık Teftiş Kurulunun, İmar Bankasındaki hayalî
hazine bonosu satışıyla ilgili yaptığı incelemeler sonucu verilen raporda "BDDK
hayalî bono satışını başından beri biliyordu, hayalî bono satışı BDDK'nın bilgisi dahilinde oldu" denilerek, BDDK ve SPK
suçlu bulunmuştur.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; ben, yirmi yıl avukatlık yaptım. Haklı oldukları açık olan ve
devletin, kusursuz sorumluluk gereği de olsa, kesinlikle sorumlu olduğu bir
konuda, bu insanları, dava açmaya zorlayarak, dava masrafları ve avukatlık
masraflarıyla karşı karşıya bırakmanın ne kadar adil olduğunu takdirlerinize
sunuyorum.
Devletin bu sorunu
çözmesini talep ederken, İmar Bankasını ve bu bankanın sahiplerini sorumsuz
gördüğümüz anlaşılmasın. Bu soygunu yapanların en ağır şekilde
cezalandırılmalarını ve haksız edindikleri malvarlıklarına el konulmasını biz de
istiyoruz. Kaldı ki, bunlarla ilgili gerekli cezaî ve hukukî davalar açılmış,
malvarlıklarına el konulmuş ve bu malların paraya çevrilmesi aşamasına
gelinmiştir.
Hepimiz, adalet
anlayışı içerisinde, toplumun huzur ve refahını korumak için milletvekili andı
içtik. Mağdur edilmiş bulunan bu insanların sorunlarına çözüm bulmak için,
iktidarıyla muhalefetiyle tüm milletvekili arkadaşlarımdan bu kanun teklifine
destek vermelerini bekliyorum.
Yüce Heyetin bu
desteği esirgemeyeceğini umar, saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kılıç.
Başka söz talebi?..
Yok.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
İkinci önergeyi
okutuyorum:
8.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt'ün; Yükseköğretim Kurumları
Teşkilâtı Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/205) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin
önergesi (4/185)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
(2/205) esas numaralı
kanun teklifim 45 gün içerisinde komisyonda görüşülmediğinden, İçtüzüğün 37
nci maddesi gereğince doğrudan gündeme alınması
konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 23.1.2004
Ensar Öğüt
Ardahan
BAŞKAN - Sayın Öğüt,
buyurun.
Süreniz 5 dakika.
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan)
- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ardahan İlimize "Ardahan" isimli bir
üniversite kurulması için vermiş olduğum kanun teklifi üzerinde söz almış
bulunuyorum.
Değerli arkadaşlar,
hükümet, kalkınmamış bölgelerin kalkındırılmasıyla ilgili olarak dört ay önce
bir kanun çıkardı kişi başına millî geliri 1 500 doların altındaki illere teşvik
anlamında birtakım kolaylıklar getirildi; ama, Ardahan gibi kış şartları ağır
geçen illere yatırım yapan yok. Serbest piyasa ekonomisi modeli nedeniyle,
devlet yatırım yapmıyor, özel sektör de gitmiyor; ama, sınırda olan - stratejik
alanda çok önemli olan- Ardahan'ın ve o bölgenin kalkınması için o bölgelere
üniversitelerin kurulması gerekir.
Şunu diyebilirsiniz:
Kars'ta Kafkas Üniversitesi var, Ardahan'da kurulsa da olur kurulmasa da... Öyle
değil değerli arkadaşlar. Yaklaşık 8 000 talebesi olacak, 2 000 civarında
öğretim üyesi olacak, nüfus 10 000 artmış olacak; Ardahan ve Ardahan'a bağlı
ilçelerdeki esnaf için büyük bir gelişme olacak; çünkü, 10 000 kişinin oraya
ekonomik katkı sunması, o bölgeyi kalkındıracaktır.
Bir zamanlar
kahramanlıklarıyla destan yazan Ardahan, tarım ve hayvancılıkta en önde giden
illerimizden biriydi; ancak, başta İran olmak üzere, komşu illerden gelen kaçak
hayvan, Ardahan'daki ve Doğu Anadoludaki hayvancılığı
öldürmüş durumdadır. İklim şartları tarımı daha da beter etmiştir. Sınır
ticaretinden yararlanamayan Ardahan ve Ardahanlı insanlarımız şu anda yoksulluk
ve açlık sınırında yaşamaktadırlar. Ardahan'da işsizlik oranı yüzde 70. Yani,
sınırda bekçilik yapacaksın, bu devlete askerlik yapacaksın, vergi vereceksin,
şehit olacaksın... Bu insanları göçe zorlayarak bölgeyi yoksullaştırmak hangi
akla, mantığa dayanıyor; onu ben halen, bir türlü, aklıma, mantığıma
sığdıramıyorum.
Değerli arkadaşlar,
Ardahan'ın köylerinin yüzde 70'inde su yok. Ardahanlı bu devlete vergi verirken,
şehit olurken, askerlik yaparken, seksendört yıldır bu
devlet Ardahanlıya bir tas içecek su vermemiş. Bunu ve bu konuyu gözönünde tuttuğunuz zaman...
20
Sekiz ay karlar
altında kalan Ardahan halkı, suyu olmayan köyleri ne yapıyor biliyor musunuz;
karı eriterek su içiyor, karı eriterek onun suyuyla banyo yapmaya çalışıyor.
Hangi çağda yaşıyoruz, hangi Avrupa Birliğinden bahsediyoruz?!
Şimdi, böyle bir
ortamda ne var... Geçen seneden bu yana, ben, baktım ki işin içinden
çıkamıyorum, kendi adıma, milletvekili olarak, bir kepçe aldım köylere su
getirmek için; ama, Köy Hizmetlerinden iki yıldır Ardahan'a bir mühendis
gönderemiyorum. Evet, Ardahan'da mühendis yok. Proje yapsalar, kepçesi benden,
borusunun parasını da vatandaşlardan alarak suyu getireceğim. Ben bunu resmî
yazıyla valiye bildirmişim; vali "efendim, kepçemiz yok, borumuz yok,
mühendisimiz yok, proje yapamıyoruz" diyor, Ardahan İl Müdürü bana aynısını
söylüyor; Sayın Bakana anlatıyorum, Sayın Bakan "tamam, hallederiz" diyor. Geçen
sene Genel Müdürü aldım, götürdüm; halen mühendis gitmemiş; bu çok ayıptır. Ben
köylere gidemiyorum, siz de gidemeyeceksiniz, Türkiye'deki diğer köylere de
gidemeyeceksiniz. Yani, ben kendi paramla yapacağım, kardeşim, mühendis gönder,
bana proje ver... Bunu yapamayan bir devlet Ardahanlıdan bir şey beklemesin.
Böyle bir mantıksızlık olmaz.
Benim sizden ricam,
Ardahan'ın kalkınması ve gelişmesi için...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Sayın Öğüt,
toparlayın efendim.
ENSAR ÖĞÜT (Devamla)
- Tamam.
... güvenlik
açısından stratejik önem taşıyan ilimizde 133 000 insan yaşıyor; 1 000 000'a
yakın insan göç etmiş. Şimdi, Sayın Dışişleri Bakanımız burada, ben arz
ediyorum; Gürcistan'ın Ahıska Bölgesine 500 000 Ermeni
yerleşti; Ahıska Türkleri, orada, yok oldu.
Ermenistan'ın emeli gerçekleşecek, Karadeniz'e uzanacak. Ermenistan güçleniyor,
Ardahan boşalıyor. Ardahan'ı Ermenistan'a mı vereceğiz?! Bu ne cüret!.. Halen,
suyu olmayan köylerin projesi yapılmıyor.
Bu nedenle, ben
sizden istirham ediyorum değerli milletvekilleri; hepimizin sorumluluğu var; bu
yalnız benim değil, Türkiye'nin sorumluluğudur. Ardahan, geçmişte, Anadolu
topraklarının garantisi olarak iki defa Rusya'ya savaş tazminatı olarak verildi.
Bugün Ermenistan, Kars'ı, Ardahan'ı, Erzurum'u istiyor. Bu stratejik anlamdaki
illerimizin kalkınması için, sınır ticaretinin gelişmesi, hayvancılığın ve
tarımın gelişmesi -o bölgelere fabrikalar kurulmuyorsa- üniversitelerin
kurulması lazım. Üniversiteler kurulursa, değerli arkadaşlar, o bölgeler bacasız
fabrika olur; güvenlik açısından önemli, göçün önlenmesi açısından önemli, her
konuda önemlidir.
Onun için, Yüce
Meclisten, bu kanun teklifimin gündeme alınarak, Ardahan'a "Ardahan" isimli bir
üniversite kurulmasını istirham ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum.
Efendim, Hükümetin
söz isteği?.. Yok.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Sayın
milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve
gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmına geçiyoruz.
Alınan karar
gereğince, bu kısmın 157 nci sırasında yer alan, CHP
Grubu adına Grup Başkanvekilleri, Samsun Milletvekili
Haluk Koç, İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol ve
İstanbul Milletvekili Ali Topuz'un, Irak Halkına yöneltilen şiddet ve
Türkiye'nin Irak politikası konularında; 158 inci sırada yer alan, Kayseri
Milletvekili Taner Yıldız ve 21 milletvekilinin, Irak Halkına yöneltilen şiddet
ve işkence olaylarının ulusal ve uluslararası düzeydeki yansımaları konusunda
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 102 ve 103 üncü maddeleri uyarınca bir genel
görüşme açılmasına ilişkin önergelerinin öngörüşmelerine başlıyoruz.
VI.- GENSORU, GENEL
GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE
MECLİS ARAŞTIRMASI
A) ÖNGÖRÜŞMELER
1.- CHP Grubu adına
Grup Başkanvekilleri, Samsun Milletvekili Haluk Koç,
İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol ve İstanbul
Milletvekili Ali Topuz'un Irak Halkına yöneltilen şiddet ve Türkiye'nin Irak
politikası konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/14)
2.- Kayseri
Milletvekili Taner Yıldız ve 21 milletvekilinin Irak Halkına yöneltilen şiddet
ve işkence olaylarının ulusal ve uluslararası düzeydeki yansımaları konusunda
genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/15)
BAŞKAN -Hükümet?..
Burada.
Genel görüşme
önergeleri, Genel Kurulun 18.5.2004 tarihli 90 ıncı
Birleşiminde okunduklarından, tekrar okutmuyorum.
İçtüzüğümüze göre,
genel görüşme açılıp açılmaması hususunda, sırasıyla, hükümete, siyasî parti
gruplarına ve önergelerdeki birinci imza sahibine veya onların göstereceği bir
diğer imza sahibine söz verilecektir.
Konuşma süreleri,
hükümet ve gruplar için 20'şer dakika, önerge sahipleri için 10'ar dakikadır.
Şimdi, söz alan sayın
üyelerin isimlerini okuyorum: AK Parti Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Ömer
Çelik, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Onur
Öymen; önerge sahipleri olarak, Balıkesir Milletvekili
Sayın Turhan Çömez ve İstanbul Milletvekili Sayın Şükrü Elekdağ. Bu talepleri değerlendireceğim.
21
İlk sözü Hükümete
veriyorum. Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcımız Sayın Abdullah Gül; buyurun.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika.
DIŞİŞLERİ BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; son günlerde giderek tırmanan ve hepimizi gerçekten
kaygılandıran Irak'la ve Filistin'le ilgili konularda size bilgi vermek
istiyorum, bunun için söz almış bulunuyorum; Hükümetim adına, hepinize saygılar
sunuyorum.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; bölgemizdeki atmosfer, Irak'ta ve Filistin sorununda paralel
olarak yaşanan tırmanmayla son haftalarda daha da bozulmuştur. Son gelişmeler,
Hükümetimizin uzun süredir bütün ilgili taraflara yaptığı uyarı, telkin ve
tavsiyelerin haklılığını, ne yazık ki, bir kez daha göstermiştir. Bölgede endişe
ve ümitsizlik artmaktadır. Olumsuz siyasî, askerî gelişmeler, bölgede ekonomik,
ticarî gelişme ve işbirliği perspektifini, diyalog çalışmalarını, sosyal reform
girişimlerini olumsuz etkilemektedir. Bölgemizde barışın ve istikrarın
sağlanması yönündeki çabalara her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç
duyulmaktadır.
Sayın
milletvekilleri, komşumuz Irak, savaşın sona ermesinden bu yana en zor dönemini
yaşamaktadır. Kardeş Irak Halkının çektiği acılar ne yazık ki henüz sona
ermemiştir. Süregelen Irak bunalımının bölgede ve dünyadaki olumsuz siyasî ve
ekonomik etkileri de sürmektedir.
Irak'ın özgür,
demokratik ve müreffeh bir geleceğe doğru ilerleyebilmesinin temel şartlarından
biri asayiş ve güvenlik ortamının tesis edilmesidir; bu ortam hâlâ tesis
edilememiştir. Koalisyon güçleri yer yer direnişle
karşı karşıyadır. Bu durum, diğer sorunlara odaklanmayı zorlaştırmaktadır;
ülkenin yeniden imarı için harcanmakta olan kaynak ve çabaların halka ulaşmasını
olumsuz etkilemektedir. Savaşın son bulmasının ardından, Irak genelinde,
koalisyon güçlerinin yanı sıra Iraklı sivillere, siyasî şahsiyetlere, yabancı
temsilciliklere ve uluslararası kuruluşlara saldırılar da devam etmektedir. Bu
saldırılar güvenlik durumunu ağırlaştırmaktadır. Koalisyon kuvvetleri, bir
süreden beri, aynı anda iki ayrı cephede çatışmak durumunda kalmışlardır. Zaman
zaman orantısız, aşırı güç kullanılmaktadır.
Çatışmalarda sivil halk, konutlar ve maalesef cami ve türbe gibi kutsal yerler
de zarar görmeye başlamıştır; bu hususlar direniş odaklarının çeşitlenmelerine
de yol açmaktadır.
Koalisyonun işini
daha da zorlaştıran bir gelişme, başta İspanya olmak üzere koalisyona askerî
destek veren bazı ülkelerin, Irak'tan güçlerini çekme kararı almış olmalarıdır.
Değerli
milletvekilleri, güvenlik ve istikrarın tesisi konusunda ciddî güçlüklerin
yaşandığı bir dönemde, Irak'taki bir cezaevinde, bazı koalisyon askerleri
tarafından tutuklulara işkence ve insanlıkdışı muamele
yapıldığı ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu gelişme mevcut tabloyu büsbütün
ağırlaştırmıştır. Söz konusu olaylar, uluslararası insanî hukuka ve evrensel
değerlere hiçbir şekilde uygun düşmemektedir ve hafızalardan da kolay kolay silinmeyecek iz bırakmıştır. Gerek Irak Halkı gerekse
halkımızın dahil olduğu uluslararası toplum infial içindedir. Hükümet olarak, bu
olayı kınamış bulunuyoruz. Özellikle bölge halklarının tepkisinin uzun vadeli
olumsuz sonuçlar yaratmasından da endişe duyuyoruz.
Amerika Birleşik
Devletleri yönetimi, bu olayların üzerine giderek, sorumluları ortaya çıkarmayı
ve cezalandırmayı vaat etmiştir. Kamuoyu önünde üstlenilen bu taahhütlerin en
kısa zamanda sonuç vermesini bekliyoruz. Amerika Birleşik Devletleri
yetkililerinin yaptıkları üzüntü ve özür beyanları faydalı olmuştur; ama, bu
sözlerde durulması, esas o zaman bütün dünya kamuoyunda etki yaratacaktır.
Amerika dahil uluslararası kamuoyunun ve medyanın, olayları demokratik biçimde
açıklayarak tartışmış olmasını olumlu karşılıyoruz.
Sayın
milletvekilleri, Irak'taki çatışma ortamı, meşru bir yönetime yönelik siyasî
geçiş sürecinin işleyebilmesini de engellemektedir.
Diğer yandan, savaşın ardından, Irak'ta, halkı kucaklayan ve halk tarafından
benimsenen yönetim yapılarının bir türlü tesis edilememiş olması da
asayişsizliği tetiklemektedir. Bu kısırdöngünün kırılabilmesi için Irak'ın
önündeki tek çıkış yolu, siyasî sürecin meşru kılınması suretiyle
ilerletilmesidir. Bu süreç, ayrılıkları derinleştiren bir zeminde yürüyemez.
Dolayısıyla, geçici yapılarda, tüm kesimler temsil imkânı bularak bir araya
gelmelidir. Süreç, ulusal uyumun oluşturulmasını hedefleyen bir zemine
oturtulmalıdır.
İşte bu noktada,
Birleşmiş Milletler rolünün önplana çıkması
gerekmektedir.Biz de, Birleşmiş Milletlerin bu rolüne büyük önem veriyoruz.
Gerek koalisyon gerek
uluslararası toplum, bu kuruluşun tarafsız konumuna ve uzmanlığına gittikçe daha
fazla ihtiyaç olduğunu kabul etmektedir. Önümüzdeki süreçte, Birleşmiş
Milletlerin Irak'ta daha etkin bir rol üstlenmesini beklemekteyiz.
Irak'taki siyasî
geçiş sürecinin takvimi, 8 Mart tarihinde imzalanan
geçici idarî yasayla belirlenmiş durumdadır. Buna göre, birinci aşama, 30
Haziran 2004 tarihinde koalisyon yönetimi ve Irak Yönetim Konseyinin
lağvedilmesi ve egemenliğin, yeni kurulacak olan Irak geçici hükümetine
devredilmesiyle başlayacaktır. İkinci aşamada ise, en geç 31 Ocak 2005'e kadar
yapılacak ulusal meclis seçimleri sonucunda, Irak geçiş hükümetinin kurulmasıyla başlayacak ve bu seçilmiş
meclisin hazırlayacağı daimî anayasa uyarınca, yeni hükümetin kurulmasıyla 31
Aralık 2005'te son bulacaktır. Geçici idarî yasa, 30 Haziranda başlamak üzere,
siyasî geçiş sürecinin sonuna kadar yürürlükte
kalacaktır.
Sayın
milletvekilleri, 30 Haziran tarihi yaklaştıkça, Irak'taki siyasî süreç kritik
bir aşamaya girmekte ve iki konu önplana çıkmaktadır.
Bunlardan birincisi, 1 Temmuz itibariyle egemenliği devralacak olan geçici
hükümetin yapısına ilişkindir. Diğeri ise, en geç 2005 Ocak ayında yapılması
planlanan genel seçimlere yönelik hazırlıklardır. Her iki konuda da Birleşmiş
Milletlerin katkısı ve tavsiyeleri istenmiştir. Birleşmiş Milletler Genel
Sekreterinin Irak Özel Temsilcisi, Irak Yönetim Konseyinin yerine, ağırlıklı
olarak bir teknokratlar hükümetinin kurulmasını önermektedir. Bunun üyelerinin
Irak Halkına ve Birleşmiş Milletlere danışılarak mayıs
22
ayı sonuna kadar
belirlenmesi öngörülmektedir. Ayrıca, geçici hükümete danışmanlık yapacak bir
ulusal konferans toplanması yönünde de tavsiyelerde bulunmaktadır.
2005 yılı başında
seçimlerle belirlenecek ve anayasayı hazırlamakla görevlendirilecek olan ulusal
meclisin egemenlik yetkisini serbestçe kullanabilmesi gerçekten de hayatî bir
önem taşımaktadır.
Amerika Birleşik
Devletleri Başkanı Bush'un, egemenliğin Iraklılara
devredilecek olması vesilesiyle, siyasî geçiş
sürecinin aşamaları hakkında dün gece yaptığı -Türkiye saatiyle bu sabah
yaptığı- açıklamayı da önemle not etmiş bulunuyoruz.
Değerli
milletvekilleri, Türkiye, bulunduğu coğrafyada bir güvenlik ve istikrar kuşağı
yaratabilmek amacıyla diplomasinin tüm imkânlarını
kullanmaktadır. Bu bağlamda, komşumuz Irak'a özel bir önem atfetmekteyiz.
Irak'ın içerisinde bulunduğu bu kritik aşamada, temel sorumluluk koalisyon
yönetimine ve Irak Halkına düşmektedir. Koalisyon, geçmişte yaptığı bazı
hataları tekrarlamamaya özen göstermelidir. Irak'ı oluşturan bütün kesimler
siyasî sürecin içerisine çekilmelidir. Egemenliğin temsili ve meşru yönetim
yapılarına devredilmesinin önü açılmalıdır. Bu sağlanabildiği takdirde, geçtiğimiz yıldan beri yaşanmakta olan travmanın yerini,
Irak Halkının kendi geleceğine birlikte sahip çıkma duygusu alacaktır.
Yine, bu bağlamda,
Irak'ın geleceğinin, her şeyden önce Iraklılar tarafından belirleneceği akılda
tutulmalıdır. Toplumu oluşturan değişik kesimler, etnik ve mezhebî çıkarları ve
mülahazaları bir kenara bırakmalıdırlar. Bunlar, ortak gelecekleri için bir
toplumsal uzlaşıya varabildikleri ölçüde Irak'ın
sorunlarına çözüm üretebileceklerdir.
Bu vesileyle, Iraklı
tüm siyasî partileri ve liderlerini, bu dönemde, maceracılıktan uzak ve sorumlu
bir tutum takınmaya, dar çıkar hesaplarından uzak durmaya davet ediyorum. Aşırı
ihtiraslarını dizginleyemeyenlerin, kendilerine ve halklarına zarar vereceğini
bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Iraklı Türkmenlerin,
ılımlı, yetenekli, barışçı bir toplum olarak, Irak'ın birliğine, istikrarına,
refahına ve geleceğine en iyi hizmeti verebileceğine de inanıyoruz. Iraklı
Türkmen soydaşlarımız, Irak'taki geçiş sürecine daha
etkili biçimde katılmak ve birlikteliklerini sergilemek üzere, güç koşullarda
azimli bir siyasî faaliyet yürütmektedirler. Onların haklarına ve güvenliğine,
diğer bütün Iraklılarla birlikte sahip olmasına önem atfediyoruz.
Hükümetimiz, Irak'ın
içinden geçmekte olduğu bu hassas dönemde, Irak'ı
oluşturan bütün kesimlerle diyalog ve temaslarını yoğun biçimde sürdürmektedir.
Çeşitli Irak heyetlerini Ankara'da ağırlıyoruz. Bağdat'a ve Kuzey Irak dahil
diğer bölgelere, Hükümetimizin Irak Özel Temsilcisinin eşgüdümünde heyetler
gönderiyoruz. Bölge ülkeleri, Birleşmiş Milletler, Amerika Birleşik Devletleri
ve Avrupa Birliğiyle de temas halindeyiz. Bu temaslarımızda, sağduyuyu,
toplumsal uzlaşıyı ve istikrar arayışlarını önplanda tutan bir yaklaşım sergilemekteyiz.
Iraklılara
egemenliğin devredileceği 30 Haziran tarihinde bir ertelemeye gidilmemelidir. Bu
devir sanal değil, gerçek olmalıdır. Hem koalisyon geçici yönetiminin hem de
Irak Yönetim Konseyinin mevcudiyetinin 1 Temmuz itibariyle sona ermesinde yarar
görüyoruz. Geçici Irak hükümeti, Irak Yönetim Konseyinin bir uzantısı veya
benzeri olmamalıdır. Bu, siyasî sürecin selameti açısından da zorunludur.
Irak'ta geçici
hükümetin göreve gelmesinin ardından bir ulusal konferans düzenlenmesi fikrini
de kuvvetle destekliyoruz.
Ayrıca, 2005 yılı
ocak ayında yapılması planlanan genel seçimler, Irak'taki bütün kesimlerin
Mecliste temsiline imkân verecek bir sistem çerçevesinde düzenlenmelidir.
Irak'taki çeşitli kesimleri mağdur edecek hususların, yeni seçim yasasında yer
almasına Birleşmiş Milletler engel olmalıdır. Bu hedefler doğrultusunda,
diplomatik alanlardaki çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.
Değerli
milletvekilleri, geçtiğimiz yıl, savaştan önce
Hükümetimizin girişimiyle başlatılan "Irak'a komşu ülkeler girişimi" büyük bir
merhale kaydetmiştir. Belki de, bölgemizin tarihinde ilk defa, bütün ülkelerin,
Irak gibi hassas bir konuda, ortak bir sesle ortaya çıkmaları böylece mümkün
olmuştur. Bu süreç, artık Irak konusunda sağlam bir müktesebat oluşturmuş
durumdadır. Bu girişimin önemi, uluslararası camia ve Birleşmiş Milletler
tarafından da takdir edilmektedir.
Birleşmiş Milletler
Genel Sekreteri, bu teşebbüsümüzden ilham alarak, Irak'a komşu ülkelerin de
dahil olduğu bir istişare grubu oluşturmuştur. 5 kez yapılan toplantıların
sonuncusuna, Irak Geçici Dışişleri Bakanı ve Birleşmiş Milletler Genel
Sekreterinin Özel Temsilcisinin de katılması, bu girişimimizin etkinliğinin
arttığının diğer bir göstergesidir.
Başta koalisyon
ülkeleri olmak üzere bütün tarafların, komşu ülkelerin görüş, endişe ve
tavsiyelerini dikkate almalarında, herkes için fayda olduğunu, bir kez daha,
burada belirtmek istiyorum.
Komşu ülkeler
sürecinin yarattığı ilgi, Birleşmiş Milletlerin yanı sıra, kısa sürede başka
uluslararası örgütler nezdinde de yansımalarını
bulmuştur. Parlamentolararası Birlik, Irak'a komşu
ülkeleri, bu defa parlamento başkanları düzeyinde bir araya getirmek üzere
harekete geçmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Bülent Arınç'ın ülkemizi temsilen
katıldığı komşu ülkeler toplantısı, 12-13 Mayıs tarihlerinde Amman'da
gerçekleşmiştir. Söz konusu toplantıda, Irak'ta demokratik kurumların
oluşturulmasına ve Birleşmiş Milletlerin bu doğrultudaki çabalarına komşu
ülkelerin desteği bir kez daha teyit edilmiştir.
Son olarak, İslam
Konferansı Örgütünün Irak konusunda inisiyatif almasını önerdik. Bununla ilgili,
aylar önce Malezya Dışişleri Bakanına yazdığım mektup üzerine, Malezya harekete
geçti. Geçen nisan ayında yapılan İslam Konferansı Örgütü Olağanüstü Dışişleri
Bakanları Toplantısında bir dizi öneri ve eylem üzerinde de mutabık kaldık.
Değerli
milletvekilleri, konuşmamın Irak'la ilgili kısmını tamamlamadan önce, evvelce
belirttiğim bir hususu yeniden vurgulamakta yarar görüyorum. Egemenliğin 30
Haziranda devredilmesinden sonra, Irak Halkı, kendi siyasî geleceğini inşa etme
23
yolunda zorlu bir
sınav vermeye devam edecektir. Bu uzun ve çetin süreçte, Türkiye, Irak Halkını
desteklemeyi sürdürecektir. Irak Halkının, istisnasız bütün kesimlerini
akrabamız saydığımızı hep söyledik; söylemekle kalmadık, siyasî, ekonomik,
sosyal girişimlerimizle, güvenlikle ilgili çabalarımızla, bunu da ispatladık.
Kızılayın Irak'taki faaliyetleri, Türkiye'de tedavi
ettirdiğimiz terör kurbanı Iraklı Kürtler, Iraklı diplomatlara Ankara'da
verdiğimiz kurs, Irak Anayasasıyla ilgili olarak Ankara'da düzenlenen sempozyum
buna örnektir. Irak Ekonomik İşler Koordinatörümüz, Uluslararası Irak'a Yardım
Konferansına katılmak üzere, bugün Doha'ya hareket etmiştir. Tabiatıyla, Iraklı
Kürtlerle coğrafî, tarihî ve insanî nedenlerle özel ve yakın ilişkilerimiz
bulunmaktadır. Bu ilişkiler sürecektir; ancak, önümüzdeki dönemde Irak Halkının
tüm kesimlerinin kendi aralarında uzlaşmaya yardımcı olacak bilinçle hareket
etmeleri ve geçiş sürecini sahiplenmeleri hayatî önem
taşımaktadır. Zira, Irak'ta barışın anahtarı, Irak Halkının kendi elindedir.
Türkiye, bu yönde samimî çaba gösterenlere destek olmaya devam edecektir.
Sayın Başkan, müsaade
ederseniz, Filistin'le ilgili Hükümetimizin görüşlerini de, burada, sayın
milletvekillerine aktarmak istiyorum.
Sayın
milletvekilleri, Ortadoğu'da yaşanan şiddet olaylarını derin endişeyle izlemeye
devam ediyoruz. Bir yandan İsrail'in çok sayıda Filistinli sivilin ölümüne yol
açan ağır yıkım ve yıldırma hareketleri, diğer yandan İsrailli sivillerin
ölümüne yol açan intihar saldırıları, durumu, gittikçe tehlikeli boyutlara
taşımaktadır. Bu olayları şiddetle kınıyoruz. Bunların devamı halinde, durumun
kontrolsüz bir hale gelmesinden ve sonuçları öngörülemeyecek bir ortamın
doğmasından da endişe ediyoruz.
İhtilafın tarafları
arasında karşılıklı güven, maalesef, hâlâ tesis edilememiştir. Bu nedenle,
uluslararası kamuoyu tarafından yürütülen barış çabalarından bugüne kadar somut
bir sonuç alınması da mümkün olmamıştır.
İsrail Başbakanı
Ariel Şaron, bir süre önce,
İsrail'in, Gazze şeridinin tamamından çekilmesini ve
Batı Şeria'daki yerleşim yerlerinden bazılarının
boşaltılmasını öngören bir ayrılma planı açıklamıştır. Bu plan, tartışmalara ve
tepkilere yol açmıştır. Plan, Hükümetimizce de usul ve içerik bakımından
eleştirilmiştir. Bu tartışma sürerken, 11 Mayıs 2004 tarihinden itibaren Gazze şeridinde vahim şiddet olayları yaşanmıştır. Bu
olaylarda İsrail güvenlik güçlerinin orantısız ve aşırı güç kullandıkları
görülmüştür. Bunun sonucu, aralarında çocukların da bulunduğu çok sayıda
Filistinli hayatını kaybetmiştir. Bu olaylar, barış umutlarına yeni bir darbe
olmuştur. Bu olayların devamı olarak, İsrail, güvenlik gerekçesiyle, Gazze şeridinin Mısır sınırında bulunan çok sayıda evi
tanklarla yıkmıştır. Böylece, çok zor şartlar içinde mülteci kamplarında yaşayan
binlerce Filistinliye yeni binlerce Filistinli ilave edilmiştir. Bunun ardından,
Refah Mülteci Kampında protesto yürüyüşü yapan Filistinlilerin üzerine
helikopterler ve tanklardan ateş açılmıştır. Açılan ateşte 15 Filistinli ölmüş
ve birçok kişi yaralanmıştır. Bu olaylar, durumu daha da trajik boyutlara
ulaştırmıştır.
Bütün bu gelişmeler
son derece tehlikeli olup, bizi tedirgin etmektedir. Biz, yol haritasının
uygulanmasını beklerken, İsrail'in her türlü hukuka aykırı davranış içine giren
politikalarını Türkiye'nin tasvip etmesi kesinlikle mümkün değildir. Gazze'de yaşanan ve hepimizi derinden sarsan olaylar ise,
kesinlikle ölçünün tamamen kaçırılması anlamına gelmektedir. Bu konuda, Sayın
Başbakanımız, ben, görüşlerimizi açık, net bir şekilde ifade ettik. Halkımızın
da tepkisi gayet açık bir şekilde ortadadır. Tüm dünyayı ayağa kaldıran bu
olayları bir kez daha kınıyoruz. Bunların hiç kimseye faydası da olmayacaktır.
Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyi, kabul ettiği 1544 sayılı Kararla, tüm şiddet, terör ve yıkım
eylemlerini kınamıştır. Bu karar, Türkiye'nin de dahil olduğu uluslararası
toplumun gelişmelerden duyduğu kaygıyı ve içinde bulunulan durumun ciddiyetini
gereğince yansıtmaktadır.
Diğer taraftan,
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, söz konusu kararında, İsrail'in,
uluslararası insanî hukuktan kaynaklanan sorumluluklarının bilincinde olarak,
Filistinlilerin hayat şartlarını daha da zorlaştıracak ev yıkımlarını
durdurmasını istemiştir. Bu talebe, Hükümetimiz de kuvvetle katılmaktadır ve bu
çağrıyı, burada, bir kez daha tekrarlamaktayız.
Bölgede yaşanan
olaylara ilişkin olarak Hükümetimizce yapılan açıklamalarda, İsrail'in
davranışları kınanmıştır. Bu tür orantısız, aşırı hareketlerin, bizatihi
İsrail'in güvenlik amaçlarına hizmet etmeyeceği, aksine, bu bölgede yaşayan
Filistin Halkının hayat koşullarının daha da güçleşmesine yol açacağı, ayrıca,
terör eylemlerini gerçekleştiren gruplara yeni gerekçeler sağlayacağı
vurgulanmıştır.
Değerli
milletvekilleri, içerisinde bulunulan bu çok hassas dönemde, itidal ve
sağduyunun her zamankinden fazla önem taşıdığına inanıyoruz. Taraflara,
karşılıklı güven bunalımını daha da derinleştirecek adımlardan özenle
kaçınmalarını telkin ediyoruz. Kendilerini, sorumluluklarının bilincinde hareket
etmeye ve diyalog yollarını kapatmamaya çağırıyoruz. İki tarafın da güvenliği,
ancak, siyasî müzakereler yoluyla tesis edilebilecek, yaşayabilir bir barış
anlaşmasıyla sağlanabilir. İsrail-Filistin ihtilafı, Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyinin ilgili kararları çerçevesinde, İsrail ve Filistin'in güvenli
ve tanınmış sınırlar içerisinde yan yana yaşayacakları bir bölge vizyonu
zemininde çözülmelidir. Bu çerçevede, taraflarca kabul edilmiş olan yol
haritası, kaçırılmaması gereken bir fırsattır. Taraflara, yol haritasının bir an
önce hayata geçirilmesi için üzerlerine düşen görevleri yerine getirme
çağrımızı, bu vesileyle bir kez daha tekrarlıyoruz.
Bölgede bu zamana
kadar yaşanan gelişmeler, sorunun sadece Filistin ile İsrail taraflarının
gayretleriyle çözümlenemeyeceğini göstermiştir. İhtilafın barışçı yollardan
çözümü için, uluslararası toplumun da elini taşın altına koyması gerekmektedir;
ancak, bu çabalar, sadece kınama noktasında kalmamalıdır. Bunun ötesine geçecek şekilde, ilgili devletlerin bir araya gelerek,
gerekli adımları atmaları lazımdır. Bu bağlamda, Birleşmiş Milletlere önemli
görevler düşmektedir.
Türkiye, her iki
tarafın da güvenini haiz bir ülke olarak, öncelikle şiddet ve terörün
durdurulması, ardından da barış görüşmelerinin başlatılması için, çabalarını
aktif bir şekilde sürdürmektedir. Bu çerçevede, Türkiye, İslam Konferansı
Örgütünün
24
harekete geçmesinde de öncü rol oynamıştır. Nitekim, 22 Nisan 2004
tarihinde Malezya'da yapılan İKÖ Ortadoğu özel toplantısında, "quartet" denilen dörtlü grubun üyeleri Birleşmiş Milletler,
Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Rusya Federasyonu ile İKÖ adına
temaslarda bulunmak üzere oluşturulan 5 üyeli Bakanlar Delegasyonuna ülkemiz de
seçilmiş bulunmaktadır. Bakanlar Delegasyonu, ilk aşamada, 19 Mayıs 2004
tarihinde Dublin'de Avrupa Birliği Dönem Başkanı İrlanda Dışişleri Bakanıyla, 20
Mayıs 2004 tarihinde de Moskova'da Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanıyla yararlı
görüşmeler yapmıştır. Bu toplantılardan Dublin'dekine Devlet Bakanı Sayın Beşir Atalay, Moskova'dakine ise
ben katıldım. Delegasyonun, bilahara, haziran ayı
başında, quartet'in diğer üyeleri Birleşmiş Milletler
Genel Sekreteri ve Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanıyla da temaslarda
bulunması planlanmaktadır. Ayrıca, 9-12 Mayıs 2004 tarihlerinde Cidde'de
gerçekleştirilen İslam Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları Hazırlık
Toplantısına Türkiye başkanlık etmiştir. Heyetimiz, Filistin lehine olan
kararlarda uzlaşı sağlanması için yoğun gayret sarf
etmiştir. Bu gayretlerimiz ve katkımız, başta Filistin olmak üzere, diğer üye
ülkeler tarafından takdirle karşılanmıştır.
Türkiye'nin Filistin
konusundaki çabaları sadece İKÖ'yle sınırlı
kalmamaktadır. Türkiye, Ortadoğu sorunu konusunda Birleşmiş Milletlerde yapılan
görüşmelerde, geleneksel olarak, Filistin Halkının haklı davasını destekleyegelmiştir. Bu çerçevede, ülkemiz, Gazze'de yaşanan olaylar üzerine Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyince kabul edilmiş olan 1544 sayılı Kararı desteklediğini
açıklamıştır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun, işgal altındaki toprakların
temsili konusunda son olarak aldığı karara da olumlu oy vermiş bulunmaktayız.
Geçtiğimiz
haftalarda katıldığım Euro-Med, Avrupa-Akdeniz ve NATO
Dışişleri Bakanları toplantılarında, Avrupa ülkelerinin yanı sıra aralarında
Filistin'in de bulunduğu başlıca Arap ülkelerinin ve İsrail'in Dışişleri
Bakanıyla görüştüm, Arap Ligi Genel Sekreteriyle de geniş bir istişarede
bulundum. Bu toplantılarda yaptığım konuşmalarda ve ikili temaslarımda bölgede
yaşanan durumun vahametine dikkat çektim. Sorunun, günümüzde en önemli tehdit
haline gelen terörizmi nasıl beslediğini, muhataplarıma anlatma fırsatı buldum.
Yol haritasının uygulanması yolunda acil biçimde harekete geçilmesi gerektiğini, bir kez daha orada da bütün
muhataplarıma anlattım. Avrupa Birliği Konseyi Genel Sekreteri ve Ortak Güvenlik
ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Solona'yla geçen
hafta Brüksel'de yaptığım görüşmede de konuyu bir kez daha ele aldım. Yol
haritasının uygulanmasını teminen Türkiye'nin Avrupa
Birliğiyle ortak girişimler yapma fikri üzerinde durduk. Ortadoğu sorunu
hakkındaki görüşlerimizi ve politikalarımızı anlatmak amacıyla Arap basınının
Türkiye'deki temsilcileriyle geçen hafta bir toplantı yaptım. Bu toplantıya
katılan basın mensuplarının Türkiye'nin izlediği dengeli ve yapıcı politikaları
takdirle izlediklerini tespit ettim. Bu toplantıda ifade ettiğimiz görüşler,
bölge basınında geniş bir şekilde yankı buldu.
Değerli
milletvekilleri, diğer yandan, Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı Sayın Yaser Arafat'tan aldığımız mesajda, Türkiye'nin gayretleri
ve aktif tutumundan dolayı memnuniyetleri ifade edilmiştir. Ayrıca, barışın
ancak kapsamlı olduğu takdirde kalıcı olacağı düşüncesinden hareketle, Suriye ve
Lübnan kanallarının da zamanı geldiğinde canlandırılması gerektiğini
savunuyoruz. Bu yöndeki düşüncelerimizi, önceki hafta Türkiye'yi ziyaret eden
Lübnan Başbakanı Refik Hariri'yle de paylaştık.
Bu vesileyle,
İsrail'le ilişkilerimize de değinmek istiyorum. Türkiye, aralarında Avrupa ve
Arap ülkelerinin de yer aldığı birçok ülke gibi, Madrid Barış Konferansı ve Oslo
Anlaşmalarının olumlu sonuçlarını teşvik edici biçimde, 1992'den itibaren
İsrail'le ilişkilerini geliştirmiştir. Bu ilişkiler, halen, kendi dinamikleri
içinde seyrini sürdürmektedir.
BAŞKAN - Sayın Bakan,
bir dakikanızı rica ediyorum.
Değerli arkadaşlar,
Genel Kurulda gerçekten bir uğultu var. Dışişleri Bakanımız çok önemli bir
konuyu Genel Kurulumuzun bilgilerine sunuyor, Sayın Bakanımızı sükûnetle
dinlemenizi rica ediyorum.
Buyurun efendim.
DIŞİŞLERİ BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - Türkiye-İsrail ilişkilerinin,
karşılıklı çıkarların yanı sıra, bölgedeki barış, istikrar ve diyalog çabalarına
hayatî bir katkı yaptığını bütün taraflar da kabul etmektedir.
Sayın
milletvekilleri, barış sürecinin canlandırılmasına yönelik her türlü çaba ve
girişim, Filistin Halkının içinde bulunduğu ağır ekonomik ve sosyal güçlüklerin
acilen dindirilmesine yönelik önlemleri de içermektedir. Filistin'i ziyaret edip
yeni gelen Dostluk Grubunun gerek İktidara gerekse muhalefete mensup değerli
üyeleri de, bunu yerinde tespit etmişlerdir ve yaptıkları basın açıklamalarıyla,
heyetin Sayın Başkanının burada yaptığı açıklamayla da, bu, bir kez daha ortaya
çıkmıştır. Bu husus, uluslararası toplumun, her şeyden önce, ahlakî ve insanî
bir yükümlülüğüdür. Bu inançtan hareketle, 2003 Aralık ayında, Filistin ve
Filistinli kardeşlerimize yönelik kapsamlı bir ekonomik ve sosyal eylem planı
açıklamış bulunuyoruz. Bu plan, kamu ve özel sektörümüz ile sivil toplum
kuruluşlarının, Filistin'le ilgili ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetlerinin
artırılmasını ve eşgüdüm içinde gerçekleştirilmesini öngörmektedir. Bu plan
çerçevesinde kurumlararası çalışmalar başlamış
bulunmaktadır. Sayın Başbakanın bugün imzaladığı bir genelgeyle, planın
uygulanması ve konuyla ilgili gelişmelerin takibinden sorumlu olacak Filistin
Ekonomik-Sosyal İşbirliği Koordinatörlüğü görevini, değerli devlet adamı, eski
bakanlarımızdan Sayın Vehbi Dinçerler'in deruhte
etmesi kararlaştırılmıştır. Sayın Vehbi Dinçerler, bu
konuyla ilgili özel olarak görevlendirilmiştir ve kendisine her türlü kamu ve
özel sektör desteği verilecektir. Bunun altyapısı da hazırlanmıştır.
Bakanlığımız, bu konuyla ilgili olarak, uzun süredir ciddî çalışmalar yapmıştır.
Önümüzdeki birkaç gün içerisinde, bununla ilgili olarak, kamuoyumuza geniş bir
açıklama da yapılacaktır.
Halihazırda,
arazideki yegâne uluslararası gözlem gücü, El Halil'deki uluslararası geçici
mevcudiyettir. Bu kuvvette askerî gözlemci bulunduran tek İslam Konferansı
Örgütü üyesi ülke Türkiye'dir. Diğer yandan, hükümetimiz, yol haritasının hayata
geçirilmesi halinde üçüncü taraflara açık olacak şekilde izleme-gözlem
mekanizmalarına katılmaya hazır olduğunu taraflara bildirmiş ve bu yönde gerekli
girişimlerde de bulunmuştur.
25
Türkiye, 1996
yılından bu yana, Filistin'e, sağlık, eğitim, kamu maliyesi, kurumsallaşma,
güvenlik, turizm ve tarım alanlarında yaklaşık 7 000 000 dolar karşılıksız yardımda bulunmuştur. Türkiye, keza,
Birleşmiş Milletler Filistinli Mülteciler İçin Yardım ve Bayındırlık Ajansı
aracılığıyla, Filistinli mültecilere yardım yapmaktadır. Ülkemiz, bu ajansın
icra komitesi üyesidir. El Halil'deki uluslararası geçici mevcudiyet vasıtasıyla
da, El Halil'de yaşayan Filistinli halka dolaylı yardımlar yapmaktayız.
Filistin'e yaptığımız
aynî yardımlar, gıda, ilaç ve tıbbî yardım, malzeme şeklinde olmaktadır.
Filistinli yaralılar
ülkemizde tedavi edilmişlerdir.
Filistinli
diplomatlar, Dışişleri Bakanlığımızın eğitim merkezinde eğitim görmektedirler.
Filistin televizyon
kanalı personeli ise TRT'de eğitilmektedir.
Filistinli polislere
Türk Polis Akademisinde eğitim imkânı sağlanmıştır.
Öğrenci bursları
verilmektedir.
Öte yandan, Filistin
ulusal yönetiminin gerçekleştirmekte olduğu reform çabalarına da destek
vermekteyiz. Bu amaçla, Filistin tarafının talebi üzerine, Bakanlığımız,
ülkemizin önde gelen bir anayasa uzmanını, müstakbel Filistin Devletinin
anayasasını incelemekle görevlendirmiştir. Hazırlanan rapor, Filistin tarafına
iletilmiş bulunmaktadır.
Bunun yanı sıra,
diğer bir akademisyenimiz de, geçtiğimiz yıl,
Filistin'i ziyaret ederek, anayasa hazırlığı ve idarî reform çalışmaları
konusunda Filistinli yetkililerle ortak çalışmalar yapmıştır. Filistinliler,
idarî reform ve anayasa çalışmalarına Türkiye'nin yaptığı katkıdan duydukları
memnuniyeti her vesileyle dile getirmektedir.
Türkiye, bir yandan
barış çabalarına destek verirken, diğer yandan, kardeş Filistin Halkının hayat
şartlarının iyileştirilmesi için elinden gelen katkıyı sağlamaya devam
edecektir.
Değerli arkadaşlar,
bütün bu çalışmaların daha etkin bir şekilde devam edebilmesi için, gerek
Irak'la ilgili olsun gerek Filistin'le ilgili olsun, her şeyden önce güvenlik
gelmektedir. Güvenliğin olmadığı bir ortamda, ekonomik, sosyal ve insanî
faaliyetlerin rahat bir şekilde yapılabilmesi mümkün değildir. O bakımdan, biz,
gerek Irak'ta gerek Filistin'de barışın tesis edilmesine, istikrarın tesis
edilmesine birinci derecede önem vermekteyiz.
Irak, komşumuz olan
bir ülkedir ve Irak'ta yaşayan herkes -Arabıyla, Kürdüyle, Türküyle- bizim akrabalarımızdır. Filistin ise,
tarihî olarak bize çok yakın olan bir ülkedir. Dolayısıyla, Türkiye olarak, bu
her iki ülkede etkinliğimizi sürdürmeye kararlıyız. Hükümetimiz bu konularla
yakından ilgilenmektedir, Meclisimiz yakından ilgilenmektedir, kamuoyumuz
yakından ilgilenmektedir. Ümit ediyorum ki, önümüzdeki aylar, önümüzdeki dönem,
her iki bölge için de, daha çok istikrarın sağlandığı, barışın sağlandığı ve
Türkiye'nin etkinliğinin daha çok gösterildiği bir bölge olacaktır.
Bu duygularla, Yüce
Meclise saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Bakan.
AK Parti Grubu adına,
Adana Milletvekili Sayın Ömer Çelik; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
ÖMER ÇELİK (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
İlk olarak,
milletimizin hislerini de ifade etmek bakımından, Ebu
Gurayb Cezaevinde ve son olarak Refah Mülteci Kampında
ortaya çıkan olayları Grubum adına şiddetle kınıyorum. Ortaya çıkan manzara,
gerçekten, insanlığın geldiği zaman diliminde son derece vahim bir manzaradır.
İnsanlığın aydınlanmadan bu yana elde ettiği bütün değerlerin neredeyse bir
cezaevinde iflas ettiğini görüyoruz. Evrensel değerler açısından bakıldığında
ortada kabul edilemez bir durum vardır. Demokrasi, insan hakları, hukuk devleti
ve diğer yüksek prensipleri bir bölgeye getirmek adına yapılan bir operasyonun
ardından bölgede çıkan manzara, neredeyse, oradaki insanları bu değerlere düşman
haline getirecek çok vahim olayları zincirleme bir şekilde tetiklemektedir.
Kuşkusuz, burada, son derece sağduyuyla ve titizlikle hareket edilmesi gerektiği
şeklinde bir sorumluluk durumuyla karşı karşıyayız.
Bizim açımızdan,
Irak'ın toprak bütünlüğü, Irak'ta demokratik, insan haklarına dayalı bir hukuk
devletinin var olması her şeyden daha önemlidir. Bunun gerçekleşmesi için, şu
anda orada yönetim sorumluluğunda bulunanların, ortaya çıkan bu manzaraların
sorumluları hakkında süratle işlem yapması gerektiğini, bunları cezalandırması
gerektiğini ve bu cezaları kamuoyuna şeffaf bir biçimde duyurması gerektiğini
düşünüyoruz. Ayrıca, bölgenin, Irak'ın toprak bütünlüğü çerçevesinde "Irak, tüm
Iraklılarındır" prensibine dayalı olarak yapılandırılması konusunda herkesin son
derece aktif bir biçimde sorumluluğunu yerine getirmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Bunun için öncelikle yol haritasının işlemesi gerekiyor. Yol haritasını
işletmekle sorumlu olanların davranışlarındaki yavaşlığı bir an evvel
üzerlerinden atmaları gerekiyor ve yol haritasının işlemesi konusunda Filistin
tarafının ciddî bir muhatap olarak alınmasını engelleyici davranışların önüne
geçilmesi gerekiyor.
Öte yandan, yine,
evrensel prensipler ve uluslararası hukuk açısından, Filistin'de ortaya çıkan
görüntülerin, bundan sonra, dünya düzeninin belli bir meşruiyet ve belli bir
hukuk temelinde işlemesine dönük tüm zeminleri tahrip edecek bir noktaya
geldiğini düşünüyoruz.
Filistin ve
İsrail'in, tanınmış ve yaşayabilir sınırlar içerisinde yan yana yaşayacak bir
barış ortamına kavuşması bizim görüşümüzün esasını oluşturmaktadır. Bunun için,
Filistin Devletinin, yaşayabilir bir devlet olarak hayatiyetini sürdürmesi barış
için temel şartlardan bir tanesidir. Yaşayabilir bir Filistin Devleti, sadece
Filistinlilerin güvenliğini değil, aynı zamanda İsrail'in güvenliğini de garanti
altına alan bir şeydir.
Irak'ta meşru
yönetimin tesis edilmesi bakımından dikkat edilmesi gereken birkaç tane nokta
var; birincisi, 30 Haziranda koalisyon güçlerinin devir işleminin sembolik bir
işlem olmaması gerekiyor. Burada, perde gerisinde koalisyon güçlerinin olduğu,
26
perdenin önünde ise,
bir uydu hükümetin olduğu bir yapılanmanın Irak'ın şu anda bulunduğu durumu daha
da kötüleştireceği konusundaki uyarılarımızı şimdiden yapıyoruz. Bu sebeple,
uydu bir hükümet değil "Irak tüm Iraklılarındır ve Irak'ın kendi kaderini tayin
etme hakkı Irak Halkına aittir" prensiplerine uygun, gerçek temsil yeteneğine
sahip bir yapılanmanın ortaya çıkması konusunda, tarafların tüm sorumluluklarını
yerine getirmesi konusunda hassas olmaları gerektiğini söylüyoruz.
Irak'ta yaşayan
Araplar, Kürtler, diğer etnik unsurlar ve Türkmenler bizim vatandaşlarımızın
akrabalarıdır; hiçbirini diğerinden ayırt etmiyoruz, hepsine eşit bir mesafeden
bakıyoruz ve bu çerçevede, hepsinin yönetimde ciddî bir şekilde, sanal olmayan
bir tarzda temsil edilmesinin, Irak'ın güçlü ve barışçı geleceği açısından son
derece önemli olduğunu söylüyoruz. Bu sebeple, şu ana kadar Türkmenlerin
Irak'taki yapılanma denkleminin dışında tutulmasına dönük uygulamalara bir an
evvel son verilmesi gerekmektedir. Türkmenler, Irak'ın diğer tüm aslî unsurları
gibi, Irak'ın bir aslî unsurudur ve yönetimde kendi ağırlıklarına ve tarihî
geleneklerine uygun bir biçimde yer almalıdırlar; bu, Irak'ın gerçek bir
yönetime kavuşması açısından vazgeçilmez bir durumdur.
Öte yandan, bugün
Hz. Ali'nin türbesine bomba isabet etmesi olayında
olduğu gibi, Kûfe ve Necef
gibi belli dinî gruplarca kutsal sayılan kentlere dönük davranışlarda son derece
titiz olunması gerekir. Belli dinî grupların kutsal saydığı mekânlara dönük,
insanların inançlarını incitecek uygulamaların ortaya çıkması, Irak'ta geçiş takvimini sabote edecek durumları doğuracaktır. O
sebeple, bir istikrarın adresi olması gereken geçiş
takviminin, yeni bir kaos takviminin başlangıcı olmaması için, özellikle kutsal
değerlere karşı hassas olunması konusunda koalisyon güçlerinin son derece titiz
davranması gerekir.
Türkiye'nin bölgeye
dönük rolü, kaçınılmaz bir biçimde tarihî bir roldür. Türkiye, bölgeye ilgisi
olan, gerek Irak'a gerek Filistin'e ilgisi olan diğer ülkelerden bir ülke
değildir; âdeta, Türkiye'nin siyasî genetiğinin bir parçasıdır bölge. Irak'taki
durum, Türkiye'nin güvenliğini bire bir ilgilendirmektedir. Filistin'e ise
milletimiz büyük hislerle bağlıdır. Hem bölgeye bağlıdır hem de bölgedeki ortaya
çıkan durumlara dönük olarak son derece ciddî bir takip içerisindedir. Kuşkusuz,
bölgeye hislerimizle bağlı olmamız, hissiyatımızla bir siyaset üreteceğimiz
anlamına gelmiyor, hislerimizi hiç terk etmeden, son derece soğukkanlı ve akılcı
bir siyaset ve çözüm modeli önermek zorundayız. Bu süreçte Türkiye'nin rolü, son
derece hayatî bir rol olacaktır; çünkü, Türkiye, diğer bölge ülkelerinden veya
diğer uluslararası güçlerden bir güç olmadığı için konunun her iki tarafına da
eşit çerçevede yaklaşabilecek, eşit çerçevede, eşit ağırlıkta söz söyleyebilecek
bir tarihsel ağırlığa sahiptir.
Tüm bunlar,
birincisi, Irak Halkının güvenlik ve esenliği içindir. Irak Halkının güvenlik ve
esenliği, dünyanın barış içinde olması, dünyada barışçıl bir düzenin
sürdürülmesi açısından bugün anahtar noktasındadır. O sebeple, Irak'ın geleceği,
artık Iraklıların geleceğini çok açık bir biçimde aşmıştır ve tüm insanlığın
geleceğini ilgilendiren gelişmeleri pozitif ya da
negatif yönde tetikleyebilecek bir düzeye ulaşmıştır.
Öte yandan,
İsrail-Filistin meselesi, yaşayabilir bir Filistin Devletinin varlığı, İsrail'in
güvenliği ve Filistin Halkının güvenliği açısından temel kot durumundadır. Bir
yanda masum insanları ve sivilleri öldüren terör eylemleri, öbür yanda, yine,
masum insanların ve sivillerin ölümüne yol açan hükümet himayesindeki birtakım
şiddet politikaları arasında kalmak, İsrail Halkının da Filistin Halkının da
yararına değildir.
Filistin davası,
birtakım masumlara ve sivillere yönelik terör eylemlerinin etiketi altında
kalmayacak kadar büyük bir davadır. Öte yandan, İsrail Hükümetinin, İsrail
Devletinin ve İsrail Halkının güvenliği için, bu şiddet politikalarından, Refah
Mülteci Kampında ortaya çıkan manzaralara yol açan uygulamalardan titizlikle
kaçınması gerekir. Tüm bunlar, Filistin ve İsrail Halklarının güvenliği ve
esenliği açısından son derece önemlidir. Türk Halkı, Filistin Devletinin, İsrail
Devletinin, Filistin Halkının ve İsrail Halkının dostudur ve Türk Halkının, Türk
Hükümetinin buradaki yaklaşımı, bizim yaklaşımımız, her iki halkın esenlik
içerisinde bir arada yaşayabileceği bir çözüm modelinin tesis edilmesine
dönüktür; bu, ne birtakım marjinal terör eylemlerinin, masumlara dönük ve
sivillere dönük terör eylemlerinin angajmanı altında kalmalıdır ne de hükümet
himayesindeki kabul edilemez birtakım şiddet politikalarının gölgesinde
bırakılmalıdır.
Gelinen noktada,
uluslararası güçlerin, bu soruna dönük oluşturdukları yol haritasını dinamik bir
biçimde işletmeleri, dörtlü çalışma grubunun, aynı zamanda İslam Konferansı
Örgütünü de ciddî bir biçimde yanına katarak, Türkiye'nin üreteceği sinerjiyi
sürekli gündemde tutarak, bu olayın çözümüne dönük olarak ciddî ve hızlı bir
süreç katetmesi, bugün gelinen noktada, dünya barışı
için son derece kritik olmuştur. Bugün "Büyük Ortadoğu Projesinden", Büyük
Ortadoğu Bölgesine demokrasi ve refah getirilmesinden bahsediliyor; ama, herkes
bilmelidir ki, adı ister Büyük Ortadoğu Projesi olsun isterse başka bir proje
olsun, adı ne olursa olsun, Büyük Ortadoğu Bölgesine demokrasi, refah ve insan
haklarına dayanan düzenler gelmesi isteniyorsa, demokrasi ve insan hakları
temelindeki yerel dinamiklerin meşru zeminlerde harekete geçmesi bekleniyorsa, bunun için öncelikle meşruiyet
zemininin kurulması lazımdır; meşruiyet zemininin omurgasında da Filistin
sorununun çözümü yatmaktadır.
Son olarak, kimden
gelirse gelsin ve kime yönelirse yönelsin, ister resmî hüviyeti olsun isterse
resmî hüviyeti olmasın, tüm terör eylemlerini şiddetle kınıyoruz ve bütün bu
süreç boyunca gerek Filistin Halkından gerek İsrail Halkından hayatını kaybeden
masumların, kadınların, çocukların ve masum sivillerin hatıraları önünde
saygıyla eğiliyoruz.
Yüce Meclise saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Çelik.
İkinci söz isteği,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Onur Öymen'in.
Buyurun Sayın Öymen. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ONUR
ÖYMEN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Irak
hapishanelerinde koalisyon güçleri mensuplarınca yapılan şiddet ve işkence
uygulamaları hakkında Yüce Meclise sunduğumuz genel görüşme talebiyle ilgili
olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle,
Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
27
Değerli
milletvekilleri, bu konu gerçekten birkaç cümleyle geçiştirilemeyecek kadar önemlidir. O bakımdan, müsaadenizle
meselenin özüne değinmek istiyorum.
10 Aralık 1948
tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesinin kabulünden bu yana,
artık, insan hakları konusu, devletlerin iç işi olmaktan çıkmıştır; artık,
hiçbir ülke kendi sınırları içinde kendi vatandaşlarına dilediği gibi eziyet
etme hakkına sahip değildir. Sorumluluk taşıdıkları ülkelerde de eziyet etme,
işkence yapma hakkına hiç kimse sahip değildir.
Birleşmiş Milletler,
Avrupa Konseyi ve diğer uluslararası kuruluşlar çerçevesinde imzalanan çok
sayıda sözleşme, devletlerin insan hakları alanında uymaları zorunlu olan
kurallar getirmiştir, devletlerin bu kurallara uymaları için denetim
mekanizmaları kurulmuştur; Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, Avrupa
Konseyi İnsan Hakları Mahkemesi ve İşkenceyle Mücadele Sözleşmesinin denetim
mekanizması bunlar arasındadır.
İnsan hakları
alanında pek çok uluslararası örgüt faaliyet göstermekte ve bunlar, bu normlara
uyulmasını gözetmekte, hükümetlere uyarılarda bulunmakta, gerektiğinde
eleştirilerde bulunmaktadırlar.
Başta Amerika
Birleşik Devletleri olmak üzere, bazı devletler bununla da yetinmiyorlar, her
yıl insan hakları raporu yayımlıyorlar, bütün dünya ülkelerinin insan haklarına
ne derece uyduğunu ne derecede uymadığını saptayan raporlar hazırlıyorlar, bütün
dünyaya ilan ediyorlar ve devletleri, insan haklarına uymadıkları için,
sanıklara kötü muamele yaptıkları için çoğu zaman eleştiriyorlar.
Değerli arkadaşlar,
son zamanlarda Irak'ta meydana gelen ve dünya kamuoyuna da yansıyan şiddet ve
zulüm olayları, insan hakları konusunun evrensel boyutunu ve önemini bir kere
daha ortaya çıkardı. Bu gelişmeler, komşumuz Irak'ın ve bölgenin geleceği için
duyduğumuz kaygıları da artırmıştır.
İnsan hakları konusu
gündeme geldiğinde, özellikle Türkiye'deki insan haklarıyla ilgili konular
gündeme geldiğinde, Batılı dostlarımız, müttefiklerimiz, bize, daima "dostlar
açık konuşur; size, görüşlerimizi, eleştirilerimizi açıkça söyleyeceğiz" deyip,
Türkiye'de gerçeklere uyan uymayan, haklı haksız pek çok eleştirilerini dile
getirmişlerdir.
Değerli arkadaşlar,
şimdi konuşma sırası bizde; şimdi biz diyoruz ki: Dostlar açık konuşur; şimdi,
lütfen, siz bizi dinleyin.
Irak, şu anda bir
şiddet girdabına sürüklenmiştir. Amerikan öncülüğündeki işgal kuvvetlerinin bir
yıl önce gerçekleştirdiği askerî harekât sonunda kaç Amerikalının öldüğünü
biliyoruz ve bundan üzüntü duyuyoruz; ama, kaç Iraklının öldüğünü bilmiyoruz.
Kamuoyuna yansıyan bazı rakamlar, sadece son aylarda ölen Iraklıların sayısının
5 000'i bulduğunu gösteriyor. Bu, çok büyük bir rakamdır ve bu insanların büyük
çoğunluğu, masum kadınlardan, çocuklardan oluşmaktadır.
Son aldığımız
bilgilere göre, ne yazık ki, bu sivillerin bir bölümü, hapishanelerde yapılan
zulüm ve işkence sonucunda öldürülmüşlerdir. Irak hapishanelerinde uygulanan
utanç verici işkencelerin fotoğrafları dünya televizyonlarına ve basına yansımış
ve bütün insanlığın tepkisine, infialine yol açmıştır.
Değerli arkadaşlar,
bu işkenceler, uluslararası hukukun açık bir ihlalini oluşturuyor. Savaş
zamanında sivillerin korunmasıyla ilgili 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre
Sözleşmesi, savaş durumunda sivillere yapılacak muamelelerle ilgili olarak,
sanıklara yapılacak muamelelerle ilgili olarak bazı kurallar koymuştur. Bu
sözleşmenin özellikle 3 üncü maddesi önemlidir. Bu maddede "ihtilaf halinde
bulunacak taraflardan her biri aşağıdaki hükümleri uygulamakla yükümlü
olacaktır" deniliyor ve bu yükümlülükler şöyle sıralanıyor: "Silahlarını teslim
eden silahlı kuvvetler mensupları ile diğer herhangi bir sebeple savaşdışı olan kimseler de dahil olmak üzere, her koşulda,
ırk, renk, din, itikat, cinsiyet gibi ayırımcı uygulamalarda bulunmaksızın,
herkese insanî muamele yapılacaktır. Bu şahıslara karşı, ne zaman ve nerede
olursa olsun, aşağıdaki muamelelerde bulunmak yasaktır." Neymiş o muameleler;
hayata ve beden bütünlüğüne kastetmek; özellikle katl,
zulüm, azap ve işkence yapılması. Başka; rehin alınması. Başka; şahısların
haysiyet ve şerefine tecavüz edilmesi, küçük düşürücü davranışlarda bulunulması,
adlî teminat altında verilmiş hükümlere dayanmayan mahkûmiyetler ve idamlar.
Değerli arkadaşlarım,
işte, Irak'ta, bütün bunlar olmuştur ve olmaktadır. Son günlerde, dünya basınına
yansıyan fotoğrafların da gösterdiği gibi, maalesef, bazı Amerikan ve İngiliz
askerlerinin, hapishanelerde sanıklara yaptıkları muameleler, 1949 Cenevre
Sözleşmesinin bu hükümlerinin çok açık bir ihlalini oluşturmaktadır. Amerikan
Kongresinde yapılan görüşmelerde, bazı senatörlerin ve Kongre üyelerinin
soruları üzerine, Amerikan Savunma Bakanlığının en üst düzeydeki yetkilileri ve
Irak'ta görevli komutanlar, bu Cenevre Sözleşmelerinin ihlal edildiğini kabul
etmişlerdir.
Basına yansıyan bazı
haberlerden öğrendiğimize göre, bu baskı ve zulüm eylemleri, bazı hallerde
Irak'lı esirlerin dinlerine, inançlarına, kutsal değerlerine ağır bir saldırı
haline dönüşmüştür. Bütün bu eylemleri, derin bir infialle karşılıyoruz ve
şiddetle kınıyoruz. Uluslararası Af Örgütünün verdiği bilgilere göre,
Uluslararası Kızılhaç Örgütü, şubat ayında yayımladığı raporda, bu ihlallerin
bireysel olaylar olmadığını, sistematik bir işkence haline dönüştüğünü ortaya
koymuştur.
Yine, basından,
sanıkların sorgulamasında uygulanacak yöntemlerle ilgili olarak, verilen bazı
genel nitelikte talimatların bulunduğunu öğreniyoruz. Öyle anlaşılıyor ki, bu
genel talimatlar, yani sanıkların direncinin her halükârda kırılması yolundaki
talimatlar, belki alt düzeydeki bazı yetkililere cesaret vermiştir, cüret
vermiştir. O bakımdan, bu sonucun ortaya çıkmasında, yalnızca o eylemleri
yapanlar değil, bu talimatları verenlerin de sorumluluğu vardır. Denetlemeyi
yeterince yapmayanların da sorumluluğu vardır. Netice itibariyle, bu konuda
siyasî sorumluluk taşıyanlar da vardır ve bu siyasî sorumluluk taşıyanların da
yapması gerekenler vardır.
28
Öyle anlaşılıyor ki,
Amerikan Adalet Bakanlığının bazı hukukçuları da, bu sanıklara, hukukun bütün
gereklerinin yapılmasının, uluslararası sözleşmelerin tam olarak uygulanmasının
gerekmediği yolunda bir rapor vermişlerdir. Eğer, bu bilgiler doğruysa, bu son
derece vahimdir, hazindir.
Değerli arkadaşlar,
öyle anlaşılıyor ki, bu saldırılar, sadece hapishanelerde olmuyor. Daha birkaç
gün önce, Sayın Genel Başkanımızın bu sabahki grup toplantısında belirttiği
gibi, bir düğün evine havadan saldırı yapılmış Irak'ta ve çok sayıda insan
ölmüştür. Amerikalı yetkililer "efendim, onlar kötü niyetli insanlardı, kötü
niyetli insanlar da eğlenir" diyorlar. Değerli arkadaşlarım, kötü niyetli
insanlara yapılacak şey, onları havadan bombalamak değildir; onları
yakalayacaksınız, yargıya teslim edeceksiniz, cezalarını yargı verecek. Siz
havadan nasıl tespit ediyorsunuz insanların niyetini?! Onların içinde çocuklar
var, kadınlar var, onlar da mı kötü niyetliydi?! O bakımdan, biz, bu gibi
izahları inandırıcı bulmuyoruz.
Değerli arkadaşlar,
biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, nerede ve kimin tarafından yapılırsa
yapılsın, bütün şiddet ve terör eylemlerini kuvvetle kınıyoruz ve bu arada,
Irak'ta bazı Batılılara yönelik şiddet eylemlerini de aynı şekilde kınıyoruz.
Yapan kim olursa olsun, hedef kim olursa olsun, yöntem kim olursa olsun, bütün
terör eylemlerini, bütün şiddet eylemlerini kuvvetle kınıyoruz.
Değerli arkadaşlar,
alınan bilgilere göre, maalesef, bu eylemler sadece Irak'ta olmuyor.
Afganistan'da da buna benzer eylemler olduğuna dair kuvvetli bilgiler var. Küba
Adasının Guantanamo bölgesindeki Amerikan üssünde
tutuklu bulundurulan şahıslara da bu eylemlerin yapıldığını, fizikî ve
psikolojik baskılar uygulandığını söyleyen, açıklayan bilgiler var. İşte biz
bunları şiddetle kınıyoruz ve bu olayların tekrarlanmaması için uluslararası
toplumun kuvvetli tepki göstermesini zorunlu görüyoruz. Biz, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu olarak 4 Mayısta bir açıklama yaptık ve bütün bu saldırıları
kınadık. Diliyoruz ki, Türkiye'deki bütün siyasî partiler, bütün siyasî
kuruluşlar aynı derecede duyarlılık göstersinler bu gibi eylemlere karşı.
Şimdi şu anda Türkiye
Büyük Millet Meclisini bu olaylar karşısında çok kuvvetli bir tepki göstermeye
davet ediyoruz. Ümit ediyoruz ki, bu toplantımızın sonunda bir ortak açıklama
yaparak, bu saldırıları, bu şiddet eylemlerini birlikte kınayacağız.
Değerli arkadaşlar,
şu hususu da bu vesileyle belirtmek istiyorum: Türkiye'de insan hakları
ihlalleri olduğu zaman buna şiddetli tepki gösterenler, başka ülkelerde de bu
ihlaller olduğu zaman aynı tepkiyi göstermek zorundadırlar. Sadece Türkiye'deki
olaylara tepki gösterirseniz, onun dışındaki ülkelerdeki olaylara sessiz
kalırsanız inandırıcılığınızı kaybedersiniz. İnsan hakları alanında çalışan
bütün insanların, bütün örgütlerin en büyük gücü inandırıcılıklarıdır. O
bakımdan, biz, bütün insan hakları örgütlerini, bu konuda cesaretle tepki
göstermeye davet ediyoruz. Şu veya bu düşünceyle, şu veya bu siyasî kaygıyla
sessiz kalanlar, sorumluluğa ortak olacaklardır.
Bu vesileyle şunu da
söyleyeyim: Kuzey Irak'taki esas şiddet eylemlerinden sorumlu olan PKK örgütü
mensuplarının herhangi birisine karşı bir eylem yapıldığını duymadık. Şiddet
eylemi beklemiyoruz; ama, bunlardan bir tanesinin bile tutuklanıp Türkiye'ye
iade edildiğini duymadık.
Beklerdik ki, Sayın
Bakan bugünkü konuşmasında Irak'la ilgili olarak, Filistin'le ilgili olarak çok
kapsamlı izahlarda bulunurken, bir cümle de bu Kuzey Irak'taki PKK'lıların
durumu için söylesin. Acaba, onların durumu ne? Onların yakalanıp Türkiye'ye
teslim edilmeleri için hükümetimizin girişimlerde bulunduğunu biliyorduk. Ne
sonuç aldık? Irak'ta başka insanlara karşı, hukukun tanımadığı, hukuka aykırı
eylemlerde bulunanlar, acaba, hukuk içinde bu teröristlere karşı bir eylem
yaptılar mı, bir tanesini yakaladılar mı, bir tanesini mahkemeye verdiler mi?
İran'a karşı eylem yapan Halkın Mücahitleri Örgütüne karşı aldıkları önlemlerin
küçük bir bölümünü PKK'ya karşı aldılar mı? Almadılarsa, biz ne yaptık, hangi
tepkiyi gösteriyoruz? İşte, burada, Mecliste bunu söylemeyeceksiniz de nerede
söyleyeceksiniz?! Zannediyorum ki, bu konuyu da gündemde tutmak bizim için son
derece önemlidir.
Değerli arkadaşlarım,
Irak'ta meydana gelen olaylardan sonra, Amerikan Başkanı özür diledi, Amerikan
Dışişleri Bakanı özür diledi, Amerikan Savunma Bakanı özür diledi. Biz bunu
olumlu karşılıyoruz. Biraz önce Sayın Dışişleri Bakanımız da bundan söz etti,
bunların özür dilemelerini olumlu karşıladığını söyledi.
Biz, Cumhuriyet Halk
Partisi olarak, Süleymaniye Kentinde, başına çuval
geçirilip onuru zedelenen, milletçe hepimizin onurunu kıran eylemden sonra
hükümete bir çağrıda bulunmuştuk; demiştik ki: "Amerikalılardan, özür
dilemelerini isteyin. Amerikalılara söyleyin, bu eylem dolayısıyla bizden, Türk
Milletinden özür dilesinler." Biz, basını araştırdık, gazetelerde şöyle bir
bilgiye rastladık; diyor ki basın: Sayın Dışişleri Bakanımız bizim bu çağrımız
üzerine bir demeç vermiş veya bir cevap vermiş, gazetecilere şunları söylemiş:
"Amerika bir süper güçtür. Özür, ancak eşit güçler arasında beklenebilir. Büyük
devletler özür dilemez."
DIŞİŞLERİ BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri) - Benimle ilgisi yok. Benden
duyduğunuzu söyleyin.
ONUR ÖYMEN (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, büyük devletler özür diler. (CHP sıralarından alkışlar)
İşte, bu son olayda da görülmüştür ki, büyük devletler özür diler. Mesele, büyük
devletlere özür diletmesini bilmektir. Sayın Bakanın cevabını her zaman saygıyla
dinleyeceğiz. Herhalde "basın yanlış yazmıştır" diyecektir. Gayet tabiî ki bu
sözlerini de saygıyla karşılayacağız.
DIŞİŞLERİ BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri) - Diyecektir değil, diyorum burada,
söylüyorum. Gazete kupürüyle hareket etmeyin.
29
ONUR ÖYMEN (Devamla)
- Ama, biz bu bilgileri basından aldık, onun için naklediyorum. Çünkü biz, o
sırada, Yüce Meclisin kürsüsünden de söyledik, basın yoluyla da söyledik.
Mutlaka, Amerika'nın özür dilemesini sağlamalıyız dedik. Sağlayamamışızdır.
Bunları unutmayalım.
Ayrıca, Amerika'da bu
işkenceden sorumlu olanların yakalanıp cezalandırılmaya başlandıklarını
görüyoruz; bunu olumlu karşılıyoruz; ama bu da yeterli değildir; sanıklara
tazminat ödenmelidir ve bu olayların bir kere daha tekrarlanmaması için gerekli
bütün önlemler alınmalıdır, insan hakları karşısında sıfır hoşgörüyle hareket
edilmelidir. Biz Amerikalılardan bunu bekliyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
insan haklarına, demokrasiye beşiklik eden ülkelerin nasıl olup da böyle
eylemler içine girdiklerini, doğrusu, merak ediyoruz. Şimdi, demin de söyledim,
bunlar rapor yayımlıyorlar, bütün ülkeleri eleştiriyorlar, insan hakları
alanında şu eksiğiniz var, bu eksiğiniz var diyorlar, suçluyorlar başka
devletleri. Daha birkaç gün önce Amerika'nın raporu yayımlandı. Şimdi, eğer,
eleştiriye uğrayan ülkeler "ilk taşı elleri temiz olan atsın" derlerse, siz ne
diyeceksiniz, ne cevap vereceksiniz?! O bakımdan, başkalarının camını
taşlayanların kendi camını kırmamaya özen göstermeleri lazım. Biz, bu
devletlerin, dostlarımızın, müttefiklerimizin insan hakları alanında örnek
olmasını bekliyoruz diğer ülkelere.
Çok değerli
milletvekilleri, Irak'ta meydana gelen olaylar, 1 Mart tarihli tezkerenin,
Cumhuriyet Halk Partisinin ısrarlı girişimleri sonucunda reddedilmesinin ne
kadar isabetli olduğunu, ne kadar yerinde bir hareket olduğunu ortaya koymuştur.
Eğer bu önerge reddedilmeseydi, eğer 100'e yakın Adalet ve Kalkınma Partisi
milletvekili bizimle birlikte oy kullanmasaydı ve hükümetin 1 Mart tarihli
tezkeresi kabul edilseydi, değerli arkadaşlarım, şu anda Türk askerleri işte bu
bölgede olacaklardı, bu bölgede görev yapıyor olacaklardı, Allah bilir, çok
sayıda askerimizi şehit vermiş olacaktık ve onun yanında da bu feci olayların
hiç değilse manevî mesuliyetine ortak olacaktık. O bakımdan, biz Cumhuriyet Halk
Partililer olarak 1 Mart tezkeresini reddetmenin gururunu taşıyoruz ve bunun
vicdan huzuru içindeyiz. İnanıyoruz ki, eğer bu gelişmeleri bilselerdi, diğer
Adalet ve Kalkınma Partisi mensubu arkadaşlarımız da bu tezkereye hayır oyu
verirlerdi ve vicdanlarını müsterih tutarlardı. Zannediyorum ki bu tezkerenin
reddedilmesi Yüce Meclisin yaptığı en doğru işlerden biri olmuştur ve ülkemizi
büyük bir badireden kurtarmıştır. Tekrar ediyorum, biz, Cumhuriyet Halk Partisi
olarak bu tezkerenin reddedilmesinden büyük bir gurur duyuyoruz, büyük bir
vicdan huzuru duyuyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım,
Irak'ta barış ve istikrarın sağlanabilmesi, ancak, bugünden cesaretli adımların
atılmasıyla mümkündür. Biz, bu konudaki görüşlerimizi çeşitli vesilelerle
açıkladık. Diyoruz ki: Irak'ta barışa ve huzura kavuşmanın birinci ve en önemli
yolu, Irak'ta serbest seçimler yapılmasıdır; Irak Halkının özgür iradesiyle
işbaşına gelecek bir hükümetin yönetimi devralmasıdır; aynı zamanda, Irak
vatandaşlarının, silahlı dinî ve etnik grupların aracılığı olmadan devlet
yönetimine katılmalarıdır; Irak'ta laik ve demokratik bir devletin kurulmasıdır.
Biz inanıyoruz ki, bir Müslüman ülkede laiklik olmadan demokrasi olmaz. Bunun en
iyi örneğini Türkiye vermiştir.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Mikrofonu
açıyorum; buyurun Sayın Öymen.
ONUR ÖYMEN (Devamla)
- Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Başka hiçbir Müslüman
ülkede bugüne kadar demokrasinin kurulamamasının en önemli sebeplerinden biri, o
ülkelerde laikliğin yerleşmemiş olmasıdır. Irak'ta, biliyoruz, geçici temel
yasada din esasına atıfta bulunuluyor; ama, bu, Irak'ın anayasası değildir.
Irak'ın anayasası, seçilecek yeni meclis tarafından yapılacaktır. Bizim
dileğimiz, bu yeni anayasanın laik ve demokratik bir devletin anayasası
olmasıdır. O bakımdan, Amerikan Dışişleri Bakanı Sayın Powell'ın, birkaç gün önce "Irak'ta dinî bir devlet de
kurulsa kabulümüzdür" yolundaki sözlerini anlayışla karşılamakta güçlük
çekiyoruz. Irak'ta dinî bir devletin kurulmasına razı olmak demek, Irak'ta
demokrasinin kurulmamasını kabul etmek demektir. O bakımdan, laikliğin önemle
gözönünde bulundurulmasını mutlaka bekliyoruz.
Şiddet olayları nasıl
sona erecektir? Biz, inanıyoruz ki, bunun için, bir Birleşmiş Milletler Barış
Gücünün güvenliğin sorumluluğunu devralması lazımdır ve bu barış gücünde,
tercihen, Irak'la menfaat ilişkisi olmayan, Irak'a komşu olmayan ülkelerin
askerleri görev yapmalıdır. Genellikle, pek çok yerde Birleşmiş Milletlerin
uyguladığı kural budur. O bakımdan, barış gücünün böyle ülkelerden oluşması
başarı şansını artıracaktır.
Türkiye, bütün bu
konularda aktif, yaratıcı, sonuç alıcı bir politika izlemelidir diye
düşünüyoruz. Sayın Bakan, hükümetin yaptığı çalışmaları anlattı, dikkatle not
ettik; fakat, zannediyorum ki, Türkiye'nin şimdiye kadar yaptığı çalışmalar
yeterli olmamıştır; sonuç ortadadır. Türkiye gibi bir ülke, mutlaka ağırlığını
hissettirmelidir ve sonuç almalıdır; aynen, bizim, Kuzey Irak'la ilgili olarak,
vaktiyle, Ankara sürecinde yaptığımız gibi. Ankara sürecinde Türkiye ağırlığını
koymuştur, oradaki çatışmaları durdurmuştur ve barışçı bir ortamın
yaratılmasında birinci derecede rol oynamıştır. İşte, bunu yapacaksınız, devlet
olarak bunu yapacaksınız, ağırlığınızı hissettireceksiniz; yoksa, bazı
temaslarda bulunmuş olmak, bazı komitelere katılmak yeterli değil. Türkiye
konumundaki bir ülkenin bundan çok daha fazlasını yapması lazımdır.
Bizdeki bilgi yanlış
değilse, biz, Kuzey Irak'ta, Kerkük ve Süleymaniye
kentlerinde diplomatik temsilciler açmayı taahhüt etmiştik. Eğer, yanılıyorsak,
bizdeki bilgi yanlışsa, Sayın Bakan düzeltsin; doğruysa, bu temsilcilikleri niye
açmadık; güvenlik nedeniyle mi? Bağdat'ta güvenlik, Kerkük'ten ve Süleymaniye'den daha mı çok?! Orada temsilciliğimiz var.
Gayet tabiî ki, biz, diplomatlarımızı güvensizlik ortamı içinde görevlendirmek
istemeyiz; ama, zannediyorum ki, Türkiye gibi bir ülke, hele taahhüt
30
etmişse, bu
taahhüdünü yerine getirmelidir. Kosova'da nasıl yaptık; Kosova'da en zor şartlar
altında, en tehlikeli koşullarda diplomatik temsilcilik açan biz değil miyiz;
herkesten önce biz açmadık mı, ilk biz olmadık mı ve hâlâ, bu temsilciliğimiz
Kosova'da görev yapmıyor mu?! Kuzey Irak, Kerkük, Türkmen soydaşlarımızın
yaşadığı bölgeler bizim için daha mı az önemlidir?! İşte, aktif diplomasi budur arkadaşlar. Arada bir heyet geliyor, heyet
gidiyor; bunlar yeterli değil. Türkiye'nin orada varlığı sürekli olarak
hissedilmelidir. Türkiye, zannediyorum ki, bunu yapacak imkânlara sahiptir ve
oradaki temsilcilerinin güvenliğini sağlayacak olanaklara da sahiptir.
Değerli arkadaşlarım,
biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, İktidarın bu söylediğimiz konularda atacağı
adımları destekleyeceğimizi şimdiden beyan ediyoruz. Daha önce de söyledik,
çeşitli vesilelerle tekrarladık. Bu gibi konuları içpolitikanın tamamen dışında tutmak lazımdır. Bunlar, bizim
ortak meselelerimizdir, millî davalarımızdır. Hükümetin atacağı her cesaretli
adımı, Türkiye'nin çıkarlarını, bölge çıkarlarını koruyacak her cesaretli adımı,
bu çerçevede, destekleyeceğimizi söylüyoruz.
Geçtiğimiz hafta
içinde, Filistin'de de büyük bir acı yaşadık. Değerli AKP sözcüsü bu konudaki
görüşlerini açıkladı, Sayın Bakan da açıkladı. Refah Mülteci Kampında cereyan
eden olaylar, gerçekten, insanlık için utanç vericidir; çocuklar öldürülmüştür,
kadınlar öldürülmüştür. İsrail-Filistin ihtilafı ne olursa olsun, ne kadar zor
olursa olsun, orada ölen insanlar bu ihtilafın sorumlusu değillerdi ve bu
insanlar, bunun cezasını çekmişlerdir, bir bedel ödemişlerdir. İsrail'in bunu
yapmaya hakkı yoktu. İsrailliler buna tepki gösteriyorlar; "basın abarttı"
diyorlar, "özür diledik" diyorlar. Bunlar yeterli değil. İsrail Büyükelçisi,
Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu olarak yaptığımız açıklamadan
sonra, geldi, bizi ziyaret etti ve özür dilediklerini söyledi, gerekli
tedbirleri alacaklarını söyledi. Bunlar yeterli değil. Filistin'de, çok sayıda
insan, binlerce insan hayatını kaybetti, evler yıkıldı, hastaneler perişan
edildi. Filistin lideri Arafat, şu anda, kuşatma altındadır; özgürlüğüne sahip
değil; dünyaya çıkamıyor, hiçbir yere seyahat edemiyor. Türkiye'nin, böyle bir
duruma tepki göstermesi lazımdır. Biz beklerdik ki, Sayın Bakan, bu kürsüden
Arafat'ın gönderdiği mektuptan bahsetmekle yetinmesin, desin ki "biz de Arafat'ı
ziyaret edeceğiz. Ben, Dışişleri Bakanı olarak, gidip, Sayın Arafat'ı makamında
ziyaret edeceğim ve Filistin Halkının uğradığı zulüm karşısında Türk Milletinin
tepkisini, desteğini, dayanışma duygularını şahsen ileteceğim." Biz, bunu
bekliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) AKP ve Cumhuriyet Halk Partisine mensup
değerli milletvekillerimiz Filistin'e gitmiştir.
Bekliyoruz ki, Sayın Bakanımız da gitsin ve Türk Milletinin duygularını,
düşüncelerini, bizzat, Sayın Arafat'a anlatsın.
Milletvekillerimiz
televizyonda açıkladılar; Filistin'de ölenlerin yüzde 38'i 15 yaşından küçüktür.
Değerli arkadaşlar, çocukları öldürüyorlar, Filistin'de çocukları
öldürüyorlar... Buna karşı tepkimiz bu kadar cılız olmamalıdır; Türkiye'nin sesi
daha gür çıkmalıdır. Biz, hükümetten bunu bekliyoruz. Biz, Türk Milletini temsil
ediyoruz. Türk Meclisinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sesi Türk Milletinin
sesidir. Burada, gazete haberlerini alt alta koyarak Türkiye'nin hassasiyetini
anlatamayız; gür sesimizi çıkaracağız. Bu tepkileri kınadığımızı söylemekle de
yetinmeyeceğiz, önlem alacağız. Devlet budur, Türkiye budur; Türkiye'nin bunu
yapması lazımdır.
"Efendim, orada da
teröristler masum İsraillileri öldürüyorlar; 1 kadın ile 4 çocuğunu
öldürmüşler..." Onu da kınıyoruz. Demin söyledim; bir şiddet başka bir şiddeti
haklı göstermez. Eğer, masum İsraillilerden de ölenler oluyorsa -ki, oluyor- onu
yapanları da kınıyoruz. Şiddetin hiçbir türüne hoşgörü göstermiyoruz; ama, başka
bir şiddet, İsrail'in yaptığı şiddeti haklı gösteremez. Bunu da, bu vesileyle,
açıkça ifade etmek istiyoruz.
Filistin, bu anda,
bir felaket bölgesidir; yarınından emin olan bir tek insan yoktur, can güvenliği
içinde yaşayan insan yoktur ve biz, bu eylemleri, bu şiddet eylemlerini,
Ortadoğu barışını zorlaştırıcı eylemler olarak görüyoruz.
Değerli arkadaşlar,
yakın tarihte gördüğü zulüm dolayısıyla insanlığın merhametini kazanmış olan
Yahudiler, şimdi, başka uluslara zulüm yapan bir millet olarak tarihe geçmek istemeyeceklerdir. Biz buna inanıyoruz. İsrail
Halkının gösterdiği tepkileri de saygıyla karşılıyoruz ve o tepkileri de
destekliyoruz.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu düşüncelerle, Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu olarak,
Yüce Meclisin, gerek Irak hapishanelerindeki işkence ve zulme, gerek masum
Filistinli kardeşlerimize yönelik saldırılara karşı ortak ve güçlü bir tavır
almasını öneriyoruz. Yüce Meclisin bir bütün olarak bu konuda göstereceği tepki,
Türk Milletinin ortak sesi olacaktır ve dünyaya milletimizin insanî değerlere
nasıl sahip çıktığını gösterecektir. Meclisimize yakışan budur, milletimize
yakışan budur.
İşte, bu
düşüncelerle, ortak bir açıklama yayımlamamızı öneriyoruz. Bu konuda,
zannediyoruz ki, Adalet ve Kalkınma Partisi Meclis Grubu da desteğini verecektir
ve Yüce Meclis, bu duygularımızı ve düşüncelerimizi dünyaya ilan edecektir.
Değerli arkadaşlarım,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, bu vesileyle, Yüce Meclisi saygılarımla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Öymen.
Önerge sahibi olarak,
Balıkesir Milletvekili Sayın Turhan Çömez söz istemişlerdir; buyurun. (Alkışlar)
Sayın Çömez, süreniz
10 dakika.
TURHAN ÇÖMEZ
(Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilinen 6 000 yıllık
tarihiyle medeniyetlerin ve savaşların odak noktası olmuş bir coğrafyada,
Irak'ta yaşananları konuşmak üzere, tarihî bir toplantı yapıyoruz.
Genel görüşmeye
ilişkin önerge sahipleri adına söz almış bulunuyorum. Bugün burada
konuşulanların insanlık tarihi adına bir ibret vesikası olmasını dileyerek
sözlerime başlıyorum ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
bugün, kan, hüzün, nefret ve intikam duygularının hâkim olduğu Irak'a defalarca
gittim. Hem savaştan önce hem de savaştan sonra bulundum Irak'ta; kuzeyinden
güneyine, doğusundan batısına hemen her yerini dolaştım; fakat, her seferinde
yeni bir Irak ruhuyla tanıştım. Savaştan önce Saddam'dan korkan, nefret eden ve bunu en yakınıyla bile
paylaşamayan
31
Irak Halkı, savaşın
bitimiyle yeni bir beklenti içerisine girmişti; binlerce mil öteden gelen süper
güç, bu topraklara sonsuz özgürlük, demokrasi ve zenginlik getirecek, Irak
Halkını Saddam'ın zulmünden kurtaracak ve bu
topraklarda yaktığı özgürlük ateşini tüm Ortadoğu'ya yayarak, yepyeni ve büyük
bir Ortadoğu yaratacaktı.
Irak Halkı, savaşın
tüm acımasızlığına rağmen, yılların zulmüne direndiği gibi, bu zor günlere de
sabredip güzel günleri beklemeye başladı; ancak, geçen zaman içerisinde bu
beklentiler gerçekleşmedi. Yokluklar ve uzayıp giden kuyruklar, can ve mal
güvenliğinin olmayışı, kaotik yaşam koşulları, ulaşım ve iletişim güçlükleri
Irak Halkının sabrını zorlamaya başladı. Zamanla, sabrın yerini yüksek sesli
eleştiriler ve sonra da gösteriler aldı. Dinine, diline ve her şeyine yabancı
olduğu işgal güçleri, artık, Irak Halkı için düşman anlamına gelmeye başlamıştı.
Geçen altı aylık zamanda beklentiler gerçekleşmemiş, Saddam dönemi aranır hale gelmişti. Savaşı kazanan Amerika
Irak Halkını kazanamamış, umut ve beklentinin yerini hayal kırıklığı ve öfke
almıştı. Nihayet, son yaşanan manzaralarla, öfke, yerini nefrete ve savaşma
arzusuna bıraktı.
Bu, ABD'nin bir
yanlış hesabı mıydı, yoksa, sosyolojik, psikolojik ve dinî temellerine yabancı
olduğu bu coğrafyada yaptığı bir toplumsal mühendislik hatası mıydı, savaşın
gerçek nedeni gibi, bunu da bilmiyoruz. Bu savaş, Irak Halkına demokrasi ve
sonsuz özgürlük getirmek için mi, Irak Halkını Saddam'dan kurtarmak için mi, Irak Halkını ve tüm dünyayı
kitle imha silahlarından korumak için mi, Ortadoğu coğrafyasına getirilmek
istenen demokrasinin ilk adımı olması için mi, pek çok Iraklının dediği gibi
neft, yani petrol için mi, yoksa, şimdilik bilemediğimiz çok ulvî gerekçelerle
mi başlatıldı, bilmiyoruz; ama, benim bildiğim bir şey var, tarih, bu savaşı tüm
boyutlarıyla yargılayacak ve bir ibret vesikası olarak kayıt düşecektir.
Değerli arkadaşlarım,
orada, televizyonlarda gördüğünüz manzaralardan daha çok acımasız manzaralar
yaşanıyor. Ölüm ile yaşam arasındaki mesafenin çok kısaldığı, insanların topyekûn korkuyla yaşadığı Irak'ta, sefaletin ve yokluğun
her boyutunu görmeniz mümkün.
Bugüne kadar binlerce
ameliyat yaptım; trafik kazasında yaralanan, bıçaklanan, kurşunlanan pek çok
insanı ameliyat ettim; ama, inanın, Bağdat'ın ilaçsız hastanelerinde üst üste
yatan çaresiz insanlar kadar yüreğimi burkan bir manzaraya başka yerde tanık
olmadım bugüne kadar; sokaktaki serseri kurşunlarla yaşama veda eden çocukların
cesetleri ya da misket bombasıyla bacaklarını
kaybetmiş gençlerin dramları kadar ıstırap veren başka olaylara tanık olmadım
meslek hayatım boyunca. Tabiî, savaşın korkunç yüzü bunlarla da sınırlı değil.
Son zamanlarda, dünya kamuoyu gündemine acımasızca giren işkence görüntüleri,
bir anda, savaşın kapalı kapılar ardındaki gerçek yüzünü gözler önüne serdi.
İnsanların günlerce uykusuz bırakılması, başlarına torba geçirilerek dövülmesi,
zor pozisyonlarda bekletilmesi, tecrit edilmesi, dinini inkâra zorlanması, taciz
edilmesi, tecavüz edilmesi, dövülmesi ve nihayet öldürülmesi, Irak savaşının
ortaçağ artığı manzaralarını dünya gündemine taşıdı ve ne yazık ki, demokrasi,
sonsuz özgürlük ve zenginlik vaat edilen topraklarda, bugün, işkence, gözyaşı,
kan, nefret ve intikam duyguları hâkim.
Değerli
milletvekilleri, birkaç haftadır dünya basınında yer alan ve insanlık onurunu
ayaklar altına alan manzaralar, hepimizin hafızalarında derin izler bıraktı. Bu
manzaraları tanımlamak için hangi ifadeyi tercih edersek edelim yetersiz
kalacaktır. Yayınlanan fotoğraflar, insanlık adına, gelecek adına, moral bozucu
ve iç karartıcı. Ne yazık ki, televizyon ekranları bakılamaz hale geldi.
Tüm bunların
yaşandığı bir ortamda, ABD Dışişleri Bakanlığının yayımladığı rapor ise, ABD'nin
inandırıcılığına gölge düşüren ifadeler içeriyor. "İnsan Hakları ve Demokrasiyi
Desteklemek" başlıklı rapor, Irak'ta yeni bir insan hakları bakanlığının
kurulduğunu hatırlatıyor ve Saddam Hüseyin'in
devrilmesinden sonra ülkede insan hakları adına atılan adımlardan geniş bir
biçimde söz ediyor. Koalisyon güçlerinin Saddam
rejiminin yıllar süren siyasî baskı ve insan hakları ihlallerinin yaralarını
nasıl sarmaya çalıştığının anlatıldığı bu raporun ekranlara yansıyan
manzaralarla nasıl örtüşebileceğini, siz değerli milletvekillerinin takdirlerine
arz ediyorum.
Değerli milletvekileri, peki, bu manzaralar münferit vakalar mı,
yoksa, sistematik çalışmalar mı? Irak'taki cezaevlerinden sorumlu ABD'li kadın
Tuğgeneral Karpinsky, esirlere taciz ve kötü
muamelenin, fiilen resmî politika olduğundan söz ediyor.
Binlerce fotoğrafın
gizlice ve amatörce çekildiğini, herhalde, kimse düşünmüyor. Herhalde, işkence
yaptığı ya da öldürdüğü insanların önünde zafer
işareti yapan askerler için sadece basit bir kişisel sapkınlık tanımlaması
yapmak kimsenin aklından geçmiyor. Hele, uluslararası
Kızılhaç Örgütünün şubat ayında yazdığı ve ABD'ye ilettiği rapordan sonra,
kimsenin, bu işkencelerin birkaç işgal askerinin elinden çıktığını düşünmesi
mümkün değil.
Geçen ekim ayında
Ebu Gurayb Cezaevini ziyaret
eden Kızılhaç yetkilileri, yazdıkları 24 sayfalık raporda, Amerikan askerî
istihbaratınca tutuklulara itiraf, bilgi alma ve işbirliği yapmaları için
sistematik bir şekilde işkenceyle eş düzeyde kötü muameleler yapıldığını
yazdılar ve bunu ABD'ye ilettiler; üstelik, bu uyarılarını defalarca yaptılar.
Bakınız, işkence
fotoğraflarının önemli aktörü 21 yaşındaki Lynndie
England, CBS Televizyonunda ne diyor: "Bana
başparmağımı kaldırmış halde durmam söylendi. 'Makineye bak, çekiyoruz' dediler.
Bana biraz saçma gelmişti; ama, bu emri üstlerim vermişti. Sonra, beni
kutladılar ve 'süper iş, devam et' dediler. Gördükleriniz daha bir şey değil;
ama, size anlatamam. Eğlenceliydi." Bu ifadelerden sonra, herhalde yaşananların
münferit olaylar olduğunu düşünmemiz için hiçbir neden kalmıyor.
Sizlere The Washington Post Gazetesinde yayımlanan bir haberden
paragraf okuyacağım: "Amerikan askerleri, bir tutukludan, kırık bacağına
vurarak, İslama küfretmesini ve hayatta olduğu için
İsa'ya teşekkür etmesini istediler. Asker 'herhangi bir şeye inanır mısın' diye
sorduğu tutukludan 'Allah'a inanırım' yanıtını alınca 'ben, işkenceye inanıyorum
ve sana işkence edeceğim' dedi. Ramazan ayında, tutuklular, İslamı ve Allah'ı reddetmeye zorlandı, domuz eti yedirilerek
içki içirildi ve tecavüz edildi."
32
Irak coğrafyasında bu
insanlıkdışı manzaralar yaşanırken, ABD Adalet
Bakanlığı avukatları Başkan Bush'a bir bilgi notu
gönderdiler ve ABD Ordusunun, teröre karşı savaşı sırasında, tutuklulara
muamelede uluslararası hukuka uymak zorunda olmadığını kaydederek, kötü niyetli,
ideolojik ve siyasallaşmış bir hukuk belgesini, dünya insan hakları tarihinin
simsiyah sayfalarına not ettiler.
Önleyici savaş
doktrini de, terörizmle savaşta her şey meşrudur yaklaşımı da, artık, yaşanan bu
son işkence manzaralarıyla iflas etmiştir.
Değerli arkadaşlarım,
Vatikan Dışişleri Bakanı "ABD, Irak'ta, kendi eliyle kendine, 11 Eylülden daha
büyük bir darbe vuruyor" dedi. Bu, çok önemli bir ikazdır.
Geçenlerde, bir
vesileyle bir arada olduğum ABD Dışişleri eski Bakanı Allbright'a Irak'ta gördüğüm manzarayı anlattım ve ne
düşündüğünü sordum; aynen, dediği şu oldu: "Eski bir Dışişleri Bakanı olarak
bunu söylemek zor; ama, ABD'nin dünyadaki ününün düşüşünü görmek beni üzüyor.
ABD'nin Irak'a saldırısı çok büyük bir hataydı. Ben, bu saldırıya onay
vermemiştim. Dünya, ABD'ye yardım etsin."
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çömez,
mikrofonu açıyorum; buyurun.
TURHAN ÇÖMEZ
(Devamla) - Teşekkür ederim.
Evet, Amerika,
yaşananları istisnaî bir olay olarak geçiştirmemeli ve bir iki askerin
yargılanıp cezalandırılmasıyla çözülemeyeceğini net olarak anlamalıdır. Özür
dilemek ya da Iraklı masum halkın onurunu iade etmek
adına süslü ifadeler kullanmak da, artık, yaraları sarmak bir yana, yeni
rahatsızlıklar uyandırmaktadır. Yayımlanan fotoğraflar, ABD'nin, kötüye karşı
iyiyi temsil etme iddiasını çürütmüştür ve basılan deklanşörler, insanlık
onurunu değil, ABD imajını çürütmüştür. Pornografik işkence gölgesinde demokrasi
vermeye kalkanlar, o gölgenin esaretinden kurtulamayacaklardır.
Amerika için artık
tek yol kalmıştır; o da, barışı sağlamak ve kalıcı kılmak için süratli ve
gerçekçi adımlar atmak ve Irak'ı, huzur içerisinde, asıl sahiplerine teslim
etmek. Dünyanın bu beklentisine kulak vermek, hem dünya barışı için hem de ABD
için en doğru olanıdır.
Saygılarımla.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Çömez.
Önerge sahibi olarak
ikinci söz isteği, İstanbul Milletvekili Sayın Şükrü Elekdağ'a aittir.
Buyurun Sayın Elekdağ. (Alkışlar)
ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Irak Halkına yöneltilen
şiddet ve Türkiye'nin Irak politikası konularında bir genel görüşme açılmasına
ilişkin olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına sunulan önerge hakkında
konuşmak amacıyla söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlarım,
hemen belirteyim ki, CHP'yi takiben, İktidar Partisinin de aynı konuda bir genel
görüşme açılması hususunda önerge vermiş olması memnuniyet vericidir; çünkü,
komşumuz Irak'ta devam eden ve hukuka aykırılığı ve insanlıkdışı uygulamaları nedeniyle tüm uygar dünyanın
tepkisine yol açan bu çirkin savaş, bütün Ortadoğu bölgesinde ve çevresinde
şiddetin tırmanmasına ve istikrarsızlığın artmasına meydan verdiği gibi,
Türkiye'nin güvenliği açısından da yeni tehdit unsurlarının doğmasına zemin
hazırlamaktadır.
Değerli arkadaşım
Onur Öymen, yaptığı konuşmada, Grubumuz adına sunulmuş
olan önergenin, Irak Halkına yöneltilen şiddet ve Irak'ta insan hakları
ihlallerine ilişkin yönlerini tam bir vukufla ele aldı. Bu nedenle ben,
konuşmamda, daha ziyade, Irak'ta savaşın nasıl bir seyir izleyebileceği ve
Ortadoğu bölgesi ile ülkemiz üzerindeki etkilerinin neler olabileceği ve
gelişmeler karşısında Türkiye'nin politikasının nasıl şekillenmesi gerektiği
üzerinde duracağım.
Değerli arkadaşlarım,
Irak'taki duruma ilişkin olarak, Türkiye açısından belirtilmesi gereken
öncelikli husus şudur: Türkiye, ulusal çıkarları nedeniyle, komşusu Irak'ın,
insanların barış ve huzur içinde yaşadığı, istikrarlı ve olabildiğince
demokratik bir ülke olmasını, Amerika kadar, hatta, ondan fazla istemektedir;
çünkü, Irak'ta halen tanık olduğumuz çatışmalar bu tırmanma temposuyla devam
ettiği ve yaygınlaştığı takdirde, bu ülkedeki durumun ölümcül bir
Vietnam-Filistin karışımına dönüşmesi kaçınılmaz olacaktır. Böyle bir gelişme
halinde, Irak, uluslararası fanatik dinci terörün merkezi haline gelecek ve tüm
Körfez bölgesi ile Ortadoğu'yu istikrarsızlığa sürükleyecektir. Böyle bir
gelişmenin, Türkiye üzerinde de son derece olumsuz etkileri olması
beklenmelidir.
Tabiatıyla, bu
durumda, Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması mümkün olmayacak ve ülke
dağılacaktır. Bu tür bir gelişmenin, Türkiye'nin güvenlik ve istikrarı açısından
yeni tehditlerin oluşmasına yol açması kaçınılmaz olacaktır. Bu bakımdan, biz,
her ne kadar, Amerika'nın Irak'a saldırıp işgal etmesini son derece yanlış ve
hatalı buluyorsak da, bugünkü ortamda, Türkiye'nin çıkarlarının, Amerika'nın
Irak'ta istikrarın sağlanması ve halka dayalı bir yönetimin kurulması hedefiyle
tamamen bağdaştığı görüşündeyiz. Bu hedefin sağlanmaması halinde, Türkiye
çıkarlarının zarar göreceği hususunda derin endişeler beslemekteyiz.
33
Bu bakımdan, değerli
arkadaşlarım, şimdi yapacağım analizin, belirtmiş olduğum bu hususlar ışığında
değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Bugün, Irak'taki duruma objektif bir
görüşle baktığımız takdirde, şu iki gerçeği artık net olarak görüyoruz:
Bunlardan birincisi, Amerika'nın, Irak'ta, tüm otoriter Ortadoğu devletlerine
model olacak, Irak Halkını temsil eden ve kendi ayakları üzerinde duran,
olabildiğince demokratik bir rejim kurmayı öngören hedefinin gerçekleşmesinin,
artık, uzak bir ihtimal olduğu, maalesef, belli olmuştur. Bu ifademle, böyle bir
amacın bizatihi Irak için bir hayal olduğunu söylemek istemiyorum. Vurgulamak
istediğim, Amerika için böyle bir hedefi gerçekleştirmenin, artık, son derece
zor hale geldiğidir.
İkincisi de, Irak'ta
istikrarın kuvvet kullanımıyla sağlanamayacağının ortaya çıkmasıdır. Tabiatıyla,
Amerika'nın muazzam bir silah arsenali vardır ve
bununla, isterse, sadece Falluja değil, tüm Irak
kentlerini dümdüz edebilir; ancak, böyle bir hareket hattının da ülkenin
harabeye dönüşmesine yol açmasının yanında, Amerika'nın temel amaçlarına ve bu
bağlamda, terörü bastırma hedefine ters düşeceği açıktır.
Bu konuda, Anthony Cordesman "Irak Savaşı,
Strateji, Taktikler ve Askerî Dersler" adlı yeni kitabında, şunları söylüyor:
"Tabiî ki Amerika Irak'ı yenilgiye uğratır; ancak, askerî bir çözümün, aşırı
kuvvet kullanımına ve büyük sivil zayiata yol açacağı, bu durumun da tüm
dünyanın ayağa kalkmasına meydan vereceği bilinmelidir. Ayrıca, Amerika'nın, tüm
isyan eden Sünnîler ve Şiîler ile yabancı mücahitleri öldürmesi veya hapsetmesi
mümkün değildir. Bunları öldürse bile, karşısında, imha ettiklerinden daha
fazlasını bulacağı kuşkusuzdur." Bence, tanınmış bir stratejist olan Cordesman'ın
görüşlerine değer vermekte yarar var.
Her halükârda,
değerli arkadaşlarım, olayların ulaştığı bu aşamada, Irak'ta barışın ve
dönüşümün sağlanmasında askerî kuvvetten medet ummak isabetli bir yaklaşım
değil; yani, Irak'ta çözüm, halkı kazanmayı, siyasî bir yaklaşımı ve uzlaşmayı
gerektiriyor. Bu yaklaşımın ne olduğunu belirtmeden önce, ahlak faktörünün de
siyasî çözümü zorunlu kıldığını söylemeliyim.
Amerikan yönetiminin,
Irak'ı işgal için ileri sürdüğü gerekçelerin hiçbirinin gerçek bir yönü
olmadığı, artık belli olmuştur.
Irak'la 11 Eylül
saldırısı ve Bin Ladin arasında hiçbir ilişki olmadığı kesindir. Ayrıca, Irak'ın
kitle imha silahları imal etme kapasitesine sahip olmadığı da saptanmıştır.
Bunlara ilaveten, eski Savunma Bakanı William Cohen'in
de belirtmiş olduğu üzere, 2000'li yıllarda, Irak'ın, komşuları için bir tehdit
oluşturmadığı da bilinmektedir.
Bu gerçekler,
Amerika'da eski yönetim mensupları tarafından son zamanlarda yazılan bazı
kitapların yayımlanmasından sonra tam bir netlikle ortaya çıkmıştır. Bu
bağlamda, hem Clinton hem de Bush yönetiminde terörle
mücadelenin eşgüdümünden sorumlu olan Richard Clarke'ın yazmış olduğu "Bütün Düşmanlara Karşı" adlı kitap,
Amerikan medyası tarafından, Bush yönetiminin iflas
belgesi olarak nitelenmektedir. Richard Clarke,
kitabında, Bush yönetiminin El Kaide'yi hiç ciddiye
almadığını, iktidara geldikleri andan itibaren hep Irak'la uğraştıklarını ileri
sürüyor. Clarke, 11 Eylül saldırısının ertesi günü
sabahı harekât merkezine gitmiş; orada, Savunma Bakanı Rumsfeld ile Savunma Bakan Vekili Wolfolwitz'in görüştüklerini görmüş ve tahmin etmiş ki,
bunlar, El Kaide ve Afganistan'a karşı nasıl bir harekât planlanacak, onu
konuşuyorlar; fakat, yanlarına vardıkları zaman, Savunma Bakanı ile Savunma
Bakan Vekilinin Irak'ı nasıl vuracaklarını konuştuklarını görünce dehşete
düşmüş. O toplantıda Rumsfeld "Afganistan'da vurmak
için iyi hedefler yok; halbuki, Irak'ta bol bol var.
Bu bakımdan, Irak'ı bombalayalım" diyormuş.
Richard Clarke, Bush yönetiminin kendisini
devredışı bırakmasını şöyle izah ediyor: "11 Eylülden
sonra Irak'ı işgal etmek ve saldırmak, Pearl Harbour baskını üzerine Amerika'nın Meksika'yı işgal
etmesine benzer dedim. Bu benzetme işime son verilmesine yol açtı."
Clarke,
kitabında, Bush yönetimini, gereksiz, çok masraflı bir
savaşa kalkışarak dünyanın her yerinde köktendinciliği, radikal İslamcı terörü güçlendirmekle
suçluyor.
Değerli arkadaşlarım,
bütün bunlar, bu savaşın ne kadar yanlış, hakkaniyetten, meşruiyetten yoksun
temeller üzerine bina edildiğini ortaya koymaktadır. Bu durum da, Irak'ta askerî
yöntemlere dayanmayan siyasî bir çözümü zorunlu kılmaktadır. Esasında, Amerikan
yönetiminin, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Özel Temsilcisi Lakdar Brahimi'nin planını kabul
ederek siyasetini bu yöne doğru kaydırdığını görüyoruz; ancak, Avrupa medyası,
Washington'un tutumunu samimî bulmuyor; Amerika'nın yeni açılımını, Başkanlık
seçimine kadar durumu idare edecek bir manevra olarak görüyor. Esasında, gerçek
durum da bu merkezde. Washington, Birleşmiş Milletler temsilcisine seçtireceği
ve yumuşak başlı kişilerden oluşacak bir hükümete yetki transfer etmiş gibi
görünerek, Başkanlık seçiminin yapılacağı zamana kadar durumu idare etmek
peşinde; yani, sizin anlayacağınız, 30 Haziranda yapılacak yetki devri
gösterişten ibaret...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Elekdağ, mikrofonu açıyorum.
Buyurun lütfen.
ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ
(Devamla) - Değerli arkadaşlarım, Irak'ta istikrarın sağlanması için yeni bir
siyasal meşruiyetin oluşturulması gerekiyor. Brahimi'nin planının ise, bunu sağlamak için yeterli
olmayacağı apaçık belli. Zira, siyasal meşruiyetin oluşması için, Irak'ın yeni
bir anayasaya kavuşturulmasında, seçimlerin yapılmasında ve hükümetin
kurulmasında söz sahibi otoritenin, yani önde gelen sorumlunun Amerika değil,
Birleşmiş Milletler olması icap ederdi.
Yeni siyasal
meşruiyetin oluşması için, Birleşmiş Milletlerin, tam yetkiyle mücehhez olarak,
Iraklı liderlerle, seçimleri, etnik ve mezhep grupları arasındaki dengenin nasıl
tesis edileceğini ve devlet hizmetlerine etkinliğin nasıl kazandırılacağını
tartışması ve otoritesini belli etmesi icap ederdi.
34
Bugünün ortamında,
Irak'ta sorunun esas kaynağı olan Amerika, çözümün bir parçası olabilir mi? Her
şeye rağmen olması lazım değerli arkadaşlarım; çünkü, Amerika'nın çıkarları da
bunu gerektiriyor. Amerika'nın Irak'tan çıkarken arkasında sadece enkaz ve kaos
bırakması, hem kendi hem de bölgedeki müttefiklerinin ulusal çıkarları açısından
büyük ve uzun vadeli sakıncalar doğurur.
Bu bakımdan,
Amerika'nın, sözünü ettiğimiz yeni siyasal meşruiyetin oluşmasına yardımcı
olması gerekir. Bu yeni siyasal meşruiyetin kalıcı ve etkili olması için,
uluslararası, bölgesel ve yerel konsensüsler üzerine bina edilmesi gerekir.
Evet, bu siyasal meşruiyetin kalıcı ve etkili olması için, uluslararası,
bölgesel ve yerel konsensüsler üzerine bina edilmesi gerekir.
Bu konsensüsler nasıl
oluşturulacaktır; bunun yolu, Irak'ta istikrar koşullarının, siyasî açıdan tam
yetkili bir Birleşmiş Milletlerin, Iraklıların, Avrupa Birliğinin, Arap dünyası
temsilcilerinin, Amerika'nın ve soruna katkıda bulunabilecek bölge ülkelerinin
işbirliğini sağlamaktan geçer; ancak, değerli arkadaşlarım, bu doğrultuda
atılacak adımların başarılı olması için, bir gerçeğin çok iyi anlaşılması
lazımdır. Bu da, Irak'ta çözüm artık nasıl Ortadoğu ortamından soyutlanamıyorsa,
Ortadoğu'da da hiçbir şey Filistin sorunundan soyutlanamaz.
Durumu bu hale
getiren, Amerika'nın Irak'a askerî müdahalesi olmuştur. Nasıl ki, Irak'taki
savaş, İslam dünyasındaki Amerikan aleyhtarlığını eylemci bir cepheye
dönüştürüyor ve gençleri teröre itiyor, aynı şekilde, Filistin sorununda da
Amerika'nın İsrail yanlısı tutumu, terörü besliyor, çemberini genişletiyor ve
Arap-İslam âlemindeki gençlere yeni terör ufukları açıyor.
Arap halkları, kendi
rejimlerini ve liderlerini, Batı'nın ve Amerika'nın işbirlikçileri, uşakları
olarak görüyor; Filistin'de dökülen kana duyarsız ve çaresiz durumdaki
liderlerini kınıyor ve onlardan nefret ediyor; ancak, bu nefret, Arap liderlerin
hamisi konumundaki Amerika'ya katlanarak yönleniyor.
Arap halkı,
Amerika'nın İsrail'i kayırarak Filistin sorununun adil bir çözüme kavuşmasını
engellemesini, tüm Araplara karşı bir saldırı olarak algılıyor ve Amerika'yı
Şaron'un suç ortağı olarak görüyor. Bu duygular, Arap
kitlelerini, kendi liderlerine olduğu kadar Amerika'ya karşı da düşmanlığa ve
isyana sevk ediyor. İşte ikiz kuleleri ve Pentagon'u vuran terör böyle
besleniyor. Bu bakımdan, Amerikan yönetiminin, Filistin sorununun çözümünü Sabra
ve Şatila katliamlarının sorumlusu Şaron'un silahlarına emanet etmesi, Ortadoğu'yu çok mümbit
bir terörist tarlası haline getiriyor; Arap sokaklarına, Amerika'ya nefretin
tohumlarını ekiyor; İslam âlemini Bin Ladin'in etkisi altına itiyor. Evet,
Amerika, maalesef, izlediği politikayla, farkında olmadan, Bin Ladin'in din
savaşı yaratma çabalarına hizmet ediyor.
Değerli arkadaşlarım,
bu gerçeklere gözlerini kapayan bir Amerika'nın global terörle mücadelede
başarılı olması mümkün mü...
Bu bakımdan, biz,
Amerika'nın, hem kendi çıkarları açısından hem de dünya barış ve istikrarına
karşı sorumluluğunu dikkate alarak, Filistin'de akan kanı durdurmasını ve soruna
adil ve kalıcı çözüm getirmek amacıyla gerekli adımları atmasını bekliyoruz.
Sözlerime son
verirken bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
bugün Irak'taki tabloya baktığımız zaman, hepimizin bir şeye şükretmesi lazım;
bu da, Türkiye'nin bu hukukî, siyasî ve ahlakî meşruiyeti olmayan kirli ve
çirkin savaşa katılmayı reddetmesi ve topraklarını böyle bir savaş için bir üs
haline dönüştürmemiş olmasıdır. Meclisimiz, 1 Martta ortak sağduyusunu ortaya
koymuş ve bu muhteşem kararı almıştır; fakat, bu kararın alınmasında tek fire
vermeyen CHP'nin oylarının hakkını da teslim etmek gerektir.
Irak Halkına
yöneltilen şiddet ve Türkiye'nin Irak politikası hakkında genel görüşme açılması
hususundaki önerimizi tekrarlayarak sözlerime son veriyor, hepinize saygılarımı
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Elekdağ.
Sayın
milletvekilleri, genel görüşme önergeleri üzerindeki öngörüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, genel görüşme
açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım.
Genel görüşme
açılmasını kabul edenler... Genel görüşme açılmasını kabul etmeyenler... (CHP
sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar [!])
İZZET ÇETİN (Kocaeli)
- İşgalcileri mi destekliyorsunuz?!
BAŞKAN - Genel
görüşme açılmasını kabul etmeyenler, Başkanlık Divanındaki arkadaşlarımız
saymakta zorlanıyor, kabul etmiyorsanız parmağınızı kaldırın, açıkça görelim.
NECATİ UZDİL
(Osmaniye) - Utanmayın, utanmayın; gönlünüzden geçeni yapın!
BAŞKAN - Değerli
arkadaşlar, Kâtip Üyelerimiz arasında anlaşmazlık olduğundan, oylamayı
elektronik cihazla yapacağım (CHP sıralarından alkışlar) ve yine, bir defa daha
tekrar ediyorum, genel görüşme açılmasını kabul edip etmediğinizi, kabul, ret
ya da çekimser oylarıyla, iradenizi elektronik cihazla
bildireceksiniz.
Oylama için 3 dakika
süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden
yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy
pusulalarını, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca, vekâleten oy
kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını,
oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını,
yine, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
35
Oylama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, genel görüşme açılması kabul edilmemiştir.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) - Sonuç ne?
HÜSEYİN GÜLER
(Mersin) - Sayın Başkan, sonucu açıklar mısınız.
BAŞKAN - Efendim,
işarî oylamada sonucu açıklama gibi bir usul yok
İçtüzükte; Başkanlık Divanında değerli arkadaşlarımız var, onlar gördü zaten.
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Saklayın bakalım ne olacak!
İZZET ÇETİN (Kocaeli)
- Bilgi edinme hakkımız var Sayın Başkan.
MUHARREM KILIÇ
(Malatya) - Bilgi edinme hakkımızı kullanmak istiyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler" kısmına geçeceğiz; ama, arkadaşlarımız
yerlerine oturursa.
Bütün arkadaşlara
rica ediyorum, herkes yerine otursun.
Sayın
milletvekilleri...
Toplantıya 5 dakika
ara veriyorum.
Kapanma Saati : 18.18
36
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 18.33
BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER : Enver
YILMAZ (Ordu), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 92 nci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
Önce, yarım kalan
işlerden başlayacağız.
VII.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1.- Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı :146)
2.- Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı : 152)
3.- Çanakkale
Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa
Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici
Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212)
(S. Sayısı : 305)
BAŞKAN - Adlî Yargı
İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve
Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının ve Çanakkale Milletvekilleri
Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa
Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan maddeleriyle
ilgili komisyon raporları henüz gelmediğinden, tasarıların ve teklifin
müzakerelerini erteliyoruz.
Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
4.- Kamu Yönetiminin
Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri,
Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı :349)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yok.
Komisyon
bulunmadığından, tasarının müzakeresi ertelenmiştir.
Gıdaların Üretimi,
Tüketimi ve Denetlenmesine Dair 560 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili
tasarının müzakeresine başlayacağız.
5.- Gıdaların
Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair 560 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile
Tarım, Orman ve Köyişleri ve Sağlık, Aile, Çalışma ve
Sosyal İşler Komisyonları Raporları (1/238) (S. Sayısı: 428)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yok.
Komisyon
bulunmadığından, kanun hükmünde kararnameyle ilgili tasarının müzakeresini
erteliyoruz.
Türkiye Futbol
Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu raporunun
müzakeresine başlıyoruz.
6.- Türkiye Futbol
Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/806)
(S. Sayısı: 454) (X)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Komisyon raporu 454
sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Karaman Milletvekili Sayın Fikret
Ünlü; buyurun.
Süreniz 20 dakika.
CHP GRUBU ADINA
FİKRET ÜNLÜ (Karaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Türkiye
Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüş ve düşüncelerini
anlatmak üzere huzurunuzdayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
biliyorsunuz, Futbol Federasyonunun kuruluş amacı, bu kanunun amacı,
Türkiye'deki futbol faaliyetlerini, ulusal ve uluslararası kurallar çerçevesi
içerisinde yürütmek, organize etmek ve geliştirmektir. Tabiî ki, tüm
federasyonların amacı aynı doğrultudadır ve bu çerçeve içerisinde, çok doğal
olarak, yarışma platformu içerisinde, federasyonlarımız, takımlarımızın, millî
takımlarımızın ve kulüplerimizin en üst düzeyde başarılı olması için de büyük
bir amaç gütmektedir. Şimdi, hepimizin amacı, bu kanun tasarısının da amacı, bu
genel amaca hizmet edebilecek düzenlemeleri yapmaktır. Bu nedenle, hükümetimizin
getirmiş olduğu değişiklik tasarısının maddelerini genel olarak destekliyoruz.
Bir an önce çıkması için sayın
37
hükümet çaba sarf
ediyor. Doğrusunu isterseniz, ne kadar hızlı hareket ederlerse etsinler,
getirilen bu değişiklik maddeleriyle mesafe alabilecekleri inancını da
taşımıyorum. Onu da, daha önce çalışmalarda da bulunmuş bir insan olarak
söylüyorum; çünkü, kamuoyunda çok doğal olarak bir beklenti yaratıldı. Acaba,
hükümet, bu değişikliklerle, Türkiye Futbol Federasyonunun seçimlerinde ya da organizasyonlarında ve asıl önemlisi, Türkiye'de
yaşanmakta olan şaibe ortamında ve gerçekten, Türkiye'de futbol camiamızda
görülen kirlilikte bir başarı elde edebilir mi diye bekliyoruz; ama, ne yazık
ki, getirilen değişiklikler bu amacı gütmüyor. Onu açık olarak baştan söylemek
istiyorum; fakat, her şeye rağmen, Cumhuriyet Halk Partisi olarak destekliyoruz
ve bu konuda da mesafe alabilmeniz için -mutlaka iyi niyetle hazırlanmış bir
değişiklik tasarısıdır- sonuç alabilmeniz için yardımcı olmaya çalışacağız.
Değerli arkadaşlarım,
hepiniz biliyorsunuz; bütün spor faaliyetleri, spor, bütün dünyada ortak
kurallarla işleyen bir kurumdur, organizasyondur. Belki de, dünyada, spor gibi,
ortak kurallarla, kurumlarıyla, koşullarıyla işleyen başka bir sektör yoktur ne
ekonomide ne dilde ne siyasette ne dinde; aklınıza hangisi gelirse, yargıdan
yayın organlarına varıncaya kadar, parlamentolardan sendikaların, demokratik
kuruluşların, hatta, anayasaların oluşumuna varıncaya kadar, bu kuruluşlar,
bütün dünyada farklı kurumlar, kurallarla işlemektedir; ama, spor faaliyetleri
bütün dünyada ortak kurallarla çalışıyor. Onun için de, bu niteliğinden ötürü
müthiş bir tanıtım gücü vardır dünyada. Ortak koşullarda işlediği için,
yürütüldüğü için, sonuçlarında muazzam bir tanıtım etkisi bırakıyor. Bu nedenle,
yapacağımız her düzenleme büyük önem taşıyor; ona da hep birlikte dikkat etmemiz
gerekir diye düşünüyorum.
Şimdi, eskiye göre,
Sayın Bakan da sık sık ifade ediyorlar, getirilen
değişikliklerin ilki genel kurulun oluşumunda göze çarpıyor. Sayın Bakan, sayın
hükümet, genel kurulun üye sayısını aşağı yukarı 2 katına çıkardı. Bu, eskiden,
bugünkü durumun 3 katına yakındı zaten, 285'ti sanıyorum,
(x) 454 S. Sayılı
Basmayazı tutanağa eklidir.
biz, bunu, 57 nci hükümet döneminde 106'ya indirmiştik, şimdi yeniden
215'e çıkarılıyor. Aslında, kulüp sayısında bir artış yok, profesyonel liglerde
mücadele eden, faaliyet gösteren 155 kulübümüz var; bugün getirilen
değişiklikle, birinci, ikinci ve üçüncü liglerden 57 kulüple temsil edilecek.
Bu, aşağı yukarı eskiden de aynıydı, 50'ye yakındı; fakat, ne biz ne de şimdiki
hükümet, Türkiye Futbol Federasyonunun faaliyetleri içerisinde gözüken 3 434
tane amatör kulübü gereği gibi temsil ettiremedik. Ben, bunu her zaman
söylüyorum, gerçekten, Türkiye'deki kirliliğin önlenmesi; şaibe ortamından,
federasyonun ve faaliyetlerinin kurtarılması, belki de bu sayının çok yüksek
tutulmasında yatıyor; ama, bunu biz başaramadık; şimdi görüyorum ki, yeni
değişiklikle de böyle bir sonuca varamayacağız. Sanıyorum 3 434 amatör
kulübümüzden, ancak, Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu 5 üyeyle -biz de 3 üye
çağırıyorduk- temsil ediliyor. Ne kadar temsil ediyorlar, o kulüplerin haklarını
ne kadar arıyorlar, o bile tartışma konusudur; çünkü, getirilen 3813 sayılı
Yasanın daha önceki değişikliklerinde "Türkiye Futbol Federasyonunun yıllık
toplam gelirlerinin en az yüzde 30'u, projeler karşılığında, ikinci, üçüncü lig
kulüpleri ile aynı amaca hizmet eden kuruluş veya kulüplere, eşit oranda, genel
kurul kararıyla dağıtılır" hükmü getirilmişti; bu maddenin bile sağlıklı bir
şekilde işletildiği kanısında değilim ne yazık ki.
Şimdi, burada, tabiî,
gönül isterdi ki, Sayın Bakanın da ilk başlarda 600 veya 800 olarak telaffuz
ettiği genel kurul üye sayısı o rakamlara ulaşabilseydi.
Ben, bir noktada,
çıkış yolunu burada görüyorum; çünkü, hepimiz biliyoruz, hepimiz yaşıyoruz;
değerli yayın organlarımızda bu konularda deneyimli, birikimli olan spor
yazarlarımız, yorumcularımız, hemen hemen her gün
akşam, konunun kirliliğinden, şaibe ortamından ve yapılan haksızlıklardan...
Kulüplerimizin yöneticileri, illere varıncaya kadar, hep bunlara tanık oluyoruz.
Peki, bu, nereden kaynaklanıyor; iki nedeni var.
Değerli arkadaşlarım,
birincisi, genel kurullar görevini yapamıyor, Türkiye Futbol Federasyonu Genel
Kurulu görevini yapamıyor; yaptırılmıyor. Üzerinde, siyasî, ekonomik, sosyal
baskılar var; oluyor. Kulüplerin beklentileri var; küme düşerken çığlık çığlığa
bağırıyorlar; ama, bir süre sonra kulaklarına fısıldıyorlar, diyorlar ki; sesini
çıkarma, Federasyonu kızdırmayalım, belki seneye bir üst kümeye tekrar çıkarız
veya -sesinizi çıkarmayın- düşeriz. Bunlar, hem Federasyonu yaralıyor hem de bu
şaibe ortamının, bu kirliliğin spor adına yaygınlaşmasına neden oluyor.
Değerli arkadaşlarım,
ben, bunu, nasıl olabilir, nasıl önlenebilir diye çok düşündüm; çok sıkıntısını
çektiğim için çok düşündüm.
Bir nedeni, genel
kurul üye sayısının belki de çok yüksek tutulmasındadır; ikincisi de, Futbol
Federasyonu üzerinde ve tüm federasyonların üzerinde bir spor yüksek üst
kurulunun oluşturulmasıdır. Bunun başka bir çıkış yolunu ben görmüyorum. En
önemlisi, belki de, genel kurul olmazsa bile -bu yasa, artık, bugün, öyle
anlaşılıyor ki, geçirilecek- ileride, spor yüksek kurumu ya da spor yüksek konseyi, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme
Kurulu gibi, Sermaye Piyasası Kurulu gibi, Din İşleri Yüksek Kurulu, Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu gibi, aklınıza ne gelirse, bu tür kurulmuş üst kurullara
uygun bir üst kurul oluşturmak lazımdır. Federasyonların üzerinde, onları
denetleyecek, yasal dayanağı olan, yaptırım gücünde, gücünü geldikleri
kurumlardan alan kişilerden, spor bilgisiyle, otoritesiyle ve temsil ettiği
kurumun spor üzerindeki ağırlığıyla, olimpiyat komitesinden tutunuz, federasyon
başkanlarının kendi aralarından seçecekleri 3 veya 5 kişiyle, üniversitelerden
gelecek temsilcilerle, Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonuyla ve başta Millî
Eğitim Bakanlığından, Türk Silahlı Kuvvetlerinden gelecek üst düzey
temsilcilerle -en
38
az müsteşarlık
düzeyinde- 17-19 kişiden oluşan bir spor yüksek kuruluyla, hepimizin en büyük
sorunu haline gelen, kamu vicdanını çok yaralayan, çok rencide eden bu ortamdan
kurtuluruz diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım,
sık sık konuşuluyor "bunlar, Federasyon Başkanına
bağlanıyor" deniliyor; Federasyon Yönetim Kurulu içerisinde Merkez Hakem Kurulu
Başkanı ve diğer üyeler hakkında değişik dedikodular, söylentiler oluyor ve
yıpratıcı yayınlar yapılıyor. Bunları önlemenin yolu budur. Bu tür kurumları
korumak da bizim görevimizdir; Parlamento olarak, korumak da bizim görevimizdir;
aksi halde, dün bu eleştirilerden kurtulamadılar, bugün kurtulamıyorlar, yarın
hiç kurtulamazlar değerli arkadaşlarım. Onun için, ben, şahsen, böyle bir üst
kurul ihtiyacını görüyorum.
Şimdi, tasarı ne
değişiklik getiriyor; birincisi, genel kurulda temsilde getiriyor. Sayın Bakana
şunu söyleyeyim: Sayın Bakan "kulüp temsilcilerini yüzde 42'den yüzde 72'ye
çıkardık" diyorlar; bu, doğru değil. Bu, eskiden de yüzde 70'in üzerindeydi.
Birinci ligde 18 kulübümüz var; genel kurula, çağrı tarihinde ilk 10 sırada olan
kulüplerden 2'şer kişi, diğerlerinden de 1'er kişi geliyor. 2'şer kişiden 20
kişi eder, 18 kişiyi de eklerseniz 38 kişi eder, 8 kişiyi de eklerseniz 46 kişi
eder. Birinci ligden, bir kere, 46 kişi geliyor. Yasa çıktığında, ikinci ligde 5
grup var, onlardan 2'şer kişi geliyor. Ayrıca, üçüncü ligde de 8 grup var.
Bunları da sayarsanız, zaten 70'in üzerindedir; 106 kişinin yüzde 42'si 70 kişi
etmiyor. Neyse, bu, maddî bir hata; ama, sürekli konuşuluyor; o bakımdan, bu
oranlamanın da doğru yapılmasında yarar var.
İkinci değişiklik
Merkez Hakem Kurulunda yapılıyor. Merkez Hakem Kurulu üyelerini, biz, Federasyon
Başkanının, yönetiminin yetkisine vermiştik oluşumunu. Neden; değerli
arkadaşlarım, o günlerdeki genel kurulları hatırlayın; içinizde sporla ilgili
çok değerli arkadaşlarımız var, bilirler, başta Sayın Başbakan olmak üzere
bilirler; kulüpler, ne yazık ki, Merkez Hakem Kurulunda görev alacak hakemlerle
diyaloğa girmeye başladılar; bunlar yaşandı, çok
çirkin olaylar yaşandı. Onun için, biz, bundan kurtarıp, Federasyonun yetkisine
verelim; Federasyon her şeyiyle yetkili olsun; hakem hatalarından da,
atamalarından da, kendi faaliyetlerinden de sorumlu olsun; genel kurul gereğini
yerine getirsin dedik ve bu düşünceyle, Federasyon yönetimini güçlendirmiştik;
ama, şimdi, Sayın Bakan, sayın hükümet diyorlar ki: "Hayır, biz, daha bağımsız
olmasını sağlayıcı bütçe imkânları da sağladık; bir de böyle deneyeceğiz."
Tekrar denenmiş oluyor, denensin; destekliyoruz, bir itiraz yok, denensin; ama,
göreceksiniz ki, bu tartışmalar, bu eleştiriler önümüzdeki yıllarda da devam
edecektir.
Bize göre, bir diğer
önemli değişiklik, satır aralarında geçiştirilmek
istenmiş olan bir değişiklik -değerli arkadaşlarım, bunu, şiddetle reddediyoruz-
Türkiye liginin adının satılması meselesidir. Buradan sağlanacak gelirlerin,
ikinci, üçüncü lig kulüplerine yüzde 35'ini, yüzde 45'ini vereceğiz, kalanını,
payları düştükten sonra, Federasyon ile diğer kuruluşlar arasında bölüştüreceğiz
gibi... Sanki, maddî bir menfaat sağlıyormuş veya katkı yapıyormuş düşüncesiyle,
Türkiye liginin adı satılmak istenilmektedir. Geçmişte satıldı. Hatırlayın, bir
gün, spordan sorumlu Devlet Bakanı olarak haberim bile olmadan, gazetelerde,
televizyonlarda, manşetlerde tanık olduk ki, Türkiye Futbol Liginin adı Telsim
Türkiye Ligi olarak değiştirilmiş. İtiraz ettik; çok uğraştım, kabul etmediler;
mahkemeye verdim; tedbir koydurduk; tedbire itiraz ettiler, itirazları
reddedildi. Bu kez, "Türkiye" adını kullanamazsınız diye itiraz ettik; neyse;
onu, tekrar "Türkiye" adını başa alarak, "Türkiye Telsim Ligi" yaptılar. Ona da
itiraz ettik; tedbir koydurduk. Tedbire itiraz ettiler; reddedildi. Arkasından
"Telsim Ligi" yaptılar; çok uğraştılar. En sonunda, Bakanlar Kurulu kararıyla
biz, bu uygulamayı, bana bağlı olan Federasyonun uygulamasını durdurduk. Danıştaya başvurdu, Federasyonumuz; hem de Danıştaya başvururken -denetim, gözetim görevi altındaki bir
kuruluşun, özerkliği nasıl kullandığını düşünün- hükümeti, Federasyonun
yetkilerini gasbetmekle suçlayarak Danıştaya
başvurdular.
Düşünün; Bakanlar
Kuruluna bağlı bir kuruluş, kamu kuruluşu niteliğinde, özerk, ama, böyle bir
serbestliği, böyle bir keyfîliği asla düşünülemez; Danıştaya başvurdular, Danıştay 10. Dairesi reddetti. 10.
Dairenin reddine karşılık, genel kurula götürdüler; 15 kişilik Danıştay Genel
Kurulu yine reddetti.
Ben, bunu ilk kez
burada söylüyor değilim; daha önce genel müdürlükten, "çalışmalarımıza katkı
yapın "diye davet ettiler; orada bu düşüncelerimi söyledim; ardından da,
komisyonlarda, Sayın Bakana, bu mahkeme kararları dahil, anlattım.
Değerli arkadaşlarım,
bu konuda önergemiz var. Hiçbirimize yakıştıramam; açık söyleyeyim; Türkiye
Cumhuriyeti Devleti, eğer, ihtiyaç varsa, ikinci, üçüncü, dörtüncü liglerin, amatör liglerin ihtiyaçlarını
karşılayabilecek imkânları sağlayabilecek güce sahiptir.
Biz, büyük bir
devletiz; bizim ortak değer yargılarımız var; ortak sevinç kaynaklarımız var.
Türkiye ligleri, Türkiye Ligi; herkesin kendini o kurumun içerisinde hissettiği
kuruluşlardır bunlar; adını satamazsınız. Her birinizin aklına başka bir isim
gelebilir. Dün, Telsim Ligi idi, yarın başka bir firmanın ismi olabilir. İlgili
kurumlarla ilgili neler yaşandığını hep beraber gördük. Türkiye Liginin adını
bir kişinin adıyla, bir kurumun adıyla özdeşleştirmek, bir firmayla
özdeşleştirmek hiçbirimize uygun düşecek bir yaklaşım değildir, buna imkân
sağlamak doğru değildir.
Doğru değildir;
Türkiye birinci liginde, hepimizin tuttuğu takımlar vardır; Elazığlıyız,
Karamanlıyız, Trabzonluyuz, Karslıyız, Vanlıyız; ama, oralarda olsak bile, bugün
birinci ligde yarışan özellikle, 3 büyük kulüpten, 4 büyük kulüpten herbirimizin tuttuğu kulüpler vardır. Bunların yarıştığı bir
ligin adı, başka bir firma adıyla anılamaz; bu satılamaz, satılmamalıdır.
Değerli arkadaşlar, o nedenle, bu 23 üncü maddede değişiklik yapan 12 nci madde kesinlikle tasarıdan çıkarılmalıdır. Değerli
arkadaşlarım, ben, AKP'ye, başta Sayın Başbakanımız
olmak üzere, hiç kimseye, böyle bir şeye imkân sağlamayı yakıştıramam. Bu,
tasarıya getirilmiş, gizli -açık söyleyeyim, değerli arkadaşlarım kusura
bakmasın- buraya sokuşturulmuş bir maddedir; bunu yapmak doğru değildir.
39
Şimdi, Türkiye'de
spor kamuoyunu bir beklenti içerisine sokuyoruz, diyoruz ki: Yasayı, Futbol
Federasyonu genel kurulundan önce çıkarırsak çok şey değişecek. Ne değişecek;
Merkez Hakem Kurulunu genel kurul seçecek, genel kurul üye sayısı 106'dan 215'e
çıkacak; 215'e çıkarken, temsil edilen 55 kulüp sayısı 155'e mi çıkıyor; bütün
profesyonel liglerdeki 155 kulüp mü temsil ediliyor; yok, kulüp sayısı yine
aynı; ama, aynı kulüpten 3 kişi çağırıyorsunuz, 5 kişi çağırıyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım,
o kulübün içerisinden genel kurula giden insanların kulüp başkanlarının iradesi
dışında hareket edebileceklerini varsaymak çok büyük bir iyi niyettir. Burada
bir değişiklik olmaz; ama, değerli arkadaşlar, hükümet getirsin, biz, bu
değişikliği de destekliyoruz.
Tabiî, idarî birimler
1 inci maddede yer alıyor. İdarî birimlerin yerlerinin tespit edilmesi yetkisi
Federasyona veriliyor; Ankara, merkez olarak kalıyor; ama, takdir edeceğiniz ve
tahmin edeceğiniz gibi, bugün, aslında, fiilen de İstanbul olarak kullanılıyor.
Bütün hakemlerimiz dahil, tahkim kuruluyla, denetleme kuruluyla, her şeyiyle,
Futbol Federasyonu İstanbul'a taşınıyor. Niçin taşınıyor; orada 400'ün üzerinde
amatör kulübümüz müsabaka yapıyor, Türkiye genelinde yılda binlerce müsabaka
oluyor; en büyük ilimiz, ikinci ilden 2 kat daha fazla nüfusa sahip, 3
büyüklerimiz orada; her neyse; bir yarar umuluyor. Peki, olabilir, her şey
denensin, spor adına, bütün bürokratik engeller aşılarak her şey denensin; ama,
değerli arkadaşlarım, bunlar denenirken, denemesi yapılırken, tabiî ki, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin yüksek idaresiyle bazı yanlışları da önlememiz
gerekiyor.
Belki izlediniz
-sürem de tamamlanıyor- daha dün akşam spor yorumcusu değerli arkadaşlarım,
başta değerli dostum Hıncal Uluç olmak üzere, beni hep suçlamışlardır. Ben nerede
karşılaştıysam "bu Futbol Federasyonuyla başa çıkamadın ya, o sana yetiyor" demişlerdir bana. Onlara da sorsam başka
şey söylerler.
Değerli arkadaşlarım,
toplum yararına, kamu yararına, hiçbir hatalarına göz yummadım. Her zaman,
teftiş kurullarıyla, mahkemelerle, Danıştayıyla, Sayıştayıyla, her şeyiyle, kamu yararı gözetilerek,
üzerlerine gidilmiştir; ama, ben, özerkliğine dokunmamayı temel prensip edindim.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun
efendim, sözlerinizi tamamlayın.
FİKRET ÜNLÜ (Devamla)
- Futbol Federasyonuyla ilgili kanunun 31 inci maddesinde, bakanın denetim ve
gözetim görevi vardı, bunu genişlettik; denetimi ve gözetimi altındadır. Nasıl
denetleyeceğiz, nasıl gözetleyeceğiz; bu belli değil; açıklık getirdik; dedik
ki: "Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından yapılacak inceleme ve soruşturma
sonucunda, Futbol Federasyonu yönetiminin görevde kalmalarında sakınca
görülürse, spordan sorumlu Devlet Bakanı Genel Kurulu olağanüstü toplantıya
çağırır." Bundan daha büyük özerklik olur mu, özerklik bundan daha güzel
korunabilir mi değerli arkadaşlarım?! Ama, Futbol Federasyonu Genel Kurulu,
Başbakanlık Teftiş Kurulunun "görevde kalmalarında sakınca vardır" demesine
rağmen, tekrar, aynı yönetimi seçti. Peki, bunlar neden oluyor; işte, bunlar,
Futbol Federasyonunun üzerindeki siyasal ve sosyal baskı güçlerinin etkisinden
ötürü oluyor. Bunun karşısında durmak ve direnmek gerekir, taviz vermeden
direnmek gerekir.
Bir yönden
suçlanıyoruz; deniliyor ki: "Futbol Federasyonu Başkanı yüksekokul mezunu
olsun." Değerli arkadaşlarım, kanunu ben çıkarmadım, bu, önceden çıkarılmış bir
kanun. Federasyonda, herkesin aklında kalan şu: Spordan sorumlu Devlet Bakanı
olarak, Fikret Ünlü'nün getirdiği kanunla oldu... Kanun çok önceden çıktı. Biz,
bazı maddelerini değiştirdik, anlattığım gibi, daha da özerk hale getirdik.
Değerli arkadaşlarım,
siz, büyük çoğunluğa sahipsiniz, yüksekokul mezunu olma koşulunu getirin. 47
federasyonun yönetmeliğini değiştirdim ben, benim zamanımda değişti; 47'sinde de
yüksekokul mezunu olma koşulu vardır, lisan bilgisi koşulu vardır, hem de
okuldan ve kurslardan almak şartıyla, belgelemek şartıyla.
İçişlerinize karışmak
benim haddim değil; ama, dünden duyuyorum, merkez yürütme kurullarında "artık
seçimlere gidiyoruz, müdahil olmayalım, bu işlere
karışmayalım..."
Değerli arkadaşlarım,
işte, en büyük baskı, en büyük taviz orada başlıyor. Benim üzerimden şey
yapmayın. Getirilsin... Cumhuriyet Halk Partisi hazır; yüksekokul koşulunu mu
getireceksiniz, dil bilme koşulunu mu getireceksiniz, getirin; ne getirirseniz
getirin. Kaldı ki, bu, Federasyon seçimlerini de etkilemesin; kim seçilecekse
seçilsin; ama, gerçekten, bu şartların yerine getirilmesi kaçınılmazdır.
Değerli arkadaşlarım,
hele, bugün, bütün dünyada herkesin gözdesi, herkesin ilgi odağı haline gelmiş
futbolun başkanlarının, yönetim kurulu üyelerinin -uluslararası ilişkiler
içerisinde bütün bu faaliyetleri yürütürken- yabancı dil bilmesi çok büyük
ihtiyaçtır. Kendi hayatımdan bildiğim için söylüyorum. Bütün o üst kurullarda,
görüşmelerde, müzakerelerde, bunlar, tabiî, çok büyük ihtiyaç olarak ortaya
çıkıyor.
Değerli arkadaşlarım,
unutulmamak üzere, başa dönerek, bir tavsiye olarak söylüyorum -bugünkü konu
içerisinde değil- bütün bu tartışmaların üstesinden gelecek olan düzenleme, spor
yüksek kuruludur, yüksek spor konseyi meselesidir. Bütün federasyonlar için
geçerli olabilecek bir üst kurulla, bu tartışmalara son verebiliriz diye
düşünüyorum.
Gerçi, tabiî, insan
unsuru; ne kadar güzel yaparsanız yapın, insanlar, iyi yönetmezlerse, iyi
niyetli yaklaşmazlarsa, tabiî ki, her aşamada bu tür sorunları yaşamak
mümkündür.
Sabrınız için
teşekkür ediyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Ünlü.
40
Gruplar adına ikinci
söz isteği, AK Parti Grubu adına, Trabzon Milletvekili Sayın Faruk Özak'ın.
Buyurun Sayın Özak. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
FARUK NAFİZ ÖZAK (Trabzon) - Sayın Başkan değerli milletvekilleri; Türkiye
Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; spor ve özellikle futbol, günümüzde, geniş kitleleri etkileyen,
uluslararası ilişkileri geliştirerek, ülkeler ve milletlerarası iletişimi
sağlayan ve doğru yönlendirildiğinde, dünya barışına katkıda bulunan evrensel
bir faaliyettir. Sosyal, ekonomik ve diğer boyutlarıyla futbol, gezegenimizin
ortak tutkusudur, ortak değeridir.
Futbol, çok yönlü bir
sektör olarak dünya genelinde ve ülkemizde hızlı bir değişim süreci
yaşamaktadır. Bu süreci, dünya ve Avrupa'yla aynı paralelde yaşamamız
gerekliliği de son derece açıktır. Genç nüfus ve sporcu potansiyeli itibariyle,
birçok dünya ülkesiyle kıyaslanmayacak kadar büyük bir zenginliğe sahip olan
ülkemizde, futbolun çok daha kaliteli ve yüksek standartlarda yapılması,
izlenmesi ve idare edilmesi gerekmektedir. İşte, bu kaçınılmazlık, tüm sosyal
branşlarda çağdaşlaşmaya giden hükümetimizce, futbol için de yeni bir düzenleme
yapılmasını zorunlu kılmıştır.
Bu noktadan yola
çıkarak, özerkliği, daha katılımcı ve daha demokratik ruhla yaşatabilecek bir
federasyon yapısı oluşturulması için yoğun çaba sarf etmiş olan hükümetimiz,
Türk sporunun geleceğine ışık tutacak bir açılımın da yasal zeminini
oluşturmuştur. Özellikle, bu yıl, Meclis açısından, sporda, çok enteresan bir
yıl oldu; sponsorluk yasasını geçirdik, sporda şiddet ve düzensizliği önlemeyle
ilgili yasayı geçirdik. Şimdi de, inşallah, Futbol Federasyonu Yasasını
değiştireceğiz. Daha sonra da spor yüksek kurulu yasa tasarısını getireceğiz. O
bakımdan, çok zengin bir yıl oldu. Ben, bu vesileyle CHP'yi de kutluyorum.
Spor, kültür ve
sanat, bugün, toplumların aynası olarak kabul edilmektedir. Bedenen ve ruhen iyi
yetişmiş olan genç bir nüfus, ülkemizin her alanda dünyayla rekabet gücünü
artıracaktır; ancak, sporun yapısal olarak sağlam temeller üzerine oturmuş
olması, sporcuların sağlıklı yetişmesi ve eğitilmesi için olmazsa olmaz bir
şarttır.
Sporun tarihî
gelişimi sonucu ortaya çıkan profesyonel spor, sadece, zevk için, boş zamanları
değerlendirme faaliyeti olma dışında, kazanç elde etme amacı güdülen bir uğraş
haline gelmiştir. Sanayileşme ve kentleşme süreci, sporun meslek olarak
seçilmesini gündeme getirmiş, bu gelişme sonucunda da sporun bilimsel
yöntemlerle incelenmesi ve yazılı hukuk kurallarıyla düzenlenmesi gereksinimini
ortaya çıkarmıştır.
Spor mevzuatı, temel
hukuk ilkelerine uygun olarak, bütün ülkelerin içhukuklarına etki edecek biçimde uluslararası niteliktedir.
Uluslararası spor örgütlerine üye olan ülkeler, bu kuruluşların belirlediği
ilkelere ve talimatlara uyacaklarını peşinen kabul etmişlerdir.
Ülkemizde profesyonel
futbol faaliyetleri, 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanun uyarınca kurulmuş bulunan Türkiye Futbol Federasyonu tarafından
yürütülmektedir. Bu kanun ilk defa rahmetli Özal tarafından çıkarılmış, daha
sonra -Sayın Bakanımızın dediği gibi- değiştirilmiş ve bugünkü mevcut haliyle
bizim önümüze gelmiştir. Kanunun 1 inci maddesine göre, futbol faaliyetleri
millî ve milletlerarası kurallara göre yürütülür, teşkilatlandırılır ve
geliştirilir.
Futbolun sürekli
gelişmesi ve uluslararası niteliği nedeniyle süratle değişen ve gelişen şartlara
uyumun sağlanabilmesi için anılan kanunda değişiklikler yapılması zorunlu hale
gelmiştir.
Sürekli gelişen bir
sektör ve faaliyet olan futbolla ilgili yapılan tüm hukukî değişiklikler,
temelde, daha özerk, daha katılımcı, daha yerel, daha şeffaf ve özde daha
demokrat ve daha rasyonel planlamayla daha verimli bir yapının varlığı içindir.
Futbolumuzun dünyayla entegrasyonunda bu kriterlerin oturtulması vazgeçilmezdir.
Tasarıyla, futbolla
ilgili kişi ve kuruluşların genel kurulda yeterli ve etkin bir şekilde temsili
sağlanarak, genel kurul üye sayısı artırılmış, sporda dünya standartlarında
olduğu gibi ülkemizde de futbolun altyapısını oluşturan spor kulüplerinin delege
sayıları ile spor ürününün asıl sahibi olan spor kulüplerinin oy oranı
artırılmış, genel kuruldaki temsil oranları yükseltilmiştir. Bu değişiklik
yapıya daha katılımcı ve daha yerel bir nitelik kazandıracaktır.
Genel kurul
tarafından seçilen tahkim kurulu üyelerinin bir kısmının hukuk fakülteleri ile
spor yüksekokullarında -ki, 2 asıl ve 2 yedektir bunlar- görev yapan öğretim
üyeleri arasından seçilmesi esası öngörülerek, mesleğinde ihtisas sahibi
kişilerin tahkim kurulunda görev yapmaları sağlanmıştır. Bu, daha evvel yalnızca
5 asıl, 5 yedek üyeydi ve hukukçu olmaları yetiyordu. Şu anda bu biraz
değiştirildi.
Kanunun mevcut
halinde, başkan ve yönetim kurulu üyesi seçilebilmek için aranacak şartlar
düzenlenmemişti. Yani, sizin, başkan ve yönetici olmanız için hangi şartları
haiz olacağınız konusu yoktu. Bu, şu anda buraya konuldu. Bu kişilerin vergi ve
sigorta borçlarının olmaması, seçim tarihinden önceki beş yıl içerisinde kanunda
belirlenen hak mahrumiyeti cezasıyla cezalandırılmamış ve Türk Ceza Kanununda
öngörülen yüz kızartıcı suçlar ile devlet aleyhine olan suçları işlemeyenlerden
seçilmeleri sağlanmıştır.
Bu eklemeyle, toplum
önünde görev yapan kişilerin daha şeffaf ve örnek kişiler olması amaçlanmıştır.
Başkanvekilleri ile
yönetim kurulunun birkısım üyelerini belirleme yetkisi
başkandan alınarak genel kurul ile yönetim kuruluna verilmiş ve bu kurulların
etkinliği artırılmıştır. Bu da, demokratikleşmenin bir gereği olarak kanun
tasarısına eklenmiştir.
41
Mevcut düzenlemede
federasyon başkanı tarafından seçilen Merkez Hakem Kurulu Başkanı ve üyelerinin
genel kurul tarafından seçilmeleri ve ayrı bütçelerinin olması öngörülerek,
başkana bağımlılığı engellenmiş ve kamuoyunda bu kurul ve hakemlerle ilgili
tartışmaların önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Biliyorsunuz,
geçmişte, bu kurul, Federasyon Başkanı tarafından seçiliyordu; şimdi, genel
kurul tarafından seçilecek ve bunlara, Federasyonumuzun bütçesinden en az yüzde
2 oranında bir pay veriliyor.
Şimdi, bu maddelerde
ne gibi değişiklikler var -biraz evvel Sayın Ünlü de bahsetti- şöyle bir
bakalım: İdarî birimlerin görev yerlerinin değişikliği var. Esas, en büyük
değişiklik madde 2'de: "Madde 5.- Genel Kurul, çağrı tarihinde, aşağıdaki
üyelerden oluşur" deniliyor. Birinci ligde şampiyon olmuş kulüplerin daha fazla
üyeyle, delegeyle iştiraki sağlandı; ama, geçmişte olmayan, bugün olan ne var;
bünyesinde futbol dalı bulunan federasyonların başkanları da ilave edildi.
Ayrıca, A Millî Takım Teknik Direktörlüğünü en az altı ay yapmış olan Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşları ilave edildi.
Bir başka ilave de
şudur: En az 75 defa A millî olmuş ve genel kurul tarihinden en az altı ay önce
faal sporculuğu bırakmış olanlar. Geçici maddeyle buna bir ilave daha var. O da
nedir; o da şudur, orada şöyle söyleniyor: "Bu kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten önce en az 40 defa A millî olmuş ve faal futbolculuğu bırakmış olanlar
Türkiye Futbol Federasyonunun Genel Kurul üyesi olurlar." Bu da, yeni bir
ilavedir.
Bir de, kıta futbol
federasyonları şampiyonaları var; bu da, 1 inci maddenin (g) fıkrasıyla ilave
edilmiş. Burada "gençler" ibaresi çıkarılmış, Türkiye profesyonel futbol en üst
liginde şampiyon olan kulüplerden herbiri için ilave 2
temsilci alınması öngörülmüş; bunu, biraz evvel de söyledim.
Ayrıca, biraz evvel
Sayın Ünlü'nün eleştirdiği, isim sponsorluğu, isim hakkı konusu var. Ben, bunu
sponsorluk yasasında da talep etmiştim. Aslında, Sayın Ünlü'nün hassasiyetini
anlıyorum. Özellikle, kimler sponsorluk yapabilir, kimler yapamaz; bu, zaten
yönetmelikle yayımlandı; ama, buradaki hadise aynı yönetmelikle aşılabilir diye
düşünüyorum. Yani, bu isim hakkı konusunda kimlerin Türkiye Ligine isim
verebileceği, kimlerin veremeyeceği eğer yönetmelikle aşılabilirse, bu
hassasiyetimiz de aşılabilir diye düşünüyorum; çünkü, dünyada bunun örnekleri
var.
Ayrıca, yönetim
kurulunca her yıl belirlenecek limiti aşan harcamalar için başkanla birlikte bir
yönetim kurulu üyesine yetki veriliyor.
"Sporda şiddetin
önlenmesi için gerekli tedbirleri almak ve aldırmak" gibi, maddelerde, ilave
var.
Denetleme kuruluna
değişik görevler veriliyor. Özellikle, üzerinde en fazla durmamız gereken,
denetleme kurulu, raporunu genel kurul üyelerine bir ay önceden, çok detaylı bir
şekilde gönderiyor.
Tahkim kuruluyla
ilgili görüşlerimi biraz evvel söylemiştim.
Merkez Hakem Kurulu,
geçmişte, başkan tarafından seçiliyordu; bundan sonra genel kurul tarafından
seçilecek. Özellikle, 156 üyeye sahip olan futbol kulüplerimiz, istedikleri
kimseleri, Merkez Hakem Kurulu Başkanı ve yönetimi olarak seçebilirler. O
bakımdan, 215 kişilik delege sayısının 156'sının futbol kulübü delegesi olması,
aslında, bu tasarının en güzel tarafı. Geçmişte de böyleydi, yüzde 70 oranı,
şimdi de böyle; bu bakımdan, bunu da takdir etmek lazım.
Merkez Hakem Kuruluna
en az yüzde 2 bütçe verilebiliyor. Ayrıca, bu isim hakkından alınan paranın
yüzde 35'i üçüncü lige, yüzde 25'i ikinci lig kulüplerine, geri kalanı birinci
lig kulüplerine dağıtılabiliyor.
Uygulanacak para
cezası miktarının, her yıl, yeniden değerleme oranında artırılması var.
Millî müsabakalarda
protokol tribünü, Federasyon tarafından düzenleniyor.
13 üncü maddeyle
değiştirilen 29 uncu maddede "futbol müsabakalarının televizyon, radyo ve her
türlü teknik cihaz ve benzeri araçlarla" şeklinde bir ilave var. Özellikle,
kimler delege olamaz; bunlar var.
Şimdi, ben, bunlara
ilaveten, özellikle, belki konu dışında; ama, biraz da konuyu ilgilendiriyor;
şunları da söylemek, sizlerle paylaşmak istiyorum: Özellikle, havuz sistemi, son
derece büyük zorluklarla elde edilmiş bir kazanımdır. Bizim de bu konuda önemli
katkılarımız olmuştur Trabzon olarak, Trabzonspor
olarak. Bu, mutlaka devam ettirilmelidir; çünkü, bugün, bazı kulüplerimizin
bütçelerinin yüzde 90'ı, bazılarının yüzde 50'si havuzdan gelen, havuz
sisteminden gelen -televizyondan gelen- paralardan oluşmaktadır. Bunu bozmaya
hiçbir kulübün hakkı yoktur. Burada, zaten, birtakım kriterler var, parametreler
var. Ligde kalış müddetiniz var, şampiyonluk müddetiniz var, maç isim hakkı var,
kazandığınız maçla ilgili birtakım kriterler var; gerekirse, birtakım şeyler
daha ilave edilebilir. Özellikle kulüplerimizin yaşaması, Türk sporunun ve
futbolunun çıtasının yükselmesi havuz sistemine bağlıdır.
Burada, havuz
sistemiyle ilgili, ihaleyi alanların bir şikâyeti var; KDV çok yüksek. Tabiî, o,
Sayın Bakanımızın sorunu değil; ama, belki, bu, ileride gündeme gelebilir; daha
ileride, belki, yayın sponsorluğu da gündeme gelebilir.
Ben, futbolumuzla
ilgili bir başka şey söylemek istiyorum: Futbol Federasyonumuzun, yabancı
futbolcu sayısını tekrar gözden geçirmesi lazım. Özellikle yabancı kaleci
transferi birtakım kriterlerle zorlaştırılabilir ve ileride, belki de
yasaklanmalıdır diye düşünüyorum.
42
Hakemlerimizin her
müsabaka sonrası acımazsızca eleştirilmesine son verilmeli, bu konuda, özellikle
ilgili kişi ve kurumlar, kulüpler, federasyonlar, medya mensupları, yöneticiler
bir centilmenlik anlaşması yapmalılar. Özellikle Kulüpler Birliğimiz, bu konuda
mutlaka öncülük yapmalı diye düşünüyorum.
Genç ve başarılı
hakemlerimizin hedefi, Avrupa'da ve dünyada, üst düzey organizasyonlarda maç
yönetmek olmalıdır. Burada, Futbol Federasyonumuza ve medyamıza, ilgili her
kesime büyük görevler düşüyor; ama, bu nasıl olacak; mutlaka bir lisanı çok iyi
konuşacak, çok genç yaşta hakemliğe başlayacak. Bu eğitimi almalıdır ve biz onu
motive etmeliyiz ve desteklemeliyiz.
Teknik
direktörlerimizi yurtdışına açmalıyız. Türkiye'de, bilgileri, becerileri ve
teknik kapasiteleri uygun çok fazla isim var. Eksikleri nedir; lisan
bilmiyorlar, kendilerine güvenleri yok, destek yok, lobi yok özellikle.
Sporda şiddet ve
düzensizliğin önlenmesiyle ilgili -özellikle önümüzdeki ay, ilgililerce-
muhtelif yerlerde, ligler başlamadan, mutlaka toplantılar yapmalıyız. Önümüzdeki
dönemde, bu yıl ve daha önce yaşanan, bu çirkin, spora, futbolcuya, sporcuya,
centilmenliğe yakışmayan tavır, davranış ve söylemlere müsaade edilmeyeceği,
olayın hukukî ve ahlakî boyutu mutlaka anlatılmalıdır. Özellikle yerel
yöneticilere bu konuda çok büyük görevler düşmektedir. Kavga gürültü, küfür,
tekme, tokat, karalama, suçlama; artık, tüm Türk Halkı bunlardan bıktı.
Özellikle futbol kulüplerimizin başkanlarına ve yöneticilerine çok büyük
sorumluluklar düşmektedir. Futbol Federasyonu delegesi kim olabilir kim olamazla
ilgili bir kriter var.
Ben, burada çok
önemli bir noktaya parmak basmak istiyorum; daha evvel, diğer yasa
görüşmelerinde de söylemiştim. Bizim futbol kulüplerimiz ile normal bir dernek
arasında yasal hiçbir fark yok; yani, yılda 100 000 000 lira, 500 000 000 lira, 1 000
000 000 lira bütçesi olan
bir dernek ile koskoca kulüplerimiz arasında yasal statü olarak hiçbir fark yok.
Bunu mutlaka değiştirmeliyiz; çünkü, çok büyük bütçeleri yöneten; ama, yalnızca
normal bir dernek gibi yönetilen futbol kulüplerimizle ilgili çok acele yeni bir
düzenleme yapmamız, futbol kulüpleri yasasını çıkarmamız gerekiyor. Neden
gerekiyor; biz diyoruz ki, futbolumuzu çirkinliklerden, kirden kurtaralım; ama,
evvela futbol takımlarımızın ve futbol kulüplerimizin genel kurullarını
kurtarmamız lazım. Biz, Futbol Federasyonuna kim başkan olabilir, kim yönetici
olabilir, kim delege olabilir, bunları yazdık; ama, kim (A) kulübüne başkan
olabilir, kim (A) kulübüne yönetici olabilir, kim aynı kulübe üye olabilir diye
hiçbir kriterimiz yok. Böyle yaparsak, bir gün, futbolumuz, fair play'den uzak, gerçekten,
inanmamış, bilgisiz, ilgisiz, donanımsız, dürüst olmayan, üretken olmayan
insanların eline düşebilir diye düşünüyorum.
Bu duygu ve
düşüncelerle, bu tasarının hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum; hepinize
teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Özak.
Şahsı adına, Mardin
Milletvekili Sayın Süleyman Bölünmez; buyurun. (Alkışlar)
SÜLEYMAN BÖLÜNMEZ
(Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Futbol Federasyonu
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi en
derin saygılarımla selamlıyorum.
Spor, ülkeleri ve
insanları birbirine yaklaştıran, barış ve kardeşlik bağlarını güçlendiren,
çağımızın en önemli sosyal olaylarından biridir. Futbol, gerek dünyada gerekse
ülkemizde, en çok ilgi duyulan ve heyecan uyandıran bir spor dalıdır.
Teknolojinin gelişmesi ve hızla yaygınlaşan kitle iletişim araçlarıyla ülkenin
her noktasına ulaşan bir spor dalı olan futbol, toplumun her kesimi tarafından
zevkle izlenmekte; ayrıca, futbol, dünyada ve Türkiye'de, sadece sosyal
zamanları değerlendirme faaliyeti olmanın dışında, ekonomik, sosyal, tanıtım
boyutu açısından da oldukça önemli sosyal bir aktivitedir. Böyle önemli bir
aktivitenin kurallarının belirlenmesi, kurumsallaşmasının gerekliliği gözardı edilemez bir gerçektir. Bununla ilgili dünyadaki
modern gelişmeler dikkate alınarak, Türkiye Futbol Federasyonuyla ilgili
tasarının gündeme gelmesi sevindirici bir gelişmedir.
Mardinspor Başkanı
olarak, futbolla yakinen ilgilenmekteyim. Bu camianın
yaşadığı sıkıntıları, sorunları, bir bir, bizzat
yaşadım ve yaşamaktayım. Türkiye Futbol Federasyonuyla ilgili tasarının
yasalaşmasıyla beraber, hem kuralların dünyadaki gelişmelere uyumlu hale
getirileceği hem de başlangıçtan beri yasanın aksayan yönlerinin giderilmesinin
gerçekleşeceği inancındayım.
Futbolun altyapısını
oluşturan kulüplerin genel kurulda temsil imkânı ve oy oranlarının
artırılmasının hedeflendiği ve tahkim kurulu üyelerinin önemli bir kısmının
bundan böyle genel kurulca belirlenmesi gibi yeni bir düzenlemeye gidilmiştir.
Tasarıyla, futbolla ilgili kişi ve kuruluşların genel kurulda yeterli ve etkin
bir şekilde temsili sağlanarak, genel kurul üye sayısı artırılmıştır. Sporda
gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de futbolun altyapısını oluşturan spor
kulüplerinin üye sayıları ile spor ürünlerinin asıl sahibi olan spor
kulüplerinin oy oranı yüzde 42'den yüzde 72'ye çıkarılarak genel kuruldaki
temsil oranları yükseltilmiştir. Genel kurul tarafından seçilen tahkim kurulu
üyelerinin bir kısmının hukuk fakülteleri veya spor yüksekokullarında görev
yapan öğretim üyeleri arasından seçilmesi esası öngörülmektedir. Mesleğinde
ihtisas sahibi kişilerin tahkim kurulunda görev yapmaları sağlanmıştır. Bu,
oldukça olumlu bir gelişmedir. Aynı tahsil düzeyinin, tüm federasyon
başkanlıklarında aranıldığı gibi, artık, dünyada, Türkiye'yi temsil eden Futbol
Federasyonunun başındaki kişinin yöneteceği bu federasyonda da aranılması
şarttır. Sayın Ünlü'nün, daha evvel Bakanlık yaptığı dönemdeki tecrübelerine
dayanarak verdiği bilgilerde bu yöndedir. Bu doğrultuda, Türkiye'yi temsil eden
Sayın Federasyon Başkanının, lisanıyla ve tahsiliyle o görevi üstlenen bir kişi
olması gerekir.
43
Değerli arkadaşlar,
tasarıya göre Federasyon Genel Kurulu üye sayısının 106'dan 215'e çıkarılması
uygun görülmektedir. Federasyon başkanları üst üste en fazla iki dönem
seçilebilecektir. Ayrıca, çıkacak bu kanunla ikinci lig ve üçüncü ligde top
koşturan takımlardan temsilciler genel kurul üyesi olabileceklerdir.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Komisyonunda oybirliğiyle kabul edilmiş
tasarıya göre, Futbol Federasyonunun idarî birimlerinin görev yerleri yönetim
kurulunca belirlenecektir. Bu durumda, "Merkez Hakem Kurulu İstanbul'da görev
yapabilecektir" hükmü, tasarının olumlu maddeleridir.
Federasyon Genel
Kurul üyeleri arasında, ikinci lig (A) kategorisindeki kulüp başkanlarının da
yer alarak, genel kurul üyesi olması ve kulüplerinin haklarını daha iyi
savunabilecek olmaları tasarının olumlu yanıdır.
Tasarıya göre, genel
kurul dört yılda bir, futbol liglerinin tescili tarihinden itibaren en geç 45
gün içinde, malî genel kurul ise her yıl haziran ayında, yönetim kurulunun
belirleyeceği tarihte olağan olarak toplanacaktır. Genel kurul, başkanı, yönetim
kurulunun 14 üyesini, tahkim, merkez hakem ve denetleme kurullarını seçecektir.
Başkanın görev süresi dört yıl olacak, başkanın seçimi, genel kurulda, yönetim
kurulunun 14 üyesinin seçiminden önce yapılacaktır.
Televizyonlara
uygulanacak para cezalarının 500 milyar lirayı geçemeyeceği ve bu miktarın her yıl yeniden değerleme
oranında artırılması konusuna da katılmaktayım.
Futbol
karşılaşmalarının televizyon, radyo ve her türlü teknik cihazla yayınlanmasına,
yayınların düzenlenmesine ve programlanmasına yalnızca Federasyon Yönetim Kurulu
yetkili olacaktır. Millî karşılaşmaların şifresiz kanallardan yayınlanması
hususu, futbolumuz ve vatandaşlarımız adına sevindiricidir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; kamuda yeniden yapılanma ve AB'ye uyum yasaları çalışmalarının
devam ettiği bu dönemde, spor yönetiminin de yeniden yapılanma içerisine
girmesi, oniki yıl önce özerk hale gelen Futbol
Federasyonu Kanununun daha katılımcı ve daha şeffaf bir anlayışla ele alınması,
geç kalmış bir karar olsa dahi, bugün görüşülmesi, sevindirici bir gelişmedir.
Genel kurulda 76
delegeyle temsil edilen süper lig, ikinci lig ve üçüncü lig kulüplerinin 156
delegeyle temsil edilmelerine fırsat verildiğini belirtmek istiyorum. Bununla
birlikte, Anadolu kulüplerinin sesi de duyulmuş olacaktır.
Bunların yanı sıra,
bünyesinde futbol dalı bulunduran Engelliler Federasyonu ile Üniversite Sporları
Federasyonu Başkanlarının, en az altı ay Millî Takım Teknik Direktörlüğü yapmış
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da genel kurul üyesi olabilecekleri
açıklanmıştır. Bundan anlaşılacağı üzere, bu şartları haiz birçok sporcu ve
spora hizmet etmiş değerli insanın, artık, genel kurul üyesi olması yolunun
açılması sevindiricidir.
Tasarıya göre, Futbol
Federasyonu Genel Kurulunun, liglerin tescili tarihinden itibaren en geç kırkbeş gün içinde yapılacağı bildirilmektedir. Mevcut
yasadaki, bir kişinin ömür boyu Federasyon Başkanı olabileceği hükmünün
değiştirilmiş olması ve bir kişinin en fazla üst üste iki dönem başkanlık
yapabileceğinin hükme bağlanması hakkında olumlu düşünmekle birlikte, şaibelerin
çok konuşulduğu 2003-2004 sezonuyla ilgili, taze kan olması ve daha adil olacağı
düşüncesiyle, çıkacak bu kanundan önce iki dönem üst üste başkanlık yapanların
da bu hüküm doğrultusunda seçime katılmaması gerektiği kanaatindeyim.
Daha önceki kanuna
göre, 15 kişi olan yönetim kurulu üyelerinden 3'ünü Federasyon Başkanının
seçtiğini hatırlatmak istiyorum; ancak, tasarıyla getirilen, yönetim kurulu
üyelerinin tamamının genel kurul tarafından seçilmesi konusuna olumlu
bakmaktayım.
Tasarıda, Türkiye
futbol liglerine isim hakkını vermenin Federasyonun görevleri arasına konulduğu
belirtilmiş, elde edilecek gelirin Futbol Federasyonu tarafından nasıl
kullanılacağının açıklaması da yapılmıştır. İkinci ve üçüncü lig kulüplerinin
buradan büyük pay almasını beklemekteyim. Ekonomik sıkıntı bakımından en mağdur
durumda olan kulüplerimiz ikinci ve üçüncü lig kulüpleridir. İsim hakkından elde
edilen gelirin yüzde 35'i üçüncü lig, yüzde 25'i ikinci lig, geriye kalan yüzde
40'ının ise, Federasyon payı düşüldükten sonra, süper lig kulüplerine
dağıtılacak olması olumlu bir gelişme olmakla birlikte, daha adil dağıtılmasını
beklemekteyiz.
Yerli futbolcu
yetiştirmenin esası olan üçüncü ligler ve amatör kulüplerin daha fazla
desteklenmesi gerektiği inancındayım.
Kulüp Başkanı olarak
ve tüm kulüpler adına, Değerli Bakanımız Sayın Mehmet Ali Şahin başta olmak
üzere, emeği geçen tüm komisyon üyelerine ve Gençlik ve Spor Genel Müdürü Sayın
Atalay ve bürokratlarına teşekkür ederim.
Mevcut yasaya göre,
Federasyon Başkanının yönetim kurulundan 2 kişiyi başkan yardımcısı olarak
atadığını hatırlatmak istiyorum. Tasarıyla, 2 başkan yardımcısının bundan böyle
yönetim kurulu tarafından belirlenecek olması ve Futbol Federasyonunun kendi
malî denetimini kendisinin yapabilmesi için bir denetleme kurulu oluşturması,
her yıl haziran ayında yapılacak malî genel kuruldan en az bir ay önce,
denetleme kurulu raporunun genel kurul üyelerine gönderilmesi sisteminin
işlevsel olacağı kanaatindeyim.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sonuç olarak, stadlarımız ve
sahalarımız çağdaş anlamda iyileştirilmezse, altyapı ve semt sahaları, artan
nüfus oranında yetişen gençliğe hizmet edecek şekilde yenilenip ihtiyaca cevap
verecek düzeye getirilmezse, sporun temel unsurları olan sporcu, antrenör...
44
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen
tamamlayın Sayın Bölünmez.
SÜLEYMAN BÖLÜNMEZ
(Devamla) - ... ve hakemlerin eğitimine önem verilmezse, yurtdışı karşılaşmalara
ve yayınlara önem verilmezse, millî takımlar düzeyinde başarılardan söz
edilemeyecektir.
Millî takımımızı,
millî aslanlarımızı, en son, Avustralya'da göstermiş olduğu başarıdan dolayı
kutlar, başarılarının devamını dilerim. Bu kanaatle, 2003-2004 futbol sezonunda,
gruplarında şampiyon olan Fenerbahçe, Trabzonspor,
Sakaryaspor, Erciyesspor,
Büyükşehir Belediye Ankaraspor, Karagümrük, Sarıyer, Karaman, ASAŞ, Alanya, Pendik, Ünye ile
Oyak Renaultspora ve Mardinspora yeni sezonda başarılar diler; hizmet eden tüm
sporcu ve teknik ekipleri, yaz kış demeden destekleyen ülkemizin centilmen
taraftarlarını da ayrıca kutlarım.
Ayrıca, liglerde
centilmence mücadele ederek, futbolun acı cilvesi olan bir alt kümeye düşmeyi
yaşayan takımlarımızın da önümüzdeki sezonda şampiyonluk mutluluğunu
yaşamalarını diler; tasarının sporumuza ve Türk futboluna hayırlı olması
dileğiyle, Yüce Meclise saygılar sunarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Bölünmez.
Efendim, tümü
üzerinde konuşmalar tamamlandı.
Hükümetin söz isteği
var mı?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Verilecek aradan sonra
konuşayım efendim.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Tasarının maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Maddelere geçilmesi kabul
edilmiştir.
20.30'da tekrar
toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati : 19.27
45
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati : 20.30
BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER : Yaşar
TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 92 nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
454 sıra sayılı kanun
tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
VII.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
(Devam)
6.- Türkiye Futbol
Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/806)
(S. Sayısı: 454) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Tasarının 1 inci
maddesini okutuyorum:
TÜRKİYE FUTBOL
FEDERASYONU KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR
KANUN TASARISI
MADDE 1. - 17.6.1992
tarihli ve 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında
Kanunun 1 inci maddesinin ikinci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.
"İdarî birimlerin
görev yerleri Yönetim Kurulunca belirlenir."
BAŞKAN - Madde
üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2. - 3813
sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 5 inci
maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 5. - Genel
Kurul, çağrı tarihinde, aşağıdaki üyelerden oluşur:
a) Türkiye
profesyonel futbol en üst ligindeki kulüplerin başkanları ile yönetim
kurullarınca belirlenecek dörder temsilci.
b) Türkiye
Profesyonel İkinci Ligi (A) kategorisindeki kulüplerin başkanları ile ilk on
sırada yer alan kulüplerden birer temsilci.
c) Türkiye
Profesyonel İkinci Ligi (A) kategorisi dışında kalan diğer gruplardaki ilk üç
sırada yer alan kulüplerin başkanları ile yönetim kurullarınca belirlenecek
birer temsilci.
d) Türkiye
Profesyonel Üçüncü Liginde her gruptan ilk üç sırada olan kulüplerin başkanları.
e) Türkiye Futbol
Federasyonu Başkanlığını asaleten altı aydan fazla yapmış olanlar.
f) Türkiye Millî
Olimpiyat Komitesi Başkanı ile Yönetim Kurulunca belirlenecek üç temsilci.
g) FIFA ve UEFA'nın
icra kurullarında fiilen görev yapanlar ile komisyonlarında en az beş yıl görev
yapan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve büyükler kategorisinde olimpiyat,
dünya, kıta futbol federasyonları şampiyonaları finalleri ile Avrupa
şampiyonalarının en az yarı finallerinde maç yönetmiş faal olmayan hakemler.
h) Bünyesinde futbol
dalı bulunan federasyonların başkanları.
ı) (A) Millî Takım
teknik direktörlüğünü en az altı ay yapmış olan Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşları.
i) En az yetmişbeş defa (A) Millî olmuş ve Genel Kurul tarihinden en
az altı ay önce faal sporculuğu bırakmış olanlar.
j) Profesyonel
Futbolcular Derneği Başkanı ile Yönetim Kurulunca belirlenecek bir temsilci.
k) Türkiye Amatör
Spor Kulüpleri Konfederasyonu Genel Başkanı ile Yönetim Kurulu tarafından
belirlenecek dört temsilci.
l) Türkiye Futbol
Adamları Derneği Başkanı ile Yönetim Kurulunca belirlenecek bir temsilci.
m) Türkiye Futbol
Antrenörleri Derneği Başkanı ile Yönetim Kurulunca belirlenecek bir temsilci.
n) Türkiye Faal
Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği Yönetim Kurulu tarafından belirlenecek
FIFA kokartlı ve Genel Kurul tarihinde faal olmayan hakemler arasından üç
temsilci.
o) Türkiye
profesyonel futbol en üst liginde şampiyon olan kulüplerden her biri için ilave
iki temsilci.
Birinci fıkranın (b),
(c) ve (d) bentlerinde belirtilen profesyonel liglerdeki kulüplerin puan ve
averajlarının eşitliği halinde; grup sırasının tespitinde, UEFA kriterleri de
dikkate alınarak, kulüpler, Genel Kurul temsilcilerini Federasyon gözetiminde ve
kendi aralarında çekecekleri kur'a ile belirler. Takımların maç sayılarında
eşitsizlik bulunması halinde ise o ligdeki puan sıralaması dikkate alınarak
hangi kulübün Genel Kurulda temsil edileceğini belirlemeye Federasyon
yetkilidir.
46
Türkiye liglerinde
statü değişiklikleri yapılması veya liglerdeki takım sayılarında azalma veya
artış olması nedeniyle yeniden oluşturulacak lige dahil takımların temsilci
sayısını, Genel Kurulda temsil edilen liglerin üye sayısının yüzde onunu geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere, artırmaya veya
azaltmaya Federasyon yetkilidir.
Genel Kurul dört
yılda bir futbol liglerinin tescili tarihinden itibaren en geç kırkbeş gün içinde, Malî Genel Kurul ise her yıl haziran
ayında, Yönetim Kurulunun belirleyeceği tarihte olağan olarak toplanır.
Toplantının gündemi ve tarihi en az onbeş gün önceden
günlük ulusal iki gazetede ilân edilir ve Federasyonca, Genel Kurul üyelerine
yazılı olarak bildirilir. Genel Kurul gerektiğinde, toplam üye sayısının yüzde
kırkının noter kanalıyla yazılı müracaatı, Federasyon Yönetim Kurulunun kararı
veya spordan sorumlu Bakanın çağrısı üzerine olağanüstü toplanır. Genel Kurulun
olağanüstü toplantıya çağrılması halinde, çağrıda bulunanlar gündeme esas olacak
toplantı sebebini de bildirmek zorundadırlar.
Olağan ve olağanüstü
toplantının yapılabilmesi için üye tam sayısının yarısından fazlasının katılımı
gerekir. İlk toplantıda çoğunluk sağlanamadığı takdirde, ikinci toplantı ertesi
gün üye tam sayısının üçte biri ile yapılır. İkinci toplantıda da çoğunluk
sağlanamadığı takdirde üçüncü toplantı bir hafta sonra çoğunluk aranmaksızın
yapılır. Kararlar toplantıda hazır bulunan üyelerin yarısından fazlasının oyu
ile alınır.
Olağan veya
olağanüstü toplantıda Federasyon Başkanı, Yönetim Kurulu ve diğer kurulların
seçimi yenilenebilir.
Genel Kurulda birden
fazla oy hakkı bulunan üyeler ancak bir oy kullanabilirler. Vekâleten oy
kullanılamaz.
Federasyonda ücretli
veya sözleşmeli statü ile görev yapanlar, Genel Kurul üyesi olamazlar."
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Ahmet
Ersin; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA AHMET
ERSİN (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Futbol Federasyonu Kuruluş
ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2
nci maddesiyle ilgili, Cumhuriyet Halk Partisinin
görüşlerini sunmak üzere huzurunuzdayım; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, kuşkusuz, mevcut kanun tasarısı iyi niyetle hazırlandı ve
özellikle, futbolumuzun içinde bulunduğu kirlilikten arınması için birtakım
çabalar gösterildiğini anlamak istiyorum bu tasarıdan. Gerçekten, Federasyonun
futbol üzerindeki tekelinin, Federasyonun oligarşik
yapısının değiştirilmesi için iyi niyetle yapıldığını düşündüğümüz bu kanun
tasarısının, sanıyorum, futbolumuzun içinde bulunduğu olumsuzlukları, bir ölçüde
de olsa, çok az da olsa gidermeye katkısı olabilir.
Değerli
milletvekilleri, futbolumuzla ilgili istediğiniz kadar kanun tasarıları getirin,
istediğiniz değişiklikleri yapın; eğer, futbolun içine girmiş olan virüsü
temizlemek için iyi niyetli ve kararlı bir çalışma içine girilmezse, bu yıl
yaşadığımız olumsuzluklar ve daha önceki yıllardan da gelen olumsuzluklar,
önümüzdeki yıllarda, dönemde yine yaşanır.
Değerli dostlarım,
arkadaşlarım, bir defa, ilköğretim çağındaki çocuklar bile futbol endüstrisinin
içinde mafya gruplarının olduğunu biliyor. Yani, futbolumuzun, özellikle de son
dönemlerde mafyalaştığına ilişkin genel bir kanı var. Eğer bu grupları
futbolumuzdan arındırmazsanız, futbolumuzu bu mafyalaşma gidişatından geri
çevirecek önlemler alınmazsa, getirilecek olan hiçbir tasarı, yapılacak olan
hiçbir çalışma, futbolun içinde bulunduğu kirliliği temizlemeye yetmez; yine
şikeleri tartışırız, teşvik primlerini tartışırız, tehdit şikesini, hatır
şikesini tartışırız. Dolayısıyla, futbolumuzun içinde bulunduğu sorunun
kaynağında, futbolun spor olmaktan çıkarılıp, bu endüstrinin tamamen mafyanın
eline, mafya gruplarının eline geçmiş olması yatıyor.
Şimdi, bu konuyu,
futboldaki bu kötü gidişatı, kirliliği, bu çatı altında ve bu kürsüde birkaç kez
gündeme getirdim; ancak, spordan sorumlu Sayın Bakan, ısrarla bu iddiaları
reddetti; belge istedi. Varlığını reddetti, kabul etmedi; taa ki, Alaattin'in lambasından
çıkan cini görünceye kadar!
Şimdi de Sayın Bakan
sesleniyor herkese, "bildikleriniz varsa, gelin, anlatın; korkmayın! İhbar edin
bu gibi oluşumları; ihbar edin, korkmayın" diye öğüt veriyor.
Sevgili dostlarım,
tabiî, korkmayın demek kolay. Hele hele koruma
ordusunun arasından başını uzatıp korkmayın demek daha da kolay. Şimdi, bakın,
çok yakın zamanda, bu konuları gündeme getiren, futboldaki mafyalaşmayı gündeme
getiren, bu konuda yazılar yazan, yorumlar yapan spor yazarları ve yorumcuların
birkaçı silahlı saldırıya uğradı ve bunların failleri halen aramızda geziyorlar.
Şimdi, spor
yazarlarına karşı, yorumculara karşı yapılan bu saldırıları engelleyemiyorsan
ya da yapanları yakalayıp adalet önüne çıkarmıyorsan,
o zaman korkmayın demenize kim inanır?! Kaldı ki, o gruplar, böylesine kamuoyu
önünde olan kişilere korkusuzca yaptıkları bu silahlı saldırılarla, aslında, arı
kovanına çomak sokmak isteyen herkese gözdağı verdiler ve ne yazık ki, bunların
hepsi aramızda geziyorlar ve devlet, maalesef, bu gruplara karşı âciz kaldı,
güpegündüz sokak ortasında, en büyük caddelerde, kalabalık caddelerde bu suçları
işleyenlere karşı hiçbir önlem alamadı ve bunları yakalayıp adalet önüne
çıkaramadı.
Şimdi, bakın, bu
olaylar genellikle İstanbul'da oluyor. İstanbul'da bir Emniyet Müdürümüz var. Bu
Emniyet Müdürü, görevini bırakıp, büfecilerin hamiliğine soyunuyor. Gözaltına
alınan büfecileri bırakmadı diye ilçe emniyet müdürünü görevden alıyor ve
bununla da yetinmiyor "verdiğim talimat kanunsuz da olsa uygulanır, uygulatırım"
diyor. Kim söylüyor bunu?.. Bunu söyleyen
47
kim?.. Yani, hesaba
itiraz eden sarhoş müşteriyi pataklayan pavyon fedaisi mi?.. Kim söylüyor
bunu?.. Hukuk devletinde böyle bir söz söylenebilir mi?!
Şimdi, soruyorum ben,
Sayın İçişleri Bakanı -kendisi burada yok; ama, hükümeti temsilen bir bakanımız var- siz, allahaşkına, İstanbul'a emniyet müdürü mü atadınız kasaba
şerifi mi atadınız?! Bu ne biçim iştir! Yani, suç işleniyor, mafya almış başını
gidiyor İstanbul'da, Teksas'a dönmüş; ama, Emniyet
Müdürü hiçbir önlem geliştiremiyor, hiçbir önlem alamıyor ve o Emniyet Müdürü de
yerinde duruyor, Sayın Bakan da yerinde duruyor. Bir hukuk devletinde olmaması
gereken olayları yaşıyoruz maalesef.
Değerli dostlarım,
belirttiğim gibi, futbolumuzun içinde bulunduğu kirliliğin temelinde mafyalaşma
var; bunu ısrarla söylüyorum ve bizim, hukuk devletinde, hükümetin, devleti
yönetenlerin, sporu yönetenlerin yapması gereken, yerine getirmesi gereken
birinci görev, işte, bu çıkar çevrelerine karşı, bu çetelere karşı mücadele
vermek ve futbolumuzu bunlardan arındırmak olmalıdır; ama, maalesef, bugüne
kadar bu konuda ciddî ve önemli adımlar atılmadı. Umarız, önümüzdeki süreçte,
daha farklı bir anlayışla, bu sorunların da giderilmesi için çaba gösterilir;
ama, öncelikle, ısrarla söylüyorum, bu spor yazarlarına, bu yorumculara karşı
yapılan bu silahlı saldırıların faillerinin bulunması ve adalete teslim edilmesi
lazım. Eğer bu yapılamıyorsa, açık söyleyeyim, eğer ortada bir sorun var ve bu
sorunun giderilmesi için, bu sorunu gidermesi gerekenler eğer hiçbir çaba
içerisine girmiyorlarsa, o zaman, onlar da o sorunun bir parçası olurlar.
Dolayısıyla, yapılması gereken birinci görev bu; işlenen suçların faillerinin
yakalanması ve adalete teslim edilmesi.
Şimdi, Federasyon
genel kurulunun mevcut yasaya göre daha geniş tabanlı olarak toplanması,
Federasyon başkanı ve yöneticilerinin daha geniş taban tarafından seçilmesi
elbette olumlu ve bu arada, tabiî, Federasyon başkanının da özellikle
yükseköğrenim görmüş olması ve mutlaka yabancı bir dil bilmesi gerektiğini de
söylememize gerek yok; çünkü, 21 inci Yüzyılda artık ikinci bir dili, Türkçenin dışında bir dili ve uluslararası bir dili,
İngilizce, Fransızca ve Almancadan birisini mutlaka
bilmesi gerekir ve yasaya da bu konuda, bu doğrultuda bir hüküm konulması
gerekir. Eğer bu yapılmazsa, gerekli eğitimi almamış kişilerden Federasyon
başkanı yapılırsa, işte, o da kalkar, bir mafya liderinin talimatına uyarak Eyüp
Sultan'da kurban keser... Yani, bunları da yaşadık maalesef.
Bu arada, tasarıda,
amatör spor kulüplerinin temsili yeterli değil; bunun iki katına çıkarılması
lazım, en az 8 kişi olması lazım; çünkü, futbolun asıl çilesini çekenler amatör
kulüplerdir. Bu kulüpler, büyük ekonomik yoksulluklar içinde, büyük sıkıntılar
içinde bu sporu yapmaya, bu sporu geliştirmeye çalışıyorlar. Federasyonda
temsilinde de mutlaka, 4 değil, en az 8 kişiyle temsil edilmelerinde yarar var.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ersin,
mikrofonunuzu açıyorum, lütfen toparlayın.
AHMET ERSİN (Devamla)
- Bu arada, Merkez Hakem Komitesinin, Federasyonun güdümünden kurtarılması da
önemli bir gelişme, kendi bütçesine sahip olması önemli bir gelişme ve tasarıda
getirilen şekliyle genel kurul tarafından bu kurulun seçiliyor olması olumlu bir
gelişme, olumlu bir karar; dolayısıyla, olması gereken bir karar.
Değerli dostlarım,
arkadaşlarım, sözlerimin başında da söylediğim gibi, futbolumuzun, genel olarak
sporumuzun; ama, özellikle futbolumuzun çok ciddî, önemli sorunları var. Şike,
teşvik primi gibi gelişmeler, olaylar, çirkinlikler, maalesef, sporumuzu,
özellikle futbolumuzu kirletiyor; dolayısıyla, bunların engellenmesi bakımından
ciddî adımların atılması lazım. Özellikle, tekrar tekrar söylüyorum, futbolumuzdaki mafyalaşmanın,
futbolumuzun içine girmiş olan mafya gruplarının da futbolumuzdan arındırılması
lazım, bunlara karşı çok ciddî bir devlet mücadelesi lazım.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Ersin.
TARIM VE KÖYİŞLERİ
BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Ersin'in açıklamalarına birkaç cümleyle cevap vermek
istiyorum.
BAŞKAN - Yerinizden
mi?
TARIM VE KÖYİŞLERİ
BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Evet Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun.
TARIM VE KÖYİŞLERİ
BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İzmir
Milletvekilimiz Ahmet Ersin Beyin, futbolumuzun içinde bulunduğu olumsuzlukları
dile getirmesi ve bunu bir mafyalaşma olarak nitelemesiyle ilgili olarak ben de
birkaç cümle söylemek istiyorum.
Elbette, toplumun
büyük kesiminin ilgisini çeken organizasyonlarda kontrol mekanizmasının çok
özenle kurulması ve bunun sağlıklı bir şekilde işletilmesi, kamunun başlıca
görevlerindendir. Bu hususta, ülkemizde meydana gelen durumların, elbette bir
müdahale gerektirdiği kanaatini biz de paylaşıyoruz.
Dünyanın birçok
ülkesinde, futbolun çok popüler olduğu ülkelerde de benzer hadiselerin
yaşandığını ve oralarda da tedbirler alma konusunda gayretler içinde olunduğunu
biliyoruz. Ancak, bu, tabiî, toplumun bir kültürü aynı zamanda. Eğer, bir
toplum, hayatın çeşitli alanlarında benzer otoriter yapılaşmayı hızla
oluşturabiliyorsa, bu konuda hepimize düşün bir görev vardır ve bu
48
konunun, sadece
yasalarla düzeltilmesi konusunda da beklentilerimizi çok yüksek tutmamalıyız
diye düşünüyorum; ama, elbette, bu konudaki mücadeleden de vazgeçilemez diye
kabul ediyorum.
İstanbul Emniyet
Müdürümüzle ilgili olarak söylediğiniz ifadeleri ben şahsen okumadım ve
dinlemedim.
AHMET ERSİN (İzmir) -
Okusaydınız bilirdiniz.
TARIM VE KÖYİŞLERİ
BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Ancak, eğer, bir emniyet müdürümüz, sizin ifade
ettiğiniz şekilde bir sözü kullanmışsa, bunun kabul edilebileceğini de
düşünmüyorum. Dolayısıyla, herhalde, konuyla ilgili Bakanımızın bir açıklama
yapmasının doğru olacağını düşünüyorum. Bir hukuk devletinde idarecilerimizin
üsluplarını da daha özenle seçmeleri gerektiğine inanıyorum.
AHMET ERSİN (İzmir) -
Teşekkür ederim.
TARIM VE KÖYİŞLERİ
BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Açıklamalarınızın birçoğu için, spor dünyamızın
içinde bulunduğu duruma dikkat çekme yönü itibariyle, teşekkür ediyorum.
Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ederiz Sayın Bakan.
Sayın
milletvekilleri, madde üzerinde 3 adet önerge vardır; önergeleri, önce geliş
sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılık derecelerine göre işleme alacağım.
İlk önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 454
sıra sayılı kanun tasarısının 2 nci maddesiyle
değiştirilen 5 inci maddenin birinci fıkrasının (n) bendinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ederiz.
n) Türkiye Faal
Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği Genel Başkanı ve Yönetim Kurulunca
belirlenecek 2 temsilci.
Haluk İpek Recep
Garip Zülfü Demirbağ
Ankara Adana Elazığ
Recep Yıldırım
Mustafa Ataş Selahattin Dağ
Sakarya İstanbul
Mardin
BAŞKAN - İkinci
önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 454
sıra sayılı kanun tasarısının 2 nci maddesinin (k)
bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Fikret Ünlü Tuncay
Ercenk Yaşar Tüzün
Karaman Antalya
Bilecik
Ahmet Ersin Muzaffer
R. Kurtulmuşoğlu Hasan Aydın
İzmir Ankara İstanbul
k) Türkiye Amatör
Spor Kulüpleri Konfederasyonu Genel Başkanı ile Yönetim Kurulu tarafından
belirlenecek 8 temsilci.
BAŞKAN - Üçüncü ve en
aykırı önergeyi okutuyorum; bu önergeden itibaren işleme başlıyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 454
sıra sayılı kanun tasarısının 2 nci maddesiyle
değiştirilen 5 inci maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ederiz.
c) Türkiye
profesyonel ikinci ligi (A) kategorisi dışında kalan diğer gruplardaki ilk altı
sırada yer alan kulüplerin başkanları.
Murat Yıldırım Recep
Koral Yahya Baş
Çorum İstanbul İstanbul
Maliki Ejder Arvas Nusret Bayraktar Seyfi Terzibaşıoğlu
Van İstanbul Muğla
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR,
GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ HİKMET ÖZDEMİR (Çankırı) - Takdire
bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ
BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Katılıyoruz.
BAŞKAN - Önerge
sahipleri, gerekçeyi mi okutayım?
49
MALİKİ EJDER ARVAS
(Van) - Gerekçe okunsun efendim.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Daha fazla kulüple
temsili temin edeceği nedeniyle.
BAŞKAN - Komisyonun
takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı, kısa gerekçesini dinlediğiniz önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 454
sıra sayılı kanun tasarısının 2 nci maddesinin (k)
bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Fikret Ünlü (Karaman)
ve arkadaşları
k) Türkiye Amatör
Spor Kulüpleri Konfederasyonu Genel Başkanı ile Yönetim Kurulu tarafından
belirlenecek 8 temsilci.
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR,
GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ HİKMET ÖZDEMİR (Çankırı) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet?..
TARIM VE KÖYİŞLERİ
BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Sayın Ünlü,
gerekçeyi mi okutayım?
FİKRET ÜNLÜ (Karaman)
- Gerekçe okunsun efendim.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Türkiye Amatör Spor
Kulüpleri Konfederasyonu çok geniş bir organizasyondur. Temsilde adalet sağlamak
açısından bu düzenleme gereklidir.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Sayalım efendim...
MUSTAFA ERDOĞAN
YETENÇ (Manisa) - Niye sayıyorsunuz Sayın Başkan; demin saymadınız!.. Görevinizi
kötüye kullanıyorsunuz!.. İyi bir hukukçu değilsiniz Sayın Başkan!..
BAŞKAN -
Anlayamadım?..
MUSTAFA ERDOĞAN
YETENÇ (Manisa) - Görevinizi kötüye kullanıyorsunuz!.. Demin saymadınız, şimdi
sayıyorsunuz!..
BAŞKAN - Kabul
etmeyenler...
MUSTAFA ERDOĞAN
YETENÇ (Manisa) - Niye kabul etmiyorsunuz, anlamadım! Cebinizden bir şey mi
çıkıyor arkadaşlar?!
BAŞKAN - Önerge kabul
edilmemiştir.
Üçüncü önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 454
sıra sayılı kanun tasarısının 2 nci maddesiyle
değiştirilen, 5 inci maddenin birinci fıkrasının (n) bendinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ederiz.
n)Türkiye Faal Futbol
Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği Genel Başkanı ile Yönetim Kurulunca
belirlenecek 2 temsilci.
Haluk İpek (Ankara)
ve arkadaşları
BAŞKAN - Komisyon
katılıyor mu önergeye?
MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR,
GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI TAYYAR ALTIKULAÇ (İstanbul) - Takdire
bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu efendim?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçeyi mi
okutalım efendim?
SADULLAH ERGİN
(Hatay) - Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
50
Türkiye Futbol
Federasyonu Genel Kurulunda temsil edilen taban birlikleri, başkanları ve
yönetim kurulunca belirlenen diğer üyeleri ile temsil edilmelerine rağmen,
Türkiye Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği aynı statüye tabi
tutulmamıştır.
Türkiye Faal Futbol
Hakemleri ve Gözlemcileri Derneğine ait tüzüğün 7 nci
maddesinde "üyeliğe giriş koşulları" içinde "faal futbol hakemi ve faal futbol
hakem gözlemcileri olmak" şartı da vardır.
Halbuki, tasarıda adı
geçen derneği temsil edecek üyelerin faal olmayan hakemler arasından seçileceği
öngörülmüştür.
Bu durumda dernek
üyeleri, Türkiye Futbol Federasyonu Genel Kuruluna delege olarak seçilme
imkânına sahip olamamaktadırlar.
Değişiklik, bu durumu
düzeltmektedir.
BAŞKAN - Komisyonun
takdire bıraktığı ve Hükümetin katıldığı, gerekçesini dinlediğimiz önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın
milletvekilleri, şimdi, 2 nci maddeyi kabul edilen 2
önerge doğrultusunda oylamadan önce bir açıklama yapmak istiyorum. Tasarının
çerçeve 1 inci maddesinde 3813 sayılı Kanunun tarihi, numarası ve adı
belirtildiğinden, kanun yazım tekniğine daha uygun olması ve diğer maddelere
paralellik sağlaması açısından çerçeve 2 nci maddede
3813 sayılı Kanunun adının metinden çıkarılması gerekmektedir, mükerrerlik var.
Bu bakımdan, size açıkladığım şekliyle, 3813 sayılı Yasanın adı çıkarılarak ve
kabul edilen iki önerge doğrultusunda 2 nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 3. - 3813
sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin (b) bendi aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir.
"b) Başkanı, Yönetim
Kurulunun ondört üyesini, Tahkim, Merkez Hakem ve
Denetleme kurullarını seçmek,"
BAŞKAN - Madde
üzerinde söz isteği?.. Yok.
3 üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 3 üncü madde kabul
edilmiştir.
4 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 4. - 3813
sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrası
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Başkanın görev
süresi dört yıldır. Başkanın seçimi, Genel Kurulda Yönetim Kurulunun ondört üyesinin seçiminden önce yapılır. Genel Kurulda
Başkan adayı olabilmek için Genel Kurul üyelerinin beşte birinin yazılı teklifi
gerekir. Başkanın yokluğunda görevlerini, Başkanın belirleyeceği başkanvekili yürütür. Başkan Genel Kurula katılan üyelerin
oyçokluğu ile seçilir. Başkan en fazla üst üste iki dönem seçilebilir."
BAŞKAN - Madde
üzerinde söz isteği?.. Yok.
4 üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 4 üncü madde kabul
edilmiştir.
5 inci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 5. - 3813
sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
"Yönetim Kurulu;
Federasyon Başkanı ile Genel Kurulun seçeceği ondört
üye olmak üzere onbeş üyeden teşekkül eder."
BAŞKAN - Madde
üzerinde söz isteği?.. Yok.
5 inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 5 inci madde kabul
edilmiştir.
6 ncı maddeyi okutuyorum:
MADDE 6. - 3813
sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin (a) ve (f) bentleri aşağıdaki şekilde
değiştirilmiş ve aynı maddeye (ö) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bentler
eklenmiştir.
"a) Futbol
takımlarını kayıt ve tescil etmek, bunları liglere ve gruplara ayırmak, liglerin isimlerini belirlemek, ligleri düzenlemek,
uygulanacak terfi ve tenzil statüsünü belirlemek,"
"f) Federasyonun
merkez, taşra ve yurt dışı görevlerinde çalışan personelin ücretleri ile sosyal
haklarını ve gerekli görülen federasyon kurullarının huzur haklarını,
tazminatlarını, yolculuk ve ikamet giderlerini ve yolluklarını tespit etmek,"
"p) İki başkanvekilini belirlemek,
r) Ulusal ve
uluslararası kuralların ve her türlü talimatın uygulanmasını sağlamak,
s) Ülkemizde mevcut
ise; akredite belgesine sahip olan Doping Kontrol
Merkezinde, sporcuların anti doping kontrollerini yaptırmak, dopingli çıkan
futbolcularla ilgili ulusal ve uluslararası kurulların kararlarını uygulamak,
t) Yönetim Kurulunca
her yıl belirlenecek limiti aşan harcamalar için, Başkan ile birlikte bir
Yönetim Kurulu üyesine yetki vermek,
u) Sporda şiddetin
önlenmesi için gerekli tedbirleri almak ve aldırmak."
BAŞKAN- Madde
üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyle ilgili
verilmiş 1 önerge var; önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
51
Görüşülmekte olan 454
sayılı kanun tasarısının çerçeve 6 ncı maddesinin
aşağıdaki şekilde ve 3813 sayılı Kanunun 10 uncu maddesine eklenmesi öngörülen
(p), (r ), (s), (t) ve (u) bentlerinin (ö), (p), (r ), (s) ve (t) olarak
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Madde 6- 3813 sayılı
Kanunun 10 uncu maddesinin (a) ve (f) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş,
aynı maddeye (o) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bentler eklenmiş ve
maddenin (ö) bendi (u) olarak teselsül ettirilmiştir.
Haluk İpek Recep
Garip Selahattin Dağ
Ankara Adana Mardin
T. Ziyaeddin Akbulut N. Doğan Topaloğlu
Tekirdağ Ankara
BAŞKAN- Komisyon
önergeye katılıyor mu?..
MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR,
GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI TAYYAR ALTIKULAÇ (İstanbul)- Takdire
bırakıyoruz efendim.
BAŞKAN- Hükümet
katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul)- Katılıyoruz efendim. Kanun
yapma tekniği açısından bir düzeltmedir. Maddenin aslında herhangi bir
değişiklik yapılmamaktadır.
HALUK İPEK (Ankara) -
Gerekçe okunsun Sayın Başkan.
BAŞKAN- Gerekçeyi
okutuyorum.
Gerekçe: Kanun yazım
tekniği açısından maddenin (ö) bendinin en sonda yer alması uygun olacaktır.
BAŞKAN - Gerekçesini
dinlediğiniz, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Şimdi, 6 ncı maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
7 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 7. - 3813
sayılı Kanunun 12 nci maddesi başlığı ile birlikte
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Denetleme Kurulunun
görev, yetki ve sorumlulukları
Madde 12. - Denetleme
Kurulu, Genel Kurulca onaylanan talimata uygun olarak Federasyonun malî
işlemlerini Genel Kurul adına denetler. Her yıl hazırlayacağı yıllık denetleme
raporunu Genel Kurulun onayına sunar.
Denetleme raporunda;
gelir-gider tabloları, bilançolar ve yıllık faaliyetleri esas alan malî tablolar
yer alır. Ayrıca kaynakların etkin, ekonomik ve verimli kullanılıp
kullanılmadığı, harcamaların sportif faaliyetler için yapılıp yapılmadığı ve
malî işlemlere ilişkin karar ve tasarrufların amaç ve programlarına uygun olup
olmadığı hususlarına da yer verilir. Denetleme Kurulu, raporunu Genel Kurul
üyelerine bir ay önceden gönderir."
BAŞKAN - Madde
üzerinde söz isteği?.. Yok.
1 önerge var;
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 454
sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 7 nci maddesiyle
değiştirilen 12 nci maddesinin birinci fıkrasının
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.
"Denetleme kurulu,
yönetim kurulunca hazırlanan ve genel kurulca kabul edilen talimata uygun olarak
Federasyonun malî işlemlerini Genel Kurul adına denetler. Her yıl hazırlayacağı
yıllık denetleme raporunu Genel Kurulun onayına sunar."
Haluk İpek Recep
Garip Zülfü Demirbağ
Ankara Adana Elazığ
Recep Yıldırım
Mustafa Ataş Selahattin Dağ
Sakarya İstanbul
Mardin
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR,
GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI TAYYAR ALTIKULAÇ (İstanbul) - Takdir, Yüce
Meclisin Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu efendim?..
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN -
Katılıyorsunuz.
HALUK İPEK (Ankara) -
Gerekçe okunsun Sayın Başkan.
52
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Denetleme kurulunun
çalışma usul ve esaslarını düzenleyen talimatın hangi organ tarafından
hazırlanacağına açıklık getirilmektedir.
BAŞKAN - Gerekçesini
dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Önerge kabul edilmiştir.
Maddeyi kabul edilen
önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
8 inci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 8. - 3813
sayılı Kanunun 13 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 13. - Tahkim
Kurulu; iki asıl ve iki yedek üyesi üniversitelerin hukuk fakülteleri veya spor
yüksekokullarında görev yapan öğretim üyelerinden olmak üzere beş asıl, beş
yedek hukukçu üyeden oluşur. Tahkim Kurulu üyeleri dört yıl görev yapmak üzere
Federasyon Genel Kurulunca seçilirler.
Üyeler kendi
aralarından bir Başkan seçerler.
Kurul, görevinde
bağımsızdır. Üyeler istifa etmedikçe veya çekilmiş sayılmadıkça yerlerine yenisi
görevlendirilemez.
Kurul beş üyenin
katılımı ile toplanır, kararlar oy çokluğu ile alınır. Asıl üyenin katılmadığı
toplantıya yedek üye iştirak eder. Tahkim Kurulunun kararları kesindir."
BAŞKAN - Madde
üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
9 uncu maddeyi
okutuyorum:
MADDE 9. - 3813
sayılı Kanunun 15 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 15. - Merkez
Hakem Kurulu Genel Kurulca seçilir ve biri Başkan olmak üzere toplam dokuz
üyeden oluşur. Aynı sayıda ve aynı nitelikte yedek üye seçilir. Üyelerin yedisi
faal olmayan hakemlerden, ikisi ise spor alanında en az on yıl meslekî deneyimi
olan kişiler arasından belirlenir.
Bu seçimde, Merkez
Hakem Kurulu üyeleri aday listesinde Merkez Hakem Kurulu Başkanının kim olacağı
ayrıca gösterilir.
Kurul, görevinde
bağımsızdır. Üyeler istifa etmedikçe veya çekilmiş sayılmadıkça yerlerine yenisi
seçilemez."
BAŞKAN - Madde
üzerinde söz isteği?.. Yok.
9 uncu maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul
edilmiştir.
10 uncu maddeyi
okutuyorum:
MADDE 10. - 3813
sayılı Kanunun 21 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"Federasyonun
bütçesinden en az yüzde iki oranında Merkez Hakem Kuruluna verilecek pay bu
Kurulun bütçesini oluşturur. Bütçe Genel Kurulda ibra edilir. Merkez Hakem
Kurulunun bütçesi Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslar dahilinde kullanılır."
BAŞKAN - Madde
üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
11 inci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 11. - 3813
sayılı Kanunun 22 nci maddesinin (e) bendi aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir.
"e) Sponsorluk
gelirleri,"
BAŞKAN - Madde
üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
12 nci maddeyi okutuyorum: