Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 2. Yasama Yılı
26. Birleşim 10/Aralık /2003 Çarşamba


Formun Üstü

Formun Altı

Tutanak toplam 97 sayfadır.


DÖNEM : 22 CİLT : 32 YASAMA YILI : 2

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

26 ncı Birleşim

10 Aralık 2003 Çarşamba

İ Ç İ N D E K İ L E R

Sayfa

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkanvekili Sadık Yakut'un, 10 Aralık 2003, Dünya İnsan Hakları Günü ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin kabul edilişinin 55 inci yıldönümü münasebetiyle konuşması

B) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Bursa Milletvekili Zafer Hıdıroğlu'nun, Dünya İnsan Hakları Gününün 55 inci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

2.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Atilla Maraş'ın, Dünya İnsan Hakları Gününün 55 inci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

3.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım, Kastamonulu kadınların, yurdumuzun işgalini ve işgal güçlerinin vahşetini protesto etmek amacıyla 10 Aralık 1919 tarihinde gerçekleştirdikleri ilk kadın mitinginin, başkaldırı ve direniş hareketinin 84 üncü yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

C) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter'in TBMM'den bir heyeti KKTC'ye resmî davetine icabet edecek heyete ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/408)

2.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Belçika ve İspanya'ya yaptığı resmî ziyarete katılmaları uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/409)

D) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1


1.- Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 55 milletvekilinin, Bakanlığı sırasında yapılan ihalelerde usulsüzlüklerde bulunduğu ve bu ihalelerle ilgili yolsuzluk iddialarının tahkikini zamanında yaptırmayarak görevini kötüye kullandığı, aynı zamanda mal varlığında haksız bir artışa sebebiyet verdiği iddiasıyla Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Koray Aydın hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/8)

2.- Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 55 milletvekilinin, Karadeniz sahil yolu işlerinin ihalesinde müteahhit firmaların önceden anlaştıklarının bilinmesine rağmen, fiyatları ayarlayarak ve rekabete meydan vermeyerek devleti büyük ölçüde zarara uğrattığı iddiasıyla Bayındırlık ve İskân Eski Bakanı Yaşar Topçu hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/9)

3.- İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 55 milletvekilinin, bakanlığı sırasında ihalelere fesat karıştırma sonucunu doğuran eylemlerde bulunduğu, ihalelerle ilgili yolsuzluk iddialarına göz yumduğu, gerekli tedbirleri zamanında almadığı ve gerekli soruşturmaları zamanında yaptırmadığı, böylelikle, görevini kötüye kullandığı ve mal varlığında haksız bir artışa sebebiyet verdiği iddiasıyla Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Koray Aydın ile ayrıca, bakanlıkları sırasında Karayolları Genel Müdürlüğündeki usulsüz keşif artışlarına onay vermek suretiyle görevlerini kötüye kullandıkları iddiasıyla Bayındırlık ve İskân eski Bakanları Koray Aydın ve Abdülkadir Akcan haklarında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/10)

E) ÇEŞİTLİ İŞLER

1.- 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarılarının Genel Kurulda görüşmeleri üzerinde şahısları adına söz almak isteyen üyelerin söz kayıt işlemlerine ilişkin Başkanlık duyurusu

IV.- ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarılarının görüşme gün ve saatleriyle, konuşma sürelerine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

B) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1.- Genel Kurul gündemindeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)

2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)

3.- Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında 12.11.2003 tarihli ve 5001 sayılı Kanun ile Anayasanın 89 uncu maddesi gereğince Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/704) (S. Sayısı: 298)

4.- Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun Bazı Hükümlerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/703) (S. Sayısı: 299)

5.- Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/692) (S.Sayısı: 302)

VI.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur'un, Bağ-Kur iştirakçilerinin prim borçlarına uygulanan faize ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun cevabı (7/1299)

2.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun, SSK'nın iyileştirici sarf malzemeleri için yaptığı protokollere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun cevabı (7/1379)

3.- Adana Milletvekili Atillâ Başoğlu'nun, 4207 sayılı Kanunun uygulanmasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı (7/1432)

2


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak üç oturum yaptı.

Karaman Milletvekili Yüksel Çavuşoğlu, Ermenek'te bir maden ocağında meydana gelen grizu patlamasına, bundan sonrası için alınması gereken emniyet tedbirlerine ve Suriye-Türkiye Dostluk Grubunun daveti üzerine Suriye'ye yaptıkları resmî ziyarete,

Sivas Milletvekili Osman Kılıç, tarımsal kalkınmanın önemine, Sıvas İlinin çeşitli sorunları ile, çiftçiler üzerinde yarattığı olumsuz etkilere ve alınması gereken önlemlere,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Antalya Milletvekili Osman Özcan'ın, muz üreticilerinin sorunları ile kaçak muz ticaretinin üreticiler üzerindeki olumsuz etkilerine ilişkin gündemdışı konuşmasına, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü cevap verdi.

Samsun Milletvekili Mehmet Kurt ve 20 milletvekilinin, kapkaç olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/151) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

İstanbul Milletvekili Mustafa Ataş'ın, Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter'in TBMM'den bir heyeti KKTC'ye resmî davetlerine icabet edilmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi kabul edildi.

Gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının:

1 inci sırasında bulunan, İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 63 milletvekilinin, bakanlıkları sırasında ilgili kuruluşların raporlarının gereğinin yapılmasını geciktirerek ve gerekli tedbirleri zamanında almayarak görevlerini yerine getirmemek suretiyle Türkiye Halk Bankasının zarara uğramasına sebep oldukları, usulsüz işlemlerin yapılmasına imkân sağladıkları ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 230 uncu maddesinin ikinci fıkrasına uyduğu iddiasıyla Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı H. Hüsamettin Özkan ile Devlet eski Bakanı Recep Önal (9/3);

2 nci sırasında bulunan ve birleştirilerek görüşülen,

İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 63 milletvekilinin, doğalgaz alım anlaşmalarında devlet alım satımına fesat karıştırdığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 205 inci maddesine uyduğu iddiasıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer ile ayrıca bakanlıkları sırasında uyguladıkları yanlış ve usulsüz enerji politikalarında ilgili kurum ve kuruluşların uyarılarını dikkate almayarak kamuyu zarara uğrattıkları ve bu suretle görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma fiillerini işledikleri ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 230 uncu maddesinin ikinci fıkrasına ve 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanları Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan (9/4) ile,

Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 55 milletvekilinin, Bakanlığı sırasında enerji ve doğalgaz anlaşmalarında Türkiye aleyhine anlaşma ve uygulamaların yapılmasına yol açtığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 205 inci maddesine uyduğu iddiasıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer ile ayrıca bakanlıkları sırasında DSİ Genel Müdürlüğünde usulsüz uygulamalara onay verdikleri ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 230 ve 366 ncı maddelerine uyduğu iddiasıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski bakanları Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan (9/7);

3 üncü sırasında bulunan ve birleştirilerek görüşülen,

İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 58 milletvekilinin (9/5) ile,

Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 55 milletvekilinin (9/6),

Türkbank ihalesi sürecinde malın satımında ve değerinde fesat oluşturacak ilişki ve görüşmelere girdikleri ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 205 inci maddesine uyduğu iddiasıyla eski Başbakan A. Mesut Yılmaz ve Devlet eski Bakanı Güneş Taner;

Haklarında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergelerinin, öngörüşmelerini müteakiben yapılan gizli oylamaları sonucunda, kabul edildikleri ve Anayasanın 100 üncü maddesi gereğince, soruşturmaların, siyasî partilerin güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının 3 katı olarak gösterecekleri adaylar arasından her parti için ayrı ayrı ad çekme suretiyle kurulacak 15 kişilik bir komisyon tarafından yürütüleceği açıklandı.

15 üyeden teşekkül edecek komisyonların iki aylık çalışma sürelerinin, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimleri tarihinden başlamak üzere olması, kabul edildi.

10 Aralık 2003 Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 22.20'de son verildi.

Sadık Yakut

Başkanvekili

Ahmet Küçük Mehmet Daniş

Çanakkale Çanakkale

3


Kâtip Üye Kâtip Üye

4


No. : 42

II. - GELEN KÂĞITLAR

10 Aralık 2003 Çarşamba

Raporlar

1.- Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/692) (S. Sayısı : 302) (Dağıtma tarihi: 10.12.2003) (GÜNDEME)

2.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Bankalar Kanununun 14 üncü Maddesinin (3) Numaralı Fıkrası Hükümlerine İstinaden Bankacılık İşlemleri Yapma ve Mevduat Kabul Etme İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketi Hakkında Tesis Edilecek Bazı İşlemler Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/700) (S. Sayısı: 304) (Dağıtma tarihi : 10.12.2003) (GÜNDEME)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in, süresiz vekil imamlık sınavına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1610) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.12.2003)

2.- İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol'un, 58 ve 59 uncu Hükümet dönemlerinde bazı köktendinci terör örgütlerine düzenlenen operasyonlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1611) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.12.2003)

3.- Trabzon Milletvekili Asım Aykan'ın, Necip Hablemitoğlu cinayetine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1612) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.12.2003)

4.- Samsun Milletvekili Suat Kılıç'ın, iptal edilen Fenerbahçe-Ç. Rizespor maçı ve hakem hatalarına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali Şahin) yazılı soru önergesi (7/1613) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.12.2003)

Meclis Soruşturması Önergeleri

1.- Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 55 Milletvekilinin, Bakanlığı sırasında yapılan ihalelerde usulsüzlüklerde bulunduğu ve bu ihalelerle ilgili yolsuzluk iddialarının tahkikini zamanında yaptırmayarak görevini kötüye kullandığı, aynı zamanda mal varlığında haksız bir artışa sebebiyet verdiği ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 366 ve 240 ıncı maddeleri ile Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 12, 13, 14 ve 15 inci maddelerine uyduğu iddiasıyla Bayındırlık ve İskan eski Bakanı Koray Aydın hakkında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/8) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.12.2003) (Dağıtma Tarihi: 10.12.2003)

2.- Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 55 Milletvekilinin, Karadeniz Sahil Yolu işlerinin ihalesinde müteahhit firmaların önceden anlaştıklarının bilinmesine rağmen, fiyatları ayarlayarak ve rekabete meydan vermeyerek devleti büyük ölçüde zarara uğrattığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 205 inci maddesine uyduğu iddiasıyla Bayındırlık ve İskan eski Bakanı Yaşar Topçu hakkında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/9) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.12.2003) (Dağıtma Tarihi: 10.12.2003)

3.- İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 55 Milletvekilinin, Bakanlığı sırasında ihalelere fesat karıştırma sonucunu doğuran eylemlerde bulunduğu, ihalelerle ilgili yolsuzluk iddialarına göz yumduğu, gerekli tedbirleri zamanında almadığı ve gerekli soruşturmaları zamanında yaptırmadığı, böylelikle görevini kötüye kullandığı ve mal varlığında haksız bir artışa sebebiyet verdiği ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 366 ve 240 ıncı maddeleri ile Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 12, 13, 14 ve 15 inci maddelerine uyduğu iddiasıyla Bayındırlık ve İskan eski Bakanı Koray Aydın ile ayrıca Bakanlıkları sırasında Karayolları Genel Müdürlüğündeki usulsüz keşif artışlarına onay vermek suretiyle görevlerini kötüye kullandıkları ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla Bayındırlık ve İskan eski Bakanları Koray Aydın ve Abdulkadir Akcan haklarında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/10) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.12.2003) (Dağıtma Tarihi: 10.12.2003)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

10 Aralık 2003 Çarşamba

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 26 ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

III.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkanvekili Sadık Yakut'un, 10 Aralık 2003, Dünya İnsan Hakları Günü ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin kabul edilişinin 55 inci yıldönümü münasebetiyle konuşması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bugün 10 Aralık 2003; Dünya İnsan Hakları Günü ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin kabul edilişinin 55 inci yıldönümü.

Türkiye, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Gününü, insanlıkdışı bir terör dalgasıyla, en kutsal hak olan yaşama hakkına yönelik haince saldırıların gölgesi altında kutlamanın üzüntüsü içerisindedir.

1948 yılında, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin kabul edildiği 10 Aralık günü, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 1950 yılında aldığı 423(V) sayılı Kararla, İnsan Hakları Günü olarak kutlanmaya başlanmıştır. Ellibeş yıl önce kabul edilen ve 300'den fazla dile tercüme edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, bugün, uluslararası kabul görmüş birçok temel hak ve hürriyetin temelini oluşturmuştur.

5


İnsan hakları mücadelesinin temelini, insan onurunun korunması oluşturmaktadır. İnsan haklarını ulusal sınırların ötesine taşıyıp evrenselleştiren, bu hakları vazgeçilmez ve devredilmez kılan da, yine insan onurudur.

Din, dil, ırk, siyasî görüş ayırımı olmaksızın herkes, insan olmaktan kaynaklanan birtakım temel haklara ve özgürlüklere sahiptir. Bu temel, insan haklarındaki çifte standardın önündeki en büyük engeldir.

İnsan hakları, artık, ulusal sınırları aşmış, devletlerin iç meselesi olmaktan çıkmıştır. Artık, bir ülkede insan haklarına gösterilen saygı, o ülkenin uygarlık düzeyinin bir ölçüsü haline gelmiştir.

Ülkemizde de, insan hakları, son on yılın iç ve dışpolitikasının en önemli gündem maddelerinden biri olmuştur. Bu bağlamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, üzerine düşen görevi ve katkıyı yapma çabası içerisindedir.

Ulusal ve uluslararası insan hakları mücadelesinin önündeki en büyük engellerden bir tanesi de, bu kutsal çabanın bir dışpolitika aracı olarak kullanılmasıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, insan hakları alanındaki eksikliklerimizi gidermek için her türlü yapıcı eleştiri ve işbirliğine açıktır; ancak, maalesef, bazı ülkeler ve uluslararası kurumlar, insan hakları ihlallerine yönelik olarak çifte standartlı bir yaklaşım sergilemektedir veya bu kutsal mücadele, başka devletlerin iç işlerine müdahale aracı olarak kullanılmaktadır. Oysa, insan hakları, her türlü politik çıkar ve kaygının üzerinde olmalıdır.

Dünyanın neresinde olursa olsun, bütün insanlar, eşit, özgür ve onurlu yaşama hakkına sahiptir. Bu konudaki mücadele, ülkeye ve insanlara bağlı olarak farklılık göstermemelidir. Özellikle, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde hafta sonu yapılacak olan seçimlere yönelik dış baskılar sonucunda, Kıbrıslı Türk vatandaşlarımızın en temel haklarına yönelik çifte standarda tabi açıklama, beyan ve aba altından sopa göstermeler, temel hak ve özgürlükler alanında demokratik uygulamanın doruğuna ulaştığını ilan eden Avrupa Birliğine üye ülkelerin temel prensipleriyle bağdaşmamaktadır. Aynı zamanda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Loizidou davasıyla bir Kıbrıslı Rumun temel haklarını ve zararlarını hukuka aykırı bir şekilde teslim ve tazmin ederken, evlerinden, işyerlerinden, ata topraklarından koparılarak, kuzeye kaçmak zorunda kalan onbinlerce Kıbrıslı Türkün davasını kabul etmeme yönündeki uygulama ve tavrını, bu anlamlı günde derin şiddet ve derin nefretle kınıyorum.

Evrensel bir değer olan insan haklarının ülkemizde yerleşmesi, sadece Parlamento bünyesindeki bir komisyonun, bir devlet bakanlığı veya bağlı kurulun veya birkaç sivil toplum örgütünün görevi değildir; bu görev hepimizindir.

Bugün, bütün yurttaşlarımızı, yurdumuzda insan haklarının yerleştirilmesi ve iyileştirilmesi için daha duyarlı olmaya ve bu sürece katkıda bulunmaya davet ediyoruz.

Türkiyemiz, Parlamentosuyla, kamu kurum ve kuruluşlarıyla, sivil toplum örgütleriyle, meslek odalarıyla, sendikalarıyla, basınıyla ve her bir bireyiyle bir insan hakları atağına kalkmalıdır.

Bu vesileyle, İnsan Hakları Günümüzü kutluyor; saygılar sunuyorum.

Gündeme geçmeden önce üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, İnsan Hakları Beyannamesinin kabulüyle ilgili söz isteyen Bursa Milletvekili Zafer Hıdıroğlu'na aittir.

Buyurun Sayın Hıdıroğlu. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 5 dakikadır.

B) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Bursa Milletvekili Zafer Hıdıroğlu'nun, Dünya İnsan Hakları Gününün 55 inci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Gününün 55 inci yıldönümü münasebetiyle, sadece Türkiye'de değil, dünyada da insan hakları ve demokrasinin tam yerleşebilmesi dilek ve temennisiyle, hepinize saygılar sunuyorum.

Özellikle Sayın Başkanımızın bu konuya duyarlılığına da ayrıca teşekkür etmek istiyorum.

Dünyanın birçok ülkesinde insan hakkı ihlalleri devam etmekte. Amerika Birleşik Devletlerinde Kızılderililerin haklarının ellerinden alınmasıyla başlayan süreç, zencilerin ikinci sınıf vatandaş olmaları şeklinde halen devam etmektedir. Bir zencinin polisler tarafından dövülerek öldürülmesine sebebiyet verildiğini daha geçen gün televizyonlarda izledik.

Yine, bütün milletvekili arkadaşlarımın dikkatini çekmek istediğim önemli bir konu da, dünyada idam cezalarının kaldırılması yolunda çalışmalar yapılırken ve Türkiye'de de, biz, aldığımız kararla idamı kaldırırken, bugün, Amerika Birleşik Devletlerinde, 10 Aralık İnsan Hakları Günü olmasına rağmen, iki kişi idam edilmektedir ve bir gün önce, 9 Aralıkta da yine bir kişi idam edilmiş, özellikle aldığımız bilgiye göre engelli olduğu bilinen bir Amerikan vatandaşı da yarın idam edilecektir.

Avrupa'da çifte standartlı demokrasi devam etmekte; kendileri için istedikleri demokrasiyi diğer ülkeler nezdinde de aynı şekilde istedikleri yolunda çok önemli tereddütler taşımaktayız.

Ortadoğu'da, özellikle Filistin'de, birtakım kişilerin veya grupların çıkarları uğruna çocuklar öldürülmekte, kadınların ırzına geçilmekte ve o insanlar evsiz barksız bırakılabilmektedir.

Afrika'da, yoksulluğun getirdiği, eğitimsizliğin getirdiği birtakım olumsuzluklar sonucu, yüzbinlerce, milyonlarca insan ölüme terk edilmekte, buna karşılık, savaş harcamalarına çok büyük paralar aktarılabilmektedir.

Türkiye'de, son dönemlerde demokrasi ve insan hakları alanında çok önemli gelişmeler olmasına rağmen, özellikle kırsal kesimlerde kadınlarımızın sosyal haklardan mahrum olduğuna, eğitim seviyelerinin erkeklere oranla daha düşük olduğuna ve ağır işlerde çalıştıklarına şahit olmaktayız. Yine, çocuklarımız, oyun yerine veya eğitim görme yerine ağır işlerde çalıştırılmaktadır ve sokak çocuklarının oranı da azımsanmayacak ölçülerdedir.

6


Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın bu konuda yapmış olduğu 2003 yılı çalışmalarını takdirle karşılıyor ve takip ediyoruz; ama, bu ve 8 000 000'u aşan engelli vatandaşlarımız için, bu zamana kadar yaptıklarından daha fazlasını 2004 yılında yapacağını, Sayın Bakanımızın kendi ağzından duymaktan ve ayrıca, Başbakanımızın da bu konuya önem vermesinden dolayı, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun bir üyesi olarak, şükranlarımızı sunmak istiyorum.

Ayrıca, çeşitli nedenlerle eğitim hakkı elinden alınan vatandaşlarımızın durumu da, kesinlikle halledilmesi gereken bir insan hakları problemi olarak karşımızda durmaktadır.

Hastane, karakol ve cezaevlerinde, komisyon üyeleri olarak yaptığımız çalışmalarda, epey güzellikler gördük. Demokratikleşme yolunda güzel uygulamalara rastlamamıza rağmen, insan hakları ihlalleri açısından çok önemli olduğuna inandığım ceza ve tutukevlerinin birbirlerinden ayrılması konusu da ortadadır.

Sayın milletvekilleri, tutuklanıp, henüz cezası kesinleşmeden, üç beş sene içeride yatıp daha sonra beraat eden birçok insan vardır bu ülkede ve bu insanlar, aynı şartlarda...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Hıdıroğlu.

ZAFER HIDIROĞLU (Devamla) - Sözlerimi toparlayacağım; ama, bu, çok önemli bir konu. Ekonomik kalkınmayı ne kadar sağlarsak sağlayalım, tam demokratikleşmeyi sağlayamadığımız, insan hakları problemini halledemediğimiz müddetçe yine mutlu olamayacağız; ama, ben kısaca toparlamaya çalışacağım.

Bu kadar içeride yattıktan sonra beraat eden insanın hakkını ödememiz mümkün değildir. Tabiî, Adalet Bakanlığımızın, cezaevlerinin birleştirilmesi, gözaltı sürelerinin düşürülmesi gibi rehabilitasyon çalışmaları da dahil olmak üzere birçok çalışması var, kendilerine teşekkür ediyoruz; ama, bunların yanında, ceza ve tutukevlerinin kesinlikle birbirinden ayrılması gerektiğine inanıyoruz.

Yine, duble yolların hızla yapılmaya başlandığı bu dönemde, bu yollarda trafik kazalarını önlemek için, yolda oluşan tümsekler, çukurlar ve trafik ve işaret işaretçileri, insan hakları ihlalleri açısından çok önemlidir. Bu konuda, yetkililerin, gereken çalışmayı yapacağına inanıyorum.

Son cümlem... Sayın milletvekili arkadaşlarım, bizlerin, 550 milletvekili olarak üzerinde durmamız gereken en önemli konu, Türkiye'de insan hakları ihlallerinin en önemlisi, çok fazla insanın mağdur edildiği rüşvet olayıdır. Rüşvet ve yolsuzlukların sadece yasal tedbirlerle ortadan kaldırılamadığını hepimiz biliyoruz. İktidar ve muhalefet olarak 550 milletvekilimiz ve siyasî partilerin il ve ilçe yönetim kurulları, muhtarlar, sivil toplum örgütleri... Özellikle, ben buradan, insan hakları açısından güzel şeyler başaran, çok faydalandığımız sivil toplum örgütü üyelerinin hepsine teşekkür etmek istiyorum. İşte, bu birliktelikte, Türkiye'de, birinin yediği rüşvetle binlerce insanın mağduriyeti söz konusu, insan haklarının ihlali söz konusu. Birlikte hareket etmekle, birçok meseleyi halledeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Hıdıroğlu, son cümleleriniz...

ZAFER HIDIROĞLU (Devamla) - Ben, Türkiye'de tam demokrasinin yerleşmesi, huzur ve barış ortamının sağlanması, insanların birbirine daha saygılı davranması ve çağdaş, uygar toplum olma, medenî olma yolunda daha güzel adımlar atma dileğiyle, sizleri ve Yüce Türk Milletini saygıyla selamlıyorum efendim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hıdıroğlu.

Gündemdışı ikinci söz, yine aynı konuyla ilgili söz isteyen, Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Atilla Maraş'a aittir.

Buyurun Sayın Maraş. (AK Parti sıralarından alkışlar)

2.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Atilla Maraş'ın, Dünya İnsan Hakları Gününün 55 inci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

MEHMET ATİLLA MARAŞ (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 10 Aralık 1948'de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Birleşmiş Milletlerce daha sonra kabul edilen 10 Aralık İnsan Hakları Günüyleö ilgili, şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

İnsanlık, 20 nci Yüzyılın ilk yarısında, iki büyük dünya savaşına maruz kaldı. Bu savaşlar sonunda, milyonlarca insan hayatını kaybetti, yaralandı ve belki etkisi yıllarca süren değişik travmalara maruz kaldı. Bu savaşlarla birlikte birçok devlet yerle bir oldu, bazı siyasal ve sosyal akımlar inişe geçerken, ırkı, dili, dini, cinsiyeti ne olursa olsun, her insanın tartışılmaz hakları, bir değer olarak, siyasal otoritelerce kabul gördü. Bu değeri günlük hayata aktarmak için, 1945 yılında imzalanan Birleşmiş Milletler Anlaşmasını tamamlamak amacıyla, 16 Şubat 1946'da kurulan İnsan Hakları Komisyonu, tasarıyı Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna sundu. 10 Aralık 1948 tarihinde ise, insan hak ve özgürlüklerinin 20 nci Yüzyılın bir manifestosu olarak kabul edilebileceği İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, 8 çekimsere karşılık 48 oyla kabul edildi. Beyanname, bir önsöz ve 30 maddeden oluşmaktadır. Kişisel ve siyasal haklar ile ekonomik, toplumsal ve kültürel haklar bu maddelerde ayrı ayrı belirtildi. Daha sonraki uluslararası bildirge ve sözleşmelere esin kaynağı olmasının ötesinde, ulusal anayasaları da ruhen besleyen bu bildirgeyi ülkemiz de kabul ederek imzaladı.

Değerli milletvekilleri, kabul edildiği günden beri çeşitli haklı eleştirilere de konu olan bildirgenin en büyük başarısı, insan hak ve özgürlüklerinin evrensel olduğu idealinin, söylem düzeyinde de olsa, tüm siyasal yönetimlerce hatırlatılması ve şahıslara, idarenin haksız ve hukuksuz uygulamaları karşısında başvurabilecekleri açık bir referans kapısı olmasıdır; bu, çok önemli bir kazınımdır. Artık, dünyanın neresinde yaşanırsa yaşansın, kim, niçin ve kime karşı yapılırsa yapılsın, her bir insan hakkı ihlali, buna maruz kalmayan diğer şahıslara ya da toplumlara yapılmış olarak algılanmakta ve tepki gösterilmektedir. Artık, hiçbir devlet, kendi sınırları içerisinde yaşanan insan hakları sorunlarını iç sorun olarak görmemekte ve başına buyruk hareket edememektedir. Daha da önemlisi, devletlerden bağımsız uluslararası bir insan hakları mücadele birlikteliği kadar, uluslararası insan haklarının ve hukukunun bugünkü varlığıdır. Tüm bunlar, daha uygar ve daha barışçı bir dünya için bizlere umut vermektedir.

7


İnsan hakları mücadelesinin temelinde insan onurunun korunması yatar. Bu haklar, insanın insan olarak doğmasından dolayı kazandığı, evrensel, vazgeçilmez ve devredilmez haklarıdır. İnsan hakları, ırk, renk, cinsiyet, din, dil, siyasal görüş, felsefî kanaat, ideoloji, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet veya başka bir ayırım asla kabul etmez. Ne var ki, insan hak ve özgürlüklerini, başından beri, sadece kendi toplumlarına ya da sadece kendi siyasal tasarımlarına dönük emperyal bir araç olarak algılayan kimi devletler, bu umutlarımıza gölge düşürmektedir. Bunlar, insan hakları adına, özgürlükler adına, milyonlarca insanın hak ve özgürlüğünü çiğnemekte, âdeta yok saymaktadır. Daha korkuncu ise, işin böyle devam etmesi durumunda, insanlık âleminin hak ve özgürlüklerinin tehdit altına girecek olmasıdır.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, Türkiye, insan hakları açısından çok olumlu bir geçmişe sahip değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Maraş.

MEHMET ATİLLA MARAŞ (Devamla) - Şimdi, bunun sebepleri üzerinde durmayacağım; ancak, bir şeyi unutmamak gerekir; niçin biz de bu açıdan olumlu bir geleceğe sahip olmayalım?! Neden en yüce paydamız olan insan haklarını içselleştirmeyelim?! İnsan hakları, hiçbir istisna söz konusu olmaksızın tam bir eşitlikle insanlık ailesinin her bir ferdine tanınan, insanlık onuruna bağlı olan haklar değil midir?! İnsanlık açısından, din, dil, cinsiyet, renk ve ırk ayırımı yapmak insanlık onuruna yakışır mı?!

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm dünya yeni bir dönüşüm sürecinden geçmektedir; ülkemiz de bu sürecin merkezinde bulunmaktadır. Kendi payıma, AK Partinin, bu zorlu süreçte Türkiye'de iktidar olmasını bir şans olarak görmekteyim.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin kabulünden yarım yüzyıl sonra, dünya, yeni bir dönüşüm yaşıyor. Bu, insan haklarının evrenselliğini savunanlar ile buna karşı çıkanlar arasında geçmektedir. Bu süreçte, bizler, insan haklarının evrenselliği idealini hayata geçirmek adına daha fazla çaba sarf etmek durumundayız. Amacımız, gerek ülkemiz içinde ve gerekse ülke dışında insan hak ve özgürlüklerinin, her zaman ve her yerde ve herkesçe paylaşılan bir üst değer olduğunun kabulüyle bunun mücadelesini vermek olmalıdır.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Maraş.

Gündemdışı üçüncü söz, Kastamonu'da yapılan ilk kadın mitinginin yıldönümü münasebetiyle söz isteyen, Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım'a aittir.

Buyurun Sayın Yıldırım.

Konuşma süreniz 5 dakikadır.

3.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım, Kastamonulu kadınların, yurdumuzun işgalini ve işgal güçlerinin vahşetini protesto etmek amacıyla 10 Aralık 1919 tarihinde gerçekleştirdikleri ilk kadın mitinginin, başkaldırı ve direniş hareketinin 84 üncü yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, televizyonlarının başında bizleri izleyen değerli yurttaşlarım ve saygıdeğer Kastamonulular; sizleri saygıyla selamlıyorum.

İstiklal mücadelesi öncesi, 10 Aralık 1919 tarihinde, Kastamonulu kadınların, Kastamonu'nun işgal görmemesine rağmen, güzel yurdumuzun işgalini ve işgal güçlerinin vahşetini protesto etmek için Kastamonu'da gerçekleştirdikleri ilk kadın mitinginin, başkaldırı ve direniş hareketinin 84 üncü yıldönümü münasebetiyle söz almış bulunuyorum; mitingin 84 üncü yıldönümü, Kastamonulu kadınlarımıza ve Türk kadınlarımıza kutlu olsun diyorum.

Ayrıca, bugün, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin kabulünün 55 inci yıldönümünü de kutluyoruz. Maalesef, 55 inci yıldönümünde, Filistin'de ve Irak'ta insan haklarının ihlalini görmekten üzüntü duyuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, istiklal mücadelesinde ve Kurtuluş Savaşında Mustafa Kemal'le birlikte mücadele vermiş hem Kastamonulu hem de tüm Türk kadınlarımızı saygıyla selamlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Birinci Dünya Savaşı sonrası Mondros Mütarekesi imzalanmış; mütareke şartlarına göre, güzel yurdumuz, güneyden ve batıdan işgal edilmeye başlamıştır. Güney illerimizde Fransızların, Ege Bölgesinde ve İzmir civarında Yunanların yaptıkları vahşet dayanılmaz boyutlara ulaşmıştır. İşgal edilen yerlerde binlerce insan öldürülmüş, sağ kalanlar evlerinden, köylerinden terk ettirilerek göçe zorlanmıştır; yaşlılarımızın ve çocuklarımızın öldürülmesi, kadınlarımızın ve kızlarımızın ırz ve namuslarının ayaklar altında çiğnenmesi bütün yurtta büyük nefret yaratmıştır.

Çanakkale'de, Anafartalar'da, Balkanlar'da, sancak için, bayrak için, toprak için, vatan için binlerce şehit vermiş, şehitler ve evliyalar diyarı Kastamonu halkı ve kadını işgal görmemesine rağmen, Mustafa Kemal'in başlattığı "ya istiklal, ya ölüm" mücadelesine, ulusal kurtuluş hareketine kayıtsız ve duyarsız kalamazdı.

Kastamonulu kadınlar, 19 Ekim 1919'da Müdafaai Hukuk Cemiyeti Kastamonulu Kadınlar Şubesini örgütlemiş ve ilk kadın mitinginin yapılmasına karar vermişlerdir. Mustafa Kemal'in talimatıyla bütün yurtta yapılan protesto mitinglerinden farklısı Kastamonu'da gerçekleşmiştir. Bu mitingin farklılığı, düzenleyenlerin, konuşmacıların ve dinleyicilerin tümünün Kastamonulu kadınlardan olmasıdır.

Müdafaai Hukuk Cemiyetini örgütleyen kadınlar şubesinin üyelerini sizlere aktarmak istiyorum: Miralay Osman Beyin eşi, Hafız Nebiye Hanım, İzbelizade Hafız Selma Hanım, Maarif Müdürü Talat Beyin eşi Bedriye Hanım, Reji Müdürü Ömer Beyin eşi, Sağlık Müdürü Ferruh Beyin eşi Saime Hanım, Polis Müdürü Halil Beyin eşi Zekiye Hanım, Tahir Çelebi'nin eşi İsmet Hanım, Mektebi Sultani Müdürü Mehmet Behçet Beyin eşi, Reji Müdürü Ömer Beyin kızı Neyyire Hanım, Miralay Osman Beyin kızı Refika Hanım, Defterdar Ferit Beyin eşi Kamuran Hanım.

8


Miting tertip komitesinde yer alan hanımlarımızın isimlerini sizlere aktarmak istiyorum: Zekiye Hanım, Kamuran Hanım, Saime Hanım, Bedriye Hanım, Münire Hanım, Refika Hanım, Neyyire Hanım.

10 Aralık 1919 tarihinde, komitenin organize ettiği, Kız Öğretmen Okulu bahçesindeki ilk kadın mitingine Cide'den, Doğanyurt'tan, İnebolu'dan, Abana'dan, Çatalzeytin'den, Bozkurt'tan, Devrekâni'den, Daday'dan, Küre'den, Şenpazar'dan, Ağılı'dan, Seydiler'den, Pınarbaşı'ndan, Azdavay'dan, Araç'tan, İhsangazi'den, Taşköprü'den, Hanönü'nden, Tosya'dan, Merkez İlçeden binlerce kadın katılmıştır.

Zekiye Hanım, Hikmet Hanım, İclal Hanım ve Refika Hanım birer konuşma yapmışlardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, konuşmanızı toplar mısınız.

Buyurun.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Mitingde alınan karar gereğince, Padişaha, Sadrazama, Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa Cumhurbaşkanı eşlerine, İngiltere ve İtalya Kraliçelerine, Hindistan İmparatoriçesine telgraflar çekilmiştir.

Zekiye Hanımın mitingdeki konuşmasından bazı bölümler aktarmayı görev sayıyorum:

"Kardeşler, hemşireler; daha bir sene evvel, kırmızı rengiyle başımızda dalgalanan ulu sancağımız, görüyorsunuz ki siyahlara, matemlere büründü. Muharebe meydanlarında vatan ve din uğrunda binlerce evladımızı gömdükten sonra, haktan, adaletten bahseden Avrupalıların bir seneden beri, yenildik diye, başımıza açmadıkları felaket kalmadı.

Haktan en çok bahsedenler, haksızlığın en büyüğünü yaptılar. Daha dün, bizim gibi refah ve saadeti, evi barkı olan İzmir'deki dindaşlarımız, beyaz saçlı kadınlarımız, kundaktaki yavrularımız Yunanların süngüsünden geçti. Her tarafı yüksek minarelerinden beş vakitte ismi Celalullah bağırılan Adanamız, Antalyamız ve en nihayet, güzel Antepimiz, Maraşımız, Urfamız elimizden alınmak isteniyor.

Hanımlar, büyük felaketlerimiz önünde evlatlarımızın, kardeşlerimizin kanıyla suladığımız yurtlarımızın işgaline, kardeşlerimizin felaketine susacak mıyız.

Hayır hanımefendiler, mağlubuz, silahımız yok; fakat, göğsümüzde imanımız, bütün dünyayı halk eden Allahımız var. İşte, bizim imanımıza ve Allahımıza istinaden, haksızlara, haksızlıklarını yüzlerine vurur ve cihan huzurunda ilan ettikleri adaleti talep ederiz.

Hanımlar, biz, dünyayı kanlara boğan, insanları tavuklar gibi boğazlayan erkeklere müracaat edecek değiliz."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Müsaade ederseniz... Sabrınıza sığınıyorum; çok önemli.

"Bizim gibi, şefkatle, merhametle düşündüklerine şüphe etmediğimiz İtilaf Devletlerinin büyük kadınlarına müracaat edecek ve birer telgrafla, bize yapılan haksızlıkları yazacak ve anlatacağız. Eğer, onlar da hakkımızı teslim etmezlerse, evlatlarımızın kanlarına kendi kanlarımızı karıştırarak, erkeklerimizle bir safta, dinimiz, istiklalimiz, vatanımız için ölecek, haksızlıklara tarihin lanetlerini terk ederek, şehadetle öleceğiz."

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bütün Anadolu'da ve Kastamonu'da kadınların başlattığı bu hareket, büyük kurtarıcı Mustafa Kemal'in önderliğinde, İstiklal Savaşıyla sonuçlanmış; Kastamonulu kadınların mitingde aldığı karar gereği, İstiklal Savaşında, İnebolu'da sırtında mermi taşıyan kahraman şehit Şerife Bacıyı, Halime Çavuşları, Satı Kadınları yaratmıştır. Bu kahramanları, minnetle ve şükranla anıyoruz. Sizlerin hiç kuşkusu olmasın ki, Mustafa Kemal ve arkadaşlarıyla birlikte, büyük uğraş ve can vererek kurduğunuz çağdaş, laik Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet yaşayacaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ve Türk Halkı sizlere minnettardır. Ne iç ne dış mihraklar, adı ne olursa olsun, terör hareketleri, sizlerin bizlere emanet ettiği çağdaş, laik Türkiye Cumhuriyeti Devletini asla sarsamayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Son cümlemi söyleyeyim.

BAŞKAN - Lütfen, Sayın Yıldırım. Teşekkür ediyorum.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutuyorum:

C) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter'in TBMM'den bir heyeti KKTC'ye resmî davetine icabet edecek heyete ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/408)

9.12.2003

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Sayın Dr. Vehbi Zeki Serter, TBMM'den bir parlamenter heyeti 11-15 Aralık 2003 tarihleri arasında KKTC'ye davet etmektedir. Bu davete icabet edilmesi hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun 9.12.2003 tarih ve 25 inci Birleşiminde kabul edilmiştir.

Anılan Kanunun 2 nci maddesi uyarınca, heyeti oluşturmak üzere siyasî parti gruplarınca bildirilen üyelerin isimleri Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

Nevzat Pakdil

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı Vekili

9


Adı Soyadı : Seçim İli :

Mehmet Dülger (Antalya)

Mevlüt Çavuşoğlu (Antalya)

İnal Batu (Hatay)

Alaattin Büyükkaya (İstanbul)

Hasan Fehmi Güneş (İstanbul)

Öner Gülyeşil (Siirt)

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

3 adet Meclis soruşturması önergesi vardır.

Sayın milletvekilleri, kâtip üyenin Meclis soruşturması önergelerini oturarak okumasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Okutuyorum:

D) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 55 milletvekilinin, Bakanlığı sırasında yapılan ihalelerde usulsüzlüklerde bulunduğu ve bu ihalelerle ilgili yolsuzluk iddialarının tahkikini zamanında yaptırmayarak görevini kötüye kullandığı, aynı zamanda mal varlığında haksız bir artışa sebebiyet verdiği iddiasıyla Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Koray Aydın hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/8)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Yolsuzlukların sebeplerinin, sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu (10/9) raporunda açıklandığı üzere:

Koray Aydın'ın döneminde Bayındırlık ve İskân Bakanlığındaki yolsuzluklarla ilgili olarak açılan kamu davasının 31.12.2001 tarihli birinci iddianamesinde, içinde Bakanlığın üst düzey bürokratlarının da bulunduğu 361 sanıklı davada sanıklar "çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, yönetmek, örgüt adına faaliyette bulunmak, bilerek hizmet yüklemek, üye olmak, devlet alım-satımında ihaleye fesat karıştırarak çıkar sağlamak, görevi kötüye kullanmak, ihaleye fesat karıştırmak, 3628 sayılı Yasaya muhalefet" suçlarından yargılanmakta olduğu bilinmektedir.

Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Koray Aydın hakkında;

Yapı İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde ilan yoluyla yapılan 17 adet ihalede indirim oranlarının yüzde 6,3 - 9,50 arasında olduğu, bu ihalelerde organizasyon olduğu, ilan yoluyla gerçekleştirilen 28 ihalede ve davetiyeyle gerçekleştirilen 37 ihalede, ihalelerin Bakanlıkiçi ve Bakanlıkdışı organizasyonlarda kimlere verileceğinin ve "çıkma" tabir edilen rüşvet miktarının önceden belli olduğundan bahsedilerek, Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığınca, bazıları anılan Bakanlık üst düzey görevlisi olan 361 sanık hakkında dava açıldığı gözönünde bulundurularak;

Operasyon sonucu elde edilen çok sayıda doküman, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı eski Müsteşar Yardımcısı Sedat Aban'ın ve Bakan Danışmanı Sadrettin Dinçer'in; DGM Başsavcısı Cevdet Volkan, DGM Savcıları Cengiz Köksal ve Ömer Süha Aldan, Organize Suçlar Şube Müdürü ile ilgili emniyet görevlilerinin huzurunda verdiği ifadelerin baskıdan uzak, rahat bir ortamda verildiği, video kayıtlarında kişilerin net olarak kendilerinden başka hiç kimsenin bilemeyeceği konularda itirafta bulunarak, Sedat Aban'ın "ihalelerde Bakan, kendisi bir firma adı vererek ihalede bunu da değerlendirin diye bana veya Genel Müdürüne söyleyebildiği gibi, Danışmanı Sadrettin Dinçer vasıtasıyla bu şekilde talimatları olmaktadır" şeklinde, Sadrettin Dinçer'in "Bakan Koray Aydın'a zaman zaman siyasî kişiliği olan milletvekilleri veya partiden birtakım insanlarla birlikte müteahhitlerin gelip gittiği olurdu, bunlardan gelen müteahhitler ihale almak için gelirdi, şu anda hatırladığım kadarıyla, Sakarya Merkez Hükümet Konağı inşaatı ihalesini alan Dabak İnşaatın sahibi Daniş Pakoğlu, Sakarya Pamukova İlçe Jandarma Komutanlığı bina inşaatını alan Başkurt Hafriyat sahibi Abdullah Başkurt, Yalova Çınarcık Esenköy İlçe Jandarma Komutanlığı binası inşaatı ihalesini alan SKG Yap İnşaat Şirketi sahibi Hızır Saral, Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü Sakarya İl Müdürlüğü hizmet binası inşaatı ihalesini alan Hascan İnşaat sahibi Hasan Cansız ve Diyarbakır Bismil Devlet Hastanesi ikmal inşaatı ihalesini alan Fatih Petrol İnşaat Şirketi sahibi Ali Çakmaklı ile ilgili olarak Bakan Koray Aydın bana telefon açtı, telefonda şirket sahiplerinin isimlerini vererek Sedat Aban'ı arayıp, bunlara yardımcı olmasını söylememi istedi, ben de bunlarla ilgili olarak Sedat Aban'ı arayıp ismi verip Bakan Beyin talimatı olduğunu, bunlara yardımcı olunmasını söyledim. Bu söylediklerim bir seferde olmamıştır, zaman içerisinde olmuştur. Burada yardımcı olunmasından ne kastedildiğini tam olarak bilemiyorum; ancak Bakan Beyin emri alt kadrolar tarafından yerine getirilir" şeklindeki beyanları da dikkate alınarak,

TCK'nın 366 ncı maddesi ve Bakanlığında meydana gelen ihalelerdeki yolsuzluk iddialarının zamanında tahkikini yaptırmayarak TCK'nın 240 ncı maddelerine aykırı davrandığı kanısına varıldığından;

Aynı zamanda; yukarıda anlatılan fiillerinin mal varlığında haksız bir artışa sebebiyet verme iddiası bulunduğundan 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Yasasının 12, 13, 14 ve 15 inci maddelerine aykırılıktan;

Koray Aydın hakkında Anayasanın 100 üncü, İçtüzüğün 107 nci maddesi gereğince Meclis soruşturması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1. Haluk Koç (Samsun)

2. Ali Topuz (İstanbul)

10


3. K. Kemal Anadol (İzmir)

4. Kemal Kılıçdaroğlu (İstanbul)

5. Ahmet Güryüz Ketenci (İstanbul)

6. Mahmut Yıldız (Şanlıurfa)

7. Yüksel Çorbacıoğlu (Artvin)

8. Şevket Gürsoy (Adıyaman)

9. Mustafa Sayar (Amasya)

10. Oya Araslı (Ankara)

11. Ayşe Gülsün Bilgehan (Ankara)

12. Eşref Erdem (Ankara)

13. Muzaffer R.Kurtulmuşoğlu (Ankara)

14. Feridun Ayvazoğlu (Çorum)

15. Osman Özcan (Antalya)

16. Yaşar Tüzün (Bilecik)

17. Züheyir Amber (Hatay)

18. Abdulaziz Yazar (Hatay)

19. Mevlüt Coşkuner (Isparta)

20. Şükrü Mustafa Elekdağ (İstanbul)

21. Ali Rıza Gülçiçek (İstanbul)

22. Onur Öymen (İstanbul)

23. Mehmet Sevigen (İstanbul)

24. Bülent Tanla (İstanbul)

25. Bülent Baratalı (İzmir)

26. Türkân Miçooğulları (İzmir)

27. Muharrem Toprak (İzmir)

28. Halil Tiryaki (Kırıkkale)

29. Salih Gün (Kocaeli)

30. Mehmet Sefa Sirmen (Kocaeli)

31. Ersoy Bulut (Mersin)

32. Vahit Çekmez (Mersin)

33. Ali Oksal (Mersin)

34. Şefik Zengin (Mersin)

35. Mehmet Şerif Ertuğrul (Muş)

36. Necati Uzdil (Osmaniye)

37. Atilla Başoğlu (Adana)

38. N. Gaye Erbatur (Adana)

39. A. İsmet Çanakçı (Ankara)

40. Özlem Çerçioğlu (Aydın)

41. Mehmet Mesut Özakcan (Aydın)

42. Osman Kaptan (Antalya)

43. Mehmet Semerci (Aydın)

44. Ramazan Kerim Özkan (Burdur)

45. Kemal Demirel (Bursa)

46. Ali Dinçer (Bursa)

47- Ahmet Küçük (Çanakkale)

48- V. Haşim Oral (Denizli)

49- Mesut Değer (Diyarbakır)

50- Necdet Budak (Edirne)

51- Ahmet Yılmazkaya (Gaziantep)

52-İnal Batu (Hatay)

53- Memduh Hacıoğlu (İstanbul)

54- Birgen Keleş (İstanbul)

55- Zeynep Damla Gürel (İstanbul)

56- Vezir Akdemir (İzmir)

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

İkinci önergeyi okutuyorum:

11


2.- Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 55 milletvekilinin, Karadeniz sahil yolu işlerinin ihalesinde müteahhit firmaların önceden anlaştıklarının bilinmesine rağmen, fiyatları ayarlayarak ve rekabete meydan vermeyerek devleti büyük ölçüde zarara uğrattığı iddiasıyla Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Yaşar Topçu hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/9)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Yolsuzlukların sebeplerinin, sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu (10/9) raporunda açıklandığı üzere;

Karadeniz sahil yolunun devamı olan yolların ihalesinde, 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 89 uncu maddesine başvurularak, Bakanlar Kurulu Kararıyla kanun kapsamından çıkarılmıştır. Kapalı teklif usulü ihale yapılsa idi yüzlerce firmanın başvuracağı bu ihalelere, davetiye usulü ihale yapılarak, önce sadece 11, daha sonra 5 ilave ile 16 firma davet edilmiştir. Davet edilen firmaların benzer iş deneyimlerinin olduğu konusunda Karayolları Genel Müdürlüğü yetkililerinin açıklamalarına itibar edilmiş, geçmiş yıllarda Karayolları Genel Müdürlüğü bünyesinde ve yurt dışında benzer işleri yapan firmaların sayısı ve varlığı konusunda bir araştırma yapılmamıştır. Firmaların kendi aralarında anlaştığı, hangi ihalenin kimin tarafından alınacağının noter kanalıyla tespit edilmiş olmasına rağmen, bu tespitlere itibar edilmemiştir. İhaleye davet edilen 15 firma, ikili üçlü konsorsiyum oluşturarak, 6 adet işi almışlardır. Beşinci ve altıncı işlerin ihalesinde (bir iş alan firma ikinci iş alamaz şartname hükmü gereği) rekabet ortamı tamamen ortadan kaldırılmıştır; çünkü, son iki işte iş alamayan iki konsorsiyumun bu işleri alacakları, ihaleden önce görülmektedir. Bu nedenle, ihalelerde indirim oranları birbirine yakın olarak çok düşük kalmış olup, rekabet koşulları oluşturulmamıştır. Bu işlerin ihalelerinde müteahhit firmalar arasında anlaşma yoluyla alındığının başka bir göstergesi de, bir ihaleyi alan herhangi bir firmanın bir sonraki ihaleye teklif vermeyip, teşekkür mektubu vermiş olmasıdır. Ayrıca, ortaklıkları bir önceki ihalede görülen iki firmanın bir sonraki ihaleye katılarak ihaleye fesat karıştırmış olmalarıdır. Buna rağmen herhangi bir araştırma yapılmamıştır. Söz konusu ihaleler kapalı teklif usulü rekabete açık bir ortamda yapılsa idi, ihale indirimleri 20-30 puan daha yüksek seviyelerde olabilecektir.

Aradaki fark müteahhit firmaların haksız kazancı ve devletin zararıdır. Dış kredili bu işlerde Hazine garantisi sağlanması işlemleri tamamlanmadan ihaleler yapılarak müteahhit firmalara bir nevi garanti sağlanmıştır. Dış kredi bulunmasındaki esas amacın, işlerin kısıtlı Hazine imkânlarıyla kısa sürede bitirilememesi olduğu halde, söz konusu işler yüksek oranlardaki keşif artışlarına rağmen, bugüne kadar sonuçlandırılamamıştır. Bugün itibariyle işlerin çoğuna yüzde 400'lere varan oranlarda keşif artışı verilmiştir. Keşif artışı verilmesi işlerin projelerinin sağlıklı hazırlanmadığının göstergesidir. Şartname ve sözleşme hükümleri müteahhit firmaların lehine hazırlanmış, ikincil işler sözleşmeyle ihale indirimine tabi tutulmamıştır. İhaleleri kimin alacağı noterde tespit edilmesine ve bu konuda düzenlenen müfettiş raporlarına rağmen, ihaleler iptal edilmemiştir.

Karadeniz sahil yolu işlerinin ihalesinde müteahhit firmaların önceden anlaştıklarının bilinmesine rağmen, fiyatları ayarlamak ve rekabete meydan vermeyerek devleti büyük ölçüde zarara uğratarak firmalara menfaat sağladığı gerekçesiyle Türk Ceza Kanununun 205 inci maddesine uyan fiili nedeniyle, Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Yaşar Topçu hakkında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddesi gereğince Meclis soruşturması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1.- Haluk Koç (Samsun)

2.- Ali Topuz (İstanbul)

3.- K.Kemal Anadol (İzmir)

4.-Kemal Kılıçdaroğlu (İstanbul)

5.- Ahmet Güryüz Ketenci (İstanbul)

6.-Mahmut Yıldız (Şanlıurfa)

7.- Yüksel Çarbacıoğlu (Artvin)

8.- Şevket Gürsoy (Adıyaman)

9.- Mustafa Sayar (Amasya)

10.- Oya Araslı (Ankara)

11.- Ayşe Gülsün Bilgehan (Ankara)

12.- Eşref Erdem (Ankara)

13.- Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu (Ankara)

14.- Feridun Ayvazoğlu (Çorum)

15.- Osman Özcan (Antalya)

16.-Yaşar Tüzün (Bilecik)

17.- Züheyir Amber (Hatay)

18.- Abdulaziz Yazar (Hatay)

19.- Mevlüt Coşkuner (Isparta)

20.- Şükrü Mustafa Elekdağ (İstanbul)

21.- Ali Rıza Gülçiçek (İstanbul)

22.- Onur Öymen (İstanbul)

23.- Mehmet Sevigen (İstanbul)

24.- Bülent Tanla (İstanbul)

25.- Bülent Baratalı (İzmir)

12


26.- Türkân Miçooğulları (İzmir)

27.- Muharrem Toprak (İzmir)

28.- Halil Tiryaki (Kırıkkale)

29.- Salih Gün (Kocaeli)

30.- Mehmet Sefa Sirmen (Kocaeli)

31.- Ersoy Bulut (Mersin)

32.- Vahit Çekmez (Mersin)

33.- Ali Oksal (Mersin)

34.- Şefik Zengin (Mersin)

35.- Mehmet Şerif Ertuğrul (Muş)

36.- Necati Uzdil (Osmaniye)

37.- Atilla Başoğlu (Adana)

38.- N.Gaye Erbatur (Adana)

39.- A.İsmet Çanakçı (Ankara)

40.- Özlem Çerçioğlu (Aydın)

41.- Mehmet Mesut Özakcan (Aydın)

42.- Osman Kaptan (Antalya)

43.- Mehmet Semerci (Aydın)

44.- Ramazan Kerim Özkan (Burdur)

45.- Kemal Demirel (Bursa)

46.- Ali Dinçer (Bursa)

47.- Ahmet Küçük (Çanakkale)

48.- V. Haşim Oral (Denizli)

49.- Mesut Değer (Diyarbakır)

50.- Necdet Budak (Edirne)

51.- Ahmet Yılmazkaya (Gaziantep)

52.- İnal Batu (Hatay)

53.- Memduh Hacıoğlu (İstanbul)

54.- Birgen Keleş (İstanbul)

55.- Zeynep Damla Gürel (İstanbul)

56.- Vezir Akdemir (İzmir)

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Üçüncü önergeyi okutuyorum:

3.- İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 55 milletvekilinin, bakanlığı sırasında ihalelere fesat karıştırma sonucunu doğuran eylemlerde bulunduğu, ihalelerle ilgili yolsuzluk iddialarına göz yumduğu, gerekli tedbirleri zamanında almadığı ve gerekli soruşturmaları zamanında yaptırmadığı, böylelikle, görevini kötüye kullandığı ve mal varlığında haksız bir artışa sebebiyet verdiği iddiasıyla Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Koray Aydın ile ayrıca, bakanlıkları sırasında Karayolları Genel Müdürlüğündeki usulsüz keşif artışlarına onay vermek suretiyle görevlerini kötüye kullandıkları iddiasıyla Bayındırlık ve İskân eski Bakanları Koray Aydın ve Abdülkadir Akcan haklarında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/10)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Meclis Araştırması Komisyonu (10/9) raporunda (s. 713 vd.) "Yapı İşleri Genel Müdürlüğü Uygulamaları" başlığı altında;

Koray Aydın'ın döneminde Bayındırlık ve İskân Bakanlığındaki yolsuzluklar ile ilgili olarak açılan kamu davasında aralarında Bakanlığın üst düzey bürokratlarının da bulunduğu 361 sanığın davada çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, yönetmek, örgüt adına faaliyette bulunmak, bilerek hizmet yüklemek, üye olmak, devlet alım-satımında ihaleye fesat karıştırarak çıkar sağlamak, görevi kötüye kullanmak, ihaleye fesat karıştırmak "3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununa" muhalefet suçlarından yargılandığı belirtilerek,

Söz konusu yolsuzluk olaylarına ilişkin Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 31.1.2001 tarihli 1 inci iddianamesinde Yapı İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde ilan yoluyla yapılan 17 adet ihalede indirim oranlarının yüzde 6,3 - 9,50 arasında olduğu, bu ihalelerde organizasyon olduğu, ilan yoluyla gerçekleştirilen 28 ihalede ve davetiye ile gerçekleştirilen 37 ihalede, ihalelerin Bakanlıkiçi ve Bakanlıkdışı organizasyonlarda kimlere verileceğinin ve çıkma tabir edilen rüşvet miktarının önceden belli olduğundan bahsedildiği,

Soruşturma kapsamında elde edilen Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Eski Müsteşar Yardımcısı Sedat Aban'ın ve Bakan Danışmanı Sadrettin Dinçer'in, DGM Başsavcısı Cevdet Volkan, DGM Savcıları Cengiz Köksal ve Ömer Süha Aldan, Organize Suçlar Müdürü ile ilgili emniyet görevlilerinin huzurunda baskıdan uzak, rahat bir ortamda verdiği ifadelerin video kayıtlarında kişilerin net olarak kendilerinden başka hiç kimsenin bilemeyeceği konularda itiraflarda bulunarak, Sedat Aban'ın "ihalelerde Bakan, kendisi bir firma adı vererek ihalede bunu da değerlendirin diye bana veya genel müdürüne söyleyebildiği gibi danışmanı Sadrettin Dinçer vasıtasıyla bu şekilde talimatları olmaktadır" şeklinde, Sadrettin Dinçer'in "Bakan Koray Aydın'a zaman zaman siyasî

13


kişiliği olan milletvekilleri veya partiden birtakım insanlarla birlikte müteahhitlerin gelip gittiği olurdu, bunlardan gelen müteahhitler ihale almak için gelirdi, şu anda hatırladığım kadarıyla Sakarya Merkez Hükümet Konağı inşaatı ihalesini alan Dabak İnşaatın sahibi Daniş Pakoğlu, Sakarya Pamukova İlçe Jandarma Komutanlığı bina inşaatını alan Başkurt Hafriyat sahibi Abdullah Başkurt, Yalova Çınarcık Esenköy İlçe Jandarma Komutanlığı binası inşaatı ihalesini alan SKG Yapı İnşaat Şirketi sahibi Hızır Saral, Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü Sakarya İl Müdürlüğü hizmet binası inşaatı ihalesini alan Hascan İnşaat sahibi Hasan Cansız ve Diyarbakır Bismil Devlet Hastanesi ikmal inşaatı ihalesini alan Fatih Petrol İnşaat Şirketi sahibi Ali Çakmak ile ilgili olarak Bakan Koray Aydın bana telefon açtı, telefonda şirket sahiplerinin isimlerini vererek, Sedat Aban'ı arayıp bunlara yardımcı olmasını söylememi istedi, ben de bunlarla ilgili olarak Sedat Aban'ı arayıp ismi verip Bakan Beyin talimatı olduğunu, bunlara yardımcı olunmasını söyledim. Bu söylediklerim bir seferde olmamıştır zaman içerisinde olmuştur. Burada yardımcı olunmasından ne kastedildiğini tam olarak bilemiyorum; ancak, Bakan Beyin emri alt kadrolar tarafından yerine getirilir" şeklindeki beyanlarından, Koray Aydın'ın da bu organizasyon içerisinde olabileceği kanısı uyandığı,

Tespitleri yer almaktadır.

Gerçekten anılan soruşturma kapsamındaki belge ve deliller ile Koray Aydın'ın araştırma komisyonu önündeki açıklamalarından Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Sayın Aydın'ın, yasaların kendisine yüklediği görevleri yerine getirmediği ve kamu davasına konu suiistimal ve yolsuzlukların meydana gelmemesi için üzerine düşeni yapmadığı gibi, bilgi ve belgelerden bu işlerin kendi bilgisi dahilinde yapıldığı kanaati oluşmaktadır.

Koray Aydın ile ilgili olarak; 21 inci Yasama Döneminde (9/4) esas numaralı Soruşturma Komisyonu kurularak, soruşturma sonucunda oy çokluğuyla TCK 228, 230, 240 ve 346 ncı maddesi uyarınca Yüce Divana sevkına gerek olmadığına dair kararla sonuçlandırılmış ise de;

Karşı oy yazılarında belirtildiği gibi, anılan Komisyon, çalışmalarını otuzbeş gün gibi kısa bir sürede ve bazı delillerin toplanması, tanıkların dinlenmesi ve dosyalar üzerinde tarafsız bilirkişi incelemesi yapılması gibi usullere riayet etmeden eksik tahkikatla sonuçlandırmıştır.

Anılan raporun "karayollarındaki keşif artışları" başlıklı özel raporunda ise;

3.3.2003 tarih ve 1154 sayılı Bakan Olurunda Cengiz İnş. San. ve Tic. AŞ, Mak-Yol İnş. San. ve Tic. AŞ ortak girişimi yüklenimi altında bulunan Çayeli-Ardeşen-Hopa yolu inşaatı işinde yüzde 30 üzeri keşif artış Olurlarıyla ilgili olarak görevlendirilen müfettişlerce görev kapsamı içinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen inceleme raporuna istinaden, sözleşmenin 23/1 maddesi ile 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu dışında ihale edilen işler için Genel Şartnamenin 19 uncu maddesinde tanımlanan temel, tünel, doğal afetler ve benzeri işler ile projenin uygulanması esnasında zeminden kaynaklanacak (klas, zemin problemleri nedeniyle ilave tedbir alınması vs.) keşif artışlarının anlaşılması gerektiği, proje değişiklikleri, imalat değişiklikleri ve benzeri işlerinin temel, tünel, doğal afetler ve benzeri işler kapsamında değerlendirilemeyeceği, bu nedenle genel müdürlük gerekçelerinde yer alan ifadelerden sadece heyelan gerekçesinin temel, tünel, doğal afetler ve benzeri iş kapsamında değerlendirileceği, diğer gerekçelerin temel, tünel, doğal afetler ve benzeri iş kapsamında değerlendirilemeyeceği, 23.10.2002 tarih ve 10-716-A sayılı keşif artış olurunu imzalayan görevliler hakkında disiplin cezasıyla birlikte 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca öninceleme yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu durumda, 2886 sayılı Kanuna aykırı bu oluru imzalayan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

Benzer şekilde,

31.1.2003 tarih ve 594 sayılı Bakan oluruna konu Kolin İnşaat İmalat ve Tic. AŞ yüklenimi altında bulunan Afyon şehir geçişi işinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63 üncü maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 7.1.2000 tarih ve 03 sayılı, 2.8.2002 tarih ve 25120 sayılı, 13.9.2002 tarih ve 714 sayılı olurlarda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar (bazı olurlar için hk. öneri var) ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

31.1.2003 tarih ve 596 sayılı Bakan Oluruna konu Paksoy AŞ yüklenimi altında bulunan Akşehir-Şarkikaraağaç işinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63 üncü maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

17.2.2003 tarih ve 798 sayılı Bakan oluruna konu Kolin İnşaat İmalat ve Tic. AŞ yüklenimi altında bulunan Kütahya-Tavşanlı (Kütahya şehir geçişi dahil) işinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63 üncü maddesine, sözleşmenin 13 üncü ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 19 uncu maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 1.10.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

18.2.2003 tarih ve 866 sayılı Bakan oluruna konu Makimsan Taah. İnş. San. ve Tic. AŞ yüklenimi altında bulunan Ankara-Kırıkkale (2. kısım) yolu işinde sözleşmenin 52 nci maddesine aykırı olarak yüzde 15 dışı imalatlar için alınan 9.7.2002 tarih ve 2251 sayılı olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

19.2.2003 tarih ve 926 sayılı Bakan oluruna konu Taşyapı İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. yüklenimi altında bulunan Kocaeli İli dahilindeki deprem bölgesi bağlantı yolu işinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63 üncü maddesine, sözleşmenin 13 üncü ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 19 uncu maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 16.4.2002, 14.6.2002, 9.7.2002 tarihli olurlarda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

26.2.2003 tarih ve 1012 sayılı Bakan oluruna konu MÖN İnş. ve Tic. Ltd. Şti. yüklenimi altında bulunan Antalya-Alanya (4 üncü kısım) yolu inşaatı işinde sözleşmenin 23/1 maddesi ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 19 uncu maddesine aykırı

14


olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 3.4.2001 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

26.2.2003 tarih ve 1014 sayılı Bakan oluruna konu Öz İnş. San. ve Tic. AŞ yüklenimi altında bulunan Kalkan-Fethiye 2 nci Bl. Hd. yolu işinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63 üncü maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 1.10.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

3.3.2003 tarih ve 1154 sayılı Bakan oluruna konu Cengiz İnş. San. ve Tic. AŞ, Mak-Yol İnş. San. ve Tic. AŞ, Mapa İnş. ve Tic. AŞ ortak girişimi yüklenimi altında bulunan Çayeli-Ardeşen-Hopa yolu işinde sözleşmenin 23/1 ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 19 uncu maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 23.10.2002 tarih ve 10-716-A sayılı olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

10.3.2003 tarih ve 1342 sayılı Bakan oluruna konu Mapa+John Laing yüklenimi altında bulunan Çorum-Sungurlu yolu işinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63 üncü maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 5.9.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

10.3.2003 tarih ve 1344 sayılı Bakan oluruna konu Mapa İnş. ve Tic. AŞ yüklenimi altında bulunan Trabzon sahil geçişi işinde sözleşmenin 65/1 maddesi ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 19 uncu maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 13.9.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

10.3.2003 tarih ve 1346 sayılı Bakan oluruna konu TÜSAN AŞ yüklenimi altında bulunan Ankara-Balâ ayırımı-Haymana yolu ve Gölbaşı kavşakları düzenleme işinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63 üncü maddesine, sözleşmenin 13 üncü ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 19 uncu maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 28.8.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

10.3.2003 tarih ve 1348 sayılı Bakan oluruna konu Kolin İnş.İml. ve Tic. AŞ yüklenimi altında bulunan Piraziz-Giresun (Giresun geçişi hariç) yolu işinde sözleşme eki Bayındırlık İşeri Genel Şartnamesinin 19 uncu maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alının 28.8.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

10.3.2003 tarih ve 1352 sayılı Bakan oluruna konu Eksen Öngün İnşaat yüklenimi altında bulunan Sungurlu-Delice-4.Bl.hududu yolu işinde 2886 sayıl Devlet İhale Kanununun 63 üncü maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 5.9.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

17.3.2003 tarih ve 1512 sayılı Bakan oluruna konu Aydın İnşaat Taahhüt ve Ticaret A.Ş+Cengiz İnşaat Sanayi Ticaret AŞ yüklenimi altında bulunan Boyabat-Saraydüzü yolu işinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63 üncü maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 23.10.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

17.3.2003 tarih ve 1514 sayılı Bakan oluruna konu Limak AŞ + Gürsan AŞ yüklenimi altında bulunan Piraziz-Espiye-Çarşıbaşı (1. kısım) (Giresun şehir geçişi dahil) yolu işinde sözleşmenin 52/3 maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 23.10.2002 tarih ve 3744 sayılı olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

24.3.2003 tarih ve 1710 sayılı Bakan oluruna konu Bozoğlu İnşaat Taahhüt ve Ticaret Ltd. Şti. yüklenimi altında bulunan Mecitözü-Turhal ayrımı-Amasya yolu işinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63 üncü maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 1.10.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

24.3.2003 tarih ve 1712 sayılı Bakan oluruna konu Doğuş İnş. ve Tic. AŞ ve Polat Yol Yapı San. ve Tic. AŞ yüklenimi altında bulunan Araklı-İyidere yolu işinde sözleşme eki Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 19 uncu maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 28.8.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

25.3.2003 tarih ve 1778 sayılı Bakan oluruna konu Limak İnş. San. ve Tic. AŞ yüklenimi altında bulunan Belevi-Selçuk-Meryemana yolu işinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63 üncü maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 1.10.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

25.3.2003 tarih ve 1780 sayılı Bakan oluruna konu Tisan İnş. Sana. ve Tic. Ltd. Şti. yüklenimi altında bulunan Sındırgı-Simav ayrımı-Demirci-Salihli yolu işinde Emanet İşlere Ait Uygulama Yönetmeliğinin 22 nci maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalat için alınan 8.7.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

31.3.2003 tarih ve 1940 sayılı Bakan oluruna konu Tisan İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. yüklenimi altında bulunan Bergama-Soma-Akhisar yolu işinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63 üncü maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 1.10.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

31.3.2003 tarih ve 1962 sayılı Bakan oluruna konu Limak İnş. San. ve Tic. A.Ş. yüklenimi altında bulunan İyidere-Çayeli yolu işinde Sözleşmenin 23.1 ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 19 uncu maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 28.8.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

15


31.3.2003 tarih ve 1964 sayılı Bakan oluruna konu TUBİN AŞ yüklenimi altında bulunan Samsun-Ünye yolu işinde sözleşmenin 23/1 ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 19 uncu maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 28.8.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

8.5.2003 tarih ve 2820 sayılı Bakan oluruna konu DSK İnş. yüklenimi altında bulunan Havran-Edremit-Ayvacık yolu (l.kısım) ve Bayburt İnş. Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. yükleniminde bulunan Havran-Edremit- Ayvacık yolu (ll. kısım) işlerinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63 üncü maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 8.1.2001 ve 31.10.2002 tarihli olurlarda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,

Kalıcı Konutların Karayolu Bağlantıları ve İzmit-Gölcük Bölünmüş Yolu ve Gölcük Kalıcı Deprem Konutları Bağlantı Yolları Projesinde 16.10.2001 tarih ve 2001/3150 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı gereği maliyet revizyonu için Yüksek Planlama Kurulu kararı alınması hususunda Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığına başvurulması gerektiği halde, üç kez keşif artışının Bakan oluruyla yapılması, keşif artışlarına ilişkin Bakan olurlarında artışların temel ve zemin sorunları dışında sanat yapılarından ve köprü yapımından kaynaklanmasına rağmen, 2886 sayılı Kanunun 63 üncü maddesine aykırı olarak Olur alınması, kilometre başına maliyetin diğer yollarda ortalama olarak 1 000 000 dolar olmasına rağmen İzmit Gölcük Yolunda 3 100 000 milyon dolar olduğu,

Belirtilmektedir.

Bu nedenlerle, Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Koray Aydın hakkında ihaleye fesat karıştırma sonucunu oluşturan eylemler ile söz konusu ihalelerdeki yolsuzluk iddialarına göz yumduğundan, gerekli tedbirleri zamanında almadığından ve gerekli soruşturmaları zamanında yaptırmadığından TCK'nun 366 ve 240 ıncı, aynı zamanda, yukarıda anlatılan fiillerinin mal varlığında haksız bir artışa sebebiyet verdiği iddiası gözönünde bulundurularak 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 12, 13, 14 ve 15 inci maddelerine muhalefetten, ayrıca Karayolları Genel Müdürlüğündeki usulsüz keşif artışlarına onay vermeleri nedeniyle Bayındırlık ve İskân eski Bakanları Koray Aydın ve Prof. Dr. Abdülkadir Akcan hakkında TCK'nun 240 ıncı maddesinden, Anayasanın 100 üncü, İçtüzüğün 107 nci maddesi gereğince Meclis soruşturması açılması arz ve teklif olunur.

1- Hüseyin Besli (İstanbul)

2- Ömer Çelik (Adana)

3- Egemen Bağış (İstanbul)

4- Polat Türkmen (Zonguldak)

5- Murat Yıldırım (Çorum)

6- Sedat Kızılcıklı (Bursa)

7- Cemal Yılmaz Demir (Samsun)

8- Ekrem Erdem (İstanbul)

9- Maliki Ejder Arvas (Van)

10- Yekta Haydaroğlu (Van)

11- Halil Kaya (Van)

12- Mustafa Cumur (Trabzon)

13- Zülfükar İzol (Şanlıurfa)

14- Mehmet Özlek (Şanlıurfa)

15- Mehmet Faruk Bayrak (Şanlıurfa)

16- Fuat Ölmeztoprak (Malatya)

17- Fahri Keskin (Eskişehir)

18- Mehmet Daniş (Çanakkale)

19- Mevlüt Akgün (Karaman)

20- Enver Yılmaz (Ordu)

21- Suat Kılıç (Samsun)

22- Abdullah Çalışkan (Adana)

23- Kemalettin Göktaş (Trabzon)

24- Şaban Dişli (Sakarya)

25- Burhan Kuzu (İstanbul)

26- Soner Aksoy (Kütahya)

27- Mahfuz Güler (Bingöl)

28- Yahya Akman (Şanlıurfa)

29- Tevfik Ziyaeddin Akbulut (Tekirdağ)

30- Adem Baştürk (Kayseri)

31- Tayyar Altıkulaç (İstanbul)

32- Ahmet Münir Erkal (Malatya)

33- Halil Ürün (Konya)

34- Nazım Ekren (İstanbul)

35- Ahmet Rıza Acar (Aydın)

16


36- Faruk Koca (Ankara)

37- Halil Aydoğan (Afyon)

38- Şemsettin Murat (Elazığ)

39- Mehmet Fehmi Uyanık (Diyarbakır)

40- Feyzi Berdibek (Bingöl)

41- Abdurrahim Aksoy (Bitlis)

42- Mehmet Özyol (Adıyaman)

43- Mehmet Kerim Yıldız (Ağrı)

44- Ali Yüksel Kavuştu (Çorum)

45- Remziye Öztoprak (Ankara)

46- Cahit Can (Sinop)

47- Hüsnü Ordu (Kütahya)

48- Temel Yılmaz (Gümüşhane)

49- Ali Temür (Giresun)

50- Hasan Aydın (Giresun)

51- Mehmet Sarı (Osmaniye)

52- Nurettin Aktaş (Gaziantep)

53- Hasan Murat Mercan (Eskişehir)

54- Ahmet Koca (Afyon)

55- Mehmet Yaşar Öztürk (Yozgat)

56- Durdu Mehmet Kastal (Osmaniye)

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Anayasanın 100 üncü maddesinde ifade olunan "Meclis bu istemi en geç bir ay içerisinde görüşür ve karara bağlar" hükmü uyarınca, soruşturma önergelerinin görüşülme günü daha sonra tespit edilerek Genel Kurulun onayına sunulacaktır.

Başbakanlığın, Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum :

C) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)

2.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Belçika ve İspanya'ya yaptığı resmî ziyarete katılmaları uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/409)

9.12.2003

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Avrupa Birliği Devlet/Hükümet Başkanları Ara Zirvesine ve V.Formentor Forumuna katılmak üzere bir heyetle birlikte 15-18 Ekim 2003 tarihlerinde Belçika ve İspanya'ya yaptığım resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

Recep Tayyip Erdoğan

Başbakan

Liste:

Ömer Çelik (Adana)

Egemen Bağış (İstanbul)

Nimet Çubukçu (İstanbul)

Nazım Ekren (İstanbul)

BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; önce tümünü okutup işleme alacağım, sonra ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum :

IV.- ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarılarının görüşme gün ve saatleriyle, konuşma sürelerine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

No: 55 Tarihi: 10.12.2003

Danışma Kurulunca aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

17


Bülent Arınç

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

Haluk İpek K. Kemal Anadol

AK Parti Grubu Başkanvekili CHP Grubu Başkanvekili

Öneriler:

1- 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarılarının Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 1 inci, 2 nci, 3 üncü ve 4 üncü sıralarında yer alması; bütçe görüşmelerine 18.12.2003 Perşembe günü saat 11.00'de başlanması ve bitimine kadar, resmî tatil günleri dahil, hergün saat 11.00'den 13.00'e ve 14.00'ten günlük programın tamamlanmasına kadar çalışmalara devam olunması ve görüşmelerin yedi günde tamamlanması,

2- Başlangıçta bütçenin tümü üzerinde Gruplar ve Hükümet adına yapılacak konuşmaların (Hükümetin sunuş konuşması hariç) 1'er saat (bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir), kişisel konuşmaların 10'ar dakika ile sınırlandırılması,

3- Bakanlık ve daire bütçeleri üzerindeki görüşmelerin 10 turda tamamlanması, 10 uncu turun bitiminden sonra Bütçe Kanunu Tasarılarının maddelerinin oylanması,

4- İçtüzüğün 72 nci maddesi gereğince yapılacak görüşmelerde her turda gruplar ve Hükümet adına yapılacak konuşmaların 45'er dakika (bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir), kişisel konuşmaların 10'ar dakika olması; kişisel konuşmalarda her turda İçtüzüğün 61 inci maddesine göre biri lehte, biri aleyhte olmak üzere iki üyeye söz verilmesi ve bir üyenin birden fazla turda söz kaydı yaptıramaması,

5- Bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru cevap işleminin 20 dakika ile sınırlandırılması,

6- Bütçe görüşmelerinin sonunda Gruplara ve Hükümete 1'er saat süre ile söz verilmesi (bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir); İçtüzüğün 86 ncı maddesine göre yapılacak kişisel konuşmaların 10'ar dakika olması,

Önerilmiştir.

BAŞKAN - Söz isteyen?.. Yok.

Şimdi, önerileri ayrı ayrı okutup, oylarınıza sunacağım.

1 inci öneriyi okutuyorum:

1- 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarılarının Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 1 inci, 2 nci, 3 üncü ve 4 üncü sıralarında yer alması; bütçe görüşmelerine 18.12.2003 Perşembe günü saat 11.00'de başlanması ve bitimine kadar, resmî tatil günleri dahil, hergün saat 11.00'den 13.00'e ve 14.00'ten günlük programın tamamlanmasına kadar çalışmalara devam olunması ve görüşmelerin yedi günde tamamlanması,

BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci öneriyi okutuyorum:

2 - Başlangıçta bütçenin tümü üzerinde Gruplar ve Hükümet adına yapılacak konuşmaların (Hükümetin sunuş konuşması hariç) 1'er saat (bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir), kişisel konuşmaların 10'ar dakikayla sınırlandırılması,

BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü öneriyi okutuyorum:

3- Bakanlık ve daire bütçeleri üzerindeki görüşmelerin 10 turda tamamlanması, 10 uncu turun bitiminden sonra bütçe kanunu tasarılarının maddelerinin oylanması,

BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4 üncü öneriyi okutuyorum:

4- İçtüzüğün 72 nci maddesi gereğince yapılacak görüşmelerde, her turda Gruplar ve Hükümet adına yapılacak konuşmaların 45'er dakika (bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir), kişisel konuşmaların 10'ar dakika olması; kişisel konuşmalarda, her turda, İçtüzüğün 61 inci maddesine göre, biri lehte, biri aleyhte olmak üzere iki üyeye söz verilmesi ve bir üyenin birden fazla turda söz kaydı yaptıramaması,

BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

5 inci öneriyi okutuyorum:

5 - Bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru cevap işleminin 20 dakikayla sınırlandırılması,

BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

6 ncı öneriyi okutuyorum:

6- Bütçe görüşmelerinin sonunda Gruplara ve Hükümete 1'er saat süreyle söz verilmesi (bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir); İçtüzüğün 86 ncı maddesine göre yapılacak kişisel konuşmaların 10'ar dakika olması,

BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:

B) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1.- Genel Kurul gündemindeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi

Ê 10.12.2003

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 10.12.2003 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

18


Haluk İpek

Ankara

AK Parti Grup Başkanvekili

Öneri: Genel Kurulun 10 Aralık 2003 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde, sözlü soruların görüşülmemesi, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının, 34 üncü sırasında yer alan 298 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 3 üncü sırasına, 35 inci sırasında yer alan 299 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü sırasına, daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve dağıtılmış bulunan 302 sıra sayılı kanun tasarısının 48 saat geçmeden bu kısmın 5 inci sırasına alınmasını ve bu birleşimde gündemin 6 ncı sırasına kadar olan işlerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Söz talebi?..

K.KEMAL ANADOL (İzmir) - Aleyhinde söz istiyorum.

BAŞKAN - Öneri aleyhinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Kemal Anadol; buyurun.

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 3 Kasımdan bu yana bir yılı aşkın süre geçti ve hepimizin bildiği gibi, 3 Kasımda, millî irade bu Parlamentoyu, iki partili bir Parlamento olarak teşekkül ettirdi; tek başınıza İktidar oldunuz, biz de tek başımıza muhalefet ve Anamuhalefet Partisi olduk. Herkes, bizden uyum içerisinde çalışmamızı, ülkenin biriken, eğitim, sağlık, konut, spor, kültür gibi yüzlerce, binlerce sorununa çözüm aramamızı bekliyor ve onun için de bu Parlamentoya umutla bakıyor; fakat, aradan geçen bir senede, biz, bu umutları boşa çıkarmak için ne mümkünse yaptık. Bu Meclis, Türkiye standartlarına baktığımızda ucuz çalışan bir Meclis değil; 550 milletvekili var; birçok personel var, böyle, özelleştirdiğimiz KİT'lerden daha fazla personelle çalışıyor, bir milletvekiline birkaç kişi hizmet ediyor; cari harcamaları fazla. Onun için, bizim, bunları dikkate alarak, çok titiz çalışma yapmamız lazım, üretken olmamız lazım ve boş çalışmamamız lazım hepsinden önce; avara çalışmak, çalışmamaktan daha kötü sonuçlar doğuruyor.

Ne yaptık biz; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak defalarca uyardık; bu yasa hukukun genel ilkelerine terstir, kanun yapma tekniğine aykırıdır, yapmayın, çıkarmayın dedik, dinlemediniz bizi, ya Cumhurbaşkanından geri döndü ya Anayasa Mahkemesi iptal etti. Israrla, Cumhurbaşkanından geri gelen yasaları -bir tanesi gündemin biraz sonra görüşülecek maddesinde var- olduğu gibi, virgülüne, noktasına dokunmadan, tekrar bu Meclisin huzuruna getirdiniz. Bu, zaman kaybından, vakit israfından, maddî israftan başka bir şey değildir ve bu huyunuzdan, maalesef, vazgeçmediniz. Yani, bunu bir eleştiri olarak söylemiyorum artık, bir yakınma olarak söylüyorum, vicdanlarınıza hitap ediyorum.

Şikâyetçi olduğumuz en önemli konulardan biri de şuydu: İçtüzüğün gerek 36 ncı gerek 52 nci maddesine göre, hem komisyonlarda hem Genel Kurulda, yasa tasarılarının, tekliflerinin basılıp dağıtılmasından 48 saat geçmeden gündeme alınmaması genel kuraldır. Bu kuralın dışına çıkılması da istisnadır. Neden; çünkü, arkadaşlar, kanun yapmak kolay değildir, demin anlattığım gibi, yanlış hesap ya Anayasa Mahkemesinden ya Çankayadan geri dönüyor.

Onun için, işi ciddiye almak lazım. Ciddiye almak ne demek; her milletvekilinin -parti gözetmeksizin, parti farkı olmaksızın söylüyorum- okuması lazım, incelemesi lazım. Hepimiz, her konuda, her şeyi bilmiyoruz. Kimimiz doktor, kimimiz hukukçu, kimimiz iktisatçı, kimimiz esnaf, kimimiz tüccar, kimimiz işçi; çeşitli sınıflardan, çeşitli katmanlardan geliyoruz buraya. Herkesin bir uzmanlık dalı var; ama, her şeyi bilen, dünyada böyle bir insan yok, Türkiye'de de yok. Onun için, danışmanlarımız var, Parlamento dışında uzmanlar var, onlara danışmak lazım, onlara sormak lazım, tartışmak lazım, doğruyu bulmak lazım. Bunun için de, yasa koyucu 48 saatlik makul bir süre koymuş. Bu, yeni değil, bu dönem çıkmış kurallar değil bunlar. Bu süre bile azdır; yani, bir milletvekili, önüne gelen kanun teklifi hakkında, kendisine gönderildiği andan itibaren en az 48 saat geçecek ki, doğrusunu eğrisini bulsun; Anayasaya uygun mu, değil mi; hukukun temel ilkelerine uygun mu, değil mi; ihtiyaca cevap veriyor mu; Türkiye koşullarına uygun mu, değil mi?.. Arkadaşlar, bunları araştırmak kolay iş değil ki. Haa, bunlara lüzum yok, gelir, okunur, biz hep beraber parmak kaldırırız... Hayır, biz, buraya parmak kaldırmak için gelmedik. Eğer bunu kabul edersek, milletin gözünden düşeriz. Parlamentonun itibarı, zaman zaman böyle kayboldu. Yapılan kamuoyu anketlerinde, Parlamento, güvenilir kurumlar listesinin en sonuna düştüğü vakit... İşte, geldi buraya parti liderleri, gizli oyları bile açık kullanmak için parlamenterlere baskı yaptılar, onlar da kullandılar; hiçbiri de bugün Parlamentoda yok.

EYÜP FATSA (Ordu) - Siz hiç yoktunuz.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Bakın, her şeye parmağını kaldıran parlamenterlerden birisi yok burada, o partiler de yok.

Arkadaşlar, affınıza sığınıyorum, insafınıza sığınıyorum, şuna bakın... Ben hukukçuyum, 4 üncü dönemdir parlamenterim. Şu tasarıyı bana verin, 48 saat içinde bunun incelemesini tamamlayamam, itiraf ediyorum. Haa, siz çok daha nitelikli, bu işlere çok daha vakıf parlamenterlerseniz, bir itirazım yok; ama, ben, gerçeği olduğu gibi söylüyorum. Bakın, şu gördüğünüz, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısı, 83 madde arkadaşlar, 14 de geçici maddesi var. Bakın, şöyle bir açıp bakıyorum madde başlıklarına "Ertesi yıla geçen yüklenme" "Gelecek yıllara yaygın yüklenmeler" "Bütçelerden yardım yapılması" "Harcama yetkisi ve yetkilisi" "Harcama talimatı ve sorumluluk" "Merkezî idare bütçe kanun tasarısının sunulması" "Ödeneklerin kullanılması"... Arkadaşlar, insaf buyurun; bu, 48 saat geçmeden milletvekillerine dağıtılıyor ve siz, sağduyunuzla, aklıseliminizle, elinizi vicdanınıza koyarak, doğru mu yanlış mı, bu maddeler üzerinde karar verin diyorsunuz! Buna siz inanıyor musunuz arkadaşlar?! Bu acele ki, 48 saat geçmeden yapıyorsunuz değil mi; bir ihtiyaç var, çok acele ediyorsunuz bunu çıkarmak için.

100'den fazla dokunulmazlık dosyası var, komisyonda bekliyor; 3 Kasımdan beri uğraşıyoruz... Bu dosyaların kimisi görevi kötüye kullanmak, kimisi ihaleye fesat karıştırmak, kimisi naylon fatura düzenlemek, kimisi hayalî ihracat yapmak, kimisi hazinenin paralarını dağıtmak... Canım, onları niye getirmiyorsunuz buraya?! 3 Kasımdan beri ısrar ediyoruz, dilimizde tüy bitti.

19


Haydi kendi dosyalarınızı getirmiyorsunuz, Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin dokunulmazlık dosyalarını getirin diyoruz, önce onları müzakere edelim diyoruz, evvela onların dokunulmazlığını kaldıralım diyoruz, kendi dokunulmazlığımızı kaldıralım diyoruz, gelmiyor. Tam tersine, dokunulmazlık dosyaları orada uyukluyor, rafta bekliyor; onun yerine, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısı gibi çok önemli bir tasarıyı, dağıtılmasının üzerinden 48 saat bile geçmeden önümüze dayıyorsunuz. Buna oy kullanın; nasıl kullanırsanız kullanın...

Arkadaşlar, bu, Parlamentonun iyi çalışması değil, çalışmaması demektir. Bu Parlamentonun saygınlığı hepimizin saygınlığı, başta sizin saygınlığınız. Parlamentoda çoğunluğu oluşturan grupsunuz...

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Dokunulmazlıkları kaldırarak mı saygınlık kazanılacak?

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Elbette. Dokunulmazlığı kaldırırsak, sokaktaki vatandaşa örnek oluruz.

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Millete ne söz verdiniz?

K. KEMAL ANADOL (Devamla)- Yani, bugün, bir politikacı, Sayın Necmettin Erbakan...

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Genel Başkanınız söz verdi. (Gürültüler)

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Bir dakika arkadaşlar.

Arkadaşlar, Sayın Necmettin Erbakan -bugün, gazetede okudum, abartmak için söylemiyorum- doktora gitmiş, şeker ve tansiyon hastası olduğuna dair rapor almış -öyledir mutlaka, 77 yaşında falan- ve hakkında kesinleşen hükmün infazını erteletmek için gidiyor. Aynı suçtan, bu hükümette biri İçişleri Bakanı, biri Dışişleri Bakanı... Dokunulmazlıkları olmasa onlar da aynı muameleye tabi olacak. (AK Parti sıralarından "hayır" sesleri)

Nasıl hayır canım?! Bu kadar açık.

Peki, siz, sizin bakanlarınıza dokunmayın, bizim arkadaşların dosyalarını getirin; sizinkiler kalsın. Evvela, milletvekilinin halkın içine çıkacak yüzü olması lazım. Onun için ısrar ediyoruz.

İkincisi, şimdi, burada, milletvekilinin, ayrıca, denetim hakkını da elinden alıyorsunuz. Bu uygulamalar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Anadol, konuşmanızı toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Bitiriyorum.

İşte, soru önergeleri... Milletvekili ne yapacak?

Milletvekili, genel başkan değilse, genel sekreter değilse -hatta, genel sekreter de olabilir- grup başkanvekili değilse, istediği vakit kürsüye çıkamaz. Sayın Başkan takdir ederse, gündemdışı 5 dakika konuşma yapacak, 550 kişi içerisinde haftada 3 defa 3'er kişi söz alacak, bir de yazılı, sözlü soru önergesi verecek. Türkiye Büyük Millet Meclisinde, milletvekilinin çalışması, zaten İçtüzüğe göre çok kısıtlanmış; öteden beri böyle, bunun değişmesi lazım. Bunun bir tek yolu var; bu yazılı ve sözlü soru önergeleri... Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına gelen öneride, hemen, sözlü soru önergelerinin görüşülmemesi. Peki, ne yapacak bu milletvekili, denetim hakkını nasıl kullanacak?

O nedenle, iddiaya da girerim, bir anket yapılsın; şu yasalaşmasını istediğiniz tasarının ismini doğru dürüst kaç kişi söylüyor, hükümetten geldiği biçimde; yani, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısını, ben okumasam... Ben söylüyorum, bu süre içinde bunu incelemem mümkün değil ve bilmiyorum diyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Bir daha tekrar et bakalım.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Siz, bunları çok iyi biliyorsunuz. Sizin gibi çok parlamenterler geldi, geçti.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Sizin gibi de geldi, geçti.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Ben yine geldim... Ben yine geldim... Siz gelecek misiniz bakalım; onu ileride tarih gösterecek. (AK Parti sıralarından "ona millet karar verir" sesi)

Arkadaşlar -son sözlerimi söylüyorum- bu Parlamentonun saygınlığına gölge düşmemesi lazım, çıkardığı yasalar hakkında vatandaşın huzur içerisinde, gönül rahatlığı içerisinde olması lazım. Bu tür uygulamalar, vatandaşın gözünde, Parlamentonun, siyaset kurumunun saygınlığını azaltır kuşkusu içerisinde bunları söylüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Anadol, son cümlelerinizi söyleyin.

Buyurun.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Sabahlara kadar çalışıp, böyle gece yarısı kanunlarıyla, bunları yürürlüğe sokarak ülkeyi yönetmenin kolay olmayacağını anlayacaksınız; ama, iş işten geçmiş olacak.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Anadol.

Önerinin lehinde, AK Parti Grubu Başkanvekili Sayın Haluk İpek; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

HALUK İPEK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Danışma Kurulundaki önerimizin lehinde söz aldım.

Esasen, burada, önerinin muhtevasını konuşmamız gerektiği halde, bir anda, tartışma, farklı bir zemine doğru taşınıyor.

Ben öneriyi kısaca açıklayayım: Önerimiz, bugün Genel Kurulun çalışması ve hangi yasa teklif ve tasarılarını görüşmesiyle ilgili bir tekliftir. Burada, öneriyle, daha önce Genel Kurulda kabul edilmiş olan 298 sıra sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknik

20


Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanuna bir geçici madde eklenmesiyle ilgili bir kanun tasarısını; yine, 299 sıra sayılı Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun bazı hükümlerinin yürürlükten kaldırılmasına dair tek maddelik bir kanun tasarısını ve yine, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısını -83 maddelik- bugün, Genel Kurulun gündemine getirdik.

Aşağıda, Danışma Kurulunda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuyla anlaşamadık. Aşağıda, esas gerekçe olarak şunu söylediler: "Sözlü sorular yok, 48 saat geçmedi; bu nedenle, biz bunu kabul etmiyoruz." Bilindiği gibi, Meclisimiz, dün, Meclis soruşturması önergeleriyle, çok önemli bir soruşturma vazifesini, çok da başarıyla yerine getirdi, çok iyi bir imtihan geçirdi. Meclisimiz, bu hafta, denetimi, çok iyi bir şekilde, layıkıyla yaptığı için, gündem de dolu olduğu için, bugün sözlü soruları almayı düşünmedik.

Onun dışında, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili arkadaşımız "Meclis uyum içerisinde çalışmalı" diyor; çok doğru, kendisinin bu sözüne katılıyoruz. Sonra "Meclisin harcamaları çok fazla, lüzumsuz yere çalışmamalı, üretken olmalı" diyor. Buna bir sözüm var; Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu dönem, ilk bir yılında, geçmiş dönemlere oranla yüzde 40 daha fazla çalışarak, yine yüzde 40 daha fazla kanun üreterek, şu ana kadarki en başarılı Meclis olmuştur.

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Daha iyi olsun diyoruz.

HALUK İPEK (Devamla) - Tabiî...

Yani, giderek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin performansı artıyor ki, bu sözüne katılamıyoruz.

Yine "kanunlar Anayasaya aykırı dedik, ısrarla çıkardınız; işte, Cumhurbaşkanından geri döndü, ısrar ediyorsunuz" diyor.

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkileri de, Cumhurbaşkanının yetkileri de, Anayasa Mahkemesinin yetkileri de, komisyonların yetkileri de, hepsi Anayasada zikredilmiş. Türkiye Büyük Millet Meclisi kanunları kabul etmekle yetkili ve buradan, bu kanunları biz üreterek çıkarıyoruz. Cumhurbaşkanının bunu veto edip geri gönderme yetkisi var. Nerede yazıyor; Anayasada yazıyor; o da bu yetkisini kullanıyor. Uygun görmeyebilir; Anayasa vermiş bu yetkiyi. Peki, daha sonra ne demiş; Türkiye Büyük Millet Meclisi, aynı kanunu, aynı şekilde kabul edebilir. Peki, kabul ederse ne olacak; o zaman, Cumhurbaşkanı bunu onaylamak zorundadır diyor. Nerede diyor; Anayasada diyor. Dolayısıyla, herkes, tüm bu yetkilerini, Anayasada zikredildiği şekilde kullanıyor. Anayasada verilmiş olan yetkilerin burada kullanılmasını eleştirmek, hukuk devletiyle de bağdaşmaz.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Benim bu yasa tasarısını okuma hakkımı engellemeyin!

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Bağırmadan... Bağırmadan... Sakin olun.

HALUK İPEK (Devamla) - Onu da söyleyeceğim...

Yine "48 saat geçmeden yasaları görüşüyorsunuz, biz buna prensip olarak karşıyız" diyor Cumhuriyet Halk Partisi. Gerçekten, Meclisi çalıştırdığımız süre içinde, 48 saat geçmeden Türkiye Büyük Millet Meclisine kanunları indirmemeye özen gösterdik; yani, 48 saat geçmesini bekledik; ancak, devletin işi ve bütün bu çalışmalar, problemler, 48 saat arayla, düzenli olarak önümüze gelmiyor ki... Devlet yönetiyoruz; bu nedenle, bazen işlerin sıkıştığı dönemler olabilir. Peki, şu anda, bu yasaları, neden bu hafta bu kadar sıkışık bir dönemde geçiriyoruz; önümüzdeki hafta bütçe var. Biraz önce oyladık, mutabık olmuştuk ve oybirliğiyle karar aldık.

OYA ARASLI (Ankara) - Hep aceleniz var, hep aceleniz var...

HALUK İPEK (Devamla) - Önümüzdeki hafta, Türkiye Büyük Millet Meclisinin en önemli görevlerinden biri olan bütçe yasasının çıkarılması var. İşte, bütçeden önce çıkarılması gereken yasalar olduğu için ve dolayısıyla, görüşülmesi zarurî olduğu için, istisnaî hallerde, 48 saat geçmeden de Genel Kurulun önüne kanun tasarılarını getiriyoruz. Biz, itina gösteriyoruz; ancak, istisnaî bu tür durumları da muhalefetin anlayışla karşılaması lazım. Neden; daha önce de, 48 saat geçmeden, geçmiş dönemlerde de, Türkiye Büyük Millet Meclisine değişik dönemlerde yasalar gelmiş; yani, yeni bir uygulama yapmıyoruz; geçmişte bunlar ara sıra oldu.

Ayrıca, kanundan haberimiz yoktur iddiası doğru değil. Kanunlar birçok yerin görüşü alınarak hazırlanıyor; arkasından komisyonlara geliyor; komisyonlarda, yine, iktidarın ve muhalefetin katkılarıyla tamamlanıyor ve görüşülmek üzere sıraya giriyor. Dolayısıyla, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımızın kanunun tamamından haberleri var. Hatta, benim bildiğim kadarıyla, 83 maddelik bu yasa tasarısının bir an önce çıkmasını kendileri de arzu ediyor.

Ben, bugünkü çalışmamızın hayırlı ve verimli olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın İpek.

Başka söz talebi?.. Yok.

Öneriyi tekrar okutup, oylarınıza sunacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 10.12.2003 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Haluk İpek

Ankara

AK Parti Grup Başkanvekili

Öneri: Genel Kurulun 10 Aralık 2003 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde; sözlü soruların görüşülmemesi, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 34 üncü sırasında yer alan 298 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 3 üncü sırasına, 35 inci sırasında yer alan 299 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü sırasına, daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve dağıtılmış bulunan 302 sıra sayılı kanun tasarısının 48 saat geçmeden bu kısmın 5 inci sırasına alınmasını ve bu birleşimde gündemin 6 ncı sırasına kadar olan işlerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

21


E) ÇEŞİTLİ İŞLER

1.- 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarılarının Genel Kurulda görüşmeleri üzerinde şahısları adına söz almak isteyen üyelerin söz kayıt işlemlerine ilişkin Başkanlık duyurusu

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarılarının Genel Kurulda görüşme programı bastırılıp dağıtılmıştır. Bütçeler üzerinde şahısları adına söz almak isteyen sayın üyelerin söz kayıt işlemleri 11.12.2003 Perşembe günü 09.30 ile 10.30 saatleri arasında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Toplantı Salonunda Başkanlık Divanı Kâtip Üyelerince yapılacaktır. Söz kaydını her sayın üyenin bizzat yaptırması gerekmektedir. Başkası adına söz kaydı yapılmayacaktır. 11.12.2003 Perşembe günü 09.30 ile 10.30 saatleri dışındaki söz kayıtları Kanunlar ve Kararlar Müdürlüğünde yapılacaktır.

Genel Kurulun aldığı karara uygun olarak kişisel söz kaydı, bütçenin tümü üzerinde, her tur için ve bütçe görüşmelerinin sonunda, lehte ve aleyhte olmak üzere ve sadece biri hakkında yapılacaktır. Bir milletvekili, sadece bir tur için söz kaydı yaptırabilecektir.

Sayın üyelerin bilgilerine sunulur.

Alınan karar gereğince sözlü soruları görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)

2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)

BAŞKAN - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporları henüz gelmediğinden tasarıların görüşmelerini erteliyoruz.

Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında 12.11.2003 tarihli ve 5001 sayılı Kanun ile Anayasanın 89 uncu maddesi gereğince Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporunun müzakeresine başlıyoruz.

3.-Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında 12.11.2003 tarihli ve 5001 sayılı Kanun ile Anayasanın 89 uncu maddesi gereğince Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/704) (S. Sayısı: 298) (x) (xx)

BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Komisyon raporu, 298 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Kanunun tümü üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Oya Araslı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 20 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum ve Sayın Başkan ile değerli milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

(x) 298 S. Sayılı Basmayazı bu birleşim tutanağa eklidir.

(xx) 275 S. Sayılı Basmayazı 12.11.2003 tarihli 17 nci Birleşim tutanağa eklidir.

Kanun hakkındaki değerlendirmelere geçmeden önce, gündeme getirmek istediğim bir soru var. Kanunun birinci görüşmesinde, bir sayın bakanımız, Türkiye'nin kör kuruşunun bile israf edilmesine izin vermeyeceğini, müsaade etmeyeceğini burada dile getirmişti. Bütün ikazlarımıza rağmen, tüm hukuka aykırılıklarıyla, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun oylarıyla kabul edilen bu yasanın ikinci görüşmesinin ulusumuza kaç kör kuruşa mal olduğunu, kaç kör kuruşunun heder edilmesine yol açtığını, lütfen, bize bildirmesini istiyorum.

Şimdi de, söz konusu kanun üzerinde görüşlerimizi ifade ediyorum. Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu, 278 sayılı Kanunla, Başbakanlığa bağlı, idarî ve malî özerkliğe ve tüzelkişiliğe sahip ve müspet bilimlerde araştırma ve geliştirme etkinliklerini ülke kalkınmasındaki önceliklere göre geliştirmek, özendirmek, düzenlemek, eşgüdüm sağlamak, bilimsel ve teknik bilgilere erişmek ve erişilmesini olanaklı kılmak amacıyla kurulmuştur.

Kurum, özerkliğe sahiptir; Bilim Kurulu, başkanlık, araştırma grupları, araştırma merkezleri, enstitüler ve benzeri birimlerden oluşturulmuştur. Kurumun süresi dolan başkanının ve Bilim Kurulu üyelerinin yeniden seçilmesi ve atanma sürecinde, herkesin bildiği bir sorun yaşanmıştır.

278 sayılı Kanunun 498 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle değişik 5 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre, kurum başkanının, söz konusu fıkrada dile getirilen nitelikleri taşıyanlar arasından Bilim Kurulunca seçilmesi ve Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanınca atanması gerekmektedir.

22


Kurum Başkanlığı görevini sürdürmekte olan Prof. Dr. Namık Kemal Pak'ın görev süresi 30 Mayıs 2003 tarihinde dolacağı için, Bilim Kurulu, 1 Şubat 2003 tarihli toplantısında Namık Kemal Pak'ı oybirliğiyle yeniden başkanlığa seçmiş ve bu kararı, 6 Mayıs 2003 tarihinde Başbakanlığa bildirmiştir; ancak, Başbakan, bu bildirimden sonra, atama için, Cumhurbaşkanına herhangi bir öneride bulunmamıştır. Başlamış olan bir idarî sürecin, hukuken geçerli bir neden olmadan durdurulması mümkün değildir; ama, başlanmış olan bu süreç, hukukî herhangi bir nedeni olmadan, Başbakanın Cumhurbaşkanına öneride bulunmaması nedeniyle durdurulmuştur.

Kurumun 21.9.2003 tarihinde görev süresi dolacak olan Bilim Kurulu üyelerinin yerine yeni üyeler ise 20.9.2003 tarihli Bilim Kurulu toplantısında seçilmiştir. 278 sayılı Kanuna göre seçim, Başbakanın onayıyla kesinleşmektedir. Seçilen üyeler, onaylanmak üzere Başbakanlığa bildirilmiştir; ancak, Başbakan, 30 Ekim 2003 tarihli yazısıyla, toplantının başkan yardımcısının başkanlığında yapıldığını, başkan yardımcısının kurul üyesi olmaması nedeniyle toplantıya başkanlık edemeyeceğini ve bu nedenle toplantıda karar yetersayısı olmadığını, başkanlık ile Bilim Kurulu üyeliklerine seçimin, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş olan yasa tasarısı yasalaştığında, bu yasa hükümleri doğrultusunda yapılacağını bildirmiştir. Bahsedilen yasa tasarısı, 12.11.2003 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilerek kanunlaşmıştır. Bu Kanunun, Anayasaya ve hukukun genel ilkelerine aykırılığı nedeniyle Cumhurbaşkanı tarafından iade edilmesi, bizi bu ikinci görüşmeyi yapmak durumunda bırakmıştır.

Gördüğünüz gibi, önce, hukuka aykırı biçimde bir sorun yaratılmıştır; şimdi, bu yasayla yine hukuka aykırı bir biçimde sorun çözülmeye çalışılmaktadır; neden? Niçin, devamlı olarak hukuka aykırı işlemleri gündeme getirmeye ve yapmaya bu Meclis devam etmek durumunda bırakılmaktadır bu Meclisteki çoğunluk grubu tarafından?

Hukuka aykırı biçimde bir sorun yaratılmıştır diyoruz; çünkü, TÜBİTAK Başkanının seçilmesi bir zincirleme işlem sürecine bağlıdır. Bilim Kurulu, başkanı seçmek üzere seçimini yapmış ve sonuç, Başbakana bildirilmiştir. Başbakanın bu seçim üzerinde değişiklik yapma yetkisi yoktur; seçilenlere yeni bir isim ekleyemez, seçilenlerden herhangi bir ismi listeden dışarı çıkaramaz. Başkan için bu söz konusudur, Bilim Kurulu üyeleri için de aynı durum söz konusudur. Yani, Başbakana verilmiş olan yetki, bağlı bir yetkidir; Bilim Kurulunun başkan olarak belirlediği ismi Cumhurbaşkanı atamak durumundadır. Atamama, tekrar bir yazışma, ancak, seçilen başkanın kanunun aradığı nitelikleri taşımaması, yetersayılarda bir hukuka aykırılık olması gibi hukuken geçerli birtakım durumlarda söz konusu olabilir; ama, Başbakanlık, böyle bir geçerli hukukî nedeni kuruma bildirmemiştir; kurumun bu neden doğrultusunda seçimini gözden geçirmesi doğrultusunda herhangi bir talepte bulunmamıştır; kendisine bildirilen isimleri Cumhurbaşkanına da bildirmemiştir; böylece, Cumhurbaşkanının yetkisini ve görevini yapmasını da engellemiştir.

Bir hukuk devletinde, hiç kimsenin, keyfî bir biçimde, başlamış olan bir idarî işlem sürecini durdurmaya hakkı yoktur. Sadece yargı organları, bir hukuka aykırılık olduğu zaman, süreci kararlarıyla keserler; ama, burada, Başbakanlık, süreci, sanki yargı organı imiş gibi kesmektedir, kesmiştir. Sanki yargı organı imiş gibi diyorum; çünkü, sürecin kesilmesinin nedeni, çok sonraki bir tarihte, Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinde, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Ali Şahin tarafından dile getirilmiş ve Sayın Şahin, kurulun görev süresi biten başkanı hakkında, raporlarda birtakım yolsuzluk iddiaları olduğunu öne sürerek, bu seçimin neden daha ileri süreçlere ulaştırılmadığını açıklamaya çalışmıştır. Bütün bu zincirleme olaylar, süresi dolan Bilim Kurulu üyelerinin seçiminin yenilenmesinde de, toplantı ve karar yetersayılarını tartışmalı hale getirmiştir.

Şimdi, ortaya çıkarılmış olan bu sorun, yasada, seçime ilişkin yöntemin bir kerelik değiştirilmesi ve Başbakanın, boşalan kurul üyelerini seçmek, göreve atamak, başkanı için ise Cumhurbaşkanına isim önermek yetkisiyle donatılması suretiyle çözülmeye çalışılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin, kamu yararı amacına yönelik bir düzenleme olup olmadığı, ciddiyetle tartışılması gereken bir husustur.

Sorun, önce yaratılmıştır; biraz önce söylediğim gibi, hukuka aykırı bir biçimde, Başbakan -yapmaması gereken bir biçimde- başlamış olan bir idarî işlem sürecini durdurmuştur. Daha sonra da, bu keyfî muamele yüzünden ortaya çıkan sorunları, kendi isteği doğrultusunda durdurmak üzere, yasama sürecini devreye sokmuştur. Burada, bir kamu yararı söz konusu değildir; burada gözetilen yarar, sadece, siyasî iktidarın kafasındaki siyasî yarardır. Hiç kimsenin, Türkiye Cumhuriyetinde, devlet erkini, kendi siyasal, öznel çıkarları için kullanmaya hakkı yoktur. Bütün devlet işlemlerinin yönelmesi gereken nihaî amaç, kamu yararıdır. Bu anlattığımız olaylar dizininde bir kamu yararı olmadığı açıkça ortadadır. Bu durum, düzenlenmiş olan yasayı, getirilmiş olan geçici 2 nci maddeyi birinci ve ikinci fıkralarıyla birlikte, amaç unsuru bakımından Anayasadaki hukuk devleti ilkesine aykırı hale getirmektedir.

Ayrıca, biraz önce söylediğim gibi, hiç kimsenin, başlamış olan bir idarî işlem sürecini yasa yolunu kullanarak durdurmaya hakkı yoktur. Eğer, devlet erki, yasama erki bu şekilde kullanılmış olursa, Anayasamızda ifade edilmiş olan kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı hareket edilmiş olur. Maalesef, bu düzenleme, bu şekilde yapıldığı için, Anayasamızdaki kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır. Burada, bir yetkinin kötüye kullanılması veya yetki saptırılması olarak hukuken adlandırabileceğimiz bir durum vardır.

23


Bu da, yapılan düzenlemeyi Anayasamızın başlangıcına, 7, 8 ve 9 uncu maddelerine aykırı bir görünüme sokmaktadır ve ayrıca, Anayasadan alınmayan bir devlet yetkisinin kullanılamayacağı ilkesini ifade eden Anayasanın 6 ncı maddesiyle de uyumsuz bir durum ortaya çıkarmaktadır.

Görüşmekte olduğumuz yasanın 1 inci maddesiyle 278 sayılı Kanuna eklenen geçici madde 3, getirdiği düzenleme bakımından yerinden yönetim birimlerinin özerkliğiyle de uyumsuzdur ve bu bakımdan, Anayasanın 123 üncü maddesine de aykırı bir görünüm arz etmektedir; şöyle ki: Bir vesayet makamının, bir yerinden yönetim biriminin yetkilerini onun yerine geçerek kullanması mümkün değildir. Özerk yönetimlerde mutlaka olması gereken bir koşul vardır özerkliğin sağlanması için; özerk olan kurumun kendi organlarının seçimini kendisinin yapması. Bir vesayet makamının bu seçimi onaylamak veya seçilenleri atanmak üzere bir üst makama iletmek yetkisi olabilir; ama, bir vesayet makamı, özerk kurumun sahip olduğu kendisinin organlarını kendisinin seçmesi yetkisine müdahale edemez, bu yetkiyi kullanamaz. Burada getirilen düzenlemeyle, vesayet makamına, bir özerk kurumun organlarını onun yerine geçerek seçme yetkisi verilmektedir. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir, bu, Kurumun özerkliğini ortadan kaldıracak son derece tehlikeli bir düzenlemedir. Halbuki, bilim kurullarının özerkliğinin korunması, özenle dikkat edilmesi gereken, öncelikle gerçekleştirilmesi gereken bir husustur.

Bütün bu düzenlemeler, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının hukuk devleti ilkesini gözardı etmeye ne kadar hevesli olduğunu, bu ilkeyi gerçekleştirme konusunda ne kadar özensiz bulunduğunu gözler önüne sermektedir. Bu özensizliğin TÜBİTAK gibi çok önemli bir bilim kuruluyla ilgili bir düzenleme yapılırken gösterilmesi, ayrıca üzülünmesi gereken bir husustur.

TÜBİTAK, herkesin bildiği gibi, Türkiye'de bilimsel araştırmaların, teknik gelişmelerin ülke hizmetine sunulmasının sağlandığı bir kurumdur. Sadece geçtiğimiz yıl, TÜBİTAK, çalışmalarıyla, Türkiye bütçesine 120 trilyonluk katkıda bulunmuştur; ama, bu çok önemli kuruma biz ne yapıyoruz; özerkliğini ortadan kaldıracak birtakım düzenlemelerle yüz yüze getiriyoruz, bütçesini bütçe tasarısında azaltıyoruz ve hakkında yargıya bağlanmış herhangi bir usulsüzlük söz konusu olmayan bir başkanı, bir seçilmiş başkanı seçtirmemek için, seçildiği yere oturtmamak için, yasa yoluyla yeni birtakım düzenlemeler yapıyoruz. Sayın Namık Kemal Pak'ın herhangi bir usulsüzlüğü olmadığı yarın öbür gün murakıp raporlarıyla ortaya çıktığında, kendisine yapılan bu haksızlık nasıl giderilecektir; bunun cevabını doğrusu çok merak ediyorum.

Atamama nedeni olarak gösterilen murakıp raporlarında ve durumu özel bir yasayla düzenleme ihtiyacını bize duyuran murakıp raporlarında somut bir iddia yoktur, sadece, belli hususların incelenmesi gereği üzerinde durulmuştur ve bundan hareket edilerek, sanki bir yargı organıymış gibi Başbakan, Cumhurbaşkanına ismi önermeyi durdurmuştur. Bunlar, bir hukuk devletinde olmaması gereken hususlardır. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne hiçde gelmemesi gereken bir konudur; ama, maalesef, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının kadrolaşma arzusu, bizi, bunları görüşmek durumunda bırakmaktadır. Bu, kadrolaşma arzusunu, yürütme işlemiyle yapılamayan, yaratılamayan bir hukukî durumu, Adalet ve Kalkınma Partisi yandaşlarını birtakım kurumlara taşıma arzusunu gerçekleştirmek için hazırlanmış ve önümüze getirilmiş olan bir tasarıdır. Acaba, bununla, bu tür tasarılarla Türkiye'nin hangi sorunu çözülmektedir?! Aç insanlarımıza aş mı bulunmaktadır?! İşsiz insanlarımıza iş mi bulunmaktadır? Ayın sonunu dar getiren memurumuzun bütçesi mi genişlemektedir?! Gübreye, tarım ilacına para yetiştiremediği için traktörünü satmak zorunda kalan, güç koşullarla boğuşan çiftçinin mi durumu düzelmektedir bu düzenlemelerle?! Yoksa, varsıl olmadığı için okuma imkânı bulamayan öğrencilerimizin öğrenme imkânları mı genişlemektedir, onlara okuma imkânı mı sağlamaktayız?! Hiçbirisi; ama, öyle görüyorum ki, bütün bu sorunlar, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı için hiçbir anlam ifade etmemektedir. İktidar, sadece kadrolaşmaya önem vermektedir ve toplumumuzun diğer sorunlarına kulaklarını tıkamaktadır.

Ayrıca, cumhuriyet tarihinde, belki de yeryüzünde ilk defa olarak bir iktidar, bir resmî yazısında, Başbakanlık eliyle şunu söyleyebilmektedir: Bekleyin, yasa çıkaracağız, tasarı hazırladık, bunu acilen Meclisten geçireceğiz ve bu durmuş olan süreci bir kenara atıp, yazılmış olan, yasada getirilmiş olan hükümler çerçevesinde düzenleyeceğiz. Bu, bir hukuk ayıbıdır. Böyle bir yazının yazılabilmiş olması dahi, bir devlette, bir hukuk ayıbıdır. Olmayan, atama, seçme olayları ortaya çıktıktan aylar sonra ortaya konulan bir murakıp raporuna dayanarak, yolsuzluk iddiaları nedeniyle atamak üzere önerinin Cumhurbaşkanına yapılmadığını söylemek de, bir başka hukuk ayıbıdır. Ama, bu hukuk ayıplarını ve ülkenin sorunlarına çözüm bulamama, bu çözümleri geriye atma sorumsuzluğunu, bu iktidar, hiç sorun yapmadan gözardı edebilmektedir.

Bu sorunlar nasıl çözülecektir? Birkısım bakanlarımızın dediği gibi, Kur'an kurslarının Türkiye için bir güvence oluşturmasıyla mı çözülecektir? Bunu size sormak istiyorum ve rica ediyorum; Türkiye Büyük Millet Meclisinde daha ciddî işlerle uğraşalım. Hukuku, beşiği olması gereken Türkiye Büyük Millet Meclisinde, hukuka, Anayasaya aykırı birtakım kanunlarla boğmayalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OYA ARASLI (Devamla) - Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN -Buyurun Sayın Araslı.

OYA ARASLI (Devamla) - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, bu yasaya olumsuz oy verecektir; çünkü, Anayasaya, hukukun genel ilkelerine aykırı ve özerk bir kurumun özerkliğini özünden zedeleyen bir düzenlemeye destek vermek ayıbını taşımak

24


istememektedir. Bu ayıbın sizler tarafından da taşınmayacağını ümit etmek istiyorum. Bu yasaya Cumhuriyet Halk Partisi Grubu gibi, sizlerin de olumsuz oy vereceğini beklemek istiyorum.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Araslı.

AK Parti Grubu adına, Trabzon Milletvekili Sayın Aydın Dumanoğlu; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 20 dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ AYDIN DUMANOĞLU (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK Parti Grubu adına, Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında 12.11.2003 tarihli ve 5001 sayılı Kanun ile geri gönderme tezkeresi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

17.7.1963 tarih ve 278 sayılı Kanunla kurulan TÜBİTAK, 9.9.1993 tarih ve 498 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında; Türkiye'de müspet bilimlerde araştırma ve geliştirme faaliyetlerini ülke kalkınmasındaki önceliklere göre geliştirmek, özendirmek ve koordine etmek, mevcut bilimsel ve teknik bilgilere erişmek ve erişilmesini sağlamak amacıyla, tüzelkişiliğe, idarî ve malî özerkliğe sahip, Başbakana bağlı bir kurum olarak tanımlanmıştır.

TÜBİTAK'ın, kanununda belirlenen görevlerinin bazıları da ana başlıklar halinde şöyledir: Müspet bilimler alanında, temel ve uygulamalı araştırma yapmak, yaptırmak, yapmayı özendirmek,

Türkiye'nin bilim ve teknoloji politikalarının belirlenmesinde hükümete yardımcı olmak, bilimsel araştırmaların teknolojik yeniliklere süratle dönüşebilmesi için yöntemler geliştirmek; özel sektörün, teknoloji, araştırma ve geliştirmeye etkin ve ağırlıklı olarak katılımını sağlayacak programlar yapmak; Türk sanayiinin, üniversite ve araştırma kurum ve kuruluşlarıyla işbirliğini yapmasını sağlayacak programlar geliştirmek ve bu işbirliğinin somut hale dönüşebileceği fizikî ortamlar yaratmak; bilim adamı ve araştırmacıların yetiştirilmeleri ve gelişmeleri için imkânlar sağlamak, bu amaçla ödüller vermek, öğrenim ve öğretim sonrasında üstün başarısıyla kendini gösteren gençleri izleyerek, onların yetişme ve gelişmelerine yardım etmek ve bu amaçla burslar vermek, yarışmalar düzenlemek ve yayınlar yapmak.

Genel hatlarıyla tanımlamış olduğum bu görevler ülkemizin geleceği için âdeta kilometre taşlarını oluşturmaktadır. Bu nedenle, söz konusu Kurum, taşıdığı büyük sorumlulukları yerine getirebilmesi için Başbakana bağlı ve onun sorumluluğunda kurulmuştur.

TÜBİTAK Kanununun 1 inci maddesinde "Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte boş bulunan Bilim Kurulu üyeliklerine, 4 üncü maddede belirtilen niteliklere uygun kişiler arasından, 4 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen oranlar çerçevesinde bir defaya mahsus olmak üzere Başbakan tarafından atama yapılır" denilmektedir.

Kurum, kuruluş amacına uygun bir biçimde Bilim Kurulu, başkanlık, araştırma grupları ve araştırma merkezleri, enstitüler ve benzeri birimleri içermektedir.

278 sayılı Yasanın 498 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle yeniden düzenlenen 4 üncü maddesinde, Bilim Kurulunun, başkan ve 12 üyeden oluşacağı, kurum başkanının aynı zamanda Bilim Kurulunun başkanı olduğu, başkanın, bulunmadığı zaman, görevlendireceği bir Bilim Kurulu üyesinin başkanlığa vekâlet edeceği, Bilim Kurulunun toplantı ve karar yetersayısının 7 olduğu, Bilim Kurulunun 12 üyesinden 8'inin müspet bilimler alanında eser, araştırma ve buluşlarıyla, 4'ünün de özel ya da kamu kesiminden üstün nitelikli hizmetleriyle tanınmış kişiler arasından seçileceği, ilk gruptaki 8 üyenin en az yarısının da Türkiye Bilimler Akademisinin aslî üyeleri arasından seçilmesinin zorunlu bulunduğu, üyelik süresinin dört yıl olduğu, seçilecek üyeliklere, Bilim Kurulunca gizli oyla üye tamsayısının çoğunluğuyla seçim yapılacağı ve Bilim Kurulu üyeliğinin seçiminin Başbakanın onayıyla kesinleşeceği hükme bağlanmıştır.

278 sayılı TÜBİTAK Kanununun 498 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 5 inci maddesinde ise; başkanın, Bilim Kurulunca, müspet bilimler alanında eser, araştırma ve buluşlarıyla tanınmış kişiler arasından seçileceği ve Başbakanın teklifi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından atanacağı; başkanın süresinin dört yıl olduğu ve en çok 2 dönem bu göreve seçilebileceği belirtilmiştir.

Bu açıklamaların ışığında, TÜBİTAK, hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşu olup, Anayasamızın 123 üncü maddesindeki, idarenin bütünlüğü ilkesi gereği olarak, Başbakanın, Kurum üzerinde vesayet yetkisi bulunmaktadır. Bu yetki, başkan ve üyelerin seçiminde uygulanacak prosedürler ile Kurumun denetlenmesinde Başbakana verilen yetkiler aracılığıyla somutlaştırılmıştır.

Ayrıca, 2003 malî yılı içerisinde 213 trilyon Türk Lirası gibi bir bütçeye sahip bu Kurumun denetimi, 278 sayılı Yasanın 11 inci maddesi uyarınca, Başbakanlıkça atanan 3 denetçi tarafından yapılmakta; denetim raporu da, yasanın 12 nci maddesine göre, Yüksek Denetleme Kurulu, Sayıştay ve Maliye Bakanlığı elemanlarından oluşan 7 kişilik bir kurulca incelenerek sonuçlandırılmaktadır. Hesapların ve bilançonun bu kurulca onaylanması, Bilim Kurulunun ve başkanın ibrası anlamına gelmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; TÜBİTAK'ta belirlenen bu yasal işlemler perspektifinde incelendiğinde, TÜBİTAK'ta oluşan sorunları üç gruba ayırmak mümkündür.

25


Birinci sorun: Çalışma ve işlevi yukarıda belirtilen TÜBİTAK'ta -aynı zamanda, kurumun da başkanı olan- Bilim Kurulu Başkanının görev süresi 30.5.2003 tarihinde sona ermiştir. Bilim Kurulunca 1.2.2003 tarihinde başkanlık seçimi yapılmış ve mevcut başkanın yeniden seçildiğine ilişkin seçim sonucu ise 6.5.2003 gününde Başbakanlığa iletilmiştir. Diğer bir ifadeyle, seçim sonucu, seçimden üç ay sonra ve başkanlık süresinin tamamlanmasına 25 gün kala Başbakanlığa iletilmiştir. Böylece, sorumluluğunu taşıdığı bir kurumun denetlenmesi ve değerlendirilmesi ve bu kurum üzerinde millet adına Anayasal sorumluluklarını yerine getirmesi için, Sayın Başbakana, âdeta, zaman bırakılmamıştır.

Ayrıca, son TÜBİTAK Başkanının görev yaptığı döneme ilişkin olarak hazırlanan Murakıp Kurulu raporlarında; 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 38 inci maddesinde, bu madde uyarınca görevlendirilen üniversite öğretim elemanlarının yürüttükleri görevler için 1 inci derecenin 4 üncü kademesinde bulunan bir genel müdürün aylık ve ekgösterge rakamlarının memur aylık katsayısıyla çarpımı sonucu bulunan tutarı geçmemek üzere ilgili bakan tarafından tespit edilecek miktarı net olarak ikinci görev aylığı şeklinde ayrıca alacakları ve bu ödeme dışında da başkaca bir ödeme yapılamayacağı hususunun hükme bağlandığı; buna rağmen, TÜBİTAK Başkanı tarafından bu şekilde görevlendirilen öğretim elemanlarına mezkur hükme aykırı olarak fahiş ücretler ödendiği, 270 000 000 TL civarında olması gereken ödemenin 100 milyarlarla ifade edilen rakamları bulduğu; TÜBİTAK Bilim Kurulunca oluşturulan Koordinasyon Komitesinin, ayda en az bir kere toplanması gerekirken bazı aylar toplanmadığı; komite toplantılarından bazılarına başkan, başkan yardımcısı ve üyelerin katılmadığı, komite kararlarının başkan ve üyeler tarafından imzalanmadığı; alınan kararların oybirliğiyle mi, yoksa oy çokluğuyla mı alındığının belli olmadığı; başkan ve üyelerce imzalanmayan kararların hukuken "yok" hükmünde olduğu; bu kararlar doğrultusunda yapılan işlemlerin hukuken sakat olduğu; TÜBİTAK Koordinasyon Komitesinin, hukukî mesuliyet bertaraf edilerek keyfî kararların alındığı bir kurul görünümüne büründüğü yönünde iddialara yer verilmiştir.

Söz konusu Murakıplar Kurulu raporları, henüz, ibra kurulunca incelenmemiş ve konu, 278 sayılı Kanun hükmü çerçevesinde karara bağlanmamıştır. Ayrıca, bu döneme ilişkin Bilim Kurulu raporları ve yıllık bilançolar da ibra edilmemiştir.

TÜBİTAK, 17.7.1963 tarih ve 278 sayılı Kanunla kurulmuş, Başbakana bağlı, tüzelkişiliğe, özerkliğe, kendine özgü bir bütçeye sahip, bilimsel ve teknik bir kamu kuruluşu şeklinde örgütlenmiştir. Ancak, kamu kurumları, tüzelkişiliğe ve belli bir özerkliğe sahip olmalarına rağmen, devletten tamamen ayrı ve bağımsız bir varlığa da sahip değillerdir. Öncelikle, bu kurumlar, kanunla ve merkezî idarenin işlemleriyle kurulduklarından, kendi iradeleriyle kuruluş biçimlerini ve statükolarını etkileme imkânına da sahip değillerdir. Ayrıca, bu kurum ve kuruluşlar üzerinde merkezî idarenin ve bağlı oldukları kuruluşların, Anayasanın 123 üncü maddesinde belirtilen vesayet denetimi söz konusudur. Bu çerçevede, TÜBİTAK Başkanlığı da vesayet denetimine tabidir.

Ayrıca, gerek hükümetimiz gerekse önceki hükümetler döneminde harcamalarda tasarrufa gidilmesi ve personel alımlarının yeniden düzenlenmesi amacıyla çıkarılan Başbakanlık genelgelerine Kurum tarafından uyulmadığı hususu, Kurum murakıp raporunda yer almış ve bu durum, ibra kurullarında eleştiri konusu olmuştur. Dolayısıyla, bir hizmet yerinden yönetim kuruluşu olan TÜBİTAK'ın, merkezî idarenin vesayet yetkisini ortadan kaldırıcı bir tutum sergilediği de gözlenmektedir.

Sonuç olarak, ödemelerde 2547 sayılı YÖK Kanununun 38 inci maddesi hükümlerini Danıştay kararına rağmen uygulamadığı, 2000 yılından itibaren faaliyet raporlarını hazırlattırmadığı ve bu raporların ibra kurullarında görüşülmesini sağlamadığı, Murakıplar Kurulunun raporunda bazı ihalelerde usulsüzlükler belirlendiği, 4.11.2000 tarihinden itibaren Bilim Kurulunun toplantı tutanaklarının da tutulmadığı anlaşıldığından, başkan ve Bilim Kurulunun seçimi, kanunda öngörüldüğü şekliyle, yani, Başbakanın teklifi ve Cumhurbaşkanının ataması zinciri işlemiyle tamamlanamamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; TÜBİTAK'la ilgili ikinci sorun: 278 sayılı TÜBİTAK Kanununun 4 üncü maddesinde "Başkanın olmadığı durumlarda, Bilim Kuruluna Başkanın belirlediği bir Bilim Kurulu üyesi başkanlık eder" hükmü yer almaktadır. Bu hükme rağmen, TÜBİTAK Başkanının görevde bulunmadığı 31.5.2003 tarihinden sonra, yerine, Bilim Kurulu üyesi olmayan, Orta Doğu Teknik Üniversitesinden bir profesörü vekil bırakmıştır. Böylece, TÜBİTAK'ta, yasadışı başkanvekilliği dönemi de başlamıştır.

Üçüncü sorun: TÜBİTAK Başkanı, Murakıplar Kurulu raporuyla ibra kurulunda henüz ibra edilmemişken, 21 Eylül 2003 tarihinde 13 kişilik Bilim Kurulunun 6 üyesinin de görev süresi dolmuştur. Yönetmelikte yer alan "Bilim Kurulu üyelerinin görev süresi dolmadan iki ay önce seçim süreci başlar" hükmü gereğince, Bilim Kurulunun, Bilim Kurulu üyelerinin arasından atanmış başkanvekilinin başkanlığında toplanması gerekirken, söz konusu kurul, yasaya aykırı olarak, Bilim Kurulu dışından görevlendirilmiş bir profesörün başkanlığında, 20 Eylül, yani, görev sürelerinin bitiminden 1 gün önce toplanmış ve Bilim Kurulunun 6 üyesini daha seçtikten sonra, 10 gün sonra Başbakana bu sonucu göndermiştir. Diğer bir deyişle, iki ay öncesinden başlaması gereken süreç, 1 güne sığdırılıp, 10 gün de gecikmeli olarak Sayın Başbakana gönderilmiştir.

Sayın Başbakanımızın, yukarıda anlatılan sebeplerden dolayı Bilim Kurulunun 6 üyesinin atamasını onaylamaması sonucu, TÜBİTAK yasal Bilim Kurulu üyeleri sayısı 6'ya inmiş ve TÜBİTAK, artık, yasal karar veremez duruma düşmüştür. Yani, TÜBİTAK kararları, yasal koşulları yerine getiremez durumdadır.

Ayrıca, Ankara'da 1960'lı yıllarda küçük binada çalışmaya başlayan TÜBİTAK, yaklaşık 7 300 dönümlük arazi üzerinde kurulu, vaktiyle bir bilim ve teknoloji şehri olması planlanan Gebze'deki Marmara Araştırma Merkezi ve Enstitüleri, Ankara'daki başkanlık binası ve enstitüleri ve bazı üniversitelerdeki birimleri, devlet bütçesinden 2003 yılı itibariyle aldığı 213 trilyon Türk Liralık bütçesi ve 2 238 kişilik çalışanıyla cesamet açısından büyük bir kuruluş haline gelmiştir.

26


Devlet bütçesinden alınan katkıyı kullanma olanağı, NATO projeleri, Dünya Bankası gibi, ülkeye yükümlülük getiren vasıtalarla malî kaynakları kullanmak ve personel atamak gibi avantajlara da sahip olan bir kurumumuzdur. Kurumun ve enstitülerin imkânlarının, yöneticilerinin isabetli seçilmeleri kaydıyla nema vermesi ve bu suretle, ülkenin, bilimsel ve teknolojik olarak kalkındırılması beklenir. Ülkelerin kalkınması, bilimin yenilik ihtiva eden fikirlerle rekabet edebilir bir teknolojiye intikal ettirilmesiyle mümkündür. TÜBİTAK, bu görevi açısından da ayrıca sorgulanmalıdır. Ülke ve sanayiye, bilim ve teknolojiye katkısının ne olduğu, bütün zaman dilimlerinde ortaya da çıkarılmalıdır.

Yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesinde, TÜBİTAK, çağdaş dünyanın eşkurumlarıyla da karşılaştırılması gerekir.

TÜBİTAK'ın belli bir grubun, bir üniversitenin veya kurumların yakını ve destekleyicisi değil, ülkede bilim özgürlüğü için cazibe merkezi olması gerekir. Bu bakımdan da, TÜBİTAK, irdelenmelidir.

Kurumunu temsil etmek, Bilim Kuruluna başkanlık etmek, Bilim Kurulunun oluşunu temin etmek, Bilim Kurulunun belirlediği ilke, usul ve öncelik doğrultusunda Kurumu yönetmek, ita amirliği yapmak, Kurum personelini atamak; Bilim Kuruluna sunulmak üzere, Kurumun yıllık çalışma raporu, araştırma ve iş programı ile bütçesini hazırlamak gibi çok önemli görev ve yetkileri bulunan ve 2003 yılı bütçemizde yüzde 17 artışla 200 trilyon liranın üzerinde bütçe alan ve 2004 bütçesini kullanacak Kurum başkanı ve Bilim Kurulu üyelerinin bir an önce atanması gerekliliği açıktır.

Murakıplar Kurulu raporunun ibra kurulunca incelenmesi ve karara bağlanması sağlanacak ve ayrıca, görev başında bulunmayan başkanın da durumu açıklığa kavuşturulacaktır.

Bu açıklamalarım ışığında, TÜBİTAK'ta yönetim boşluğunu gidermek için, Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun Kurulması Hakkında Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkındaki Kanun Teklifini destekliyorum.

Anayasa ve TÜBİTAK Yasası gibi, tıpkı, 1993'te olduğu gibi, Başbakana, gereken idarî boşluğu doldurmak için yetki veren geçici bir maddenin eklenmesi doğaldır. Bu, mevcut yasanın değiştirilmesi değil, bir sorumluluk işlemidir. Değil TÜBİTAK Başkanı ve Bilim Kurulunun 6 üyesinin atanması, 70 000 000 insanın kaderini eline teslim ettiğimiz, devletin 146 katrilyonluk bütçesi için icranın başı olan, 5 000 000 çalışanının atanması ilkeleriyle yoğrulan Sayın Başbakanın ve iktidarın hiç suçlanmaması gereken konu, şüphesiz ki, kadrolaşmaktır.

Bu düşünceyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Dumanoğlu.

Şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sayın Berhan Şimşek; buyurun.

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşülmekte olan TÜBİTAK Kanununa Bir, Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Ben başından beri bu hikâyeyi anlatmayacağım. Gerçekten, her zaman söylüyorum, otuziki kısım tekmili birden sinemaya döndü bu. Geliyor böyle temcit pilavı gibi, dönüyor temcit pilavı gibi. Artık ne Namık Kemal Pak Beyin adını ne de biraz önce konuşan sayın vekilimin ifade ettiği gibi, iki ay içerisinde değil, yüz gün önceden bu şahısların belirlenmiş ve Başbakana gönderilmiş olduğunu söyleyeceğim; yani, burada anlaşılan tek bir şey var; istediğiniz gibi, istediğiniz şekilde elbise biçmek istiyorsunuz.

O kadar ilginç şeyler yaşanıyor ki, dikkat ediyorum, Sayın Başbakan, İmar Bankasıyla ilgili konuda gazetecilere verdiği demeçte "yargıya güvenmemiz gerekiyor" diyor, Anayasa Komisyonu Başkanı da "yargı siyasallaşmıştır" diyor. Yani, anlayabilmek mümkün değil bu çelişkileri; fakat, TÜBİTAK Başkanının göreve başlamasında esas olan, Bilim Kurulunun yaptığı seçim. Bilim Kurulu seçiyor ve Başbakana gönderiyor. Başbakanın, bunu imzalayıp Sayın Cumhurbaşkanına imzaya göndermesi gerekiyor; ama, bunu bir türlü yapamıyoruz, yapmıyoruz, bekletiyoruz; zamanı gelince "bakın, karar yetersayısı olmadığı için uygulama olarak Başbakan atama yapacak" diyorsunuz. Bunun, Anayasanın 123 üncü maddesine aykırı olduğu, elinizde olan, Sayın Cumhurbaşkanının göndermiş olduğu geri gönderme yazısında da var.

Değerli arkadaşlarım, Başbakanın TÜBİTAK üzerinde vesayet denetimi yapma yetkisinin olduğunu biliyoruz; fakat, bunun, Başbakanlık bütçesi içerisinde değerlendirilmesi, Başbakanın bu Kuruma atama yapabilme yetkisini beraberinde getirmiyor. Bu tasarıyla amaçlanan bir defaya mahsus atama yetkisi ve vesayet denetimi, ne idarenin bütünlüğü ilkesiyle ne de idare hukukunun genel ilkeleriyle bağdaşır. Hepimizin burada bulunma nedeni, yasal; yasal olarak buradayız. Halkın iradesiyle, oylarıyla geldik; yani, bizim, kendi burada bulunma nedenimizi yasal olarak kabul ediyoruz. Anayasanın maddelerinin "hayır" dediği olaylara da, nasıl olsa, biz parmak kaldırıp meseleyi hallediyoruz bakışıyla değerlendirebilmemiz gerçekten mümkün değil.

Tasarının gerekçesinde, boşalan üyelikler sonucunda toplantı ve karar yetersayısına ulaşılamadığı belirtilmiştir. Başbakan, bizzat, kendisi de bu fiili yaratmıştır; yani, artık, bunu, televizyonlarda konuşmaktan, komisyonlarda konuşmaktan yorulduk. Başbakan, bilinçli olarak bu görevini yerine getirmemiştir. TÜBİTAK'ta, böylesine bir sürecin yaşanmasını kendisi hazırlamıştır.

Bilim Kurulunca seçilen Pak'ın başkanlığa atanma gerekçesinde diyorlar ki: "Usulsüzlük, yolsuzluk var." Burada, bu Yüce Mecliste bulunan hiçbir milletvekilinin, yolsuzluğa "evet" diyebileceğine, usulsüzlüğe "evet" diyebileceğine inanmıyorum. Eğer, gerçekten böyle bir şey varsa, Başbakanlık, denetim işlevini yapar; eğer, yasal bir haksızlık, yapılan bir yanlış varsa, bu sorgulanır ve yakasından da tutulur; ama, mesele bu noktada değerlendirilemiyor.

27


Değerli arkadaşlarım, kesinleşmemiş bir usulsüzlükten, yasadan bahsediyoruz. Yine, Anayasaya aykırı; kesinleşmemiş ve sadece iddiadan ibaret olan suçlamalarla atama yapmamak, Anayasa ilkelerini ihlal etmektir. Bilindiği gibi "suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz" ilkesi Anayasamızın 38 inci maddesinde var. Yani, burada, diyorsunuz ki, Anayasa neyi yazarsa yazsın, biz, hukuk tanımıyoruz.

Şimdi, burada okuyacağım, Cumhuriyet Halk Partili bir milletvekilinin size söyleyeceği, hukuka aykırı işlemler yaptığınız değil; Sayın Erdal Sağlam, bir yazısında, bakın, ne söylüyor: "Bankacılık Yasası bu şekliyle kalmaz. 30 maddelik Bankacılık Yasası, 28 önergeyle değiştirilip Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonundan geçti. Bu demektir ki, Bakanlar Kurulundan geçen yasa tasarısı neredeyse tümüyle değiştirildi. Tasarı çıkıp komisyondan geçene kadar yaşananlar, ne kadar hazırlıksız, bilgisiz, salt kamuoyuna büyük baskı oluşturarak popülist bir yasa olarak çıkarılmaya çalışıldığını açıkça gösterdi. Her şeyden önce..." Burasını geçeyim, sonuç olarak şunu söylüyor: "Tasarının neredeyse tümü, hukuka aykırı diye değişti; biliyor musunuz." Yani, düşünün, herhalde, bu, Aziz Nesin romanlarına konu olabilir. 30 maddelik bir yasa tasarısı geliyor ve 28 maddesi komisyon tarafından düzeltiliyor. Biraz önce Sayın Grup Başkanvekilim diyor ki: "48 saat dolmadan getiriyorsunuz." 48 saat dolmadan gelen tasarıyı okuyabilmek mümkün değil ki, gelenleri de okumuyorsunuz. 30 maddenin 28'i -bizden daha önce parlamenterlik yapan arkadaşlar var burada- komisyonda değişen, acaba, tek bir olay var mıdır bundan önce?! Bu, hukuku reddetmektir; hukuku reddetmeniz, kendinizi reddetmenizdir, buradaki varlığımızı reddetmemizdir arkadaşlar!

Başbakan diyor ki... Bir defaya mahsus olarak, bunu, Bilim Kurulu üyelerini, TÜBİTAK Başkanını ataması, Kurumu bundan sonra tamamen etki alanına alacaktır. Hükümet, TÜBİTAK'ı, geri dönülmeyecek bir şekilde siyasî denetim altına alıyor. Şikâyetçi oluyorsunuz, söylediğiniz şu: 1987 ile 1993 yılları arasında değiştirildi. Sayın Özal, evet, değiştirmiş; ama, bunu lütfen inceleyin, TÜBİTAK'ı inceleyin. 1987 ile 1993 yılları arasındaki değişiklikte, Sayın Özal, TÜBİTAK'a yönetim kurulu atamış. Yani, o altı yıllık çalışması içerisinde bitmiş bir TÜBİTAK ortaya çıkmış.

Sayın Erdal İnönü, 1993 yılında, evet, bir atama yapıyor. Yapmış olduğu atamada bilim kuruluna çeviriyor burayı ve 1993'ten 2003 yılına kadar TÜBİTAK'ın çalışmaları, performansı ortada; ama, siz kalkıp diyebilirsiniz ki, Fransa'dan uydunun yazılımlarını onlar yaptı; ama, biz TÜBİTAK'ı AKP'nin uydusu yapacağız; bu da, sizin bileceğiniz bir şeydir.

AYHAN ZEYNEP TEKİN (Adana) - Ne alakası var?!.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) - Alaka burada efendim, alaka burada.

Değerli arkadaşlar, bu kadar büyük çalışmalar, değerli çalışmalar yapmış bilim adamlarını da yok sayarak bir yere varabilmek mümkün değildir.

Bakın, bir şey arz edeyim. Hükümet, TÜBİTAK'ın yoğun çabaları neticesinde Avrupa Birliği Altıncı Çerçeve Programı toplantılarına katılmak için görevlendirdiği bilim adamlarına izin vermedi. Bu nedenle, Türkiye bilimsel projelerin oluşturulduğu ve kararların alındığı toplantılarda Türkiye temsil edilemiyor.

Altıncı Çerçeve Programına Türkiye'nin yatırdığı para 350 000 000 dolar, genel bütçesi de 16 milyar euro ve buraya arkadaşlarımız, bilim adamları katılmadığı için 350 000 000 dolar da uçtu gitti.

Sayın Başbakan güzel dile getiriyor, çok keyifle dinliyorum; fakir fukara, garip gureba diye anlatıyor. Sayın Başbakanıma, değerli milletvekilleri, sizlere soruyorum: Bu, 350 000 000 dolar, fakir fukaranın, garip gurebanın parası değil mi? Sadece bunları söylem olarak dile getirmemiz, inanın ki, slogandan öteye gitmez; gidebilmesi de mümkün değildir.

Bilgiye dayalı bir toplumdan bahsediyoruz ve bilgiye dayalı bir toplum olmak istiyoruz. Eğer, bilgiye dayalı bir toplum olmak istiyorsak, biz, kişisel ve siyasal hesaplarımızı bir kenara bırakıp, ülkemizin geleceğine yatırım yapmak mecburiyetindeyiz; geldiğimizden beri 14 aydır hep bunları söylüyoruz.

Sanırım ki, geçen dönemlerden çok az milletvekili arkadaşımız kaldı. Bu Meclis, bu iskemleler, koltuklar baki; ama, gelenler gidiyor. İçimizden, daha önce gelip milletvekilliği yapıp, rahmetli olan birçokları var, rahmetli olan partiler var; kimseye kalmaz burası; rahmetli olan birçok milletvekili de var, rahmetli olan partiler de var. Eğer, TÜBİTAK'ta gerçekten iyi niyet ve samimiyet vardıysa, Sayın Başbakan, yönetim kurulu, Bilim Kurulu başkanıyla 12 + 1; ben başkanı atıyorum, yeter kararlı çoğunluk 7'ye çıkar ve bir an önce kendi aralarından 6 kişiyi seçer, devam ettirirler diyebilirdi. Gaf üstüne gaflar yapılıyor değerli arkadaşlarım.

Biraz önce ne oldu biliyor musunuz; bunlara televizyonlarda "son haber, sıcak haber" denilir. Sayın Kepenek'in önergesiyle, yolsuzlukları araştırma komisyonu kurduk biz; iki ay çalıştıktan sonra neticelendi. Neticede, yolsuzlukları araştırma, sınırlama konusunda; hayır, yapılmasın, bu şekliyle kalsın... Komisyonda çalışan arkadaşlarımız, bütün siyasî partilere, sivil toplum örgütlerine bunu sordular; "hayır" diyenin birisi Saadet Partisi, diğeri AKP'li üyeler... Yani, günün birinde, mutlaka, hepimiz, demokrasi, haklar, özgürlükler talebinde bulunup da, kenarda durduğumuzda, bu özerk kurumların, bizim ve bizden sonra çocuklarımıza ait olduğunu unutmamamız gerekir. Eğer, 2 200 kişilik bir kadroyu dağıtmaksa, oradaki 320 trilyonluk bir yapılanmayı düşünmekse, gerçekten olmuyor...

Bu kadrolaşma meselesiyle ilgili, günlerce, bu sözleri, bu lafları ettik; bugün İstanbul'da yaşanan acının arkasında kadrolaşma olayı vardır.

RECEP GARİP (Adana) - Ne ilgisi var?!.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) - 57 valiyi, yüzlerce emniyet müdürünü değiştirdiniz ve bir anda Türkiye'nin belleğini, kurumların belleğini boşalttınız. İstanbul'da, dolmuş yapar gibi bomba dolu kamyonetler dolaştı ve büyük bir acı yaşandı. Eğer, burada da böyle bir şey bekleniyorsa, bu ülkenin -sizler de biliyorsunuz ki- bugüne kadar çektiği acılar şunlardan kaynaklanmıştır.

28


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) - Bir cümleyle bitiriyorum Sayın Başkanım.

Bu ülkede dini siyasallaştırdılar, hukuku siyasallaştırdılar; gelin, siz, bilimin siyasallaşmasına izin vermeyin değerli arkadaşlarım.

Hepinize saygı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Şimşek.

Hükümet adına, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Ali Şahin; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinize saygılarımı sunuyorum.

TÜBİTAK Kanununa bir geçici madde eklenmesini öngören 5001 sayılı Kanun, Sayın Cumhurbaşkanımızca, bir kez daha görüşülsün diye Türkiye Büyük Millet Meclisine iade edilmişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi de, TÜBİTAK Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanunu yeniden görüşüyor.

Kuşkusuz, rapor dağıtıldı; milletvekili arkadaşlarımız, Sayın Cumhurbaşkanımızın geri gönderme tezkeresini gözden geçirmişlerdir. Daha önce, 12 Kasımda, bu kanun burada görüşülürken, neden böyle bir kanun tasarısını Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk etmek zorunda kaldığımızı ifade etmiştim, açıklamıştım. Kıymetli vakitlerinizi fazla almayacağım; ancak, bir iki soru var, itham var; bunlarla ilgili düşüncelerimi arz etmek için huzurunuzdayım.

Grubu adına konuşan Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü Sayın Araslı, bana bir soru yönettiler. Bendeniz, 12 Kasımda, burada yapmış olduğum konuşmada, kör kuruşun hesabını sormamız gerektiğini vurgulamış ve altını çizmiştim. Sayın Araslı, buradan hareketle "bu kanun Sayın Cumhurbaşkanımızca geri gönderildi; burada, ikinci kez görüşüyoruz; ikinci kez görüşmek, kaç kör kuruşa mal olmuştur" diye bir soru yönettiler. Türkiye Büyük Millet Meclisi, kuşkusuz ki, önüne gelen kanun tasarılarını ve eğer, yeniden görüşülsün diye geri gönderilmişse, kanunları görüşmek ve yasalaştırmak için vardır; dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevi, zaten, yasama görevini yapmaktır. Yasama görevinin maliyeti sorulmaz ve kaldı ki, bu yasayı tekrar görüşmek üzere buraya gönderen de biz değiliz; Sayın Cumhurbaşkanı öyle uygun görmüşler ve buraya, bir kez daha görüşülsün diye göndermişler ve anayasal yetkilerini kullanmışlardır. Anayasal yetki kullanılarak, bir kez daha görüşün diye önümüze gelen bir kanunu görüşmenin maliyetinden bahsetmenin isabetli olmadığını ifade etmek istiyorum.

Ayrıca -biraz önce, Sayın Şimşek de aynı konuya temas ettiler- TÜBİTAK Yasasında yapılmak istenilen veya yapılan bu değişiklikle, hükümet, siyasî yarar gözetmektedir denildi ve ayrıca "bu yasa, hükümetin kadrolaşma düşüncesinin ürünüdür" ifadesi kullanıldı. Biz, bu yasayla, aslında, TÜBİTAK'ta -maalesef, üzgünüm, söylemek zorundayım- hâlâ devam eden kadrolaşmayı ortadan kaldırmak için bu adımı atıyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, bakınız, Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Marmara Araştırma Merkezi...

Bir vatandaş, herhalde mağdur olmuş, dava açmış; Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu, davalı sıfatıyla yargılanıyor. Hukuk müşaviri -ismini tam vermiyorum- İ.T., soyadı Toğrul. Peki, TÜBİTAK'ın ve bu zatın avukatı kim; o da, C. Toğrul; akraba, baba oğul. (AK Parti sıralarından alkışlar) Şimdi, TÜBİTAK'ta, böylesine iç içe geçmiş, yakın akraba, dost, akraba, komşu o kadar çok örnek var ki, bir tanesini getirdim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Bakan kardeşi genel müdür var...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - İşte, biz, her türlü siyasî mülahazalardan uzak, bu kadrolaşmayı ortadan kaldıracak bir yasal düzenleme yaptık; bu yasal düzenleme yürürlüğe girdiğinde, TÜBİTAK'ta yeni göreve başlayacak olan heyet işte bu siyasî amaçlı uygulamaları ve kadrolaşmayı ortadan kaldırsın diye bu atamalar yapılacaktır.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Bakan kardeşi genel müdürler ayrılacak mı ayrılmayacak mı bu anda?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Siz de gelir, onu söylersiniz, burada.

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - İşinize geldiği gibi örnek vermeyin Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Siz de gelir onu söylersiniz efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Bu iş için başka, bakan kardeşleri için başka mı?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Değerli milletvekili arkadaşlarım, biraz önce konuşmama başlarken, Sayın Cumhurbaşkanımızın geri gönderme tezkeresini herhalde okumuşsunuzdur dedim. Aslında, Sayın Cumhurbaşkanımızın geri gönderme tezkeresi bizim bu yasayla ortaya koymuş olduğumuz gerekçeyi de bir noktada teyit etmektedir.

İsterseniz birkaç cümleyi sizlerle paylaşayım. Mesela, Sayın Cumhurbaşkanımız diyor ki "kurul, toplantı ve karar yetersayısını kaybetmiştir" biz de aynı şeyi söylüyoruz. "Kurulda halen 6 üye kalmıştır ve bu nedenle Bilim Kurulu toplanamaz

29


ve görev yapamaz duruma düşürülmüştür". Sayın Cumhurbaşkanımız da aynı şeyi söylüyor, biz de aynı şeyi söylüyoruz. Zaten bu sebeple bu tasarı hazırlandı, önünüze geldi ve buradan çıktı, işte yeniden görüşüyoruz.

OYA ARASLI (Ankara) - Çözümünüze katılmıyoruz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Peki, niçin geri gönderildi? Sayın Cumhurbaşkanımız diyorlar ki -biraz önce söz alan Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımız da ifade ettiler- bu, hukuk devleti ilkesine aykırıdır, Anayasanın 2 nci maddesinde düzenlenmiş olan hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Ancak, geri gönderme tezkeresinde Sayın Cumhurbaşkanımız diyorlar ki: "Bilim Kurulu Başkanlığına bir kezlik doğrudan Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanınca atama yapılmasıyla; bir başka deyişle, incelenen yasayla getirilen geçici 3 üncü maddenin ikinci fıkra kuralının korunmasıyla çözümlenmesi olanaklıdır." Yani, Sayın Başbakan veya hükümet, bu kanunla Kurul Başkanlığına bir kezlik atama yaparsa bu mümkündür, bu olanaklıdır; bu, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşır demek istiyor.

Şimdi, bir atama, kurul başkanını atamak hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmıyorsa, kurul üyelerini atamanın da aynı durumda olması lazım; yani, başkanı atamak hukuk kurallarına uygunsa, üyelerini atamanın da uygun olması lazım. Dolayısıyla, hukuk kuralında çelişki olmaması gerekir.

Dolayısıyla, şu iki sayfalık geri gönderme gerekçesinin mantığı, aslında, bizim iddialarımızı ve gerekçemizi büyük ölçüde teyit etmektedir. O bakımdan, böyle bir yasanın, değiştirilmeden tekrar görüşülmüş olmasının, geri gönderme tezkeresiyle de çelişmediği kanaatindeyim.

O bakımdan, siz değerli milletvekilleri, Anayasaya ve hukuk devleti anlayışına son derece uygun gördüğüm bu kanunu yeniden kabul ederken, gönül huzuruyla oylarınızı kullanabilirsiniz.

Yeniden, bu kanunun hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Şahsı adına söz isteyen Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Kanunun geneli hakkında, şahsım adına görüşlerimi arz edeceğim.

Öncelikle, benden önce yapılan konuşmaları dinlediğim zaman çok faydalandığımı ifade etmek isterim. Yalnız, ben, olaya, bir senaryo ve sinema gözüyle değil de, bilim adamı gözüyle bakmayı daha uygun buluyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Şunu söylemek istiyorum; öncelikle, TÜBİTAK'ın yapısını bir inceleyelim: TÜBİTAK'ın 12 üyesi var. Bunlardan 4'ü özel veya kamu kesiminde sivrilmiş kişilerden olabilir; ama, diğer 8'i, muhakkak bilim adamı vasfıyla ön plana çıkmış kişiler arasından olmalıdır; bu 8 bilim adamının 4'ünün, TÜBA, yani, Türkiye Bilimler Akademisi üyesi olma zorunluluğu vardır. Türkiye Bilimler Akademisi üyesi olmanın ne kadar zor olduğunu, ben bir önceki konuşmada da sizlere arz etmiştim; ama, belki aklınızda kalmamıştır, yeniden arz edeceğim. Türkiye Bilimler Akademisi üyesi olabilmek için, çok yetenekli, dünya çapında ilim adamı olmanız yetmez; Türkiye Bilimler Akademisinin, yani TÜBA'nın aslî üyelerinden birisinin size yazılı kefil olması lazım "ben bu arkadaşı iyi tanıyorum, bu arkadaş çok iyi ilim adamıdır, ben buna kefilim, bunu üye olarak alalım" demesi lazım. Bu da yeterli değil; 2 üyenin daha "evet, bu, iyi arkadaştır, aramıza gelsin" diyerek yazılı beyanda bulunması lazım, ondan sonra da Türkiye Bilimler Akademisinin genel kurulunda oylanması lazım ve ondan sonra bilim adamı vasfıyla bir bilim kuruluna üye olabileceksiniz. Bunun dünyada herhangi bir örneği varsa, buyurun söyleyin, biz de öğrenelim!

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Sizinki de bilimkurgu gibi oldu.

CEVDET ERDÖL (Devamla) - Şimdi, demek ki, önemli olan, Türkiye Bilimler Akademisinin yapısı ve TÜBİTAK'ın yapısının bundan muhakkak surette etkilenmiş olması; yani, 12 üyenin 4'ünü bu üyelerden almak zorunda.

Haa, niye böyle oldu, niye buraya gelindi; daha önce izah edildi zaten. Mevcut Başkanvekili, şu anda hukuken başkanvekilliği yapmak yetkisinde değildir. Burada çok değerli hukukçularımız konuştular, hukuktan bahsettiler de, mevcut Başkanvekilinin, hukuka göre, bizim mevcut kanuna göre, başkanvekilliği yapamayacağını söylemediler. Mevcut kanundan okuyorum, mesela madde 4'te "Başkanın olmadığı zaman, görevlendireceği bir Bilim Kurulu üyesi Başkanlığa vekâlet eder" deniliyor. Açık "edebilir" denilmiyor "eder" deniliyor. Peki, bu mevcut Başkanvekili Bilim Kurulu üyesi mi; değil. Nasıl vekâlet ediyor?.. Kadrolaşma deniliyor; işte, oradan başlıyor... Öyleyse, bu bir kadrolaşma.

Artı, ben size bir şey daha söyleyeyim: Bu yetkili olmayan Başkanvekili, izne giderken yerine bir başkanvekili daha bırakıyor, o da Bilim Kurulu üyesi değil; 14.8.2003.

Size, 31.10.2003 tarihli yazıdan yine kadrolaşmayla ilgili başka bir şey daha söyleyeyim: "115 sayılı toplantıda, filanca kişinin Temel Bilimler Araştırma Grubu Yürütme Komitesi Sekreteri, filanca kişinin Teknoloji İzleme ve Değerlendirme Başkanı olarak atanması..."

Bakınız, kadrolaşılıyor. Niye itiraz etmiyorsunuz?!

Başka kadrolaşma istiyor musunuz; okuyayım: "Filanca kişinin, İkili ve Çoklu İlişkiler Müdürlüğü kurularak..."

30


Bakınız, müdürlük kuruluyor, yetkisi olmayan bir başkanvekili müdürlük kuruyor ve bu müdürlüğe müdür atıyor. Neredesiniz?! Hukuka saygılı olanların, lütfen, bunları değerlendirmesini bekliyorum ve cevabını da sizlerden bekliyorum. Bir bilim adamı vasfıyla konuşuyorum; tekrar ediyorum, siyasetçi mantığıyla olaya bakmıyorum.

Bakınız, malî konularını daha önce söylemiştim. 160 trilyonluk bir bütçenin yüzde 34'ü ancak yatırımlara ayrılıyor -onun da ne olduğu belli değil, araştırılması gerekir- yüzde 38'i personel gideri, yüzde 15'i özel gider, yüzde 15'i diğer cari giderler.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) - Yıllardır Sayıştay incelemiyor mu hesapları?

CEVDET ERDÖL (Devamla) - Efendim, bilmediğiniz bir konu var; Sayıştayın denetimine tabi değildir; onun davasını veriyoruz; evet. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu Kurum, TÜBİTAK, kanun gereği, ne Meclisin ne de Sayıştayın denetimine tabidir.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) - Murakıplar Kurulu incelemiyor mu?

CEVDET ERDÖL (Devamla) - Şu andaki mevcut durumda, Sayın Başbakanımız 6 üyeyi atadı farz edelim; zannediliyor ki, gidip AK Partinin il teşkilatından, ilçe teşkilatından üye atayacak; yok arkadaşlar. (CHP sıralarından gürültüler)

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Sakın bunu söylemeyin. Diğer kadrolaşmaları görüyoruz Hocam. Lütfen...

CEVDET ERDÖL (Devamla) - Efendim, bakınız, kanunu okuyunuz. Mevcut kanunun 4 üncü maddesine göre, bilim adamlarından atanması gerekiyor.

OYA ARASLI (Ankara) - Başkan için hiçbir sınırlama yok.

CEVDET ERDÖL (Devamla) - 6 üyeden, atanacak olan 2'sinin TÜBA üyesi olması zorunlu zaten.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Söylediklerine sen de inanmıyorsun.

CEVDET ERDÖL (Devamla) - Kaldı ki, 1963'te yürürlüğe giren bu kanuna, üç kere kanun hükmünde kararnameyle müdahale edilmiştir; 294, 497 ve 498 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerle, aynı mahiyette müdahale edilmiştir; bir benzerini yapıyoruz.

Sayın Abdulkadir Ateş burada yok; ama, olsaydı, ona sorardım; daha önce Bakan sıfatıyla imzaladığı bu kanun hükmünde kararnameleri, hangi gerekçeyle imzaladı? Biz de aynı gerekçeyle yeniden imzalatacağız, yeniden kanun olarak huzurunuza arz ediyoruz.

ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Onların atamalarını beğenmedik, biz atama yapacağız; aynı şey.

CEVDET ERDÖL (Devamla) - Arkadaşlar, bir diğer konu; bakınız, temiz toplum için gayret ediyoruz. Burada, Meclisimizce ve Sayıştayca denetlenemeyen malî konuları... Sayın Bakanım personelindeki kadrolaşmayı sizlere söyledi, ben arz ettim; böyle şaibeleri olan bir kurumu; yani, TÜBİTAK'ı, temiz toplum hareketi içerisine almak istiyorsak, bundan niye gocunuyorsunuz? Bu yapılanlar, tamamen hukuka uygundur, daha önce yapılmış örnekleri vardır; fakat, şunu söylemek istiyorum ki, her şeyin iyiye gitmesinden, her şeyin güzel olmasından -yani, sizleri tenzih ediyorum- rahatsızlık duyan bazıları vardır; çok rahatsız oluyorlar, işler iyiye gittikçe rahatsız oluyorlar.

Diyorlar ki, 3 Kasımdan önce de aynı insanlar vardı, aynı bütçe vardı, daha kıt imkânlarla bu nasıl yapılıyor; üzülüyorlar. Ben diyorum ki, taşlar yerine oturuyor, onun için işler iyiye gidiyor.

Aynı kelimeleri kullanarak değişik şeyleri ifade edebilirsiniz. Bakınız "kocakarı" derseniz, 1 kişi anlaşılır; ama "karı koca" derseniz, 2 kişi anlaşılır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bakınız "Başbakan gibi adam" derseniz başka bir şey anlaşılır "adam gibi Başbakan" derseniz Başbakanımız anlaşılır. (AK Parti sıralarından alkışlar) İşte, Türkiye, adam gibi Başbakan tarafından yönetildiği için böyle iyiye gidiyor; buna, siz de şahitsiniz, biz de şahidiz.

Hepinizi, bu duygularla selamlıyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Erdöl.

Başka söz talebi?.. Yok.

Kanunun tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkanım, İçtüzüğün 146 ncı maddesine göre, oylamada, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN - Arayacağım Sayın Anadol.

Kanunun maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

Kâtip Üyeler arasında tenakuz bulunduğundan, oylamayı elektronik cihazla yapacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Sisteme giremeyen sayın milletvekillerinin pusula göndermelerini rica ediyorum.

3 dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı vardır; maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

31


Birleşime 15 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 18.00

32


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 18.15

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)

BAŞKAN - 26 ncı Birleşimin İkinci Oturumunu açıyorum.

Kanunun müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

3. - Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında 12.11.2003 tarihli ve 5001 sayılı Kanun ile Anayasanın 89 uncu maddesi gereğince Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/704) (S. Sayısı : 298) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Kanunun 1 inci maddesini okutuyorum:

TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNA BİR GEÇİCİ MADDE EKLENMESİ HAKKINDA KANUN

MADDE 1. - 17.7.1963 tarihli ve 278 sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 3. - Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte boş bulunan Bilim Kurulu üyeliklerine, 4 üncü maddede belirtilen niteliklere uygun kişiler arasından, 4 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen oranlar çerçevesinde bir defaya mahsus olmak üzere Başbakan tarafından atama yapılır.

Başkan bir defaya mahsus olmak üzere Başbakanın teklifi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından atanır.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Mustafa Gazalcı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, tümünüzü saygıyla selamlıyorum.

12 Kasım 2003 tarihinde görüştüğümüz TÜBİTAK Yasasını, aradan bir ay bile geçmeden, Cumhurbaşkanının geri göndermesi üzerine, yeniden görüşüyoruz; ancak, AKP sözcüsü arkadaşım, Sayın Bakan ve kişisel görüşünü bildiren AKP'li arkadaşım, geçen, buradaki görüştüklerimizin hemen hemen aynısını yineledi; benim oğlum bina okur, döner döner yine okur!..

Değerli arkadaşlar, burada yanıtlanmış, çürütülmüş, kamuoyunda birçok kez yanıtı verilmiş konuları çarpıtarak buraya getirip bir iz bırakmak yanlış. Örneğin, burada olmayan bir kişinin... Bir yargı kararı olmadığı halde, sanki, fazla bir ödeme yapılmış, bir usulsüzlük varmış izlenimi verilerek 38 inci madde buraya getirildi.

Değerli arkadaşlar, bakın, elimde bir belge var. Bu belgeyi şimdi size sunuyorum: Tarihi 18.5.1990. TÜBİTAK'ın bir toplantısı. Altında imzası olanları az sonra okuyacağım. Bu kararda, işte, 38 inci maddeye göre ödeme yapılamayacağı belirtilerek, "ilgili yazıda belirtildiği şekilde" TÜBİTAK'ın, kuruluş yasasına göre, idarî ve malî özerkliğe sahip olması nedeniyle, söz konusu kanun hükmündeki kararnamenin Kurumu bağlamayacağı görüşü benimsendi ve ücretlerin aynen ödenmesine karar verildi" deniyor.

Şimdi, bakın, 1990 yılında Kurumun başkanının adı Prof. Dr. Mehmet Ergin, üyelerinden biri Dr. Hilmi Güler. Kim Sayın Güler; şu anda AKP'de bakan; bu belgenin altında imzası var. Burada bir karar var.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Yanlış karar vermişler.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Yine, Danıştayın kararından sürekli söz ediliyor. Bakın, 1996 yılındaki bir başka belgeden söz edeceğim size. Kurum, aradan bunca zaman geçtikten sonra ilgili Devlet Bakanına "biz bu ödemeleri nasıl yapacağız" diye soruyor. Devlet Bakanının Kuruma yazdığı yazı şöyle "Gerek Danıştayın istişarî görüşünde gerek ibra kurulu raporunda değinilen görüşler saygıyla karşılanmakla birlikte, bu doğrultuda bir uygulamanın, başarılı bilim adamlarının istihdamını önleyeceği ve bu durumun, Kurumun çalışmalarını olumsuz yönde etkileyeceği düşünüldüğünden, Kurum görüşü doğrultusunda işlem yapılmasının; yani, 278 sayılı Yasa hükümlerine uyulmasının uygun görüldüğü bildirilmiştir." Devlet Bakanından bu yazı Kuruma gönderiliyor.

Değerli arkadaşlar, milyonları, milyarları burada telaffuz ederek, sanki büyük bir usulsüzlük, bir ödeme varmış gibi bir izlenim yaratmanın -daha önce söylenildiği halde, sizin kendi Bakanınızın da altında imzası olduğu halde, görüş bildirdiği halde- burada yinelemenin hiçbir anlamı yok.

Yine, değerli arkadaşlar, bir kezlik atama konusunu, AKP'nin sözcüsü arkadaşım söyledi, daha önce de Sayın Bakan dile getirmişti; efendim, CHP yaparsa uygun oluyor da, biz yaptığımız zaman mı uygun olmuyor?!

33


Değerli arkadaşlar, Cumhurbaşkanının geri gönderme yazısında da çok güzel belirtilmiş; 1993'teki atama ile bu kez yetki vereceğimiz Başbakanın yapacağı atama arasında ayırım var. Orada, bir sıfır bilim kuruluna, daha başlangıçta olan bir kurula atama söz konusu, şimdi ise, başkan ve kurul üyeleri atanmıyor, düşürülüyor. Cumhurbaşkanı da söylüyor arkadaşlar; o 5 kişinin atamasında bile, Başbakan bağımsız hareket edemiyor; üniversitelerin ve bakanların göstereceği üyeler arasından atama yapabilecektir diyor. Başlangıçtaki o 5 kişinin ataması bile, özerkliğe gölge düşürmemek için sınırlı.

Şimdi, buraya yine, aynı konu getiriliyor. Denetleme Kurulu raporları... Değerli arkadaşlar, 12 Kasımda da söyledik; önce başkan ataması... Şubatta seçim yapılıyor, mayısta Başbakanlığa gönderiliyor, süre 30 Mayısta dolacak. O arada atama yapılmıyor, deniliyor ki, işte, başkan yok, 6 üye de yok. Süresi içinde atama yapılmamış. Başkan atamasının yapılmaması kararlaştırıldığı zaman, yani, ben bu Kurumu çalışmaz duruma düşüreceğim, karar yetersayısını ortadan kaldıracağım dedikten sonra oraya Denetleme Kurulu üyeleri gönderiliyor. Olabilir, Kurum çalışmasında gerçekten beğenmediğiniz bir konu varsa, bir araştırma önergesi verelim, birlikte TÜBİTAK'ı inceleyelim, daha iyi çalışsın; ama, hayır; zamanında başkan atanmıyor, 6 üye atanmıyor -burada birçok kere söylendi- daha bir ay bile dolmadan, şimdi, Cumhurbaşkanı bize bunu geri gönderiyor.

Peki, Cumhurbaşkanı geri gönderme yazısında ne diyor... Ben, Sayın Bakanımdan özür dilerim; bir cümleyi okuyor -o papa fıkrasında olduğu gibi- işte, Başkanı yoktur, karar sayısı alamaz... "Bakın, Cumhurbaşkanı da bizim gibi düşünüyor" diyor.

Değerli arkadaşlar, buradaki geri gönderme yazısında, Cumhurbaşkanı, çok açık bir biçimde, Türkiye Devleti Anayasasının cumhuriyetin niteliklerini belirten 2 nci maddesine göre, Anayasal bir hukuk devleti olduğumuzu, hukuk devleti ilkesine göre de, hem Anayasaya hem de evrensel hukuk kurallarına uyulması gerektiğini; ama, bu düzenlemenin, hem Anayasaya hem evrensel hukuka hem de kamu hukukuna -yararı bakımından- uymadığını çok açık bir biçimde belirtiyor. Yani, diyor ki, bu düzenleme, Anayasaya ve evrensel hukuk kurallarına aykırıdır. Burada, zaman almamak için, Cumhurbaşkanının yazısını aynen okumuyorum; ama, böyle söylüyor; yani, Cumhurbaşkanı da bizim gibi düşünüyor... Hayır, o, diyor ki, Anayasanın 123 üncü maddesine göre, idarenin bütünlüğü açısından Başbakanın bir vesayet hakkı vardır; ama, o vesayet hakkı, Başbakana o özerk kurumun başkanını ve 6 üyesini atama yetkisi vermez. Bu da burada yazıyor; yani, o vesayet ilişkisinin, tek başına bağımsız bir atama yapamayacağını, Cumhurbaşkanı çok açık biçimde ortaya koymuştur.

Değerli arkadaşlar, görüştüğümüz, kırk yıllık, yönetsel, parasal, bilimsel özerkliğe sahip bir kurum. Türkiye'de böyle kurumlar çok az; katletmeye çalıştığımız şimdi bu. AKP'li arkadaş diyor ki burada "elbette, yeni seçilecekler de birtakım niteliklerle seçilecek." Arkadaşım, biz, şunu tartışıyoruz: Bir seçimi, kurul yaparsa özerklik olur; bir kişi atarsa, özerklik darbe yer. Yani, elbette, Başbakanın atayacağı kişiler de bilim adamlarından olabilir; ama, burada, seçimi kimin yapacağı önemlidir. Cumhurbaşkanı, geri gönderme yazısında çok açık biçimde, bunun kurul tarafından yapılmasını istemiştir. Efendim, işte, başkanını bu sefer gönderin... Cumhurbaşkanı, öyle sanıyorum ki, yazısından anladığım kadarıyla, Kurum, çıkmaz bir duruma sokulmuştur hükümet tarafından atama yapılmadığı için, bir tuzak kurulmuştur Kuruma, o yüzden de, zorunlu olarak, hele bir başkanını atayalım, Kurum çalışmaya başlasın demiştir; yani, hukuka uygunluk açısından bir çıkış yolu aramıştır ve yönetime bunu önermiştir. Şimdi, siz, Cumhurbaşkanının dediğini de yapmıyorsunuz, yani, önerisini de ortaya koymuyorsunuz. Neden; bir virgülünü değiştirirsek eğer, birçok konuda olduğu gibi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Gazalcı, sözlerinizi tamamlayabilir misiniz.

Buyurun.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Peki Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, görüştüğümüz TÜBİTAK Yasası, çok açık Anayasaya, hukuka aykırı bir düzenlemedir ve bilimsel bir kurulu katletmektedir.

Bakın, TÜBİTAK, özgelirleriyle neredeyse giderinin yarısını kendisi karşılamaktadır, üniversitelere, hükümete ve çeşitli kuruluşlara bilim üretmektedir. Böyle bir kuruluşu siyasallaştırmak ve siyasetin oraya karışması, gerçekten, kırk yıllık bu özerk kuruma gölge düşürecektir ve Grup sözcümüzün de söylediği gibi, dönülmez bir yol olacaktır. Yarın, Anayasa Mahkemesinden büyük bir olasılıkla dönecektir. Zamanımız gerçekten yoktur. Sayın Bakan, yasama için ne gerekiyorsa, yapılmalı diyor; ama, halkın dertleri için bir şeyler yapılmalı. Yoksa, bir yasayı, dön dön, bir kere daha yap, Cumhurbaşkanından dönsün, bir daha yap, Anayasa Mahkemesinden dönsün, bir daha yap!.. Onun yerine, işçinin, köylünün, memurun dertlerine gerçekten çözüm bulan birtakım işler yapalım diyoruz. Elbette, yasama yücedir, önemlidir. Yani, ben, AKP sözcüsü arkadaşlarımın, komisyonda da, burada da geçen sefer söylediklerini aynen yinelediklerini görüyorum ve bir inat söz konusu. Cumhurbaşkanının görüşleri dikkate alınmıyor, kamuoyunun görüşleri dikkate alınmıyor. Bir yargı yerine geçilerek, gerekçede söylenmediği halde, mahkeme kararı olmadığı halde birtakım insanlar zan altında bırakılıyor, suç işlemiş izlenimi yaratılıyor. Bunun doğru olmadığı kanısındayım.

Ben, hepinize, tekrar, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gazalcı.

Madde üzerinde başka söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Mehmet Tomanbay; buyurun. (CHP Grubu sıralarından alkışlar)

34


Konuşma süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MEHMET TOMANBAY (Ankara) - Sayın Başkan, Yüce Ulusumuzun değerli vekilleri; Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanunun 2 nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli vekiller, biraz önce, AKP Grubu adına konuşan Değerli Milletvekili Erdöl, bir bilim adamı sıfatıyla burada gerçekleri söylemeye çalıştığını söyledi. Ama, ne yazık ki, ben de, bir bilim adamı sıfatıyla, Sayın Erdöl'ün söylediklerini dinlerken yüzüm kızardı. Bir bilim adamının Türkiye'deki gerçekleri ne kadar başarıyla tersyüz edebildiğini, ne kadar başarıyla gerçekleri gizleyebildiğini Sayın Erdöl'ün konuşmasında çok dikkatle fark ettik ve bir bilim adamı olarak, ben de, ne yazık ki, Türkiye'de bilim adına utanç duydum. AKP Hükümeti iktidara geldiğinden beri, ne yazık ki, Türkiye'de bilimi ayaklar altına alma konusunda elinden gelen her türlü çabayı gösteriyor. Biliyorsunuz, uzun süre, Yüksek Öğretim Kanunuyla, YÖK'le, üniversitelerle uğraşıldı; ama, ne mutlu ki, o çabalar, üniversiteleri ayaklar altına alma çabaları şu ana kadar bir sonuç vermedi; çünkü, çabalar doğru değildi, haklı değildi ve o nedenle hiçbir zaman da başarı kazanamadı.

Şimdi, aynı şey TÜBİTAK'ta da olacak. TÜBİTAK olayında da, AKP Hükümetinin getirdiği tasarıda -daha önceki konuşmalarda da söylediğimiz gibi- hiçbir haklı gerekçe yoktur, hukukî hiçbir haklılık yoktur ve ne kadar, bilim adamı sıfatını kullanarak haklı olduğunuzu belirtmeye çalışırsanız çalışın, bu tasarı da, getirmeye çalıştığınız bu tasarı da, Cumhurbaşkanından döndüğü gibi, bu sefer de Anayasa Mahkemesinden dönecektir ve bilim adamı sıfatıyla söylediğinizi iddia ettiğiniz o gerçeklerin hiçbirinin gerçek olmadığı ortaya çıkacaktır.

Değerli vekiller, tasarı, bir ay önce, bizlerin tüm uyarılarına rağmen, sizlerin oylarıyla, AKP'li milletvekillerinin oylarıyla kabul edilmişti; ama, daha sonra, Sayın Cumhurbaşkanlığı makamı tarafından, bizim eleştirilerimiz haklı görülerek, geri gönderildi.

AYHAN ZEYNEP TEKİN (Adana) - Cumhurbaşkanı da sizden nasıl olsa!..

MEHMET TOMANBAY (Devamla) - Tabiî, bu göndermede önemli olan gerekçedir, gerekçenin ne olduğudur. Sayın Hanımefendi Milletvekilinin söylediği gibi "nasıl olsa sizden" lafları; bunlar çok basit şeyler; gerekçelere bakıp, niye reddedildiğine bakmak lazım.

AYHAN ZEYNEP TEKİN (Adana) - Siz nereden biliyorsunuz da "hanımefendinin söylediği gibi" diyorsunuz. Hiç de basit değil sözlerim!

MEHMET TOMANBAY (Devamla) - Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı -size okuyayım Sayın Hanımefendi- iade gerekçesinde "Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunda toplantı ve karar yetersayısı gözetilmeden, Bilim Kurulunun boş bulunan tüm üyelikleri için Başbakana atama yetkisi veren düzenleme, kurumun özerkliği, kamu yararı ve hukuk devleti ilkesiyle de bağdaşmamaktadır." Önce, bu gerçeği bir defa kafamıza yerleştirmemiz gerek.

Ayrıca, Cumhurbaşkanı "boş bulunan üyeliklerin tümüne siyasal organca atama yapılması, Bilim Kurulunun ulusal ve uluslararası saygınlığına, çalışmalarının ve yayınlarının yansızlığına gölge düşürecektir" diyor. Bunlar, Cumhurbaşkanlığı makamının, bu konu üzerinde, AKP tasarısının üzerinde ortaya attığı ciddî gerekçelerdir. Anlaşılacağı üzere, burada, Cumhurbaşkanlığı, hukuku öne çıkarmaktadır, bu tasarının hukuksal hiçbir gerekçesi olmadığını söylemektedir ve kurumun uluslararası saygınlığına da zarar vereceğini belirtmektedir.

Sayın milletvekilleri, bizlerin yasama olarak en önemli sorumluluklarından birisi, Anayasanın 2 nci maddesinde belirlenen "hukuk devleti" ilkesine uygun davranmaktır, hukukla inatlaşmak değildir; aksine, hukukun egemenliğini üstün kılmaktır, Anayasayla ve ettiğimiz yeminle bize verilen görev budur. Oysa, sizler, bu yasada ısrar ederek, ülkemizde, Anayasaya bağımlılık yeminimizi ayaklar altına almaya çalışmaktasınız ve Anayasada belirtilen "hukukun üstünlüğü" ilkesini, ne yazık ki, tahrip etmeye çalışmaktasınız.

Bu yasada, yine ısrar etmek, sizlerin, bir yıl önce, burada, Anayasaya bağlılık yemini ederken ne denli samimî olmadığınızı da göstermektedir. Eğer, bir yıl önceki yeminlerinizi dikkate alsaydınız, bugün, bu yasayı buraya inatla getirmez, hukuka bu denli karşı gelmezdiniz.

AKP, hukuku işine geldiği zaman kullanmakta, işine gelmediği zaman da ayaklar altına almaktadır. Bakın, daha geçen, dün akşam, Hükümet Sözcüsü Sayın Cemil Çiçek, televizyonlarda yaptığı konuşmasında Uzanlarla ilgili açıklama yaparken "biz, Uzanları yurt dışından getireceğiz. Biz hukuk devletiyiz, hukukun gereğini yapacağız" dedi. Peki, Uzanlarda hukukun gereğini yapmaya çalışıyorsunuz da, Türkiye'de, Türkiye'nin yüzakı bir kuruluşu, ne diye hukuku ayaklar altına alarak, huzursuz etmeye, hukuku ayaklar altına alarak yerle bir etmeye çalışıyorsunuz?!

Bakın, hukuka hiçbir şekilde saygı göstermediğinizin bir başka çok canlı örneğini de hemen söyleyeyim. Daha geçen gün 24 Kasım Öğretmenler Gününde, bir yerlerden bir şeyi kaçırır gibi, dört yıl önce Danıştayın iptal ettiği bir Kur'an kursu yönetmeliğini, Anayasa Mahkemesinin reddettiği bir Kur'an kursu yönetmeliğini yeniden gündeme getirmeye çalıştınız; bu mu hukuka saygınlık, bu mu hukukun üstünlüğünü Türkiye'de egemen kılmaya çalışmak?!

Biz çıktık, bunları söylemeye başladık, yanlış yapıyorsunuz, hukukî değilsiniz dedik, üç gün sonra yönetmeliği geri çektiniz; yani, bütün bunlar gözönündeyken, burada, hâlâ, çıkıp da, bilim adamı sıfatıyla "biz hukuku egemen kılıyoruz, biz Türkiye'de

35


hukuka, doğru, uygun işler yapıyoruz" demek ne denli doğrudur; bu yaptıklarınız, hem sizlerin vicdanınıza bırakıyorum hem televizyonları karşısında bizleri seyreden milyonlarca vatandaşımızın vicdanına bırakıyorum.

Değerli AKP'liler, bakın, ben, geçen defa, TÜBİTAK yasa tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına yaptığım konuşmamın bitiminde sizleri uyarmaya çalışmıştım. Bu çoğunluğunuzun her şeyi yapmaya yetmeyeceğini ya da yeter gibi görünmesine kanmamanızı istemiş ve sözlerimi bitirirken de "padişahım, senden büyük Allah var" sözünü anımsatmıştım; ama, bunu söylerken, ne türlü bir mesaj vermek istediğimi hiç dikkate almamıştınız ya anlamamıştınız ya da anlamak istememiştiniz; benim bu sözümü, dalga geçercesine alkışlayıp, hafife almıştınız; ama, bakın, o gün yaptığımız uyarıdan üç dört gün sonra -bu yönetim anlayışınızla, buradaki çoğunluğunuzun, Türkiye'nin istikrarını ve huzurunu korumaya hiç de katkısının olmadığı ortaya çıktı- ne yazık ki, 60 vatandaşımızı canından eden, 1 000'e yakın vatandaşımızı yaralayan terör bombaları AKP'nin başında patladı, Türkiye'nin canını yaktı. (AK Parti sıralarından gürültüler)

SUAT KILIÇ (Samsun) - Yazıklar olsun sana.

BURHAN KILIÇ (Antalya) - Ayıp be... Yazıklar olsun sana... Hep tahrik ediyorsun.

MEHMET TOMANBAY (Devamla) - Bakın, hiç lafımı kesmeyin... Hiç lafımı kesmeyin...

Yazıktır... Sizler, bu çoğunluğunuzla, Türkiye'nin huzurunu, Türkiye'nin istikrarını sağlayacak yasaları getirin buraya; bu çoğunluğunuzla, Türkiye'nin gerçek sorunlarına çözüm getirecek yasa tasarılarını getirin buraya.

BURHAN KILIÇ (Antalya) - Yine tetikliyorsun; tetikçisin sen.

AHMET IŞIK (Konya) - Ne alakası var?

MEHMET TOMANBAY (Devamla) - Demin, Değerli Arkadaşım Berhan Şimşek'in de dediği gibi, kalkıp da, emniyetteki bilinci yok ederek, emniyetteki kadrolaşmalarınızla, Türkiye'nin güvenliğini sağlayan kadroları saf dışı edip, Türkiye'nin başında bombaların patlamasına neden olurken, şimdi de kalkıp, Türkiye'nin en huzurlu kurumu olan TÜBİTAK'ı istikrarsızlaştırmaya başlıyorsunuz ve -ileride- yarın öbür gün de bunun hesabını maalesef, veremezsiniz.

RECEP KORAL (İstanbul) - Anlaşıldı, teröristlerle berabersin sen!..

MEHMET TOMANBAY (Devamla) - Değerli AKP'li milletvekilleri, bakın, çok önemli bir noktayı vurgulamak istiyorum. (AKP sıralarından gürültüler)

Tabiî, herhalde, yarası olan gocunuyor, yaranıza dokununca sesler çıkıyor böyle; biliyorsunuz "yarası olan gocunur" derler; lütfen dinleyin.

Bakın, TÜBİTAK, daha önce de söyledim, Millî Savunma Bakanlığı ve Genelkurmayla Türkiye'nin ulusal güvenliğini geliştirmeye, güçlendirmeye çalışan çok ciddî projeleri gerçekleştirmektedir. Bu projeler, çok önemli, bir anlamda gizli; ama Türkiye'nin ulusal güvenliğini güçlendirmek için gerçekleştirilen projelerdir. Bu konuyu hiç dikkate almadan, 5-6 kişinin sizin mutfağınızda düzenleyip karşınıza getirdiği bu tasarıyı burada Grup ruhuyla desteklemeye çalışırken, acaba, buradaki yaratacağınız kadrolaşmanın beş yıl sonra, on yıl sonra Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehlikeye düşürebileceğini hiç düşünüyor musunuz?!

FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - Bilmiyoruz...

MEHMET TOMANBAY (Devamla) - Bilmiyorsunuz işte, bilmeden, böyle konuşuyorsunuz Sayın Hanımefendi.

Bakın, beş yıl sonra ya da on yıl sonra eğer Türkiye'nin ulusal güvenliğinde birtakım gedikler açılırsa, ulusal savunma sanayiinde birtakım gedikler açılırsa, bilin ki, bugün, burada, AKP İktidarının, sizlerin, oylarıyla kabul edilen bu yasa tasarısıyladır.

RESUL TOSUN (Tokat) - Milletin iktidarı, milletin...

MEHMET TOMANBAY (Devamla) - Dolayısıyla, değerli AKP'liler, lütfen, Türkiye'nin huzuruyla uğraşmayalım...

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Öyle bir şey yok.

MEHMET TOMANBAY (Devamla) - Türkiye'nin ulusal güvenliğiyle uğraşmayalım...

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Yok öyle bir şey...

MEHMET TOMANBAY (Devamla) - Türkiye'nin bilimsel, teknolojik güvenliğiyle, gelişimiyle uğraşmayalım.

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Sen, nereden biliyorsun!..

MEHMET TOMANBAY (Devamla) - Hepimiz, Türkiye'nin huzuru için, istikrarı için, bütün diğer ciddî sorunları için...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Tomanbay, toparlar mısınız konuşmanızı.

Buyurun.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Konuya gel!..

MEHMET TOMANBAY (Devamla) - Demin de dediğim gibi yarası olan gocunuyor.

YAHYA BAŞ (İstanbul) - Ne alakası var?!

36


MEHMET TOMANBAY (Devamla) - Lütfen, dikkatle dinleyiniz.

Bakınız...

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, hakaret ediyor.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen...

AHMET IŞIK (Konya) - "Yarası olan gocunur" diyor; hakaret ediyor.

MEHMET TOMANBAY (Devamla) - Karşı çıkmayın...

K.KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, böyle bir usul var mı? Kürsünün güvenliğini istiyoruz.

AHMET IŞIK (Konya) - Ne alakası var!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, konuşmacıyı lütfen dinleyelim. Konuşmacıya cevap olarak, grup başkanları...

K.KEMAL ANADOL (İzmir) - Milletin yüzüne baka baka tahrik ediyorsunuz.

AHMET IŞIK (Konya) - Türkiye'yi en az sizin kadar biz de seviyoruz.

MEHMET TOMANBAY (Devamla) - O zaman, tepki verme, dikkatli dinle, sakin dinle. Yaran yoksa, sakin dinle. Cevap vermeden dinleyin efendim. Cevap vermeyin, dinleyin saygıyla. Saygıyla dinleyin, o zaman, biz de deriz ki, yaranız yok demek ki. Biz de deriz ki, yaranız yok demek ki. Yani, buna niye kızıyorsunuz.

Bakın, değerli AKP milletvekilleri, TÜBİTAK Yasasında, inatla, rejimin temel direkleriyle uğraştığınızı görüyoruz. (AK Parti sıralarından gürültüler)

RESUL TOSUN (Tokat) - Laf mı bu?!

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Rejimle ne alakası var?!

MEHMET TOMANBAY (Devamla) - Dolayısıyla, burada, tekrar -sözlerimi bitiriyorum artık- bu hukukla inatlaşma yasasındaki iddianızdan ve inadınızdan lütfen vazgeçin. (AK Parti sıralarından gürültüler)

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Milletin oyuyla geldik...

RESUL TOSUN (Tokat) - Bilim adamısın sen!..

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Millete kulak ver!

MEHMET TOMANBAY (Devamla) - Biz, bu gerekçelerle, TÜBİTAK Yasasına ret oyu vereceğimizi bildiriyor ve hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tomanbay.

CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Sayın Başkan, şahsıma ve kariyerime bir sataşmada bulunuldu; söz istiyorum.

BAŞKAN - Tutanakları inceleyeceğim Sayın Erdöl.

Şahsı adına, Oya Araslı söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Araslı. (CHP sıralarından alkışlar)

OYA ARASLI (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz maddeyle ilgili değerlendirmeleri dile getirmeden önce, Sayın Bakanımızın biraz önce yapmış olduğu bir açıklamaya değinmek istiyorum. Kendileri dediler ki: "Evet, kör kuruşun da hesabını sorarız; ama, yasama çalışmalarına ne kadar harcama yapılırsa yapılsın, bu çalışmalar buna değer, yasamaya harcanan paranın hesabı tutulmaz." Bir anlamda, baktığınız zaman, büyük bir hakikat payı taşıyan bir söz; ama, ne zaman; eğer, yasama erki yürütmenin arzularına alet edilmek için kullanılmıyorsa; eğer, yasama çalışmaları, yapılan ikazlar doğrultusunda, hataları düzeltmeye yönelik olarak yürütülüyorsa; ama, ısrarla, birtakım hatalar ortaya konuluyorsa, hata olduğu kanıtlanıyorsa, ısrarla, bir işin, yürütme işleminin istenilen biçimde sonuç vermesi için yasamadan yararlanmak şeklinde yapılıyorsa, o zaman, müsaade etsinler, ben, bu yasama çalışması için yapılan harcamayı "israf" olarak adlandırayım ve bunu da, hesabı sorulacak harcamalar kaleminde mütalaa edeyim. Haksız mıyım? Kimse, bu memlekette kolay para kazanmıyor ve bu kolay para kazanmayan insanların çocuklarının rızkı olacak paralar devlete vergi olarak dönüyor ve biz, bu çalışmaları, o gelirlerden alınan vergilerden yapıyoruz. Onun için, lütfetsinler de, harcama olarak, boş yere harcama olarak gördüğümüz şeyleri burada dile getirelim. Eğer, bu, yasama faaliyetiyse bile, bunun için, bu bağlamda yapılan harcamaların, hesabı sorulması gereken harcamalar olduğunu söyleyelim.

Değerli arkadaşlarım, çerçeve 1 inci maddede bir düzenleme yapılmıştır ve bu düzenlemeyle, boşalan üyelikler için atama yapma yetkisi Başbakana verilmiştir ve hangi nitelikteki üyeler arasından bu atamanın yapılacağı, yasa metninde, 278 sayılı Kanuna eklenmesi önerilen geçici madde 3'te gösterilmiştir. Geçici madde 3'ün ikinci fıkrasına baktığımız zaman ise, burada, Kurum Başkanıyla ilgili atamanın nasıl yapılacağına ilişkin düzenlemenin yer aldığı; fakat, bu düzenlemede Kurum Başkanının hangi nitelikleri taşıyan kimseler arasından seçileceğine ilişkin hiçbir belirlemenin yapılmadığı görülmektedir. Bir arkadaşımız, demin "herhangi bir kimse seçilmeyecek ya" demişti. Ne malum? Herhangi bir sınırlama var mı yasada? Kurul üyelikleri için var "yasada gösterilen nitelikleri taşıyanlar arasından" diyor; ama, başkan için bu tür hiçbir belirleme yok. Normal durumda, başkanın hangi

37


nitelikleri taşıyanlar arasından seçileceği kanunun kendisinde gösterilmiş; ama, bir defaya mahsus geçici maddede kurul üyelerinin hangi nitelikleri taşıyanlar arasından seçileceği tekrar gösterilirken, başkan için böyle bir belirleme yapılmamış. Hukuk tekniğinde, bunun anlamı, başkanı seçme bakımından, Başbakanın, nitelikler açısından serbest olduğudur. Bir seçim yapacaktır ve bunu onaylanmak üzere Cumhurbaşkanına iletecektir.

Şimdi, durumun vahametini düşününüz; sizler Başbakana güveniyor olabilirsiniz; ama, başbakanlar kalıcı değildir. Hiçbirimiz, bir saat sonrasının bile bize neler getireceğini bilemiyoruz. Kişiye güvenerek hukuk kuralı yapılmaz.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - YÖK için de aynı şey geçerli!

OYA ARASLI (Devamla) - Bir başbakana, bir kurum başkanını seçme konusunda bu denli geniş yetki bırakmayı -hele, böyle bir kurum için- benim aklım ve mantığım kabul etmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - YÖK için de aynı şeyi söyleyebiliyor musunuz?!

BAŞKAN - Sayın Araslı, konuşmanızı toparlar mısınız.

Buyurun.

OYA ARASLI (Devamla) - Bunun, kişiyle, kişiye güven olayıyla hiçbir ilgisi olmadığını düşünüyorum. Başka kurumlarla karıştırmayınız. Burada...

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - YÖK'le ne farkı var?!

OYA ARASLI (Devamla) - YÖK'le karıştırmayınız, ayrı bir bilim kuruludur burası; başkanının hangi nitelikleri taşıyan kimseler arasından seçilmesinin uygun olacağı, olağan prosedür düzenlenirken ortaya konulmuştur.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - İkisi de bu memleketin kurumu!

OYA ARASLI (Devamla) - Eğer, geçici bir düzenleme için bu düzenlemeden sapılıyorsa, bunun bir anlamı olması gerekir; bu anlamı araştırmak mecburiyetindeyiz. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri olarak, bu anlamı araştırmak mecburiyetindeyiz. Bu görevimizi, bu madde görüşülürken sizlere bir kere daha hatırlatmak istedim. Getirdiği tüm düzenlemelerle özerkliği ortadan kaldıran bu maddeyi kabul etmeyeceğimi, huzurlarınızda bir kere daha ifade etmek istedim.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Aynı şeyi YÖK için de söyle!

OYA ARASLI (Devamla) - Olağanüstü bir durum olabilir; ama, bu duruma çözüm bulmak için mutlaka özerkliği zedeleyecek bir çözüme sığınmak şart değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OYA ARASLI (Devamla) - Benzer durumlarda birtakım çözümler bulunmaktadır. Özerkliği zedelemeden birtakım düzenlemeler yapılmıştır.

Bu hususların dikkate alınacağını umuyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - YÖK'te de var aynı şey!

BAŞKAN -Teşekkür ediyorum Sayın Araslı.

Madde üzerinde başka söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza...

K.KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN - Arayacağım...

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı bulunamamıştır.

Birleşime 10 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 18.50

38


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 19.02

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)

BAŞKAN - 26 ncı Birleşimin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Kanunun müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

3. - Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında 12.11.2003 tarihli ve 5001 sayılı Kanun ile Anayasanın 89 uncu maddesi gereğince Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/704) (S. Sayısı : 298) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Kanunun 2 nci maddesinin oylamasını tekrarlayacağım ve karar yetersayısı arayacağım. Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı vardır; madde kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Madde üzerinde Osmaniye Milletvekili Sayın Necati Uzdil; buyurun.

Konuşma süreniz 5 dakikadır.

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle, tümünüzü, sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, 2 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerde... (AK Parti sıralarından "3 Kasım" sesleri) 3 Kasım, evet, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerde AKP milletten yüzde 35 civarında oy alarak tek başına iktidara geldi. (AK parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar[!]) Bu nedenle, daha önce sizleri kutladık, ben de kutladım; buradan tekrar sizleri kutlamak istiyorum, hatırlatmak istiyorum size. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, lütfen, bir şeye daha dikkat etmenizi istiyorum. Yüzde 35 oy AKP'nindi. (AK Parti sıralarından "AK Parti" sesleri)

AK Parti demem için öncelikle bakanlarımızın, arkadaşlarımızın taahhüdünü yerine getirmesini istiyorum, Ziraat Odaları Yasasındaki değişiklikleri Meclise taşımanızı istiyorum, ondan sonra size AK Parti diyeceğim; söz verdim çünkü.

Değerli arkadaşlarım, zamanım kısıtlı, şunu hemen söylemek istiyorum: Geriye kalan yüzde 75 de bir oy var, AKP'ye verilmemiş bir oy. AKP yüzde 35 oy ile bu memlekette bu devleti yönetmek üzere Meclise gelmiştir. Bu devleti yönetmek için buradasınız ve buraya gelirken de halihazırdaki hukuka dayanarak Mecliste yüzde 65'lere varan çoğunluğu sağladınız.

Değerli arkadaşlarım, unutmayın, bu ülkeyi yöneteceksiniz, bu ülkeyi yönetmek üzere buradasınız; ama, hiçbir zaman bu devletin yapı taşlarını oynatma hakkınız yok. Seksen yıllık bu devletin yapı taşlarıyla oynama hakkını vatandaşlarım size vermedi.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - 27 Nisanı beklerseniz verecekler, biraz sabret.

NECATİ UZDİL (Devamla) - O nedenle, lütfen, bundan sonra biraz daha dikkatli olun.

Burası Türkiye Cumhuriyetinin Büyük Millet Meclisi. Bunu unutmayın lütfen. Onu size hatırlatmak istiyorum.

Bir diğer konu: Ben iyi niyetliyim, sizin gibi değilim; orada oturup, birilerine bakarak el kaldırmıyorum; hazırlıklı da değilim. Duygularımı sizlerle bölüşmek için buraya geldim.

Değerli arkadaşlarım, şöyle bir düşünün; geldik, şuraya oturduk. Yapmayın... Biz muhalefetiz -insan kendi hatasını görmez- siz hükümetsiniz, hükümet! Dikkat edin, devlet değilsiniz; devleti yönetmek üzere hükümet oldunuz. Biz muhalefetiz. Lütfen -kendi hatanızı görmezsiniz- dinleyin. Bizim söylediğimiz yüzde yüz doğru değil. Olabilir; ama, içinde doğruları da olabilir.

TELAT KARAPINAR (Ankara) - Doğruları da eleştiriyorsunuz.

NECATİ UZDİL (Devamla) - Sizleri düşündürmeye çalışıyoruz. Yanlışlarınızı, varsa -varsa diyelim, bize göre var- bir an önce bulmanızı sağlamaya çalışıyoruz. Muhalefet, her seferinde, çıkıp da -muhalefet, adı- sana aferin mi diyecek?!

Oradan fizikî güç gösterisi yapan genç arkadaşıma sesleniyorum: Ben, bilim adamı değilim. Ben, Anadolu'dan, köylerden kasabalardan gelen vatandaşım, milletim; şu anda da milletin vekiliyim. Buraya yürüyerek ne yapmak istiyorsun?! Buranın güzelliğini mi bozmak istiyorsun?! Senin kaba gücünden başka, bir başka yerde kaba güç yok mu zannediyorsun?! (CHP sıralarından alkışlar) Ama, burası kaba güç yeri değil, arkadaşlarım.

AHMET IŞIK (Konya) - Saptırmayın... Saptırmayın...

NECATİ UZDİL (Devamla) - Lütfen, buranın Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu unutmayın diyorum ve tekrar ediyorum; muhalefeti dinleyin.

39


AHMET IŞIK (Konya) - Konuyu saptırmayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Uzdil, konuşmanızı toparlar mısınız.

Buyurun.

NECATİ UZDİL (Devamla) - Teşekkür ediyorum. Bağlıyorum.

Lütfen, muhalefeti dinlemeyi öğrenin. Dinlersek, bir an önce, hatalarımızı, yanlışlarımızı buluruz, bu ülkeyi daha güzelliklere, daha mutlu günlere taşırız diyorum.

Bu duygularla, tümünüzü, yeniden, sevgi ve saygıyla selamlıyorum; güzel günler diliyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Uzdil.

Madde üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kanunun tümü üzerinde, aleyhte söz isteyen Zekeriya Akıncı.

Oyunun rengini belli etmek üzere, buyurun Sayın Akıncı.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhurbaşkanımızın bir kez daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine göndermiş olduğu, görüştüğümüz yasayla ilgili söz almış bulunuyorum; hepinizi, sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Tabiî, bütün bu görüşmeler sırasında, hem komisyonda hem Genel Kurulda yaptığımız tartışmalar gösterdi ki, aslında, AKP Hükümeti, bir büyük ısrar ve inat içerisinde. Bu ısrarın ve inadın altında yatan da, yine, çok belirgin bir biçimde ortaya çıktı ki -gerekçelerini söyleyeceğim- bilimsel özerkliği olan bir kurumu ele geçirebilmek, orada kadrolaşabilmek, kaynaklarını istediği gibi kullanabilmek; kısacası, TÜBİTAK diye tanımladığımız o özerk Kurumu kendi kontrolü altına alabilmek.

Şimdi, Sayın Başbakan Yardımcımızı, Sayın Bakanı dinlerken, doğrusu, insanın içinden "pes vallahi" diyeceği geldi. Sayın Bakan, bir isim benzerliğinden hareketle, bu kadrolaşma tartışmalarına istinaden, TÜBİTAK'ta kadrolaşma değil, kadrolaşma anlayışının önüne geçmek için bu yasal düzenlemeleri yapmak istediklerini söyledi. (AK Parti sıralarından "doğru" sesleri) Sevgili arkadaşlarım da "doğru" diye bağırıyor. Ben, bir an düşündüm; sanki, bir günde 1 041 Millî Eğitim Bakanlığı yöneticisini görevden alan bu hükümet değil; sanki, Talim Terbiye Kurulunda görev yapan, yıllardır görev yapan 160'ı aşkın insanı görevden alan bu hükümet değil; sanki, bir gecede 50'yi aşkın SSK hastanesinin başhekimini görevden alan bu hükümet değil; sanki, belediye hoparlörlerinden, işe girmek isteyen gençlerin AKP teşkilatlarına başvurması çağrısını yapan bu hükümetin yandaşları değil; sanki, Türkiye'deki bütün kurum ve kuruluşları hallaç pamuğu gibi atan bu hükümet değil, kadrolaşan bu hükümet değil! (AK Parti sıralarından "değil" sesleri) Bunun adı, siyaseten, herhalde, pişkinlik olsa gerek.

Sevgili arkadaşlarım, eğer, bir soyadı benzerliğinden ötürü TÜBİTAK'ta kadrolaşma iddiası var ve bunun önüne geçmek istiyorsanız, ben, Sayın Bakanımızdan, burada görev yapan değerli milletvekillerinin ve Kabinede görev yapan değerli bakanlarımızın şu yakınları da nerelerde görev yapıyor, onu da bir açıklamasını bekliyorum. Eğer, oradaki bir soyadı benzerliğinden ötürü yapılmış işlemi, TÜBİTAK'taki kadrolaşma örneği olarak sunup, tatmin olmaya çalışıyorsanız, o zaman, o soyadı benzerlikleri başınıza çok belalar açar; o zaman kadrolaşmanın daniskasını AKP İktidarının bütün kurumlarda yaptığı ortaya çıkar. Eğer cesaretiniz varsa, o akrabalık ve isim benzerliği ilişkilerini, lütfen, hükümette görev yapan değerli bakanlar ya da milletvekili arkadaşlarımız açısından, bu kürsüden, bir de siz okuyun. Bizim çok değerli arkadaşlarımız, defalarca, ellerinde listelerle, bu kadrolaşma gayretlerinin tipik örneklerini sergilediler. Biz bunu, cesareti olduğu inancıyla, Sayın Bakandan da, bir kez daha dinlemek isteriz.

Ayrıca, anlıyorum ki, bazı arkadaşlarımız TÜBİTAK'a, Şırnak'a il millî eğitim müdürü atanması, Gülveren Ortaokuluna müdür atanması ya da öğretmen tayini falan gibi bakıyorlar.

Sevgili arkadaşlarım, üzülerek görüyorum ki, AKP'li arkadaşlar, bir türlü, TÜBİTAK'ın özerk kimliğini anlamamakta ısrar ediyorlar. TÜBİTAK'ın özerk olarak kalması, herhalde, kanlarına dokunuyor, zorlarına gidiyor. Oradaki kadroları istedikleri gibi kullanamamak, kaynakları istedikleri gibi değerlendirememek, herhalde, AKP Hükümetini rahatsız ediyor. Türkiye Cumhuriyetinin özerk kurumlarından rahatsız olmamak lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Akıncı, konuşmanızı toparlar mısınız.

Buyurun.

ZEKERİYA AKINCI (Devamla) - Bakınız, bir hataya düşmeyiniz lütfen. Biraz önce değerlendirme yapan arkadaşlarım, nerede ise, kırk yılı aşkın bir süredir Türkiye'deki bilimsel çalışmalara son derece önemli hizmetler vermiş bilim adamlarını yok farz etmeye, ellerinin tersiyle itmeye, burun kıvırmaya kalkıştılar ve sanıyorlar ki, TÜBİTAK'a Sayın Başbakan bir atama yaparsa bambaşka olacak.

40


Geliniz, kendinizi milat olarak görmekten vazgeçiniz. Türkiye Cumhuriyeti seksen yıldır var, TÜBİTAK da kırk yıldır var. Siz, milat falan değilsiniz; bu alışkanlığınızdan, bu saplantılarınızdan lütfen vazgeçiniz. Aksi halde, bakın, bu gibi konularda olduğu gibi, inat ve ısrarla çalışmalarınızı sürdürüyorsunuz ve zaman zaman sonuç alamıyorsunuz; çünkü, yasaya, Anayasaya aykırı davranıyorsunuz, sonunda da dönüp Cumhurbaşkanını suçlama gereği duyuyorsunuz bazen. Cumhurbaşkanı, sizin Anayasaya aykırı görüş ve yasa tekliflerinize herhalde onay vermeyecektir; bundan doğal ne olabilir; ama, lütfen, bunun arkasına da sığınmayınız; çünkü, geçen iki üç gün içerisinde Cumhurbaşkanlığından yapılan bir açıklamayı da hepimiz okuduk sanıyorum, bu hükümetimizin gönderdiği 180 yasanın sadece 9 tanesini geri gönderdi, 171 tanesini onayladı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEKERİYA AKINCI (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım; oyumun rengini de söyleyeceğim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akıncı.

Buyurun.

ZEKERİYA AKINCI (Devamla) - O yüzden, hükümetlerin çeşitli konularda yanlışlarından dönmesi kötü bir şey değildir, ayıp bir şey değildir. TÜBİTAK'ın bu özerk niteliğini zedeleyecek siyasal girişimlerden ve hamlelerden vazgeçmek AKP'yi de küçültmez. Bu yasa önerisinin geri çekilmesi hepimizin dileğidir; ama, mademki çekilmiyor, AKP İktidarının bu inat ve ısrarı sürüyor, o zaman Anayasaya aykırılığı tartışılmaz.

Kadrolaşma arzusu ve isteğinin çok berrak bir biçimde görüldüğü bu girişim karşısında, ben de oyumun rengini "hayır" olarak vereceğimi belirtiyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akıncı.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.

BAŞKAN - Arayacağım Sayın Anadol.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı vardır, tasarının tümü kabul edilmiştir ve kanunlaşmıştır.

Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun Bazı Hükümlerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları raporlarının müzakeresine başlıyoruz.

4. - Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun Bazı Hükümlerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/703) (S. Sayısı : 299) (X)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Komisyon raporu, 299 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Antalya Milletvekili Sayın Tuncay Ercenk; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA TUNCAY ERCENK (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tümünüzü, Yüce Meclisi, sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.

Tasarıyla ilgili görüşlerimi arz etmeye başlamadan önce, izninizle, iki gün önce dünya kenti Antalyamızda aşırı yağış nedeniyle meydana gelen sel felaketinden dolayı mağdur olan tüm hemşerilerime geçmiş olsun dileklerimi özellikle belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun Bazı Hükümlerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları raporları hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Getirilen tasarıda, gerekçe olarak, 2945 sayılı Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun gizlilik öngören bazı hükümlerinin yürürlükten kaldırılması ve böylece demokratikleşmenin sağlanması ile anılan Anayasa değişiklikleri ve Ulusal Programın gereklerinin yerine getirilmesi öngörülmektedir.

Yine, tasarının 1 inci maddesinde, 2945 sayılı Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun "Atamalar Resmî Gazetede yayımlanmaz" hükmünü ihtiva eden 16 ncı maddesinin son fıkrası ile 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında geçen "gizli olup" ibaresi yürürlükten kaldırılmaktadır.

(X) 299 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Bu tasarı -bizim de katıldığımız gibi- kamu yaşamanın bir kısmında var olan gizliliği ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır ve doğrudur. Çağdaş bir devlet yönetimi anlayışında, demokratik bir devlet anlayışında, demokratik açılımları sağlamakla görevli yönetim anlayışında gizliliğe yer yoktur. Bu tür çağdaş yönetimlerde esas olan şeffaflıktır, açıklıktır, dürüstlüktür. Bu nedenle, tasarıyı olumlu buluyoruz ve şuna inanıyorum ki, demokratik ve çağdaş ülkelerde, çağdaş devlet, gerek vatandaşından gerekse anayasal kuruluşlardan hiçbir şey gizlemez, saklamaz. Bunu yaptığınız anda, zaten, çağdaş olma, çağdaş devlet olma, çağdaş yönetim olma anlayışına ters düşmüş olursunuz. Devlet yönetiminde gizliliğin ortadan kaldırılması, vatandaşın devlet yönetimini denetlemesine yararı olur, vatandaşın devleti denetlemesini öngörür; aynı zamanda, devletin, idarenin, eylem ve işleminin, hukuk

41


denetimi altında olmasını öngörür. Bu açılardan biz de tasarıya olumlu bakıyoruz. Gerçekten, gizlilik kavramı çağdaş ve demokratik bir devlet anlayışına uymaz.

Böylesine çağdaş ve demokratik devlet anlayışına uymayan bir terimin, bir anlayışın, bir düşüncenin kaldırılması, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği içinde dahi olsa, doğru bir yaklaşımdır; ancak, bu tür gizlilik kavramlarının kaldırılması gerekçesi incelendiği zaman, şahsen ben isterdim ki, bu gizlilik kavramının ve yasakların kaldırılması; ayrıca, şeffaflık ve açıklık, Avrupa Birliği Yasalarına uyum nedeniyle, salt bu açıdan gerçekleştirilmesin. Elbette uygundur, elbette Avrupa Birliğiyle uyum halinde yaşayacağız, çalışacağız; elbette çağdaş bir seviyede siyaset yapacağız, devlet yöneteceğiz. Bu açıdan, tasarının gerekçesinin birinci bölümüne katılmamak mümkün değil.

Kamu kurum ve kuruluşlarında açıklık ve şeffaflık, olumsuz olarak görülen gizlilik kavramının giderilmesi suretiyle, yönetilenlerin, yönetenlerin işlem ve faaliyetlerini denetlemesinin sağlanması düşünceleri çerçevesinde ortaya çıkmıştır. Demokratik ülkelerde idarî iş ve işlemler ile düzenleyici işlemlerin vatandaşlar tarafından öğrenilmesi özgürlüğü, temel hak ve hürriyetlerin kullanılması bağlamında, temel haklardan biri olarak kabul edilmektedir. Böylece, özellikle, düzenleyici işlemlerin kamuya duyurulması, vatandaşların devlete karşı duyduğu güvenin üst düzeylere çıkmasını sağlamaktır. Tasarının gerekçesinin birinci paragrafı aynen böyle ve gerçekten doğrudur.

Şimdi, ikinci paragrafına baktığımız zaman da, biraz önce söylediğim, Avrupa Birliği Katılım Ortaklığı Belgesinde düzenlenen gerekçeye uyum sağlamaktan söz edilmektedir. Yani, bunun ötesinde, bu değişikliklerin yapılmasının temelinde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, toplumunun ve insanının bu denli şeffaf ve açık bir anlayışa, bir yönetim anlayışına, bir denetleme anlayışına layık olmadığı gibi bir anlayış ortaya çıkmaktadır. Oysa, biz, uzun yıllardır, Parlamentoda olalım olmayalım, siyaset yaptığımız dönemlerde, sürekli, kamu yönetiminin, devlet yönetiminin açıklık ve şeffaflık içinde sürdürülmesi gerektiğine inanmıştık. Türkiye halkı, Türk vatandaşı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti buna layık bir devlettir, buna layık bir toplumdur.

Bu gerekçeyi okuduğumuz zaman, bize şöyle söyleniyor: Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliği böyle istiyor, onun için yapmak durumundayız. Buna katılmak mümkün değil. Bu, Türk toplumunun da ihtiyacıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devletini yönetmenin de ihtiyacıdır. Böyle bakmak gerekirdi diye düşünüyorum. Gerekçelerin birincil anlamı, birincil anlayışı bu olsaydı, öyle sanıyorum ki, tasarı, bizim açımızdan da, Türkiye Cumhuriyeti açısından da çok önemli bir mesafe kaydedecekti.

Şimdi, Avrupa Birliği uyum yasaları gündeme gelmemiş olsaydı, toplumun şeffaf bir yönetimle yönetilmesi düşünülmeyecek miydi?! Eğer Avrupa Birliği uyum yasaları, uyum tartışmaları gündeme gelmemiş olsaydı, vatandaşın devleti denetleme hakkı olmayacak mıydı?! Acaba, Avrupa Birliği uyum yasaları gündeme gelmemiş olsaydı, hukukun, devleti, idareyi denetleme hakkı, denetleme görevi görüşülmeyecek miydi?! Bu çerçeveden baktığımız zaman, gerekçeyi biraz eksik buluyoruz.

İkinci bir nokta, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununda gizlilik kavramının ortadan kaldırılması. Doğru; fakat, sadece Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunundaki gizlilik kavramını kaldırmakla, o ibareyi oradan çıkarmakla Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve yönetiminin şeffaf ve açık hale geldiğini düşünmek de yanlıştır; çünkü, öyle sanıyorum ki, yasalarımızda veya uygulamalarımızda bu konuda üzerinde çalışılması gereken ve kaldırılması gereken daha çok gizlilik kavramları vardır, gizlilik eylemleri ve işlemleri vardır. Eğer, gerçekten, açık ve şeffaf bir devlet yönetimini talep ediyorsak; eğer, gerçekten, vatandaşın devleti denetlemesini istiyorsak; eğer, gerçekten, hukukun denetlemesini talep ediyorsak, bu konularda mevcut yasalarda ve kurumlardaki değişiklikleri, gizlilik kavramlarını da ortadan kaldırmak gerekir diye düşünüyorum.

Bakın, biz, aylar, önce bu konuda bir noktaya temas ettik. Şimdi, devlet yapısının bir kesiminde gizliliği kaldıralım, bir kesiminde kalsın; Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununda gizlilik ibaresini kaldıralım, ama, Meclis İçtüzüğünde kalsın anlayışının, samimî bir anlayış içinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Örneğin, İçtüzüğümüzün 105 inci maddesinin son fıkrasında bir değişiklik yapılması konusunda talebimiz oldu; gizlilikse, orada da gizlilik. Bu son fıkrada şöyle bir ibare var: "Devlet sırları ile ticarî sırlar, Meclis araştırması kapsamının dışında kalır." e, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunundaki gizlilik kavramını kaldırıyorsanız, İçtüzüğün 105 inci maddesinin son fıkrasındaki bu ibareyi de, bu kavramı da, bu anlayışı da değiştirmek gerekir. Neden değiştirmek gerekir? Ben, devletin, devlette ne sakladığını, ne gizlediğini gerçekten merak ediyorum. "Açık devlet, dürüst devlet, şeffaf devlet, temiz devlet temiz toplum" diyorsak, bunun önündeki engellerin tümünü kaldırmak zorundayız; sadece Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunundaki "gizlilik" ibaresini kaldırmakla bu olmaz, sadece bu ibareyi kaldırmakla şeffaf toplum olmaz, sadece bu ibareyi kaldırmakla açık, temiz toplum olmaz, temiz devlet yönetimi olmaz. Sadece o bölümde denetle, burada denetleme, kalsın demek, bu anlayış çifte standarttır. Burada bir anlaşalım.

Uzun uğraşlardan sonra, bilgi edinme hakkıyla ilgili kanunu çıkardık. Çok güzel bir kanun tabiî, gerçekten hepimizin katıldığı ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun da yürekten desteklediği bir kanun. Acaba işliyor mu?..

HALUK İPEK (Ankara) - Henüz yürürlük tarihi gelmedi.

TUNCAY ERCENK (Devamla) - Onu da bekleriz, bekleriz... Bekleyip, göreceğiz onu da.

TELAT KARAPINAR (Ankara) - Önyargılı olursak, olmuyor...

TUNCAY ERCENK (Devamla) - Vallahi, hep sabrediyoruz, hep sabrediyoruz...

Bunların hepsi tamam. Şimdi, AKP'li arkadaşlarım bana biraz kızacaklar sanıyorum; hiç kızmasınlar. Gizlilik, sadece Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinde değil, İçtüzükte değil; milletvekili dosyalarında da gizlilik var. Dokunulmazlık ile gizlilik

42


kavramları iç içe geçmiş. Dokunulmazlığın olduğu yerde gizlilik vardır; eğer, gizliliği ortadan kaldırmak istiyorsanız, dokunulmazlığı ortadan kaldıracaksınız. Şimdi, ben, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunundaki "gizlilik" ibaresini kaldırarak "Resmî Gazetede yayımlanmaz" kavramını çıkarıyorum. Neden çıkarıyorum; Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinde ne oluyor, ne bitiyor öğrensin vatandaş diye çıkarıyorum. Peki, dokunulmazlığı neden kaldırmak istiyorum; bir milletvekili suç işlemiş mi, işlememiş mi -bakın, çok önemli "suç işlemiş" demiyorum, işlemiş mi, işlememiş mi- beraat mı edecek, mahkûm mu olacak? Ben, bu gizlilik içerisinde, yargılanmadan, bunu nasıl öğreneceğim; bir milletvekili çıkıp yargı önünde yargılanmadan, yargıya hesap vermeden?.. Belki aklanacak. Bunu önlemenin yolu, bunu sağlamanın yolu, o gizliliği sağlayan dokunulmazlığın kaldırılması. Bunu kaldırırsak, tüm kurumlarda gizlilik kalkar. Burada bir anlaşalım. Yani, bunu bir klasik, işte, dokunulmazlık kalksın mesajı içinde söylemiyorum; bu getirilen tasarıyla ilgili, iç içe geçen bir kavram olarak düşünüyorum. Eğer gizlilik olmayacaksa, eğer şeffaflık olacaksa, açıklık olacaksa, çıksın herkes yargının önünde aklansın veya mahkûm olsun, ben bileyim onu; niye bunlar oluyor, ben de öğreneyim, neden bu suç iddia edilmiş. Şimdi, kafalarda bir sürü soru; acaba, bu suçu işlemiş mi, işlememiş mi?..

Bunu nasıl yapacağız, nasıl sağlayacağız; yargılanmayla ancak sağlayacağız. Yargılanma nerede olur, aklanma nerede olur; Meclis komisyonunda aklanma olur mu?! Aklanacaksan, yargıda aklanacaksın. Yani, bir komisyonda aklamayla, bu iş bitti, aman, ben bir şey yapmamışım demek yanlış. Eğer yargıya güveniyorsak, yargının doğru karar vereceğine inanıyorsak... Gerçi, buna aykırı birtakım görüşler var; yargı siyasallaştırılmıştır deniyor. Onun için, dokunulmazlığı kaldırırsak, milletvekillerimiz mahkûm olur şeklinde bir tereddüt de var. Peki, sen, seni buraya gönderen vatandaşı, seçmeni yargıya gönderiyorsun da, güvenmediğin yargıya vatandaşı teslim ediyorsun da, neden kendin teslim olmuyorsun; neden kendin yargıya gitmiyorsun?! Bu, çıktığımız zaman soruluyor. Geçen gün, Anayasa Komisyonunda, Sayın Bulut "vallahi, ben seçim bölgeme gidiyorum, orada bana, hiç kimse, bu dokunulmazlık ne oluyor arkadaş falan diye sormuyor" dedi. Şimdi, ben de seçim bölgeme gidiyorum, ben de gittim ve bana da hiç kimse, şu Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğindeki "gizlilik" ibaresini kaldıracak mısınız diye sormadı; ama, şimdi soruyorum; ama, şimdi kaldırıyorum, bakın; kimse bana bunu sormadı. Yani, birilerinin sorması mı lazım bir şeylerin kalkması için. Bu, Meclisin önündeki en önemli görevdir, en birincil görevdir. Eğer gizliliği ortadan kaldırıyorsak, yasakları ortadan kaldırıyorsak, demokratik, şeffaf, açık bir devlet düzeni düşünüyorsak, çağdaş bir devlet düzeni düşünüyorsak, öncelikle dokunulmazlıkları kaldıracaksınız; bunun temel şartı bu.

Değerli arkadaşlarım, devlet yönetmek, gerçekten kolay iş değil; onu kabul etmek lazım. Biz, AKP Hükümetinin her olumlu işinde, toplum adına, ülke adına, onun çıkarına ne yapıyorsa, yanında oluyoruz; bunu hiç inkâr edemezsiniz, hiç inkâr edemezsiniz!.. Yeter ki, devleti, gerçekten devleti yönetmek için yönetin; yoksa, belirli dünya görüşlerinin belirli noktalara egemen olması için değil. Toplumla inatlaşma olmaz, toplumla çekişme olmaz, toplumda gerginlik yaratılmaz. İktidarın görevi, temsil ettiği toplumun huzurudur, refahıdır; onu ekonomik, siyasal ve toplumsal açıdan, sosyal açıdan belli bir noktaya taşımaktır; onun uygarlık düzeyini, ekonomik düzeyini yükseltmektir. Bunun da yolu nereden geçer biliyor musunuz; toplumu gererek değil, toplumu kucaklayarak, toplumla uzlaşarak. Anayasal kuruluşlarla kavga ederek bir yere varılmaz. Sizin göreviniz bu değil, iktidarın görevi bu değil. İktidarın görevi, huzuru sağlamak; iktidarın görevi, uzlaşmak, kucaklamak, herkese eşit bakmak. "Benim çoğunluğum var" demekle olmaz, "ben bunu getiriyorum; bunu yiyeceksin" demekle olmaz; "muhalefet ne diyor" demekle olur, "bir de onun görüşünü alalım" demekle olur. Bir tasarı getiriyorsunuz; işte "10 000 öğrenci" diyorsunuz, "Kur'an kursları yönetmeliği" diyorsunuz, "tezkere" diyorsunuz, "Kıbrıs" diyorsunuz, çeşitli konularda görüşler geliyor. Ee, peki, toplumun bütün kesimleri bu konuda ne düşünüyor acaba? Bu konuda, böyle, biraz duyarlı, dikkatli, devlet yönetimine uygun, kucaklayıcı, hoşgörülü bir anlayışla yaklaşırsanız, sorunları çözersiniz.

Biz burada bunları söylerken, size karşı "aman efendim bunlarla olmaz" değil, "eğer bunlar olursa çok daha iyi olur" diyoruz. Niye birtakım sorunlar hiç gereği yokken tartışmaya açılıyor; hiç gereği yokken birtakım konular gündeme getiriliyor; toplumun hassas olduğu konularda özellikle gerginliğe yol açacak değiştirmeler, düzenlemeler bu Meclisin önüne getiriliyor; gerek yok. Çoğunluğunuz var. Bu ülke de, size, tam yetkiyi vermiş. Muhalefeti de kucaklayın, toplumu da kucaklayın. İnsanların hassas olduğu konularda dikkatli olun; biz de yardım edelim, ediyoruz. Bakın, gizliliği kaldırın diyorsunuz, kaldırıyoruz. Biz de sizden rica ediyoruz; şu dokunulmazlığı bir kaldırıverin, fazla bir şey yok. Gizliliği kaldıracaksak, böyle olacak.

Değerli arkadaşlarım, iktidarların görevi, uzlaşarak sorunları çözmektir, kucaklayarak sorunları çözmektir. Bakın, iktidar, mevcut sorunu çözecek; bizimle birlikte çözecek, toplumla birlikte çözecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ercenk, konuşmanızı toparlar mısınız.

Buyurun.

TUNCAY ERCENK (Devamla) - Biraz önce belirtmiş olduğum sorunları çözecek olan iktidar, sorunun tarafı olmaz. Sorunun tarafı oldunuz mu, sorunu çözemezsiniz. Sorunu çözmekle görevli ve yetkili olanlar, sorunun tarafı olmaz; sorunu çözer. Yani, biraz önce, Sayın Erdöl, konuşmasında "adam gibi Başbakan" dedi, doğru; "Başbakan gibi adam" dedi, doğru; ama, bu devleti de adam gibi yönetmek lazım.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ercenk.

43


Tasarının tümü üzerinde, AK Parti Grubu adına Adana Milletvekili Ayhan Zeynep Tekin; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AYHAN ZEYNEP TEKİN (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki yasa tasarısı konusunda AK Parti Grubunun görüşlerini Yüce Kurulunuza sunmak üzere huzurunuzda bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Asıl konuya geçmeden önce, CHP'li milletvekili arkadaşlarımdan öğrendiğim kadarıyla, hiç alakasız bazı konulara girmek istiyorum "Başbakana güvenmemek" gibi... Yani, bu, akıl kârı değil; değil Türkiye'nin, dünyanın güvendiği bir lidere, bizim güvenmememiz gibi şanssızlığımız olabilir mi?! Dünyanın güvendiği bir lider diyorum.

Bir de, her çıkan arkadaş, temcit pilavı gibi, dokunulmazlıktan bahsediyor; maddelerin arkasına sığınarak, yürütme maddesinde bile. Oy miktarını her defasında söylememe gerek yok ki, her hafta sonu Adana'ya gidiyorum; ben kulaklarıma mı inanayım size mi inanayım; "helal olsun size, oylarımız helal olsun" diyen vatandaşlara mı güveneyim. Lütfen, bu gerçekleri görelim. Hemşerim, ağabeyim, hocam Sayın Özdil de bizim yöremizde bu lafları çok duyanlardan biridir; bunu çok iyi biliyorum. Hani önceleri derlerdi ya "ellerim kırılsaydı da oy vermeseydim." Şimdi "28 Mart bir gelse de, biz de oylarımızı size versek" diyorlar; biliyor musunuz. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) O müjdeli günü bekliyorlar, CHP'li sayın milletvekili arkadaşlarım.

Hakikaten, hepsi tek tek birbirinden değerli milletvekili arkadaşlarımı ben de çok seviyorum. Nedense, bu kürsünün başına geldiklerinde, çok farklı şeyler söylüyorlar. Lütfen, bunları söylemekten vazgeçelim de, bize "bilgisiz" demekten vazgeçin de; bilgili ve cesur olduğumuz için bizi buraya taşıyan vatandaşlara -bize değil, onlara- hür iradesiyle bizi buraya taşıyanlara hakaret etmekten vazgeçin. Bu kürsüden, özellikle bu konu için, ben, vatandaşlar adına, sizden söz istiyorum.

Ben Adana'ya gittiğimde, diğer bir arkadaşım Samsun'a gittiğinde, diğer bir arkadaşım Gaziantep'e gittiğinde, diğer bir arkadaşım Konya'ya gittiğinde, inanın, hepimizi aynı şekilde kucaklıyorlar "ne zaman geleceksiniz, sizi özledik" diyorlar. Kaldı ki, son zamanlarda, biz, birçok dükkânın vitrininde "buraya milletvekilleri giremez" birçok taksinin üzerinde "milletvekili binemez" yazılarıyla karşılaşmıştık; hamdolsun Rabbimize, bize bugünleri gösterdi.

Gelin, siz de, ülke yönetimi için yola çıkmış bu kardeşlerinizi destekleyin; çünkü, sizler de çok değerli insanlarsınız. Birlik ve beraberlik içerisinde hareket edelim derken, arkasından, hukuku bilmezliğimizi söylüyorsunuz, dokunulmazlığı söylüyorsunuz; yeter artık, bunları birbirimize söylemeyelim. Ben, yeni bir milletvekiliyim, böyle olmak istemiyorum; sizi de böyle görmek istemiyorum. Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, asıl konuya, sizden daha çabuk geliyorum. Görüştüğümüz tasarı, Türk mevzuatının Avrupa Birliği müktesebatına uyumu çerçevesinde çıkarmakta olduğumuz çok sayıda yasadan biridir; fakat, biz, bu tasarıyı, sadece -biraz önce sayın milletvekilimizin de söylediği gibi- Avrupa Birliği müktesebatına uyumun bir gereği olarak değil, aynı zamanda, partimizin devlet anlayışının gereği olarak görüyoruz. Partimizin devlet anlayışı, insan ekseni etrafında şekillenmektedir. Devlet, o devleti oluşturan vatandaşlarına hizmet için vardır.

Gizlilik konusunda ise, AK Partinin görüşü şudur: Kamu güvenliği veya kişinin özel hayatının mahremiyetinin korunması gibi nedenlerle, bazı bilgi ve işlemlerin gizli tutulması, pek tabiî ki gerekebilir. Partimiz, bu gizliliğe uyulmasında azamî itinanın gösterilmesi gerektiğine inanmaktadır ve aldığı önlemler de bu yöndedir. Örneğin, Millî Güvenlik Kurulu Yasasının 19 uncu maddesinde yapılan değişiklik, bu amaçla gerçekleştirilmiştir. Söz konusu 19 uncu madde, hatırladığımız kadarıyla şöyleydi: "Bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzelkişileri, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğine gerekli olan, açık ve her derecede gizli bilgi ve belgeleri, sürekli veya istenildiğinde vermek zorundadırlar." Bu hüküm yürürlükten kaldırılmıştır. Bu sayede, özel hukuk tüzelkişileri açısından Anayasanın 20 nci maddesinde öngörülen özel hayatın gizliliği ve 22 nci maddesinde düzenlenen haberleşme hürriyetinin gereklerine uyum sağlanmıştır; ancak, gizliliğin kapsamını çok geniş tutup olur olmaz her işi kamu güvenliğini ve çıkarını zedeler nitelikte gören yaklaşıma da karşıyız. Devletin vatandaşlarına hizmet yolunda yaptıklarını vatandaştan saklamanın bir mantığı yoktur, bunu sizler de takdir edersiniz. Vatandaş, devletin kendisine hizmet yolunda yaptıklarını bilmeli, onları izleyebilmeli, ödediği verginin doğru yere harcanıp harcanmadığı hakkında kanaat edinmeli ve bu kanaatini yasaların belirlediği çerçeve içinde açıklayabilmelidir. Vatandaşa "senin için en doğru olanı ben bilirim ve ben uygularım" diyen devlet anlayışı, partimizin felsefesine uygun düşmemektedir.

Bugün görüştüğümüz yasa tasarısı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin işlevlerinin yeniden tanımlanması yönündeki çalışmalarımızın devamı niteliğindedir. Hatırlayacağınız üzere, bu alandaki ilk adım, Anayasanın 118 inci maddesi değiştirilmek suretiyle atılmıştı. 2001 yılında yapılan bu değişiklikle, Millî Güvenlik Kurulunun danışma organı niteliği yeniden tanımlanmıştı. Daha sonra, 30 Temmuz 2003 tarihinde yapılan bir yasa değişikliğiyle de, Anayasamızdaki bu değişiklik yasalarımıza yansıtılmıştır. Yani, Millî Güvenlik Kurulunun ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin görevleri ve işleyişi Anayasanın 118 inci maddesiyle uyumlu hale getirilmiştir. Böylelikle, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğine icraî görev ve yetkiler veren hükümler kaldırılmıştır. Şu anda, Genel Sekreterliğin yapısı, görevleri ve işleyişi, Millî Güvenlik Kurulunun Anayasada belirtilen danışma organı niteliğiyle uyumlu hale getirilmiştir. Söz konusu kanunun 15 inci maddesinde yapılan değişiklikle de Millî Güvenlik Kurulu genel sekreterlerinin atanması usulü yeniden düzenlenmiş ve Genel Sekreterlik makamına atamanın Başbakanın teklifi ve Cumhurbaşkanının onayıyla yapılması usulü getirilmiştir. Genelkurmay Başkanının olumlu görüşünün alınması uygulaması ise, bu

44


atamanın Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları arasında yapılması durumuna inhisar ettirilmiştir. Bununla güdülen amaç, yürütme erkinin işlevselliğidir.

Diğer taraftan, kamu kurum ve kuruluşlarında açıklık ve şeffaflık ilkelerinin egemen kılınması, temel hak ve hürriyetlerin kullanılması açısından önem arz etmektedir. Nitekim, demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmaları amacıyla bundan kısa bir süre önce "Bilgi Edinme Kanunu" adıyla bir kanun çıkarılmış olduğunu hatırlayacaksınız.

Bu mülahazalarla hazırlanan ve şu anda önümüzde bulunan tasarıyla, Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun gizlilik öngören bazı hükümlerinin yürürlükten kaldırılması amaçlanmaktadır. Yasa, yürürlük maddeleri dışında tek maddeden oluşmaktadır. Bu maddeyle, Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun 3 ayrı maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

Birinci değişiklik, anılan yasanın 16 ncı maddesinin son fıkrasını yürürlükten kaldırmaktadır. Söz konusu fıkra şöyleydi: "Atamalar Resmî Gazetede yayımlanmaz." Partimiz, bu hükmün demokratik bir toplumda geçerli olması gereken açıklık ilkesine aykırı olduğu görüşündedir ve bu nedenle söz konusu hükmün kaldırılmasını desteklemektedir.

İkinci değişiklik, yasanın 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında geçen "gizli olup" ibaresinin yürürlükten kaldırılmasını öngörmektedir. Bu ibarenin yer aldığı cümlenin tamamı şöyledir: "Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin kadroları gizli olup genel hükümlere göre tespit edilen ekgöstergeleriyle birlikte Genel Sekreterin teklifi ve Başbakanın onayıyla ihdas edilir veya kaldırılır." Yapılan değişiklikle, Millî Güvenlik Kurulu kadrolarının gizli kadrolar olma niteliği ortadan kaldırılmış olmaktadır.

Üçüncü değişiklik, Yasanın 21 inci maddesindeki "<> gizlilik dereceli" ibaresinin yürürlükten kaldırılmasını öngörmektedir. Bu ibarenin yer aldığı cümlenin tamamı da şöyledir: "Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin esaslar <> gizlilik dereceli bir yönetmelikle düzenlenir." Yapılan değişiklikle, yönetmeliğin <> gizlilik derecesinde olması kuralı kaldırılmış olmaktadır.

Bu maddelerde ele alınan işlemlerin kamuoyundan gizli tutulmasının gerekliliği olmadığı kanısında olduğumuz için bu değişiklikleri de destekliyoruz.

Yaptığımız Anayasa ve yasa değişiklikleriyle, bir yandan, Türk toplumu daha açık ve az yasakçı bir toplum olma yolunda bir merhale daha katetmiş olmakta; öte yandan da, Avrupa Birliği müktesebatına uyum amacıyla hazırlamış olduğumuz Ulusal Programımızın gereklerinin yerine getirilmesini öngörmektedir. Bu amaçla sevk edilmiş olan bu yasa tasarısına AK Parti Grubu olumlu oy verecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha iyi günlerde, daha iyi yasalarda buluşmak dileğiyle, hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tekin.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN - Arayacağım Sayın Anadol.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Tasarının maddelerine geçilmesini kabul edenler...

Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur.

Birleşime saat 20.20'ye kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati : 19.52

45


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 20.20

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)

BAŞKAN - 26 ncı Birleşimin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

299 sıra sayılı Kanun tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

4. - Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun Bazı Hükümlerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/703) (S. Sayısı : 299) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Tasarının maddelerine geçilmesinin oylamasını tekrarlayacağım ve karar yetersayısı arayacağım.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı vardır, tasarının maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

MİLLÎ GÜVENLİK KURULU VE MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ KANUNUNUN BAZI HÜKÜMLERİNİN YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILMASINA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1. - 9.11.1983 tarihli ve 2945 sayılı Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun 16 ncı maddesinin son fıkrası, 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında geçen "gizli olup", ibaresi ve 21 inci maddesinin birinci fıkrasında geçen <> gizlilik dereceli" ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, bir teşekkür konuşması yapmak istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun Bazı Hükümlerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Tasarısının müzakerisini tamamladık ve bu değişikliği, oylarınızla kabul etmiş oldunuz.

Türkiye'de, yönetilenlerin, yönetenlerin her türlü eylem ve işlemlerinden haberdar olması, şeffaflaşma açısından ve hesap verebilirlik açısından önemli bir adımdır. Tek maddelik de olsa, yapılmış olan bu düzenlemenin, demokratik standartlarımızın yükseltilmesi bakımından ne kadar önemli olduğunun altını çizmek istiyorum. Bu tasarının yasalaşmasına Anamuhalefet Partisi de -Cumhuriyet Halk Partisi- destek vermiştir. Hükümetim adına, her iki Gruba da teşekkür ediyorum.

Ancak, Sayın Ercenk, Grubu adına yapmış olduğu konuşmada "bu yetmez, İçtüzüğün 105 inci maddesinin son fıkrası da kaldırılsın" diye bir temennide bulundular, hatta, bunun kaldırılması konusunda bizim istekli olmadığımız anlamına gelen bir değerlendirme de yaptılar. İçtüzüğün 105 inci maddesinin son fıkrası, ticarî sırlarla ilgili bir fıkradır.

Bizim, AK Parti olarak, İçtüzükte yapmayı düşündüğümüz değişikliklerle ilgili hazırladığımız taslakta, 105 inci maddenin son fıkrasının kaldırılmasıyla ilgili, zaten, bir düzenleme var. Hatta, ben, İçtüzük değişikliğiyle ilgili yapılmış olan çalışmalar içerisinde bizzat yer almış ve Grup Başkanvekilimiz Sayın Kapusuz'a vermiştim, Sayın Kapusuz da Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekillerine vermişti, biz, İçtüzükte, şöyle şöyle değişiklikler istiyoruz diye. Bu konuda, bizim, Parti olarak, herhangi bir

46


duraksamamız söz konusu değildir. Kuşkusuz daha başka adımlar da atılmalıdır. Şu anda, Adalet Bakanlığı "gizlilik" ve "sır" kavramını açıklayan, buna açıklık getiren ve diğer yasalarda da buna benzer gizlilik ihtiva eden birtakım yasakları kaldırıcı bir çalışma yapmaktadır; önümüzdeki günlerde Bakanlar Kuruluna gelecektir, süratle de Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edeceğiz. Böylece, açıklık, şeffaflık ve yöneticilerin hesap verebilirliği açısından, inanıyorum ki, ciddî bir çalışma yapmış ve önemli bir adımı da atmış olacağız.

Şu dönemde, AK Parti İktidarının işbaşında bulunduğu dönemde, şeffaflaşma ve açıklık bakımından ciddî adımlar atılmıştır; bunu yok sayamazsınız. İşte, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Tasarısı burada görüşüldü, yürürlüğe girdi ve vatandaşlarımız, kamunun her türlü tasarrufuyla ilgili belge ve bilgi isteme hakkını elde etti; bazı istisnalar dışında. O bakımdan, biz, mutlaka, Türkiye'de açıklık, şeffaflık açısından üzerimize düşenleri en iyi şekilde yerine getirmenin kararlılığı içerisindeyiz. Bundan sonra, önünüze bu doğrultuda yasalar da gelecektir.

Ancak, çok sık olarak, dokunulmazlık konusu, yani, Anayasanın 83 üncü maddesinde yeni bir düzenleme yapma arzusu özellikle Anamuhalefet Partisi sözcüleri tarafından burada dile getirilmektedir. Evet, 83 üncü madde yeniden gözden geçirilmeli ve düzenlenmelidir, 100 üncü madde de yeniden gözden geçirilmelidir; ancak, geçtiğimiz dönemde -ben, hem 20 nci hem 21 inci Dönemde bu Parlamentoda bulundum- bu Parlamentonun yapmış olduğu en hayırlı çalışmalardan biri Uzlaşma Komisyonunun yapmış olduğu çalışmalardır. Nitekim, 3 Ekim 2001 tarihinde Anayasanın 34 maddesinde değişiklik yapılırken, o komisyonun hazırladığı metin burada esas alınmıştır. Orada, Anayasanın 83 üncü maddesi de vardı ve madde 83'te değişiklik de yapılmıştı. O komisyonda ben de bulunmuştum. Ancak, bu madde, burada, gizli oylamada yeterli oy alamamıştı ve paketten düşmüştü.

Uzlaşma Komisyonunun yeniden kurulması, bu Parlamento döneminde de gündeme geldi. Meclis Başkanvekillerimizden Sayın Alptekin, bu komisyonun başkanı olarak Sayın Meclis Başkanımız tarafından tayin edildi. AK Parti Grubu, bu komisyona temsilcisini gönderdi. Şimdi, biz, Anamuhalefet Partisi olan Cumhuriyet Halk Partisinden, Uzlaşma Komisyonuna bir an önce temsilcisini vermesini bekliyoruz ki, Anayasanın 83 üncü ve 100 üncü maddelerinin de içerisinde bulunduğu bir anayasa değişikliği paketini hazırlayalım ve buraya getirelim. Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarıma istirham ediyorum; bu Uzlaşma Komisyonuna şu ana kadar, benim bildiğim kadarıyla, üye verilmedi; bu üyenizi verin. Burada, Anayasanın, hem 83 üncü hem de 100 üncü maddelerini yeniden gözden geçirelim ve dokunulmazlıkla ilgili konuşmayalım, iş yapalım, bunu da istismar etmeyelim. (AK Parti sıralarından alkışlar) Kaldı ki, bu konu sürekli gündeme geldikçe, bizi dinleyenler, yahu, bu Parlamento, herhalde, suçlularla dolu diye düşünüyor.

HALUK KOÇ (Samsun) - Herhalde biraz öyle...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Yahu, bakın, geçtiğimiz dönemde bu Parlamentoda olup da şimdi olmayan 500 milletvekili var; bana söyler misiniz allahaşkına, kaçı cezaevindedir, kaçı yargılanıyor? Bu Parlamentoya ve milletvekilliği müessesine de, lütfen, bu kadar gölge düşürmeyelim. Siyasî nedenlerle, siyasî gerekçelerle şu Parlamentonun saygınlığına lütfen gölge düşürmeyelim.

Ben sordum; şu anda da, sanıyorum, 106, 107 tane dokunulmazlık dosyası var. Bunların suçları nedir dedim; büyük bir çoğunluğu, seçim suçları; 240 -hukukçu arkadaşlar bilirler, birçoğunuz kamu kuruluşlarında görev yaparak geldiniz- 241, anahtar maddedir, her şeye uyar. O bakımdan, tabiî ki, bunların süratle karma komisyonda görüşülmesi; ya dönem sonuna ertelenir ya dokunulmazlığın kaldırılmasına karar verilir. Bu konuyla ilgili de karma komisyon, üzerine düşeni kuşkusuz yapacaktır; ama, bu konu, istismar edilecek bir konu değildir.

Gelin, 83 üncü maddeyle ilgili, 100 üncü maddeyle ilgili ne varsa... Biz, bu konuda bir çalışma da yaptık. Ben iyi biliyorum ki, grup başkanvekili arkadaşlarımız, 83 üncü maddede, 100 üncü maddede ne değişiklik yapacağımızı kâğıda döktü ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna verdi. Gelin, şu Uzlaşma Komisyonunu yeniden harekete geçirelim ve bu konuda adımlar atalım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bakanım, teşekkür ediyorum.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkanım, Sayın Bakan teşekkür konuşmasını oldukça farklı bir kapsamda yaptı; ben, burada, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna cevap hakkı doğduğunu düşünüyorum.

Takdirlerinize arz ediyorum efendim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Koç. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce, Sayın Başkanın takdirini saygıyla karşıladığımı ifade etmek istiyorum; kendisine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına çok teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanımız, şimdi kabul edilen kanun tasarısıyla ilgili bir teşekkür konuşması yapmak için söz aldılar. Teşekkür konuşmasının kapsamı çok farklı bir boyutta gelişti ve çok farklı noktalara kadar ulaştı.

Ben, ifade etmek istiyorum; Sayın Bakanın sözleri üzerine şunları söyleme ihtiyacı doğmuştur: Değerli arkadaşlarım, bakın, bekleyen 100 küsur sayıdaki dokunulmazlık dosyası, Anayasa ve Adalet Karma Komisyonunun daha önceki toplantısında, açık bir İçtüzük ve Anayasa ihlali yorumu yaptırtabilecek bir şekilde, Sayın Komisyon Başkanı tarafından engellenmiştir.

Bunların içerisindeki suçların -Sayın Bakan haklıdır- bir kısmı seçim yasaklarına uymamak, memur kadrosunda işçi çalıştırmaktır ya da Sayın Sefa Sirmen'le ilgili olarak, deprem sonrasında doğan acil ihtiyaçlarda, İzmit Büyükşehir Belediyesinde birtakım peyzaj ya da yeniden yapılandırma çalışmalarında, suç unsuru olabilecek birtakım noktalardır. Diğer milletvekilleri için de benzer suçlamalar söz konusudur. Bütün bunlar da dahil olmak üzere... Ama, Sayın Bakan, sadece seçim yasaklarına -gün battıktan

47


sonra seçim propagandası yapılması şeklindeki- değinerek, olayı, bence hafifletmek istiyor. Bakın, burada ne gibi suçlar var: Burada zimmet var; burada evrakta tahrifat var; burada, çok farklı boyutlarda kamu suçu olabilecek birtakım suçlamalar var.

Şimdi, bütün bunları görmezden gelin; bütün bunları unutalım, geçelim noktasındalar.

BAŞKAN - Sayın Koç, söz sataşma nedeniyle verilmiştir; toparlarsanız...

HALUK KOÇ (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan, takdirinizi suiistimal etmeyeceğim.

Yalnız, şunu da ifade etmek istiyorum: Bir başka savunma noktanız daha "efendim, Uzlaşma Komisyonu var, Uzlaşma Komisyonuna Cumhuriyet Halk Partisi üye verse de bütün bunları görüşsek..." Bu, çok sığ bir yaklaşım. Neden diyeceksiniz...

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Hakikaten, neden üye vermiyorsunuz?!

HALUK KOÇ (Devamla) - Bakın, çok partinin bulunduğu dönemde, bu parti grupları tarafından, anayasa değişikliklerinin bir uzlaşma zemininde buluşturulması için Uzlaşma Komisyonuna başvurulmuştur; bir İçtüzük hükmü değildir. Nitekim, 169 ve 170 inci maddeleri içeren Orman Kanununda, sizler, allahaşkına, Uzlaşma Komisyonunu topladınız mı; yoksa, direkt, dayatarak mı getirdiniz bu maddeleri?!

Değerli arkadaşlarım, gerçekçi olun. Eğer, samimiyseniz... Biz, bıkmayacağız söylemekten.

Bakın, siz, acil eylem planında, bir yılda kalkacak dediniz; artık, on yıl geçse de kaldıramazsınız bu dokunulmazlıkları. Gerçekler ortada; acil eylem planı, artık, acil mazeret bildirme planına dönüştü. Bunu, takdirlerinize sunuyorum.

Bir Sayın Bakanın, buradaki teşekkür konuşmasını bu şekilde başka bir kapsama çekmesini de yadırgadığımı ifade ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Koç.

Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz.

5. - Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/692) (S.Sayısı: 302) (X)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Komisyon raporu, 302 sıra sayısıyla bastırılıp, dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, AK Parti Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Bülent Gedikli söz istemiştir.

Buyurun Sayın Gedikli. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 20 dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA BÜLENT GEDİKLİ (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısı hakkında, AK Parti Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle vurgulamak istediğim husus, bu tasarının kamu malî yönetimi tarihi açısından ne ifade ettiğidir. Bu tasarı, harcama reformunun ilk ve esaslı ayağını teşkil ediyor. Hepiniz biliyorsunuz, biz, daha önce, Meclis gündemine vergi reformunu almıştık ve vergi reformunu da kamuoyuna üç aşamalı olarak takdim etmiştik. Öncelikle malî milat kaldırılmıştı, arkasından Vergi Barışı Kanunu yürürlüğe girmişti ve akabinde de, vergi reformuyla ilgili olarak, geleceğe dönük birtakım adımlar atmaya başlamıştık ve bunların da önemli bir kısmı tamamlanmıştı. Şimdi, önümüzde, vergi reformuyla ilgili birkaç adım daha var; bunların da ilki, enflasyon muhasebesidir. Bu da, komisyonda görüşüldükten sonra Genel Kurula gelecek.

(X) 302 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Vergi reformuyla birlikte harcama reformundan bahsetmemin nedeni, mükelleflerin, vatandaşlarımızın, vermiş oldukları vergilerin öncelikle nereye sarf edildiği hakkında bilgi sahibi olmak istemesidir. Biliyorsunuz, devlet olarak, biz, vergi topluyoruz. Vergiyi topladıktan sonra, kamu kurumları, bunları bir şekilde kullanıyor, bu kaynakları birtakım yerlere sarf ediyor, bu harcamaları yapıyor. Bu harcamalarla ilgili olarak vermiş oldukları bazı hesaplar var, yapılmış olan bazı denetimler var. Bunların hepsini bir arada, birlikte ele aldığımız zaman, daha önce, yürürlükte olan 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu -Genel Muhasebe Kanunu- adı altında yürütülen, birtakım klasik malî işlemler ve uygulamalar etrafında devam etmekte olan bir bütün söz konusuydu. Şimdi, bu tasarıyla beraber, artık, çok önemli bazı değişiklikler gündeme geliyor. Zaten, onun için, buna, harcama reformunun ilk adımıdır diyoruz.

Buradaki hedeflerden bir tanesi de, bir zihniyet değişimini, kamu hizmetinin yapılmasındaki bir anlayış değişikliğini de gündeme getirebilmektir. Burada yapılmak istenilen iş, sadece, harcamaların sınıflandırılması, kamu kurumları itibariyle nereye sarf edildiğinin belirlenmesi, bunların denetim usulleri değil; burada yapılmak istenilen şey, kamu hizmeti verirken, kamu kurumlarında bir anlayış değişikliğini nasıl oluşturabiliriz, daha kaliteli bir kamu hizmetini nasıl verebiliriz, bu anlayışı oluşturabilecek düzenlemeleri yapmaktır. Bütün bu anlayışı oluşturabilmek için, görüşmekte olduğumuz Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısını gündeme getirmiş bulunuyoruz.

Bu tasarı, komisyona, yani, Plan ve Bütçe Komisyonuna geldi, geneli hakkında görüşmeler yapıldı; fakat, akabinde, altkomisyona sevk edilmesine karar verildi. 7 milletvekili arkadaşımızın oluşturduğu altkomisyon tarafından -ki, başkanlığını da ben

48


yapmıştım- üç günlük, geceli gündüzlü, son derece yoğun bir çalışma daha yürütüldü. Esasen, bu tasarı, daha önce -birkaç yıl boyunca, sürekli olarak gündemdeydi- ele alındı, zaten, belli bir noktaya gelmişti, olgunlaşmıştı; ancak, bu altkomisyon çalışmaları sırasında biraz daha olgun hale getirildi. Orada yapılan çalışmalar dolayısıyla -gerçekten de olağanüstü bir çaba olduğunu söyleyebilirim- iktidarıyla muhalefetiyle, komisyonda görev alan bütün üye arkadaşlarımıza, ben, buradan, teşekkür etmek istiyorum.

1050 sayılı Kanun, 1927 yılında çıkmış bir kanun. Bu kanun, neredeyse, cumhuriyetle yaşıt bir kanun, gerçekte de, son derece iyi dizayn edilmiş bir kanun ve yürürlükte olduğu dönem boyunca da, aslında, ihtiyaçlara cevap verebilmiş bir kanun; ancak, hem dünyada hem Türkiye'de meydana gelen bazı değişiklikler -malî yönetim anlayışındaki değişiklikler, yönetim anlayışındaki değişiklikler- artık, bu kanunla devam edemeyeceğimizi de ortaya koymuştu; dolayısıyla, 1050 sayılı Kanunda bazı eksiklikler, yetersizlikler meydana gelmeye başlamıştı. Ben, bunlardan birkaçına değinmek istiyorum.

Biliyorsunuz, özellikle, beş yıllık plan, yıllık program ve bütçe arasındaki ilişkilerde kopukluklar söz konusuydu; yani, plan hedefleri ile program hedefleri, bütçe hedefleri arasında tutarsızlıklar söz konusu olabiliyordu. Bu, bir yetersizlik teşkil ediyordu, gerekli ve yeterli bir bağ kurulamıyordu.

Bir başka husus; bütçe kapsamları son derece dar bir hale gelmişti, hatta parçalanmış bir bütçe yapısı söz konusu idi. İşte, genel bütçeli kuruluşlar dediğimiz kuruluşlar ayrı, fonlar ayrı, dönersermaye işletmeleri ayrı, bağımsız bütçeli kuruluşlar ayrı, her biri ayrı ayrı ve dağınık bir durumdaydı; dolayısıyla, bu da, bütçenin hazırlanması ve uygulanması bakımından birçok yetersizlikler gösteriyordu.

Yine, orta ve uzun vadeli bir hedef anlayışı söz konusu değildi. Muhasebe ve bütçe kodlamasında yetersizlikler söz konusu idi. Kayıtdışı bütçe işlemleri fazlasıyla söz konusu olmaya başlamıştı. Bunu Sayıştay'ın hazırlamış olduğu raporlarda görmek mümkündü; âdeta bütçe içerisinde yürütülen işlemler yanında, bütçe dışında, kayıtdışı olarak yürütülen birçok işlem de söz konusuydu, ki, bunun miktarları, bazen, bütçenin boyutlarını da bulabiliyordu. Bunlar Sayıştay raporlarında yer alan hususlar.

Yine, bizim göremediğimiz bir şey daha vardı; o da, yapılan işlerin derecesi, gerçekleşme durumu hakkındaki bilgi. Bunu da görme imkânı, bu kanun çerçevesinde söz konusu değildi. Dolayısıyla, bu yetersizliği giderecek tarzda, yeni bir kamu malî yönetimi anlayışının, yeni bir malî yönetim zihniyetinin ortaya mutlaka konulması gerekiyordu. Bu tasarıyla da, aslında, yapılmak istenilen husus budur.

Peki, bu tasarı ne getiriyor, nasıl bir yeni anlayış sağlıyor, kamuda verimliliği artıracak ne gibi hususlar içeriyor; bu konu üzerinde bir miktar durmak istiyorum. Bugüne kadar, kamu yönetiminde, aslında, veri üretiliyordu; ama, bilgi üretilmiyordu; yani, sadece, birtakım istatistiklerin ortaya konulması, bazı verilerin ortaya konulması, bilgi anlamına gelmiyor. Bir kamu hizmetinin, kamu idaresinin mutlaka bilgi de üretmesi gerekiyor, ki, bunu yapabilecek bir anlayış getiriyor bu kanun tasarısı.

Bu kanun tasarısının getirdiği bir başka husus; artık, girdi odaklı değil de, sonuç odaklı bir hizmet anlayışı söz konusu. Burada kastetmek istediğim şey şu: Bugüne kadarki bütçe anlayışında geçerli olan husus şuydu: Biz, kamu idaresine, kamu kurumuna belli bir miktar parayı veriyoruz ödenek adı altında; diyoruz ki, bu 1 trilyon lirayla işte şu şu şu işleri yap. Bu 1 trilyon lirayla da işte şunları şunları alabilirsin, şu kadar personel kullanabilirsin, şu kadar malzeme kullanabilirsin, şu kadar demirbaş kullanabilirsin, şu kadar taşıt alabilirsin... Bütün bunları biz bütçe içerisinde tasnif ediyorduk ve ondan sonra da bu ödenekler dahilinde işlem yapılmış mı yapılmamış mı, sadece bunları inceliyorduk ki, buna uygunluk denetimi deniliyordu. Yani, bir anlamda, sadece, kamu kurumlarının kullanmış oldukları girdileri sorgulayan bir bütçe anlayışı vardı. Şimdi, bu tasarıyla, işte, artık, sadece bununla da yetinilmiyor; bunun üzerine, bu girdilerle birlikte, sen ne ürettin, ortaya nasıl bir kamu hizmeti koydun, ortaya konulan bu kamu hizmetinden vatandaş memnun kaldı mı?.. Bütün bunların sorgulaması da artık yapılıyor. Yani, kamu idaresi olarak size teslim ettiğimiz girdilerle, malzemeyle, taşıtla, personelle nasıl bir hizmet ürettiniz?.. Bütün bunların sorgulamasını yapacak temel bir kanun tasarısı bu.

Bunu somut anlamda şöyle ifade edebilirim: Karayollarını ele alalım örneğin. Karayolları, bu tasarıyla beraber, bundan sonra, artık, hedeflerini ortaya koyacak; diyecek ki, Ben, Türkiye'nin şu bölgelerinde şu türde yollar yapacağım ve şu kadar kilometre yol yapacağım. Bütün bunları, başlangıçta, biraz sonra değineceğim stratejik planlar çerçevesinde ortaya koyacak. Ondan sonra, yıl sonunda bütçe sorgulaması yapılırken, bu kurumların bu hedeflerine ne ölçüde yaklaştıkları, bu hedeflerini ne ölçüde gerçekleştirdikleri de artık Mecliste sorgulama konusu yapılacak. Bu hedefler eğer yeterli ölçüde gerçekleşmemişse, bu hedeflere ulaşılamamışsa, bunun sebepleri araştırılacak.

Tabiî, bir başka husus da şudur: Her zaman hedeflere ulaşmış olmak, aslında, işin neticelendirildiği anlamına gelmiyor. Diyelim ki, o hedeflere ulaşacak ölçüde bir karayolu yapıldı; ancak, o üretilen yollardan vatandaş memnun kalmamışsa, yağan ilk yağmurda bu yollar harap olmuşsa ve birçok tamir ve bakım giderine ihtiyaç duyuyorsa, o zaman o yapılan işten de hiç kimse memnun kalmayacak demektir. Dolayısıyla, bütün bunların sorgulamasının yapılabileceği bir anlayış, sistem gündeme geliyor.

Bu, bir anlamda şudur: Aslında, kamu yönetiminde bilginin, teknolojinin, yönetim anlayışıyla uygulanması demek; çünkü, bundan sonra, artık, kalkınmanın, belki refahın kaynağı olarak bilginin ve verimliliğin artırılması esas hedef olmalı. Yani, bilgi ve verimliliğin artırılmasını, kamu yönetimine bunun uygulanmasını sağlayacak temel bir anlayış söz konusu oluyor.

Bir başka husus da şu: Kamuda, artık, harcanan her kuruşun izi takip edilebilecek. Vatandaş, isterse sonuna kadar -toplanan vergilerden ne kadar para nereye harcanmış, bu nereye gitmiş, yeterli bir şekilde harcanmış mı- bütün bunların izini takip edebilecek ve bu sorgulanabilecek. Bu da, kanun tasarısının getirmiş olduğu temel hususlardan bir tanesidir.

Kanun tasarısındaki bir başka yaklaşımı da bu noktada özetlemek istiyorum; o da esnek yönetim ve sıkı bir kontrol anlayışını getiriyor olması. Yani, artık, bir kamu idaresinde yöneticiler daha esnek yönetim usullerine sahip olacak, parayı teslim aldıktan

49


sonra, ödeneği teslim aldıktan sonra, orada, bunu eski yöntemlere göre daha kolay kullanabilecek; ancak, bunların hesabını da, ilgili kurumlara, ilgili birimlere verecek. Bu amaçla da birtakım müesseseler, yine bu kanun tasarısında oluşturuluyor.

Bu anlamda, kanun tasarısının getirmiş olduğu yepyeni bazı kavramlar var, yepyeni bazı terimler var, bunlardan da biraz bahsetmek istiyorum. Mesela, stratejik yönetim; bugüne kadar pek kullanılmayan, özellikle kamu yönetiminde kullanılmayan terimlerdir. Vizyon, misyon gibi kavramlar, orta vadeli malî program gibi kavramlar... Bunlar, kanun tasarısının getirmiş olduğu yepyeni kavramlardır. Bunların üzerine inşa edilen bir anlayış, bir kamu yönetimi zihniyeti söz konusudur.

Bu kanun tasarısı, temel hedeflerinden birisi olarak malî disiplini amaçlıyor. Bu malî disiplini sağlamak için de, ilk olarak, bütçenin kapsamını genişletiyor. Demin bahsetmiş olduğum bütçelerdeki o dağınıklığı bir anlamda gideriyor ve bunu yaparkende, esas itibariyle -kanuna ekli cetvellerden de görülmesi mümkün- 4 ayrı cetvel düzenlenmesi söz konusu. Bu cetveller de tamamıyla yeni bütçe anlayışına, bütçe sınıflandırmasına uygun bir anlayış. (I) sayılı cetvelde genel yönetim kapsamındaki bütçeler yer alıyor, (II) sayılı cetvelde özel bütçeli kuruluşlar yer alıyor, (III) sayılı cetvelde bağımsız, yani, düzenleyici ve denetleyici kuruluşlar yer alıyor, (IV) sayılı cetvelde de sosyal güvenlik kurumları dediğimiz kurumlar yer alıyor. Böylece, 4 cetvel altında değişik kurumların bütçeleri tasnif edilmiş oluyor. Ancak, bunlardan sosyal güvenlik kurumlarının ve mahallî idarelerin bütçeleri, Meclis tarafından tabiî ki, hazırlanıp yürütülecek bütçeler değil; bunlarla ilgili sadece Yüce Meclisimize bilgi sunulması söz konusu olacak, sadece tahminler sunulacak. İlk 3 cetvelle ilgili bazı düzenlemeler, Mecliste yürütülecek müzakereler söz konusu olacak.

Yine, bu kapsamda birçok dönersermaye işletmesi, birçok fon, da artık genel bütçe kapsamına alınıyor, bunların da tasfiyesi söz konusu. Biliyorsunuz, yıllarca şikâyet edilmiş konulardan birisidir bu da. Bunlar da, artık, belli bir süre içerisinde, belli bir takvim dahilinde tasfiyeye tabi tutuluyor.

Malî disiplini sağlama anlamında, yine, bütçe hazırlık süreci daha etkin hale getiriliyor.Takvim, önceki duruma göre daha öne çekiliyor, hazırlıklar çok daha erken başlayacak artık ve kurumlararası işbirliği ve koordinasyonu sağlama anlamında yeni düzenlemeler yapılıyor. Plan, program ve bütçe arasındaki ilişkiler de burada daha sağlam bir şekilde kuruluyor.

Yine, malî disiplini sağlama anlamında ödeneküstü harcamalar ve kamu zararı durumunda müeyyideler söz konusu olacak. Yani, yıllarca, biliyorsunuz, ödeneküstü harcamalar söz konusu oldu, Mecliste sürekli olarak ekbütçeler gündeme geldi, hatta, tamamlayıcı bütçeler gündeme geldi, hedefler ile gerçekleşmeler arasında çok büyük sapmalar oldu. Bazen, yılbaşında 100 birimlik bir bütçe hazırladık -geçmiş yılları kastediyorum- ama, 140 - 150 birimlik bütçelerle yılı tamamladık. Böyle bir ortamda da, malî disiplin olmadığı bir ortamda da ekonomik istikrar diye bir kavram, herhalde, mümkün değil. Eğer ekonomik istikrarı hedefliyorsak, bu malî disiplini mutlaka sağlamamız gerekiyor.

Yine, malî disiplini sağlayacak şekilde denetim anlayışı, iç ve dışdenetim olmak üzere ikiye ayrılıyor; yani, içdenetim, ilgili kamu idarelerinin kendi denetçileri eliyle malî kontrol sistemlerini oluşturması ve bu sistemi sürekli sorgulamaları anlamına geliyor. Dışdenetimi ise Sayıştay yürütecek. Bunu biz biraz da bağımsız denetim olarak düşünüyoruz; çünkü, o kamu idareleri, yapmış oldukları harcamaların hesabını, bir şekilde, kendilerine bağlı olmayan denetim birimlerine de vermek durumundadır. Bu dışdenetimi de esas itibariyle Sayıştay yürütecektir.

Bu tasarının temel hedeflerinden ikincisi de, kurumların kendi hedeflerini artık bundan sonra belirlemeleri ve harcama önceliklerini tespit etmeleri. Bunu da, aslında, demin bahsettiğim bu yeni kavramlar etrafında izah etmemiz gerekirse, bundan sonra, artık, "orta vadeli malî program", "orta vadeli malî plan" dediğimiz yepyeni düzenlemeler gündeme geliyor. Program, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından, orta vadeli malî plan da -ki, üç yıllık bir süreci içerecek bunlar- Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanacak ve her kurum, her kamu idaresi, bu orta vadeli program çerçevesinde yıllık stratejik planını hazırlayacak, yıllık bütçesini hazırlayacak.

Burada, stratejik plandan kastedilen şey, o kurumların hedeflerini artık somut olarak, performans göstergeleri dediğimiz yöntemlerle belirlemeleri ve bu çerçevede de stratejilerini, o hizmet anlayışını ortaya koymaları, vizyonlarını ve misyonlarını tanımlamaları anlamına geliyor.

Yine, bu kurumların her biri bir ödenek tavanı belirleyecek ve bu ödenek tavanlarının aşılması da mümkün olmayacak; bu çerçevede hizmet üretecek.

Bu tasarının üçüncü bir temel hedefi, harcamaların daha etkin ve verimli yapılmasıdır. Bu amaçla da kamu idarelerine önemli malî yetkiler devrediliyor. Bunlardan birkaç tane örnek vermem gerekirse; mesela, kurumlar, bundan sonra, kendi kurum ödenekleri arasındaki aktarmaları, yüzde 5'le sınırlı olmak üzere kendileri yapabilecekler. Bu, eskiden Maliye Bakanlığının iznine tabiydi; yani, mevcut ödenekleri, yüzde 5'i aşmamak kaydıyla diğer ödeneklerle değiştirme imkânına, aktarma imkânına kavuşuyorlar ki, bu, onlara malî yönetimde bir esneklik sağlayacaktır, hizmeti daha etkin ve verimli üretmelerini sağlayacaktır.

Yine, içkontrol sisteminin kurulması söz konusu olacak ve bir de bu kamu kurumları faaliyet raporları üretecekler; yani, başlangıçta ortaya koymuş oldukları hedefleri ne ölçüde gerçekleştirdiklerini gösteren, eğer gerçekleştirememişlerse bunun niçin böyle olduğunu ortaya koyan bir faaliyet raporu hazırlayacaklar ve bu faaliyet raporları da kamuoyuna ilan edilecek, duyurulacak. Dolayısıyla, burada aslında bir bakıma bütün kamu kurumlarına âdeta bir projektör tutulması söz konusu oluyor. Yani, bunu şöyle de tabir edebiliriz zannediyorum: Bundan sonra artık sadece ormanı görmeyeceğiz, ağaçları da tek tek tanıyacağız, göreceğiz. O kamu idarelerinde ne olduğu çok net bir şekilde görülecek ve orası bir bakıma malî anlamda aydınlatılmış olacak; yani, paralar nereye harcanıyor ve nasıl bir hizmet üretiliyor, görülecek.

Bu tasarının getirmiş olduğu dördüncü bir hedef de şeffaflık ve hesap verme anlayışını sağlıyor olması. Şeffaflık; burada daha önce değişik kanunlar vesilesiyle yapılmış olan tartışmalarda da ortaya çıktı, sürekli olarak açıklıktan ve şeffaflıktan bahsedildi. Esas itibariyle bu tasarı da bu anlayışı ortaya koyan bir yaklaşım sergiliyor. Bu da esas itibariyle yine faaliyet raporlarının

50


kamuoyuna duyurulması, Sayıştay tarafından incelenmesi ve değerlendirilmesi, daha sonra da bir rapora bağlanması şeklinde yürütülecek.

Yine, bu kapsamda olmak üzere malî istatistikler belli aralıklarla düzenli olarak yayımlanacak, sürekli olarak kamuoyunun bu verileri izleme imkânı olacak ve burada, tabiî, birtakım bilgiler özellikle üretilecek.

Yine, devlet borçları ve Hazinenin vermiş olduğu garantiler kapsamlı olarak cetvellerde yer alacak ve Meclis tarafından bunların görülmesi sağlanacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi toparlar mısınız Sayın Gedikli.

Buyurun.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) - Yine, biliyorsunuz, kamu vakıfları ve dernekler tarafından, sürekli olarak -zorunlu olarak aslında- toplanan bağış ve yardımlar söz konusuydu. Artık, bu tasarı, bunları bitiriyor ve hatta, müeyyideler de getiriyor. Bu da çok önemli bir yönüdür bu tasarının. Bundan sonra, zorunlu bir şekilde, kamu hizmetiyle ilişki kurularak bir bağış ve yardım toplanması, artık, söz konusu olmayacak.

Yine "vergi harcamaları" dediğimiz, yani, vergi muafiyet ve istisnalarından kaynaklanan birtakım durumlar var. Biliyorsunuz, vergilerden vazgeçtiğimiz zaman, bunun da bir maliyeti var; yani, bir vergi muafiyetinin, bir vergi istisnasının bize getirmiş olduğu bir yük var; bunu da ortaya koyacak cetveller söz konusu olacak; hatta, bazı teşvik uygulamalarıyla ilgili tafsilatlı, ayrıntılı bilgilerin, yine, bütçeye ekli cetvellerde yer alması sağlanacak. Dolayısıyla, kamu kurumlarında yapılacak bütün harcamalar, vazgeçilen vergi gelirleri, bütünüyle kamuoyu tarafından görülebilecek.

Bu kanun tasarısı, tabiî, Genel Kurulda görüşülüp kabul edildiği takdirde, ikincil mevzuatın hazırlanması söz konusu olacaktır. Bu kanun tasarısından sonra birçok rehberin, bazı kılavuzların, bazı yönetmeliklerin çıkarılması gerekiyor. Bunların da, aslında, çok önemli bir bölümünün altyapısı hazır vaziyette daha önce ilgili kurumların yapmış olduğu çalışmalar sonucunda ve bundan sonra, artık, kamuda, bir anlamda, kaliteye yolculuk başlamış olacak. Yani, bu tasarı, esas itibariyle, kamuda kaliteye yapılan yolculuğun bir arka planı, bir tabanı gibi; bunu böyle değerlendirebiliriz.

Ben, kanun tasarısının geneli hakkında sizlere birtakım bilgiler aktardım. Bu kanun tasarısının büyük bir mutabakatla buradan geçeceğini düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gedikli.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, Trabzon Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 20 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısı hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısı, 1927 yılında çıkarılmış olan ve o yıldan bu yana, yetmişaltı yıldır kamu malî sistemimizi yönetmekte olan, yönetiminin çerçevesini çizmekte olan 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununu yürürlükten kaldırmaktadır. Söz konusu kanun, 1927 yılında çıkmış olmakla birlikte, çok az sayıda değişiklikle bugüne kadar gelmiştir. Dönemi için oldukça ileri bir anlayışı yansıtmakla birlikte, bugün gelmiş olduğumuz noktada, bizim kamu malî yönetim sistemimizin ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak kalmıştır. Kamu malî yönetim sistemimizin bugünkü durumuna baktığımızda şu sorunları görüyoruz:

Türkiye Büyük Millet Meclisi, bütçe hakkını çok dar olarak kullanmaktadır. Halen, sadece genel ve katma bütçe kanunu tasarıları ile bu idarelerin, yani, genel ve katma bütçeli idarelerin kesinhesap kanunu tasarıları Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmektedir. Oysa, gerek bütçeden yardım alan gerekse yardım almasa bile, görmüş olduğu kamu hizmeti itibariyle veya topladığı gelirler veya kullandığı fonlar itibariyle kamu yanı ağırlıklı olan çok fazla sayıda kurum vardır. Bunlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetimi dışında kalmaktadır.

Yine, kamu malî yönetimimiz uyumlu bir bütün halinde değildir. Malî yönetime ilişkin sorumluluklar, çeşitli bakanlıklar ve kurumlar arasında parçalanmıştır, dağılmıştır ve bu nedenle de, bütçenin gerçek sahibi şudur diyebileceğimiz bir birim bulunmamaktadır. Yatırım bütçesini bir başka kurum yönlendirmektedir, cari bütçeyi bir başka kurum yönlendirmektedir. Hatta, bütçenin transfer harcamalarını bile bir başka kurum yönlendirebilmektedir.

Aynı şekilde, saymanlık hizmetleri tek bir bakanlığın yönetimi altında değildir. Bütün saymanlıklar Maliye Bakanlığının yönetimi altındayken, bazı saymanlıklarımız, özellikle Hazine Müsteşarlığındaki saymanlıklarımız Maliye Bakanlığının yönetimi altında değildir.

Harcama öncesi çok katı bir kontrol sistemi vardır. Hakikaten, bıktırıcı denebilecek ölçüde ve kurumların fon arayışına gitmesine neden olabilecek bir harcama öncesi kontrol anlayışı vardır. Fonlar, bu nedenle doğmuştur ve malî disiplinsizliğin nedeni

51


olan bu fonları da, Türkiye, 2000 yılından itibaren yavaş yavaş kaldırmaya başlamıştır. Maliye Bakanlığı ile Sayıştayın harcama öncesi kontrol görevleri çok zaman çakışmaktadır.

Yine, iç malî kontrol sistemi, hukuka uygunluk denetimi yapmaktadır; yani "harcamalar, yasalara uygun mudur, değil midir" bunun denetimini yapmaktadır. Bunun ötesinde yapılması gereken, bu harcamalar karşılığında üretilmesi gereken hizmetler üretilmiş mi, vatandaşın hizmetine sunulmuş mu ve bu hizmetler, gerçekten o kurumun kendisine tahsis edilen ödenekler karşılığında üretilmesi gereken miktarda mı üretilmiştir ve vatandaşlar bu hizmetlerden memnun mudur, mutlu mudur, bunu ölçebilecek, yani, performansı ölçebilecek, değerlendirebilecek bir bütçe sistemi yoktur. Yine, idarî sorumluluklar, açık bir şekilde tanımlanmış değildir.

Kamu malî yönetim sistemimizin daha birçok sorununu saymak mümkün; ancak, temel sorunları ben sizlere bu şekilde özetleyebilirim.

Bu sorunları gidermek amacıyla ve kamu maliyesinde performansa dayalı, performansı ölçebilen bir bütçe sistemini oluşturabilmek amacıyla 57 nci hükümet döneminde bir tasarı hazırlanmış, "harcama reformu" adı altında hazırlanan bu tasarı 2002 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilmiştir; ancak, genel seçimler nedeniyle, anılan tasarının yasalaşma olanağı olmamıştır. 59 uncu hükümet, söz konusu tasarıyı yeni baştan ele alarak, birtakım düzenlemeler ilave etmek ve anılan eski tasarıdaki bazı hükümleri değiştirmek suretiyle, bugün görüşmekte olduğumuz tasarıyı Türkiye Büyük Millet Meclisine getirmiştir.

57 nci hükümetin "harcama reformu" adı altında giriştiği bu proje, bugünkü şekliyle temel bazı konularda çok olumlu düzenlemeler getiriyor olmakla birlikte, gerçekte, reform olma özelliğine maalesef sahip değildir. Biraz önce sözünü ettiğim sorunların bir kısmını çözebiliyor, bir kısmına yeni bir anlayış getirebiliyor; ancak, biraz sonra değineceğim bazı konularda çözüm getirme özelliğinden maalesef yoksun kalmıştır.

Yapılan değişiklikler, daha çok, kamu malî yönetim sistemimizin ihtiyaç duyduğu birtakım düzenlemelerin yapılmasından öte, birtakım kişisel kaygılar veya kurumsal çıkarları gözetme uğruna yapıldığı için, tasarının bazı önemli noktaları maalesef zayıf kalmış, bunlar, kamu malî yönetiminde ileride sorun yaratabilecek nitelikte olmuştur.

Sonuçta, bu tasarı, çok temel bazı konularda olumlu düzenlemeler taşımakla birlikte, bazı konularda da, yaşadığımız sorunları devam ettirecek bir özelliğe sahip olmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunun üç gün süren altkomisyon çalışmasında, tasarıya, gerçekten, Cumhuriyet Halk Partisi olarak son derece olumlu katkılar yapmaya çalıştık. Yine, Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri olarak, bu tasarının reform özelliğine yaklaşabilmesi için, aynen altkomisyon çalışmaları sırasında yapmış olduğumuz katkıyı komisyon çalışmaları sırasında da yapmaktan kaçınmadık; bunları maddelerde hepiniz göreceksiniz.

Bu tasarının olumlu düzenlemeleri nelerdir; birkaç noktasına değinmek istiyorum.

Bir kere, bütçenin kapsamı genişletilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkına uygun olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim alanına girecek harcamaların büyüklüğü artırılmaktadır, bu büyüklük genişletilmektedir; bu, son derece doğru bir yaklaşımdır.

Stratejik planlama ve performansa dayalı bütçeleme sistemine geçilmektedir; bu da son derece olumludur.

Kamuda muhasebe birliği sağlanmaktadır.

Sayıştay denetiminin kapsamı genişletilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkına uygun olarak bütçenin kapsamı genişletilince, doğal olarak, Sayıştayın denetim kapsamı da genişletilmektedir.

Yine, kamu malî yönetiminde saydamlığı sağlayacak temel bazı düzenlemeler yapılmaktadır.

Tasarı, bu olumlu yanları yanında, maalesef, biraz önce genel olarak sözünü ettiğim konularda birtakım eksikliklere, olumsuzluklara sahiptir. Bunları, çok kısaca, sizlerin dikkatlerine sunmak istiyorum.

Tasarı, uluslararası ve Avrupa Birliği uygulamalarına aykırı olarak, fiilen yaratılan yatırım cari bütçe ayırımını resmîleştirmekte, bütçenin sahipliği konusunda önemli riskleri beraberinde getirmekte ve şu ana kadar yatırım cari bütçesinin kopuk olmasının yarattığı malî disiplinsizliği sürdürücü düzenlemeler içermektedir.

Bütçe nakit ve borçlanma yönetiminde bütünselliğin sağlanması için herhangi bir düzenleme öngörülmemektedir.

Kamu malî yönetimi konusundaki yetki dağınıklığı giderilmediğinden, tasarının getirdiği olumlu müesseselerin başarı şansı da düşmektedir.

Taslakla, muhasebe sistemi konusunda ikili yapının devamına izin verilmektedir. Genel bütçeye dahil bütün saymanlıklar Maliye Bakanlığı tarafından yönetilirken, Hazine Müsteşarlığına bağlı 3 saymanlık, yine anılan Müsteşarlığa bağlı kalmaya devam etmektedir. Bu tür bir uygulama hiçbir ülkede bulunmadığı gibi, devlet muhasebe sisteminin yönetiminde bugüne kadar yaşanan uyumsuzluğun sürmesine meydan verilmektedir.

Oluşturulan bütçe ve denetim sistemi, herhangi bir güvence mekanizmasına sahip değildir. Tasarıda, Maliye Bakanına, oluşturulan malî yönetim ve iç kontrol sistemlerini gözetleme sorumluluğu verilirken, bu sorumluluğun yerine getirilmesini sağlayacak gerçekçi araçlara sahip olması önlenmektedir.

52


Tasarıyı Anayasa yönünden değerlendirdiğimizde, şöyle bir durum ortaya çıkmaktadır: Hepinizin bildiği gibi, bütçe gibi çok temel bir yasanın temel kuralları Anayasada düzenlenmiştir. Yine, Anayasamıza göre, genel ve katma bütçeli idarelerin bütçe kanun tasarıları, Türkiye Büyük Millet Meclisine, malî yılın başlamasından belli bir süre önce gönderilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde bunlar görüşülmeye başlanır. Anayasa, genel ve katma bütçeli idarelerin bütçelerinden söz etmektedir; oysa, bu tasarıyla, katma bütçe uygulamasına son verilmektedir, genel bütçenin yanında "özel bütçe" adı altında yeni bir bütçe türü oluşturulmaktadır. Yine, Anayasada sözü edilen "merkezî idare" kavramıyla bağlantılı olmaksızın, uluslararası sınıflamalardan hareketle, genel ve özel bütçe kapsamındaki idarelerle, düzenleyici ve denetleyici kurumların bütçelerinden oluşan bir merkezî yönetim bütçesi oluşturulmaktadır. Anılan bütçe tanımları, bütçe tasnifleri uygundur. Bunlarda, malî yönetim açısından herhangi bir sorun yoktur; ancak, doğru olan, bütçe gibi temel bir yasaya ilişkin düzenlemelerin, bu düzenlemelerdeki değişikliklerin Anayasada yapılmasıdır. Bu temel hükümlerin Anayasada da ifadesini bulması, son derece uygun olacaktır.

Yine, tasarının 5 inci maddesinin (e) bendiyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, bütçe hakkına uygun olarak, kamu yatırım programının proje bazında dağılımını gösteren bir taslağın bütçeyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesi söz konusuydu; ancak, altkomisyon çalışmaları sırasında benimsenen bu hüküm, daha sonra, komisyon çalışmaları sırasında tasarı metninden çıkarıldı. Biz, bu düzenlemeyi de, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkının sapması olarak, bütçe hakkından vazgeçmesi olarak değerlendiriyoruz. Böylesi önemli bir belgenin, kamu yatırım projelerinden oluşan programın, ödenek bazındaki dağılımını gösteren bu programın Türkiye Büyük Millet Meclisine bütçeyle beraber sunulması son derece uygun olacaktır.

Yine, kamu malî yönetim ve kontrol sisteminde, tasarı, üst yöneticilere odaklı bir sorumluluk sistemi geliştirmiştir. Halen, 1050 sayılı Kanuna göre, muhasebe sistemine dayalı bugünkü çerçevede sorumluluk tamamen bakanlara ait bulunmaktadır ve Anayasamızın 112 nci maddesine göre de bakanlar, kendi bakanlıklarındaki bütün işlemlerden dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı siyasî olarak sorumludurlar. Anayasamız böylesi bir sorumluluk anlayışını çizmiştir; ancak, bu tasarı bu anlayıştan bir miktar uzaklaşmıştır. Plan ve Bütçe Komisyonu çalışmaları sırasında üst yöneticilerin sorumluluğu ile siyasîlerin, bakanların sorumluluğunu paralel kılmaya yönelik, daha doğrusu üst yönetici sorumlu olduğu halde bakanın sorumlu olmadığı bazı konuları da tasarıya yansıtmak suretiyle Anayasayla önemli ölçüde paralellik sağlanmaya çalışılmışsa da tam bir paralelliğin olduğunu söylemek mümkün değildir.

Yine tasarıda, biraz önce geneli üzerinde konuşurken sözünü ettiğim bir konu vardı, Maliye Bakanlığına tüm harcama sisteminin genel gözetim sorumluluğu verilirken, Maliye Bakanının veya Maliye Bakanlığının bu sorumluluğu yerine getirecek gerekli araçlara sahip olmadığını söylemiştim.

Tasarının ilgili maddelerinde bu tip düzenlemeler var, bu amaca yönelik bazı düzenlemeler var; ancak, bunların da yeterli olmadığı görülecektir.

Avrupa Birliği, özellikle bu konuda her aday ülkede veya her üye ülkede birtakım şartlar aramaktadır ve artık, yolsuzlukla mücadele ve