Türkiye Büyük
Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 2. Yasama Yılı
26. Birleşim 10/Aralık /2003 Çarşamba
Formun
Üstü
Formun
Altı
Tutanak toplam
97 sayfadır.
DÖNEM : 22 CİLT : 32
YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
26 ncı Birleşim
10 Aralık 2003
Çarşamba
İ Ç İ N D E K İ L E R
Sayfa
I.- GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) OTURUM
BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- TBMM Başkanvekili
Sadık Yakut'un, 10 Aralık 2003, Dünya İnsan Hakları Günü ve İnsan Hakları
Evrensel Beyannamesinin kabul edilişinin 55 inci yıldönümü münasebetiyle
konuşması
B) GÜNDEMDIŞI
KONUŞMALAR
1.- Bursa
Milletvekili Zafer Hıdıroğlu'nun, Dünya İnsan Hakları Gününün 55 inci
yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması
2.- Şanlıurfa
Milletvekili Mehmet Atilla Maraş'ın, Dünya İnsan Hakları Gününün 55 inci
yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması
3.- Kastamonu
Milletvekili Mehmet Yıldırım, Kastamonulu kadınların, yurdumuzun işgalini ve
işgal güçlerinin vahşetini protesto etmek amacıyla 10 Aralık 1919 tarihinde
gerçekleştirdikleri ilk kadın mitinginin, başkaldırı ve direniş hareketinin 84
üncü yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması
C) TEZKERELER VE
ÖNERGELER
1.- Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter'in TBMM'den bir heyeti
KKTC'ye resmî davetine icabet edecek heyete ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/408)
2.- Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın Belçika ve İspanya'ya yaptığı resmî ziyarete katılmaları uygun
görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/409)
D) GENSORU, GENEL
GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1
1.- Samsun
Milletvekili Haluk Koç ve 55 milletvekilinin, Bakanlığı sırasında yapılan
ihalelerde usulsüzlüklerde bulunduğu ve bu ihalelerle ilgili yolsuzluk
iddialarının tahkikini zamanında yaptırmayarak görevini kötüye kullandığı, aynı
zamanda mal varlığında haksız bir artışa sebebiyet verdiği iddiasıyla
Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Koray Aydın hakkında Meclis soruşturması
açılmasına ilişkin önergesi (9/8)
2.- Samsun
Milletvekili Haluk Koç ve 55 milletvekilinin, Karadeniz sahil yolu işlerinin
ihalesinde müteahhit firmaların önceden anlaştıklarının bilinmesine rağmen,
fiyatları ayarlayarak ve rekabete meydan vermeyerek devleti büyük ölçüde zarara
uğrattığı iddiasıyla Bayındırlık ve İskân Eski Bakanı Yaşar Topçu hakkında
Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/9)
3.- İstanbul
Milletvekili Hüseyin Besli ve 55 milletvekilinin, bakanlığı sırasında ihalelere
fesat karıştırma sonucunu doğuran eylemlerde bulunduğu, ihalelerle ilgili
yolsuzluk iddialarına göz yumduğu, gerekli tedbirleri zamanında almadığı ve
gerekli soruşturmaları zamanında yaptırmadığı, böylelikle, görevini kötüye
kullandığı ve mal varlığında haksız bir artışa sebebiyet verdiği iddiasıyla
Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Koray Aydın ile ayrıca, bakanlıkları sırasında
Karayolları Genel Müdürlüğündeki usulsüz keşif artışlarına onay vermek suretiyle
görevlerini kötüye kullandıkları iddiasıyla Bayındırlık ve İskân eski Bakanları
Koray Aydın ve Abdülkadir Akcan haklarında Meclis soruşturması açılmasına
ilişkin önergesi (9/10)
E) ÇEŞİTLİ İŞLER
1.- 2004 Malî Yılı
Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarılarının Genel
Kurulda görüşmeleri üzerinde şahısları adına söz almak isteyen üyelerin söz
kayıt işlemlerine ilişkin Başkanlık duyurusu
IV.- ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU
ÖNERİLERİ
1.- 2004 Malî Yılı
Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarılarının
görüşme gün ve saatleriyle, konuşma sürelerine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
B) SİYASÎ PARTİ GRUBU
ÖNERİLERİ
1.- Genel Kurul
gündemindeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK
Parti Grubu önerisi
V.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)
2.- Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)
3.- Türkiye Bilimsel
ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi
Hakkında 12.11.2003 tarihli ve 5001 sayılı Kanun ile Anayasanın 89 uncu maddesi
gereğince Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve
Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/704) (S. Sayısı: 298)
4.- Millî Güvenlik
Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun Bazı Hükümlerinin
Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve
Anayasa Komisyonları Raporları (1/703) (S. Sayısı: 299)
5.- Kamu Malî
Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/692)
(S.Sayısı: 302)
VI.- SORULAR VE
CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE
CEVAPLARI
1.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur'un, Bağ-Kur iştirakçilerinin prim borçlarına
uygulanan faize ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat
Başesgioğlu'nun cevabı (7/1299)
2.- İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun, SSK'nın iyileştirici sarf malzemeleri için
yaptığı protokollere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat
Başesgioğlu'nun cevabı (7/1379)
3.- Adana
Milletvekili Atillâ Başoğlu'nun, 4207 sayılı Kanunun uygulanmasına ilişkin
sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı (7/1432)
2
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 15.00'te açılarak üç oturum yaptı.
Karaman Milletvekili
Yüksel Çavuşoğlu, Ermenek'te bir maden ocağında meydana gelen grizu patlamasına,
bundan sonrası için alınması gereken emniyet tedbirlerine ve Suriye-Türkiye
Dostluk Grubunun daveti üzerine Suriye'ye yaptıkları resmî ziyarete,
Sivas Milletvekili
Osman Kılıç, tarımsal kalkınmanın önemine, Sıvas İlinin çeşitli sorunları ile,
çiftçiler üzerinde yarattığı olumsuz etkilere ve alınması gereken önlemlere,
İlişkin gündemdışı
birer konuşma yaptılar.
Antalya Milletvekili
Osman Özcan'ın, muz üreticilerinin sorunları ile kaçak muz ticaretinin
üreticiler üzerindeki olumsuz etkilerine ilişkin gündemdışı konuşmasına, Tarım
ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü cevap verdi.
Samsun Milletvekili
Mehmet Kurt ve 20 milletvekilinin, kapkaç olaylarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/151) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündemdeki yerini
alacağı ve öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
İstanbul Milletvekili
Mustafa Ataş'ın, Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonu üyeliğinden çekildiğine
ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter'in TBMM'den bir heyeti
KKTC'ye resmî davetlerine icabet edilmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi kabul
edildi.
Gündemin "Özel
Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının:
1 inci sırasında
bulunan, İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 63 milletvekilinin, bakanlıkları
sırasında ilgili kuruluşların raporlarının gereğinin yapılmasını geciktirerek ve
gerekli tedbirleri zamanında almayarak görevlerini yerine getirmemek suretiyle
Türkiye Halk Bankasının zarara uğramasına sebep oldukları, usulsüz işlemlerin
yapılmasına imkân sağladıkları ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 230 uncu
maddesinin ikinci fıkrasına uyduğu iddiasıyla Devlet eski Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı H. Hüsamettin Özkan ile Devlet eski Bakanı Recep Önal (9/3);
2 nci sırasında
bulunan ve birleştirilerek görüşülen,
İstanbul Milletvekili
Hüseyin Besli ve 63 milletvekilinin, doğalgaz alım anlaşmalarında devlet alım
satımına fesat karıştırdığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 205 inci
maddesine uyduğu iddiasıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı Mustafa Cumhur
Ersümer ile ayrıca bakanlıkları sırasında uyguladıkları yanlış ve usulsüz enerji
politikalarında ilgili kurum ve kuruluşların uyarılarını dikkate almayarak
kamuyu zarara uğrattıkları ve bu suretle görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma
fiillerini işledikleri ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 230 uncu
maddesinin ikinci fıkrasına ve 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla Enerji ve
Tabiî Kaynaklar eski Bakanları Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan (9/4) ile,
Samsun Milletvekili
Haluk Koç ve 55 milletvekilinin, Bakanlığı sırasında enerji ve doğalgaz
anlaşmalarında Türkiye aleyhine anlaşma ve uygulamaların yapılmasına yol açtığı
ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 205 inci maddesine uyduğu iddiasıyla Enerji
ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer ile ayrıca bakanlıkları
sırasında DSİ Genel Müdürlüğünde usulsüz uygulamalara onay verdikleri ve bu
eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 230 ve 366 ncı maddelerine uyduğu iddiasıyla
Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski bakanları Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan
(9/7);
3 üncü sırasında
bulunan ve birleştirilerek görüşülen,
İstanbul Milletvekili
Hüseyin Besli ve 58 milletvekilinin (9/5) ile,
Samsun Milletvekili
Haluk Koç ve 55 milletvekilinin (9/6),
Türkbank ihalesi
sürecinde malın satımında ve değerinde fesat oluşturacak ilişki ve görüşmelere
girdikleri ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 205 inci maddesine uyduğu
iddiasıyla eski Başbakan A. Mesut Yılmaz ve Devlet eski Bakanı Güneş Taner;
Haklarında Anayasanın
100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması
açılmasına ilişkin önergelerinin, öngörüşmelerini müteakiben yapılan gizli
oylamaları sonucunda, kabul edildikleri ve Anayasanın 100 üncü maddesi
gereğince, soruşturmaların, siyasî partilerin güçleri oranında komisyona
verebilecekleri üye sayısının 3 katı olarak gösterecekleri adaylar arasından her
parti için ayrı ayrı ad çekme suretiyle kurulacak 15 kişilik bir komisyon
tarafından yürütüleceği açıklandı.
15 üyeden teşekkül
edecek komisyonların iki aylık çalışma sürelerinin, başkan, başkanvekili, sözcü
ve kâtip üye seçimleri tarihinden başlamak üzere olması, kabul edildi.
10 Aralık 2003
Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 22.20'de son verildi.
Sadık Yakut
Başkanvekili
Ahmet Küçük Mehmet
Daniş
Çanakkale Çanakkale
3
Kâtip Üye Kâtip Üye
4
No. : 42
II. - GELEN KÂĞITLAR
10 Aralık 2003
Çarşamba
Raporlar
1.- Kamu Malî
Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/692)
(S. Sayısı : 302) (Dağıtma tarihi: 10.12.2003) (GÜNDEME)
2.- Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması ve Bankalar Kanununun 14 üncü Maddesinin (3) Numaralı
Fıkrası Hükümlerine İstinaden Bankacılık İşlemleri Yapma ve Mevduat Kabul Etme
İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketi Hakkında Tesis Edilecek
Bazı İşlemler Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/700)
(S. Sayısı: 304) (Dağıtma tarihi : 10.12.2003) (GÜNDEME)
Yazılı Soru
Önergeleri
1.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin'in, süresiz vekil imamlık sınavına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/1610) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.12.2003)
2.- İzmir
Milletvekili K. Kemal Anadol'un, 58 ve 59 uncu Hükümet dönemlerinde bazı
köktendinci terör örgütlerine düzenlenen operasyonlara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/1611) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.12.2003)
3.- Trabzon
Milletvekili Asım Aykan'ın, Necip Hablemitoğlu cinayetine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1612) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.12.2003)
4.- Samsun
Milletvekili Suat Kılıç'ın, iptal edilen Fenerbahçe-Ç. Rizespor maçı ve hakem
hatalarına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali Şahin)
yazılı soru önergesi (7/1613) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.12.2003)
Meclis Soruşturması
Önergeleri
1.- Samsun
Milletvekili Haluk Koç ve 55 Milletvekilinin, Bakanlığı sırasında yapılan
ihalelerde usulsüzlüklerde bulunduğu ve bu ihalelerle ilgili yolsuzluk
iddialarının tahkikini zamanında yaptırmayarak görevini kötüye kullandığı, aynı
zamanda mal varlığında haksız bir artışa sebebiyet verdiği ve bu eylemlerinin
Türk Ceza Kanununun 366 ve 240 ıncı maddeleri ile Mal Bildiriminde Bulunulması,
Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 12, 13, 14 ve 15 inci maddelerine
uyduğu iddiasıyla Bayındırlık ve İskan eski Bakanı Koray Aydın hakkında
Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis
soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/8) (Başkanlığa geliş tarihi:
3.12.2003) (Dağıtma Tarihi: 10.12.2003)
2.- Samsun
Milletvekili Haluk Koç ve 55 Milletvekilinin, Karadeniz Sahil Yolu işlerinin
ihalesinde müteahhit firmaların önceden anlaştıklarının bilinmesine rağmen,
fiyatları ayarlayarak ve rekabete meydan vermeyerek devleti büyük ölçüde zarara
uğrattığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 205 inci maddesine uyduğu
iddiasıyla Bayındırlık ve İskan eski Bakanı Yaşar Topçu hakkında Anayasanın 100
üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına
ilişkin önergesi (9/9) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.12.2003) (Dağıtma Tarihi:
10.12.2003)
3.- İstanbul
Milletvekili Hüseyin Besli ve 55 Milletvekilinin, Bakanlığı sırasında ihalelere
fesat karıştırma sonucunu doğuran eylemlerde bulunduğu, ihalelerle ilgili
yolsuzluk iddialarına göz yumduğu, gerekli tedbirleri zamanında almadığı ve
gerekli soruşturmaları zamanında yaptırmadığı, böylelikle görevini kötüye
kullandığı ve mal varlığında haksız bir artışa sebebiyet verdiği ve bu
eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 366 ve 240 ıncı maddeleri ile Mal Bildiriminde
Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 12, 13, 14 ve 15 inci
maddelerine uyduğu iddiasıyla Bayındırlık ve İskan eski Bakanı Koray Aydın ile
ayrıca Bakanlıkları sırasında Karayolları Genel Müdürlüğündeki usulsüz keşif
artışlarına onay vermek suretiyle görevlerini kötüye kullandıkları ve bu
eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla
Bayındırlık ve İskan eski Bakanları Koray Aydın ve Abdulkadir Akcan haklarında
Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis
soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/10) (Başkanlığa geliş tarihi:
3.12.2003) (Dağıtma Tarihi: 10.12.2003)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 15.00
10 Aralık 2003
Çarşamba
BAŞKAN: Başkanvekili
Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER : Mehmet
DANİŞ (Çanakkale), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 26 ncı Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı
vardır; görüşmelere başlıyoruz.
III.- BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) OTURUM
BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- TBMM Başkanvekili
Sadık Yakut'un, 10 Aralık 2003, Dünya İnsan Hakları Günü ve İnsan Hakları
Evrensel Beyannamesinin kabul edilişinin 55 inci yıldönümü münasebetiyle
konuşması
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, bugün 10 Aralık 2003; Dünya İnsan Hakları Günü ve İnsan Hakları
Evrensel Beyannamesinin kabul edilişinin 55 inci yıldönümü.
Türkiye, 10 Aralık
Dünya İnsan Hakları Gününü, insanlıkdışı bir terör dalgasıyla, en kutsal hak
olan yaşama hakkına yönelik haince saldırıların gölgesi altında kutlamanın
üzüntüsü içerisindedir.
1948 yılında, İnsan
Hakları Evrensel Beyannamesinin kabul edildiği 10 Aralık günü, Birleşmiş
Milletler Genel Kurulunun 1950 yılında aldığı 423(V) sayılı Kararla, İnsan
Hakları Günü olarak kutlanmaya başlanmıştır. Ellibeş yıl önce kabul edilen ve
300'den fazla dile tercüme edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, bugün,
uluslararası kabul görmüş birçok temel hak ve hürriyetin temelini oluşturmuştur.
5
İnsan hakları
mücadelesinin temelini, insan onurunun korunması oluşturmaktadır. İnsan
haklarını ulusal sınırların ötesine taşıyıp evrenselleştiren, bu hakları
vazgeçilmez ve devredilmez kılan da, yine insan onurudur.
Din, dil, ırk, siyasî
görüş ayırımı olmaksızın herkes, insan olmaktan kaynaklanan birtakım temel
haklara ve özgürlüklere sahiptir. Bu temel, insan haklarındaki çifte standardın
önündeki en büyük engeldir.
İnsan hakları, artık,
ulusal sınırları aşmış, devletlerin iç meselesi olmaktan çıkmıştır. Artık, bir
ülkede insan haklarına gösterilen saygı, o ülkenin uygarlık düzeyinin bir ölçüsü
haline gelmiştir.
Ülkemizde de, insan
hakları, son on yılın iç ve dışpolitikasının en önemli gündem maddelerinden biri
olmuştur. Bu bağlamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme
Komisyonu, üzerine düşen görevi ve katkıyı yapma çabası içerisindedir.
Ulusal ve
uluslararası insan hakları mücadelesinin önündeki en büyük engellerden bir
tanesi de, bu kutsal çabanın bir dışpolitika aracı olarak kullanılmasıdır.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi, insan hakları alanındaki eksikliklerimizi gidermek için her türlü
yapıcı eleştiri ve işbirliğine açıktır; ancak, maalesef, bazı ülkeler ve
uluslararası kurumlar, insan hakları ihlallerine yönelik olarak çifte standartlı
bir yaklaşım sergilemektedir veya bu kutsal mücadele, başka devletlerin iç
işlerine müdahale aracı olarak kullanılmaktadır. Oysa, insan hakları, her türlü
politik çıkar ve kaygının üzerinde olmalıdır.
Dünyanın neresinde
olursa olsun, bütün insanlar, eşit, özgür ve onurlu yaşama hakkına sahiptir. Bu
konudaki mücadele, ülkeye ve insanlara bağlı olarak farklılık göstermemelidir.
Özellikle, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde hafta sonu yapılacak olan seçimlere
yönelik dış baskılar sonucunda, Kıbrıslı Türk vatandaşlarımızın en temel
haklarına yönelik çifte standarda tabi açıklama, beyan ve aba altından sopa
göstermeler, temel hak ve özgürlükler alanında demokratik uygulamanın doruğuna
ulaştığını ilan eden Avrupa Birliğine üye ülkelerin temel prensipleriyle
bağdaşmamaktadır. Aynı zamanda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Loizidou
davasıyla bir Kıbrıslı Rumun temel haklarını ve zararlarını hukuka aykırı bir
şekilde teslim ve tazmin ederken, evlerinden, işyerlerinden, ata topraklarından
koparılarak, kuzeye kaçmak zorunda kalan onbinlerce Kıbrıslı Türkün davasını
kabul etmeme yönündeki uygulama ve tavrını, bu anlamlı günde derin şiddet ve
derin nefretle kınıyorum.
Evrensel bir değer
olan insan haklarının ülkemizde yerleşmesi, sadece Parlamento bünyesindeki bir
komisyonun, bir devlet bakanlığı veya bağlı kurulun veya birkaç sivil toplum
örgütünün görevi değildir; bu görev hepimizindir.
Bugün, bütün
yurttaşlarımızı, yurdumuzda insan haklarının yerleştirilmesi ve iyileştirilmesi
için daha duyarlı olmaya ve bu sürece katkıda bulunmaya davet ediyoruz.
Türkiyemiz,
Parlamentosuyla, kamu kurum ve kuruluşlarıyla, sivil toplum örgütleriyle, meslek
odalarıyla, sendikalarıyla, basınıyla ve her bir bireyiyle bir insan hakları
atağına kalkmalıdır.
Bu vesileyle, İnsan
Hakları Günümüzü kutluyor; saygılar sunuyorum.
Gündeme geçmeden önce
üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz,
İnsan Hakları Beyannamesinin kabulüyle ilgili söz isteyen Bursa Milletvekili
Zafer Hıdıroğlu'na aittir.
Buyurun Sayın
Hıdıroğlu. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 5
dakikadır.
B) GÜNDEMDIŞI
KONUŞMALAR
1.- Bursa
Milletvekili Zafer Hıdıroğlu'nun, Dünya İnsan Hakları Gününün 55 inci
yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması
ZAFER HIDIROĞLU
(Bursa) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 10 Aralık Dünya İnsan Hakları
Gününün 55 inci yıldönümü münasebetiyle, sadece Türkiye'de değil, dünyada da
insan hakları ve demokrasinin tam yerleşebilmesi dilek ve temennisiyle, hepinize
saygılar sunuyorum.
Özellikle Sayın
Başkanımızın bu konuya duyarlılığına da ayrıca teşekkür etmek istiyorum.
Dünyanın birçok
ülkesinde insan hakkı ihlalleri devam etmekte. Amerika Birleşik Devletlerinde
Kızılderililerin haklarının ellerinden alınmasıyla başlayan süreç, zencilerin
ikinci sınıf vatandaş olmaları şeklinde halen devam etmektedir. Bir zencinin
polisler tarafından dövülerek öldürülmesine sebebiyet verildiğini daha geçen gün
televizyonlarda izledik.
Yine, bütün
milletvekili arkadaşlarımın dikkatini çekmek istediğim önemli bir konu da,
dünyada idam cezalarının kaldırılması yolunda çalışmalar yapılırken ve
Türkiye'de de, biz, aldığımız kararla idamı kaldırırken, bugün, Amerika Birleşik
Devletlerinde, 10 Aralık İnsan Hakları Günü olmasına rağmen, iki kişi idam
edilmektedir ve bir gün önce, 9 Aralıkta da yine bir kişi idam edilmiş,
özellikle aldığımız bilgiye göre engelli olduğu bilinen bir Amerikan vatandaşı
da yarın idam edilecektir.
Avrupa'da çifte
standartlı demokrasi devam etmekte; kendileri için istedikleri demokrasiyi diğer
ülkeler nezdinde de aynı şekilde istedikleri yolunda çok önemli tereddütler
taşımaktayız.
Ortadoğu'da,
özellikle Filistin'de, birtakım kişilerin veya grupların çıkarları uğruna
çocuklar öldürülmekte, kadınların ırzına geçilmekte ve o insanlar evsiz barksız
bırakılabilmektedir.
Afrika'da,
yoksulluğun getirdiği, eğitimsizliğin getirdiği birtakım olumsuzluklar sonucu,
yüzbinlerce, milyonlarca insan ölüme terk edilmekte, buna karşılık, savaş
harcamalarına çok büyük paralar aktarılabilmektedir.
Türkiye'de, son
dönemlerde demokrasi ve insan hakları alanında çok önemli gelişmeler olmasına
rağmen, özellikle kırsal kesimlerde kadınlarımızın sosyal haklardan mahrum
olduğuna, eğitim seviyelerinin erkeklere oranla daha düşük olduğuna ve ağır
işlerde çalıştıklarına şahit olmaktayız. Yine, çocuklarımız, oyun yerine veya
eğitim görme yerine ağır işlerde çalıştırılmaktadır ve sokak çocuklarının oranı
da azımsanmayacak ölçülerdedir.
6
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığımızın bu konuda yapmış olduğu 2003 yılı çalışmalarını takdirle
karşılıyor ve takip ediyoruz; ama, bu ve 8 000 000'u aşan engelli
vatandaşlarımız için, bu zamana kadar yaptıklarından daha fazlasını 2004 yılında
yapacağını, Sayın Bakanımızın kendi ağzından duymaktan ve ayrıca, Başbakanımızın
da bu konuya önem vermesinden dolayı, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun bir
üyesi olarak, şükranlarımızı sunmak istiyorum.
Ayrıca, çeşitli
nedenlerle eğitim hakkı elinden alınan vatandaşlarımızın durumu da, kesinlikle
halledilmesi gereken bir insan hakları problemi olarak karşımızda durmaktadır.
Hastane, karakol ve
cezaevlerinde, komisyon üyeleri olarak yaptığımız çalışmalarda, epey güzellikler
gördük. Demokratikleşme yolunda güzel uygulamalara rastlamamıza rağmen, insan
hakları ihlalleri açısından çok önemli olduğuna inandığım ceza ve tutukevlerinin
birbirlerinden ayrılması konusu da ortadadır.
Sayın
milletvekilleri, tutuklanıp, henüz cezası kesinleşmeden, üç beş sene içeride
yatıp daha sonra beraat eden birçok insan vardır bu ülkede ve bu insanlar, aynı
şartlarda...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Hıdıroğlu.
ZAFER HIDIROĞLU
(Devamla) - Sözlerimi toparlayacağım; ama, bu, çok önemli bir konu. Ekonomik
kalkınmayı ne kadar sağlarsak sağlayalım, tam demokratikleşmeyi
sağlayamadığımız, insan hakları problemini halledemediğimiz müddetçe yine mutlu
olamayacağız; ama, ben kısaca toparlamaya çalışacağım.
Bu kadar içeride
yattıktan sonra beraat eden insanın hakkını ödememiz mümkün değildir. Tabiî,
Adalet Bakanlığımızın, cezaevlerinin birleştirilmesi, gözaltı sürelerinin
düşürülmesi gibi rehabilitasyon çalışmaları da dahil olmak üzere birçok
çalışması var, kendilerine teşekkür ediyoruz; ama, bunların yanında, ceza ve
tutukevlerinin kesinlikle birbirinden ayrılması gerektiğine inanıyoruz.
Yine, duble yolların
hızla yapılmaya başlandığı bu dönemde, bu yollarda trafik kazalarını önlemek
için, yolda oluşan tümsekler, çukurlar ve trafik ve işaret işaretçileri, insan
hakları ihlalleri açısından çok önemlidir. Bu konuda, yetkililerin, gereken
çalışmayı yapacağına inanıyorum.
Son cümlem... Sayın
milletvekili arkadaşlarım, bizlerin, 550 milletvekili olarak üzerinde durmamız
gereken en önemli konu, Türkiye'de insan hakları ihlallerinin en önemlisi, çok
fazla insanın mağdur edildiği rüşvet olayıdır. Rüşvet ve yolsuzlukların sadece
yasal tedbirlerle ortadan kaldırılamadığını hepimiz biliyoruz. İktidar ve
muhalefet olarak 550 milletvekilimiz ve siyasî partilerin il ve ilçe yönetim
kurulları, muhtarlar, sivil toplum örgütleri... Özellikle, ben buradan, insan
hakları açısından güzel şeyler başaran, çok faydalandığımız sivil toplum örgütü
üyelerinin hepsine teşekkür etmek istiyorum. İşte, bu birliktelikte, Türkiye'de,
birinin yediği rüşvetle binlerce insanın mağduriyeti söz konusu, insan
haklarının ihlali söz konusu. Birlikte hareket etmekle, birçok meseleyi
halledeceğiz.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Hıdıroğlu, son cümleleriniz...
ZAFER HIDIROĞLU
(Devamla) - Ben, Türkiye'de tam demokrasinin yerleşmesi, huzur ve barış
ortamının sağlanması, insanların birbirine daha saygılı davranması ve çağdaş,
uygar toplum olma, medenî olma yolunda daha güzel adımlar atma dileğiyle,
sizleri ve Yüce Türk Milletini saygıyla selamlıyorum efendim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Hıdıroğlu.
Gündemdışı ikinci
söz, yine aynı konuyla ilgili söz isteyen, Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Atilla
Maraş'a aittir.
Buyurun Sayın Maraş.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
2.- Şanlıurfa
Milletvekili Mehmet Atilla Maraş'ın, Dünya İnsan Hakları Gününün 55 inci
yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması
MEHMET ATİLLA MARAŞ
(Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 10 Aralık 1948'de kabul
edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Birleşmiş Milletlerce daha sonra
kabul edilen 10 Aralık İnsan Hakları Günüyleö ilgili, şahsım adına söz almış
bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
İnsanlık, 20 nci
Yüzyılın ilk yarısında, iki büyük dünya savaşına maruz kaldı. Bu savaşlar
sonunda, milyonlarca insan hayatını kaybetti, yaralandı ve belki etkisi yıllarca
süren değişik travmalara maruz kaldı. Bu savaşlarla birlikte birçok devlet yerle
bir oldu, bazı siyasal ve sosyal akımlar inişe geçerken, ırkı, dili, dini,
cinsiyeti ne olursa olsun, her insanın tartışılmaz hakları, bir değer olarak,
siyasal otoritelerce kabul gördü. Bu değeri günlük hayata aktarmak için, 1945
yılında imzalanan Birleşmiş Milletler Anlaşmasını tamamlamak amacıyla, 16 Şubat
1946'da kurulan İnsan Hakları Komisyonu, tasarıyı Birleşmiş Milletler Genel
Kuruluna sundu. 10 Aralık 1948 tarihinde ise, insan hak ve özgürlüklerinin 20
nci Yüzyılın bir manifestosu olarak kabul edilebileceği İnsan Hakları Evrensel
Beyannamesi, 8 çekimsere karşılık 48 oyla kabul edildi. Beyanname, bir önsöz ve
30 maddeden oluşmaktadır. Kişisel ve siyasal haklar ile ekonomik, toplumsal ve
kültürel haklar bu maddelerde ayrı ayrı belirtildi. Daha sonraki uluslararası
bildirge ve sözleşmelere esin kaynağı olmasının ötesinde, ulusal anayasaları da
ruhen besleyen bu bildirgeyi ülkemiz de kabul ederek imzaladı.
Değerli
milletvekilleri, kabul edildiği günden beri çeşitli haklı eleştirilere de konu
olan bildirgenin en büyük başarısı, insan hak ve özgürlüklerinin evrensel olduğu
idealinin, söylem düzeyinde de olsa, tüm siyasal yönetimlerce hatırlatılması ve
şahıslara, idarenin haksız ve hukuksuz uygulamaları karşısında
başvurabilecekleri açık bir referans kapısı olmasıdır; bu, çok önemli bir
kazınımdır. Artık, dünyanın neresinde yaşanırsa yaşansın, kim, niçin ve kime
karşı yapılırsa yapılsın, her bir insan hakkı ihlali, buna maruz kalmayan diğer
şahıslara ya da toplumlara yapılmış olarak algılanmakta ve tepki
gösterilmektedir. Artık, hiçbir devlet, kendi sınırları içerisinde yaşanan insan
hakları sorunlarını iç sorun olarak görmemekte ve başına buyruk hareket
edememektedir. Daha da önemlisi, devletlerden bağımsız uluslararası bir insan
hakları mücadele birlikteliği kadar, uluslararası insan haklarının ve hukukunun
bugünkü varlığıdır. Tüm bunlar, daha uygar ve daha barışçı bir dünya için
bizlere umut vermektedir.
7
İnsan hakları
mücadelesinin temelinde insan onurunun korunması yatar. Bu haklar, insanın insan
olarak doğmasından dolayı kazandığı, evrensel, vazgeçilmez ve devredilmez
haklarıdır. İnsan hakları, ırk, renk, cinsiyet, din, dil, siyasal görüş, felsefî
kanaat, ideoloji, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet veya başka bir ayırım asla
kabul etmez. Ne var ki, insan hak ve özgürlüklerini, başından beri, sadece kendi
toplumlarına ya da sadece kendi siyasal tasarımlarına dönük emperyal bir araç
olarak algılayan kimi devletler, bu umutlarımıza gölge düşürmektedir. Bunlar,
insan hakları adına, özgürlükler adına, milyonlarca insanın hak ve özgürlüğünü
çiğnemekte, âdeta yok saymaktadır. Daha korkuncu ise, işin böyle devam etmesi
durumunda, insanlık âleminin hak ve özgürlüklerinin tehdit altına girecek
olmasıdır.
Değerli
milletvekilleri, bilindiği gibi, Türkiye, insan hakları açısından çok olumlu bir
geçmişe sahip değildir.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Maraş.
MEHMET ATİLLA MARAŞ
(Devamla) - Şimdi, bunun sebepleri üzerinde durmayacağım; ancak, bir şeyi
unutmamak gerekir; niçin biz de bu açıdan olumlu bir geleceğe sahip olmayalım?!
Neden en yüce paydamız olan insan haklarını içselleştirmeyelim?! İnsan hakları,
hiçbir istisna söz konusu olmaksızın tam bir eşitlikle insanlık ailesinin her
bir ferdine tanınan, insanlık onuruna bağlı olan haklar değil midir?! İnsanlık
açısından, din, dil, cinsiyet, renk ve ırk ayırımı yapmak insanlık onuruna
yakışır mı?!
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; tüm dünya yeni bir dönüşüm sürecinden geçmektedir; ülkemiz de
bu sürecin merkezinde bulunmaktadır. Kendi payıma, AK Partinin, bu zorlu süreçte
Türkiye'de iktidar olmasını bir şans olarak görmekteyim.
İnsan Hakları
Evrensel Bildirgesinin kabulünden yarım yüzyıl sonra, dünya, yeni bir dönüşüm
yaşıyor. Bu, insan haklarının evrenselliğini savunanlar ile buna karşı çıkanlar
arasında geçmektedir. Bu süreçte, bizler, insan haklarının evrenselliği idealini
hayata geçirmek adına daha fazla çaba sarf etmek durumundayız. Amacımız, gerek
ülkemiz içinde ve gerekse ülke dışında insan hak ve özgürlüklerinin, her zaman
ve her yerde ve herkesçe paylaşılan bir üst değer olduğunun kabulüyle bunun
mücadelesini vermek olmalıdır.
Hepinizi saygılarımla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Maraş.
Gündemdışı üçüncü
söz, Kastamonu'da yapılan ilk kadın mitinginin yıldönümü münasebetiyle söz
isteyen, Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım'a aittir.
Buyurun Sayın
Yıldırım.
Konuşma süreniz 5
dakikadır.
3.- Kastamonu
Milletvekili Mehmet Yıldırım, Kastamonulu kadınların, yurdumuzun işgalini ve
işgal güçlerinin vahşetini protesto etmek amacıyla 10 Aralık 1919 tarihinde
gerçekleştirdikleri ilk kadın mitinginin, başkaldırı ve direniş hareketinin 84
üncü yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması
MEHMET YILDIRIM
(Kastamonu) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, televizyonlarının başında
bizleri izleyen değerli yurttaşlarım ve saygıdeğer Kastamonulular; sizleri
saygıyla selamlıyorum.
İstiklal mücadelesi
öncesi, 10 Aralık 1919 tarihinde, Kastamonulu kadınların, Kastamonu'nun işgal
görmemesine rağmen, güzel yurdumuzun işgalini ve işgal güçlerinin vahşetini
protesto etmek için Kastamonu'da gerçekleştirdikleri ilk kadın mitinginin,
başkaldırı ve direniş hareketinin 84 üncü yıldönümü münasebetiyle söz almış
bulunuyorum; mitingin 84 üncü yıldönümü, Kastamonulu kadınlarımıza ve Türk
kadınlarımıza kutlu olsun diyorum.
Ayrıca, bugün, İnsan
Hakları Evrensel Bildirgesinin kabulünün 55 inci yıldönümünü de kutluyoruz.
Maalesef, 55 inci yıldönümünde, Filistin'de ve Irak'ta insan haklarının ihlalini
görmekten üzüntü duyuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar,
istiklal mücadelesinde ve Kurtuluş Savaşında Mustafa Kemal'le birlikte mücadele
vermiş hem Kastamonulu hem de tüm Türk kadınlarımızı saygıyla selamlamak
istiyorum.
Değerli
milletvekilleri, Birinci Dünya Savaşı sonrası Mondros Mütarekesi imzalanmış;
mütareke şartlarına göre, güzel yurdumuz, güneyden ve batıdan işgal edilmeye
başlamıştır. Güney illerimizde Fransızların, Ege Bölgesinde ve İzmir civarında
Yunanların yaptıkları vahşet dayanılmaz boyutlara ulaşmıştır. İşgal edilen
yerlerde binlerce insan öldürülmüş, sağ kalanlar evlerinden, köylerinden terk
ettirilerek göçe zorlanmıştır; yaşlılarımızın ve çocuklarımızın öldürülmesi,
kadınlarımızın ve kızlarımızın ırz ve namuslarının ayaklar altında çiğnenmesi
bütün yurtta büyük nefret yaratmıştır.
Çanakkale'de,
Anafartalar'da, Balkanlar'da, sancak için, bayrak için, toprak için, vatan için
binlerce şehit vermiş, şehitler ve evliyalar diyarı Kastamonu halkı ve kadını
işgal görmemesine rağmen, Mustafa Kemal'in başlattığı "ya istiklal, ya ölüm"
mücadelesine, ulusal kurtuluş hareketine kayıtsız ve duyarsız kalamazdı.
Kastamonulu kadınlar,
19 Ekim 1919'da Müdafaai Hukuk Cemiyeti Kastamonulu Kadınlar Şubesini örgütlemiş
ve ilk kadın mitinginin yapılmasına karar vermişlerdir. Mustafa Kemal'in
talimatıyla bütün yurtta yapılan protesto mitinglerinden farklısı Kastamonu'da
gerçekleşmiştir. Bu mitingin farklılığı, düzenleyenlerin, konuşmacıların ve
dinleyicilerin tümünün Kastamonulu kadınlardan olmasıdır.
Müdafaai Hukuk
Cemiyetini örgütleyen kadınlar şubesinin üyelerini sizlere aktarmak istiyorum:
Miralay Osman Beyin eşi, Hafız Nebiye Hanım, İzbelizade Hafız Selma Hanım,
Maarif Müdürü Talat Beyin eşi Bedriye Hanım, Reji Müdürü Ömer Beyin eşi, Sağlık
Müdürü Ferruh Beyin eşi Saime Hanım, Polis Müdürü Halil Beyin eşi Zekiye Hanım,
Tahir Çelebi'nin eşi İsmet Hanım, Mektebi Sultani Müdürü Mehmet Behçet Beyin
eşi, Reji Müdürü Ömer Beyin kızı Neyyire Hanım, Miralay Osman Beyin kızı Refika
Hanım, Defterdar Ferit Beyin eşi Kamuran Hanım.
8
Miting tertip
komitesinde yer alan hanımlarımızın isimlerini sizlere aktarmak istiyorum:
Zekiye Hanım, Kamuran Hanım, Saime Hanım, Bedriye Hanım, Münire Hanım, Refika
Hanım, Neyyire Hanım.
10 Aralık 1919
tarihinde, komitenin organize ettiği, Kız Öğretmen Okulu bahçesindeki ilk kadın
mitingine Cide'den, Doğanyurt'tan, İnebolu'dan, Abana'dan, Çatalzeytin'den,
Bozkurt'tan, Devrekâni'den, Daday'dan, Küre'den, Şenpazar'dan, Ağılı'dan,
Seydiler'den, Pınarbaşı'ndan, Azdavay'dan, Araç'tan, İhsangazi'den,
Taşköprü'den, Hanönü'nden, Tosya'dan, Merkez İlçeden binlerce kadın katılmıştır.
Zekiye Hanım, Hikmet
Hanım, İclal Hanım ve Refika Hanım birer konuşma yapmışlardır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Yıldırım, konuşmanızı toplar mısınız.
Buyurun.
MEHMET YILDIRIM
(Devamla) - Mitingde alınan karar gereğince, Padişaha, Sadrazama, Amerika
Birleşik Devletleri ve Fransa Cumhurbaşkanı eşlerine, İngiltere ve İtalya
Kraliçelerine, Hindistan İmparatoriçesine telgraflar çekilmiştir.
Zekiye Hanımın
mitingdeki konuşmasından bazı bölümler aktarmayı görev sayıyorum:
"Kardeşler,
hemşireler; daha bir sene evvel, kırmızı rengiyle başımızda dalgalanan ulu
sancağımız, görüyorsunuz ki siyahlara, matemlere büründü. Muharebe meydanlarında
vatan ve din uğrunda binlerce evladımızı gömdükten sonra, haktan, adaletten
bahseden Avrupalıların bir seneden beri, yenildik diye, başımıza açmadıkları
felaket kalmadı.
Haktan en çok
bahsedenler, haksızlığın en büyüğünü yaptılar. Daha dün, bizim gibi refah ve
saadeti, evi barkı olan İzmir'deki dindaşlarımız, beyaz saçlı kadınlarımız,
kundaktaki yavrularımız Yunanların süngüsünden geçti. Her tarafı yüksek
minarelerinden beş vakitte ismi Celalullah bağırılan Adanamız, Antalyamız ve en
nihayet, güzel Antepimiz, Maraşımız, Urfamız elimizden alınmak isteniyor.
Hanımlar, büyük
felaketlerimiz önünde evlatlarımızın, kardeşlerimizin kanıyla suladığımız
yurtlarımızın işgaline, kardeşlerimizin felaketine susacak mıyız.
Hayır hanımefendiler,
mağlubuz, silahımız yok; fakat, göğsümüzde imanımız, bütün dünyayı halk eden
Allahımız var. İşte, bizim imanımıza ve Allahımıza istinaden, haksızlara,
haksızlıklarını yüzlerine vurur ve cihan huzurunda ilan ettikleri adaleti talep
ederiz.
Hanımlar, biz,
dünyayı kanlara boğan, insanları tavuklar gibi boğazlayan erkeklere müracaat
edecek değiliz."
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET YILDIRIM
(Devamla) - Müsaade ederseniz... Sabrınıza sığınıyorum; çok önemli.
"Bizim gibi,
şefkatle, merhametle düşündüklerine şüphe etmediğimiz İtilaf Devletlerinin büyük
kadınlarına müracaat edecek ve birer telgrafla, bize yapılan haksızlıkları
yazacak ve anlatacağız. Eğer, onlar da hakkımızı teslim etmezlerse,
evlatlarımızın kanlarına kendi kanlarımızı karıştırarak, erkeklerimizle bir
safta, dinimiz, istiklalimiz, vatanımız için ölecek, haksızlıklara tarihin
lanetlerini terk ederek, şehadetle öleceğiz."
Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; bütün Anadolu'da ve Kastamonu'da kadınların
başlattığı bu hareket, büyük kurtarıcı Mustafa Kemal'in önderliğinde, İstiklal
Savaşıyla sonuçlanmış; Kastamonulu kadınların mitingde aldığı karar gereği,
İstiklal Savaşında, İnebolu'da sırtında mermi taşıyan kahraman şehit Şerife
Bacıyı, Halime Çavuşları, Satı Kadınları yaratmıştır. Bu kahramanları, minnetle
ve şükranla anıyoruz. Sizlerin hiç kuşkusu olmasın ki, Mustafa Kemal ve
arkadaşlarıyla birlikte, büyük uğraş ve can vererek kurduğunuz çağdaş, laik
Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet yaşayacaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri
ve Türk Halkı sizlere minnettardır. Ne iç ne dış mihraklar, adı ne olursa olsun,
terör hareketleri, sizlerin bizlere emanet ettiği çağdaş, laik Türkiye
Cumhuriyeti Devletini asla sarsamayacaktır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Yıldırım.
MEHMET YILDIRIM
(Devamla) - Son cümlemi söyleyeyim.
BAŞKAN - Lütfen,
Sayın Yıldırım. Teşekkür ediyorum.
MEHMET YILDIRIM
(Devamla) - Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Başkanlığın
Genel Kurula diğer sunuşları vardır.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutuyorum:
C) TEZKERELER VE
ÖNERGELER
1.- Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter'in TBMM'den bir heyeti
KKTC'ye resmî davetine icabet edecek heyete ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/408)
9.12.2003
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruluna
Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Sayın Dr. Vehbi Zeki Serter, TBMM'den bir
parlamenter heyeti 11-15 Aralık 2003 tarihleri arasında KKTC'ye davet
etmektedir. Bu davete icabet edilmesi hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi
uyarınca Genel Kurulun 9.12.2003 tarih ve 25 inci Birleşiminde kabul edilmiştir.
Anılan Kanunun 2 nci
maddesi uyarınca, heyeti oluşturmak üzere siyasî parti gruplarınca bildirilen
üyelerin isimleri Genel Kurulun bilgilerine sunulur.
Nevzat Pakdil
Türkiye Büyük Millet
Meclisi
Başkanı Vekili
9
Adı Soyadı : Seçim
İli :
Mehmet Dülger
(Antalya)
Mevlüt Çavuşoğlu
(Antalya)
İnal Batu (Hatay)
Alaattin Büyükkaya
(İstanbul)
Hasan Fehmi Güneş
(İstanbul)
Öner Gülyeşil (Siirt)
BAŞKAN -
Bilgilerinize sunulmuştur.
3 adet Meclis
soruşturması önergesi vardır.
Sayın
milletvekilleri, kâtip üyenin Meclis soruşturması önergelerini oturarak
okumasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Okutuyorum:
D) GENSORU, GENEL
GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Samsun
Milletvekili Haluk Koç ve 55 milletvekilinin, Bakanlığı sırasında yapılan
ihalelerde usulsüzlüklerde bulunduğu ve bu ihalelerle ilgili yolsuzluk
iddialarının tahkikini zamanında yaptırmayarak görevini kötüye kullandığı, aynı
zamanda mal varlığında haksız bir artışa sebebiyet verdiği iddiasıyla
Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Koray Aydın hakkında Meclis soruşturması
açılmasına ilişkin önergesi (9/8)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Yolsuzlukların
sebeplerinin, sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu (10/9)
raporunda açıklandığı üzere:
Koray Aydın'ın
döneminde Bayındırlık ve İskân Bakanlığındaki yolsuzluklarla ilgili olarak
açılan kamu davasının 31.12.2001 tarihli birinci iddianamesinde, içinde
Bakanlığın üst düzey bürokratlarının da bulunduğu 361 sanıklı davada sanıklar
"çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, yönetmek, örgüt adına faaliyette bulunmak,
bilerek hizmet yüklemek, üye olmak, devlet alım-satımında ihaleye fesat
karıştırarak çıkar sağlamak, görevi kötüye kullanmak, ihaleye fesat karıştırmak,
3628 sayılı Yasaya muhalefet" suçlarından yargılanmakta olduğu bilinmektedir.
Bayındırlık ve İskân
eski Bakanı Koray Aydın hakkında;
Yapı İşleri Genel
Müdürlüğü bünyesinde ilan yoluyla yapılan 17 adet ihalede indirim oranlarının
yüzde 6,3 - 9,50 arasında olduğu, bu ihalelerde organizasyon olduğu, ilan
yoluyla gerçekleştirilen 28 ihalede ve davetiyeyle gerçekleştirilen 37 ihalede,
ihalelerin Bakanlıkiçi ve Bakanlıkdışı organizasyonlarda kimlere verileceğinin
ve "çıkma" tabir edilen rüşvet miktarının önceden belli olduğundan bahsedilerek,
Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığınca, bazıları anılan Bakanlık üst düzey
görevlisi olan 361 sanık hakkında dava açıldığı gözönünde bulundurularak;
Operasyon sonucu elde
edilen çok sayıda doküman, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı eski Müsteşar
Yardımcısı Sedat Aban'ın ve Bakan Danışmanı Sadrettin Dinçer'in; DGM Başsavcısı
Cevdet Volkan, DGM Savcıları Cengiz Köksal ve Ömer Süha Aldan, Organize Suçlar
Şube Müdürü ile ilgili emniyet görevlilerinin huzurunda verdiği ifadelerin
baskıdan uzak, rahat bir ortamda verildiği, video kayıtlarında kişilerin net
olarak kendilerinden başka hiç kimsenin bilemeyeceği konularda itirafta
bulunarak, Sedat Aban'ın "ihalelerde Bakan, kendisi bir firma adı vererek
ihalede bunu da değerlendirin diye bana veya Genel Müdürüne söyleyebildiği gibi,
Danışmanı Sadrettin Dinçer vasıtasıyla bu şekilde talimatları olmaktadır"
şeklinde, Sadrettin Dinçer'in "Bakan Koray Aydın'a zaman zaman siyasî kişiliği
olan milletvekilleri veya partiden birtakım insanlarla birlikte müteahhitlerin
gelip gittiği olurdu, bunlardan gelen müteahhitler ihale almak için gelirdi, şu
anda hatırladığım kadarıyla, Sakarya Merkez Hükümet Konağı inşaatı ihalesini
alan Dabak İnşaatın sahibi Daniş Pakoğlu, Sakarya Pamukova İlçe Jandarma
Komutanlığı bina inşaatını alan Başkurt Hafriyat sahibi Abdullah Başkurt, Yalova
Çınarcık Esenköy İlçe Jandarma Komutanlığı binası inşaatı ihalesini alan SKG Yap
İnşaat Şirketi sahibi Hızır Saral, Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü Sakarya İl
Müdürlüğü hizmet binası inşaatı ihalesini alan Hascan İnşaat sahibi Hasan Cansız
ve Diyarbakır Bismil Devlet Hastanesi ikmal inşaatı ihalesini alan Fatih Petrol
İnşaat Şirketi sahibi Ali Çakmaklı ile ilgili olarak Bakan Koray Aydın bana
telefon açtı, telefonda şirket sahiplerinin isimlerini vererek Sedat Aban'ı
arayıp, bunlara yardımcı olmasını söylememi istedi, ben de bunlarla ilgili
olarak Sedat Aban'ı arayıp ismi verip Bakan Beyin talimatı olduğunu, bunlara
yardımcı olunmasını söyledim. Bu söylediklerim bir seferde olmamıştır, zaman
içerisinde olmuştur. Burada yardımcı olunmasından ne kastedildiğini tam olarak
bilemiyorum; ancak Bakan Beyin emri alt kadrolar tarafından yerine getirilir"
şeklindeki beyanları da dikkate alınarak,
TCK'nın 366 ncı
maddesi ve Bakanlığında meydana gelen ihalelerdeki yolsuzluk iddialarının
zamanında tahkikini yaptırmayarak TCK'nın 240 ncı maddelerine aykırı davrandığı
kanısına varıldığından;
Aynı zamanda;
yukarıda anlatılan fiillerinin mal varlığında haksız bir artışa sebebiyet verme
iddiası bulunduğundan 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve
Yolsuzlukla Mücadele Yasasının 12, 13, 14 ve 15 inci maddelerine aykırılıktan;
Koray Aydın hakkında
Anayasanın 100 üncü, İçtüzüğün 107 nci maddesi gereğince Meclis soruşturması
açılmasını arz ve teklif ederiz.
1. Haluk Koç (Samsun)
2. Ali Topuz
(İstanbul)
10
3. K. Kemal Anadol
(İzmir)
4. Kemal Kılıçdaroğlu
(İstanbul)
5. Ahmet Güryüz
Ketenci (İstanbul)
6. Mahmut Yıldız
(Şanlıurfa)
7. Yüksel Çorbacıoğlu
(Artvin)
8. Şevket Gürsoy
(Adıyaman)
9. Mustafa Sayar
(Amasya)
10. Oya Araslı
(Ankara)
11. Ayşe Gülsün
Bilgehan (Ankara)
12. Eşref Erdem
(Ankara)
13. Muzaffer
R.Kurtulmuşoğlu (Ankara)
14. Feridun Ayvazoğlu
(Çorum)
15. Osman Özcan
(Antalya)
16. Yaşar Tüzün
(Bilecik)
17. Züheyir Amber
(Hatay)
18. Abdulaziz Yazar
(Hatay)
19. Mevlüt Coşkuner
(Isparta)
20. Şükrü Mustafa
Elekdağ (İstanbul)
21. Ali Rıza Gülçiçek
(İstanbul)
22. Onur Öymen
(İstanbul)
23. Mehmet Sevigen
(İstanbul)
24. Bülent Tanla
(İstanbul)
25. Bülent Baratalı
(İzmir)
26. Türkân
Miçooğulları (İzmir)
27. Muharrem Toprak
(İzmir)
28. Halil Tiryaki
(Kırıkkale)
29. Salih Gün
(Kocaeli)
30. Mehmet Sefa
Sirmen (Kocaeli)
31. Ersoy Bulut
(Mersin)
32. Vahit Çekmez
(Mersin)
33. Ali Oksal
(Mersin)
34. Şefik Zengin
(Mersin)
35. Mehmet Şerif
Ertuğrul (Muş)
36. Necati Uzdil
(Osmaniye)
37. Atilla Başoğlu
(Adana)
38. N. Gaye Erbatur
(Adana)
39. A. İsmet Çanakçı
(Ankara)
40. Özlem Çerçioğlu
(Aydın)
41. Mehmet Mesut
Özakcan (Aydın)
42. Osman Kaptan
(Antalya)
43. Mehmet Semerci
(Aydın)
44. Ramazan Kerim
Özkan (Burdur)
45. Kemal Demirel
(Bursa)
46. Ali Dinçer
(Bursa)
47- Ahmet Küçük
(Çanakkale)
48- V. Haşim Oral
(Denizli)
49- Mesut Değer
(Diyarbakır)
50- Necdet Budak
(Edirne)
51- Ahmet Yılmazkaya
(Gaziantep)
52-İnal Batu (Hatay)
53- Memduh Hacıoğlu
(İstanbul)
54- Birgen Keleş
(İstanbul)
55- Zeynep Damla
Gürel (İstanbul)
56- Vezir Akdemir
(İzmir)
BAŞKAN -
Bilgilerinize sunulmuştur.
İkinci önergeyi
okutuyorum:
11
2.- Samsun
Milletvekili Haluk Koç ve 55 milletvekilinin, Karadeniz sahil yolu işlerinin
ihalesinde müteahhit firmaların önceden anlaştıklarının bilinmesine rağmen,
fiyatları ayarlayarak ve rekabete meydan vermeyerek devleti büyük ölçüde zarara
uğrattığı iddiasıyla Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Yaşar Topçu hakkında
Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/9)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Yolsuzlukların
sebeplerinin, sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu (10/9)
raporunda açıklandığı üzere;
Karadeniz sahil
yolunun devamı olan yolların ihalesinde, 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 89
uncu maddesine başvurularak, Bakanlar Kurulu Kararıyla kanun kapsamından
çıkarılmıştır. Kapalı teklif usulü ihale yapılsa idi yüzlerce firmanın
başvuracağı bu ihalelere, davetiye usulü ihale yapılarak, önce sadece 11, daha
sonra 5 ilave ile 16 firma davet edilmiştir. Davet edilen firmaların benzer iş
deneyimlerinin olduğu konusunda Karayolları Genel Müdürlüğü yetkililerinin
açıklamalarına itibar edilmiş, geçmiş yıllarda Karayolları Genel Müdürlüğü
bünyesinde ve yurt dışında benzer işleri yapan firmaların sayısı ve varlığı
konusunda bir araştırma yapılmamıştır. Firmaların kendi aralarında anlaştığı,
hangi ihalenin kimin tarafından alınacağının noter kanalıyla tespit edilmiş
olmasına rağmen, bu tespitlere itibar edilmemiştir. İhaleye davet edilen 15
firma, ikili üçlü konsorsiyum oluşturarak, 6 adet işi almışlardır. Beşinci ve
altıncı işlerin ihalesinde (bir iş alan firma ikinci iş alamaz şartname hükmü
gereği) rekabet ortamı tamamen ortadan kaldırılmıştır; çünkü, son iki işte iş
alamayan iki konsorsiyumun bu işleri alacakları, ihaleden önce görülmektedir. Bu
nedenle, ihalelerde indirim oranları birbirine yakın olarak çok düşük kalmış
olup, rekabet koşulları oluşturulmamıştır. Bu işlerin ihalelerinde müteahhit
firmalar arasında anlaşma yoluyla alındığının başka bir göstergesi de, bir
ihaleyi alan herhangi bir firmanın bir sonraki ihaleye teklif vermeyip, teşekkür
mektubu vermiş olmasıdır. Ayrıca, ortaklıkları bir önceki ihalede görülen iki
firmanın bir sonraki ihaleye katılarak ihaleye fesat karıştırmış olmalarıdır.
Buna rağmen herhangi bir araştırma yapılmamıştır. Söz konusu ihaleler kapalı
teklif usulü rekabete açık bir ortamda yapılsa idi, ihale indirimleri 20-30 puan
daha yüksek seviyelerde olabilecektir.
Aradaki fark
müteahhit firmaların haksız kazancı ve devletin zararıdır. Dış kredili bu
işlerde Hazine garantisi sağlanması işlemleri tamamlanmadan ihaleler yapılarak
müteahhit firmalara bir nevi garanti sağlanmıştır. Dış kredi bulunmasındaki esas
amacın, işlerin kısıtlı Hazine imkânlarıyla kısa sürede bitirilememesi olduğu
halde, söz konusu işler yüksek oranlardaki keşif artışlarına rağmen, bugüne
kadar sonuçlandırılamamıştır. Bugün itibariyle işlerin çoğuna yüzde 400'lere
varan oranlarda keşif artışı verilmiştir. Keşif artışı verilmesi işlerin
projelerinin sağlıklı hazırlanmadığının göstergesidir. Şartname ve sözleşme
hükümleri müteahhit firmaların lehine hazırlanmış, ikincil işler sözleşmeyle
ihale indirimine tabi tutulmamıştır. İhaleleri kimin alacağı noterde tespit
edilmesine ve bu konuda düzenlenen müfettiş raporlarına rağmen, ihaleler iptal
edilmemiştir.
Karadeniz sahil yolu
işlerinin ihalesinde müteahhit firmaların önceden anlaştıklarının bilinmesine
rağmen, fiyatları ayarlamak ve rekabete meydan vermeyerek devleti büyük ölçüde
zarara uğratarak firmalara menfaat sağladığı gerekçesiyle Türk Ceza Kanununun
205 inci maddesine uyan fiili nedeniyle, Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Yaşar
Topçu hakkında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddesi gereğince Meclis
soruşturması açılmasını arz ve teklif ederiz.
1.- Haluk Koç
(Samsun)
2.- Ali Topuz
(İstanbul)
3.- K.Kemal Anadol
(İzmir)
4.-Kemal Kılıçdaroğlu
(İstanbul)
5.- Ahmet Güryüz
Ketenci (İstanbul)
6.-Mahmut Yıldız
(Şanlıurfa)
7.- Yüksel
Çarbacıoğlu (Artvin)
8.- Şevket Gürsoy
(Adıyaman)
9.- Mustafa Sayar
(Amasya)
10.- Oya Araslı
(Ankara)
11.- Ayşe Gülsün
Bilgehan (Ankara)
12.- Eşref Erdem
(Ankara)
13.- Muzaffer R.
Kurtulmuşoğlu (Ankara)
14.- Feridun
Ayvazoğlu (Çorum)
15.- Osman Özcan
(Antalya)
16.-Yaşar Tüzün
(Bilecik)
17.- Züheyir Amber
(Hatay)
18.- Abdulaziz Yazar
(Hatay)
19.- Mevlüt Coşkuner
(Isparta)
20.- Şükrü Mustafa
Elekdağ (İstanbul)
21.- Ali Rıza
Gülçiçek (İstanbul)
22.- Onur Öymen
(İstanbul)
23.- Mehmet Sevigen
(İstanbul)
24.- Bülent Tanla
(İstanbul)
25.- Bülent Baratalı
(İzmir)
12
26.- Türkân
Miçooğulları (İzmir)
27.- Muharrem Toprak
(İzmir)
28.- Halil Tiryaki
(Kırıkkale)
29.- Salih Gün
(Kocaeli)
30.- Mehmet Sefa
Sirmen (Kocaeli)
31.- Ersoy Bulut
(Mersin)
32.- Vahit Çekmez
(Mersin)
33.- Ali Oksal
(Mersin)
34.- Şefik Zengin
(Mersin)
35.- Mehmet Şerif
Ertuğrul (Muş)
36.- Necati Uzdil
(Osmaniye)
37.- Atilla Başoğlu
(Adana)
38.- N.Gaye Erbatur
(Adana)
39.- A.İsmet Çanakçı
(Ankara)
40.- Özlem Çerçioğlu
(Aydın)
41.- Mehmet Mesut
Özakcan (Aydın)
42.- Osman Kaptan
(Antalya)
43.- Mehmet Semerci
(Aydın)
44.- Ramazan Kerim
Özkan (Burdur)
45.- Kemal Demirel
(Bursa)
46.- Ali Dinçer
(Bursa)
47.- Ahmet Küçük
(Çanakkale)
48.- V. Haşim Oral
(Denizli)
49.- Mesut Değer
(Diyarbakır)
50.- Necdet Budak
(Edirne)
51.- Ahmet Yılmazkaya
(Gaziantep)
52.- İnal Batu
(Hatay)
53.- Memduh Hacıoğlu
(İstanbul)
54.- Birgen Keleş
(İstanbul)
55.- Zeynep Damla
Gürel (İstanbul)
56.- Vezir Akdemir
(İzmir)
BAŞKAN -
Bilgilerinize sunulmuştur.
Üçüncü önergeyi
okutuyorum:
3.- İstanbul
Milletvekili Hüseyin Besli ve 55 milletvekilinin, bakanlığı sırasında ihalelere
fesat karıştırma sonucunu doğuran eylemlerde bulunduğu, ihalelerle ilgili
yolsuzluk iddialarına göz yumduğu, gerekli tedbirleri zamanında almadığı ve
gerekli soruşturmaları zamanında yaptırmadığı, böylelikle, görevini kötüye
kullandığı ve mal varlığında haksız bir artışa sebebiyet verdiği iddiasıyla
Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Koray Aydın ile ayrıca, bakanlıkları sırasında
Karayolları Genel Müdürlüğündeki usulsüz keşif artışlarına onay vermek suretiyle
görevlerini kötüye kullandıkları iddiasıyla Bayındırlık ve İskân eski Bakanları
Koray Aydın ve Abdülkadir Akcan haklarında Meclis soruşturması açılmasına
ilişkin önergesi (9/10)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Meclis Araştırması
Komisyonu (10/9) raporunda (s. 713 vd.) "Yapı İşleri Genel Müdürlüğü
Uygulamaları" başlığı altında;
Koray Aydın'ın
döneminde Bayındırlık ve İskân Bakanlığındaki yolsuzluklar ile ilgili olarak
açılan kamu davasında aralarında Bakanlığın üst düzey bürokratlarının da
bulunduğu 361 sanığın davada çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, yönetmek, örgüt
adına faaliyette bulunmak, bilerek hizmet yüklemek, üye olmak, devlet
alım-satımında ihaleye fesat karıştırarak çıkar sağlamak, görevi kötüye
kullanmak, ihaleye fesat karıştırmak "3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması,
Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununa" muhalefet suçlarından yargılandığı
belirtilerek,
Söz konusu yolsuzluk
olaylarına ilişkin Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 31.1.2001 tarihli 1
inci iddianamesinde Yapı İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde ilan yoluyla yapılan
17 adet ihalede indirim oranlarının yüzde 6,3 - 9,50 arasında olduğu, bu
ihalelerde organizasyon olduğu, ilan yoluyla gerçekleştirilen 28 ihalede ve
davetiye ile gerçekleştirilen 37 ihalede, ihalelerin Bakanlıkiçi ve Bakanlıkdışı
organizasyonlarda kimlere verileceğinin ve çıkma tabir edilen rüşvet miktarının
önceden belli olduğundan bahsedildiği,
Soruşturma kapsamında
elde edilen Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Eski Müsteşar Yardımcısı Sedat
Aban'ın ve Bakan Danışmanı Sadrettin Dinçer'in, DGM Başsavcısı Cevdet Volkan,
DGM Savcıları Cengiz Köksal ve Ömer Süha Aldan, Organize Suçlar Müdürü ile
ilgili emniyet görevlilerinin huzurunda baskıdan uzak, rahat bir ortamda verdiği
ifadelerin video kayıtlarında kişilerin net olarak kendilerinden başka hiç
kimsenin bilemeyeceği konularda itiraflarda bulunarak, Sedat Aban'ın "ihalelerde
Bakan, kendisi bir firma adı vererek ihalede bunu da değerlendirin diye bana
veya genel müdürüne söyleyebildiği gibi danışmanı Sadrettin Dinçer vasıtasıyla
bu şekilde talimatları olmaktadır" şeklinde, Sadrettin Dinçer'in "Bakan Koray
Aydın'a zaman zaman siyasî
13
kişiliği olan
milletvekilleri veya partiden birtakım insanlarla birlikte müteahhitlerin gelip
gittiği olurdu, bunlardan gelen müteahhitler ihale almak için gelirdi, şu anda
hatırladığım kadarıyla Sakarya Merkez Hükümet Konağı inşaatı ihalesini alan
Dabak İnşaatın sahibi Daniş Pakoğlu, Sakarya Pamukova İlçe Jandarma Komutanlığı
bina inşaatını alan Başkurt Hafriyat sahibi Abdullah Başkurt, Yalova Çınarcık
Esenköy İlçe Jandarma Komutanlığı binası inşaatı ihalesini alan SKG Yapı İnşaat
Şirketi sahibi Hızır Saral, Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü Sakarya İl
Müdürlüğü hizmet binası inşaatı ihalesini alan Hascan İnşaat sahibi Hasan Cansız
ve Diyarbakır Bismil Devlet Hastanesi ikmal inşaatı ihalesini alan Fatih Petrol
İnşaat Şirketi sahibi Ali Çakmak ile ilgili olarak Bakan Koray Aydın bana
telefon açtı, telefonda şirket sahiplerinin isimlerini vererek, Sedat Aban'ı
arayıp bunlara yardımcı olmasını söylememi istedi, ben de bunlarla ilgili olarak
Sedat Aban'ı arayıp ismi verip Bakan Beyin talimatı olduğunu, bunlara yardımcı
olunmasını söyledim. Bu söylediklerim bir seferde olmamıştır zaman içerisinde
olmuştur. Burada yardımcı olunmasından ne kastedildiğini tam olarak bilemiyorum;
ancak, Bakan Beyin emri alt kadrolar tarafından yerine getirilir" şeklindeki
beyanlarından, Koray Aydın'ın da bu organizasyon içerisinde olabileceği kanısı
uyandığı,
Tespitleri yer
almaktadır.
Gerçekten anılan
soruşturma kapsamındaki belge ve deliller ile Koray Aydın'ın araştırma komisyonu
önündeki açıklamalarından Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Sayın Aydın'ın,
yasaların kendisine yüklediği görevleri yerine getirmediği ve kamu davasına konu
suiistimal ve yolsuzlukların meydana gelmemesi için üzerine düşeni yapmadığı
gibi, bilgi ve belgelerden bu işlerin kendi bilgisi dahilinde yapıldığı kanaati
oluşmaktadır.
Koray Aydın ile
ilgili olarak; 21 inci Yasama Döneminde (9/4) esas numaralı Soruşturma Komisyonu
kurularak, soruşturma sonucunda oy çokluğuyla TCK 228, 230, 240 ve 346 ncı
maddesi uyarınca Yüce Divana sevkına gerek olmadığına dair kararla
sonuçlandırılmış ise de;
Karşı oy yazılarında
belirtildiği gibi, anılan Komisyon, çalışmalarını otuzbeş gün gibi kısa bir
sürede ve bazı delillerin toplanması, tanıkların dinlenmesi ve dosyalar üzerinde
tarafsız bilirkişi incelemesi yapılması gibi usullere riayet etmeden eksik
tahkikatla sonuçlandırmıştır.
Anılan raporun
"karayollarındaki keşif artışları" başlıklı özel raporunda ise;
3.3.2003 tarih ve
1154 sayılı Bakan Olurunda Cengiz İnş. San. ve Tic. AŞ, Mak-Yol İnş. San. ve
Tic. AŞ ortak girişimi yüklenimi altında bulunan Çayeli-Ardeşen-Hopa yolu
inşaatı işinde yüzde 30 üzeri keşif artış Olurlarıyla ilgili olarak
görevlendirilen müfettişlerce görev kapsamı içinde yapılan inceleme sonucu
düzenlenen inceleme raporuna istinaden, sözleşmenin 23/1 maddesi ile 2886 sayılı
Devlet İhale Kanunu dışında ihale edilen işler için Genel Şartnamenin 19 uncu
maddesinde tanımlanan temel, tünel, doğal afetler ve benzeri işler ile projenin
uygulanması esnasında zeminden kaynaklanacak (klas, zemin problemleri nedeniyle
ilave tedbir alınması vs.) keşif artışlarının anlaşılması gerektiği, proje
değişiklikleri, imalat değişiklikleri ve benzeri işlerinin temel, tünel, doğal
afetler ve benzeri işler kapsamında değerlendirilemeyeceği, bu nedenle genel
müdürlük gerekçelerinde yer alan ifadelerden sadece heyelan gerekçesinin temel,
tünel, doğal afetler ve benzeri iş kapsamında değerlendirileceği, diğer
gerekçelerin temel, tünel, doğal afetler ve benzeri iş kapsamında
değerlendirilemeyeceği, 23.10.2002 tarih ve 10-716-A sayılı keşif artış olurunu
imzalayan görevliler hakkında disiplin cezasıyla birlikte 4483 sayılı Memurlar
ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca öninceleme
yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu durumda, 2886 sayılı Kanuna aykırı bu
oluru imzalayan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının
tespit edilmesi gerektiği,
Benzer şekilde,
31.1.2003 tarih ve
594 sayılı Bakan oluruna konu Kolin İnşaat İmalat ve Tic. AŞ yüklenimi altında
bulunan Afyon şehir geçişi işinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63 üncü
maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 7.1.2000 tarih ve 03
sayılı, 2.8.2002 tarih ve 25120 sayılı, 13.9.2002 tarih ve 714 sayılı olurlarda
imzaları bulunan Bakan, Müsteşar (bazı olurlar için hk. öneri var) ve Müsteşar
Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,
31.1.2003 tarih ve
596 sayılı Bakan Oluruna konu Paksoy AŞ yüklenimi altında bulunan
Akşehir-Şarkikaraağaç işinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63 üncü
maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan olurda imzaları
bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit
edilmesi gerektiği,
17.2.2003 tarih ve
798 sayılı Bakan oluruna konu Kolin İnşaat İmalat ve Tic. AŞ yüklenimi altında
bulunan Kütahya-Tavşanlı (Kütahya şehir geçişi dahil) işinde 2886 sayılı Devlet
İhale Kanununun 63 üncü maddesine, sözleşmenin 13 üncü ve Bayındırlık İşleri
Genel Şartnamesinin 19 uncu maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için
alınan 1.10.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar
Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,
18.2.2003 tarih ve
866 sayılı Bakan oluruna konu Makimsan Taah. İnş. San. ve Tic. AŞ yüklenimi
altında bulunan Ankara-Kırıkkale (2. kısım) yolu işinde sözleşmenin 52 nci
maddesine aykırı olarak yüzde 15 dışı imalatlar için alınan 9.7.2002 tarih ve
2251 sayılı olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının
sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,
19.2.2003 tarih ve
926 sayılı Bakan oluruna konu Taşyapı İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. yüklenimi
altında bulunan Kocaeli İli dahilindeki deprem bölgesi bağlantı yolu işinde 2886
sayılı Devlet İhale Kanununun 63 üncü maddesine, sözleşmenin 13 üncü ve
Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 19 uncu maddesine aykırı olarak yüzde 30
dışı imalatlar için alınan 16.4.2002, 14.6.2002, 9.7.2002 tarihli olurlarda
imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının
tespit edilmesi gerektiği,
26.2.2003 tarih ve
1012 sayılı Bakan oluruna konu MÖN İnş. ve Tic. Ltd. Şti. yüklenimi altında
bulunan Antalya-Alanya (4 üncü kısım) yolu inşaatı işinde sözleşmenin 23/1
maddesi ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 19 uncu maddesine aykırı
14
olarak yüzde 30 dışı
imalatlar için alınan 3.4.2001 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar
ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,
26.2.2003 tarih ve
1014 sayılı Bakan oluruna konu Öz İnş. San. ve Tic. AŞ yüklenimi altında bulunan
Kalkan-Fethiye 2 nci Bl. Hd. yolu işinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63
üncü maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 1.10.2002
tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının
sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,
3.3.2003 tarih ve
1154 sayılı Bakan oluruna konu Cengiz İnş. San. ve Tic. AŞ, Mak-Yol İnş. San. ve
Tic. AŞ, Mapa İnş. ve Tic. AŞ ortak girişimi yüklenimi altında bulunan
Çayeli-Ardeşen-Hopa yolu işinde sözleşmenin 23/1 ve Bayındırlık İşleri Genel
Şartnamesinin 19 uncu maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için
alınan 23.10.2002 tarih ve 10-716-A sayılı olurda imzaları bulunan Bakan,
Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,
10.3.2003 tarih ve
1342 sayılı Bakan oluruna konu Mapa+John Laing yüklenimi altında bulunan
Çorum-Sungurlu yolu işinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63 üncü maddesine
aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 5.9.2002 tarihli olurda
imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının
tespit edilmesi gerektiği,
10.3.2003 tarih ve
1344 sayılı Bakan oluruna konu Mapa İnş. ve Tic. AŞ yüklenimi altında bulunan
Trabzon sahil geçişi işinde sözleşmenin 65/1 maddesi ve Bayındırlık İşleri Genel
Şartnamesinin 19 uncu maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için
alınan 13.9.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar
Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,
10.3.2003 tarih ve
1346 sayılı Bakan oluruna konu TÜSAN AŞ yüklenimi altında bulunan Ankara-Balâ
ayırımı-Haymana yolu ve Gölbaşı kavşakları düzenleme işinde 2886 sayılı Devlet
İhale Kanununun 63 üncü maddesine, sözleşmenin 13 üncü ve Bayındırlık İşleri
Genel Şartnamesinin 19 uncu maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için
alınan 28.8.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar
Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,
10.3.2003 tarih ve
1348 sayılı Bakan oluruna konu Kolin İnş.İml. ve Tic. AŞ yüklenimi altında
bulunan Piraziz-Giresun (Giresun geçişi hariç) yolu işinde sözleşme eki
Bayındırlık İşeri Genel Şartnamesinin 19 uncu maddesine aykırı olarak yüzde 30
dışı imalatlar için alının 28.8.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan,
Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,
10.3.2003 tarih ve
1352 sayılı Bakan oluruna konu Eksen Öngün İnşaat yüklenimi altında bulunan
Sungurlu-Delice-4.Bl.hududu yolu işinde 2886 sayıl Devlet İhale Kanununun 63
üncü maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 5.9.2002
tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının
sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,
17.3.2003 tarih ve
1512 sayılı Bakan oluruna konu Aydın İnşaat Taahhüt ve Ticaret A.Ş+Cengiz İnşaat
Sanayi Ticaret AŞ yüklenimi altında bulunan Boyabat-Saraydüzü yolu işinde 2886
sayılı Devlet İhale Kanununun 63 üncü maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı
imalatlar için alınan 23.10.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar
ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,
17.3.2003 tarih ve
1514 sayılı Bakan oluruna konu Limak AŞ + Gürsan AŞ yüklenimi altında bulunan
Piraziz-Espiye-Çarşıbaşı (1. kısım) (Giresun şehir geçişi dahil) yolu işinde
sözleşmenin 52/3 maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan
23.10.2002 tarih ve 3744 sayılı olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve
Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,
24.3.2003 tarih ve
1710 sayılı Bakan oluruna konu Bozoğlu İnşaat Taahhüt ve Ticaret Ltd. Şti.
yüklenimi altında bulunan Mecitözü-Turhal ayrımı-Amasya yolu işinde 2886 sayılı
Devlet İhale Kanununun 63 üncü maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar
için alınan 1.10.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve
Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,
24.3.2003 tarih ve
1712 sayılı Bakan oluruna konu Doğuş İnş. ve Tic. AŞ ve Polat Yol Yapı San. ve
Tic. AŞ yüklenimi altında bulunan Araklı-İyidere yolu işinde sözleşme eki
Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 19 uncu maddesine aykırı olarak yüzde 30
dışı imalatlar için alınan 28.8.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan,
Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,
25.3.2003 tarih ve
1778 sayılı Bakan oluruna konu Limak İnş. San. ve Tic. AŞ yüklenimi altında
bulunan Belevi-Selçuk-Meryemana yolu işinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun
63 üncü maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 1.10.2002
tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının
sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,
25.3.2003 tarih ve
1780 sayılı Bakan oluruna konu Tisan İnş. Sana. ve Tic. Ltd. Şti. yüklenimi
altında bulunan Sındırgı-Simav ayrımı-Demirci-Salihli yolu işinde Emanet İşlere
Ait Uygulama Yönetmeliğinin 22 nci maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalat
için alınan 8.7.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar
Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,
31.3.2003 tarih ve
1940 sayılı Bakan oluruna konu Tisan İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. yüklenimi
altında bulunan Bergama-Soma-Akhisar yolu işinde 2886 sayılı Devlet İhale
Kanununun 63 üncü maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan
1.10.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar
Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,
31.3.2003 tarih ve
1962 sayılı Bakan oluruna konu Limak İnş. San. ve Tic. A.Ş. yüklenimi altında
bulunan İyidere-Çayeli yolu işinde Sözleşmenin 23.1 ve Bayındırlık İşleri Genel
Şartnamesinin 19 uncu maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için
alınan 28.8.2002 tarihli olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar
Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,
15
31.3.2003 tarih ve
1964 sayılı Bakan oluruna konu TUBİN AŞ yüklenimi altında bulunan Samsun-Ünye
yolu işinde sözleşmenin 23/1 ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 19 uncu
maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı imalatlar için alınan 28.8.2002 tarihli
olurda imzaları bulunan Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının
sorumluluklarının tespit edilmesi gerektiği,
8.5.2003 tarih ve
2820 sayılı Bakan oluruna konu DSK İnş. yüklenimi altında bulunan
Havran-Edremit-Ayvacık yolu (l.kısım) ve Bayburt İnş. Nak. San. ve Tic. Ltd.
Şti. yükleniminde bulunan Havran-Edremit- Ayvacık yolu (ll. kısım) işlerinde
2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 63 üncü maddesine aykırı olarak yüzde 30 dışı
imalatlar için alınan 8.1.2001 ve 31.10.2002 tarihli olurlarda imzaları bulunan
Bakan, Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısının sorumluluklarının tespit edilmesi
gerektiği,
Kalıcı Konutların
Karayolu Bağlantıları ve İzmit-Gölcük Bölünmüş Yolu ve Gölcük Kalıcı Deprem
Konutları Bağlantı Yolları Projesinde 16.10.2001 tarih ve 2001/3150 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararı gereği maliyet revizyonu için Yüksek Planlama Kurulu
kararı alınması hususunda Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığına başvurulması
gerektiği halde, üç kez keşif artışının Bakan oluruyla yapılması, keşif
artışlarına ilişkin Bakan olurlarında artışların temel ve zemin sorunları
dışında sanat yapılarından ve köprü yapımından kaynaklanmasına rağmen, 2886
sayılı Kanunun 63 üncü maddesine aykırı olarak Olur alınması, kilometre başına
maliyetin diğer yollarda ortalama olarak 1 000 000 dolar olmasına rağmen İzmit
Gölcük Yolunda 3 100 000 milyon dolar olduğu,
Belirtilmektedir.
Bu nedenlerle,
Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Koray Aydın hakkında ihaleye fesat karıştırma
sonucunu oluşturan eylemler ile söz konusu ihalelerdeki yolsuzluk iddialarına
göz yumduğundan, gerekli tedbirleri zamanında almadığından ve gerekli
soruşturmaları zamanında yaptırmadığından TCK'nun 366 ve 240 ıncı, aynı zamanda,
yukarıda anlatılan fiillerinin mal varlığında haksız bir artışa sebebiyet
verdiği iddiası gözönünde bulundurularak 3628 sayılı Mal Bildiriminde
Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 12, 13, 14 ve 15 inci
maddelerine muhalefetten, ayrıca Karayolları Genel Müdürlüğündeki usulsüz keşif
artışlarına onay vermeleri nedeniyle Bayındırlık ve İskân eski Bakanları Koray
Aydın ve Prof. Dr. Abdülkadir Akcan hakkında TCK'nun 240 ıncı maddesinden,
Anayasanın 100 üncü, İçtüzüğün 107 nci maddesi gereğince Meclis soruşturması
açılması arz ve teklif olunur.
1- Hüseyin Besli
(İstanbul)
2- Ömer Çelik (Adana)
3- Egemen Bağış
(İstanbul)
4- Polat Türkmen
(Zonguldak)
5- Murat Yıldırım
(Çorum)
6- Sedat Kızılcıklı
(Bursa)
7- Cemal Yılmaz Demir
(Samsun)
8- Ekrem Erdem
(İstanbul)
9- Maliki Ejder Arvas
(Van)
10- Yekta Haydaroğlu
(Van)
11- Halil Kaya (Van)
12- Mustafa Cumur
(Trabzon)
13- Zülfükar İzol
(Şanlıurfa)
14- Mehmet Özlek
(Şanlıurfa)
15- Mehmet Faruk
Bayrak (Şanlıurfa)
16- Fuat Ölmeztoprak
(Malatya)
17- Fahri Keskin
(Eskişehir)
18- Mehmet Daniş
(Çanakkale)
19- Mevlüt Akgün
(Karaman)
20- Enver Yılmaz
(Ordu)
21- Suat Kılıç
(Samsun)
22- Abdullah Çalışkan
(Adana)
23- Kemalettin Göktaş
(Trabzon)
24- Şaban Dişli
(Sakarya)
25- Burhan Kuzu
(İstanbul)
26- Soner Aksoy
(Kütahya)
27- Mahfuz Güler
(Bingöl)
28- Yahya Akman
(Şanlıurfa)
29- Tevfik Ziyaeddin
Akbulut (Tekirdağ)
30- Adem Baştürk
(Kayseri)
31- Tayyar Altıkulaç
(İstanbul)
32- Ahmet Münir Erkal
(Malatya)
33- Halil Ürün
(Konya)
34- Nazım Ekren
(İstanbul)
35- Ahmet Rıza Acar
(Aydın)
16
36- Faruk Koca
(Ankara)
37- Halil Aydoğan
(Afyon)
38- Şemsettin Murat
(Elazığ)
39- Mehmet Fehmi
Uyanık (Diyarbakır)
40- Feyzi Berdibek
(Bingöl)
41- Abdurrahim Aksoy
(Bitlis)
42- Mehmet Özyol
(Adıyaman)
43- Mehmet Kerim
Yıldız (Ağrı)
44- Ali Yüksel
Kavuştu (Çorum)
45- Remziye Öztoprak
(Ankara)
46- Cahit Can (Sinop)
47- Hüsnü Ordu
(Kütahya)
48- Temel Yılmaz
(Gümüşhane)
49- Ali Temür
(Giresun)
50- Hasan Aydın
(Giresun)
51- Mehmet Sarı
(Osmaniye)
52- Nurettin Aktaş
(Gaziantep)
53- Hasan Murat
Mercan (Eskişehir)
54- Ahmet Koca
(Afyon)
55- Mehmet Yaşar
Öztürk (Yozgat)
56- Durdu Mehmet
Kastal (Osmaniye)
BAŞKAN -
Bilgilerinize sunulmuştur.
Anayasanın 100 üncü
maddesinde ifade olunan "Meclis bu istemi en geç bir ay içerisinde görüşür ve
karara bağlar" hükmü uyarınca, soruşturma önergelerinin görüşülme günü daha
sonra tespit edilerek Genel Kurulun onayına sunulacaktır.
Başbakanlığın,
Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutup
oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum :
C) TEZKERELER VE
ÖNERGELER (Devam)
2.- Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın Belçika ve İspanya'ya yaptığı resmî ziyarete katılmaları uygun
görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/409)
9.12.2003
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Avrupa Birliği
Devlet/Hükümet Başkanları Ara Zirvesine ve V.Formentor Forumuna katılmak üzere
bir heyetle birlikte 15-18 Ekim 2003 tarihlerinde Belçika ve İspanya'ya yaptığım
resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi
uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte
gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci
maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep Tayyip Erdoğan
Başbakan
Liste:
Ömer Çelik (Adana)
Egemen Bağış
(İstanbul)
Nimet Çubukçu
(İstanbul)
Nazım Ekren
(İstanbul)
BAŞKAN - Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Danışma Kurulunun bir
önerisi vardır; önce tümünü okutup işleme alacağım, sonra ayrı ayrı okutup
oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum :
IV.- ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU
ÖNERİLERİ
1.- 2004 Malî Yılı
Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarılarının
görüşme gün ve saatleriyle, konuşma sürelerine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
Danışma Kurulu
Önerisi
No: 55 Tarihi:
10.12.2003
Danışma Kurulunca
aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.
17
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet
Meclisi
Başkanı
Haluk İpek K. Kemal
Anadol
AK Parti Grubu
Başkanvekili CHP Grubu Başkanvekili
Öneriler:
1- 2004 Malî Yılı
Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarılarının
Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler"
kısmının 1 inci, 2 nci, 3 üncü ve 4 üncü sıralarında yer alması; bütçe
görüşmelerine 18.12.2003 Perşembe günü saat 11.00'de başlanması ve bitimine
kadar, resmî tatil günleri dahil, hergün saat 11.00'den 13.00'e ve 14.00'ten
günlük programın tamamlanmasına kadar çalışmalara devam olunması ve görüşmelerin
yedi günde tamamlanması,
2- Başlangıçta
bütçenin tümü üzerinde Gruplar ve Hükümet adına yapılacak konuşmaların
(Hükümetin sunuş konuşması hariç) 1'er saat (bu süre birden fazla konuşmacı
tarafından kullanılabilir), kişisel konuşmaların 10'ar dakika ile
sınırlandırılması,
3- Bakanlık ve daire
bütçeleri üzerindeki görüşmelerin 10 turda tamamlanması, 10 uncu turun
bitiminden sonra Bütçe Kanunu Tasarılarının maddelerinin oylanması,
4- İçtüzüğün 72 nci
maddesi gereğince yapılacak görüşmelerde her turda gruplar ve Hükümet adına
yapılacak konuşmaların 45'er dakika (bu süre birden fazla konuşmacı tarafından
kullanılabilir), kişisel konuşmaların 10'ar dakika olması; kişisel konuşmalarda
her turda İçtüzüğün 61 inci maddesine göre biri lehte, biri aleyhte olmak üzere
iki üyeye söz verilmesi ve bir üyenin birden fazla turda söz kaydı
yaptıramaması,
5- Bütçe
görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için
soru cevap işleminin 20 dakika ile sınırlandırılması,
6- Bütçe
görüşmelerinin sonunda Gruplara ve Hükümete 1'er saat süre ile söz verilmesi (bu
süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir); İçtüzüğün 86 ncı
maddesine göre yapılacak kişisel konuşmaların 10'ar dakika olması,
Önerilmiştir.
BAŞKAN - Söz
isteyen?.. Yok.
Şimdi, önerileri ayrı
ayrı okutup, oylarınıza sunacağım.
1 inci öneriyi
okutuyorum:
1- 2004 Malî Yılı
Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarılarının
Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler"
kısmının 1 inci, 2 nci, 3 üncü ve 4 üncü sıralarında yer alması; bütçe
görüşmelerine 18.12.2003 Perşembe günü saat 11.00'de başlanması ve bitimine
kadar, resmî tatil günleri dahil, hergün saat 11.00'den 13.00'e ve 14.00'ten
günlük programın tamamlanmasına kadar çalışmalara devam olunması ve görüşmelerin
yedi günde tamamlanması,
BAŞKAN - Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 nci öneriyi
okutuyorum:
2 - Başlangıçta
bütçenin tümü üzerinde Gruplar ve Hükümet adına yapılacak konuşmaların
(Hükümetin sunuş konuşması hariç) 1'er saat (bu süre birden fazla konuşmacı
tarafından kullanılabilir), kişisel konuşmaların 10'ar dakikayla
sınırlandırılması,
BAŞKAN - Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü öneriyi
okutuyorum:
3- Bakanlık ve daire
bütçeleri üzerindeki görüşmelerin 10 turda tamamlanması, 10 uncu turun
bitiminden sonra bütçe kanunu tasarılarının maddelerinin oylanması,
BAŞKAN - Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
4 üncü öneriyi
okutuyorum:
4- İçtüzüğün 72 nci
maddesi gereğince yapılacak görüşmelerde, her turda Gruplar ve Hükümet adına
yapılacak konuşmaların 45'er dakika (bu süre birden fazla konuşmacı tarafından
kullanılabilir), kişisel konuşmaların 10'ar dakika olması; kişisel konuşmalarda,
her turda, İçtüzüğün 61 inci maddesine göre, biri lehte, biri aleyhte olmak
üzere iki üyeye söz verilmesi ve bir üyenin birden fazla turda söz kaydı
yaptıramaması,
BAŞKAN - Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
5 inci öneriyi
okutuyorum:
5 - Bütçe
görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için
soru cevap işleminin 20 dakikayla sınırlandırılması,
BAŞKAN - Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
6 ncı öneriyi
okutuyorum:
6- Bütçe
görüşmelerinin sonunda Gruplara ve Hükümete 1'er saat süreyle söz verilmesi (bu
süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir); İçtüzüğün 86 ncı
maddesine göre yapılacak kişisel konuşmaların 10'ar dakika olması,
BAŞKAN - Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır;
okutup, oylarınıza sunacağım:
B) SİYASÎ PARTİ GRUBU
ÖNERİLERİ
1.- Genel Kurul
gündemindeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK
Parti Grubu önerisi
Ê 10.12.2003
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun
10.12.2003 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasî parti grupları
arasında oybirliği sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince,
Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
18
Haluk İpek
Ankara
AK Parti Grup
Başkanvekili
Öneri: Genel Kurulun
10 Aralık 2003 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde, sözlü soruların
görüşülmemesi, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler" kısmının, 34 üncü sırasında yer alan 298 sıra sayılı kanun
tasarısının bu kısmın 3 üncü sırasına, 35 inci sırasında yer alan 299 sıra
sayılı kanun tasarısının 4 üncü sırasına, daha önce gelen kâğıtlar listesinde
yayımlanan ve dağıtılmış bulunan 302 sıra sayılı kanun tasarısının 48 saat
geçmeden bu kısmın 5 inci sırasına alınmasını ve bu birleşimde gündemin 6 ncı
sırasına kadar olan işlerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılması
önerilmiştir.
BAŞKAN - Söz
talebi?..
K.KEMAL ANADOL
(İzmir) - Aleyhinde söz istiyorum.
BAŞKAN - Öneri
aleyhinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Kemal Anadol; buyurun.
Konuşma süreniz 10
dakikadır.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
3 Kasımdan bu yana bir yılı aşkın süre geçti ve hepimizin bildiği gibi, 3
Kasımda, millî irade bu Parlamentoyu, iki partili bir Parlamento olarak teşekkül
ettirdi; tek başınıza İktidar oldunuz, biz de tek başımıza muhalefet ve
Anamuhalefet Partisi olduk. Herkes, bizden uyum içerisinde çalışmamızı, ülkenin
biriken, eğitim, sağlık, konut, spor, kültür gibi yüzlerce, binlerce sorununa
çözüm aramamızı bekliyor ve onun için de bu Parlamentoya umutla bakıyor; fakat,
aradan geçen bir senede, biz, bu umutları boşa çıkarmak için ne mümkünse yaptık.
Bu Meclis, Türkiye standartlarına baktığımızda ucuz çalışan bir Meclis değil;
550 milletvekili var; birçok personel var, böyle, özelleştirdiğimiz KİT'lerden
daha fazla personelle çalışıyor, bir milletvekiline birkaç kişi hizmet ediyor;
cari harcamaları fazla. Onun için, bizim, bunları dikkate alarak, çok titiz
çalışma yapmamız lazım, üretken olmamız lazım ve boş çalışmamamız lazım
hepsinden önce; avara çalışmak, çalışmamaktan daha kötü sonuçlar doğuruyor.
Ne yaptık biz;
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak defalarca uyardık; bu yasa hukukun genel
ilkelerine terstir, kanun yapma tekniğine aykırıdır, yapmayın, çıkarmayın dedik,
dinlemediniz bizi, ya Cumhurbaşkanından geri döndü ya Anayasa Mahkemesi iptal
etti. Israrla, Cumhurbaşkanından geri gelen yasaları -bir tanesi gündemin biraz
sonra görüşülecek maddesinde var- olduğu gibi, virgülüne, noktasına dokunmadan,
tekrar bu Meclisin huzuruna getirdiniz. Bu, zaman kaybından, vakit israfından,
maddî israftan başka bir şey değildir ve bu huyunuzdan, maalesef, vazgeçmediniz.
Yani, bunu bir eleştiri olarak söylemiyorum artık, bir yakınma olarak
söylüyorum, vicdanlarınıza hitap ediyorum.
Şikâyetçi olduğumuz
en önemli konulardan biri de şuydu: İçtüzüğün gerek 36 ncı gerek 52 nci
maddesine göre, hem komisyonlarda hem Genel Kurulda, yasa tasarılarının,
tekliflerinin basılıp dağıtılmasından 48 saat geçmeden gündeme alınmaması genel
kuraldır. Bu kuralın dışına çıkılması da istisnadır. Neden; çünkü, arkadaşlar,
kanun yapmak kolay değildir, demin anlattığım gibi, yanlış hesap ya Anayasa
Mahkemesinden ya Çankayadan geri dönüyor.
Onun için, işi
ciddiye almak lazım. Ciddiye almak ne demek; her milletvekilinin -parti
gözetmeksizin, parti farkı olmaksızın söylüyorum- okuması lazım, incelemesi
lazım. Hepimiz, her konuda, her şeyi bilmiyoruz. Kimimiz doktor, kimimiz
hukukçu, kimimiz iktisatçı, kimimiz esnaf, kimimiz tüccar, kimimiz işçi; çeşitli
sınıflardan, çeşitli katmanlardan geliyoruz buraya. Herkesin bir uzmanlık dalı
var; ama, her şeyi bilen, dünyada böyle bir insan yok, Türkiye'de de yok. Onun
için, danışmanlarımız var, Parlamento dışında uzmanlar var, onlara danışmak
lazım, onlara sormak lazım, tartışmak lazım, doğruyu bulmak lazım. Bunun için
de, yasa koyucu 48 saatlik makul bir süre koymuş. Bu, yeni değil, bu dönem
çıkmış kurallar değil bunlar. Bu süre bile azdır; yani, bir milletvekili, önüne
gelen kanun teklifi hakkında, kendisine gönderildiği andan itibaren en az 48
saat geçecek ki, doğrusunu eğrisini bulsun; Anayasaya uygun mu, değil mi;
hukukun temel ilkelerine uygun mu, değil mi; ihtiyaca cevap veriyor mu; Türkiye
koşullarına uygun mu, değil mi?.. Arkadaşlar, bunları araştırmak kolay iş değil
ki. Haa, bunlara lüzum yok, gelir, okunur, biz hep beraber parmak kaldırırız...
Hayır, biz, buraya parmak kaldırmak için gelmedik. Eğer bunu kabul edersek,
milletin gözünden düşeriz. Parlamentonun itibarı, zaman zaman böyle kayboldu.
Yapılan kamuoyu anketlerinde, Parlamento, güvenilir kurumlar listesinin en
sonuna düştüğü vakit... İşte, geldi buraya parti liderleri, gizli oyları bile
açık kullanmak için parlamenterlere baskı yaptılar, onlar da kullandılar;
hiçbiri de bugün Parlamentoda yok.
EYÜP FATSA (Ordu) -
Siz hiç yoktunuz.
K. KEMAL ANADOL
(Devamla) - Bakın, her şeye parmağını kaldıran parlamenterlerden birisi yok
burada, o partiler de yok.
Arkadaşlar, affınıza
sığınıyorum, insafınıza sığınıyorum, şuna bakın... Ben hukukçuyum, 4 üncü
dönemdir parlamenterim. Şu tasarıyı bana verin, 48 saat içinde bunun
incelemesini tamamlayamam, itiraf ediyorum. Haa, siz çok daha nitelikli, bu
işlere çok daha vakıf parlamenterlerseniz, bir itirazım yok; ama, ben, gerçeği
olduğu gibi söylüyorum. Bakın, şu gördüğünüz, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol
Kanunu Tasarısı, 83 madde arkadaşlar, 14 de geçici maddesi var. Bakın, şöyle bir
açıp bakıyorum madde başlıklarına "Ertesi yıla geçen yüklenme" "Gelecek yıllara
yaygın yüklenmeler" "Bütçelerden yardım yapılması" "Harcama yetkisi ve
yetkilisi" "Harcama talimatı ve sorumluluk" "Merkezî idare bütçe kanun
tasarısının sunulması" "Ödeneklerin kullanılması"... Arkadaşlar, insaf buyurun;
bu, 48 saat geçmeden milletvekillerine dağıtılıyor ve siz, sağduyunuzla,
aklıseliminizle, elinizi vicdanınıza koyarak, doğru mu yanlış mı, bu maddeler
üzerinde karar verin diyorsunuz! Buna siz inanıyor musunuz arkadaşlar?! Bu acele
ki, 48 saat geçmeden yapıyorsunuz değil mi; bir ihtiyaç var, çok acele
ediyorsunuz bunu çıkarmak için.
100'den fazla
dokunulmazlık dosyası var, komisyonda bekliyor; 3 Kasımdan beri uğraşıyoruz...
Bu dosyaların kimisi görevi kötüye kullanmak, kimisi ihaleye fesat karıştırmak,
kimisi naylon fatura düzenlemek, kimisi hayalî ihracat yapmak, kimisi hazinenin
paralarını dağıtmak... Canım, onları niye getirmiyorsunuz buraya?! 3 Kasımdan
beri ısrar ediyoruz, dilimizde tüy bitti.
19
Haydi kendi
dosyalarınızı getirmiyorsunuz, Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin
dokunulmazlık dosyalarını getirin diyoruz, önce onları müzakere edelim diyoruz,
evvela onların dokunulmazlığını kaldıralım diyoruz, kendi dokunulmazlığımızı
kaldıralım diyoruz, gelmiyor. Tam tersine, dokunulmazlık dosyaları orada
uyukluyor, rafta bekliyor; onun yerine, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu
Tasarısı gibi çok önemli bir tasarıyı, dağıtılmasının üzerinden 48 saat bile
geçmeden önümüze dayıyorsunuz. Buna oy kullanın; nasıl kullanırsanız kullanın...
Arkadaşlar, bu,
Parlamentonun iyi çalışması değil, çalışmaması demektir. Bu Parlamentonun
saygınlığı hepimizin saygınlığı, başta sizin saygınlığınız. Parlamentoda
çoğunluğu oluşturan grupsunuz...
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ
(Elazığ) - Dokunulmazlıkları kaldırarak mı saygınlık kazanılacak?
K. KEMAL ANADOL
(Devamla) - Elbette. Dokunulmazlığı kaldırırsak, sokaktaki vatandaşa örnek
oluruz.
ERDOĞAN KAPLAN
(Tekirdağ) - Millete ne söz verdiniz?
K. KEMAL ANADOL
(Devamla)- Yani, bugün, bir politikacı, Sayın Necmettin Erbakan...
ERDOĞAN KAPLAN
(Tekirdağ) - Genel Başkanınız söz verdi. (Gürültüler)
K. KEMAL ANADOL
(Devamla) - Bir dakika arkadaşlar.
Arkadaşlar, Sayın
Necmettin Erbakan -bugün, gazetede okudum, abartmak için söylemiyorum- doktora
gitmiş, şeker ve tansiyon hastası olduğuna dair rapor almış -öyledir mutlaka, 77
yaşında falan- ve hakkında kesinleşen hükmün infazını erteletmek için gidiyor.
Aynı suçtan, bu hükümette biri İçişleri Bakanı, biri Dışişleri Bakanı...
Dokunulmazlıkları olmasa onlar da aynı muameleye tabi olacak. (AK Parti
sıralarından "hayır" sesleri)
Nasıl hayır canım?!
Bu kadar açık.
Peki, siz, sizin
bakanlarınıza dokunmayın, bizim arkadaşların dosyalarını getirin; sizinkiler
kalsın. Evvela, milletvekilinin halkın içine çıkacak yüzü olması lazım. Onun
için ısrar ediyoruz.
İkincisi, şimdi,
burada, milletvekilinin, ayrıca, denetim hakkını da elinden alıyorsunuz. Bu
uygulamalar...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Anadol, konuşmanızı toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
K. KEMAL ANADOL
(Devamla) - Bitiriyorum.
İşte, soru
önergeleri... Milletvekili ne yapacak?
Milletvekili, genel
başkan değilse, genel sekreter değilse -hatta, genel sekreter de olabilir- grup
başkanvekili değilse, istediği vakit kürsüye çıkamaz. Sayın Başkan takdir
ederse, gündemdışı 5 dakika konuşma yapacak, 550 kişi içerisinde haftada 3 defa
3'er kişi söz alacak, bir de yazılı, sözlü soru önergesi verecek. Türkiye Büyük
Millet Meclisinde, milletvekilinin çalışması, zaten İçtüzüğe göre çok
kısıtlanmış; öteden beri böyle, bunun değişmesi lazım. Bunun bir tek yolu var;
bu yazılı ve sözlü soru önergeleri... Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına
gelen öneride, hemen, sözlü soru önergelerinin görüşülmemesi. Peki, ne yapacak
bu milletvekili, denetim hakkını nasıl kullanacak?
O nedenle, iddiaya da
girerim, bir anket yapılsın; şu yasalaşmasını istediğiniz tasarının ismini doğru
dürüst kaç kişi söylüyor, hükümetten geldiği biçimde; yani, Kamu Malî Yönetimi
ve Kontrol Kanunu Tasarısını, ben okumasam... Ben söylüyorum, bu süre içinde
bunu incelemem mümkün değil ve bilmiyorum diyorum.
ÜNAL KACIR (İstanbul)
- Bir daha tekrar et bakalım.
K. KEMAL ANADOL
(Devamla) - Siz, bunları çok iyi biliyorsunuz. Sizin gibi çok parlamenterler
geldi, geçti.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)
- Sizin gibi de geldi, geçti.
K. KEMAL ANADOL
(Devamla) - Ben yine geldim... Ben yine geldim... Siz gelecek misiniz bakalım;
onu ileride tarih gösterecek. (AK Parti sıralarından "ona millet karar verir"
sesi)
Arkadaşlar -son
sözlerimi söylüyorum- bu Parlamentonun saygınlığına gölge düşmemesi lazım,
çıkardığı yasalar hakkında vatandaşın huzur içerisinde, gönül rahatlığı
içerisinde olması lazım. Bu tür uygulamalar, vatandaşın gözünde, Parlamentonun,
siyaset kurumunun saygınlığını azaltır kuşkusu içerisinde bunları söylüyorum.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Anadol, son cümlelerinizi söyleyin.
Buyurun.
K. KEMAL ANADOL
(Devamla) - Sabahlara kadar çalışıp, böyle gece yarısı kanunlarıyla, bunları
yürürlüğe sokarak ülkeyi yönetmenin kolay olmayacağını anlayacaksınız; ama, iş
işten geçmiş olacak.
Hepinize saygılar
sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Anadol.
Önerinin lehinde, AK
Parti Grubu Başkanvekili Sayın Haluk İpek; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Konuşma süreniz 10
dakikadır.
HALUK İPEK (Ankara) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Danışma
Kurulundaki önerimizin lehinde söz aldım.
Esasen, burada,
önerinin muhtevasını konuşmamız gerektiği halde, bir anda, tartışma, farklı bir
zemine doğru taşınıyor.
Ben öneriyi kısaca
açıklayayım: Önerimiz, bugün Genel Kurulun çalışması ve hangi yasa teklif ve
tasarılarını görüşmesiyle ilgili bir tekliftir. Burada, öneriyle, daha önce
Genel Kurulda kabul edilmiş olan 298 sıra sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknik
20
Araştırma Kurumu
Kurulması Hakkında Kanuna bir geçici madde eklenmesiyle ilgili bir kanun
tasarısını; yine, 299 sıra sayılı Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu
Genel Sekreterliği Kanununun bazı hükümlerinin yürürlükten kaldırılmasına dair
tek maddelik bir kanun tasarısını ve yine, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu
Tasarısını -83 maddelik- bugün, Genel Kurulun gündemine getirdik.
Aşağıda, Danışma
Kurulunda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuyla anlaşamadık. Aşağıda, esas gerekçe
olarak şunu söylediler: "Sözlü sorular yok, 48 saat geçmedi; bu nedenle, biz
bunu kabul etmiyoruz." Bilindiği gibi, Meclisimiz, dün, Meclis soruşturması
önergeleriyle, çok önemli bir soruşturma vazifesini, çok da başarıyla yerine
getirdi, çok iyi bir imtihan geçirdi. Meclisimiz, bu hafta, denetimi, çok iyi
bir şekilde, layıkıyla yaptığı için, gündem de dolu olduğu için, bugün sözlü
soruları almayı düşünmedik.
Onun dışında,
Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili arkadaşımız "Meclis uyum içerisinde
çalışmalı" diyor; çok doğru, kendisinin bu sözüne katılıyoruz. Sonra "Meclisin
harcamaları çok fazla, lüzumsuz yere çalışmamalı, üretken olmalı" diyor. Buna
bir sözüm var; Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu dönem, ilk bir yılında, geçmiş
dönemlere oranla yüzde 40 daha fazla çalışarak, yine yüzde 40 daha fazla kanun
üreterek, şu ana kadarki en başarılı Meclis olmuştur.
V. HAŞİM ORAL
(Denizli) - Daha iyi olsun diyoruz.
HALUK İPEK (Devamla)
- Tabiî...
Yani, giderek,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin performansı artıyor ki, bu sözüne katılamıyoruz.
Yine "kanunlar
Anayasaya aykırı dedik, ısrarla çıkardınız; işte, Cumhurbaşkanından geri döndü,
ısrar ediyorsunuz" diyor.
Şimdi, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin yetkileri de, Cumhurbaşkanının yetkileri de, Anayasa
Mahkemesinin yetkileri de, komisyonların yetkileri de, hepsi Anayasada
zikredilmiş. Türkiye Büyük Millet Meclisi kanunları kabul etmekle yetkili ve
buradan, bu kanunları biz üreterek çıkarıyoruz. Cumhurbaşkanının bunu veto edip
geri gönderme yetkisi var. Nerede yazıyor; Anayasada yazıyor; o da bu yetkisini
kullanıyor. Uygun görmeyebilir; Anayasa vermiş bu yetkiyi. Peki, daha sonra ne
demiş; Türkiye Büyük Millet Meclisi, aynı kanunu, aynı şekilde kabul edebilir.
Peki, kabul ederse ne olacak; o zaman, Cumhurbaşkanı bunu onaylamak zorundadır
diyor. Nerede diyor; Anayasada diyor. Dolayısıyla, herkes, tüm bu yetkilerini,
Anayasada zikredildiği şekilde kullanıyor. Anayasada verilmiş olan yetkilerin
burada kullanılmasını eleştirmek, hukuk devletiyle de bağdaşmaz.
İZZET ÇETİN (Kocaeli)
- Benim bu yasa tasarısını okuma hakkımı engellemeyin!
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)
- Bağırmadan... Bağırmadan... Sakin olun.
HALUK İPEK (Devamla)
- Onu da söyleyeceğim...
Yine "48 saat
geçmeden yasaları görüşüyorsunuz, biz buna prensip olarak karşıyız" diyor
Cumhuriyet Halk Partisi. Gerçekten, Meclisi çalıştırdığımız süre içinde, 48 saat
geçmeden Türkiye Büyük Millet Meclisine kanunları indirmemeye özen gösterdik;
yani, 48 saat geçmesini bekledik; ancak, devletin işi ve bütün bu çalışmalar,
problemler, 48 saat arayla, düzenli olarak önümüze gelmiyor ki... Devlet
yönetiyoruz; bu nedenle, bazen işlerin sıkıştığı dönemler olabilir. Peki, şu
anda, bu yasaları, neden bu hafta bu kadar sıkışık bir dönemde geçiriyoruz;
önümüzdeki hafta bütçe var. Biraz önce oyladık, mutabık olmuştuk ve oybirliğiyle
karar aldık.
OYA ARASLI (Ankara) -
Hep aceleniz var, hep aceleniz var...
HALUK İPEK (Devamla)
- Önümüzdeki hafta, Türkiye Büyük Millet Meclisinin en önemli görevlerinden biri
olan bütçe yasasının çıkarılması var. İşte, bütçeden önce çıkarılması gereken
yasalar olduğu için ve dolayısıyla, görüşülmesi zarurî olduğu için, istisnaî
hallerde, 48 saat geçmeden de Genel Kurulun önüne kanun tasarılarını
getiriyoruz. Biz, itina gösteriyoruz; ancak, istisnaî bu tür durumları da
muhalefetin anlayışla karşılaması lazım. Neden; daha önce de, 48 saat geçmeden,
geçmiş dönemlerde de, Türkiye Büyük Millet Meclisine değişik dönemlerde yasalar
gelmiş; yani, yeni bir uygulama yapmıyoruz; geçmişte bunlar ara sıra oldu.
Ayrıca, kanundan
haberimiz yoktur iddiası doğru değil. Kanunlar birçok yerin görüşü alınarak
hazırlanıyor; arkasından komisyonlara geliyor; komisyonlarda, yine, iktidarın ve
muhalefetin katkılarıyla tamamlanıyor ve görüşülmek üzere sıraya giriyor.
Dolayısıyla, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımızın kanunun tamamından
haberleri var. Hatta, benim bildiğim kadarıyla, 83 maddelik bu yasa tasarısının
bir an önce çıkmasını kendileri de arzu ediyor.
Ben, bugünkü
çalışmamızın hayırlı ve verimli olmasını diliyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın İpek.
Başka söz talebi?..
Yok.
Öneriyi tekrar
okutup, oylarınıza sunacağım:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun
10.12.2003 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasî parti grupları
arasında oybirliği sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince,
Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Haluk İpek
Ankara
AK Parti Grup
Başkanvekili
Öneri: Genel Kurulun
10 Aralık 2003 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde; sözlü soruların
görüşülmemesi, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler" kısmının 34 üncü sırasında yer alan 298 sıra sayılı kanun
tasarısının bu kısmın 3 üncü sırasına, 35 inci sırasında yer alan 299 sıra
sayılı kanun tasarısının 4 üncü sırasına, daha önce gelen kâğıtlar listesinde
yayımlanan ve dağıtılmış bulunan 302 sıra sayılı kanun tasarısının 48 saat
geçmeden bu kısmın 5 inci sırasına alınmasını ve bu birleşimde gündemin 6 ncı
sırasına kadar olan işlerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılması
önerilmiştir.
BAŞKAN - Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
III. - BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
21
E) ÇEŞİTLİ İŞLER
1.- 2004 Malî Yılı
Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarılarının Genel
Kurulda görüşmeleri üzerinde şahısları adına söz almak isteyen üyelerin söz
kayıt işlemlerine ilişkin Başkanlık duyurusu
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı
Kesinhesap Kanunu Tasarılarının Genel Kurulda görüşme programı bastırılıp
dağıtılmıştır. Bütçeler üzerinde şahısları adına söz almak isteyen sayın
üyelerin söz kayıt işlemleri 11.12.2003 Perşembe günü 09.30 ile 10.30 saatleri
arasında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Toplantı Salonunda Başkanlık Divanı Kâtip
Üyelerince yapılacaktır. Söz kaydını her sayın üyenin bizzat yaptırması
gerekmektedir. Başkası adına söz kaydı yapılmayacaktır. 11.12.2003 Perşembe günü
09.30 ile 10.30 saatleri dışındaki söz kayıtları Kanunlar ve Kararlar
Müdürlüğünde yapılacaktır.
Genel Kurulun aldığı
karara uygun olarak kişisel söz kaydı, bütçenin tümü üzerinde, her tur için ve
bütçe görüşmelerinin sonunda, lehte ve aleyhte olmak üzere ve sadece biri
hakkında yapılacaktır. Bir milletvekili, sadece bir tur için söz kaydı
yaptırabilecektir.
Sayın üyelerin
bilgilerine sunulur.
Alınan karar
gereğince sözlü soruları görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
V. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1.- Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)
2.- Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)
BAŞKAN - Adlî Yargı
İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve
Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının geri alınan maddeleriyle ilgili
komisyon raporları henüz gelmediğinden tasarıların görüşmelerini erteliyoruz.
Türkiye Bilimsel ve
Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi
Hakkında 12.11.2003 tarihli ve 5001 sayılı Kanun ile Anayasanın 89 uncu maddesi
gereğince Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve
Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporunun müzakeresine
başlıyoruz.
3.-Türkiye Bilimsel
ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi
Hakkında 12.11.2003 tarihli ve 5001 sayılı Kanun ile Anayasanın 89 uncu maddesi
gereğince Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve
Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/704) (S. Sayısı: 298)
(x) (xx)
BAŞKAN - Komisyon?..
Burada.
Hükümet?.. Burada.
Komisyon raporu, 298
sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Kanunun tümü üzerinde
söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Oya
Araslı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 20
dakikadır.
CHP GRUBU ADINA OYA
ARASLI (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Bilimsel ve
Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi
Hakkında Kanun üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek
üzere söz almış bulunuyorum ve Sayın Başkan ile değerli milletvekillerini
saygıyla selamlıyorum.
(x) 298 S. Sayılı
Basmayazı bu birleşim tutanağa eklidir.
(xx) 275 S. Sayılı
Basmayazı 12.11.2003 tarihli 17 nci Birleşim tutanağa eklidir.
Kanun hakkındaki
değerlendirmelere geçmeden önce, gündeme getirmek istediğim bir soru var.
Kanunun birinci görüşmesinde, bir sayın bakanımız, Türkiye'nin kör kuruşunun
bile israf edilmesine izin vermeyeceğini, müsaade etmeyeceğini burada dile
getirmişti. Bütün ikazlarımıza rağmen, tüm hukuka aykırılıklarıyla, Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubunun oylarıyla kabul edilen bu yasanın ikinci görüşmesinin
ulusumuza kaç kör kuruşa mal olduğunu, kaç kör kuruşunun heder edilmesine yol
açtığını, lütfen, bize bildirmesini istiyorum.
Şimdi de, söz konusu
kanun üzerinde görüşlerimizi ifade ediyorum. Türkiye Bilimsel ve Teknik
Araştırma Kurumu, 278 sayılı Kanunla, Başbakanlığa bağlı, idarî ve malî
özerkliğe ve tüzelkişiliğe sahip ve müspet bilimlerde araştırma ve geliştirme
etkinliklerini ülke kalkınmasındaki önceliklere göre geliştirmek, özendirmek,
düzenlemek, eşgüdüm sağlamak, bilimsel ve teknik bilgilere erişmek ve
erişilmesini olanaklı kılmak amacıyla kurulmuştur.
Kurum, özerkliğe
sahiptir; Bilim Kurulu, başkanlık, araştırma grupları, araştırma merkezleri,
enstitüler ve benzeri birimlerden oluşturulmuştur. Kurumun süresi dolan
başkanının ve Bilim Kurulu üyelerinin yeniden seçilmesi ve atanma sürecinde,
herkesin bildiği bir sorun yaşanmıştır.
278 sayılı Kanunun
498 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle değişik 5 inci maddesinin ikinci
fıkrasına göre, kurum başkanının, söz konusu fıkrada dile getirilen nitelikleri
taşıyanlar arasından Bilim Kurulunca seçilmesi ve Başbakanın önerisi üzerine
Cumhurbaşkanınca atanması gerekmektedir.
22
Kurum Başkanlığı
görevini sürdürmekte olan Prof. Dr. Namık Kemal Pak'ın görev süresi 30 Mayıs
2003 tarihinde dolacağı için, Bilim Kurulu, 1 Şubat 2003 tarihli toplantısında
Namık Kemal Pak'ı oybirliğiyle yeniden başkanlığa seçmiş ve bu kararı, 6 Mayıs
2003 tarihinde Başbakanlığa bildirmiştir; ancak, Başbakan, bu bildirimden sonra,
atama için, Cumhurbaşkanına herhangi bir öneride bulunmamıştır. Başlamış olan
bir idarî sürecin, hukuken geçerli bir neden olmadan durdurulması mümkün
değildir; ama, başlanmış olan bu süreç, hukukî herhangi bir nedeni olmadan,
Başbakanın Cumhurbaşkanına öneride bulunmaması nedeniyle durdurulmuştur.
Kurumun 21.9.2003
tarihinde görev süresi dolacak olan Bilim Kurulu üyelerinin yerine yeni üyeler
ise 20.9.2003 tarihli Bilim Kurulu toplantısında seçilmiştir. 278 sayılı Kanuna
göre seçim, Başbakanın onayıyla kesinleşmektedir. Seçilen üyeler, onaylanmak
üzere Başbakanlığa bildirilmiştir; ancak, Başbakan, 30 Ekim 2003 tarihli
yazısıyla, toplantının başkan yardımcısının başkanlığında yapıldığını, başkan
yardımcısının kurul üyesi olmaması nedeniyle toplantıya başkanlık edemeyeceğini
ve bu nedenle toplantıda karar yetersayısı olmadığını, başkanlık ile Bilim
Kurulu üyeliklerine seçimin, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş olan yasa
tasarısı yasalaştığında, bu yasa hükümleri doğrultusunda yapılacağını
bildirmiştir. Bahsedilen yasa tasarısı, 12.11.2003 tarihinde Türkiye Büyük
Millet Meclisi tarafından kabul edilerek kanunlaşmıştır. Bu Kanunun, Anayasaya
ve hukukun genel ilkelerine aykırılığı nedeniyle Cumhurbaşkanı tarafından iade
edilmesi, bizi bu ikinci görüşmeyi yapmak durumunda bırakmıştır.
Gördüğünüz gibi,
önce, hukuka aykırı biçimde bir sorun yaratılmıştır; şimdi, bu yasayla yine
hukuka aykırı bir biçimde sorun çözülmeye çalışılmaktadır; neden? Niçin, devamlı
olarak hukuka aykırı işlemleri gündeme getirmeye ve yapmaya bu Meclis devam
etmek durumunda bırakılmaktadır bu Meclisteki çoğunluk grubu tarafından?
Hukuka aykırı biçimde
bir sorun yaratılmıştır diyoruz; çünkü, TÜBİTAK Başkanının seçilmesi bir
zincirleme işlem sürecine bağlıdır. Bilim Kurulu, başkanı seçmek üzere seçimini
yapmış ve sonuç, Başbakana bildirilmiştir. Başbakanın bu seçim üzerinde
değişiklik yapma yetkisi yoktur; seçilenlere yeni bir isim ekleyemez,
seçilenlerden herhangi bir ismi listeden dışarı çıkaramaz. Başkan için bu söz
konusudur, Bilim Kurulu üyeleri için de aynı durum söz konusudur. Yani,
Başbakana verilmiş olan yetki, bağlı bir yetkidir; Bilim Kurulunun başkan olarak
belirlediği ismi Cumhurbaşkanı atamak durumundadır. Atamama, tekrar bir yazışma,
ancak, seçilen başkanın kanunun aradığı nitelikleri taşımaması, yetersayılarda
bir hukuka aykırılık olması gibi hukuken geçerli birtakım durumlarda söz konusu
olabilir; ama, Başbakanlık, böyle bir geçerli hukukî nedeni kuruma
bildirmemiştir; kurumun bu neden doğrultusunda seçimini gözden geçirmesi
doğrultusunda herhangi bir talepte bulunmamıştır; kendisine bildirilen isimleri
Cumhurbaşkanına da bildirmemiştir; böylece, Cumhurbaşkanının yetkisini ve
görevini yapmasını da engellemiştir.
Bir hukuk devletinde,
hiç kimsenin, keyfî bir biçimde, başlamış olan bir idarî işlem sürecini
durdurmaya hakkı yoktur. Sadece yargı organları, bir hukuka aykırılık olduğu
zaman, süreci kararlarıyla keserler; ama, burada, Başbakanlık, süreci, sanki
yargı organı imiş gibi kesmektedir, kesmiştir. Sanki yargı organı imiş gibi
diyorum; çünkü, sürecin kesilmesinin nedeni, çok sonraki bir tarihte, Plan ve
Bütçe Komisyonu görüşmelerinde, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın
Mehmet Ali Şahin tarafından dile getirilmiş ve Sayın Şahin, kurulun görev süresi
biten başkanı hakkında, raporlarda birtakım yolsuzluk iddiaları olduğunu öne
sürerek, bu seçimin neden daha ileri süreçlere ulaştırılmadığını açıklamaya
çalışmıştır. Bütün bu zincirleme olaylar, süresi dolan Bilim Kurulu üyelerinin
seçiminin yenilenmesinde de, toplantı ve karar yetersayılarını tartışmalı hale
getirmiştir.
Şimdi, ortaya
çıkarılmış olan bu sorun, yasada, seçime ilişkin yöntemin bir kerelik
değiştirilmesi ve Başbakanın, boşalan kurul üyelerini seçmek, göreve atamak,
başkanı için ise Cumhurbaşkanına isim önermek yetkisiyle donatılması suretiyle
çözülmeye çalışılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin, kamu yararı amacına yönelik
bir düzenleme olup olmadığı, ciddiyetle tartışılması gereken bir husustur.
Sorun, önce
yaratılmıştır; biraz önce söylediğim gibi, hukuka aykırı bir biçimde, Başbakan
-yapmaması gereken bir biçimde- başlamış olan bir idarî işlem sürecini
durdurmuştur. Daha sonra da, bu keyfî muamele yüzünden ortaya çıkan sorunları,
kendi isteği doğrultusunda durdurmak üzere, yasama sürecini devreye sokmuştur.
Burada, bir kamu yararı söz konusu değildir; burada gözetilen yarar, sadece,
siyasî iktidarın kafasındaki siyasî yarardır. Hiç kimsenin, Türkiye
Cumhuriyetinde, devlet erkini, kendi siyasal, öznel çıkarları için kullanmaya
hakkı yoktur. Bütün devlet işlemlerinin yönelmesi gereken nihaî amaç, kamu
yararıdır. Bu anlattığımız olaylar dizininde bir kamu yararı olmadığı açıkça
ortadadır. Bu durum, düzenlenmiş olan yasayı, getirilmiş olan geçici 2 nci
maddeyi birinci ve ikinci fıkralarıyla birlikte, amaç unsuru bakımından
Anayasadaki hukuk devleti ilkesine aykırı hale getirmektedir.
Ayrıca, biraz önce
söylediğim gibi, hiç kimsenin, başlamış olan bir idarî işlem sürecini yasa
yolunu kullanarak durdurmaya hakkı yoktur. Eğer, devlet erki, yasama erki bu
şekilde kullanılmış olursa, Anayasamızda ifade edilmiş olan kuvvetler ayrılığı
ilkesine aykırı hareket edilmiş olur. Maalesef, bu düzenleme, bu şekilde
yapıldığı için, Anayasamızdaki kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır. Burada,
bir yetkinin kötüye kullanılması veya yetki saptırılması olarak hukuken
adlandırabileceğimiz bir durum vardır.
23
Bu da, yapılan
düzenlemeyi Anayasamızın başlangıcına, 7, 8 ve 9 uncu maddelerine aykırı bir
görünüme sokmaktadır ve ayrıca, Anayasadan alınmayan bir devlet yetkisinin
kullanılamayacağı ilkesini ifade eden Anayasanın 6 ncı maddesiyle de uyumsuz bir
durum ortaya çıkarmaktadır.
Görüşmekte olduğumuz
yasanın 1 inci maddesiyle 278 sayılı Kanuna eklenen geçici madde 3, getirdiği
düzenleme bakımından yerinden yönetim birimlerinin özerkliğiyle de uyumsuzdur ve
bu bakımdan, Anayasanın 123 üncü maddesine de aykırı bir görünüm arz etmektedir;
şöyle ki: Bir vesayet makamının, bir yerinden yönetim biriminin yetkilerini onun
yerine geçerek kullanması mümkün değildir. Özerk yönetimlerde mutlaka olması
gereken bir koşul vardır özerkliğin sağlanması için; özerk olan kurumun kendi
organlarının seçimini kendisinin yapması. Bir vesayet makamının bu seçimi
onaylamak veya seçilenleri atanmak üzere bir üst makama iletmek yetkisi
olabilir; ama, bir vesayet makamı, özerk kurumun sahip olduğu kendisinin
organlarını kendisinin seçmesi yetkisine müdahale edemez, bu yetkiyi kullanamaz.
Burada getirilen düzenlemeyle, vesayet makamına, bir özerk kurumun organlarını
onun yerine geçerek seçme yetkisi verilmektedir. Bunu kabul etmemiz mümkün
değildir, bu, Kurumun özerkliğini ortadan kaldıracak son derece tehlikeli bir
düzenlemedir. Halbuki, bilim kurullarının özerkliğinin korunması, özenle dikkat
edilmesi gereken, öncelikle gerçekleştirilmesi gereken bir husustur.
Bütün bu
düzenlemeler, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının hukuk devleti ilkesini
gözardı etmeye ne kadar hevesli olduğunu, bu ilkeyi gerçekleştirme konusunda ne
kadar özensiz bulunduğunu gözler önüne sermektedir. Bu özensizliğin TÜBİTAK gibi
çok önemli bir bilim kuruluyla ilgili bir düzenleme yapılırken gösterilmesi,
ayrıca üzülünmesi gereken bir husustur.
TÜBİTAK, herkesin
bildiği gibi, Türkiye'de bilimsel araştırmaların, teknik gelişmelerin ülke
hizmetine sunulmasının sağlandığı bir kurumdur. Sadece geçtiğimiz yıl, TÜBİTAK,
çalışmalarıyla, Türkiye bütçesine 120 trilyonluk katkıda bulunmuştur; ama, bu
çok önemli kuruma biz ne yapıyoruz; özerkliğini ortadan kaldıracak birtakım
düzenlemelerle yüz yüze getiriyoruz, bütçesini bütçe tasarısında azaltıyoruz ve
hakkında yargıya bağlanmış herhangi bir usulsüzlük söz konusu olmayan bir
başkanı, bir seçilmiş başkanı seçtirmemek için, seçildiği yere oturtmamak için,
yasa yoluyla yeni birtakım düzenlemeler yapıyoruz. Sayın Namık Kemal Pak'ın
herhangi bir usulsüzlüğü olmadığı yarın öbür gün murakıp raporlarıyla ortaya
çıktığında, kendisine yapılan bu haksızlık nasıl giderilecektir; bunun cevabını
doğrusu çok merak ediyorum.
Atamama nedeni olarak
gösterilen murakıp raporlarında ve durumu özel bir yasayla düzenleme ihtiyacını
bize duyuran murakıp raporlarında somut bir iddia yoktur, sadece, belli
hususların incelenmesi gereği üzerinde durulmuştur ve bundan hareket edilerek,
sanki bir yargı organıymış gibi Başbakan, Cumhurbaşkanına ismi önermeyi
durdurmuştur. Bunlar, bir hukuk devletinde olmaması gereken hususlardır. Bu,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne hiçde gelmemesi gereken bir konudur; ama,
maalesef, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının kadrolaşma arzusu, bizi,
bunları görüşmek durumunda bırakmaktadır. Bu, kadrolaşma arzusunu, yürütme
işlemiyle yapılamayan, yaratılamayan bir hukukî durumu, Adalet ve Kalkınma
Partisi yandaşlarını birtakım kurumlara taşıma arzusunu gerçekleştirmek için
hazırlanmış ve önümüze getirilmiş olan bir tasarıdır. Acaba, bununla, bu tür
tasarılarla Türkiye'nin hangi sorunu çözülmektedir?! Aç insanlarımıza aş mı
bulunmaktadır?! İşsiz insanlarımıza iş mi bulunmaktadır? Ayın sonunu dar getiren
memurumuzun bütçesi mi genişlemektedir?! Gübreye, tarım ilacına para
yetiştiremediği için traktörünü satmak zorunda kalan, güç koşullarla boğuşan
çiftçinin mi durumu düzelmektedir bu düzenlemelerle?! Yoksa, varsıl olmadığı
için okuma imkânı bulamayan öğrencilerimizin öğrenme imkânları mı
genişlemektedir, onlara okuma imkânı mı sağlamaktayız?! Hiçbirisi; ama, öyle
görüyorum ki, bütün bu sorunlar, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı için hiçbir
anlam ifade etmemektedir. İktidar, sadece kadrolaşmaya önem vermektedir ve
toplumumuzun diğer sorunlarına kulaklarını tıkamaktadır.
Ayrıca, cumhuriyet
tarihinde, belki de yeryüzünde ilk defa olarak bir iktidar, bir resmî yazısında,
Başbakanlık eliyle şunu söyleyebilmektedir: Bekleyin, yasa çıkaracağız, tasarı
hazırladık, bunu acilen Meclisten geçireceğiz ve bu durmuş olan süreci bir
kenara atıp, yazılmış olan, yasada getirilmiş olan hükümler çerçevesinde
düzenleyeceğiz. Bu, bir hukuk ayıbıdır. Böyle bir yazının yazılabilmiş olması
dahi, bir devlette, bir hukuk ayıbıdır. Olmayan, atama, seçme olayları ortaya
çıktıktan aylar sonra ortaya konulan bir murakıp raporuna dayanarak, yolsuzluk
iddiaları nedeniyle atamak üzere önerinin Cumhurbaşkanına yapılmadığını söylemek
de, bir başka hukuk ayıbıdır. Ama, bu hukuk ayıplarını ve ülkenin sorunlarına
çözüm bulamama, bu çözümleri geriye atma sorumsuzluğunu, bu iktidar, hiç sorun
yapmadan gözardı edebilmektedir.
Bu sorunlar nasıl
çözülecektir? Birkısım bakanlarımızın dediği gibi, Kur'an kurslarının Türkiye
için bir güvence oluşturmasıyla mı çözülecektir? Bunu size sormak istiyorum ve
rica ediyorum; Türkiye Büyük Millet Meclisinde daha ciddî işlerle uğraşalım.
Hukuku, beşiği olması gereken Türkiye Büyük Millet Meclisinde, hukuka, Anayasaya
aykırı birtakım kanunlarla boğmayalım.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
OYA ARASLI (Devamla)
- Bitiriyorum efendim.
BAŞKAN -Buyurun Sayın
Araslı.
OYA ARASLI (Devamla)
- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, bu yasaya olumsuz oy verecektir; çünkü,
Anayasaya, hukukun genel ilkelerine aykırı ve özerk bir kurumun özerkliğini
özünden zedeleyen bir düzenlemeye destek vermek ayıbını taşımak
24
istememektedir. Bu
ayıbın sizler tarafından da taşınmayacağını ümit etmek istiyorum. Bu yasaya
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu gibi, sizlerin de olumsuz oy vereceğini beklemek
istiyorum.
Saygılarımla. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Araslı.
AK Parti Grubu adına,
Trabzon Milletvekili Sayın Aydın Dumanoğlu; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Konuşma süreniz 20
dakikadır.
AK PARTİ GRUBU ADINA
ALİ AYDIN DUMANOĞLU (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK Parti
Grubu adına, Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında
Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında 12.11.2003 tarihli ve 5001 sayılı
Kanun ile geri gönderme tezkeresi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
17.7.1963 tarih ve
278 sayılı Kanunla kurulan TÜBİTAK, 9.9.1993 tarih ve 498 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname kapsamında; Türkiye'de müspet bilimlerde araştırma ve geliştirme
faaliyetlerini ülke kalkınmasındaki önceliklere göre geliştirmek, özendirmek ve
koordine etmek, mevcut bilimsel ve teknik bilgilere erişmek ve erişilmesini
sağlamak amacıyla, tüzelkişiliğe, idarî ve malî özerkliğe sahip, Başbakana bağlı
bir kurum olarak tanımlanmıştır.
TÜBİTAK'ın, kanununda
belirlenen görevlerinin bazıları da ana başlıklar halinde şöyledir: Müspet
bilimler alanında, temel ve uygulamalı araştırma yapmak, yaptırmak, yapmayı
özendirmek,
Türkiye'nin bilim ve
teknoloji politikalarının belirlenmesinde hükümete yardımcı olmak, bilimsel
araştırmaların teknolojik yeniliklere süratle dönüşebilmesi için yöntemler
geliştirmek; özel sektörün, teknoloji, araştırma ve geliştirmeye etkin ve
ağırlıklı olarak katılımını sağlayacak programlar yapmak; Türk sanayiinin,
üniversite ve araştırma kurum ve kuruluşlarıyla işbirliğini yapmasını sağlayacak
programlar geliştirmek ve bu işbirliğinin somut hale dönüşebileceği fizikî
ortamlar yaratmak; bilim adamı ve araştırmacıların yetiştirilmeleri ve
gelişmeleri için imkânlar sağlamak, bu amaçla ödüller vermek, öğrenim ve öğretim
sonrasında üstün başarısıyla kendini gösteren gençleri izleyerek, onların
yetişme ve gelişmelerine yardım etmek ve bu amaçla burslar vermek, yarışmalar
düzenlemek ve yayınlar yapmak.
Genel hatlarıyla
tanımlamış olduğum bu görevler ülkemizin geleceği için âdeta kilometre taşlarını
oluşturmaktadır. Bu nedenle, söz konusu Kurum, taşıdığı büyük sorumlulukları
yerine getirebilmesi için Başbakana bağlı ve onun sorumluluğunda kurulmuştur.
TÜBİTAK Kanununun 1
inci maddesinde "Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte boş bulunan Bilim Kurulu
üyeliklerine, 4 üncü maddede belirtilen niteliklere uygun kişiler arasından, 4
üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen oranlar çerçevesinde bir defaya
mahsus olmak üzere Başbakan tarafından atama yapılır" denilmektedir.
Kurum, kuruluş
amacına uygun bir biçimde Bilim Kurulu, başkanlık, araştırma grupları ve
araştırma merkezleri, enstitüler ve benzeri birimleri içermektedir.
278 sayılı Yasanın
498 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle yeniden düzenlenen 4 üncü maddesinde,
Bilim Kurulunun, başkan ve 12 üyeden oluşacağı, kurum başkanının aynı zamanda
Bilim Kurulunun başkanı olduğu, başkanın, bulunmadığı zaman, görevlendireceği
bir Bilim Kurulu üyesinin başkanlığa vekâlet edeceği, Bilim Kurulunun toplantı
ve karar yetersayısının 7 olduğu, Bilim Kurulunun 12 üyesinden 8'inin müspet
bilimler alanında eser, araştırma ve buluşlarıyla, 4'ünün de özel ya da kamu
kesiminden üstün nitelikli hizmetleriyle tanınmış kişiler arasından seçileceği,
ilk gruptaki 8 üyenin en az yarısının da Türkiye Bilimler Akademisinin aslî
üyeleri arasından seçilmesinin zorunlu bulunduğu, üyelik süresinin dört yıl
olduğu, seçilecek üyeliklere, Bilim Kurulunca gizli oyla üye tamsayısının
çoğunluğuyla seçim yapılacağı ve Bilim Kurulu üyeliğinin seçiminin Başbakanın
onayıyla kesinleşeceği hükme bağlanmıştır.
278 sayılı TÜBİTAK
Kanununun 498 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 5 inci maddesinde ise;
başkanın, Bilim Kurulunca, müspet bilimler alanında eser, araştırma ve
buluşlarıyla tanınmış kişiler arasından seçileceği ve Başbakanın teklifi üzerine
Cumhurbaşkanı tarafından atanacağı; başkanın süresinin dört yıl olduğu ve en çok
2 dönem bu göreve seçilebileceği belirtilmiştir.
Bu açıklamaların
ışığında, TÜBİTAK, hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşu olup, Anayasamızın
123 üncü maddesindeki, idarenin bütünlüğü ilkesi gereği olarak, Başbakanın,
Kurum üzerinde vesayet yetkisi bulunmaktadır. Bu yetki, başkan ve üyelerin
seçiminde uygulanacak prosedürler ile Kurumun denetlenmesinde Başbakana verilen
yetkiler aracılığıyla somutlaştırılmıştır.
Ayrıca, 2003 malî
yılı içerisinde 213 trilyon Türk Lirası gibi bir bütçeye sahip bu Kurumun
denetimi, 278 sayılı Yasanın 11 inci maddesi uyarınca, Başbakanlıkça atanan 3
denetçi tarafından yapılmakta; denetim raporu da, yasanın 12 nci maddesine göre,
Yüksek Denetleme Kurulu, Sayıştay ve Maliye Bakanlığı elemanlarından oluşan 7
kişilik bir kurulca incelenerek sonuçlandırılmaktadır. Hesapların ve bilançonun
bu kurulca onaylanması, Bilim Kurulunun ve başkanın ibrası anlamına gelmektedir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; TÜBİTAK'ta belirlenen bu yasal işlemler perspektifinde
incelendiğinde, TÜBİTAK'ta oluşan sorunları üç gruba ayırmak mümkündür.
25
Birinci sorun:
Çalışma ve işlevi yukarıda belirtilen TÜBİTAK'ta -aynı zamanda, kurumun da
başkanı olan- Bilim Kurulu Başkanının görev süresi 30.5.2003 tarihinde sona
ermiştir. Bilim Kurulunca 1.2.2003 tarihinde başkanlık seçimi yapılmış ve mevcut
başkanın yeniden seçildiğine ilişkin seçim sonucu ise 6.5.2003 gününde
Başbakanlığa iletilmiştir. Diğer bir ifadeyle, seçim sonucu, seçimden üç ay
sonra ve başkanlık süresinin tamamlanmasına 25 gün kala Başbakanlığa
iletilmiştir. Böylece, sorumluluğunu taşıdığı bir kurumun denetlenmesi ve
değerlendirilmesi ve bu kurum üzerinde millet adına Anayasal sorumluluklarını
yerine getirmesi için, Sayın Başbakana, âdeta, zaman bırakılmamıştır.
Ayrıca, son TÜBİTAK
Başkanının görev yaptığı döneme ilişkin olarak hazırlanan Murakıp Kurulu
raporlarında; 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 38 inci maddesinde, bu madde
uyarınca görevlendirilen üniversite öğretim elemanlarının yürüttükleri görevler
için 1 inci derecenin 4 üncü kademesinde bulunan bir genel müdürün aylık ve
ekgösterge rakamlarının memur aylık katsayısıyla çarpımı sonucu bulunan tutarı
geçmemek üzere ilgili bakan tarafından tespit edilecek miktarı net olarak ikinci
görev aylığı şeklinde ayrıca alacakları ve bu ödeme dışında da başkaca bir ödeme
yapılamayacağı hususunun hükme bağlandığı; buna rağmen, TÜBİTAK Başkanı
tarafından bu şekilde görevlendirilen öğretim elemanlarına mezkur hükme aykırı
olarak fahiş ücretler ödendiği, 270 000 000 TL civarında olması gereken ödemenin
100 milyarlarla ifade edilen rakamları bulduğu; TÜBİTAK Bilim Kurulunca
oluşturulan Koordinasyon Komitesinin, ayda en az bir kere toplanması gerekirken
bazı aylar toplanmadığı; komite toplantılarından bazılarına başkan, başkan
yardımcısı ve üyelerin katılmadığı, komite kararlarının başkan ve üyeler
tarafından imzalanmadığı; alınan kararların oybirliğiyle mi, yoksa oy çokluğuyla
mı alındığının belli olmadığı; başkan ve üyelerce imzalanmayan kararların
hukuken "yok" hükmünde olduğu; bu kararlar doğrultusunda yapılan işlemlerin
hukuken sakat olduğu; TÜBİTAK Koordinasyon Komitesinin, hukukî mesuliyet
bertaraf edilerek keyfî kararların alındığı bir kurul görünümüne büründüğü
yönünde iddialara yer verilmiştir.
Söz konusu Murakıplar
Kurulu raporları, henüz, ibra kurulunca incelenmemiş ve konu, 278 sayılı Kanun
hükmü çerçevesinde karara bağlanmamıştır. Ayrıca, bu döneme ilişkin Bilim Kurulu
raporları ve yıllık bilançolar da ibra edilmemiştir.
TÜBİTAK, 17.7.1963
tarih ve 278 sayılı Kanunla kurulmuş, Başbakana bağlı, tüzelkişiliğe, özerkliğe,
kendine özgü bir bütçeye sahip, bilimsel ve teknik bir kamu kuruluşu şeklinde
örgütlenmiştir. Ancak, kamu kurumları, tüzelkişiliğe ve belli bir özerkliğe
sahip olmalarına rağmen, devletten tamamen ayrı ve bağımsız bir varlığa da sahip
değillerdir. Öncelikle, bu kurumlar, kanunla ve merkezî idarenin işlemleriyle
kurulduklarından, kendi iradeleriyle kuruluş biçimlerini ve statükolarını
etkileme imkânına da sahip değillerdir. Ayrıca, bu kurum ve kuruluşlar üzerinde
merkezî idarenin ve bağlı oldukları kuruluşların, Anayasanın 123 üncü maddesinde
belirtilen vesayet denetimi söz konusudur. Bu çerçevede, TÜBİTAK Başkanlığı da
vesayet denetimine tabidir.
Ayrıca, gerek
hükümetimiz gerekse önceki hükümetler döneminde harcamalarda tasarrufa gidilmesi
ve personel alımlarının yeniden düzenlenmesi amacıyla çıkarılan Başbakanlık
genelgelerine Kurum tarafından uyulmadığı hususu, Kurum murakıp raporunda yer
almış ve bu durum, ibra kurullarında eleştiri konusu olmuştur. Dolayısıyla, bir
hizmet yerinden yönetim kuruluşu olan TÜBİTAK'ın, merkezî idarenin vesayet
yetkisini ortadan kaldırıcı bir tutum sergilediği de gözlenmektedir.
Sonuç olarak,
ödemelerde 2547 sayılı YÖK Kanununun 38 inci maddesi hükümlerini Danıştay
kararına rağmen uygulamadığı, 2000 yılından itibaren faaliyet raporlarını
hazırlattırmadığı ve bu raporların ibra kurullarında görüşülmesini sağlamadığı,
Murakıplar Kurulunun raporunda bazı ihalelerde usulsüzlükler belirlendiği,
4.11.2000 tarihinden itibaren Bilim Kurulunun toplantı tutanaklarının da
tutulmadığı anlaşıldığından, başkan ve Bilim Kurulunun seçimi, kanunda
öngörüldüğü şekliyle, yani, Başbakanın teklifi ve Cumhurbaşkanının ataması
zinciri işlemiyle tamamlanamamıştır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; TÜBİTAK'la ilgili ikinci sorun: 278 sayılı TÜBİTAK Kanununun 4
üncü maddesinde "Başkanın olmadığı durumlarda, Bilim Kuruluna Başkanın
belirlediği bir Bilim Kurulu üyesi başkanlık eder" hükmü yer almaktadır. Bu
hükme rağmen, TÜBİTAK Başkanının görevde bulunmadığı 31.5.2003 tarihinden sonra,
yerine, Bilim Kurulu üyesi olmayan, Orta Doğu Teknik Üniversitesinden bir
profesörü vekil bırakmıştır. Böylece, TÜBİTAK'ta, yasadışı başkanvekilliği
dönemi de başlamıştır.
Üçüncü sorun: TÜBİTAK
Başkanı, Murakıplar Kurulu raporuyla ibra kurulunda henüz ibra edilmemişken, 21
Eylül 2003 tarihinde 13 kişilik Bilim Kurulunun 6 üyesinin de görev süresi
dolmuştur. Yönetmelikte yer alan "Bilim Kurulu üyelerinin görev süresi dolmadan
iki ay önce seçim süreci başlar" hükmü gereğince, Bilim Kurulunun, Bilim Kurulu
üyelerinin arasından atanmış başkanvekilinin başkanlığında toplanması
gerekirken, söz konusu kurul, yasaya aykırı olarak, Bilim Kurulu dışından
görevlendirilmiş bir profesörün başkanlığında, 20 Eylül, yani, görev sürelerinin
bitiminden 1 gün önce toplanmış ve Bilim Kurulunun 6 üyesini daha seçtikten
sonra, 10 gün sonra Başbakana bu sonucu göndermiştir. Diğer bir deyişle, iki ay
öncesinden başlaması gereken süreç, 1 güne sığdırılıp, 10 gün de gecikmeli
olarak Sayın Başbakana gönderilmiştir.
Sayın Başbakanımızın,
yukarıda anlatılan sebeplerden dolayı Bilim Kurulunun 6 üyesinin atamasını
onaylamaması sonucu, TÜBİTAK yasal Bilim Kurulu üyeleri sayısı 6'ya inmiş ve
TÜBİTAK, artık, yasal karar veremez duruma düşmüştür. Yani, TÜBİTAK kararları,
yasal koşulları yerine getiremez durumdadır.
Ayrıca, Ankara'da
1960'lı yıllarda küçük binada çalışmaya başlayan TÜBİTAK, yaklaşık 7 300
dönümlük arazi üzerinde kurulu, vaktiyle bir bilim ve teknoloji şehri olması
planlanan Gebze'deki Marmara Araştırma Merkezi ve Enstitüleri, Ankara'daki
başkanlık binası ve enstitüleri ve bazı üniversitelerdeki birimleri, devlet
bütçesinden 2003 yılı itibariyle aldığı 213 trilyon Türk Liralık bütçesi ve 2
238 kişilik çalışanıyla cesamet açısından büyük bir kuruluş haline gelmiştir.
26
Devlet bütçesinden
alınan katkıyı kullanma olanağı, NATO projeleri, Dünya Bankası gibi, ülkeye
yükümlülük getiren vasıtalarla malî kaynakları kullanmak ve personel atamak gibi
avantajlara da sahip olan bir kurumumuzdur. Kurumun ve enstitülerin
imkânlarının, yöneticilerinin isabetli seçilmeleri kaydıyla nema vermesi ve bu
suretle, ülkenin, bilimsel ve teknolojik olarak kalkındırılması beklenir.
Ülkelerin kalkınması, bilimin yenilik ihtiva eden fikirlerle rekabet edebilir
bir teknolojiye intikal ettirilmesiyle mümkündür. TÜBİTAK, bu görevi açısından
da ayrıca sorgulanmalıdır. Ülke ve sanayiye, bilim ve teknolojiye katkısının ne
olduğu, bütün zaman dilimlerinde ortaya da çıkarılmalıdır.
Yasal yükümlülüklerin
yerine getirilmesinde, TÜBİTAK, çağdaş dünyanın eşkurumlarıyla da
karşılaştırılması gerekir.
TÜBİTAK'ın belli bir
grubun, bir üniversitenin veya kurumların yakını ve destekleyicisi değil, ülkede
bilim özgürlüğü için cazibe merkezi olması gerekir. Bu bakımdan da, TÜBİTAK,
irdelenmelidir.
Kurumunu temsil
etmek, Bilim Kuruluna başkanlık etmek, Bilim Kurulunun oluşunu temin etmek,
Bilim Kurulunun belirlediği ilke, usul ve öncelik doğrultusunda Kurumu yönetmek,
ita amirliği yapmak, Kurum personelini atamak; Bilim Kuruluna sunulmak üzere,
Kurumun yıllık çalışma raporu, araştırma ve iş programı ile bütçesini hazırlamak
gibi çok önemli görev ve yetkileri bulunan ve 2003 yılı bütçemizde yüzde 17
artışla 200 trilyon liranın üzerinde bütçe alan ve 2004 bütçesini kullanacak
Kurum başkanı ve Bilim Kurulu üyelerinin bir an önce atanması gerekliliği
açıktır.
Murakıplar Kurulu
raporunun ibra kurulunca incelenmesi ve karara bağlanması sağlanacak ve ayrıca,
görev başında bulunmayan başkanın da durumu açıklığa kavuşturulacaktır.
Bu açıklamalarım
ışığında, TÜBİTAK'ta yönetim boşluğunu gidermek için, Türkiye Bilimsel ve Teknik
Araştırma Kurumunun Kurulması Hakkında Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi
Hakkındaki Kanun Teklifini destekliyorum.
Anayasa ve TÜBİTAK
Yasası gibi, tıpkı, 1993'te olduğu gibi, Başbakana, gereken idarî boşluğu
doldurmak için yetki veren geçici bir maddenin eklenmesi doğaldır. Bu, mevcut
yasanın değiştirilmesi değil, bir sorumluluk işlemidir. Değil TÜBİTAK Başkanı ve
Bilim Kurulunun 6 üyesinin atanması, 70 000 000 insanın kaderini eline teslim
ettiğimiz, devletin 146 katrilyonluk bütçesi için icranın başı olan, 5 000 000
çalışanının atanması ilkeleriyle yoğrulan Sayın Başbakanın ve iktidarın hiç
suçlanmaması gereken konu, şüphesiz ki, kadrolaşmaktır.
Bu düşünceyle, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Dumanoğlu.
Şahsı adına, İstanbul
Milletvekili Sayın Berhan Şimşek; buyurun.
Konuşma süreniz 10
dakikadır.
BERHAN ŞİMŞEK
(İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşülmekte olan TÜBİTAK
Kanununa Bir, Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun üzerinde şahsım adına söz
almış bulunuyorum.
Ben başından beri bu
hikâyeyi anlatmayacağım. Gerçekten, her zaman söylüyorum, otuziki kısım tekmili
birden sinemaya döndü bu. Geliyor böyle temcit pilavı gibi, dönüyor temcit
pilavı gibi. Artık ne Namık Kemal Pak Beyin adını ne de biraz önce konuşan sayın
vekilimin ifade ettiği gibi, iki ay içerisinde değil, yüz gün önceden bu
şahısların belirlenmiş ve Başbakana gönderilmiş olduğunu söyleyeceğim; yani,
burada anlaşılan tek bir şey var; istediğiniz gibi, istediğiniz şekilde elbise
biçmek istiyorsunuz.
O kadar ilginç şeyler
yaşanıyor ki, dikkat ediyorum, Sayın Başbakan, İmar Bankasıyla ilgili konuda
gazetecilere verdiği demeçte "yargıya güvenmemiz gerekiyor" diyor, Anayasa
Komisyonu Başkanı da "yargı siyasallaşmıştır" diyor. Yani, anlayabilmek mümkün
değil bu çelişkileri; fakat, TÜBİTAK Başkanının göreve başlamasında esas olan,
Bilim Kurulunun yaptığı seçim. Bilim Kurulu seçiyor ve Başbakana gönderiyor.
Başbakanın, bunu imzalayıp Sayın Cumhurbaşkanına imzaya göndermesi gerekiyor;
ama, bunu bir türlü yapamıyoruz, yapmıyoruz, bekletiyoruz; zamanı gelince
"bakın, karar yetersayısı olmadığı için uygulama olarak Başbakan atama yapacak"
diyorsunuz. Bunun, Anayasanın 123 üncü maddesine aykırı olduğu, elinizde olan,
Sayın Cumhurbaşkanının göndermiş olduğu geri gönderme yazısında da var.
Değerli arkadaşlarım,
Başbakanın TÜBİTAK üzerinde vesayet denetimi yapma yetkisinin olduğunu
biliyoruz; fakat, bunun, Başbakanlık bütçesi içerisinde değerlendirilmesi,
Başbakanın bu Kuruma atama yapabilme yetkisini beraberinde getirmiyor. Bu
tasarıyla amaçlanan bir defaya mahsus atama yetkisi ve vesayet denetimi, ne
idarenin bütünlüğü ilkesiyle ne de idare hukukunun genel ilkeleriyle bağdaşır.
Hepimizin burada bulunma nedeni, yasal; yasal olarak buradayız. Halkın
iradesiyle, oylarıyla geldik; yani, bizim, kendi burada bulunma nedenimizi yasal
olarak kabul ediyoruz. Anayasanın maddelerinin "hayır" dediği olaylara da, nasıl
olsa, biz parmak kaldırıp meseleyi hallediyoruz bakışıyla değerlendirebilmemiz
gerçekten mümkün değil.
Tasarının
gerekçesinde, boşalan üyelikler sonucunda toplantı ve karar yetersayısına
ulaşılamadığı belirtilmiştir. Başbakan, bizzat, kendisi de bu fiili yaratmıştır;
yani, artık, bunu, televizyonlarda konuşmaktan, komisyonlarda konuşmaktan
yorulduk. Başbakan, bilinçli olarak bu görevini yerine getirmemiştir.
TÜBİTAK'ta, böylesine bir sürecin yaşanmasını kendisi hazırlamıştır.
Bilim Kurulunca
seçilen Pak'ın başkanlığa atanma gerekçesinde diyorlar ki: "Usulsüzlük,
yolsuzluk var." Burada, bu Yüce Mecliste bulunan hiçbir milletvekilinin,
yolsuzluğa "evet" diyebileceğine, usulsüzlüğe "evet" diyebileceğine inanmıyorum.
Eğer, gerçekten böyle bir şey varsa, Başbakanlık, denetim işlevini yapar; eğer,
yasal bir haksızlık, yapılan bir yanlış varsa, bu sorgulanır ve yakasından da
tutulur; ama, mesele bu noktada değerlendirilemiyor.
27
Değerli arkadaşlarım,
kesinleşmemiş bir usulsüzlükten, yasadan bahsediyoruz. Yine, Anayasaya aykırı;
kesinleşmemiş ve sadece iddiadan ibaret olan suçlamalarla atama yapmamak,
Anayasa ilkelerini ihlal etmektir. Bilindiği gibi "suçluluğu hükmen sabit
oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz" ilkesi Anayasamızın 38 inci maddesinde
var. Yani, burada, diyorsunuz ki, Anayasa neyi yazarsa yazsın, biz, hukuk
tanımıyoruz.
Şimdi, burada
okuyacağım, Cumhuriyet Halk Partili bir milletvekilinin size söyleyeceği, hukuka
aykırı işlemler yaptığınız değil; Sayın Erdal Sağlam, bir yazısında, bakın, ne
söylüyor: "Bankacılık Yasası bu şekliyle kalmaz. 30 maddelik Bankacılık Yasası,
28 önergeyle değiştirilip Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonundan
geçti. Bu demektir ki, Bakanlar Kurulundan geçen yasa tasarısı neredeyse tümüyle
değiştirildi. Tasarı çıkıp komisyondan geçene kadar yaşananlar, ne kadar
hazırlıksız, bilgisiz, salt kamuoyuna büyük baskı oluşturarak popülist bir yasa
olarak çıkarılmaya çalışıldığını açıkça gösterdi. Her şeyden önce..." Burasını
geçeyim, sonuç olarak şunu söylüyor: "Tasarının neredeyse tümü, hukuka aykırı
diye değişti; biliyor musunuz." Yani, düşünün, herhalde, bu, Aziz Nesin
romanlarına konu olabilir. 30 maddelik bir yasa tasarısı geliyor ve 28 maddesi
komisyon tarafından düzeltiliyor. Biraz önce Sayın Grup Başkanvekilim diyor ki:
"48 saat dolmadan getiriyorsunuz." 48 saat dolmadan gelen tasarıyı okuyabilmek
mümkün değil ki, gelenleri de okumuyorsunuz. 30 maddenin 28'i -bizden daha önce
parlamenterlik yapan arkadaşlar var burada- komisyonda değişen, acaba, tek bir
olay var mıdır bundan önce?! Bu, hukuku reddetmektir; hukuku reddetmeniz,
kendinizi reddetmenizdir, buradaki varlığımızı reddetmemizdir arkadaşlar!
Başbakan diyor ki...
Bir defaya mahsus olarak, bunu, Bilim Kurulu üyelerini, TÜBİTAK Başkanını
ataması, Kurumu bundan sonra tamamen etki alanına alacaktır. Hükümet, TÜBİTAK'ı,
geri dönülmeyecek bir şekilde siyasî denetim altına alıyor. Şikâyetçi
oluyorsunuz, söylediğiniz şu: 1987 ile 1993 yılları arasında değiştirildi. Sayın
Özal, evet, değiştirmiş; ama, bunu lütfen inceleyin, TÜBİTAK'ı inceleyin. 1987
ile 1993 yılları arasındaki değişiklikte, Sayın Özal, TÜBİTAK'a yönetim kurulu
atamış. Yani, o altı yıllık çalışması içerisinde bitmiş bir TÜBİTAK ortaya
çıkmış.
Sayın Erdal İnönü,
1993 yılında, evet, bir atama yapıyor. Yapmış olduğu atamada bilim kuruluna
çeviriyor burayı ve 1993'ten 2003 yılına kadar TÜBİTAK'ın çalışmaları,
performansı ortada; ama, siz kalkıp diyebilirsiniz ki, Fransa'dan uydunun
yazılımlarını onlar yaptı; ama, biz TÜBİTAK'ı AKP'nin uydusu yapacağız; bu da,
sizin bileceğiniz bir şeydir.
AYHAN ZEYNEP TEKİN
(Adana) - Ne alakası var?!.
BERHAN ŞİMŞEK
(Devamla) - Alaka burada efendim, alaka burada.
Değerli arkadaşlar,
bu kadar büyük çalışmalar, değerli çalışmalar yapmış bilim adamlarını da yok
sayarak bir yere varabilmek mümkün değildir.
Bakın, bir şey arz
edeyim. Hükümet, TÜBİTAK'ın yoğun çabaları neticesinde Avrupa Birliği Altıncı
Çerçeve Programı toplantılarına katılmak için görevlendirdiği bilim adamlarına
izin vermedi. Bu nedenle, Türkiye bilimsel projelerin oluşturulduğu ve
kararların alındığı toplantılarda Türkiye temsil edilemiyor.
Altıncı Çerçeve
Programına Türkiye'nin yatırdığı para 350 000 000 dolar, genel bütçesi de 16
milyar euro ve buraya arkadaşlarımız, bilim adamları katılmadığı için 350 000
000 dolar da uçtu gitti.
Sayın Başbakan güzel
dile getiriyor, çok keyifle dinliyorum; fakir fukara, garip gureba diye
anlatıyor. Sayın Başbakanıma, değerli milletvekilleri, sizlere soruyorum: Bu,
350 000 000 dolar, fakir fukaranın, garip gurebanın parası değil mi? Sadece
bunları söylem olarak dile getirmemiz, inanın ki, slogandan öteye gitmez;
gidebilmesi de mümkün değildir.
Bilgiye dayalı bir
toplumdan bahsediyoruz ve bilgiye dayalı bir toplum olmak istiyoruz. Eğer,
bilgiye dayalı bir toplum olmak istiyorsak, biz, kişisel ve siyasal
hesaplarımızı bir kenara bırakıp, ülkemizin geleceğine yatırım yapmak
mecburiyetindeyiz; geldiğimizden beri 14 aydır hep bunları söylüyoruz.
Sanırım ki, geçen
dönemlerden çok az milletvekili arkadaşımız kaldı. Bu Meclis, bu iskemleler,
koltuklar baki; ama, gelenler gidiyor. İçimizden, daha önce gelip
milletvekilliği yapıp, rahmetli olan birçokları var, rahmetli olan partiler var;
kimseye kalmaz burası; rahmetli olan birçok milletvekili de var, rahmetli olan
partiler de var. Eğer, TÜBİTAK'ta gerçekten iyi niyet ve samimiyet vardıysa,
Sayın Başbakan, yönetim kurulu, Bilim Kurulu başkanıyla 12 + 1; ben başkanı
atıyorum, yeter kararlı çoğunluk 7'ye çıkar ve bir an önce kendi aralarından 6
kişiyi seçer, devam ettirirler diyebilirdi. Gaf üstüne gaflar yapılıyor değerli
arkadaşlarım.
Biraz önce ne oldu
biliyor musunuz; bunlara televizyonlarda "son haber, sıcak haber" denilir. Sayın
Kepenek'in önergesiyle, yolsuzlukları araştırma komisyonu kurduk biz; iki ay
çalıştıktan sonra neticelendi. Neticede, yolsuzlukları araştırma, sınırlama
konusunda; hayır, yapılmasın, bu şekliyle kalsın... Komisyonda çalışan
arkadaşlarımız, bütün siyasî partilere, sivil toplum örgütlerine bunu sordular;
"hayır" diyenin birisi Saadet Partisi, diğeri AKP'li üyeler... Yani, günün
birinde, mutlaka, hepimiz, demokrasi, haklar, özgürlükler talebinde bulunup da,
kenarda durduğumuzda, bu özerk kurumların, bizim ve bizden sonra çocuklarımıza
ait olduğunu unutmamamız gerekir. Eğer, 2 200 kişilik bir kadroyu dağıtmaksa,
oradaki 320 trilyonluk bir yapılanmayı düşünmekse, gerçekten olmuyor...
Bu kadrolaşma
meselesiyle ilgili, günlerce, bu sözleri, bu lafları ettik; bugün İstanbul'da
yaşanan acının arkasında kadrolaşma olayı vardır.
RECEP GARİP (Adana) -
Ne ilgisi var?!.
BERHAN ŞİMŞEK
(Devamla) - 57 valiyi, yüzlerce emniyet müdürünü değiştirdiniz ve bir anda
Türkiye'nin belleğini, kurumların belleğini boşalttınız. İstanbul'da, dolmuş
yapar gibi bomba dolu kamyonetler dolaştı ve büyük bir acı yaşandı. Eğer, burada
da böyle bir şey bekleniyorsa, bu ülkenin -sizler de biliyorsunuz ki- bugüne
kadar çektiği acılar şunlardan kaynaklanmıştır.
28
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BERHAN ŞİMŞEK
(Devamla) - Bir cümleyle bitiriyorum Sayın Başkanım.
Bu ülkede dini
siyasallaştırdılar, hukuku siyasallaştırdılar; gelin, siz, bilimin
siyasallaşmasına izin vermeyin değerli arkadaşlarım.
Hepinize saygı
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Şimşek.
Hükümet adına, Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Ali Şahin; buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; hepinize saygılarımı sunuyorum.
TÜBİTAK Kanununa bir
geçici madde eklenmesini öngören 5001 sayılı Kanun, Sayın Cumhurbaşkanımızca,
bir kez daha görüşülsün diye Türkiye Büyük Millet Meclisine iade edilmişti.
Türkiye Büyük Millet Meclisi de, TÜBİTAK Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi
Hakkında Kanunu yeniden görüşüyor.
Kuşkusuz, rapor
dağıtıldı; milletvekili arkadaşlarımız, Sayın Cumhurbaşkanımızın geri gönderme
tezkeresini gözden geçirmişlerdir. Daha önce, 12 Kasımda, bu kanun burada
görüşülürken, neden böyle bir kanun tasarısını Türkiye Büyük Millet Meclisine
sevk etmek zorunda kaldığımızı ifade etmiştim, açıklamıştım. Kıymetli
vakitlerinizi fazla almayacağım; ancak, bir iki soru var, itham var; bunlarla
ilgili düşüncelerimi arz etmek için huzurunuzdayım.
Grubu adına konuşan
Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü Sayın Araslı, bana bir soru yönettiler.
Bendeniz, 12 Kasımda, burada yapmış olduğum konuşmada, kör kuruşun hesabını
sormamız gerektiğini vurgulamış ve altını çizmiştim. Sayın Araslı, buradan
hareketle "bu kanun Sayın Cumhurbaşkanımızca geri gönderildi; burada, ikinci kez
görüşüyoruz; ikinci kez görüşmek, kaç kör kuruşa mal olmuştur" diye bir soru
yönettiler. Türkiye Büyük Millet Meclisi, kuşkusuz ki, önüne gelen kanun
tasarılarını ve eğer, yeniden görüşülsün diye geri gönderilmişse, kanunları
görüşmek ve yasalaştırmak için vardır; dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin görevi, zaten, yasama görevini yapmaktır. Yasama görevinin maliyeti
sorulmaz ve kaldı ki, bu yasayı tekrar görüşmek üzere buraya gönderen de biz
değiliz; Sayın Cumhurbaşkanı öyle uygun görmüşler ve buraya, bir kez daha
görüşülsün diye göndermişler ve anayasal yetkilerini kullanmışlardır. Anayasal
yetki kullanılarak, bir kez daha görüşün diye önümüze gelen bir kanunu
görüşmenin maliyetinden bahsetmenin isabetli olmadığını ifade etmek istiyorum.
Ayrıca -biraz önce,
Sayın Şimşek de aynı konuya temas ettiler- TÜBİTAK Yasasında yapılmak istenilen
veya yapılan bu değişiklikle, hükümet, siyasî yarar gözetmektedir denildi ve
ayrıca "bu yasa, hükümetin kadrolaşma düşüncesinin ürünüdür" ifadesi kullanıldı.
Biz, bu yasayla, aslında, TÜBİTAK'ta -maalesef, üzgünüm, söylemek zorundayım-
hâlâ devam eden kadrolaşmayı ortadan kaldırmak için bu adımı atıyoruz. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Şimdi, bakınız,
Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Marmara Araştırma Merkezi...
Bir vatandaş,
herhalde mağdur olmuş, dava açmış; Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu,
davalı sıfatıyla yargılanıyor. Hukuk müşaviri -ismini tam vermiyorum- İ.T.,
soyadı Toğrul. Peki, TÜBİTAK'ın ve bu zatın avukatı kim; o da, C. Toğrul;
akraba, baba oğul. (AK Parti sıralarından alkışlar) Şimdi, TÜBİTAK'ta, böylesine
iç içe geçmiş, yakın akraba, dost, akraba, komşu o kadar çok örnek var ki, bir
tanesini getirdim.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) - Bakan kardeşi genel müdür var...
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - İşte, biz, her türlü siyasî
mülahazalardan uzak, bu kadrolaşmayı ortadan kaldıracak bir yasal düzenleme
yaptık; bu yasal düzenleme yürürlüğe girdiğinde, TÜBİTAK'ta yeni göreve
başlayacak olan heyet işte bu siyasî amaçlı uygulamaları ve kadrolaşmayı ortadan
kaldırsın diye bu atamalar yapılacaktır.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) - Bakan kardeşi genel müdürler ayrılacak mı ayrılmayacak mı bu anda?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Siz de gelir, onu söylersiniz,
burada.
HÜSEYİN GÜLER
(Mersin) - İşinize geldiği gibi örnek vermeyin Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Siz de gelir onu söylersiniz
efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) - Bu iş için başka, bakan kardeşleri için başka mı?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Değerli milletvekili
arkadaşlarım, biraz önce konuşmama başlarken, Sayın Cumhurbaşkanımızın geri
gönderme tezkeresini herhalde okumuşsunuzdur dedim. Aslında, Sayın
Cumhurbaşkanımızın geri gönderme tezkeresi bizim bu yasayla ortaya koymuş
olduğumuz gerekçeyi de bir noktada teyit etmektedir.
İsterseniz birkaç
cümleyi sizlerle paylaşayım. Mesela, Sayın Cumhurbaşkanımız diyor ki "kurul,
toplantı ve karar yetersayısını kaybetmiştir" biz de aynı şeyi söylüyoruz.
"Kurulda halen 6 üye kalmıştır ve bu nedenle Bilim Kurulu toplanamaz
29
ve görev yapamaz
duruma düşürülmüştür". Sayın Cumhurbaşkanımız da aynı şeyi söylüyor, biz de aynı
şeyi söylüyoruz. Zaten bu sebeple bu tasarı hazırlandı, önünüze geldi ve buradan
çıktı, işte yeniden görüşüyoruz.
OYA ARASLI (Ankara) -
Çözümünüze katılmıyoruz.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Peki, niçin geri gönderildi?
Sayın Cumhurbaşkanımız diyorlar ki -biraz önce söz alan Cumhuriyet Halk Partili
arkadaşlarımız da ifade ettiler- bu, hukuk devleti ilkesine aykırıdır,
Anayasanın 2 nci maddesinde düzenlenmiş olan hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Ancak, geri gönderme tezkeresinde Sayın Cumhurbaşkanımız diyorlar ki: "Bilim
Kurulu Başkanlığına bir kezlik doğrudan Başbakanın önerisi üzerine
Cumhurbaşkanınca atama yapılmasıyla; bir başka deyişle, incelenen yasayla
getirilen geçici 3 üncü maddenin ikinci fıkra kuralının korunmasıyla
çözümlenmesi olanaklıdır." Yani, Sayın Başbakan veya hükümet, bu kanunla Kurul
Başkanlığına bir kezlik atama yaparsa bu mümkündür, bu olanaklıdır; bu, hukuk
devleti ilkesiyle bağdaşır demek istiyor.
Şimdi, bir atama,
kurul başkanını atamak hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmıyorsa, kurul üyelerini
atamanın da aynı durumda olması lazım; yani, başkanı atamak hukuk kurallarına
uygunsa, üyelerini atamanın da uygun olması lazım. Dolayısıyla, hukuk kuralında
çelişki olmaması gerekir.
Dolayısıyla, şu iki
sayfalık geri gönderme gerekçesinin mantığı, aslında, bizim iddialarımızı ve
gerekçemizi büyük ölçüde teyit etmektedir. O bakımdan, böyle bir yasanın,
değiştirilmeden tekrar görüşülmüş olmasının, geri gönderme tezkeresiyle de
çelişmediği kanaatindeyim.
O bakımdan, siz
değerli milletvekilleri, Anayasaya ve hukuk devleti anlayışına son derece uygun
gördüğüm bu kanunu yeniden kabul ederken, gönül huzuruyla oylarınızı
kullanabilirsiniz.
Yeniden, bu kanunun
hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Bakan.
Şahsı adına söz
isteyen Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
CEVDET ERDÖL
(Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Kanunun geneli hakkında, şahsım adına görüşlerimi arz edeceğim.
Öncelikle, benden
önce yapılan konuşmaları dinlediğim zaman çok faydalandığımı ifade etmek
isterim. Yalnız, ben, olaya, bir senaryo ve sinema gözüyle değil de, bilim adamı
gözüyle bakmayı daha uygun buluyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Şunu söylemek
istiyorum; öncelikle, TÜBİTAK'ın yapısını bir inceleyelim: TÜBİTAK'ın 12 üyesi
var. Bunlardan 4'ü özel veya kamu kesiminde sivrilmiş kişilerden olabilir; ama,
diğer 8'i, muhakkak bilim adamı vasfıyla ön plana çıkmış kişiler arasından
olmalıdır; bu 8 bilim adamının 4'ünün, TÜBA, yani, Türkiye Bilimler Akademisi
üyesi olma zorunluluğu vardır. Türkiye Bilimler Akademisi üyesi olmanın ne kadar
zor olduğunu, ben bir önceki konuşmada da sizlere arz etmiştim; ama, belki
aklınızda kalmamıştır, yeniden arz edeceğim. Türkiye Bilimler Akademisi üyesi
olabilmek için, çok yetenekli, dünya çapında ilim adamı olmanız yetmez; Türkiye
Bilimler Akademisinin, yani TÜBA'nın aslî üyelerinden birisinin size yazılı
kefil olması lazım "ben bu arkadaşı iyi tanıyorum, bu arkadaş çok iyi ilim
adamıdır, ben buna kefilim, bunu üye olarak alalım" demesi lazım. Bu da yeterli
değil; 2 üyenin daha "evet, bu, iyi arkadaştır, aramıza gelsin" diyerek yazılı
beyanda bulunması lazım, ondan sonra da Türkiye Bilimler Akademisinin genel
kurulunda oylanması lazım ve ondan sonra bilim adamı vasfıyla bir bilim kuruluna
üye olabileceksiniz. Bunun dünyada herhangi bir örneği varsa, buyurun söyleyin,
biz de öğrenelim!
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Sizinki de bilimkurgu gibi oldu.
CEVDET ERDÖL
(Devamla) - Şimdi, demek ki, önemli olan, Türkiye Bilimler Akademisinin yapısı
ve TÜBİTAK'ın yapısının bundan muhakkak surette etkilenmiş olması; yani, 12
üyenin 4'ünü bu üyelerden almak zorunda.
Haa, niye böyle oldu,
niye buraya gelindi; daha önce izah edildi zaten. Mevcut Başkanvekili, şu anda
hukuken başkanvekilliği yapmak yetkisinde değildir. Burada çok değerli
hukukçularımız konuştular, hukuktan bahsettiler de, mevcut Başkanvekilinin,
hukuka göre, bizim mevcut kanuna göre, başkanvekilliği yapamayacağını
söylemediler. Mevcut kanundan okuyorum, mesela madde 4'te "Başkanın olmadığı
zaman, görevlendireceği bir Bilim Kurulu üyesi Başkanlığa vekâlet eder"
deniliyor. Açık "edebilir" denilmiyor "eder" deniliyor. Peki, bu mevcut
Başkanvekili Bilim Kurulu üyesi mi; değil. Nasıl vekâlet ediyor?.. Kadrolaşma
deniliyor; işte, oradan başlıyor... Öyleyse, bu bir kadrolaşma.
Artı, ben size bir
şey daha söyleyeyim: Bu yetkili olmayan Başkanvekili, izne giderken yerine bir
başkanvekili daha bırakıyor, o da Bilim Kurulu üyesi değil; 14.8.2003.
Size, 31.10.2003
tarihli yazıdan yine kadrolaşmayla ilgili başka bir şey daha söyleyeyim: "115
sayılı toplantıda, filanca kişinin Temel Bilimler Araştırma Grubu Yürütme
Komitesi Sekreteri, filanca kişinin Teknoloji İzleme ve Değerlendirme Başkanı
olarak atanması..."
Bakınız,
kadrolaşılıyor. Niye itiraz etmiyorsunuz?!
Başka kadrolaşma
istiyor musunuz; okuyayım: "Filanca kişinin, İkili ve Çoklu İlişkiler Müdürlüğü
kurularak..."
30
Bakınız, müdürlük
kuruluyor, yetkisi olmayan bir başkanvekili müdürlük kuruyor ve bu müdürlüğe
müdür atıyor. Neredesiniz?! Hukuka saygılı olanların, lütfen, bunları
değerlendirmesini bekliyorum ve cevabını da sizlerden bekliyorum. Bir bilim
adamı vasfıyla konuşuyorum; tekrar ediyorum, siyasetçi mantığıyla olaya
bakmıyorum.
Bakınız, malî
konularını daha önce söylemiştim. 160 trilyonluk bir bütçenin yüzde 34'ü ancak
yatırımlara ayrılıyor -onun da ne olduğu belli değil, araştırılması gerekir-
yüzde 38'i personel gideri, yüzde 15'i özel gider, yüzde 15'i diğer cari
giderler.
ZEKERİYA AKINCI
(Ankara) - Yıllardır Sayıştay incelemiyor mu hesapları?
CEVDET ERDÖL
(Devamla) - Efendim, bilmediğiniz bir konu var; Sayıştayın denetimine tabi
değildir; onun davasını veriyoruz; evet. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu
Kurum, TÜBİTAK, kanun gereği, ne Meclisin ne de Sayıştayın denetimine tabidir.
ZEKERİYA AKINCI
(Ankara) - Murakıplar Kurulu incelemiyor mu?
CEVDET ERDÖL
(Devamla) - Şu andaki mevcut durumda, Sayın Başbakanımız 6 üyeyi atadı farz
edelim; zannediliyor ki, gidip AK Partinin il teşkilatından, ilçe teşkilatından
üye atayacak; yok arkadaşlar. (CHP sıralarından gürültüler)
HÜSEYİN GÜLER
(Mersin) - Sakın bunu söylemeyin. Diğer kadrolaşmaları görüyoruz Hocam.
Lütfen...
CEVDET ERDÖL
(Devamla) - Efendim, bakınız, kanunu okuyunuz. Mevcut kanunun 4 üncü maddesine
göre, bilim adamlarından atanması gerekiyor.
OYA ARASLI (Ankara) -
Başkan için hiçbir sınırlama yok.
CEVDET ERDÖL
(Devamla) - 6 üyeden, atanacak olan 2'sinin TÜBA üyesi olması zorunlu zaten.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Söylediklerine sen de inanmıyorsun.
CEVDET ERDÖL
(Devamla) - Kaldı ki, 1963'te yürürlüğe giren bu kanuna, üç kere kanun hükmünde
kararnameyle müdahale edilmiştir; 294, 497 ve 498 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamelerle, aynı mahiyette müdahale edilmiştir; bir benzerini yapıyoruz.
Sayın Abdulkadir Ateş
burada yok; ama, olsaydı, ona sorardım; daha önce Bakan sıfatıyla imzaladığı bu
kanun hükmünde kararnameleri, hangi gerekçeyle imzaladı? Biz de aynı gerekçeyle
yeniden imzalatacağız, yeniden kanun olarak huzurunuza arz ediyoruz.
ŞEVKET ARZ (Trabzon)
- Onların atamalarını beğenmedik, biz atama yapacağız; aynı şey.
CEVDET ERDÖL
(Devamla) - Arkadaşlar, bir diğer konu; bakınız, temiz toplum için gayret
ediyoruz. Burada, Meclisimizce ve Sayıştayca denetlenemeyen malî konuları...
Sayın Bakanım personelindeki kadrolaşmayı sizlere söyledi, ben arz ettim; böyle
şaibeleri olan bir kurumu; yani, TÜBİTAK'ı, temiz toplum hareketi içerisine
almak istiyorsak, bundan niye gocunuyorsunuz? Bu yapılanlar, tamamen hukuka
uygundur, daha önce yapılmış örnekleri vardır; fakat, şunu söylemek istiyorum
ki, her şeyin iyiye gitmesinden, her şeyin güzel olmasından -yani, sizleri
tenzih ediyorum- rahatsızlık duyan bazıları vardır; çok rahatsız oluyorlar,
işler iyiye gittikçe rahatsız oluyorlar.
Diyorlar ki, 3
Kasımdan önce de aynı insanlar vardı, aynı bütçe vardı, daha kıt imkânlarla bu
nasıl yapılıyor; üzülüyorlar. Ben diyorum ki, taşlar yerine oturuyor, onun için
işler iyiye gidiyor.
Aynı kelimeleri
kullanarak değişik şeyleri ifade edebilirsiniz. Bakınız "kocakarı" derseniz, 1
kişi anlaşılır; ama "karı koca" derseniz, 2 kişi anlaşılır. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Bakınız "Başbakan
gibi adam" derseniz başka bir şey anlaşılır "adam gibi Başbakan" derseniz
Başbakanımız anlaşılır. (AK Parti sıralarından alkışlar) İşte, Türkiye, adam
gibi Başbakan tarafından yönetildiği için böyle iyiye gidiyor; buna, siz de
şahitsiniz, biz de şahidiz.
Hepinizi, bu
duygularla selamlıyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Erdöl.
Başka söz talebi?..
Yok.
Kanunun tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) - Sayın Başkanım, İçtüzüğün 146 ncı maddesine göre, oylamada, karar
yetersayısının aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN - Arayacağım
Sayın Anadol.
Kanunun maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kâtip Üyeler arasında
tenakuz bulunduğundan, oylamayı elektronik cihazla yapacağım ve karar
yetersayısını arayacağım.
Sisteme giremeyen
sayın milletvekillerinin pusula göndermelerini rica ediyorum.
3 dakika süre
veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, karar yetersayısı vardır; maddelerine geçilmesi kabul
edilmiştir.
31
Birleşime 15 dakika
ara veriyorum.
Kapanma Saati : 18.00
32
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 18.15
BAŞKAN : Başkanvekili
Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER : Yaşar
TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)
BAŞKAN - 26 ncı
Birleşimin İkinci Oturumunu açıyorum.
Kanunun müzakeresine
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
(Devam)
3. - Türkiye Bilimsel
ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi
Hakkında 12.11.2003 tarihli ve 5001 sayılı Kanun ile Anayasanın 89 uncu maddesi
gereğince Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve
Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/704) (S. Sayısı : 298)
(Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Kanunun 1 inci
maddesini okutuyorum:
TÜRKİYE BİLİMSEL VE
TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNA BİR GEÇİCİ MADDE EKLENMESİ
HAKKINDA KANUN
MADDE 1. - 17.7.1963
tarihli ve 278 sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması
Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
GEÇİCİ MADDE 3. - Bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte boş bulunan Bilim Kurulu üyeliklerine, 4 üncü
maddede belirtilen niteliklere uygun kişiler arasından, 4 üncü maddenin ikinci
fıkrasında belirtilen oranlar çerçevesinde bir defaya mahsus olmak üzere
Başbakan tarafından atama yapılır.
Başkan bir defaya
mahsus olmak üzere Başbakanın teklifi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından atanır.
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Mustafa Gazalcı; buyurun.
(CHP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10
dakikadır.
CHP GRUBU ADINA
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, tümünüzü saygıyla selamlıyorum.
12 Kasım 2003
tarihinde görüştüğümüz TÜBİTAK Yasasını, aradan bir ay bile geçmeden,
Cumhurbaşkanının geri göndermesi üzerine, yeniden görüşüyoruz; ancak, AKP
sözcüsü arkadaşım, Sayın Bakan ve kişisel görüşünü bildiren AKP'li arkadaşım,
geçen, buradaki görüştüklerimizin hemen hemen aynısını yineledi; benim oğlum
bina okur, döner döner yine okur!..
Değerli arkadaşlar,
burada yanıtlanmış, çürütülmüş, kamuoyunda birçok kez yanıtı verilmiş konuları
çarpıtarak buraya getirip bir iz bırakmak yanlış. Örneğin, burada olmayan bir
kişinin... Bir yargı kararı olmadığı halde, sanki, fazla bir ödeme yapılmış, bir
usulsüzlük varmış izlenimi verilerek 38 inci madde buraya getirildi.
Değerli arkadaşlar,
bakın, elimde bir belge var. Bu belgeyi şimdi size sunuyorum: Tarihi 18.5.1990.
TÜBİTAK'ın bir toplantısı. Altında imzası olanları az sonra okuyacağım. Bu
kararda, işte, 38 inci maddeye göre ödeme yapılamayacağı belirtilerek, "ilgili
yazıda belirtildiği şekilde" TÜBİTAK'ın, kuruluş yasasına göre, idarî ve malî
özerkliğe sahip olması nedeniyle, söz konusu kanun hükmündeki kararnamenin
Kurumu bağlamayacağı görüşü benimsendi ve ücretlerin aynen ödenmesine karar
verildi" deniyor.
Şimdi, bakın, 1990
yılında Kurumun başkanının adı Prof. Dr. Mehmet Ergin, üyelerinden biri Dr.
Hilmi Güler. Kim Sayın Güler; şu anda AKP'de bakan; bu belgenin altında imzası
var. Burada bir karar var.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Yanlış karar vermişler.
MUSTAFA GAZALCI
(Devamla) - Yine, Danıştayın kararından sürekli söz ediliyor. Bakın, 1996
yılındaki bir başka belgeden söz edeceğim size. Kurum, aradan bunca zaman
geçtikten sonra ilgili Devlet Bakanına "biz bu ödemeleri nasıl yapacağız" diye
soruyor. Devlet Bakanının Kuruma yazdığı yazı şöyle "Gerek Danıştayın istişarî
görüşünde gerek ibra kurulu raporunda değinilen görüşler saygıyla karşılanmakla
birlikte, bu doğrultuda bir uygulamanın, başarılı bilim adamlarının istihdamını
önleyeceği ve bu durumun, Kurumun çalışmalarını olumsuz yönde etkileyeceği
düşünüldüğünden, Kurum görüşü doğrultusunda işlem yapılmasının; yani, 278 sayılı
Yasa hükümlerine uyulmasının uygun görüldüğü bildirilmiştir." Devlet Bakanından
bu yazı Kuruma gönderiliyor.
Değerli arkadaşlar,
milyonları, milyarları burada telaffuz ederek, sanki büyük bir usulsüzlük, bir
ödeme varmış gibi bir izlenim yaratmanın -daha önce söylenildiği halde, sizin
kendi Bakanınızın da altında imzası olduğu halde, görüş bildirdiği halde- burada
yinelemenin hiçbir anlamı yok.
Yine, değerli
arkadaşlar, bir kezlik atama konusunu, AKP'nin sözcüsü arkadaşım söyledi, daha
önce de Sayın Bakan dile getirmişti; efendim, CHP yaparsa uygun oluyor da, biz
yaptığımız zaman mı uygun olmuyor?!
33
Değerli arkadaşlar,
Cumhurbaşkanının geri gönderme yazısında da çok güzel belirtilmiş; 1993'teki
atama ile bu kez yetki vereceğimiz Başbakanın yapacağı atama arasında ayırım
var. Orada, bir sıfır bilim kuruluna, daha başlangıçta olan bir kurula atama söz
konusu, şimdi ise, başkan ve kurul üyeleri atanmıyor, düşürülüyor. Cumhurbaşkanı
da söylüyor arkadaşlar; o 5 kişinin atamasında bile, Başbakan bağımsız hareket
edemiyor; üniversitelerin ve bakanların göstereceği üyeler arasından atama
yapabilecektir diyor. Başlangıçtaki o 5 kişinin ataması bile, özerkliğe gölge
düşürmemek için sınırlı.
Şimdi, buraya yine,
aynı konu getiriliyor. Denetleme Kurulu raporları... Değerli arkadaşlar, 12
Kasımda da söyledik; önce başkan ataması... Şubatta seçim yapılıyor, mayısta
Başbakanlığa gönderiliyor, süre 30 Mayısta dolacak. O arada atama yapılmıyor,
deniliyor ki, işte, başkan yok, 6 üye de yok. Süresi içinde atama yapılmamış.
Başkan atamasının yapılmaması kararlaştırıldığı zaman, yani, ben bu Kurumu
çalışmaz duruma düşüreceğim, karar yetersayısını ortadan kaldıracağım dedikten
sonra oraya Denetleme Kurulu üyeleri gönderiliyor. Olabilir, Kurum çalışmasında
gerçekten beğenmediğiniz bir konu varsa, bir araştırma önergesi verelim,
birlikte TÜBİTAK'ı inceleyelim, daha iyi çalışsın; ama, hayır; zamanında başkan
atanmıyor, 6 üye atanmıyor -burada birçok kere söylendi- daha bir ay bile
dolmadan, şimdi, Cumhurbaşkanı bize bunu geri gönderiyor.
Peki, Cumhurbaşkanı
geri gönderme yazısında ne diyor... Ben, Sayın Bakanımdan özür dilerim; bir
cümleyi okuyor -o papa fıkrasında olduğu gibi- işte, Başkanı yoktur, karar
sayısı alamaz... "Bakın, Cumhurbaşkanı da bizim gibi düşünüyor" diyor.
Değerli arkadaşlar,
buradaki geri gönderme yazısında, Cumhurbaşkanı, çok açık bir biçimde, Türkiye
Devleti Anayasasının cumhuriyetin niteliklerini belirten 2 nci maddesine göre,
Anayasal bir hukuk devleti olduğumuzu, hukuk devleti ilkesine göre de, hem
Anayasaya hem de evrensel hukuk kurallarına uyulması gerektiğini; ama, bu
düzenlemenin, hem Anayasaya hem evrensel hukuka hem de kamu hukukuna -yararı
bakımından- uymadığını çok açık bir biçimde belirtiyor. Yani, diyor ki, bu
düzenleme, Anayasaya ve evrensel hukuk kurallarına aykırıdır. Burada, zaman
almamak için, Cumhurbaşkanının yazısını aynen okumuyorum; ama, böyle söylüyor;
yani, Cumhurbaşkanı da bizim gibi düşünüyor... Hayır, o, diyor ki, Anayasanın
123 üncü maddesine göre, idarenin bütünlüğü açısından Başbakanın bir vesayet
hakkı vardır; ama, o vesayet hakkı, Başbakana o özerk kurumun başkanını ve 6
üyesini atama yetkisi vermez. Bu da burada yazıyor; yani, o vesayet ilişkisinin,
tek başına bağımsız bir atama yapamayacağını, Cumhurbaşkanı çok açık biçimde
ortaya koymuştur.
Değerli arkadaşlar,
görüştüğümüz, kırk yıllık, yönetsel, parasal, bilimsel özerkliğe sahip bir
kurum. Türkiye'de böyle kurumlar çok az; katletmeye çalıştığımız şimdi bu.
AKP'li arkadaş diyor ki burada "elbette, yeni seçilecekler de birtakım
niteliklerle seçilecek." Arkadaşım, biz, şunu tartışıyoruz: Bir seçimi, kurul
yaparsa özerklik olur; bir kişi atarsa, özerklik darbe yer. Yani, elbette,
Başbakanın atayacağı kişiler de bilim adamlarından olabilir; ama, burada, seçimi
kimin yapacağı önemlidir. Cumhurbaşkanı, geri gönderme yazısında çok açık
biçimde, bunun kurul tarafından yapılmasını istemiştir. Efendim, işte, başkanını
bu sefer gönderin... Cumhurbaşkanı, öyle sanıyorum ki, yazısından anladığım
kadarıyla, Kurum, çıkmaz bir duruma sokulmuştur hükümet tarafından atama
yapılmadığı için, bir tuzak kurulmuştur Kuruma, o yüzden de, zorunlu olarak,
hele bir başkanını atayalım, Kurum çalışmaya başlasın demiştir; yani, hukuka
uygunluk açısından bir çıkış yolu aramıştır ve yönetime bunu önermiştir. Şimdi,
siz, Cumhurbaşkanının dediğini de yapmıyorsunuz, yani, önerisini de ortaya
koymuyorsunuz. Neden; bir virgülünü değiştirirsek eğer, birçok konuda olduğu
gibi...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Gazalcı, sözlerinizi tamamlayabilir misiniz.
Buyurun.
MUSTAFA GAZALCI
(Devamla) - Peki Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlar,
görüştüğümüz TÜBİTAK Yasası, çok açık Anayasaya, hukuka aykırı bir düzenlemedir
ve bilimsel bir kurulu katletmektedir.
Bakın, TÜBİTAK,
özgelirleriyle neredeyse giderinin yarısını kendisi karşılamaktadır,
üniversitelere, hükümete ve çeşitli kuruluşlara bilim üretmektedir. Böyle bir
kuruluşu siyasallaştırmak ve siyasetin oraya karışması, gerçekten, kırk yıllık
bu özerk kuruma gölge düşürecektir ve Grup sözcümüzün de söylediği gibi,
dönülmez bir yol olacaktır. Yarın, Anayasa Mahkemesinden büyük bir olasılıkla
dönecektir. Zamanımız gerçekten yoktur. Sayın Bakan, yasama için ne gerekiyorsa,
yapılmalı diyor; ama, halkın dertleri için bir şeyler yapılmalı. Yoksa, bir
yasayı, dön dön, bir kere daha yap, Cumhurbaşkanından dönsün, bir daha yap,
Anayasa Mahkemesinden dönsün, bir daha yap!.. Onun yerine, işçinin, köylünün,
memurun dertlerine gerçekten çözüm bulan birtakım işler yapalım diyoruz.
Elbette, yasama yücedir, önemlidir. Yani, ben, AKP sözcüsü arkadaşlarımın,
komisyonda da, burada da geçen sefer söylediklerini aynen yinelediklerini
görüyorum ve bir inat söz konusu. Cumhurbaşkanının görüşleri dikkate alınmıyor,
kamuoyunun görüşleri dikkate alınmıyor. Bir yargı yerine geçilerek, gerekçede
söylenmediği halde, mahkeme kararı olmadığı halde birtakım insanlar zan altında
bırakılıyor, suç işlemiş izlenimi yaratılıyor. Bunun doğru olmadığı
kanısındayım.
Ben, hepinize,
tekrar, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Gazalcı.
Madde üzerinde başka
söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 2.- Bu Kanun
yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Madde
üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Mehmet
Tomanbay; buyurun. (CHP Grubu sıralarından alkışlar)
34
Konuşma süreniz 10
dakikadır.
CHP GRUBU ADINA
MEHMET TOMANBAY (Ankara) - Sayın Başkan, Yüce Ulusumuzun değerli vekilleri;
Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanuna Bir Geçici
Madde Eklenmesi Hakkında Kanunun 2 nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli vekiller,
biraz önce, AKP Grubu adına konuşan Değerli Milletvekili Erdöl, bir bilim adamı
sıfatıyla burada gerçekleri söylemeye çalıştığını söyledi. Ama, ne yazık ki, ben
de, bir bilim adamı sıfatıyla, Sayın Erdöl'ün söylediklerini dinlerken yüzüm
kızardı. Bir bilim adamının Türkiye'deki gerçekleri ne kadar başarıyla tersyüz
edebildiğini, ne kadar başarıyla gerçekleri gizleyebildiğini Sayın Erdöl'ün
konuşmasında çok dikkatle fark ettik ve bir bilim adamı olarak, ben de, ne yazık
ki, Türkiye'de bilim adına utanç duydum. AKP Hükümeti iktidara geldiğinden beri,
ne yazık ki, Türkiye'de bilimi ayaklar altına alma konusunda elinden gelen her
türlü çabayı gösteriyor. Biliyorsunuz, uzun süre, Yüksek Öğretim Kanunuyla,
YÖK'le, üniversitelerle uğraşıldı; ama, ne mutlu ki, o çabalar, üniversiteleri
ayaklar altına alma çabaları şu ana kadar bir sonuç vermedi; çünkü, çabalar
doğru değildi, haklı değildi ve o nedenle hiçbir zaman da başarı kazanamadı.
Şimdi, aynı şey
TÜBİTAK'ta da olacak. TÜBİTAK olayında da, AKP Hükümetinin getirdiği tasarıda
-daha önceki konuşmalarda da söylediğimiz gibi- hiçbir haklı gerekçe yoktur,
hukukî hiçbir haklılık yoktur ve ne kadar, bilim adamı sıfatını kullanarak haklı
olduğunuzu belirtmeye çalışırsanız çalışın, bu tasarı da, getirmeye çalıştığınız
bu tasarı da, Cumhurbaşkanından döndüğü gibi, bu sefer de Anayasa Mahkemesinden
dönecektir ve bilim adamı sıfatıyla söylediğinizi iddia ettiğiniz o gerçeklerin
hiçbirinin gerçek olmadığı ortaya çıkacaktır.
Değerli vekiller,
tasarı, bir ay önce, bizlerin tüm uyarılarına rağmen, sizlerin oylarıyla, AKP'li
milletvekillerinin oylarıyla kabul edilmişti; ama, daha sonra, Sayın
Cumhurbaşkanlığı makamı tarafından, bizim eleştirilerimiz haklı görülerek, geri
gönderildi.
AYHAN ZEYNEP TEKİN
(Adana) - Cumhurbaşkanı da sizden nasıl olsa!..
MEHMET TOMANBAY
(Devamla) - Tabiî, bu göndermede önemli olan gerekçedir, gerekçenin ne
olduğudur. Sayın Hanımefendi Milletvekilinin söylediği gibi "nasıl olsa sizden"
lafları; bunlar çok basit şeyler; gerekçelere bakıp, niye reddedildiğine bakmak
lazım.
AYHAN ZEYNEP TEKİN
(Adana) - Siz nereden biliyorsunuz da "hanımefendinin söylediği gibi"
diyorsunuz. Hiç de basit değil sözlerim!
MEHMET TOMANBAY
(Devamla) - Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı -size okuyayım Sayın Hanımefendi- iade
gerekçesinde "Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunda toplantı ve karar
yetersayısı gözetilmeden, Bilim Kurulunun boş bulunan tüm üyelikleri için
Başbakana atama yetkisi veren düzenleme, kurumun özerkliği, kamu yararı ve hukuk
devleti ilkesiyle de bağdaşmamaktadır." Önce, bu gerçeği bir defa kafamıza
yerleştirmemiz gerek.
Ayrıca, Cumhurbaşkanı
"boş bulunan üyeliklerin tümüne siyasal organca atama yapılması, Bilim Kurulunun
ulusal ve uluslararası saygınlığına, çalışmalarının ve yayınlarının yansızlığına
gölge düşürecektir" diyor. Bunlar, Cumhurbaşkanlığı makamının, bu konu üzerinde,
AKP tasarısının üzerinde ortaya attığı ciddî gerekçelerdir. Anlaşılacağı üzere,
burada, Cumhurbaşkanlığı, hukuku öne çıkarmaktadır, bu tasarının hukuksal hiçbir
gerekçesi olmadığını söylemektedir ve kurumun uluslararası saygınlığına da zarar
vereceğini belirtmektedir.
Sayın
milletvekilleri, bizlerin yasama olarak en önemli sorumluluklarından birisi,
Anayasanın 2 nci maddesinde belirlenen "hukuk devleti" ilkesine uygun
davranmaktır, hukukla inatlaşmak değildir; aksine, hukukun egemenliğini üstün
kılmaktır, Anayasayla ve ettiğimiz yeminle bize verilen görev budur. Oysa,
sizler, bu yasada ısrar ederek, ülkemizde, Anayasaya bağımlılık yeminimizi
ayaklar altına almaya çalışmaktasınız ve Anayasada belirtilen "hukukun
üstünlüğü" ilkesini, ne yazık ki, tahrip etmeye çalışmaktasınız.
Bu yasada, yine ısrar
etmek, sizlerin, bir yıl önce, burada, Anayasaya bağlılık yemini ederken ne
denli samimî olmadığınızı da göstermektedir. Eğer, bir yıl önceki yeminlerinizi
dikkate alsaydınız, bugün, bu yasayı buraya inatla getirmez, hukuka bu denli
karşı gelmezdiniz.
AKP, hukuku işine
geldiği zaman kullanmakta, işine gelmediği zaman da ayaklar altına almaktadır.
Bakın, daha geçen, dün akşam, Hükümet Sözcüsü Sayın Cemil Çiçek, televizyonlarda
yaptığı konuşmasında Uzanlarla ilgili açıklama yaparken "biz, Uzanları yurt
dışından getireceğiz. Biz hukuk devletiyiz, hukukun gereğini yapacağız" dedi.
Peki, Uzanlarda hukukun gereğini yapmaya çalışıyorsunuz da, Türkiye'de,
Türkiye'nin yüzakı bir kuruluşu, ne diye hukuku ayaklar altına alarak, huzursuz
etmeye, hukuku ayaklar altına alarak yerle bir etmeye çalışıyorsunuz?!
Bakın, hukuka hiçbir
şekilde saygı göstermediğinizin bir başka çok canlı örneğini de hemen
söyleyeyim. Daha geçen gün 24 Kasım Öğretmenler Gününde, bir yerlerden bir şeyi
kaçırır gibi, dört yıl önce Danıştayın iptal ettiği bir Kur'an kursu
yönetmeliğini, Anayasa Mahkemesinin reddettiği bir Kur'an kursu yönetmeliğini
yeniden gündeme getirmeye çalıştınız; bu mu hukuka saygınlık, bu mu hukukun
üstünlüğünü Türkiye'de egemen kılmaya çalışmak?!
Biz çıktık, bunları
söylemeye başladık, yanlış yapıyorsunuz, hukukî değilsiniz dedik, üç gün sonra
yönetmeliği geri çektiniz; yani, bütün bunlar gözönündeyken, burada, hâlâ, çıkıp
da, bilim adamı sıfatıyla "biz hukuku egemen kılıyoruz, biz Türkiye'de
35
hukuka, doğru, uygun
işler yapıyoruz" demek ne denli doğrudur; bu yaptıklarınız, hem sizlerin
vicdanınıza bırakıyorum hem televizyonları karşısında bizleri seyreden
milyonlarca vatandaşımızın vicdanına bırakıyorum.
Değerli AKP'liler,
bakın, ben, geçen defa, TÜBİTAK yasa tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına yaptığım konuşmamın bitiminde sizleri uyarmaya çalışmıştım. Bu
çoğunluğunuzun her şeyi yapmaya yetmeyeceğini ya da yeter gibi görünmesine
kanmamanızı istemiş ve sözlerimi bitirirken de "padişahım, senden büyük Allah
var" sözünü anımsatmıştım; ama, bunu söylerken, ne türlü bir mesaj vermek
istediğimi hiç dikkate almamıştınız ya anlamamıştınız ya da anlamak
istememiştiniz; benim bu sözümü, dalga geçercesine alkışlayıp, hafife
almıştınız; ama, bakın, o gün yaptığımız uyarıdan üç dört gün sonra -bu yönetim
anlayışınızla, buradaki çoğunluğunuzun, Türkiye'nin istikrarını ve huzurunu
korumaya hiç de katkısının olmadığı ortaya çıktı- ne yazık ki, 60 vatandaşımızı
canından eden, 1 000'e yakın vatandaşımızı yaralayan terör bombaları AKP'nin
başında patladı, Türkiye'nin canını yaktı. (AK Parti sıralarından gürültüler)
SUAT KILIÇ (Samsun) -
Yazıklar olsun sana.
BURHAN KILIÇ
(Antalya) - Ayıp be... Yazıklar olsun sana... Hep tahrik ediyorsun.
MEHMET TOMANBAY
(Devamla) - Bakın, hiç lafımı kesmeyin... Hiç lafımı kesmeyin...
Yazıktır... Sizler,
bu çoğunluğunuzla, Türkiye'nin huzurunu, Türkiye'nin istikrarını sağlayacak
yasaları getirin buraya; bu çoğunluğunuzla, Türkiye'nin gerçek sorunlarına çözüm
getirecek yasa tasarılarını getirin buraya.
BURHAN KILIÇ
(Antalya) - Yine tetikliyorsun; tetikçisin sen.
AHMET IŞIK (Konya) -
Ne alakası var?
MEHMET TOMANBAY
(Devamla) - Demin, Değerli Arkadaşım Berhan Şimşek'in de dediği gibi, kalkıp da,
emniyetteki bilinci yok ederek, emniyetteki kadrolaşmalarınızla, Türkiye'nin
güvenliğini sağlayan kadroları saf dışı edip, Türkiye'nin başında bombaların
patlamasına neden olurken, şimdi de kalkıp, Türkiye'nin en huzurlu kurumu olan
TÜBİTAK'ı istikrarsızlaştırmaya başlıyorsunuz ve -ileride- yarın öbür gün de
bunun hesabını maalesef, veremezsiniz.
RECEP KORAL
(İstanbul) - Anlaşıldı, teröristlerle berabersin sen!..
MEHMET TOMANBAY
(Devamla) - Değerli AKP'li milletvekilleri, bakın, çok önemli bir noktayı
vurgulamak istiyorum. (AKP sıralarından gürültüler)
Tabiî, herhalde,
yarası olan gocunuyor, yaranıza dokununca sesler çıkıyor böyle; biliyorsunuz
"yarası olan gocunur" derler; lütfen dinleyin.
Bakın, TÜBİTAK, daha
önce de söyledim, Millî Savunma Bakanlığı ve Genelkurmayla Türkiye'nin ulusal
güvenliğini geliştirmeye, güçlendirmeye çalışan çok ciddî projeleri
gerçekleştirmektedir. Bu projeler, çok önemli, bir anlamda gizli; ama
Türkiye'nin ulusal güvenliğini güçlendirmek için gerçekleştirilen projelerdir.
Bu konuyu hiç dikkate almadan, 5-6 kişinin sizin mutfağınızda düzenleyip
karşınıza getirdiği bu tasarıyı burada Grup ruhuyla desteklemeye çalışırken,
acaba, buradaki yaratacağınız kadrolaşmanın beş yıl sonra, on yıl sonra
Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehlikeye düşürebileceğini hiç düşünüyor
musunuz?!
FATMA ŞAHİN
(Gaziantep) - Bilmiyoruz...
MEHMET TOMANBAY
(Devamla) - Bilmiyorsunuz işte, bilmeden, böyle konuşuyorsunuz Sayın
Hanımefendi.
Bakın, beş yıl sonra
ya da on yıl sonra eğer Türkiye'nin ulusal güvenliğinde birtakım gedikler
açılırsa, ulusal savunma sanayiinde birtakım gedikler açılırsa, bilin ki, bugün,
burada, AKP İktidarının, sizlerin, oylarıyla kabul edilen bu yasa
tasarısıyladır.
RESUL TOSUN (Tokat) -
Milletin iktidarı, milletin...
MEHMET TOMANBAY
(Devamla) - Dolayısıyla, değerli AKP'liler, lütfen, Türkiye'nin huzuruyla
uğraşmayalım...
FAHRİ KESKİN
(Eskişehir) - Öyle bir şey yok.
MEHMET TOMANBAY
(Devamla) - Türkiye'nin ulusal güvenliğiyle uğraşmayalım...
NUSRET BAYRAKTAR
(İstanbul) - Yok öyle bir şey...
MEHMET TOMANBAY
(Devamla) - Türkiye'nin bilimsel, teknolojik güvenliğiyle, gelişimiyle
uğraşmayalım.
NUSRET BAYRAKTAR
(İstanbul) - Sen, nereden biliyorsun!..
MEHMET TOMANBAY
(Devamla) - Hepimiz, Türkiye'nin huzuru için, istikrarı için, bütün diğer ciddî
sorunları için...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Tomanbay, toparlar mısınız konuşmanızı.
Buyurun.
FAHRİ KESKİN
(Eskişehir) - Konuya gel!..
MEHMET TOMANBAY
(Devamla) - Demin de dediğim gibi yarası olan gocunuyor.
YAHYA BAŞ (İstanbul)
- Ne alakası var?!
36
MEHMET TOMANBAY
(Devamla) - Lütfen, dikkatle dinleyiniz.
Bakınız...
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Başkan, hakaret ediyor.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, lütfen...
AHMET IŞIK (Konya) -
"Yarası olan gocunur" diyor; hakaret ediyor.
MEHMET TOMANBAY
(Devamla) - Karşı çıkmayın...
K.KEMAL ANADOL
(İzmir) - Sayın Başkan, böyle bir usul var mı? Kürsünün güvenliğini istiyoruz.
AHMET IŞIK (Konya) -
Ne alakası var!
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, konuşmacıyı lütfen dinleyelim. Konuşmacıya cevap olarak, grup
başkanları...
K.KEMAL ANADOL
(İzmir) - Milletin yüzüne baka baka tahrik ediyorsunuz.
AHMET IŞIK (Konya) -
Türkiye'yi en az sizin kadar biz de seviyoruz.
MEHMET TOMANBAY
(Devamla) - O zaman, tepki verme, dikkatli dinle, sakin dinle. Yaran yoksa,
sakin dinle. Cevap vermeden dinleyin efendim. Cevap vermeyin, dinleyin saygıyla.
Saygıyla dinleyin, o zaman, biz de deriz ki, yaranız yok demek ki. Biz de deriz
ki, yaranız yok demek ki. Yani, buna niye kızıyorsunuz.
Bakın, değerli AKP
milletvekilleri, TÜBİTAK Yasasında, inatla, rejimin temel direkleriyle
uğraştığınızı görüyoruz. (AK Parti sıralarından gürültüler)
RESUL TOSUN (Tokat) -
Laf mı bu?!
FAHRİ KESKİN
(Eskişehir) - Rejimle ne alakası var?!
MEHMET TOMANBAY
(Devamla) - Dolayısıyla, burada, tekrar -sözlerimi bitiriyorum artık- bu hukukla
inatlaşma yasasındaki iddianızdan ve inadınızdan lütfen vazgeçin. (AK Parti
sıralarından gürültüler)
FAHRİ KESKİN
(Eskişehir) - Milletin oyuyla geldik...
RESUL TOSUN (Tokat) -
Bilim adamısın sen!..
FAHRİ KESKİN
(Eskişehir) - Millete kulak ver!
MEHMET TOMANBAY
(Devamla) - Biz, bu gerekçelerle, TÜBİTAK Yasasına ret oyu vereceğimizi
bildiriyor ve hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Tomanbay.
CEVDET ERDÖL
(Trabzon) - Sayın Başkan, şahsıma ve kariyerime bir sataşmada bulunuldu; söz
istiyorum.
BAŞKAN - Tutanakları
inceleyeceğim Sayın Erdöl.
Şahsı adına, Oya
Araslı söz istemişlerdir.
Buyurun Sayın Araslı.
(CHP sıralarından alkışlar)
OYA ARASLI (Ankara) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz
maddeyle ilgili değerlendirmeleri dile getirmeden önce, Sayın Bakanımızın biraz
önce yapmış olduğu bir açıklamaya değinmek istiyorum. Kendileri dediler ki:
"Evet, kör kuruşun da hesabını sorarız; ama, yasama çalışmalarına ne kadar
harcama yapılırsa yapılsın, bu çalışmalar buna değer, yasamaya harcanan paranın
hesabı tutulmaz." Bir anlamda, baktığınız zaman, büyük bir hakikat payı taşıyan
bir söz; ama, ne zaman; eğer, yasama erki yürütmenin arzularına alet edilmek
için kullanılmıyorsa; eğer, yasama çalışmaları, yapılan ikazlar doğrultusunda,
hataları düzeltmeye yönelik olarak yürütülüyorsa; ama, ısrarla, birtakım hatalar
ortaya konuluyorsa, hata olduğu kanıtlanıyorsa, ısrarla, bir işin, yürütme
işleminin istenilen biçimde sonuç vermesi için yasamadan yararlanmak şeklinde
yapılıyorsa, o zaman, müsaade etsinler, ben, bu yasama çalışması için yapılan
harcamayı "israf" olarak adlandırayım ve bunu da, hesabı sorulacak harcamalar
kaleminde mütalaa edeyim. Haksız mıyım? Kimse, bu memlekette kolay para
kazanmıyor ve bu kolay para kazanmayan insanların çocuklarının rızkı olacak
paralar devlete vergi olarak dönüyor ve biz, bu çalışmaları, o gelirlerden
alınan vergilerden yapıyoruz. Onun için, lütfetsinler de, harcama olarak, boş
yere harcama olarak gördüğümüz şeyleri burada dile getirelim. Eğer, bu, yasama
faaliyetiyse bile, bunun için, bu bağlamda yapılan harcamaların, hesabı
sorulması gereken harcamalar olduğunu söyleyelim.
Değerli arkadaşlarım,
çerçeve 1 inci maddede bir düzenleme yapılmıştır ve bu düzenlemeyle, boşalan
üyelikler için atama yapma yetkisi Başbakana verilmiştir ve hangi nitelikteki
üyeler arasından bu atamanın yapılacağı, yasa metninde, 278 sayılı Kanuna
eklenmesi önerilen geçici madde 3'te gösterilmiştir. Geçici madde 3'ün ikinci
fıkrasına baktığımız zaman ise, burada, Kurum Başkanıyla ilgili atamanın nasıl
yapılacağına ilişkin düzenlemenin yer aldığı; fakat, bu düzenlemede Kurum
Başkanının hangi nitelikleri taşıyan kimseler arasından seçileceğine ilişkin
hiçbir belirlemenin yapılmadığı görülmektedir. Bir arkadaşımız, demin "herhangi
bir kimse seçilmeyecek ya" demişti. Ne malum? Herhangi bir sınırlama var mı
yasada? Kurul üyelikleri için var "yasada gösterilen nitelikleri taşıyanlar
arasından" diyor; ama, başkan için bu tür hiçbir belirleme yok. Normal durumda,
başkanın hangi
37
nitelikleri
taşıyanlar arasından seçileceği kanunun kendisinde gösterilmiş; ama, bir defaya
mahsus geçici maddede kurul üyelerinin hangi nitelikleri taşıyanlar arasından
seçileceği tekrar gösterilirken, başkan için böyle bir belirleme yapılmamış.
Hukuk tekniğinde, bunun anlamı, başkanı seçme bakımından, Başbakanın, nitelikler
açısından serbest olduğudur. Bir seçim yapacaktır ve bunu onaylanmak üzere
Cumhurbaşkanına iletecektir.
Şimdi, durumun
vahametini düşününüz; sizler Başbakana güveniyor olabilirsiniz; ama, başbakanlar
kalıcı değildir. Hiçbirimiz, bir saat sonrasının bile bize neler getireceğini
bilemiyoruz. Kişiye güvenerek hukuk kuralı yapılmaz.
FAHRİ KESKİN
(Eskişehir) - YÖK için de aynı şey geçerli!
OYA ARASLI (Devamla)
- Bir başbakana, bir kurum başkanını seçme konusunda bu denli geniş yetki
bırakmayı -hele, böyle bir kurum için- benim aklım ve mantığım kabul etmiyor.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
FAHRİ KESKİN
(Eskişehir) - YÖK için de aynı şeyi söyleyebiliyor musunuz?!
BAŞKAN - Sayın
Araslı, konuşmanızı toparlar mısınız.
Buyurun.
OYA ARASLI (Devamla)
- Bunun, kişiyle, kişiye güven olayıyla hiçbir ilgisi olmadığını düşünüyorum.
Başka kurumlarla karıştırmayınız. Burada...
FAHRİ KESKİN
(Eskişehir) - YÖK'le ne farkı var?!
OYA ARASLI (Devamla)
- YÖK'le karıştırmayınız, ayrı bir bilim kuruludur burası; başkanının hangi
nitelikleri taşıyan kimseler arasından seçilmesinin uygun olacağı, olağan
prosedür düzenlenirken ortaya konulmuştur.
FAHRİ KESKİN
(Eskişehir) - İkisi de bu memleketin kurumu!
OYA ARASLI (Devamla)
- Eğer, geçici bir düzenleme için bu düzenlemeden sapılıyorsa, bunun bir anlamı
olması gerekir; bu anlamı araştırmak mecburiyetindeyiz. Türkiye Büyük Millet
Meclisi üyeleri olarak, bu anlamı araştırmak mecburiyetindeyiz. Bu görevimizi,
bu madde görüşülürken sizlere bir kere daha hatırlatmak istedim. Getirdiği tüm
düzenlemelerle özerkliği ortadan kaldıran bu maddeyi kabul etmeyeceğimi,
huzurlarınızda bir kere daha ifade etmek istedim.
FAHRİ KESKİN
(Eskişehir) - Aynı şeyi YÖK için de söyle!
OYA ARASLI (Devamla)
- Olağanüstü bir durum olabilir; ama, bu duruma çözüm bulmak için mutlaka
özerkliği zedeleyecek bir çözüme sığınmak şart değildir.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
OYA ARASLI (Devamla)
- Benzer durumlarda birtakım çözümler bulunmaktadır. Özerkliği zedelemeden
birtakım düzenlemeler yapılmıştır.
Bu hususların dikkate
alınacağını umuyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
FAHRİ KESKİN
(Eskişehir) - YÖK'te de var aynı şey!
BAŞKAN -Teşekkür
ediyorum Sayın Araslı.
Madde üzerinde başka
söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza...
K.KEMAL ANADOL
(İzmir) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN -
Arayacağım...
Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı bulunamamıştır.
Birleşime 10 dakika
ara veriyorum.
Kapanma Saati : 18.50
38
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati : 19.02
BAŞKAN : Başkanvekili
Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER : Yaşar
TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)
BAŞKAN - 26 ncı
Birleşimin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Kanunun müzakeresine
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
(Devam)
3. - Türkiye Bilimsel
ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi
Hakkında 12.11.2003 tarihli ve 5001 sayılı Kanun ile Anayasanın 89 uncu maddesi
gereğince Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve
Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/704) (S. Sayısı : 298)
(Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Kanunun 2 nci
maddesinin oylamasını tekrarlayacağım ve karar yetersayısı arayacağım. Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı vardır; madde kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 3. - Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
Madde üzerinde
Osmaniye Milletvekili Sayın Necati Uzdil; buyurun.
Konuşma süreniz 5
dakikadır.
NECATİ UZDİL
(Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle,
tümünüzü, sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım,
2 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerde... (AK Parti sıralarından "3 Kasım"
sesleri) 3 Kasım, evet, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerde AKP milletten
yüzde 35 civarında oy alarak tek başına iktidara geldi. (AK parti sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar[!]) Bu nedenle, daha önce sizleri kutladık, ben de
kutladım; buradan tekrar sizleri kutlamak istiyorum, hatırlatmak istiyorum size.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım,
lütfen, bir şeye daha dikkat etmenizi istiyorum. Yüzde 35 oy AKP'nindi. (AK
Parti sıralarından "AK Parti" sesleri)
AK Parti demem için
öncelikle bakanlarımızın, arkadaşlarımızın taahhüdünü yerine getirmesini
istiyorum, Ziraat Odaları Yasasındaki değişiklikleri Meclise taşımanızı
istiyorum, ondan sonra size AK Parti diyeceğim; söz verdim çünkü.
Değerli arkadaşlarım,
zamanım kısıtlı, şunu hemen söylemek istiyorum: Geriye kalan yüzde 75 de bir oy
var, AKP'ye verilmemiş bir oy. AKP yüzde 35 oy ile bu memlekette bu devleti
yönetmek üzere Meclise gelmiştir. Bu devleti yönetmek için buradasınız ve buraya
gelirken de halihazırdaki hukuka dayanarak Mecliste yüzde 65'lere varan
çoğunluğu sağladınız.
Değerli arkadaşlarım,
unutmayın, bu ülkeyi yöneteceksiniz, bu ülkeyi yönetmek üzere buradasınız; ama,
hiçbir zaman bu devletin yapı taşlarını oynatma hakkınız yok. Seksen yıllık bu
devletin yapı taşlarıyla oynama hakkını vatandaşlarım size vermedi.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ
(Elazığ) - 27 Nisanı beklerseniz verecekler, biraz sabret.
NECATİ UZDİL
(Devamla) - O nedenle, lütfen, bundan sonra biraz daha dikkatli olun.
Burası Türkiye
Cumhuriyetinin Büyük Millet Meclisi. Bunu unutmayın lütfen. Onu size hatırlatmak
istiyorum.
Bir diğer konu: Ben
iyi niyetliyim, sizin gibi değilim; orada oturup, birilerine bakarak el
kaldırmıyorum; hazırlıklı da değilim. Duygularımı sizlerle bölüşmek için buraya
geldim.
Değerli arkadaşlarım,
şöyle bir düşünün; geldik, şuraya oturduk. Yapmayın... Biz muhalefetiz -insan
kendi hatasını görmez- siz hükümetsiniz, hükümet! Dikkat edin, devlet
değilsiniz; devleti yönetmek üzere hükümet oldunuz. Biz muhalefetiz. Lütfen
-kendi hatanızı görmezsiniz- dinleyin. Bizim söylediğimiz yüzde yüz doğru değil.
Olabilir; ama, içinde doğruları da olabilir.
TELAT KARAPINAR
(Ankara) - Doğruları da eleştiriyorsunuz.
NECATİ UZDİL
(Devamla) - Sizleri düşündürmeye çalışıyoruz. Yanlışlarınızı, varsa -varsa
diyelim, bize göre var- bir an önce bulmanızı sağlamaya çalışıyoruz. Muhalefet,
her seferinde, çıkıp da -muhalefet, adı- sana aferin mi diyecek?!
Oradan fizikî güç
gösterisi yapan genç arkadaşıma sesleniyorum: Ben, bilim adamı değilim. Ben,
Anadolu'dan, köylerden kasabalardan gelen vatandaşım, milletim; şu anda da
milletin vekiliyim. Buraya yürüyerek ne yapmak istiyorsun?! Buranın güzelliğini
mi bozmak istiyorsun?! Senin kaba gücünden başka, bir başka yerde kaba güç yok
mu zannediyorsun?! (CHP sıralarından alkışlar) Ama, burası kaba güç yeri değil,
arkadaşlarım.
AHMET IŞIK (Konya) -
Saptırmayın... Saptırmayın...
NECATİ UZDİL
(Devamla) - Lütfen, buranın Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu unutmayın
diyorum ve tekrar ediyorum; muhalefeti dinleyin.
39
AHMET IŞIK (Konya) -
Konuyu saptırmayın.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Uzdil,
konuşmanızı toparlar mısınız.
Buyurun.
NECATİ UZDİL
(Devamla) - Teşekkür ediyorum. Bağlıyorum.
Lütfen, muhalefeti
dinlemeyi öğrenin. Dinlersek, bir an önce, hatalarımızı, yanlışlarımızı buluruz,
bu ülkeyi daha güzelliklere, daha mutlu günlere taşırız diyorum.
Bu duygularla,
tümünüzü, yeniden, sevgi ve saygıyla selamlıyorum; güzel günler diliyorum.
Teşekkür ediyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Uzdil.
Madde üzerinde
görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kanunun tümü
üzerinde, aleyhte söz isteyen Zekeriya Akıncı.
Oyunun rengini belli
etmek üzere, buyurun Sayın Akıncı.
ZEKERİYA AKINCI
(Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhurbaşkanımızın
bir kez daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine göndermiş olduğu,
görüştüğümüz yasayla ilgili söz almış bulunuyorum; hepinizi, sevgiyle, saygıyla
selamlıyorum.
Tabiî, bütün bu
görüşmeler sırasında, hem komisyonda hem Genel Kurulda yaptığımız tartışmalar
gösterdi ki, aslında, AKP Hükümeti, bir büyük ısrar ve inat içerisinde. Bu
ısrarın ve inadın altında yatan da, yine, çok belirgin bir biçimde ortaya çıktı
ki -gerekçelerini söyleyeceğim- bilimsel özerkliği olan bir kurumu ele
geçirebilmek, orada kadrolaşabilmek, kaynaklarını istediği gibi kullanabilmek;
kısacası, TÜBİTAK diye tanımladığımız o özerk Kurumu kendi kontrolü altına
alabilmek.
Şimdi, Sayın Başbakan
Yardımcımızı, Sayın Bakanı dinlerken, doğrusu, insanın içinden "pes vallahi"
diyeceği geldi. Sayın Bakan, bir isim benzerliğinden hareketle, bu kadrolaşma
tartışmalarına istinaden, TÜBİTAK'ta kadrolaşma değil, kadrolaşma anlayışının
önüne geçmek için bu yasal düzenlemeleri yapmak istediklerini söyledi. (AK Parti
sıralarından "doğru" sesleri) Sevgili arkadaşlarım da "doğru" diye bağırıyor.
Ben, bir an düşündüm; sanki, bir günde 1 041 Millî Eğitim Bakanlığı yöneticisini
görevden alan bu hükümet değil; sanki, Talim Terbiye Kurulunda görev yapan,
yıllardır görev yapan 160'ı aşkın insanı görevden alan bu hükümet değil; sanki,
bir gecede 50'yi aşkın SSK hastanesinin başhekimini görevden alan bu hükümet
değil; sanki, belediye hoparlörlerinden, işe girmek isteyen gençlerin AKP
teşkilatlarına başvurması çağrısını yapan bu hükümetin yandaşları değil; sanki,
Türkiye'deki bütün kurum ve kuruluşları hallaç pamuğu gibi atan bu hükümet
değil, kadrolaşan bu hükümet değil! (AK Parti sıralarından "değil" sesleri)
Bunun adı, siyaseten, herhalde, pişkinlik olsa gerek.
Sevgili arkadaşlarım,
eğer, bir soyadı benzerliğinden ötürü TÜBİTAK'ta kadrolaşma iddiası var ve bunun
önüne geçmek istiyorsanız, ben, Sayın Bakanımızdan, burada görev yapan değerli
milletvekillerinin ve Kabinede görev yapan değerli bakanlarımızın şu yakınları
da nerelerde görev yapıyor, onu da bir açıklamasını bekliyorum. Eğer, oradaki
bir soyadı benzerliğinden ötürü yapılmış işlemi, TÜBİTAK'taki kadrolaşma örneği
olarak sunup, tatmin olmaya çalışıyorsanız, o zaman, o soyadı benzerlikleri
başınıza çok belalar açar; o zaman kadrolaşmanın daniskasını AKP İktidarının
bütün kurumlarda yaptığı ortaya çıkar. Eğer cesaretiniz varsa, o akrabalık ve
isim benzerliği ilişkilerini, lütfen, hükümette görev yapan değerli bakanlar ya
da milletvekili arkadaşlarımız açısından, bu kürsüden, bir de siz okuyun. Bizim
çok değerli arkadaşlarımız, defalarca, ellerinde listelerle, bu kadrolaşma
gayretlerinin tipik örneklerini sergilediler. Biz bunu, cesareti olduğu
inancıyla, Sayın Bakandan da, bir kez daha dinlemek isteriz.
Ayrıca, anlıyorum ki,
bazı arkadaşlarımız TÜBİTAK'a, Şırnak'a il millî eğitim müdürü atanması,
Gülveren Ortaokuluna müdür atanması ya da öğretmen tayini falan gibi bakıyorlar.
Sevgili arkadaşlarım,
üzülerek görüyorum ki, AKP'li arkadaşlar, bir türlü, TÜBİTAK'ın özerk kimliğini
anlamamakta ısrar ediyorlar. TÜBİTAK'ın özerk olarak kalması, herhalde,
kanlarına dokunuyor, zorlarına gidiyor. Oradaki kadroları istedikleri gibi
kullanamamak, kaynakları istedikleri gibi değerlendirememek, herhalde, AKP
Hükümetini rahatsız ediyor. Türkiye Cumhuriyetinin özerk kurumlarından rahatsız
olmamak lazım.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Akıncı, konuşmanızı toparlar mısınız.
Buyurun.
ZEKERİYA AKINCI
(Devamla) - Bakınız, bir hataya düşmeyiniz lütfen. Biraz önce değerlendirme
yapan arkadaşlarım, nerede ise, kırk yılı aşkın bir süredir Türkiye'deki
bilimsel çalışmalara son derece önemli hizmetler vermiş bilim adamlarını yok
farz etmeye, ellerinin tersiyle itmeye, burun kıvırmaya kalkıştılar ve
sanıyorlar ki, TÜBİTAK'a Sayın Başbakan bir atama yaparsa bambaşka olacak.
40
Geliniz, kendinizi
milat olarak görmekten vazgeçiniz. Türkiye Cumhuriyeti seksen yıldır var,
TÜBİTAK da kırk yıldır var. Siz, milat falan değilsiniz; bu alışkanlığınızdan,
bu saplantılarınızdan lütfen vazgeçiniz. Aksi halde, bakın, bu gibi konularda
olduğu gibi, inat ve ısrarla çalışmalarınızı sürdürüyorsunuz ve zaman zaman
sonuç alamıyorsunuz; çünkü, yasaya, Anayasaya aykırı davranıyorsunuz, sonunda da
dönüp Cumhurbaşkanını suçlama gereği duyuyorsunuz bazen. Cumhurbaşkanı, sizin
Anayasaya aykırı görüş ve yasa tekliflerinize herhalde onay vermeyecektir;
bundan doğal ne olabilir; ama, lütfen, bunun arkasına da sığınmayınız; çünkü,
geçen iki üç gün içerisinde Cumhurbaşkanlığından yapılan bir açıklamayı da
hepimiz okuduk sanıyorum, bu hükümetimizin gönderdiği 180 yasanın sadece 9
tanesini geri gönderdi, 171 tanesini onayladı.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
ZEKERİYA AKINCI
(Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım; oyumun rengini de söyleyeceğim.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Akıncı.
Buyurun.
ZEKERİYA AKINCI
(Devamla) - O yüzden, hükümetlerin çeşitli konularda yanlışlarından dönmesi kötü
bir şey değildir, ayıp bir şey değildir. TÜBİTAK'ın bu özerk niteliğini
zedeleyecek siyasal girişimlerden ve hamlelerden vazgeçmek AKP'yi de küçültmez.
Bu yasa önerisinin geri çekilmesi hepimizin dileğidir; ama, mademki çekilmiyor,
AKP İktidarının bu inat ve ısrarı sürüyor, o zaman Anayasaya aykırılığı
tartışılmaz.
Kadrolaşma arzusu ve
isteğinin çok berrak bir biçimde görüldüğü bu girişim karşısında, ben de oyumun
rengini "hayır" olarak vereceğimi belirtiyor, hepinizi sevgi ve saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Akıncı.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.
BAŞKAN - Arayacağım
Sayın Anadol.
Tasarının tümünü
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı
vardır, tasarının tümü kabul edilmiştir ve kanunlaşmıştır.
Millî Güvenlik Kurulu
ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun Bazı Hükümlerinin
Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve
Anayasa Komisyonları raporlarının müzakeresine başlıyoruz.
4. - Millî Güvenlik
Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun Bazı Hükümlerinin
Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve
Anayasa Komisyonları Raporları (1/703) (S. Sayısı : 299) (X)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Komisyon raporu, 299
sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Antalya Milletvekili
Sayın Tuncay Ercenk; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tümünüzü, Yüce
Meclisi, sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.
Tasarıyla ilgili
görüşlerimi arz etmeye başlamadan önce, izninizle, iki gün önce dünya kenti
Antalyamızda aşırı yağış nedeniyle meydana gelen sel felaketinden dolayı mağdur
olan tüm hemşerilerime geçmiş olsun dileklerimi özellikle belirtmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun Bazı
Hükümlerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği
Uyum ve Anayasa Komisyonları raporları hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına söz almış bulunuyorum.
Getirilen tasarıda,
gerekçe olarak, 2945 sayılı Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği Kanununun gizlilik öngören bazı hükümlerinin yürürlükten
kaldırılması ve böylece demokratikleşmenin sağlanması ile anılan Anayasa
değişiklikleri ve Ulusal Programın gereklerinin yerine getirilmesi
öngörülmektedir.
Yine, tasarının 1
inci maddesinde, 2945 sayılı Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu
Genel Sekreterliği Kanununun "Atamalar Resmî Gazetede yayımlanmaz" hükmünü
ihtiva eden 16 ncı maddesinin son fıkrası ile 17 nci maddesinin ikinci
fıkrasında geçen "gizli olup" ibaresi yürürlükten kaldırılmaktadır.
(X) 299 S. Sayılı
Basmayazı tutanağa eklidir.
Bu tasarı -bizim de
katıldığımız gibi- kamu yaşamanın bir kısmında var olan gizliliği ortadan
kaldırmayı amaçlamaktadır ve doğrudur. Çağdaş bir devlet yönetimi anlayışında,
demokratik bir devlet anlayışında, demokratik açılımları sağlamakla görevli
yönetim anlayışında gizliliğe yer yoktur. Bu tür çağdaş yönetimlerde esas olan
şeffaflıktır, açıklıktır, dürüstlüktür. Bu nedenle, tasarıyı olumlu buluyoruz ve
şuna inanıyorum ki, demokratik ve çağdaş ülkelerde, çağdaş devlet, gerek
vatandaşından gerekse anayasal kuruluşlardan hiçbir şey gizlemez, saklamaz. Bunu
yaptığınız anda, zaten, çağdaş olma, çağdaş devlet olma, çağdaş yönetim olma
anlayışına ters düşmüş olursunuz. Devlet yönetiminde gizliliğin ortadan
kaldırılması, vatandaşın devlet yönetimini denetlemesine yararı olur, vatandaşın
devleti denetlemesini öngörür; aynı zamanda, devletin, idarenin, eylem ve
işleminin, hukuk
41
denetimi altında
olmasını öngörür. Bu açılardan biz de tasarıya olumlu bakıyoruz. Gerçekten,
gizlilik kavramı çağdaş ve demokratik bir devlet anlayışına uymaz.
Böylesine çağdaş ve
demokratik devlet anlayışına uymayan bir terimin, bir anlayışın, bir düşüncenin
kaldırılması, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği içinde dahi olsa, doğru
bir yaklaşımdır; ancak, bu tür gizlilik kavramlarının kaldırılması gerekçesi
incelendiği zaman, şahsen ben isterdim ki, bu gizlilik kavramının ve yasakların
kaldırılması; ayrıca, şeffaflık ve açıklık, Avrupa Birliği Yasalarına uyum
nedeniyle, salt bu açıdan gerçekleştirilmesin. Elbette uygundur, elbette Avrupa
Birliğiyle uyum halinde yaşayacağız, çalışacağız; elbette çağdaş bir seviyede
siyaset yapacağız, devlet yöneteceğiz. Bu açıdan, tasarının gerekçesinin birinci
bölümüne katılmamak mümkün değil.
Kamu kurum ve
kuruluşlarında açıklık ve şeffaflık, olumsuz olarak görülen gizlilik kavramının
giderilmesi suretiyle, yönetilenlerin, yönetenlerin işlem ve faaliyetlerini
denetlemesinin sağlanması düşünceleri çerçevesinde ortaya çıkmıştır. Demokratik
ülkelerde idarî iş ve işlemler ile düzenleyici işlemlerin vatandaşlar tarafından
öğrenilmesi özgürlüğü, temel hak ve hürriyetlerin kullanılması bağlamında, temel
haklardan biri olarak kabul edilmektedir. Böylece, özellikle, düzenleyici
işlemlerin kamuya duyurulması, vatandaşların devlete karşı duyduğu güvenin üst
düzeylere çıkmasını sağlamaktır. Tasarının gerekçesinin birinci paragrafı aynen
böyle ve gerçekten doğrudur.
Şimdi, ikinci
paragrafına baktığımız zaman da, biraz önce söylediğim, Avrupa Birliği Katılım
Ortaklığı Belgesinde düzenlenen gerekçeye uyum sağlamaktan söz edilmektedir.
Yani, bunun ötesinde, bu değişikliklerin yapılmasının temelinde, Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin, toplumunun ve insanının bu denli şeffaf ve açık bir
anlayışa, bir yönetim anlayışına, bir denetleme anlayışına layık olmadığı gibi
bir anlayış ortaya çıkmaktadır. Oysa, biz, uzun yıllardır, Parlamentoda olalım
olmayalım, siyaset yaptığımız dönemlerde, sürekli, kamu yönetiminin, devlet
yönetiminin açıklık ve şeffaflık içinde sürdürülmesi gerektiğine inanmıştık.
Türkiye halkı, Türk vatandaşı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti buna layık bir
devlettir, buna layık bir toplumdur.
Bu gerekçeyi
okuduğumuz zaman, bize şöyle söyleniyor: Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliği
böyle istiyor, onun için yapmak durumundayız. Buna katılmak mümkün değil. Bu,
Türk toplumunun da ihtiyacıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devletini yönetmenin de
ihtiyacıdır. Böyle bakmak gerekirdi diye düşünüyorum. Gerekçelerin birincil
anlamı, birincil anlayışı bu olsaydı, öyle sanıyorum ki, tasarı, bizim açımızdan
da, Türkiye Cumhuriyeti açısından da çok önemli bir mesafe kaydedecekti.
Şimdi, Avrupa Birliği
uyum yasaları gündeme gelmemiş olsaydı, toplumun şeffaf bir yönetimle
yönetilmesi düşünülmeyecek miydi?! Eğer Avrupa Birliği uyum yasaları, uyum
tartışmaları gündeme gelmemiş olsaydı, vatandaşın devleti denetleme hakkı
olmayacak mıydı?! Acaba, Avrupa Birliği uyum yasaları gündeme gelmemiş olsaydı,
hukukun, devleti, idareyi denetleme hakkı, denetleme görevi görüşülmeyecek
miydi?! Bu çerçeveden baktığımız zaman, gerekçeyi biraz eksik buluyoruz.
İkinci bir nokta,
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununda gizlilik kavramının ortadan
kaldırılması. Doğru; fakat, sadece Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği
Kanunundaki gizlilik kavramını kaldırmakla, o ibareyi oradan çıkarmakla Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin ve yönetiminin şeffaf ve açık hale geldiğini düşünmek de
yanlıştır; çünkü, öyle sanıyorum ki, yasalarımızda veya uygulamalarımızda bu
konuda üzerinde çalışılması gereken ve kaldırılması gereken daha çok gizlilik
kavramları vardır, gizlilik eylemleri ve işlemleri vardır. Eğer, gerçekten, açık
ve şeffaf bir devlet yönetimini talep ediyorsak; eğer, gerçekten, vatandaşın
devleti denetlemesini istiyorsak; eğer, gerçekten, hukukun denetlemesini talep
ediyorsak, bu konularda mevcut yasalarda ve kurumlardaki değişiklikleri,
gizlilik kavramlarını da ortadan kaldırmak gerekir diye düşünüyorum.
Bakın, biz, aylar,
önce bu konuda bir noktaya temas ettik. Şimdi, devlet yapısının bir kesiminde
gizliliği kaldıralım, bir kesiminde kalsın; Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği Kanununda gizlilik ibaresini kaldıralım, ama, Meclis İçtüzüğünde
kalsın anlayışının, samimî bir anlayış içinde değerlendirilmesi mümkün değildir.
Örneğin, İçtüzüğümüzün 105 inci maddesinin son fıkrasında bir değişiklik
yapılması konusunda talebimiz oldu; gizlilikse, orada da gizlilik. Bu son
fıkrada şöyle bir ibare var: "Devlet sırları ile ticarî sırlar, Meclis
araştırması kapsamının dışında kalır." e, Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği Kanunundaki gizlilik kavramını kaldırıyorsanız, İçtüzüğün 105 inci
maddesinin son fıkrasındaki bu ibareyi de, bu kavramı da, bu anlayışı da
değiştirmek gerekir. Neden değiştirmek gerekir? Ben, devletin, devlette ne
sakladığını, ne gizlediğini gerçekten merak ediyorum. "Açık devlet, dürüst
devlet, şeffaf devlet, temiz devlet temiz toplum" diyorsak, bunun önündeki
engellerin tümünü kaldırmak zorundayız; sadece Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği Kanunundaki "gizlilik" ibaresini kaldırmakla bu olmaz, sadece bu
ibareyi kaldırmakla şeffaf toplum olmaz, sadece bu ibareyi kaldırmakla açık,
temiz toplum olmaz, temiz devlet yönetimi olmaz. Sadece o bölümde denetle,
burada denetleme, kalsın demek, bu anlayış çifte standarttır. Burada bir
anlaşalım.
Uzun uğraşlardan
sonra, bilgi edinme hakkıyla ilgili kanunu çıkardık. Çok güzel bir kanun tabiî,
gerçekten hepimizin katıldığı ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun da yürekten
desteklediği bir kanun. Acaba işliyor mu?..
HALUK İPEK (Ankara) -
Henüz yürürlük tarihi gelmedi.
TUNCAY ERCENK
(Devamla) - Onu da bekleriz, bekleriz... Bekleyip, göreceğiz onu da.
TELAT KARAPINAR
(Ankara) - Önyargılı olursak, olmuyor...
TUNCAY ERCENK
(Devamla) - Vallahi, hep sabrediyoruz, hep sabrediyoruz...
Bunların hepsi tamam.
Şimdi, AKP'li arkadaşlarım bana biraz kızacaklar sanıyorum; hiç kızmasınlar.
Gizlilik, sadece Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinde değil, İçtüzükte
değil; milletvekili dosyalarında da gizlilik var. Dokunulmazlık ile gizlilik
42
kavramları iç içe
geçmiş. Dokunulmazlığın olduğu yerde gizlilik vardır; eğer, gizliliği ortadan
kaldırmak istiyorsanız, dokunulmazlığı ortadan kaldıracaksınız. Şimdi, ben,
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunundaki "gizlilik" ibaresini
kaldırarak "Resmî Gazetede yayımlanmaz" kavramını çıkarıyorum. Neden
çıkarıyorum; Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinde ne oluyor, ne bitiyor
öğrensin vatandaş diye çıkarıyorum. Peki, dokunulmazlığı neden kaldırmak
istiyorum; bir milletvekili suç işlemiş mi, işlememiş mi -bakın, çok önemli "suç
işlemiş" demiyorum, işlemiş mi, işlememiş mi- beraat mı edecek, mahkûm mu
olacak? Ben, bu gizlilik içerisinde, yargılanmadan, bunu nasıl öğreneceğim; bir
milletvekili çıkıp yargı önünde yargılanmadan, yargıya hesap vermeden?.. Belki
aklanacak. Bunu önlemenin yolu, bunu sağlamanın yolu, o gizliliği sağlayan
dokunulmazlığın kaldırılması. Bunu kaldırırsak, tüm kurumlarda gizlilik kalkar.
Burada bir anlaşalım. Yani, bunu bir klasik, işte, dokunulmazlık kalksın mesajı
içinde söylemiyorum; bu getirilen tasarıyla ilgili, iç içe geçen bir kavram
olarak düşünüyorum. Eğer gizlilik olmayacaksa, eğer şeffaflık olacaksa, açıklık
olacaksa, çıksın herkes yargının önünde aklansın veya mahkûm olsun, ben bileyim
onu; niye bunlar oluyor, ben de öğreneyim, neden bu suç iddia edilmiş. Şimdi,
kafalarda bir sürü soru; acaba, bu suçu işlemiş mi, işlememiş mi?..
Bunu nasıl yapacağız,
nasıl sağlayacağız; yargılanmayla ancak sağlayacağız. Yargılanma nerede olur,
aklanma nerede olur; Meclis komisyonunda aklanma olur mu?! Aklanacaksan, yargıda
aklanacaksın. Yani, bir komisyonda aklamayla, bu iş bitti, aman, ben bir şey
yapmamışım demek yanlış. Eğer yargıya güveniyorsak, yargının doğru karar
vereceğine inanıyorsak... Gerçi, buna aykırı birtakım görüşler var; yargı
siyasallaştırılmıştır deniyor. Onun için, dokunulmazlığı kaldırırsak,
milletvekillerimiz mahkûm olur şeklinde bir tereddüt de var. Peki, sen, seni
buraya gönderen vatandaşı, seçmeni yargıya gönderiyorsun da, güvenmediğin
yargıya vatandaşı teslim ediyorsun da, neden kendin teslim olmuyorsun; neden
kendin yargıya gitmiyorsun?! Bu, çıktığımız zaman soruluyor. Geçen gün, Anayasa
Komisyonunda, Sayın Bulut "vallahi, ben seçim bölgeme gidiyorum, orada bana, hiç
kimse, bu dokunulmazlık ne oluyor arkadaş falan diye sormuyor" dedi. Şimdi, ben
de seçim bölgeme gidiyorum, ben de gittim ve bana da hiç kimse, şu Millî
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğindeki "gizlilik" ibaresini kaldıracak mısınız
diye sormadı; ama, şimdi soruyorum; ama, şimdi kaldırıyorum, bakın; kimse bana
bunu sormadı. Yani, birilerinin sorması mı lazım bir şeylerin kalkması için. Bu,
Meclisin önündeki en önemli görevdir, en birincil görevdir. Eğer gizliliği
ortadan kaldırıyorsak, yasakları ortadan kaldırıyorsak, demokratik, şeffaf, açık
bir devlet düzeni düşünüyorsak, çağdaş bir devlet düzeni düşünüyorsak, öncelikle
dokunulmazlıkları kaldıracaksınız; bunun temel şartı bu.
Değerli arkadaşlarım,
devlet yönetmek, gerçekten kolay iş değil; onu kabul etmek lazım. Biz, AKP
Hükümetinin her olumlu işinde, toplum adına, ülke adına, onun çıkarına ne
yapıyorsa, yanında oluyoruz; bunu hiç inkâr edemezsiniz, hiç inkâr
edemezsiniz!.. Yeter ki, devleti, gerçekten devleti yönetmek için yönetin;
yoksa, belirli dünya görüşlerinin belirli noktalara egemen olması için değil.
Toplumla inatlaşma olmaz, toplumla çekişme olmaz, toplumda gerginlik yaratılmaz.
İktidarın görevi, temsil ettiği toplumun huzurudur, refahıdır; onu ekonomik,
siyasal ve toplumsal açıdan, sosyal açıdan belli bir noktaya taşımaktır; onun
uygarlık düzeyini, ekonomik düzeyini yükseltmektir. Bunun da yolu nereden geçer
biliyor musunuz; toplumu gererek değil, toplumu kucaklayarak, toplumla
uzlaşarak. Anayasal kuruluşlarla kavga ederek bir yere varılmaz. Sizin göreviniz
bu değil, iktidarın görevi bu değil. İktidarın görevi, huzuru sağlamak;
iktidarın görevi, uzlaşmak, kucaklamak, herkese eşit bakmak. "Benim çoğunluğum
var" demekle olmaz, "ben bunu getiriyorum; bunu yiyeceksin" demekle olmaz;
"muhalefet ne diyor" demekle olur, "bir de onun görüşünü alalım" demekle olur.
Bir tasarı getiriyorsunuz; işte "10 000 öğrenci" diyorsunuz, "Kur'an kursları
yönetmeliği" diyorsunuz, "tezkere" diyorsunuz, "Kıbrıs" diyorsunuz, çeşitli
konularda görüşler geliyor. Ee, peki, toplumun bütün kesimleri bu konuda ne
düşünüyor acaba? Bu konuda, böyle, biraz duyarlı, dikkatli, devlet yönetimine
uygun, kucaklayıcı, hoşgörülü bir anlayışla yaklaşırsanız, sorunları çözersiniz.
Biz burada bunları
söylerken, size karşı "aman efendim bunlarla olmaz" değil, "eğer bunlar olursa
çok daha iyi olur" diyoruz. Niye birtakım sorunlar hiç gereği yokken tartışmaya
açılıyor; hiç gereği yokken birtakım konular gündeme getiriliyor; toplumun
hassas olduğu konularda özellikle gerginliğe yol açacak değiştirmeler,
düzenlemeler bu Meclisin önüne getiriliyor; gerek yok. Çoğunluğunuz var. Bu ülke
de, size, tam yetkiyi vermiş. Muhalefeti de kucaklayın, toplumu da kucaklayın.
İnsanların hassas olduğu konularda dikkatli olun; biz de yardım edelim,
ediyoruz. Bakın, gizliliği kaldırın diyorsunuz, kaldırıyoruz. Biz de sizden rica
ediyoruz; şu dokunulmazlığı bir kaldırıverin, fazla bir şey yok. Gizliliği
kaldıracaksak, böyle olacak.
Değerli arkadaşlarım,
iktidarların görevi, uzlaşarak sorunları çözmektir, kucaklayarak sorunları
çözmektir. Bakın, iktidar, mevcut sorunu çözecek; bizimle birlikte çözecek,
toplumla birlikte çözecek.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Ercenk, konuşmanızı toparlar mısınız.
Buyurun.
TUNCAY ERCENK
(Devamla) - Biraz önce belirtmiş olduğum sorunları çözecek olan iktidar, sorunun
tarafı olmaz. Sorunun tarafı oldunuz mu, sorunu çözemezsiniz. Sorunu çözmekle
görevli ve yetkili olanlar, sorunun tarafı olmaz; sorunu çözer. Yani, biraz
önce, Sayın Erdöl, konuşmasında "adam gibi Başbakan" dedi, doğru; "Başbakan gibi
adam" dedi, doğru; ama, bu devleti de adam gibi yönetmek lazım.
Hepinize sevgiler,
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Ercenk.
43
Tasarının tümü
üzerinde, AK Parti Grubu adına Adana Milletvekili Ayhan Zeynep Tekin; buyurun.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
AYHAN ZEYNEP TEKİN (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî
Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun bazı
maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki yasa tasarısı konusunda AK Parti Grubunun
görüşlerini Yüce Kurulunuza sunmak üzere huzurunuzda bulunuyorum; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Asıl konuya geçmeden
önce, CHP'li milletvekili arkadaşlarımdan öğrendiğim kadarıyla, hiç alakasız
bazı konulara girmek istiyorum "Başbakana güvenmemek" gibi... Yani, bu, akıl
kârı değil; değil Türkiye'nin, dünyanın güvendiği bir lidere, bizim güvenmememiz
gibi şanssızlığımız olabilir mi?! Dünyanın güvendiği bir lider diyorum.
Bir de, her çıkan
arkadaş, temcit pilavı gibi, dokunulmazlıktan bahsediyor; maddelerin arkasına
sığınarak, yürütme maddesinde bile. Oy miktarını her defasında söylememe gerek
yok ki, her hafta sonu Adana'ya gidiyorum; ben kulaklarıma mı inanayım size mi
inanayım; "helal olsun size, oylarımız helal olsun" diyen vatandaşlara mı
güveneyim. Lütfen, bu gerçekleri görelim. Hemşerim, ağabeyim, hocam Sayın Özdil
de bizim yöremizde bu lafları çok duyanlardan biridir; bunu çok iyi biliyorum.
Hani önceleri derlerdi ya "ellerim kırılsaydı da oy vermeseydim." Şimdi "28 Mart
bir gelse de, biz de oylarımızı size versek" diyorlar; biliyor musunuz. (AK
Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) O müjdeli günü bekliyorlar, CHP'li
sayın milletvekili arkadaşlarım.
Hakikaten, hepsi tek
tek birbirinden değerli milletvekili arkadaşlarımı ben de çok seviyorum.
Nedense, bu kürsünün başına geldiklerinde, çok farklı şeyler söylüyorlar.
Lütfen, bunları söylemekten vazgeçelim de, bize "bilgisiz" demekten vazgeçin de;
bilgili ve cesur olduğumuz için bizi buraya taşıyan vatandaşlara -bize değil,
onlara- hür iradesiyle bizi buraya taşıyanlara hakaret etmekten vazgeçin. Bu
kürsüden, özellikle bu konu için, ben, vatandaşlar adına, sizden söz istiyorum.
Ben Adana'ya
gittiğimde, diğer bir arkadaşım Samsun'a gittiğinde, diğer bir arkadaşım
Gaziantep'e gittiğinde, diğer bir arkadaşım Konya'ya gittiğinde, inanın,
hepimizi aynı şekilde kucaklıyorlar "ne zaman geleceksiniz, sizi özledik"
diyorlar. Kaldı ki, son zamanlarda, biz, birçok dükkânın vitrininde "buraya
milletvekilleri giremez" birçok taksinin üzerinde "milletvekili binemez"
yazılarıyla karşılaşmıştık; hamdolsun Rabbimize, bize bugünleri gösterdi.
Gelin, siz de, ülke
yönetimi için yola çıkmış bu kardeşlerinizi destekleyin; çünkü, sizler de çok
değerli insanlarsınız. Birlik ve beraberlik içerisinde hareket edelim derken,
arkasından, hukuku bilmezliğimizi söylüyorsunuz, dokunulmazlığı söylüyorsunuz;
yeter artık, bunları birbirimize söylemeyelim. Ben, yeni bir milletvekiliyim,
böyle olmak istemiyorum; sizi de böyle görmek istemiyorum. Teşekkür ederim. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
Şimdi, asıl konuya,
sizden daha çabuk geliyorum. Görüştüğümüz tasarı, Türk mevzuatının Avrupa
Birliği müktesebatına uyumu çerçevesinde çıkarmakta olduğumuz çok sayıda yasadan
biridir; fakat, biz, bu tasarıyı, sadece -biraz önce sayın milletvekilimizin de
söylediği gibi- Avrupa Birliği müktesebatına uyumun bir gereği olarak değil,
aynı zamanda, partimizin devlet anlayışının gereği olarak görüyoruz. Partimizin
devlet anlayışı, insan ekseni etrafında şekillenmektedir. Devlet, o devleti
oluşturan vatandaşlarına hizmet için vardır.
Gizlilik konusunda
ise, AK Partinin görüşü şudur: Kamu güvenliği veya kişinin özel hayatının
mahremiyetinin korunması gibi nedenlerle, bazı bilgi ve işlemlerin gizli
tutulması, pek tabiî ki gerekebilir. Partimiz, bu gizliliğe uyulmasında azamî
itinanın gösterilmesi gerektiğine inanmaktadır ve aldığı önlemler de bu
yöndedir. Örneğin, Millî Güvenlik Kurulu Yasasının 19 uncu maddesinde yapılan
değişiklik, bu amaçla gerçekleştirilmiştir. Söz konusu 19 uncu madde,
hatırladığımız kadarıyla şöyleydi: "Bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları ile
özel hukuk tüzelkişileri, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğine gerekli
olan, açık ve her derecede gizli bilgi ve belgeleri, sürekli veya istenildiğinde
vermek zorundadırlar." Bu hüküm yürürlükten kaldırılmıştır. Bu sayede, özel
hukuk tüzelkişileri açısından Anayasanın 20 nci maddesinde öngörülen özel
hayatın gizliliği ve 22 nci maddesinde düzenlenen haberleşme hürriyetinin
gereklerine uyum sağlanmıştır; ancak, gizliliğin kapsamını çok geniş tutup olur
olmaz her işi kamu güvenliğini ve çıkarını zedeler nitelikte gören yaklaşıma da
karşıyız. Devletin vatandaşlarına hizmet yolunda yaptıklarını vatandaştan
saklamanın bir mantığı yoktur, bunu sizler de takdir edersiniz. Vatandaş,
devletin kendisine hizmet yolunda yaptıklarını bilmeli, onları izleyebilmeli,
ödediği verginin doğru yere harcanıp harcanmadığı hakkında kanaat edinmeli ve bu
kanaatini yasaların belirlediği çerçeve içinde açıklayabilmelidir. Vatandaşa
"senin için en doğru olanı ben bilirim ve ben uygularım" diyen devlet anlayışı,
partimizin felsefesine uygun düşmemektedir.
Bugün görüştüğümüz
yasa tasarısı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin işlevlerinin yeniden
tanımlanması yönündeki çalışmalarımızın devamı niteliğindedir. Hatırlayacağınız
üzere, bu alandaki ilk adım, Anayasanın 118 inci maddesi değiştirilmek suretiyle
atılmıştı. 2001 yılında yapılan bu değişiklikle, Millî Güvenlik Kurulunun
danışma organı niteliği yeniden tanımlanmıştı. Daha sonra, 30 Temmuz 2003
tarihinde yapılan bir yasa değişikliğiyle de, Anayasamızdaki bu değişiklik
yasalarımıza yansıtılmıştır. Yani, Millî Güvenlik Kurulunun ve Millî Güvenlik
Kurulu Genel Sekreterliğinin görevleri ve işleyişi Anayasanın 118 inci
maddesiyle uyumlu hale getirilmiştir. Böylelikle, Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliğine icraî görev ve yetkiler veren hükümler kaldırılmıştır. Şu anda,
Genel Sekreterliğin yapısı, görevleri ve işleyişi, Millî Güvenlik Kurulunun
Anayasada belirtilen danışma organı niteliğiyle uyumlu hale getirilmiştir. Söz
konusu kanunun 15 inci maddesinde yapılan değişiklikle de Millî Güvenlik Kurulu
genel sekreterlerinin atanması usulü yeniden düzenlenmiş ve Genel Sekreterlik
makamına atamanın Başbakanın teklifi ve Cumhurbaşkanının onayıyla yapılması
usulü getirilmiştir. Genelkurmay Başkanının olumlu görüşünün alınması uygulaması
ise, bu
44
atamanın Türk Silahlı
Kuvvetleri mensupları arasında yapılması durumuna inhisar ettirilmiştir. Bununla
güdülen amaç, yürütme erkinin işlevselliğidir.
Diğer taraftan, kamu
kurum ve kuruluşlarında açıklık ve şeffaflık ilkelerinin egemen kılınması, temel
hak ve hürriyetlerin kullanılması açısından önem arz etmektedir. Nitekim,
demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık
ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmaları amacıyla
bundan kısa bir süre önce "Bilgi Edinme Kanunu" adıyla bir kanun çıkarılmış
olduğunu hatırlayacaksınız.
Bu mülahazalarla
hazırlanan ve şu anda önümüzde bulunan tasarıyla, Millî Güvenlik Kurulu ve Millî
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun gizlilik öngören bazı hükümlerinin
yürürlükten kaldırılması amaçlanmaktadır. Yasa, yürürlük maddeleri dışında tek
maddeden oluşmaktadır. Bu maddeyle, Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik
Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun 3 ayrı maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Birinci değişiklik,
anılan yasanın 16 ncı maddesinin son fıkrasını yürürlükten kaldırmaktadır. Söz
konusu fıkra şöyleydi: "Atamalar Resmî Gazetede yayımlanmaz." Partimiz, bu
hükmün demokratik bir toplumda geçerli olması gereken açıklık ilkesine aykırı
olduğu görüşündedir ve bu nedenle söz konusu hükmün kaldırılmasını
desteklemektedir.
İkinci değişiklik,
yasanın 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında geçen "gizli olup" ibaresinin
yürürlükten kaldırılmasını öngörmektedir. Bu ibarenin yer aldığı cümlenin tamamı
şöyledir: "Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin kadroları gizli olup
genel hükümlere göre tespit edilen ekgöstergeleriyle birlikte Genel Sekreterin
teklifi ve Başbakanın onayıyla ihdas edilir veya kaldırılır." Yapılan
değişiklikle, Millî Güvenlik Kurulu kadrolarının gizli kadrolar olma niteliği
ortadan kaldırılmış olmaktadır.
Üçüncü değişiklik,
Yasanın 21 inci maddesindeki "<> gizlilik dereceli" ibaresinin yürürlükten
kaldırılmasını öngörmektedir. Bu ibarenin yer aldığı cümlenin tamamı da
şöyledir: "Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin esaslar <> gizlilik dereceli
bir yönetmelikle düzenlenir." Yapılan değişiklikle, yönetmeliğin <>
gizlilik derecesinde olması kuralı kaldırılmış olmaktadır.
Bu maddelerde ele
alınan işlemlerin kamuoyundan gizli tutulmasının gerekliliği olmadığı kanısında
olduğumuz için bu değişiklikleri de destekliyoruz.
Yaptığımız Anayasa ve
yasa değişiklikleriyle, bir yandan, Türk toplumu daha açık ve az yasakçı bir
toplum olma yolunda bir merhale daha katetmiş olmakta; öte yandan da, Avrupa
Birliği müktesebatına uyum amacıyla hazırlamış olduğumuz Ulusal Programımızın
gereklerinin yerine getirilmesini öngörmektedir. Bu amaçla sevk edilmiş olan bu
yasa tasarısına AK Parti Grubu olumlu oy verecektir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; daha iyi günlerde, daha iyi yasalarda buluşmak dileğiyle,
hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Tekin.
Tasarının tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Tasarının maddelerine
geçilmesini...
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) - Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN - Arayacağım
Sayın Anadol.
Tasarının maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.
Tasarının maddelerine
geçilmesini kabul edenler...
Sayın
milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur.
Birleşime saat
20.20'ye kadar ara veriyorum.
Kapanma Saati : 19.52
45
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati : 20.20
BAŞKAN : Başkanvekili
Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER : Ahmet
KÜÇÜK (Çanakkale), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)
BAŞKAN - 26 ncı
Birleşimin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
299 sıra sayılı Kanun
tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
(Devam)
4. - Millî Güvenlik
Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun Bazı Hükümlerinin
Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve
Anayasa Komisyonları Raporları (1/703) (S. Sayısı : 299) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Tasarının maddelerine
geçilmesinin oylamasını tekrarlayacağım ve karar yetersayısı arayacağım.
Tasarının maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar
yetersayısı vardır, tasarının maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
MİLLÎ GÜVENLİK KURULU
VE MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ KANUNUNUN BAZI HÜKÜMLERİNİN
YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILMASINA DAİR KANUN TASARISI
MADDE 1. - 9.11.1983
tarihli ve 2945 sayılı Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği Kanununun 16 ncı maddesinin son fıkrası, 17 nci maddesinin ikinci
fıkrasında geçen "gizli olup", ibaresi ve 21 inci maddesinin birinci fıkrasında
geçen <> gizlilik dereceli" ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.
BAŞKAN - Madde
üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 2.- Bu Kanun
yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Madde
üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 3.- Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Tasarının tümünü
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Tasarı kabul edilmiş
ve kanunlaşmıştır.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, bir teşekkür
konuşması yapmak istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği
Kanununun Bazı Hükümlerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Tasarısının
müzakerisini tamamladık ve bu değişikliği, oylarınızla kabul etmiş oldunuz.
Türkiye'de,
yönetilenlerin, yönetenlerin her türlü eylem ve işlemlerinden haberdar olması,
şeffaflaşma açısından ve hesap verebilirlik açısından önemli bir adımdır. Tek
maddelik de olsa, yapılmış olan bu düzenlemenin, demokratik standartlarımızın
yükseltilmesi bakımından ne kadar önemli olduğunun altını çizmek istiyorum. Bu
tasarının yasalaşmasına Anamuhalefet Partisi de -Cumhuriyet Halk Partisi- destek
vermiştir. Hükümetim adına, her iki Gruba da teşekkür ediyorum.
Ancak, Sayın Ercenk,
Grubu adına yapmış olduğu konuşmada "bu yetmez, İçtüzüğün 105 inci maddesinin
son fıkrası da kaldırılsın" diye bir temennide bulundular, hatta, bunun
kaldırılması konusunda bizim istekli olmadığımız anlamına gelen bir
değerlendirme de yaptılar. İçtüzüğün 105 inci maddesinin son fıkrası, ticarî
sırlarla ilgili bir fıkradır.
Bizim, AK Parti
olarak, İçtüzükte yapmayı düşündüğümüz değişikliklerle ilgili hazırladığımız
taslakta, 105 inci maddenin son fıkrasının kaldırılmasıyla ilgili, zaten, bir
düzenleme var. Hatta, ben, İçtüzük değişikliğiyle ilgili yapılmış olan
çalışmalar içerisinde bizzat yer almış ve Grup Başkanvekilimiz Sayın Kapusuz'a
vermiştim, Sayın Kapusuz da Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekillerine
vermişti, biz, İçtüzükte, şöyle şöyle değişiklikler istiyoruz diye. Bu konuda,
bizim, Parti olarak, herhangi bir
46
duraksamamız söz
konusu değildir. Kuşkusuz daha başka adımlar da atılmalıdır. Şu anda, Adalet
Bakanlığı "gizlilik" ve "sır" kavramını açıklayan, buna açıklık getiren ve diğer
yasalarda da buna benzer gizlilik ihtiva eden birtakım yasakları kaldırıcı bir
çalışma yapmaktadır; önümüzdeki günlerde Bakanlar Kuruluna gelecektir, süratle
de Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edeceğiz. Böylece, açıklık, şeffaflık ve
yöneticilerin hesap verebilirliği açısından, inanıyorum ki, ciddî bir çalışma
yapmış ve önemli bir adımı da atmış olacağız.
Şu dönemde, AK Parti
İktidarının işbaşında bulunduğu dönemde, şeffaflaşma ve açıklık bakımından ciddî
adımlar atılmıştır; bunu yok sayamazsınız. İşte, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu
Tasarısı burada görüşüldü, yürürlüğe girdi ve vatandaşlarımız, kamunun her türlü
tasarrufuyla ilgili belge ve bilgi isteme hakkını elde etti; bazı istisnalar
dışında. O bakımdan, biz, mutlaka, Türkiye'de açıklık, şeffaflık açısından
üzerimize düşenleri en iyi şekilde yerine getirmenin kararlılığı içerisindeyiz.
Bundan sonra, önünüze bu doğrultuda yasalar da gelecektir.
Ancak, çok sık
olarak, dokunulmazlık konusu, yani, Anayasanın 83 üncü maddesinde yeni bir
düzenleme yapma arzusu özellikle Anamuhalefet Partisi sözcüleri tarafından
burada dile getirilmektedir. Evet, 83 üncü madde yeniden gözden geçirilmeli ve
düzenlenmelidir, 100 üncü madde de yeniden gözden geçirilmelidir; ancak,
geçtiğimiz dönemde -ben, hem 20 nci hem 21 inci Dönemde bu Parlamentoda
bulundum- bu Parlamentonun yapmış olduğu en hayırlı çalışmalardan biri Uzlaşma
Komisyonunun yapmış olduğu çalışmalardır. Nitekim, 3 Ekim 2001 tarihinde
Anayasanın 34 maddesinde değişiklik yapılırken, o komisyonun hazırladığı metin
burada esas alınmıştır. Orada, Anayasanın 83 üncü maddesi de vardı ve madde
83'te değişiklik de yapılmıştı. O komisyonda ben de bulunmuştum. Ancak, bu
madde, burada, gizli oylamada yeterli oy alamamıştı ve paketten düşmüştü.
Uzlaşma Komisyonunun
yeniden kurulması, bu Parlamento döneminde de gündeme geldi. Meclis
Başkanvekillerimizden Sayın Alptekin, bu komisyonun başkanı olarak Sayın Meclis
Başkanımız tarafından tayin edildi. AK Parti Grubu, bu komisyona temsilcisini
gönderdi. Şimdi, biz, Anamuhalefet Partisi olan Cumhuriyet Halk Partisinden,
Uzlaşma Komisyonuna bir an önce temsilcisini vermesini bekliyoruz ki, Anayasanın
83 üncü ve 100 üncü maddelerinin de içerisinde bulunduğu bir anayasa değişikliği
paketini hazırlayalım ve buraya getirelim. Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarıma
istirham ediyorum; bu Uzlaşma Komisyonuna şu ana kadar, benim bildiğim
kadarıyla, üye verilmedi; bu üyenizi verin. Burada, Anayasanın, hem 83 üncü hem
de 100 üncü maddelerini yeniden gözden geçirelim ve dokunulmazlıkla ilgili
konuşmayalım, iş yapalım, bunu da istismar etmeyelim. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Kaldı ki, bu konu sürekli gündeme geldikçe, bizi dinleyenler, yahu, bu
Parlamento, herhalde, suçlularla dolu diye düşünüyor.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Herhalde biraz öyle...
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Yahu, bakın, geçtiğimiz dönemde
bu Parlamentoda olup da şimdi olmayan 500 milletvekili var; bana söyler misiniz
allahaşkına, kaçı cezaevindedir, kaçı yargılanıyor? Bu Parlamentoya ve
milletvekilliği müessesine de, lütfen, bu kadar gölge düşürmeyelim. Siyasî
nedenlerle, siyasî gerekçelerle şu Parlamentonun saygınlığına lütfen gölge
düşürmeyelim.
Ben sordum; şu anda
da, sanıyorum, 106, 107 tane dokunulmazlık dosyası var. Bunların suçları nedir
dedim; büyük bir çoğunluğu, seçim suçları; 240 -hukukçu arkadaşlar bilirler,
birçoğunuz kamu kuruluşlarında görev yaparak geldiniz- 241, anahtar maddedir,
her şeye uyar. O bakımdan, tabiî ki, bunların süratle karma komisyonda
görüşülmesi; ya dönem sonuna ertelenir ya dokunulmazlığın kaldırılmasına karar
verilir. Bu konuyla ilgili de karma komisyon, üzerine düşeni kuşkusuz
yapacaktır; ama, bu konu, istismar edilecek bir konu değildir.
Gelin, 83 üncü
maddeyle ilgili, 100 üncü maddeyle ilgili ne varsa... Biz, bu konuda bir çalışma
da yaptık. Ben iyi biliyorum ki, grup başkanvekili arkadaşlarımız, 83 üncü
maddede, 100 üncü maddede ne değişiklik yapacağımızı kâğıda döktü ve Cumhuriyet
Halk Partisi Grubuna verdi. Gelin, şu Uzlaşma Komisyonunu yeniden harekete
geçirelim ve bu konuda adımlar atalım.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın
Bakanım, teşekkür ediyorum.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkanım, Sayın Bakan teşekkür konuşmasını oldukça farklı bir kapsamda
yaptı; ben, burada, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna cevap hakkı doğduğunu
düşünüyorum.
Takdirlerinize arz
ediyorum efendim.
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Koç. (CHP sıralarından alkışlar)
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce, Sayın Başkanın takdirini saygıyla
karşıladığımı ifade etmek istiyorum; kendisine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına çok teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanımız,
şimdi kabul edilen kanun tasarısıyla ilgili bir teşekkür konuşması yapmak için
söz aldılar. Teşekkür konuşmasının kapsamı çok farklı bir boyutta gelişti ve çok
farklı noktalara kadar ulaştı.
Ben, ifade etmek
istiyorum; Sayın Bakanın sözleri üzerine şunları söyleme ihtiyacı doğmuştur:
Değerli arkadaşlarım, bakın, bekleyen 100 küsur sayıdaki dokunulmazlık dosyası,
Anayasa ve Adalet Karma Komisyonunun daha önceki toplantısında, açık bir İçtüzük
ve Anayasa ihlali yorumu yaptırtabilecek bir şekilde, Sayın Komisyon Başkanı
tarafından engellenmiştir.
Bunların içerisindeki
suçların -Sayın Bakan haklıdır- bir kısmı seçim yasaklarına uymamak, memur
kadrosunda işçi çalıştırmaktır ya da Sayın Sefa Sirmen'le ilgili olarak, deprem
sonrasında doğan acil ihtiyaçlarda, İzmit Büyükşehir Belediyesinde birtakım
peyzaj ya da yeniden yapılandırma çalışmalarında, suç unsuru olabilecek birtakım
noktalardır. Diğer milletvekilleri için de benzer suçlamalar söz konusudur.
Bütün bunlar da dahil olmak üzere... Ama, Sayın Bakan, sadece seçim yasaklarına
-gün battıktan
47
sonra seçim
propagandası yapılması şeklindeki- değinerek, olayı, bence hafifletmek istiyor.
Bakın, burada ne gibi suçlar var: Burada zimmet var; burada evrakta tahrifat
var; burada, çok farklı boyutlarda kamu suçu olabilecek birtakım suçlamalar var.
Şimdi, bütün bunları
görmezden gelin; bütün bunları unutalım, geçelim noktasındalar.
BAŞKAN - Sayın Koç,
söz sataşma nedeniyle verilmiştir; toparlarsanız...
HALUK KOÇ (Devamla) -
Toparlıyorum Sayın Başkan, takdirinizi suiistimal etmeyeceğim.
Yalnız, şunu da ifade
etmek istiyorum: Bir başka savunma noktanız daha "efendim, Uzlaşma Komisyonu
var, Uzlaşma Komisyonuna Cumhuriyet Halk Partisi üye verse de bütün bunları
görüşsek..." Bu, çok sığ bir yaklaşım. Neden diyeceksiniz...
CAVİT TORUN
(Diyarbakır) - Hakikaten, neden üye vermiyorsunuz?!
HALUK KOÇ (Devamla) -
Bakın, çok partinin bulunduğu dönemde, bu parti grupları tarafından, anayasa
değişikliklerinin bir uzlaşma zemininde buluşturulması için Uzlaşma Komisyonuna
başvurulmuştur; bir İçtüzük hükmü değildir. Nitekim, 169 ve 170 inci maddeleri
içeren Orman Kanununda, sizler, allahaşkına, Uzlaşma Komisyonunu topladınız mı;
yoksa, direkt, dayatarak mı getirdiniz bu maddeleri?!
Değerli arkadaşlarım,
gerçekçi olun. Eğer, samimiyseniz... Biz, bıkmayacağız söylemekten.
Bakın, siz, acil
eylem planında, bir yılda kalkacak dediniz; artık, on yıl geçse de
kaldıramazsınız bu dokunulmazlıkları. Gerçekler ortada; acil eylem planı, artık,
acil mazeret bildirme planına dönüştü. Bunu, takdirlerinize sunuyorum.
Bir Sayın Bakanın,
buradaki teşekkür konuşmasını bu şekilde başka bir kapsama çekmesini de
yadırgadığımı ifade ediyorum.
Saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Koç.
Kamu Malî Yönetimi ve
Kontrol Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun müzakeresine
başlıyoruz.
5. - Kamu Malî
Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/692)
(S.Sayısı: 302) (X)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Komisyon raporu, 302
sıra sayısıyla bastırılıp, dağıtılmıştır.
Tasarının tümü
üzerinde, AK Parti Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Bülent Gedikli söz
istemiştir.
Buyurun Sayın
Gedikli. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 20
dakikadır.
AK PARTİ GRUBU ADINA
BÜLENT GEDİKLİ (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Malî
Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısı hakkında, AK Parti Grubunun görüşlerini
ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle vurgulamak
istediğim husus, bu tasarının kamu malî yönetimi tarihi açısından ne ifade
ettiğidir. Bu tasarı, harcama reformunun ilk ve esaslı ayağını teşkil ediyor.
Hepiniz biliyorsunuz, biz, daha önce, Meclis gündemine vergi reformunu almıştık
ve vergi reformunu da kamuoyuna üç aşamalı olarak takdim etmiştik. Öncelikle
malî milat kaldırılmıştı, arkasından Vergi Barışı Kanunu yürürlüğe girmişti ve
akabinde de, vergi reformuyla ilgili olarak, geleceğe dönük birtakım adımlar
atmaya başlamıştık ve bunların da önemli bir kısmı tamamlanmıştı. Şimdi,
önümüzde, vergi reformuyla ilgili birkaç adım daha var; bunların da ilki,
enflasyon muhasebesidir. Bu da, komisyonda görüşüldükten sonra Genel Kurula
gelecek.
(X) 302 S. Sayılı
Basmayazı tutanağa eklidir.
Vergi reformuyla
birlikte harcama reformundan bahsetmemin nedeni, mükelleflerin,
vatandaşlarımızın, vermiş oldukları vergilerin öncelikle nereye sarf edildiği
hakkında bilgi sahibi olmak istemesidir. Biliyorsunuz, devlet olarak, biz, vergi
topluyoruz. Vergiyi topladıktan sonra, kamu kurumları, bunları bir şekilde
kullanıyor, bu kaynakları birtakım yerlere sarf ediyor, bu harcamaları yapıyor.
Bu harcamalarla ilgili olarak vermiş oldukları bazı hesaplar var, yapılmış olan
bazı denetimler var. Bunların hepsini bir arada, birlikte ele aldığımız zaman,
daha önce, yürürlükte olan 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu -Genel Muhasebe
Kanunu- adı altında yürütülen, birtakım klasik malî işlemler ve uygulamalar
etrafında devam etmekte olan bir bütün söz konusuydu. Şimdi, bu tasarıyla
beraber, artık, çok önemli bazı değişiklikler gündeme geliyor. Zaten, onun için,
buna, harcama reformunun ilk adımıdır diyoruz.
Buradaki hedeflerden
bir tanesi de, bir zihniyet değişimini, kamu hizmetinin yapılmasındaki bir
anlayış değişikliğini de gündeme getirebilmektir. Burada yapılmak istenilen iş,
sadece, harcamaların sınıflandırılması, kamu kurumları itibariyle nereye sarf
edildiğinin belirlenmesi, bunların denetim usulleri değil; burada yapılmak
istenilen şey, kamu hizmeti verirken, kamu kurumlarında bir anlayış
değişikliğini nasıl oluşturabiliriz, daha kaliteli bir kamu hizmetini nasıl
verebiliriz, bu anlayışı oluşturabilecek düzenlemeleri yapmaktır. Bütün bu
anlayışı oluşturabilmek için, görüşmekte olduğumuz Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol
Kanunu Tasarısını gündeme getirmiş bulunuyoruz.
Bu tasarı, komisyona,
yani, Plan ve Bütçe Komisyonuna geldi, geneli hakkında görüşmeler yapıldı;
fakat, akabinde, altkomisyona sevk edilmesine karar verildi. 7 milletvekili
arkadaşımızın oluşturduğu altkomisyon tarafından -ki, başkanlığını da ben
48
yapmıştım- üç günlük,
geceli gündüzlü, son derece yoğun bir çalışma daha yürütüldü. Esasen, bu tasarı,
daha önce -birkaç yıl boyunca, sürekli olarak gündemdeydi- ele alındı, zaten,
belli bir noktaya gelmişti, olgunlaşmıştı; ancak, bu altkomisyon çalışmaları
sırasında biraz daha olgun hale getirildi. Orada yapılan çalışmalar dolayısıyla
-gerçekten de olağanüstü bir çaba olduğunu söyleyebilirim- iktidarıyla
muhalefetiyle, komisyonda görev alan bütün üye arkadaşlarımıza, ben, buradan,
teşekkür etmek istiyorum.
1050 sayılı Kanun,
1927 yılında çıkmış bir kanun. Bu kanun, neredeyse, cumhuriyetle yaşıt bir
kanun, gerçekte de, son derece iyi dizayn edilmiş bir kanun ve yürürlükte olduğu
dönem boyunca da, aslında, ihtiyaçlara cevap verebilmiş bir kanun; ancak, hem
dünyada hem Türkiye'de meydana gelen bazı değişiklikler -malî yönetim
anlayışındaki değişiklikler, yönetim anlayışındaki değişiklikler- artık, bu
kanunla devam edemeyeceğimizi de ortaya koymuştu; dolayısıyla, 1050 sayılı
Kanunda bazı eksiklikler, yetersizlikler meydana gelmeye başlamıştı. Ben,
bunlardan birkaçına değinmek istiyorum.
Biliyorsunuz,
özellikle, beş yıllık plan, yıllık program ve bütçe arasındaki ilişkilerde
kopukluklar söz konusuydu; yani, plan hedefleri ile program hedefleri, bütçe
hedefleri arasında tutarsızlıklar söz konusu olabiliyordu. Bu, bir yetersizlik
teşkil ediyordu, gerekli ve yeterli bir bağ kurulamıyordu.
Bir başka husus;
bütçe kapsamları son derece dar bir hale gelmişti, hatta parçalanmış bir bütçe
yapısı söz konusu idi. İşte, genel bütçeli kuruluşlar dediğimiz kuruluşlar ayrı,
fonlar ayrı, dönersermaye işletmeleri ayrı, bağımsız bütçeli kuruluşlar ayrı,
her biri ayrı ayrı ve dağınık bir durumdaydı; dolayısıyla, bu da, bütçenin
hazırlanması ve uygulanması bakımından birçok yetersizlikler gösteriyordu.
Yine, orta ve uzun
vadeli bir hedef anlayışı söz konusu değildi. Muhasebe ve bütçe kodlamasında
yetersizlikler söz konusu idi. Kayıtdışı bütçe işlemleri fazlasıyla söz konusu
olmaya başlamıştı. Bunu Sayıştay'ın hazırlamış olduğu raporlarda görmek
mümkündü; âdeta bütçe içerisinde yürütülen işlemler yanında, bütçe dışında,
kayıtdışı olarak yürütülen birçok işlem de söz konusuydu, ki, bunun miktarları,
bazen, bütçenin boyutlarını da bulabiliyordu. Bunlar Sayıştay raporlarında yer
alan hususlar.
Yine, bizim
göremediğimiz bir şey daha vardı; o da, yapılan işlerin derecesi, gerçekleşme
durumu hakkındaki bilgi. Bunu da görme imkânı, bu kanun çerçevesinde söz konusu
değildi. Dolayısıyla, bu yetersizliği giderecek tarzda, yeni bir kamu malî
yönetimi anlayışının, yeni bir malî yönetim zihniyetinin ortaya mutlaka
konulması gerekiyordu. Bu tasarıyla da, aslında, yapılmak istenilen husus budur.
Peki, bu tasarı ne
getiriyor, nasıl bir yeni anlayış sağlıyor, kamuda verimliliği artıracak ne gibi
hususlar içeriyor; bu konu üzerinde bir miktar durmak istiyorum. Bugüne kadar,
kamu yönetiminde, aslında, veri üretiliyordu; ama, bilgi üretilmiyordu; yani,
sadece, birtakım istatistiklerin ortaya konulması, bazı verilerin ortaya
konulması, bilgi anlamına gelmiyor. Bir kamu hizmetinin, kamu idaresinin mutlaka
bilgi de üretmesi gerekiyor, ki, bunu yapabilecek bir anlayış getiriyor bu kanun
tasarısı.
Bu kanun tasarısının
getirdiği bir başka husus; artık, girdi odaklı değil de, sonuç odaklı bir hizmet
anlayışı söz konusu. Burada kastetmek istediğim şey şu: Bugüne kadarki bütçe
anlayışında geçerli olan husus şuydu: Biz, kamu idaresine, kamu kurumuna belli
bir miktar parayı veriyoruz ödenek adı altında; diyoruz ki, bu 1 trilyon lirayla
işte şu şu şu işleri yap. Bu 1 trilyon lirayla da işte şunları şunları
alabilirsin, şu kadar personel kullanabilirsin, şu kadar malzeme
kullanabilirsin, şu kadar demirbaş kullanabilirsin, şu kadar taşıt
alabilirsin... Bütün bunları biz bütçe içerisinde tasnif ediyorduk ve ondan
sonra da bu ödenekler dahilinde işlem yapılmış mı yapılmamış mı, sadece bunları
inceliyorduk ki, buna uygunluk denetimi deniliyordu. Yani, bir anlamda, sadece,
kamu kurumlarının kullanmış oldukları girdileri sorgulayan bir bütçe anlayışı
vardı. Şimdi, bu tasarıyla, işte, artık, sadece bununla da yetinilmiyor; bunun
üzerine, bu girdilerle birlikte, sen ne ürettin, ortaya nasıl bir kamu hizmeti
koydun, ortaya konulan bu kamu hizmetinden vatandaş memnun kaldı mı?.. Bütün
bunların sorgulaması da artık yapılıyor. Yani, kamu idaresi olarak size teslim
ettiğimiz girdilerle, malzemeyle, taşıtla, personelle nasıl bir hizmet
ürettiniz?.. Bütün bunların sorgulamasını yapacak temel bir kanun tasarısı bu.
Bunu somut anlamda
şöyle ifade edebilirim: Karayollarını ele alalım örneğin. Karayolları, bu
tasarıyla beraber, bundan sonra, artık, hedeflerini ortaya koyacak; diyecek ki,
Ben, Türkiye'nin şu bölgelerinde şu türde yollar yapacağım ve şu kadar kilometre
yol yapacağım. Bütün bunları, başlangıçta, biraz sonra değineceğim stratejik
planlar çerçevesinde ortaya koyacak. Ondan sonra, yıl sonunda bütçe sorgulaması
yapılırken, bu kurumların bu hedeflerine ne ölçüde yaklaştıkları, bu hedeflerini
ne ölçüde gerçekleştirdikleri de artık Mecliste sorgulama konusu yapılacak. Bu
hedefler eğer yeterli ölçüde gerçekleşmemişse, bu hedeflere ulaşılamamışsa,
bunun sebepleri araştırılacak.
Tabiî, bir başka
husus da şudur: Her zaman hedeflere ulaşmış olmak, aslında, işin
neticelendirildiği anlamına gelmiyor. Diyelim ki, o hedeflere ulaşacak ölçüde
bir karayolu yapıldı; ancak, o üretilen yollardan vatandaş memnun kalmamışsa,
yağan ilk yağmurda bu yollar harap olmuşsa ve birçok tamir ve bakım giderine
ihtiyaç duyuyorsa, o zaman o yapılan işten de hiç kimse memnun kalmayacak
demektir. Dolayısıyla, bütün bunların sorgulamasının yapılabileceği bir anlayış,
sistem gündeme geliyor.
Bu, bir anlamda
şudur: Aslında, kamu yönetiminde bilginin, teknolojinin, yönetim anlayışıyla
uygulanması demek; çünkü, bundan sonra, artık, kalkınmanın, belki refahın
kaynağı olarak bilginin ve verimliliğin artırılması esas hedef olmalı. Yani,
bilgi ve verimliliğin artırılmasını, kamu yönetimine bunun uygulanmasını
sağlayacak temel bir anlayış söz konusu oluyor.
Bir başka husus da
şu: Kamuda, artık, harcanan her kuruşun izi takip edilebilecek. Vatandaş,
isterse sonuna kadar -toplanan vergilerden ne kadar para nereye harcanmış, bu
nereye gitmiş, yeterli bir şekilde harcanmış mı- bütün bunların izini takip
edebilecek ve bu sorgulanabilecek. Bu da, kanun tasarısının getirmiş olduğu
temel hususlardan bir tanesidir.
Kanun tasarısındaki
bir başka yaklaşımı da bu noktada özetlemek istiyorum; o da esnek yönetim ve
sıkı bir kontrol anlayışını getiriyor olması. Yani, artık, bir kamu idaresinde
yöneticiler daha esnek yönetim usullerine sahip olacak, parayı teslim aldıktan
49
sonra, ödeneği teslim
aldıktan sonra, orada, bunu eski yöntemlere göre daha kolay kullanabilecek;
ancak, bunların hesabını da, ilgili kurumlara, ilgili birimlere verecek. Bu
amaçla da birtakım müesseseler, yine bu kanun tasarısında oluşturuluyor.
Bu anlamda, kanun
tasarısının getirmiş olduğu yepyeni bazı kavramlar var, yepyeni bazı terimler
var, bunlardan da biraz bahsetmek istiyorum. Mesela, stratejik yönetim; bugüne
kadar pek kullanılmayan, özellikle kamu yönetiminde kullanılmayan terimlerdir.
Vizyon, misyon gibi kavramlar, orta vadeli malî program gibi kavramlar...
Bunlar, kanun tasarısının getirmiş olduğu yepyeni kavramlardır. Bunların üzerine
inşa edilen bir anlayış, bir kamu yönetimi zihniyeti söz konusudur.
Bu kanun tasarısı,
temel hedeflerinden birisi olarak malî disiplini amaçlıyor. Bu malî disiplini
sağlamak için de, ilk olarak, bütçenin kapsamını genişletiyor. Demin bahsetmiş
olduğum bütçelerdeki o dağınıklığı bir anlamda gideriyor ve bunu yaparkende,
esas itibariyle -kanuna ekli cetvellerden de görülmesi mümkün- 4 ayrı cetvel
düzenlenmesi söz konusu. Bu cetveller de tamamıyla yeni bütçe anlayışına, bütçe
sınıflandırmasına uygun bir anlayış. (I) sayılı cetvelde genel yönetim
kapsamındaki bütçeler yer alıyor, (II) sayılı cetvelde özel bütçeli kuruluşlar
yer alıyor, (III) sayılı cetvelde bağımsız, yani, düzenleyici ve denetleyici
kuruluşlar yer alıyor, (IV) sayılı cetvelde de sosyal güvenlik kurumları
dediğimiz kurumlar yer alıyor. Böylece, 4 cetvel altında değişik kurumların
bütçeleri tasnif edilmiş oluyor. Ancak, bunlardan sosyal güvenlik kurumlarının
ve mahallî idarelerin bütçeleri, Meclis tarafından tabiî ki, hazırlanıp
yürütülecek bütçeler değil; bunlarla ilgili sadece Yüce Meclisimize bilgi
sunulması söz konusu olacak, sadece tahminler sunulacak. İlk 3 cetvelle ilgili
bazı düzenlemeler, Mecliste yürütülecek müzakereler söz konusu olacak.
Yine, bu kapsamda
birçok dönersermaye işletmesi, birçok fon, da artık genel bütçe kapsamına
alınıyor, bunların da tasfiyesi söz konusu. Biliyorsunuz, yıllarca şikâyet
edilmiş konulardan birisidir bu da. Bunlar da, artık, belli bir süre içerisinde,
belli bir takvim dahilinde tasfiyeye tabi tutuluyor.
Malî disiplini
sağlama anlamında, yine, bütçe hazırlık süreci daha etkin hale
getiriliyor.Takvim, önceki duruma göre daha öne çekiliyor, hazırlıklar çok daha
erken başlayacak artık ve kurumlararası işbirliği ve koordinasyonu sağlama
anlamında yeni düzenlemeler yapılıyor. Plan, program ve bütçe arasındaki
ilişkiler de burada daha sağlam bir şekilde kuruluyor.
Yine, malî disiplini
sağlama anlamında ödeneküstü harcamalar ve kamu zararı durumunda müeyyideler söz
konusu olacak. Yani, yıllarca, biliyorsunuz, ödeneküstü harcamalar söz konusu
oldu, Mecliste sürekli olarak ekbütçeler gündeme geldi, hatta, tamamlayıcı
bütçeler gündeme geldi, hedefler ile gerçekleşmeler arasında çok büyük sapmalar
oldu. Bazen, yılbaşında 100 birimlik bir bütçe hazırladık -geçmiş yılları
kastediyorum- ama, 140 - 150 birimlik bütçelerle yılı tamamladık. Böyle bir
ortamda da, malî disiplin olmadığı bir ortamda da ekonomik istikrar diye bir
kavram, herhalde, mümkün değil. Eğer ekonomik istikrarı hedefliyorsak, bu malî
disiplini mutlaka sağlamamız gerekiyor.
Yine, malî disiplini
sağlayacak şekilde denetim anlayışı, iç ve dışdenetim olmak üzere ikiye
ayrılıyor; yani, içdenetim, ilgili kamu idarelerinin kendi denetçileri eliyle
malî kontrol sistemlerini oluşturması ve bu sistemi sürekli sorgulamaları
anlamına geliyor. Dışdenetimi ise Sayıştay yürütecek. Bunu biz biraz da bağımsız
denetim olarak düşünüyoruz; çünkü, o kamu idareleri, yapmış oldukları
harcamaların hesabını, bir şekilde, kendilerine bağlı olmayan denetim
birimlerine de vermek durumundadır. Bu dışdenetimi de esas itibariyle Sayıştay
yürütecektir.
Bu tasarının temel
hedeflerinden ikincisi de, kurumların kendi hedeflerini artık bundan sonra
belirlemeleri ve harcama önceliklerini tespit etmeleri. Bunu da, aslında, demin
bahsettiğim bu yeni kavramlar etrafında izah etmemiz gerekirse, bundan sonra,
artık, "orta vadeli malî program", "orta vadeli malî plan" dediğimiz yepyeni
düzenlemeler gündeme geliyor. Program, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından,
orta vadeli malî plan da -ki, üç yıllık bir süreci içerecek bunlar- Maliye
Bakanlığı tarafından hazırlanacak ve her kurum, her kamu idaresi, bu orta vadeli
program çerçevesinde yıllık stratejik planını hazırlayacak, yıllık bütçesini
hazırlayacak.
Burada, stratejik
plandan kastedilen şey, o kurumların hedeflerini artık somut olarak, performans
göstergeleri dediğimiz yöntemlerle belirlemeleri ve bu çerçevede de
stratejilerini, o hizmet anlayışını ortaya koymaları, vizyonlarını ve
misyonlarını tanımlamaları anlamına geliyor.
Yine, bu kurumların
her biri bir ödenek tavanı belirleyecek ve bu ödenek tavanlarının aşılması da
mümkün olmayacak; bu çerçevede hizmet üretecek.
Bu tasarının üçüncü
bir temel hedefi, harcamaların daha etkin ve verimli yapılmasıdır. Bu amaçla da
kamu idarelerine önemli malî yetkiler devrediliyor. Bunlardan birkaç tane örnek
vermem gerekirse; mesela, kurumlar, bundan sonra, kendi kurum ödenekleri
arasındaki aktarmaları, yüzde 5'le sınırlı olmak üzere kendileri yapabilecekler.
Bu, eskiden Maliye Bakanlığının iznine tabiydi; yani, mevcut ödenekleri, yüzde
5'i aşmamak kaydıyla diğer ödeneklerle değiştirme imkânına, aktarma imkânına
kavuşuyorlar ki, bu, onlara malî yönetimde bir esneklik sağlayacaktır, hizmeti
daha etkin ve verimli üretmelerini sağlayacaktır.
Yine, içkontrol
sisteminin kurulması söz konusu olacak ve bir de bu kamu kurumları faaliyet
raporları üretecekler; yani, başlangıçta ortaya koymuş oldukları hedefleri ne
ölçüde gerçekleştirdiklerini gösteren, eğer gerçekleştirememişlerse bunun niçin
böyle olduğunu ortaya koyan bir faaliyet raporu hazırlayacaklar ve bu faaliyet
raporları da kamuoyuna ilan edilecek, duyurulacak. Dolayısıyla, burada aslında
bir bakıma bütün kamu kurumlarına âdeta bir projektör tutulması söz konusu
oluyor. Yani, bunu şöyle de tabir edebiliriz zannediyorum: Bundan sonra artık
sadece ormanı görmeyeceğiz, ağaçları da tek tek tanıyacağız, göreceğiz. O kamu
idarelerinde ne olduğu çok net bir şekilde görülecek ve orası bir bakıma malî
anlamda aydınlatılmış olacak; yani, paralar nereye harcanıyor ve nasıl bir
hizmet üretiliyor, görülecek.
Bu tasarının getirmiş
olduğu dördüncü bir hedef de şeffaflık ve hesap verme anlayışını sağlıyor
olması. Şeffaflık; burada daha önce değişik kanunlar vesilesiyle yapılmış olan
tartışmalarda da ortaya çıktı, sürekli olarak açıklıktan ve şeffaflıktan
bahsedildi. Esas itibariyle bu tasarı da bu anlayışı ortaya koyan bir yaklaşım
sergiliyor. Bu da esas itibariyle yine faaliyet raporlarının
50
kamuoyuna
duyurulması, Sayıştay tarafından incelenmesi ve değerlendirilmesi, daha sonra da
bir rapora bağlanması şeklinde yürütülecek.
Yine, bu kapsamda
olmak üzere malî istatistikler belli aralıklarla düzenli olarak yayımlanacak,
sürekli olarak kamuoyunun bu verileri izleme imkânı olacak ve burada, tabiî,
birtakım bilgiler özellikle üretilecek.
Yine, devlet borçları
ve Hazinenin vermiş olduğu garantiler kapsamlı olarak cetvellerde yer alacak ve
Meclis tarafından bunların görülmesi sağlanacak.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sözlerinizi
toparlar mısınız Sayın Gedikli.
Buyurun.
BÜLENT GEDİKLİ
(Devamla) - Yine, biliyorsunuz, kamu vakıfları ve dernekler tarafından, sürekli
olarak -zorunlu olarak aslında- toplanan bağış ve yardımlar söz konusuydu.
Artık, bu tasarı, bunları bitiriyor ve hatta, müeyyideler de getiriyor. Bu da
çok önemli bir yönüdür bu tasarının. Bundan sonra, zorunlu bir şekilde, kamu
hizmetiyle ilişki kurularak bir bağış ve yardım toplanması, artık, söz konusu
olmayacak.
Yine "vergi
harcamaları" dediğimiz, yani, vergi muafiyet ve istisnalarından kaynaklanan
birtakım durumlar var. Biliyorsunuz, vergilerden vazgeçtiğimiz zaman, bunun da
bir maliyeti var; yani, bir vergi muafiyetinin, bir vergi istisnasının bize
getirmiş olduğu bir yük var; bunu da ortaya koyacak cetveller söz konusu olacak;
hatta, bazı teşvik uygulamalarıyla ilgili tafsilatlı, ayrıntılı bilgilerin,
yine, bütçeye ekli cetvellerde yer alması sağlanacak. Dolayısıyla, kamu
kurumlarında yapılacak bütün harcamalar, vazgeçilen vergi gelirleri, bütünüyle
kamuoyu tarafından görülebilecek.
Bu kanun tasarısı,
tabiî, Genel Kurulda görüşülüp kabul edildiği takdirde, ikincil mevzuatın
hazırlanması söz konusu olacaktır. Bu kanun tasarısından sonra birçok rehberin,
bazı kılavuzların, bazı yönetmeliklerin çıkarılması gerekiyor. Bunların da,
aslında, çok önemli bir bölümünün altyapısı hazır vaziyette daha önce ilgili
kurumların yapmış olduğu çalışmalar sonucunda ve bundan sonra, artık, kamuda,
bir anlamda, kaliteye yolculuk başlamış olacak. Yani, bu tasarı, esas
itibariyle, kamuda kaliteye yapılan yolculuğun bir arka planı, bir tabanı gibi;
bunu böyle değerlendirebiliriz.
Ben, kanun
tasarısının geneli hakkında sizlere birtakım bilgiler aktardım. Bu kanun
tasarısının büyük bir mutabakatla buradan geçeceğini düşünüyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Gedikli.
Tasarının tümü
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, Trabzon Milletvekili
Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 20
dakikadır.
CHP GRUBU ADINA
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu
Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısı hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan
önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kamu Malî Yönetimi ve
Kontrol Kanunu Tasarısı, 1927 yılında çıkarılmış olan ve o yıldan bu yana,
yetmişaltı yıldır kamu malî sistemimizi yönetmekte olan, yönetiminin çerçevesini
çizmekte olan 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununu yürürlükten kaldırmaktadır.
Söz konusu kanun, 1927 yılında çıkmış olmakla birlikte, çok az sayıda
değişiklikle bugüne kadar gelmiştir. Dönemi için oldukça ileri bir anlayışı
yansıtmakla birlikte, bugün gelmiş olduğumuz noktada, bizim kamu malî yönetim
sistemimizin ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak kalmıştır. Kamu malî yönetim
sistemimizin bugünkü durumuna baktığımızda şu sorunları görüyoruz:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi, bütçe hakkını çok dar olarak kullanmaktadır. Halen, sadece genel ve
katma bütçe kanunu tasarıları ile bu idarelerin, yani, genel ve katma bütçeli
idarelerin kesinhesap kanunu tasarıları Türkiye Büyük Millet Meclisine
gelmektedir. Oysa, gerek bütçeden yardım alan gerekse yardım almasa bile, görmüş
olduğu kamu hizmeti itibariyle veya topladığı gelirler veya kullandığı fonlar
itibariyle kamu yanı ağırlıklı olan çok fazla sayıda kurum vardır. Bunlar,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetimi dışında kalmaktadır.
Yine, kamu malî
yönetimimiz uyumlu bir bütün halinde değildir. Malî yönetime ilişkin
sorumluluklar, çeşitli bakanlıklar ve kurumlar arasında parçalanmıştır,
dağılmıştır ve bu nedenle de, bütçenin gerçek sahibi şudur diyebileceğimiz bir
birim bulunmamaktadır. Yatırım bütçesini bir başka kurum yönlendirmektedir, cari
bütçeyi bir başka kurum yönlendirmektedir. Hatta, bütçenin transfer
harcamalarını bile bir başka kurum yönlendirebilmektedir.
Aynı şekilde,
saymanlık hizmetleri tek bir bakanlığın yönetimi altında değildir. Bütün
saymanlıklar Maliye Bakanlığının yönetimi altındayken, bazı saymanlıklarımız,
özellikle Hazine Müsteşarlığındaki saymanlıklarımız Maliye Bakanlığının yönetimi
altında değildir.
Harcama öncesi çok
katı bir kontrol sistemi vardır. Hakikaten, bıktırıcı denebilecek ölçüde ve
kurumların fon arayışına gitmesine neden olabilecek bir harcama öncesi kontrol
anlayışı vardır. Fonlar, bu nedenle doğmuştur ve malî disiplinsizliğin nedeni
51
olan bu fonları da,
Türkiye, 2000 yılından itibaren yavaş yavaş kaldırmaya başlamıştır. Maliye
Bakanlığı ile Sayıştayın harcama öncesi kontrol görevleri çok zaman
çakışmaktadır.
Yine, iç malî kontrol
sistemi, hukuka uygunluk denetimi yapmaktadır; yani "harcamalar, yasalara uygun
mudur, değil midir" bunun denetimini yapmaktadır. Bunun ötesinde yapılması
gereken, bu harcamalar karşılığında üretilmesi gereken hizmetler üretilmiş mi,
vatandaşın hizmetine sunulmuş mu ve bu hizmetler, gerçekten o kurumun kendisine
tahsis edilen ödenekler karşılığında üretilmesi gereken miktarda mı üretilmiştir
ve vatandaşlar bu hizmetlerden memnun mudur, mutlu mudur, bunu ölçebilecek,
yani, performansı ölçebilecek, değerlendirebilecek bir bütçe sistemi yoktur.
Yine, idarî sorumluluklar, açık bir şekilde tanımlanmış değildir.
Kamu malî yönetim
sistemimizin daha birçok sorununu saymak mümkün; ancak, temel sorunları ben
sizlere bu şekilde özetleyebilirim.
Bu sorunları gidermek
amacıyla ve kamu maliyesinde performansa dayalı, performansı ölçebilen bir bütçe
sistemini oluşturabilmek amacıyla 57 nci hükümet döneminde bir tasarı
hazırlanmış, "harcama reformu" adı altında hazırlanan bu tasarı 2002 yılında
Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilmiştir; ancak, genel seçimler nedeniyle,
anılan tasarının yasalaşma olanağı olmamıştır. 59 uncu hükümet, söz konusu
tasarıyı yeni baştan ele alarak, birtakım düzenlemeler ilave etmek ve anılan
eski tasarıdaki bazı hükümleri değiştirmek suretiyle, bugün görüşmekte olduğumuz
tasarıyı Türkiye Büyük Millet Meclisine getirmiştir.
57 nci hükümetin
"harcama reformu" adı altında giriştiği bu proje, bugünkü şekliyle temel bazı
konularda çok olumlu düzenlemeler getiriyor olmakla birlikte, gerçekte, reform
olma özelliğine maalesef sahip değildir. Biraz önce sözünü ettiğim sorunların
bir kısmını çözebiliyor, bir kısmına yeni bir anlayış getirebiliyor; ancak,
biraz sonra değineceğim bazı konularda çözüm getirme özelliğinden maalesef
yoksun kalmıştır.
Yapılan
değişiklikler, daha çok, kamu malî yönetim sistemimizin ihtiyaç duyduğu birtakım
düzenlemelerin yapılmasından öte, birtakım kişisel kaygılar veya kurumsal
çıkarları gözetme uğruna yapıldığı için, tasarının bazı önemli noktaları
maalesef zayıf kalmış, bunlar, kamu malî yönetiminde ileride sorun yaratabilecek
nitelikte olmuştur.
Sonuçta, bu tasarı,
çok temel bazı konularda olumlu düzenlemeler taşımakla birlikte, bazı konularda
da, yaşadığımız sorunları devam ettirecek bir özelliğe sahip olmuştur.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunun üç gün süren altkomisyon çalışmasında,
tasarıya, gerçekten, Cumhuriyet Halk Partisi olarak son derece olumlu katkılar
yapmaya çalıştık. Yine, Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri olarak, bu
tasarının reform özelliğine yaklaşabilmesi için, aynen altkomisyon çalışmaları
sırasında yapmış olduğumuz katkıyı komisyon çalışmaları sırasında da yapmaktan
kaçınmadık; bunları maddelerde hepiniz göreceksiniz.
Bu tasarının olumlu
düzenlemeleri nelerdir; birkaç noktasına değinmek istiyorum.
Bir kere, bütçenin
kapsamı genişletilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkına uygun
olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim alanına girecek harcamaların
büyüklüğü artırılmaktadır, bu büyüklük genişletilmektedir; bu, son derece doğru
bir yaklaşımdır.
Stratejik planlama ve
performansa dayalı bütçeleme sistemine geçilmektedir; bu da son derece
olumludur.
Kamuda muhasebe
birliği sağlanmaktadır.
Sayıştay denetiminin
kapsamı genişletilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkına uygun
olarak bütçenin kapsamı genişletilince, doğal olarak, Sayıştayın denetim kapsamı
da genişletilmektedir.
Yine, kamu malî
yönetiminde saydamlığı sağlayacak temel bazı düzenlemeler yapılmaktadır.
Tasarı, bu olumlu
yanları yanında, maalesef, biraz önce genel olarak sözünü ettiğim konularda
birtakım eksikliklere, olumsuzluklara sahiptir. Bunları, çok kısaca, sizlerin
dikkatlerine sunmak istiyorum.
Tasarı, uluslararası
ve Avrupa Birliği uygulamalarına aykırı olarak, fiilen yaratılan yatırım cari
bütçe ayırımını resmîleştirmekte, bütçenin sahipliği konusunda önemli riskleri
beraberinde getirmekte ve şu ana kadar yatırım cari bütçesinin kopuk olmasının
yarattığı malî disiplinsizliği sürdürücü düzenlemeler içermektedir.
Bütçe nakit ve
borçlanma yönetiminde bütünselliğin sağlanması için herhangi bir düzenleme
öngörülmemektedir.
Kamu malî yönetimi
konusundaki yetki dağınıklığı giderilmediğinden, tasarının getirdiği olumlu
müesseselerin başarı şansı da düşmektedir.
Taslakla, muhasebe
sistemi konusunda ikili yapının devamına izin verilmektedir. Genel bütçeye dahil
bütün saymanlıklar Maliye Bakanlığı tarafından yönetilirken, Hazine
Müsteşarlığına bağlı 3 saymanlık, yine anılan Müsteşarlığa bağlı kalmaya devam
etmektedir. Bu tür bir uygulama hiçbir ülkede bulunmadığı gibi, devlet muhasebe
sisteminin yönetiminde bugüne kadar yaşanan uyumsuzluğun sürmesine meydan
verilmektedir.
Oluşturulan bütçe ve
denetim sistemi, herhangi bir güvence mekanizmasına sahip değildir. Tasarıda,
Maliye Bakanına, oluşturulan malî yönetim ve iç kontrol sistemlerini gözetleme
sorumluluğu verilirken, bu sorumluluğun yerine getirilmesini sağlayacak gerçekçi
araçlara sahip olması önlenmektedir.
52
Tasarıyı Anayasa
yönünden değerlendirdiğimizde, şöyle bir durum ortaya çıkmaktadır: Hepinizin
bildiği gibi, bütçe gibi çok temel bir yasanın temel kuralları Anayasada
düzenlenmiştir. Yine, Anayasamıza göre, genel ve katma bütçeli idarelerin bütçe
kanun tasarıları, Türkiye Büyük Millet Meclisine, malî yılın başlamasından belli
bir süre önce gönderilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde bunlar görüşülmeye
başlanır. Anayasa, genel ve katma bütçeli idarelerin bütçelerinden söz
etmektedir; oysa, bu tasarıyla, katma bütçe uygulamasına son verilmektedir,
genel bütçenin yanında "özel bütçe" adı altında yeni bir bütçe türü
oluşturulmaktadır. Yine, Anayasada sözü edilen "merkezî idare" kavramıyla
bağlantılı olmaksızın, uluslararası sınıflamalardan hareketle, genel ve özel
bütçe kapsamındaki idarelerle, düzenleyici ve denetleyici kurumların
bütçelerinden oluşan bir merkezî yönetim bütçesi oluşturulmaktadır. Anılan bütçe
tanımları, bütçe tasnifleri uygundur. Bunlarda, malî yönetim açısından herhangi
bir sorun yoktur; ancak, doğru olan, bütçe gibi temel bir yasaya ilişkin
düzenlemelerin, bu düzenlemelerdeki değişikliklerin Anayasada yapılmasıdır. Bu
temel hükümlerin Anayasada da ifadesini bulması, son derece uygun olacaktır.
Yine, tasarının 5
inci maddesinin (e) bendiyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, bütçe hakkına
uygun olarak, kamu yatırım programının proje bazında dağılımını gösteren bir
taslağın bütçeyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesi söz
konusuydu; ancak, altkomisyon çalışmaları sırasında benimsenen bu hüküm, daha
sonra, komisyon çalışmaları sırasında tasarı metninden çıkarıldı. Biz, bu
düzenlemeyi de, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkının sapması olarak,
bütçe hakkından vazgeçmesi olarak değerlendiriyoruz. Böylesi önemli bir
belgenin, kamu yatırım projelerinden oluşan programın, ödenek bazındaki
dağılımını gösteren bu programın Türkiye Büyük Millet Meclisine bütçeyle beraber
sunulması son derece uygun olacaktır.
Yine, kamu malî
yönetim ve kontrol sisteminde, tasarı, üst yöneticilere odaklı bir sorumluluk
sistemi geliştirmiştir. Halen, 1050 sayılı Kanuna göre, muhasebe sistemine
dayalı bugünkü çerçevede sorumluluk tamamen bakanlara ait bulunmaktadır ve
Anayasamızın 112 nci maddesine göre de bakanlar, kendi bakanlıklarındaki bütün
işlemlerden dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı siyasî olarak
sorumludurlar. Anayasamız böylesi bir sorumluluk anlayışını çizmiştir; ancak, bu
tasarı bu anlayıştan bir miktar uzaklaşmıştır. Plan ve Bütçe Komisyonu
çalışmaları sırasında üst yöneticilerin sorumluluğu ile siyasîlerin, bakanların
sorumluluğunu paralel kılmaya yönelik, daha doğrusu üst yönetici sorumlu olduğu
halde bakanın sorumlu olmadığı bazı konuları da tasarıya yansıtmak suretiyle
Anayasayla önemli ölçüde paralellik sağlanmaya çalışılmışsa da tam bir
paralelliğin olduğunu söylemek mümkün değildir.
Yine tasarıda, biraz
önce geneli üzerinde konuşurken sözünü ettiğim bir konu vardı, Maliye
Bakanlığına tüm harcama sisteminin genel gözetim sorumluluğu verilirken, Maliye
Bakanının veya Maliye Bakanlığının bu sorumluluğu yerine getirecek gerekli
araçlara sahip olmadığını söylemiştim.
Tasarının ilgili
maddelerinde bu tip düzenlemeler var, bu amaca yönelik bazı düzenlemeler var;
ancak, bunların da yeterli olmadığı görülecektir.
Avrupa Birliği, özellikle bu konuda her aday ülkede veya her üye ülkede birtakım şartlar aramaktadır ve artık, yolsuzlukla mücadele ve